Son yıllarda şehirlerimizi büyüttük. Yollar yaptık, köprüler kurduk, hastaneler açtık, teknolojide önemli adımlar attık. Fakat kendimize sormamız gereken asıl soru şu: İnsanımızı ne kadar büyütebildik?
Bir toplumun gerçek gücü, sahip olduğu beton yığınlarıyla değil; yetiştirdiği insanla ölçülür. Ahlakı güçlü olmayan, ilimle beslenmeyen, maneviyatını kaybeden bir toplum, ne kadar zengin olursa olsun uzun süre ayakta kalamaz.
Bugün en büyük eksiğimiz okul sayısı değil, şahsiyet inşa eden eğitimdir. Gençlerimiz sınavlara hazırlanıyor ama hayata hazırlanmakta zorlanıyor. Diploma alıyorlar; fakat sorumluluk, merhamet, dürüstlük ve fedakârlık gibi değerleri aynı ölçüde kazanamıyorlar. Bilgi çoğalıyor, hikmet azalıyor.
Bir zamanlar bu topraklarda ilim sadece meslek edinmek için öğrenilmezdi. İnsan, önce kendini tanır; sonra Rabbini, ardından topluma karşı görevlerini öğrenirdi. Eğitim, karakter inşasının ayrılmaz bir parçasıydı. Bugün ise başarı çoğu zaman maaşla, makamla ve şöhretle ölçülüyor.
Maneviyatı besleyen kurumların zayıflaması da toplumun ruhunu etkiliyor. İnsan sadece aklıyla değil, kalbiyle de yaşar. Kalbi ihmal edilen toplumlarda öfke artar, aileler çözülür, gençler kimlik bunalımına sürüklenir. Maddi kalkınma, manevi çöküşü tek başına durduramaz.
Bugün İslam dünyasının en büyük sorunlarından biri de ortak idealini kaybetmiş olmasıdır. Aynı kitaba inanan, aynı kıbleye yönelen milyonlarca insan, ortak meselelerde ortak bir irade ortaya koyamıyor. Birlik duygusu zayıfladıkça dışarıdan gelen her rüzgâr bizi farklı yönlere savuruyor.
Artık geçmişi sadece övmek yerine geleceği inşa etmenin yollarını konuşmalıyız. Bunun yolu da hem çağın ilmini bilen hem de kendi medeniyet değerlerine sahip çıkan nesiller yetiştirmekten geçiyor. Dünyanın en iyi üniversiteleriyle yarışacak eğitim kurumlarına ihtiyacımız var. Bilimde güçlü, teknolojide iddialı, ahlakta örnek insanlar yetiştiremezsek geleceği başkalarının yazdığı bir dünyanın seyircisi oluruz.
Bir şehri gerçekten “medeniyet şehri” yapan sadece yüksek minareleri ya da gösterişli binaları değildir. Adaletin hâkim olduğu, kul hakkının gözetildiği, ticaretin dürüst yapıldığı, aile kurumunun korunduğu, ilme değer verilen, ahlakın günlük hayatın parçası hâline geldiği şehirler gerçek anlamda medeniyet şehirleridir.
Bugün yeniden ilmi, irfanı, hikmeti ve güzel ahlakı konuşmaya mecburuz. Çünkü güçlü devletlerin temelinde güçlü ekonomi kadar güçlü karakterler de vardır. Karakterini kaybeden toplumlar, sonunda yönünü de kaybeder.
Bizim ihtiyacımız geçmişin aynısını kopyalamak değil; geçmişten aldığımız medeniyet ruhunu bugünün şartlarında yeniden ayağa kaldırmaktır. Eğer bunu başarabilirsek yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de kazanmış oluruz.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa Şayık
Bir Medeniyet Sadece Betonla Ayakta Durmaz
Son yıllarda şehirlerimizi büyüttük. Yollar yaptık, köprüler kurduk, hastaneler açtık, teknolojide önemli adımlar attık. Fakat kendimize sormamız gereken asıl soru şu: İnsanımızı ne kadar büyütebildik?
Bir toplumun gerçek gücü, sahip olduğu beton yığınlarıyla değil; yetiştirdiği insanla ölçülür. Ahlakı güçlü olmayan, ilimle beslenmeyen, maneviyatını kaybeden bir toplum, ne kadar zengin olursa olsun uzun süre ayakta kalamaz.
Bugün en büyük eksiğimiz okul sayısı değil, şahsiyet inşa eden eğitimdir. Gençlerimiz sınavlara hazırlanıyor ama hayata hazırlanmakta zorlanıyor. Diploma alıyorlar; fakat sorumluluk, merhamet, dürüstlük ve fedakârlık gibi değerleri aynı ölçüde kazanamıyorlar. Bilgi çoğalıyor, hikmet azalıyor.
Bir zamanlar bu topraklarda ilim sadece meslek edinmek için öğrenilmezdi. İnsan, önce kendini tanır; sonra Rabbini, ardından topluma karşı görevlerini öğrenirdi. Eğitim, karakter inşasının ayrılmaz bir parçasıydı. Bugün ise başarı çoğu zaman maaşla, makamla ve şöhretle ölçülüyor.
Maneviyatı besleyen kurumların zayıflaması da toplumun ruhunu etkiliyor. İnsan sadece aklıyla değil, kalbiyle de yaşar. Kalbi ihmal edilen toplumlarda öfke artar, aileler çözülür, gençler kimlik bunalımına sürüklenir. Maddi kalkınma, manevi çöküşü tek başına durduramaz.
Bugün İslam dünyasının en büyük sorunlarından biri de ortak idealini kaybetmiş olmasıdır. Aynı kitaba inanan, aynı kıbleye yönelen milyonlarca insan, ortak meselelerde ortak bir irade ortaya koyamıyor. Birlik duygusu zayıfladıkça dışarıdan gelen her rüzgâr bizi farklı yönlere savuruyor.
Artık geçmişi sadece övmek yerine geleceği inşa etmenin yollarını konuşmalıyız. Bunun yolu da hem çağın ilmini bilen hem de kendi medeniyet değerlerine sahip çıkan nesiller yetiştirmekten geçiyor. Dünyanın en iyi üniversiteleriyle yarışacak eğitim kurumlarına ihtiyacımız var. Bilimde güçlü, teknolojide iddialı, ahlakta örnek insanlar yetiştiremezsek geleceği başkalarının yazdığı bir dünyanın seyircisi oluruz.
Bir şehri gerçekten “medeniyet şehri” yapan sadece yüksek minareleri ya da gösterişli binaları değildir. Adaletin hâkim olduğu, kul hakkının gözetildiği, ticaretin dürüst yapıldığı, aile kurumunun korunduğu, ilme değer verilen, ahlakın günlük hayatın parçası hâline geldiği şehirler gerçek anlamda medeniyet şehirleridir.
Bugün yeniden ilmi, irfanı, hikmeti ve güzel ahlakı konuşmaya mecburuz. Çünkü güçlü devletlerin temelinde güçlü ekonomi kadar güçlü karakterler de vardır. Karakterini kaybeden toplumlar, sonunda yönünü de kaybeder.
Bizim ihtiyacımız geçmişin aynısını kopyalamak değil; geçmişten aldığımız medeniyet ruhunu bugünün şartlarında yeniden ayağa kaldırmaktır. Eğer bunu başarabilirsek yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de kazanmış oluruz.