Düşünmek Herkesin Hakkı, Ama Herkesin Mahareti Değil
Yazının Giriş Tarihi: 06.02.2026 11:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.02.2026 11:02
Elimizde düşünmekten çok konuşmanın, anlamaktan çok yargılamanın yaygınlaştığı bir çağ var. Herkesin fikri var; fakat fikrin emeği, terbiyesi ve sorumluluğu giderek azalıyor. Benim asıl derdim de tam burada başlıyor. Çünkü düşünmek, sanıldığı kadar kolay bir iş değil. Özellikle insanı ve toplumu ilgilendiren meselelerde, düşünce ciddiyet ister.
Şuna inanıyorum: Akıl, kendi kendine gelişmez. Okumayla, dinlemeyle, sorgulamayla ve tecrübeyle olgunlaşır. Eğitilmemiş bir akıl ne kadar yüksek sesle konuşursa konuşsun, çoğu zaman sadece gürültü çıkarır. Gürültü ise hakikatin üzerini örter. Bugün yaşadığımız kargaşanın önemli bir kısmı, işte bu gürültüden besleniyor.
Bir de kurnazlıkla zekâyı karıştıranlar var. Her durumu kendi lehine çevirmeyi akıllılık zanneden bu tipler, aslında düşünmüyor; sadece hesap yapıyor. Oysa düşünmek, yalnızca faydayı değil, sonucu da gözetmeyi gerektirir. Her şeyin yapılabiliyor olması, yapılması gerektiği anlamına gelmez.
Ben, düşüncenin köksüz olamayacağını düşünüyorum. Geçmişten, birikimden, tecrübeden kopuk fikirler kısa sürede tükenir. İnsan nereden geldiğini bilmezse, nereye gideceğini de bilemez. Bu yüzden sadece bugünü değil, dünü de tanımak zorundayız. Aksi hâlde her nesil, aynı hataları yeniden keşfetmek zorunda kalır.
Genel kültür dediğimiz şey de tam burada devreye giriyor. Dünyayı tek bir pencereden görenler, kendi dar alanlarını evren sanıyor. Farklı görüşlere kapalı olan bir zihin, ne kadar konuşursa konuşsun gelişemez. Bilgelik, her fikre teslim olmak değil; her fikri tartabilecek bir olgunluğa sahip olmaktır.
Bana göre düşüncenin gerçek sınavı hayatta verilir. Söylediğiyle yaşadığı arasında mesafe olanların fikirleri, başkalarına yol olmaz. İnsan en çok gördüğünden etkilenir. Bu yüzden doğru bildiğini yaşamayanların sözleri, zamanla ağırlığını kaybeder.
Belki de en büyük yanılgımız, kendimizi yeterli sanmamızdır. Kendi kendime sık sık şunu hatırlatırım: “Oldum” dediğim an, gelişme ihtimalimi kaybederim. Düşünmek, bitmiş bir iş değil; ömür boyu süren bir çabadır. Ve bu çaba, insanı hem daha sessiz hem de daha derin yapar.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa Şayık
Düşünmek Herkesin Hakkı, Ama Herkesin Mahareti Değil
Elimizde düşünmekten çok konuşmanın, anlamaktan çok yargılamanın yaygınlaştığı bir çağ var. Herkesin fikri var; fakat fikrin emeği, terbiyesi ve sorumluluğu giderek azalıyor. Benim asıl derdim de tam burada başlıyor. Çünkü düşünmek, sanıldığı kadar kolay bir iş değil. Özellikle insanı ve toplumu ilgilendiren meselelerde, düşünce ciddiyet ister.
Şuna inanıyorum: Akıl, kendi kendine gelişmez. Okumayla, dinlemeyle, sorgulamayla ve tecrübeyle olgunlaşır. Eğitilmemiş bir akıl ne kadar yüksek sesle konuşursa konuşsun, çoğu zaman sadece gürültü çıkarır. Gürültü ise hakikatin üzerini örter. Bugün yaşadığımız kargaşanın önemli bir kısmı, işte bu gürültüden besleniyor.
Bir de kurnazlıkla zekâyı karıştıranlar var. Her durumu kendi lehine çevirmeyi akıllılık zanneden bu tipler, aslında düşünmüyor; sadece hesap yapıyor. Oysa düşünmek, yalnızca faydayı değil, sonucu da gözetmeyi gerektirir. Her şeyin yapılabiliyor olması, yapılması gerektiği anlamına gelmez.
Ben, düşüncenin köksüz olamayacağını düşünüyorum. Geçmişten, birikimden, tecrübeden kopuk fikirler kısa sürede tükenir. İnsan nereden geldiğini bilmezse, nereye gideceğini de bilemez. Bu yüzden sadece bugünü değil, dünü de tanımak zorundayız. Aksi hâlde her nesil, aynı hataları yeniden keşfetmek zorunda kalır.
Genel kültür dediğimiz şey de tam burada devreye giriyor. Dünyayı tek bir pencereden görenler, kendi dar alanlarını evren sanıyor. Farklı görüşlere kapalı olan bir zihin, ne kadar konuşursa konuşsun gelişemez. Bilgelik, her fikre teslim olmak değil; her fikri tartabilecek bir olgunluğa sahip olmaktır.
Bana göre düşüncenin gerçek sınavı hayatta verilir. Söylediğiyle yaşadığı arasında mesafe olanların fikirleri, başkalarına yol olmaz. İnsan en çok gördüğünden etkilenir. Bu yüzden doğru bildiğini yaşamayanların sözleri, zamanla ağırlığını kaybeder.
Belki de en büyük yanılgımız, kendimizi yeterli sanmamızdır. Kendi kendime sık sık şunu hatırlatırım: “Oldum” dediğim an, gelişme ihtimalimi kaybederim. Düşünmek, bitmiş bir iş değil; ömür boyu süren bir çabadır. Ve bu çaba, insanı hem daha sessiz hem de daha derin yapar.