Bugünlerde en çok duyduğumuz sözlerden biri şudur: “Türkiye’de demokrasi yok.”
Peki, gerçekten öyle mi?
Bir ülkede insanlar sandığa gidebiliyorsa, iktidarlar seçim kaybedebiliyorsa, farklı görüşler açıkça dile getirilebiliyorsa, orada demokrasinin hiç olmadığını söylemek, gerçeği bütünüyle yansıtmaz.
Elbette eksikler vardır. Elbette hatalar yapılmaktadır. Elbette hukukun, adaletin ve özgürlüklerin daha da güçlendirilmesi gerekir. Ancak geçmişle bugünü birbirine karıştırmak da doğru değildir.
Bir zamanlar bu ülkede tek parti yönetimi vardı. Milletin inançları, gelenekleri ve hayat tarzı üzerinde büyük baskılar kuruluyordu. Camiler kapatılıyor, tekke ve medreseler ortadan kaldırılıyor, ezanın dili değiştiriliyor, toplumun hafızasıyla oynanıyordu.
Millete danışılmadan alınan kararlar, ilerleme ve çağdaşlaşma adı altında uygulanıyordu. O günlerde buna itiraz edenler ise ağır bedeller ödüyordu.
Bugün ise aynı çevreler, demokrasi konusunda en yüksek sesle konuşuyor. Dün farklı düşüncelere hayat hakkı tanımayanlar, bugün özgürlükten söz ediyor.
Demokrasi, sadece kendi düşüncesini savunma hakkı değildir. Demokrasi, insanın hoşuna gitmeyen düşüncelerin de var olmasına tahammül edebilmesidir.
Yolsuzluğa da karşı olmak gerekir, hukuksuzluğa da. Devletin imkânlarının israf edilmesine de karşı çıkmak gerekir, milletin değerlerinin küçümsenmesine de.
Türkiye, kendi tarihiyle, kültürüyle, gelenekleriyle ve toplumsal yapısıyla kendine özgü bir ülkedir. Bu sebeple, başkalarının tecrübelerini olduğu gibi alıp uygulamak yerine, kendi şartlarımızı dikkate almak zorundayız.
Bugün bana göre en önemli mesele; kutuplaşmayı artırmak değil, adaleti güçlendirmektir. İnsanları birbirine düşürmek değil, ortak bir gelecek etrafında birleştirmektir.
Bir başka mesele de şudur:
Demokrasiyi savunmak ile milletin inançlarına, tarihine ve kültürüne savaş açmayı birbirine karıştırmamak gerekir.
Çünkü demokrasi; intikam değil adalet, baskı değil hürriyet, ayrılık değil birlik demektir.
Aklıma gelenler şimdilik bunlar…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa Şayık
Demokrasi Üzerine Aklıma Gelenler
Bugünlerde en çok duyduğumuz sözlerden biri şudur: “Türkiye’de demokrasi yok.”
Peki, gerçekten öyle mi?
Bir ülkede insanlar sandığa gidebiliyorsa, iktidarlar seçim kaybedebiliyorsa, farklı görüşler açıkça dile getirilebiliyorsa, orada demokrasinin hiç olmadığını söylemek, gerçeği bütünüyle yansıtmaz.
Elbette eksikler vardır. Elbette hatalar yapılmaktadır. Elbette hukukun, adaletin ve özgürlüklerin daha da güçlendirilmesi gerekir. Ancak geçmişle bugünü birbirine karıştırmak da doğru değildir.
Bir zamanlar bu ülkede tek parti yönetimi vardı. Milletin inançları, gelenekleri ve hayat tarzı üzerinde büyük baskılar kuruluyordu. Camiler kapatılıyor, tekke ve medreseler ortadan kaldırılıyor, ezanın dili değiştiriliyor, toplumun hafızasıyla oynanıyordu.
Millete danışılmadan alınan kararlar, ilerleme ve çağdaşlaşma adı altında uygulanıyordu. O günlerde buna itiraz edenler ise ağır bedeller ödüyordu.
Bugün ise aynı çevreler, demokrasi konusunda en yüksek sesle konuşuyor. Dün farklı düşüncelere hayat hakkı tanımayanlar, bugün özgürlükten söz ediyor.
Demokrasi, sadece kendi düşüncesini savunma hakkı değildir. Demokrasi, insanın hoşuna gitmeyen düşüncelerin de var olmasına tahammül edebilmesidir.
Yolsuzluğa da karşı olmak gerekir, hukuksuzluğa da. Devletin imkânlarının israf edilmesine de karşı çıkmak gerekir, milletin değerlerinin küçümsenmesine de.
Türkiye, kendi tarihiyle, kültürüyle, gelenekleriyle ve toplumsal yapısıyla kendine özgü bir ülkedir. Bu sebeple, başkalarının tecrübelerini olduğu gibi alıp uygulamak yerine, kendi şartlarımızı dikkate almak zorundayız.
Bugün bana göre en önemli mesele; kutuplaşmayı artırmak değil, adaleti güçlendirmektir. İnsanları birbirine düşürmek değil, ortak bir gelecek etrafında birleştirmektir.
Bir başka mesele de şudur:
Demokrasiyi savunmak ile milletin inançlarına, tarihine ve kültürüne savaş açmayı birbirine karıştırmamak gerekir.
Çünkü demokrasi; intikam değil adalet, baskı değil hürriyet, ayrılık değil birlik demektir.
Aklıma gelenler şimdilik bunlar…