Kestel Çilekspor için bugün sahada kaybedilen sadece bir maç değildi. İç sahada Kartal Bulvarspor karşısında alınan 2-1’lik mağlubiyet, sezonun en kritik virajlarından birinde gelen ağır bir darbe oldu. Tribünlerin beklentisi yüksekti, takımın ihtiyacı netti ama sonuç yine hüsranla bitti.
Maça rakip daha hazır, daha net başladı. 18. dakikada gelen golle öne geçen Kartal Bulvarspor, ilk yarıyı istediği gibi oynadı. Ancak o ilk 45 dakikaya sadece skor değil, hakemin kararları da damga vurdu. Özellikle rakibin 11 numaralı oyuncusunun görmesi gereken kartların çıkmaması, oyunun kaderine doğrudan etki etti. O anlarda eksik kalabilecek bir rakip yerine, cesaret bulan bir Kartal Bulvarspor izledik.
İkinci yarı ise adeta bir kopya senaryo ile başladı. Henüz 49. dakikada hızlı gelişen atakta gelen ikinci gol, Kestel’in tüm planlarını alt üst etti. Ama işin ilginç tarafı tam da burada başladı. Çünkü o dakikadan sonra sahada tek oynayan taraf Kestel Çilekspor’du. Kestel bastırdı, pozisyonlar buldu, rakibi sahasına hapsetti. Ama sezon boyunca yaşanan problem yine ortaya çıktı: Son vuruşlar… Kaçan fırsatlar… Değerlendirilemeyen anlar…
Dakikalar 90’ı gösterdiğinde Şahin’in golü sadece skoru değiştirdi, gerçeği değil. Çünkü o gol bir geri dönüşün değil, gecikmiş bir reaksiyonun ürünüydü.
Ama bu maçın hikayesi sadece sahada yazılmadı.!
Maçtan günler önce yaşananlar, belki de bu sonucun en büyük habercisiydi.
Göreve gelirken büyük cümleler kuran, “Bu takımı ligde tutarım, play-off bile oynarız” diyen, sözleşmesine ligde kalma ve play-off bonuslarını koydurmayı bilen bir teknik direktör… Ancak iş zorlaşınca, ligin en kritik maçlarından biri öncesinde istifa ederek takımı yüzüstü bırakan bir isim. Sait Ulvi Özdemir…
Oynatılan korkak futbol, futbolcu yönetiminde yaşanan problemler, saha içindeki kopukluklar, sürekli değişen tercihler… Takım bir türlü istikrara kavuşamadı. Buna rağmen yönetim sabretti, arkasında durdu, destek verdi. Ama o destek karşılığını bulmadı. Yönetim fedakârlık yaparken, teknik direktörün en zor anda çekip gitmesi camiaya yapılmış büyük bir saygısızlıktır. Bu sadece bir istifa değil, bu düpedüz sorumluluktan kaçıştır. Takımı ateş hattında bırakıp gitmek, profesyonellik değil, korkudur.
Para konuşulurken, bonuslar masaya konulurken cesur olan bir teknik adamın, iş mücadeleye geldiğinde ortada olmaması futbolun en acı gerçeklerinden biridir. Büyük konuşmak kolaydır, zor olan o sözlerin arkasında durabilmektir. Kestel Çilekspor tam da buna ihtiyaç duyarken, futbolcular sahada mücadele ederken, teknik direktörün kaçmayı tercih etmesi kabul edilebilir bir şey değil.Bu camia bunu unutmaz...!
Son 4..!
Kestel Çilekspor şimdi son 4 haftaya giriyor. Artık bahanelerin, “şanssızdık” cümlelerinin bir karşılığı yok. Bu takım ligde kalmak istiyorsa, bundan sonra sahaya sadece oynamak için değil, savaşmak için çıkmak zorunda.
Yeni teknik heyetin bu kısa süreçte mucize yaratması kimse tarafından beklenmemeli. Çünkü 8 ayda oturmayan bir taktik sistemin 25 günde oturmasını beklemek futbolun gerçekleriyle örtüşmez. Bu noktada yeni hocaya düşen en büyük görev; taktikten çok oyuncu grubuna abilik yapmak, bir anlamda yaşam koçluğu rolünü üstlenmek olacaktır. Oyuncuların güvenini kazanmak, onları yeniden ayağa kaldırmak ve kalan dört maça inandırmak… Kestel Çilekspor’un ligde kalması için belki de tek reçete budur.
Ama sorumluluk sadece teknik heyette değil. Oyuncu grubu da artık kendine gelmek zorunda. Bahanelerin arkasına sığınmadan, bir ilçenin umutlarını taşıdıklarının farkına varmalı. Bu formanın sadece bir forma olmadığını, bir şehrin inancını temsil ettiğini hatırlamalılar. Çünkü artık konuşma değil, karakter koyma zamanı.
Kestel Çilekspor için son dört maç,
Sadece bir fikstür değil…
Bir ilçenin kaderi...
Çünkü artık kaybedilecek puan değil…
Kaybedilecek bir sezon var...
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Basri Sarıışık
Kaçan Sorumluluk, Kaçan Puanlar
Kestel Çilekspor için bugün sahada kaybedilen sadece bir maç değildi. İç sahada Kartal Bulvarspor karşısında alınan 2-1’lik mağlubiyet, sezonun en kritik virajlarından birinde gelen ağır bir darbe oldu. Tribünlerin beklentisi yüksekti, takımın ihtiyacı netti ama sonuç yine hüsranla bitti.
Maça rakip daha hazır, daha net başladı. 18. dakikada gelen golle öne geçen Kartal Bulvarspor, ilk yarıyı istediği gibi oynadı. Ancak o ilk 45 dakikaya sadece skor değil, hakemin kararları da damga vurdu. Özellikle rakibin 11 numaralı oyuncusunun görmesi gereken kartların çıkmaması, oyunun kaderine doğrudan etki etti. O anlarda eksik kalabilecek bir rakip yerine, cesaret bulan bir Kartal Bulvarspor izledik.
İkinci yarı ise adeta bir kopya senaryo ile başladı. Henüz 49. dakikada hızlı gelişen atakta gelen ikinci gol, Kestel’in tüm planlarını alt üst etti. Ama işin ilginç tarafı tam da burada başladı. Çünkü o dakikadan sonra sahada tek oynayan taraf Kestel Çilekspor’du. Kestel bastırdı, pozisyonlar buldu, rakibi sahasına hapsetti. Ama sezon boyunca yaşanan problem yine ortaya çıktı: Son vuruşlar… Kaçan fırsatlar… Değerlendirilemeyen anlar…
Dakikalar 90’ı gösterdiğinde Şahin’in golü sadece skoru değiştirdi, gerçeği değil. Çünkü o gol bir geri dönüşün değil, gecikmiş bir reaksiyonun ürünüydü.
Ama bu maçın hikayesi sadece sahada yazılmadı.!
Maçtan günler önce yaşananlar, belki de bu sonucun en büyük habercisiydi.
Göreve gelirken büyük cümleler kuran, “Bu takımı ligde tutarım, play-off bile oynarız” diyen, sözleşmesine ligde kalma ve play-off bonuslarını koydurmayı bilen bir teknik direktör… Ancak iş zorlaşınca, ligin en kritik maçlarından biri öncesinde istifa ederek takımı yüzüstü bırakan bir isim. Sait Ulvi Özdemir…
Oynatılan korkak futbol, futbolcu yönetiminde yaşanan problemler, saha içindeki kopukluklar, sürekli değişen tercihler… Takım bir türlü istikrara kavuşamadı. Buna rağmen yönetim sabretti, arkasında durdu, destek verdi. Ama o destek karşılığını bulmadı. Yönetim fedakârlık yaparken, teknik direktörün en zor anda çekip gitmesi camiaya yapılmış büyük bir saygısızlıktır. Bu sadece bir istifa değil, bu düpedüz sorumluluktan kaçıştır. Takımı ateş hattında bırakıp gitmek, profesyonellik değil, korkudur.
Para konuşulurken, bonuslar masaya konulurken cesur olan bir teknik adamın, iş mücadeleye geldiğinde ortada olmaması futbolun en acı gerçeklerinden biridir. Büyük konuşmak kolaydır, zor olan o sözlerin arkasında durabilmektir. Kestel Çilekspor tam da buna ihtiyaç duyarken, futbolcular sahada mücadele ederken, teknik direktörün kaçmayı tercih etmesi kabul edilebilir bir şey değil.Bu camia bunu unutmaz...!
Son 4..!
Kestel Çilekspor şimdi son 4 haftaya giriyor. Artık bahanelerin, “şanssızdık” cümlelerinin bir karşılığı yok. Bu takım ligde kalmak istiyorsa, bundan sonra sahaya sadece oynamak için değil, savaşmak için çıkmak zorunda.
Yeni teknik heyetin bu kısa süreçte mucize yaratması kimse tarafından beklenmemeli. Çünkü 8 ayda oturmayan bir taktik sistemin 25 günde oturmasını beklemek futbolun gerçekleriyle örtüşmez. Bu noktada yeni hocaya düşen en büyük görev; taktikten çok oyuncu grubuna abilik yapmak, bir anlamda yaşam koçluğu rolünü üstlenmek olacaktır. Oyuncuların güvenini kazanmak, onları yeniden ayağa kaldırmak ve kalan dört maça inandırmak… Kestel Çilekspor’un ligde kalması için belki de tek reçete budur.
Ama sorumluluk sadece teknik heyette değil. Oyuncu grubu da artık kendine gelmek zorunda. Bahanelerin arkasına sığınmadan, bir ilçenin umutlarını taşıdıklarının farkına varmalı. Bu formanın sadece bir forma olmadığını, bir şehrin inancını temsil ettiğini hatırlamalılar. Çünkü artık konuşma değil, karakter koyma zamanı.
Kestel Çilekspor için son dört maç,
Sadece bir fikstür değil…
Bir ilçenin kaderi...
Çünkü artık kaybedilecek puan değil…
Kaybedilecek bir sezon var...