Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa Şayık
BOŞ KONULARA DALDIK, DOLU KONULARI UNUTTUK
Bazen düşünüyorum da biz ne hale geldik?
Sabah gözümüzü açıyoruz, telefon elimizde. Kim ne demiş, kim kiminle kavga etmiş, hangi ünlü ne yapmış, hangi futbolcu ne söylemiş…
Saatlerce bunları konuşuyoruz.
Ama memleketin gerçek meselelerine gelince üç dakika sonra sıkılıyoruz.
İşte benim asıl itirazım buna.
Çünkü bu ülkenin insanının konuşması gereken çok daha önemli meseleleri var.
Ekonomi…
Eğitim…
Adalet…
Üretim…
Tarım…
Gençlerin geleceği…
Emeklilerin geçim sıkıntısı…
Deprem…
Şehirlerin plansız büyümesi…
Ve en önemlisi, çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakacağımız.
Bunları konuşmamız gerekirken, gündemimiz her gün başka bir boş tartışmayla değişiyor.
Birileri bir şey söylüyor, herkes birbirine giriyor.
Ertesi gün başka bir konu çıkıyor, dünkü mesele unutuluyor.
Böyle böyle yıllar geçiyor.
Peki gerçek meseleler ne oluyor?
Olduğu yerde duruyor.
Enflasyon bir tweetle bitmiyor.
İşsizlik bir televizyon tartışmasıyla çözülmüyor.
Eğitim sistemi bir sloganla düzelmiyor.
Deprem riski sosyal medyada birkaç gün konuşulunca ortadan kalkmıyor.
Adalet, sadece adalet kelimesini çok kullanmakla sağlanmıyor.
Bunların hepsi ciddi mesele.
Ciddi meselelerin de ciddi şekilde konuşulması gerekiyor.
Ben siyaset yapılmasın demiyorum.
Tam tersine siyaset yapılsın.
Ama siyaset; birbirine laf yetiştirmek değil, milletin derdine çözüm üretmek olmalı.
İktidar da muhalefet de önce bunu düşünmeli.
Çünkü vatandaş artık kimin daha yüksek sesle konuştuğuna değil, kim neyi çözecek ona bakıyor.
Bir de sosyal medya meselesi var.
Bence çağımızın en büyük problemlerinden biri de bu.
Çünkü artık gündemi biz belirlemiyoruz.
Gündem bizi belirliyor.
Önümüze ne düşerse onu konuşuyoruz.
Beş dakika önce çok önemli olan konu, beş dakika sonra başka bir görüntünün altında kayboluyor.
Böyle bir ortamda insanın düşünmesi bile zorlaşıyor.
Çünkü düşünmek için sakinlik gerekir.
Oysa biz sürekli bir tartışmanın içindeyiz.
Sürekli bağırıyoruz.
Sürekli kızıyoruz.
Sürekli bir taraf seçiyoruz.
Ama çözüm konuşmuyoruz.
Ben artık şunu istiyorum:
Bir gün televizyonlarda ve sosyal medyada saatlerce “kim ne dedi” yerine, “Türkiye eğitimde ne yapmalı?” konuşulsun.
“Kim kime laf söyledi?” yerine, “Gençler neden geleceklerinden endişe ediyor?” konuşulsun.
“Kim kazanacak?” yerine, “Türkiye nasıl üretecek?” konuşulsun.
“Kim haklı?” kavgası yerine, “Adaleti nasıl daha güçlü hale getiririz?” konuşulsun.
İşte o zaman gerçekten memleket meselelerini konuşmuş oluruz.
Yoksa boş konuların içinde kaybolup gideriz.
Benim korkum da bu.
Boş şeyleri çok konuşan toplumlar, bir süre sonra önemli şeyleri konuşamaz hale gelir.
Bizim buna hakkımız yok.
Çünkü Türkiye’nin çok büyük bir potansiyeli var.
Gençleri var.
Girişimcisi var.
Çalışanı var.
Üreten insanı var.
Ama bütün bunları ortak bir akla, ortak bir hedefe ve ciddi bir çalışma anlayışına dönüştürmemiz gerekiyor.
Kavga ederek değil.
Birbirimizi küçümseyerek değil.
Her şeyi siyasetin kavgasına çevirerek hiç değil.
Artık biraz aklımızı başımıza alalım.
Boş konularla birbirimizi tüketmeyelim.
Dolu konuları konuşalım.
Çocuklarımızı konuşalım.
Geleceğimizi konuşalım.
Üretimi konuşalım.
Adaleti konuşalım.
Ahlakı konuşalım.
Devleti, milleti ve bu ülkenin yarınlarını konuşalım.
Çünkü bugün boş konuşarak geçirdiğimiz her saat, yarının hesabından düşüyor.
Ve unutmayalım:
Bir ülkeyi sadece yönetenler değil, o ülkenin neyi konuştuğu da şekillendirir.
O halde soruyu hepimiz kendimize soralım:
Biz gerçekten önemli olanı mı konuşuyoruz, yoksa önemli olanı konuşmamamız için önümüze konulanları mı?
Bence bugün üzerinde en çok düşünmemiz gereken mesele budur.