Rakibiniz sizden daha iyi oynar, daha güçlüdür, daha hazırdır. Başınızı öne eğip rakibinizi alkışlar yolunuza devam edersiniz.
Ama bazı yenilgiler vardır ki skor tabelasına sığmaz.
İşte bugün yaşadığımız tam olarak budur.
2026 Dünya Kupası'na büyük hayallerle geldik. Yeni jenerasyonla yakalanan başarının ardından milyonlarca insan yeniden inandı. Bu kez farklı olacağını düşündü. Bu kez yıllardır beklediğimiz o hikâyenin yazılacağını hayal etti.
Bize anlatılan buydu.
Ama gerçek çok başka çıktı.
Türkiye, Avustralya mağlubiyetinden sonra Paraguay karşısında aldığı mağlubiyetle iki maç sonunda sıfır puanda kaldı ve Dünya Kupası'na daha grup aşaması tamamlanmadan veda etti.
Sadece elenmedik...
Hayal kırıklığına uğradık.
Sadece hayal kırıklığına uğramadık...
Utandık.
Biz bu takımın potansiyelini biliyoruz.
Bu oyuncuların neler yapabileceğini biliyoruz.
Bu ülkenin futbol sevgisinin ne kadar büyük olduğunu biliyoruz.
Ancak sahada gördüğümüz şey mücadele eden bir milli takım değil, ne yaptığını bilmeyen bir oyuncu topluluğuydu.
Avustralya maçından sonra "hatalardan ders çıkarılmalı" demiştik.
Ne yazık ki hiçbir ders çıkarılmamış.
Aynı kırılganlıklar...
Aynı plansızlık...
Aynı organizasyon eksikliği...
Aynı bahaneler...
Değişen hiçbir şey yok.
Bu başarısızlığın en büyük sorumlularından biri teknik direktör VincenzoMontella'dır.
Dünya Kupası gibi bir organizasyona hazırlanan takımın iki maç sonunda havlu atması kabul edilemez. Takımın sahadaki görüntüsü, oyuncuların fiziksel ve mental durumu, yapılan tercihler ve ortaya çıkan futbol teknik heyetin sınıfta kaldığını göstermektedir.
Ancak suçlu yalnızca kenardaki isim değildir.
Sahada yıldız olarak gördüğümüz oyuncular da bu eleştirilerden kaçamaz.
Bu forma sadece yetenekle taşınmaz.
Bu forma karakter ister.
Sorumluluk ister.
Liderlik ister.
Milyonlarca insan ekran başında umut beklerken sahada kaybolan, sorumluluktan uzak kalan hiçbir oyuncu eleştiriden muaf değildir.
Ve elbette federasyon...
Türk futbolunun yıllardır bir adım ileri iki adım geri gitmesinin sorumluları...
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu ve yönetimi de bugün ortaya çıkan tablodan bağımsız düşünülemez.
Başarı geldiğinde fotoğraf karesinde yer almak isteyenler, başarısızlık geldiğinde de sorumluluk almak zorundadır.
Çünkü bu sadece bir mağlubiyet değildir.
Bu sadece bir turnuva vedası değildir.
Bu, milyonlarca insanın umutlarının boşa çıkmasıdır.
Bu, Türk futbolunun bir kez daha kendi kendine çelme takmasıdır.
Velhasıl
Bugün artık özür günü değil.
Bugün açıklama günü değil.
Bugün bahane günü hiç değil.
Bugün hesap verme günüdür.
Türk futbolunun yeniden ayağa kalkabilmesi için önce bu başarısızlığın sorumluları bedel ödemelidir.
Bu millet yenilgiyi affeder...
Bu millet mücadele edenin yanında durur...
Bu millet formasını teriyle ıslatanı alkışlar...
Ama bu millet umursamazlığı affetmez.
Bu millet sahipsiz bırakılan hayallerini unutmaz.
Şimdi Montella'danTFF yönetimine kadar herkes aynaya bakmalı ve şu soruya cevap vermelidir:
İki maç sonunda Dünya Kupası'na veda eden bir ülkenin futbolunda, eğer kimse sorumluluk almayacaksa başarısızlığın hesabını kim verecek?
Ve daha da önemlisi...
Bu büyük hayal kırıklığının ardından hâlâ hiçbir şey olmamış gibi koltuklarında oturmaya devam mı edecekler?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Basri Sarıışık
Hesap Vakti Geldi!
Bazen yenilirsiniz...
Rakibiniz sizden daha iyi oynar, daha güçlüdür, daha hazırdır. Başınızı öne eğip rakibinizi alkışlar yolunuza devam edersiniz.
Ama bazı yenilgiler vardır ki skor tabelasına sığmaz.
İşte bugün yaşadığımız tam olarak budur.
2026 Dünya Kupası'na büyük hayallerle geldik. Yeni jenerasyonla yakalanan başarının ardından milyonlarca insan yeniden inandı. Bu kez farklı olacağını düşündü. Bu kez yıllardır beklediğimiz o hikâyenin yazılacağını hayal etti.
Bize anlatılan buydu.
Ama gerçek çok başka çıktı.
Türkiye, Avustralya mağlubiyetinden sonra Paraguay karşısında aldığı mağlubiyetle iki maç sonunda sıfır puanda kaldı ve Dünya Kupası'na daha grup aşaması tamamlanmadan veda etti.
Sadece elenmedik...
Hayal kırıklığına uğradık.
Sadece hayal kırıklığına uğramadık...
Utandık.
Biz bu takımın potansiyelini biliyoruz.
Bu oyuncuların neler yapabileceğini biliyoruz.
Bu ülkenin futbol sevgisinin ne kadar büyük olduğunu biliyoruz.
Ancak sahada gördüğümüz şey mücadele eden bir milli takım değil, ne yaptığını bilmeyen bir oyuncu topluluğuydu.
Avustralya maçından sonra "hatalardan ders çıkarılmalı" demiştik.
Ne yazık ki hiçbir ders çıkarılmamış.
Aynı kırılganlıklar...
Aynı plansızlık...
Aynı organizasyon eksikliği...
Aynı bahaneler...
Değişen hiçbir şey yok.
Bu başarısızlığın en büyük sorumlularından biri teknik direktör VincenzoMontella'dır.
Dünya Kupası gibi bir organizasyona hazırlanan takımın iki maç sonunda havlu atması kabul edilemez. Takımın sahadaki görüntüsü, oyuncuların fiziksel ve mental durumu, yapılan tercihler ve ortaya çıkan futbol teknik heyetin sınıfta kaldığını göstermektedir.
Ancak suçlu yalnızca kenardaki isim değildir.
Sahada yıldız olarak gördüğümüz oyuncular da bu eleştirilerden kaçamaz.
Bu forma sadece yetenekle taşınmaz.
Bu forma karakter ister.
Sorumluluk ister.
Liderlik ister.
Milyonlarca insan ekran başında umut beklerken sahada kaybolan, sorumluluktan uzak kalan hiçbir oyuncu eleştiriden muaf değildir.
Ve elbette federasyon...
Türk futbolunun yıllardır bir adım ileri iki adım geri gitmesinin sorumluları...
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu ve yönetimi de bugün ortaya çıkan tablodan bağımsız düşünülemez.
Başarı geldiğinde fotoğraf karesinde yer almak isteyenler, başarısızlık geldiğinde de sorumluluk almak zorundadır.
Çünkü bu sadece bir mağlubiyet değildir.
Bu sadece bir turnuva vedası değildir.
Bu, milyonlarca insanın umutlarının boşa çıkmasıdır.
Bu, Türk futbolunun bir kez daha kendi kendine çelme takmasıdır.
Velhasıl
Bugün artık özür günü değil.
Bugün açıklama günü değil.
Bugün bahane günü hiç değil.
Bugün hesap verme günüdür.
Türk futbolunun yeniden ayağa kalkabilmesi için önce bu başarısızlığın sorumluları bedel ödemelidir.
Bu millet yenilgiyi affeder...
Bu millet mücadele edenin yanında durur...
Bu millet formasını teriyle ıslatanı alkışlar...
Ama bu millet umursamazlığı affetmez.
Bu millet sahipsiz bırakılan hayallerini unutmaz.
Şimdi Montella'danTFF yönetimine kadar herkes aynaya bakmalı ve şu soruya cevap vermelidir:
İki maç sonunda Dünya Kupası'na veda eden bir ülkenin futbolunda, eğer kimse sorumluluk almayacaksa başarısızlığın hesabını kim verecek?
Ve daha da önemlisi...
Bu büyük hayal kırıklığının ardından hâlâ hiçbir şey olmamış gibi koltuklarında oturmaya devam mı edecekler?