İnsan olmanın erdemleri üzerine düşünüldüğünde, zarafet, zekâ, nezaket veya merhamet gibi pek çok kavram akla gelebilir. Ancak tüm bu erdemleri besleyen, onlara sürdürülebilirlik ve anlam katan asıl temel taş vefadır. Vefa, yalnızca bir iyiliğe karşılık vermek ya da geçmişi hatırlamak değildir; insanın kendi karakterine, geçmişine, emeğe ve insanlığa duyduğu derin saygının bir tezahürüdür.
Günümüz dünyasında hız ve tüketim alışkanlıkları; ilişkileri, anıları ve değerleri de hızla tüketmemize yol açabiliyor. Unutmanın ve gözden çıkarmanın bu kadar kolaylaştığı bir çağda vefa göstermek, adeta sessiz bir direniştir. Vefa; bir insanın, zor zamanlarında elinden tutan bir dostu, kendisine rehberlik eden bir öğretmeni ya da üzerinde hakkı olan bir büyüğü sadece ihtiyaç duyduğunda değil, her zaman kalbinde taşıyabilmesidir.
Vefayı sadece insan ilişkileriyle de sınırlandıramayız. İnsanın doğaya, yaşadığı toprağa, okuduğu kitaba, aldığı nefese ve en önemlisi kendi değerlerine karşı da bir vefa borcu vardır. Verdiği sözün arkasında durmak, iyi günlerde kurulan bağları zor günlerde de korumak, insanın duruşunu ve omurgasını belirler.
Diğer pek çok vasıf sonradan kazanılabilir veya sergilenebilir; fakat vefa, taklidi mümkün olmayan içsel bir olgunluk gerektirir. İçinde vefa barındırmayan bir başarı, bir zekâ ya da bir güzellik, zamanın karşısında yıpranmaya mahkûmdur. Buna karşılık vefalı bir duruş, zamana meydan okur ve sahibini unutulmaz kılar.
Neticede dış görünüşün, makamların ve geçici heveslerin ön plana çıkarıldığı bir dünyada, bir insana en çok yakışan elbette vefadır. Çünkü vefa, insanın ruhuna giydirdiği en asil zırh, kalbine nakşettiği en zarif mücevherdir. Ve insana en çok vefa yakışır..
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
RAMAZAN GÜÇLÜ
VEFA...
İnsan olmanın erdemleri üzerine düşünüldüğünde, zarafet, zekâ, nezaket veya merhamet gibi pek çok kavram akla gelebilir. Ancak tüm bu erdemleri besleyen, onlara sürdürülebilirlik ve anlam katan asıl temel taş vefadır. Vefa, yalnızca bir iyiliğe karşılık vermek ya da geçmişi hatırlamak değildir; insanın kendi karakterine, geçmişine, emeğe ve insanlığa duyduğu derin saygının bir tezahürüdür.
Günümüz dünyasında hız ve tüketim alışkanlıkları; ilişkileri, anıları ve değerleri de hızla tüketmemize yol açabiliyor. Unutmanın ve gözden çıkarmanın bu kadar kolaylaştığı bir çağda vefa göstermek, adeta sessiz bir direniştir. Vefa; bir insanın, zor zamanlarında elinden tutan bir dostu, kendisine rehberlik eden bir öğretmeni ya da üzerinde hakkı olan bir büyüğü sadece ihtiyaç duyduğunda değil, her zaman kalbinde taşıyabilmesidir.
Vefayı sadece insan ilişkileriyle de sınırlandıramayız. İnsanın doğaya, yaşadığı toprağa, okuduğu kitaba, aldığı nefese ve en önemlisi kendi değerlerine karşı da bir vefa borcu vardır. Verdiği sözün arkasında durmak, iyi günlerde kurulan bağları zor günlerde de korumak, insanın duruşunu ve omurgasını belirler.
Diğer pek çok vasıf sonradan kazanılabilir veya sergilenebilir; fakat vefa, taklidi mümkün olmayan içsel bir olgunluk gerektirir. İçinde vefa barındırmayan bir başarı, bir zekâ ya da bir güzellik, zamanın karşısında yıpranmaya mahkûmdur. Buna karşılık vefalı bir duruş, zamana meydan okur ve sahibini unutulmaz kılar.
Neticede dış görünüşün, makamların ve geçici heveslerin ön plana çıkarıldığı bir dünyada, bir insana en çok yakışan elbette vefadır. Çünkü vefa, insanın ruhuna giydirdiği en asil zırh, kalbine nakşettiği en zarif mücevherdir.
Ve insana en çok vefa yakışır..