An, nedir? Zaman akan bir nehirse, an bir avuçlarımızdan geçen sudan ibaret olabilir mi? Onu saklayabilir miyiz, ya da akıp gitmesini engelleyebilir miyiz? Bir diyaloga başladığınızda her şey anlık gelişir. Sohbetin ortasındayken, ilk sözleriniz geçmişte kalmış gibi görünür ama aslında hala aynı konudan konuşuyorsunuzdur. Peki, yaşananlar tamamen anın içinde midir, bir kısmı geçmişe intikal etmiş midir, biraz sonra ağzınızdan çıkacaklar gelecekte midir? Bilim insanları bu duruma ‘anın belirsizliği’ adını verdiler. Nörolojik hesaplamalara göre an dediğimiz birkaç saniye ile bir dakikaya yakın bir süreden ibaret. Yalnızca bu süre zarfı boyunca yaşadıklarımıza tam anlamıyla hâkim oluyoruz.
Tarihsel zaman konseptini an-şimdi’den ayırt etmek gerekiyor. Tarihsel zamanın, bilgi nesnesi olarak var olduğu söylenmelidir. Epistemolojik bakımdan tarihsel zaman ayrı bir kategori olarak incelenmelidir. An-şimdi ise ontolojiktir. An-şimdi ile tarihsel zaman arasında kurulacak bağ; aynı zamanda ontoloji ile epistemoloji arasında bağ kurmayı gerektirir. Gelecek ise iki düzeyde (epistemoloji-ontoloji) ele alınabilir. Epistemolojideki gelecek (öngörü) ampirik gerçekliği öncelemez.
İlke olarak geçmiş şu anda olmayan olduğuna göre, nesnel tarihten söz etmek mümkün görünmüyor. Tarih her koşulda insan belleğinden ya da var olanların üzerindeki değişimden betimlenebilir. Bu durumda zorunlu olarak kuramsal tarihten söz edilebilir.
Zaman ile ilgili kavramsal düşünceler genellikle kendine varlık felsefesi (ontoloji) içinde yer bulmuştur;
– Geleneksel realist bir konum, zaman ve uzayın insan zihninden ayrı bir varlığa sahip olduğunu kabul eder.
– İdealistler, aksine, zihinden bağımsız nesnelerin varlığını reddeder veya şüphe duyarlar.
İdealistler, özellikle de Leibniz ve Kant, zamanın gerçekte bulunmadığını, sadece insan bilincinin bir tasarımı olduğunu ileri sürerler.
Modern bilim, realist görüşten hareket ediyor zaten idealistler de realist ve bilimden beslenirken, realistleri içine çekecek bir derinlik yaratamadılar
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Reyhan Soykan
AN’ NEDİR????
An, nedir? Zaman akan bir nehirse, an bir avuçlarımızdan geçen sudan ibaret olabilir mi? Onu saklayabilir miyiz, ya da akıp gitmesini engelleyebilir miyiz? Bir diyaloga başladığınızda her şey anlık gelişir. Sohbetin ortasındayken, ilk sözleriniz geçmişte kalmış gibi görünür ama aslında hala aynı konudan konuşuyorsunuzdur. Peki, yaşananlar tamamen anın içinde midir, bir kısmı geçmişe intikal etmiş midir, biraz sonra ağzınızdan çıkacaklar gelecekte midir? Bilim insanları bu duruma ‘anın belirsizliği’ adını verdiler. Nörolojik hesaplamalara göre an dediğimiz birkaç saniye ile bir dakikaya yakın bir süreden ibaret. Yalnızca bu süre zarfı boyunca yaşadıklarımıza tam anlamıyla hâkim oluyoruz.
Tarihsel zaman konseptini an-şimdi’den ayırt etmek gerekiyor. Tarihsel zamanın, bilgi nesnesi olarak var olduğu söylenmelidir. Epistemolojik bakımdan tarihsel zaman ayrı bir kategori olarak incelenmelidir. An-şimdi ise ontolojiktir. An-şimdi ile tarihsel zaman arasında kurulacak bağ; aynı zamanda ontoloji ile epistemoloji arasında bağ kurmayı gerektirir. Gelecek ise iki düzeyde (epistemoloji-ontoloji) ele alınabilir. Epistemolojideki gelecek (öngörü) ampirik gerçekliği öncelemez.
İlke olarak geçmiş şu anda olmayan olduğuna göre, nesnel tarihten söz etmek mümkün görünmüyor. Tarih her koşulda insan belleğinden ya da var olanların üzerindeki değişimden betimlenebilir. Bu durumda zorunlu olarak kuramsal tarihten söz edilebilir.
Zaman ile ilgili kavramsal düşünceler genellikle kendine varlık felsefesi (ontoloji) içinde yer bulmuştur;
– Geleneksel realist bir konum, zaman ve uzayın insan zihninden ayrı bir varlığa sahip olduğunu kabul eder.
– İdealistler, aksine, zihinden bağımsız nesnelerin varlığını reddeder veya şüphe duyarlar.
İdealistler, özellikle de Leibniz ve Kant, zamanın gerçekte bulunmadığını, sadece insan bilincinin bir tasarımı olduğunu ileri sürerler.
Modern bilim, realist görüşten hareket ediyor zaten idealistler de realist ve bilimden beslenirken, realistleri içine çekecek bir derinlik yaratamadılar