Bugünün dünyasında en çok konuşulan kelimelerden biri “başarı”. Ama kimse şu soruyu sormuyor: Başarı kimin elinde yükseliyor? Ehlinin mi, heveslinin mi?
Bir ülkenin çöküşü bir gecede olmaz. Önce küçük tavizlerle başlar. “Bundan bir şey olmaz” denilen atamalarla… “Bizdendir” diye verilen görevlerle… Liyakat yerine sadakat ölçü alınmaya başlandığında çürüme görünmez ama derinden ilerler.
Emanet sadece bir koltuk değildir.
Bir okulun idaresi emanettir.
Bir belediyenin bütçesi emanettir.
Bir kurumun kapısından giren vatandaşın umudu emanettir.
Emanet ehline verilmezse, iş bilmeyenin elinde sistem aksar; adalet zedelenir; güven kaybolur. Güven kayboldu mu, toplumun harcı çözülür.
Bugün gençler en çok neye isyan ediyor biliyor musunuz? Haksızlığa. Çalışanın değil, bağlantısı olanın yükselmesine. Emek verenin değil, konuşanın prim yapmasına. Bu duygu büyüdükçe umut azalıyor. Oysa bir ülkenin en büyük sermayesi gençlerinin umududur.
Bir başka mesele de makam hırsı… Görev talep etmek kolay, yük taşımak zor. Makam; ayrıcalık değil, sorumluluktur. Yetki; keyif değil, hesaptır. “Ben olayım” diyen çoktur, “Ben layık mıyım?” diyen az.
Ve bir de sessizlik var…
Eskiden bazı şeyler korkudan söylenemezdi. Bugün daha geniş bir ifade alanı varken susuyorsak, bu artık korkudan değil, konfor alanından olabilir. Yanlışa yanlış demek radikallik değildir; adalet talep etmek bölücülük değildir; doğruyu savunmak düşmanlık değildir.
Toplumlar dış saldırılarla değil, içteki adaletsizlikle yıkılır. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Çürüme; ekonomi düşmeden önce başlar, ahlak gevşediğinde başlar, eğitim zayıfladığında başlar.
Eğer çocuklarımızı iyi yetiştirmezsek, sadece diploma sahibi ama karakter inşası zayıf nesiller büyütürsek; yarın emaneti teslim edecek omuz bulamayız. Eğitim sadece meslek kazandırmak değil, sorumluluk bilinci kazandırmaktır.
Bugün ihtiyacımız olan şey büyük sözler değil; küçük ama sağlam ilkeler:
• Liyakat
• Adalet
• Şeffaflık
• Hesap verebilirlik
• Ahlak
Bir ülke bu beşini kaybederse yavaş yavaş çöker.
Bu beşini korursa, zor zamanlarda bile ayakta kalır.
Unutmayalım: Emanet ağırdır.
Emaneti taşıyamayanın değil, taşıyabilecek olanın omzuna yük vermek; sadece bir tercih değil, bir beka meselesidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa Şayık
Emanet, Liyakat ve Sessiz Çöküş
Bugünün dünyasında en çok konuşulan kelimelerden biri “başarı”. Ama kimse şu soruyu sormuyor: Başarı kimin elinde yükseliyor? Ehlinin mi, heveslinin mi?
Bir ülkenin çöküşü bir gecede olmaz. Önce küçük tavizlerle başlar. “Bundan bir şey olmaz” denilen atamalarla… “Bizdendir” diye verilen görevlerle… Liyakat yerine sadakat ölçü alınmaya başlandığında çürüme görünmez ama derinden ilerler.
Emanet sadece bir koltuk değildir.
Bir okulun idaresi emanettir.
Bir belediyenin bütçesi emanettir.
Bir kurumun kapısından giren vatandaşın umudu emanettir.
Emanet ehline verilmezse, iş bilmeyenin elinde sistem aksar; adalet zedelenir; güven kaybolur. Güven kayboldu mu, toplumun harcı çözülür.
Bugün gençler en çok neye isyan ediyor biliyor musunuz? Haksızlığa. Çalışanın değil, bağlantısı olanın yükselmesine. Emek verenin değil, konuşanın prim yapmasına. Bu duygu büyüdükçe umut azalıyor. Oysa bir ülkenin en büyük sermayesi gençlerinin umududur.
Bir başka mesele de makam hırsı… Görev talep etmek kolay, yük taşımak zor. Makam; ayrıcalık değil, sorumluluktur. Yetki; keyif değil, hesaptır. “Ben olayım” diyen çoktur, “Ben layık mıyım?” diyen az.
Ve bir de sessizlik var…
Eskiden bazı şeyler korkudan söylenemezdi. Bugün daha geniş bir ifade alanı varken susuyorsak, bu artık korkudan değil, konfor alanından olabilir. Yanlışa yanlış demek radikallik değildir; adalet talep etmek bölücülük değildir; doğruyu savunmak düşmanlık değildir.
Toplumlar dış saldırılarla değil, içteki adaletsizlikle yıkılır. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Çürüme; ekonomi düşmeden önce başlar, ahlak gevşediğinde başlar, eğitim zayıfladığında başlar.
Eğer çocuklarımızı iyi yetiştirmezsek, sadece diploma sahibi ama karakter inşası zayıf nesiller büyütürsek; yarın emaneti teslim edecek omuz bulamayız. Eğitim sadece meslek kazandırmak değil, sorumluluk bilinci kazandırmaktır.
Bugün ihtiyacımız olan şey büyük sözler değil; küçük ama sağlam ilkeler:
• Liyakat
• Adalet
• Şeffaflık
• Hesap verebilirlik
• Ahlak
Bir ülke bu beşini kaybederse yavaş yavaş çöker.
Bu beşini korursa, zor zamanlarda bile ayakta kalır.
Unutmayalım: Emanet ağırdır.
Emaneti taşıyamayanın değil, taşıyabilecek olanın omzuna yük vermek; sadece bir tercih değil, bir beka meselesidir.