Bir organizasyonu ayakta
tutan şey güvendir. Güven, bir binada taşları bir arada tutan harç gibi,
insanları birbirine ağlayan yapıştırıcıdır.
Bir STK da insanların
gerçekten “biz” diyebilmesi, aidiyet, ortak amaç ve güvenle mümkündür.
Bu bağlar zedelendiğinde geriye sadece tabelası olan, ruhunu yitirmişbir yapı
kalır.
Bugün,
Bal-Göç’te tartışılan mesele tam da budur.
Evet, karalamalarla bir seçim
kazanılabilir. Peki güven kazanılabilir mi?
Üye listeleri, iletişim bilgileri
ve her türlü imkân orantısız olarak elinizde…
Bütün bunlara rağmen iftiralarlasandıktan
çıkabilirsiniz belki ama insanların kalbine nasıl gireceksiniz?
Çünkü bir camiayı bir arada tutan
şey korku değil güvendir, inanmışlıktır. Aidiyet, baskıyla değil adaletle
oluşur.
Asıl sorulması gereken sorular
şunlardır:
Neden kazanmak bu kadar önemli?
Neden koltuktan kalkmak bu kadar zor?
Neden rakip, fikirle değil itibarsızlaştırmayla durdurulmak isteniyor?
Bal-Göç’ün geçmişinde yazılı
olmayan ama herkesin bildiği bir ölçü vardı.
Kurucu başkan dâhil, kimse iki
dönemden fazla koltukta kalmadı.
Şimdi ise dört dönemdir aynı
isim…
Bu tablo bir “istikrar” mı, yoksa kurumsal
yenilenmenin önüne çekilmiş bir set mi?
Bir koltuk, bir dernekten daha
değerli hâle geldiyse; Birlik söylemi dillendirilirken ayrıştırma yapılıyorsa, bir rakip,
düşmanlaştırılıyorsa, bir kadın yönetici önce övülüp sonra gerekçesizce siliniyorsa
ve eleştiri, cevap yerine saldırıyla bastırılıyorsa…
Burada sorun kişiler arası rekabet değil, yönetim ahlakıdır.
“Biz” duygusu;adalet bozulduğunda,verilen sözler
tutulmadığında,iletişim tek yönlü hâle geldiğinde,liyakat yerine sadakat
ödüllendirildiğindesessizce çözülür.
Güven zedelendiğinde insanlar
önce susar, sonra uzaklaşır.Önce gönül bağı kopar, sonra organizasyon zayıflar…
İftirayla, karalamayla, ötekileştirmeylekazanılan
bir seçim, amaca hizmet etmez.
Eğer amaç Bal-Göç’ü büyütmekse;yol, bölerek değil birleştirerek
yürünür.
Bu seçimi aynı anlayışın
kazanması, Bal-Göç’e fayda sağlamaz.Aksine;
Güveni daha da aşındırır
Kırgınlıkları kalıcılaştırır
Derneği, kişilerin
hırslarına rehin bırakır
Asıl kırılma tam da burada
yaşanır:
Bal Göç, göçmenlerin ortak vicdanı olmaktan çıkar; bir kişinin gölgesine
sıkışır.
Unutulmamalıdır ki:
Sandık her şeyi meşrulaştırmaz.
Meşruiyet, nasıl kazandığınızla ilgilidir.
Bal-Göç’ü ayakta tutacak şey, bir
“kazanan” değil,kaybedeni bile incitmeyen bir ahlaktır.
Koltuğu değil kurumu önceleyen bir yaklaşımla, sözün arkasında durulduğunda
kurum büyür. Sözün silaha dönüştüğü yerde sadece enkaz kalır.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet Yılmaz
Bal-Göç’ün Seçimi!
Bir organizasyonu ayakta tutan şey güvendir. Güven, bir binada taşları bir arada tutan harç gibi, insanları birbirine ağlayan yapıştırıcıdır.
Bir STK da insanların gerçekten “biz” diyebilmesi, aidiyet, ortak amaç ve güvenle mümkündür. Bu bağlar zedelendiğinde geriye sadece tabelası olan, ruhunu yitirmişbir yapı kalır.
Bugün, Bal-Göç’te tartışılan mesele tam da budur.
Evet, karalamalarla bir seçim kazanılabilir. Peki güven kazanılabilir mi?
Üye listeleri, iletişim bilgileri ve her türlü imkân orantısız olarak elinizde…
Bütün bunlara rağmen iftiralarlasandıktan çıkabilirsiniz belki ama insanların kalbine nasıl gireceksiniz?
Çünkü bir camiayı bir arada tutan şey korku değil güvendir, inanmışlıktır. Aidiyet, baskıyla değil adaletle oluşur.
Montaj fotoğraflar, fısıltı gazeteleri, kiralık kalemler…
Bunlar oy devşirebilir ama aidiyet inşa etmez.
Asıl sorulması gereken sorular şunlardır:
Neden kazanmak bu kadar önemli?
Neden koltuktan kalkmak bu kadar zor?
Neden rakip, fikirle değil itibarsızlaştırmayla durdurulmak isteniyor?
Bal-Göç’ün geçmişinde yazılı olmayan ama herkesin bildiği bir ölçü vardı.
Kurucu başkan dâhil, kimse iki dönemden fazla koltukta kalmadı.
Şimdi ise dört dönemdir aynı isim…
Bu tablo bir “istikrar” mı, yoksa kurumsal yenilenmenin önüne çekilmiş bir set mi?
Bir koltuk, bir dernekten daha değerli hâle geldiyse;
Birlik söylemi dillendirilirken ayrıştırma yapılıyorsa, bir rakip, düşmanlaştırılıyorsa, bir kadın yönetici önce övülüp sonra gerekçesizce siliniyorsa ve eleştiri, cevap yerine saldırıyla bastırılıyorsa…
Burada sorun kişiler arası rekabet değil, yönetim ahlakıdır.
“Biz” duygusu;adalet bozulduğunda,verilen sözler tutulmadığında,iletişim tek yönlü hâle geldiğinde,liyakat yerine sadakat ödüllendirildiğindesessizce çözülür.
Güven zedelendiğinde insanlar önce susar, sonra uzaklaşır.Önce gönül bağı kopar, sonra organizasyon zayıflar…
İftirayla, karalamayla, ötekileştirmeylekazanılan bir seçim, amaca hizmet etmez.
Eğer amaç Bal-Göç’ü büyütmekse;yol, bölerek değil birleştirerek yürünür.
Bu seçimi aynı anlayışın kazanması, Bal-Göç’e fayda sağlamaz.Aksine;
Asıl kırılma tam da burada yaşanır:
Bal Göç, göçmenlerin ortak vicdanı olmaktan çıkar; bir kişinin gölgesine sıkışır.
Unutulmamalıdır ki:
Sandık her şeyi meşrulaştırmaz.
Meşruiyet, nasıl kazandığınızla ilgilidir.
Bal-Göç’ü ayakta tutacak şey, bir “kazanan” değil,kaybedeni bile incitmeyen bir ahlaktır.
Koltuğu değil kurumu önceleyen bir yaklaşımla, sözün arkasında durulduğunda kurum büyür. Sözün silaha dönüştüğü yerde sadece enkaz kalır.