2026 Dünya Kupası'na büyük umutlarla gelen A Milli Takımımız, grup aşamasındaki ilk maçında Avustralya karşısında sahadan 2-0 mağlup ayrılarak bizlere hayal kırıklığı yaşattı. Elbette bir Dünya Kupası uzun bir maraton ve ilk maçın sonunda kimse gruptan çıkma umutlarını rafa kaldırmamalı. Ancak bu mağlubiyetten gerekli derslerin çıkarılması da şart.
Maçın en çok tartışılacak noktalarından biri şüphesiz teknik direktörün tercihleri oldu. Modern futbolda oyuncular farklı bölgelerde görev alabilse de, mevkisi santrfor olmayan Kerem Aktürkoğlu'nu en uç noktada başlatmak beklenen verimi getirmedi. Hücum hattında fiziksel mücadele gücü, ceza sahası varlığı ve bitiricilik anlamında eksikler yaşayan milli takımımız, rakip savunmayı istediği ölçüde zorlayamadı.
Daha da dikkat çekici olan ise Deniz Gül tercihi oldu. Doğal santrfor özelliklerine sahip genç oyuncunun 85. dakikada oyuna dahil edilmesi, maçın gidişatı düşünüldüğünde oldukça geç bir hamleydi. Takımın ihtiyaç duyduğu özelliklere sahip bir oyuncunun bu kadar geç süre alması, teknik heyetin maç planı konusunda soru işaretleri oluşturdu.
Teknik direktörün yalnızca kadro tercihleri değil, oyun içindeki müdahaleleri de eleştiriyi hak ediyor. Avustralya'nın ilk dakikalardan itibaren hangi planla oynadığı net şekilde görülüyordu. Savunmada disiplinli kalan, hatlar arasındaki mesafeyi koruyan ve kazandığı toplarla savunma arkasına koşular deneyen rakip, hazırladığı senaryoyu kusursuz uyguladı. Buna karşın milli takım cephesinde oyunun gidişatını değiştirecek hamlelerin gecikmesi, rakibin işini kolaylaştırdı.
Oyuncular cephesine baktığımızda da beklentilerin altında kalan isimler vardı. Hakan Çalhanoğlu, Orkun Kökçü ve Barış Alper Yılmaz gibi kalite seviyesi yüksek oyuncularımız, sahip oldukları yaratıcılığı ve bireysel yetenekleri sahaya yansıtamadı. Bu oyuncuların performansı yükselmeden milli takımın hücumda üretkenlik sorununun çözülmesi kolay görünmüyor.
Öte yandan Avustralya'yı da tebrik etmek gerekiyor. Rakibimizi yalnızca bizim kötü oyunumuzla açıklamak doğru olmaz. Son derece disiplinli bir savunma anlayışıyla oynayan Avustralya, geçiş hücumlarında yakaladığı fırsatları iyi değerlendirdi. Savunma arkasına yaptıkları koşularla sürekli tehdit oluşturan rakip, hazırladığı planı sahaya eksiksiz yansıtarak Dünya Kupası'na üç puanla başlamayı başardı.
Ancak unutulmamalıdır ki bu turnuva tek maçtan ibaret değil. İlk maçlar bazen en zor maçlardır. Teknik heyetin kadro tercihlerini yeniden değerlendirmesi, oyun içi müdahalelerde daha cesur davranması ve oyuncuların gerçek performanslarına ulaşması halinde Türkiye'nin bu gruptan çıkabilecek kaliteye sahip olduğu gerçeği değişmiyor.
Bugün eleştirme günü olabilir. Ama umudu kaybetme günü değil. Dünya Kupası'nda ayakta kalmak isteyen bir takım için şimdi en önemli şey, yapılan hatalardan ders çıkarıp bir sonraki maça çok daha doğru bir planla çıkabilmektir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Basri Sarıışık
Dünya Kupası'na Hayal Kırıklığıyla Başladık
2026 Dünya Kupası'na büyük umutlarla gelen A Milli Takımımız, grup aşamasındaki ilk maçında Avustralya karşısında sahadan 2-0 mağlup ayrılarak bizlere hayal kırıklığı yaşattı. Elbette bir Dünya Kupası uzun bir maraton ve ilk maçın sonunda kimse gruptan çıkma umutlarını rafa kaldırmamalı. Ancak bu mağlubiyetten gerekli derslerin çıkarılması da şart.
Maçın en çok tartışılacak noktalarından biri şüphesiz teknik direktörün tercihleri oldu. Modern futbolda oyuncular farklı bölgelerde görev alabilse de, mevkisi santrfor olmayan Kerem Aktürkoğlu'nu en uç noktada başlatmak beklenen verimi getirmedi. Hücum hattında fiziksel mücadele gücü, ceza sahası varlığı ve bitiricilik anlamında eksikler yaşayan milli takımımız, rakip savunmayı istediği ölçüde zorlayamadı.
Daha da dikkat çekici olan ise Deniz Gül tercihi oldu. Doğal santrfor özelliklerine sahip genç oyuncunun 85. dakikada oyuna dahil edilmesi, maçın gidişatı düşünüldüğünde oldukça geç bir hamleydi. Takımın ihtiyaç duyduğu özelliklere sahip bir oyuncunun bu kadar geç süre alması, teknik heyetin maç planı konusunda soru işaretleri oluşturdu.
Teknik direktörün yalnızca kadro tercihleri değil, oyun içindeki müdahaleleri de eleştiriyi hak ediyor. Avustralya'nın ilk dakikalardan itibaren hangi planla oynadığı net şekilde görülüyordu. Savunmada disiplinli kalan, hatlar arasındaki mesafeyi koruyan ve kazandığı toplarla savunma arkasına koşular deneyen rakip, hazırladığı senaryoyu kusursuz uyguladı. Buna karşın milli takım cephesinde oyunun gidişatını değiştirecek hamlelerin gecikmesi, rakibin işini kolaylaştırdı.
Oyuncular cephesine baktığımızda da beklentilerin altında kalan isimler vardı. Hakan Çalhanoğlu, Orkun Kökçü ve Barış Alper Yılmaz gibi kalite seviyesi yüksek oyuncularımız, sahip oldukları yaratıcılığı ve bireysel yetenekleri sahaya yansıtamadı. Bu oyuncuların performansı yükselmeden milli takımın hücumda üretkenlik sorununun çözülmesi kolay görünmüyor.
Öte yandan Avustralya'yı da tebrik etmek gerekiyor. Rakibimizi yalnızca bizim kötü oyunumuzla açıklamak doğru olmaz. Son derece disiplinli bir savunma anlayışıyla oynayan Avustralya, geçiş hücumlarında yakaladığı fırsatları iyi değerlendirdi. Savunma arkasına yaptıkları koşularla sürekli tehdit oluşturan rakip, hazırladığı planı sahaya eksiksiz yansıtarak Dünya Kupası'na üç puanla başlamayı başardı.
Ancak unutulmamalıdır ki bu turnuva tek maçtan ibaret değil. İlk maçlar bazen en zor maçlardır. Teknik heyetin kadro tercihlerini yeniden değerlendirmesi, oyun içi müdahalelerde daha cesur davranması ve oyuncuların gerçek performanslarına ulaşması halinde Türkiye'nin bu gruptan çıkabilecek kaliteye sahip olduğu gerçeği değişmiyor.
Bugün eleştirme günü olabilir. Ama umudu kaybetme günü değil. Dünya Kupası'nda ayakta kalmak isteyen bir takım için şimdi en önemli şey, yapılan hatalardan ders çıkarıp bir sonraki maça çok daha doğru bir planla çıkabilmektir.