İnsanların gerçek niteliği zor zamanlarda ortaya çıkar. Rahat dönemlerde söylenen büyük sözlerin, verilen iddialı vaatlerin ne kadar boş olduğu kriz anlarında anlaşılır. Türkiye’nin yaşadığı uzun süreli siyasi ve ekonomik sorunlar, ülkeyi yönetenlerin önemli bir bölümünün sorumluluk almaktan ne kadar uzak olduğunu açıkça göstermiştir.
Kolay zamanlarda konuşanlar, şartlar zorlaşınca susmayı tercih etti. Yetki alanlar, bu yetkinin gereğini yerine getirmedi. Emanet bilinci kayboldu.
Türkiye’nin temel meselesi ideolojik ayrışmalar değildir. Asıl sorun kalite eksikliğidir. Eğitimde, yönetimde, siyasette ve toplumun her kesiminde bu eksiklik hissedilmektedir. Bu durum sadece bir gruba özgü değildir; dindarı da, seküleri de, sağcısı da, solcusu da aynı vasatlığın içindedir.
Kalite, sloganla oluşmaz. Kimlik beyanları kişiyi değerli kılmaz. Asıl ölçü bilgi, ahlak, adalet ve sorumluluk bilincidir. Bunlar yoksa, kullanılan dilin ya da savunulan görüşün bir anlamı kalmaz.
Siyasette ise liyakat yerine sadakat tercih edilmektedir. Meclis’e nitelikli insanlar değil, itiraz etmeyen isimler taşınmaktadır. Bu anlayış gerçek demokrasinin, hukuk devletinin ve hesap verebilirliğin önünde ciddi bir engeldir.
Ekonomide yıllardır süren sorunlar, yolsuzluk ve adaletsizlikle derinleşmiştir. Enflasyonla mücadele edilemiyor çünkü bu düzenden faydalanan dar ama etkili bir kesim vardır. Toplum ise bu tabloya giderek daha fazla alışmaktadır.
Türkiye’nin çıkmazı açıktır: Kalite üretemeyen bir sistem.
Bu değişmeden ne ekonomi düzelir, ne siyaset, ne de toplumsal güven yeniden inşa edilir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa Şayık
Kalite Sorunu
İnsanların gerçek niteliği zor zamanlarda ortaya çıkar. Rahat dönemlerde söylenen büyük sözlerin, verilen iddialı vaatlerin ne kadar boş olduğu kriz anlarında anlaşılır. Türkiye’nin yaşadığı uzun süreli siyasi ve ekonomik sorunlar, ülkeyi yönetenlerin önemli bir bölümünün sorumluluk almaktan ne kadar uzak olduğunu açıkça göstermiştir.
Kolay zamanlarda konuşanlar, şartlar zorlaşınca susmayı tercih etti. Yetki alanlar, bu yetkinin gereğini yerine getirmedi. Emanet bilinci kayboldu.
Türkiye’nin temel meselesi ideolojik ayrışmalar değildir. Asıl sorun kalite eksikliğidir. Eğitimde, yönetimde, siyasette ve toplumun her kesiminde bu eksiklik hissedilmektedir. Bu durum sadece bir gruba özgü değildir; dindarı da, seküleri de, sağcısı da, solcusu da aynı vasatlığın içindedir.
Kalite, sloganla oluşmaz. Kimlik beyanları kişiyi değerli kılmaz. Asıl ölçü bilgi, ahlak, adalet ve sorumluluk bilincidir. Bunlar yoksa, kullanılan dilin ya da savunulan görüşün bir anlamı kalmaz.
Siyasette ise liyakat yerine sadakat tercih edilmektedir. Meclis’e nitelikli insanlar değil, itiraz etmeyen isimler taşınmaktadır. Bu anlayış gerçek demokrasinin, hukuk devletinin ve hesap verebilirliğin önünde ciddi bir engeldir.
Ekonomide yıllardır süren sorunlar, yolsuzluk ve adaletsizlikle derinleşmiştir. Enflasyonla mücadele edilemiyor çünkü bu düzenden faydalanan dar ama etkili bir kesim vardır. Toplum ise bu tabloya giderek daha fazla alışmaktadır.
Türkiye’nin çıkmazı açıktır: Kalite üretemeyen bir sistem.
Bu değişmeden ne ekonomi düzelir, ne siyaset, ne de toplumsal güven yeniden inşa edilir.