Halk edebiyatının ve divan şiirinin asırlar ötesinden yankılanan en sitemkar mısralarından biridir bu cümle: “Gayri harab oldu bozuldu cihan…” İnsanoğlunun zamandan, gidişattan, ahlaki yozlaşmadan ve düzenin altüst oluşundan duyduğu o derin acziyeti ve kırgınlığı ifade eder. Şair, sadece çevresinde gördüğü yıkımı değil, insanlığın ortak vicdanında açılan gediği de bu tek dizeye sığdırmıştır.
Dünyanın bozulması, edebiyatta her çağın ortak ağıdıdır. Her kuşak, kendinden önceki dönemin huzurunu ve adaletini ararken, içinde bulunduğu zamanı bir “harabiyet” olarak nitelendirir. Şairin feryadı da tam olarak bu hisse dayanır. Toplumsal düzenin sarsıldığı, liyakatin yerini iltimasa bıraktığı, doğruluk ve dürüstlüğün değer kaybettiği dönemlerde cihan; binalarıyla veya yollarıyla değil, insanıyla bozulmuş sayılır. Çünkü cihanı imar eden de harap eden de insan zihniyetidir.
Bu mısrada geçen "harab" kelimesi, yalnızca fiziki bir yıkımı işaret etmez; gönüllerin yıkılışını, adalet terazisinin şaşmasını ve merhametin çekilip gitmesini simgeler. Eskilerin "harabat" dediği o yıkıntı hali, insanın öz değerlerinden uzaklaşmasıyla başlar. Güven duygusu yok olduğunda, sözün kıymeti kalmadığında ve menfaat her şeyin önüne geçtiğinde, dünya yaşanmaz bir hale gelir. İşte o an insana düşen, etrafındaki bozulmaya bakıp bu ağır kelamla halini arz etmektir.
Ancak bu feryat, yalnızca bir teslimiyet veya karamsarlık çığlığı değildir. Aksine, zamanın ruhuna çekilen sert bir protestodur. Dünyanın bozulduğunu teşhis edebilmek, halen doğrunun ve güzelin ne olduğunu hatırlayan bir vicdanın varlığına delalet eder. Cihan bozulsa da, o bozulmanın farkında olanların varlığı, yeniden imar ihtimalinin tek teminatıdır.
Günün sonunda "Gayri harab oldu bozuldu cihan" dizesi, bize sadece geçmiş bir dönemin sitemini değil, günümüz dünyasının da yüzleşmesi gereken bir aynayı sunar. Dışarıdaki cihanın harap olmaması, evvela insanın kendi iç dünyasını, ahlakını ve vicdanını imar etmesinden geçer.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
RAMAZAN GÜÇLÜ
Gayri Harab Oldu Bozuldu Cihan
Halk edebiyatının ve divan şiirinin asırlar ötesinden yankılanan en sitemkar mısralarından biridir bu cümle: “Gayri harab oldu bozuldu cihan…” İnsanoğlunun zamandan, gidişattan, ahlaki yozlaşmadan ve düzenin altüst oluşundan duyduğu o derin acziyeti ve kırgınlığı ifade eder. Şair, sadece çevresinde gördüğü yıkımı değil, insanlığın ortak vicdanında açılan gediği de bu tek dizeye sığdırmıştır.
Dünyanın bozulması, edebiyatta her çağın ortak ağıdıdır. Her kuşak, kendinden önceki dönemin huzurunu ve adaletini ararken, içinde bulunduğu zamanı bir “harabiyet” olarak nitelendirir. Şairin feryadı da tam olarak bu hisse dayanır. Toplumsal düzenin sarsıldığı, liyakatin yerini iltimasa bıraktığı, doğruluk ve dürüstlüğün değer kaybettiği dönemlerde cihan; binalarıyla veya yollarıyla değil, insanıyla bozulmuş sayılır. Çünkü cihanı imar eden de harap eden de insan zihniyetidir.
Bu mısrada geçen "harab" kelimesi, yalnızca fiziki bir yıkımı işaret etmez; gönüllerin yıkılışını, adalet terazisinin şaşmasını ve merhametin çekilip gitmesini simgeler. Eskilerin "harabat" dediği o yıkıntı hali, insanın öz değerlerinden uzaklaşmasıyla başlar. Güven duygusu yok olduğunda, sözün kıymeti kalmadığında ve menfaat her şeyin önüne geçtiğinde, dünya yaşanmaz bir hale gelir. İşte o an insana düşen, etrafındaki bozulmaya bakıp bu ağır kelamla halini arz etmektir.
Ancak bu feryat, yalnızca bir teslimiyet veya karamsarlık çığlığı değildir. Aksine, zamanın ruhuna çekilen sert bir protestodur. Dünyanın bozulduğunu teşhis edebilmek, halen doğrunun ve güzelin ne olduğunu hatırlayan bir vicdanın varlığına delalet eder. Cihan bozulsa da, o bozulmanın farkında olanların varlığı, yeniden imar ihtimalinin tek teminatıdır.
Günün sonunda "Gayri harab oldu bozuldu cihan" dizesi, bize sadece geçmiş bir dönemin sitemini değil, günümüz dünyasının da yüzleşmesi gereken bir aynayı sunar. Dışarıdaki cihanın harap olmaması, evvela insanın kendi iç dünyasını, ahlakını ve vicdanını imar etmesinden geçer.