MİLLET VE DEVLET ARASINDAKİ SARSILMAZ BAĞ: GÜVEN...
Yazının Giriş Tarihi: 09.01.2026 10:12
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.01.2026 10:13
Bir toplumu bir arada tutan şey sadece ortak bir dil, sınır çizgileri ya da ekonomik çıkarlar değildir. Bir devleti "vatan", bir kalabalığı "millet" yapan asıl cevher, aradaki güven bağıdır. Tarih boyunca görüyoruz ki; orduları ne kadar güçlü, hazineleri ne kadar dolu olursa olsun, halkının güvenini kaybetmiş bir yapı, rüzgârda savrulan kuru yapraklar gibidir.
Milletin devletine güven duyması, bir ülkenin bağışıklık sistemi gibidir. Bu güven tam olduğunda, dışarıdan gelen tehditler ya da içerideki krizler toplumu kolay kolay sarsamaz. İşte bu güvenin hayati önem taşıdığı temel alanlar da şunlardır:
* Toplumsal Huzur ve İstikrar: Vatandaş, adaletin işlediğinden ve devletinin kendisini koruduğundan emin olduğunda, bireysel kaygılar azalır. Bu da suç oranlarının düşmesine ve toplumsal barışın kökleşmesine olanak tanır.
* Ekonomik Kalkınma: Yatırımcı istikrar arar, vatandaş ise yarınına güvenmek ister. Devletine güvenen bir halk, yastık altındaki birikimini ekonomiye katar, vergisini gönüllülükle öder ve kriz anlarında spekülasyonlara kapılmak yerine devletinin yanında durur.
* Demokratik Meşruiyet: Güven, demokrasinin yakıtıdır. Halkın kurumlara olan inancı arttıkça, alınan kararların uygulanabilirliği ve toplumsal kabulü de o oranda artar.
Güven, bir gecede kazanılan bir duygu değildir; sabırla, şeffaflıkla ve en önemlisi adaletle inşa edilir. Bir devletin bu bağı güçlendirmesi için şu üç sütun üzerinde durması gerekir:
* Hukukun Üstünlüğü: Herkesin kanun önünde eşit olduğunu bilmesi, güvenin temel taşıdır. Adalet mülkün (devletin) temelidir sözü, bu gerçeğin en yalın ifadesidir.
* Liyakat: Devlet kadrolarında işin ehline verilmesi, halkın "işim doğru yürüyecek" inancını pekiştirir.
* Şeffaflık ve Hesap Verilebilirlik: Devletin attığı adımları, harcadığı vergileri ve gelecek planlarını halkıyla paylaşması, "biz" bilincini canlı tutar.Devleti yönetenlerin israf ve yolsuzlukla mücadele ettiğini gören halk seve seve vergisini ödeyip devletine katkı sağlamak için yarışacaktır.
"Bir devletin gücü, tankıyla topuyla değil; vatandaşının ona duyduğu aidiyet hissiyle ölçülür."
Milletin devletine güvenmesi, pasif bir teslimiyet değil, aktif bir ortaklıktır. Bu güven sarsıldığında toplumsal çözülme, kutuplaşma ve gelecek kaygısı baş gösterir. Ancak millet ve devlet el ele verdiğinde, en sert fırtınalar bile bu birliği bozamaz.
Türkiye gibi köklü bir devlet geleneğine sahip toplumlarda, bu bağın korunması her şeyden önceliklidir. Çünkü biliyoruz ki; devlet, milletin örgütlenmiş halidir; millet ise devletin ruhudur. Ruh ve beden ne kadar uyumluysa, o millet o kadar hür ve güçlüdür.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ramazan Güçlü
MİLLET VE DEVLET ARASINDAKİ SARSILMAZ BAĞ: GÜVEN...
Bir toplumu bir arada tutan şey sadece ortak bir dil, sınır çizgileri ya da ekonomik çıkarlar değildir. Bir devleti "vatan", bir kalabalığı "millet" yapan asıl cevher, aradaki güven bağıdır. Tarih boyunca görüyoruz ki; orduları ne kadar güçlü, hazineleri ne kadar dolu olursa olsun, halkının güvenini kaybetmiş bir yapı, rüzgârda savrulan kuru yapraklar gibidir.
Milletin devletine güven duyması, bir ülkenin bağışıklık sistemi gibidir. Bu güven tam olduğunda, dışarıdan gelen tehditler ya da içerideki krizler toplumu kolay kolay sarsamaz. İşte bu güvenin hayati önem taşıdığı temel alanlar da şunlardır:
* Toplumsal Huzur ve İstikrar: Vatandaş, adaletin işlediğinden ve devletinin kendisini koruduğundan emin olduğunda, bireysel kaygılar azalır. Bu da suç oranlarının düşmesine ve toplumsal barışın kökleşmesine olanak tanır.
* Ekonomik Kalkınma: Yatırımcı istikrar arar, vatandaş ise yarınına güvenmek ister. Devletine güvenen bir halk, yastık altındaki birikimini ekonomiye katar, vergisini gönüllülükle öder ve kriz anlarında spekülasyonlara kapılmak yerine devletinin yanında durur.
* Demokratik Meşruiyet: Güven, demokrasinin yakıtıdır. Halkın kurumlara olan inancı arttıkça, alınan kararların uygulanabilirliği ve toplumsal kabulü de o oranda artar.
Güven, bir gecede kazanılan bir duygu değildir; sabırla, şeffaflıkla ve en önemlisi adaletle inşa edilir. Bir devletin bu bağı güçlendirmesi için şu üç sütun üzerinde durması gerekir:
* Hukukun Üstünlüğü: Herkesin kanun önünde eşit olduğunu bilmesi, güvenin temel taşıdır. Adalet mülkün (devletin) temelidir sözü, bu gerçeğin en yalın ifadesidir.
* Liyakat: Devlet kadrolarında işin ehline verilmesi, halkın "işim doğru yürüyecek" inancını pekiştirir.
* Şeffaflık ve Hesap Verilebilirlik: Devletin attığı adımları, harcadığı vergileri ve gelecek planlarını halkıyla paylaşması, "biz" bilincini canlı tutar.Devleti yönetenlerin israf ve yolsuzlukla mücadele ettiğini gören halk seve seve vergisini ödeyip devletine katkı sağlamak için yarışacaktır.
"Bir devletin gücü, tankıyla topuyla değil; vatandaşının ona duyduğu aidiyet hissiyle ölçülür."
Milletin devletine güvenmesi, pasif bir teslimiyet değil, aktif bir ortaklıktır. Bu güven sarsıldığında toplumsal çözülme, kutuplaşma ve gelecek kaygısı baş gösterir. Ancak millet ve devlet el ele verdiğinde, en sert fırtınalar bile bu birliği bozamaz.
Türkiye gibi köklü bir devlet geleneğine sahip toplumlarda, bu bağın korunması her şeyden önceliklidir. Çünkü biliyoruz ki; devlet, milletin örgütlenmiş halidir; millet ise devletin ruhudur. Ruh ve beden ne kadar uyumluysa, o millet o kadar hür ve güçlüdür.