Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Yüksek Tansiyon

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Yüksek Tansiyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yüksek Tansiyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yaz sıcaklarında demans riski artıyor Haber

Yaz sıcaklarında demans riski artıyor

Demans, yalnızca unutkanlıkla sınırlı değil; bireyin hafıza, dikkat, dil, karar verme ve günlük yaşam becerilerini etkileyerek bağımsızlığını kaybetmesine yol açan klinik bir sendrom. Bu etkileriyle de hastaların ve bakımını üstlenen kişilerin yaşam kalitelerini ciddi şekilde düşürebiliyor. En yaygın nedeni Alzheimer olan demansta ilerleyen yaş, genetik yatkınlık ve aile öyküsü gibi değiştirilemeyen risk faktörlerinin yanı sıra yaşam tarzıyla ilişkili değiştirilebilir etkenler de önemli rol oynuyor. Acıbadem International Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında yaşam alışkanlıklarındaki bazı hataların demans riskini artırabileceği uyarısında bulunarak, “Yaz mevsiminde demans riskini artıran en önemli iki etken vücudun susuz kalması ve tansiyon dalgalanmalarıdır. Bu nedenle susama hissini beklemeden bol su tüketilmesi ve yüksek tansiyon hastalarının kan basıncını düzenli olarak kontrol etmeleri son derece önemlidir” diyor. Dr. Fikri Halaçoğlu, aslında değiştirilebilir risk faktörlerinin yaşam boyunca hedeflenmesiyle demans vakalarının yaklaşık yüzde 40’a varan oranda önlenebilir veya geciktirilebilir olabileceğine dikkat çekiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında demans riskini artıran etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. SUSUZ KALMAK Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında sık tekrarlayan veya ciddi düzeydeki susuzluğun özellikle ileri yaştaki kişilerde demans açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurguluyor. Dr. Fikri Halaçoğlu, “Vücudun susuz kalması; idrar yolu enfeksiyonu, elektrolit bozukluğu, uyku bölünmesi ve tansiyon düzensizliği aracılığıyla zihinsel performansı hızla bozabilir. Bu durum doğrudan kalıcı demansa yol açmaktan çok, mevcut bilişsel kırılganlığı görünür hale getirebilir, deliryumu tetikleyebilir ve damar sağlığını olumsuz etkileyerek uzun vadede beyin rezervini azaltabilir. Bunların sonucunda başta damarsal (vasküler) demans olmak üzere Alzheimer tip demans riskinin de artmasına yol açabilir” diyor. Nasıl önlem almalı? Güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00 – 16.00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkmayın. Susamayı beklemeden düzenli olarak su tüketin.Koyu idrar, ateş ve ani dalgınlık gibi sorunlarda zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurun.

Fazla tuz kullanımı böbreklere ve kalbe ciddi zarar veriyor Haber

Fazla tuz kullanımı böbreklere ve kalbe ciddi zarar veriyor

Prof. Dr. Murathan Uyar, yaşam için gerekli olan tuzun ihtiyaçtan fazla tüketilmesi halinde ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceği konusunda uyarılarda bulundu. Tuzun yaklaşık yüzde 40 sodyum ve yüzde 60 klorürden oluştuğunu belirten Uyar, vücudun sinir sistemi, kasların çalışması, kalp ritmi ve sıvı dengesinin korunması için sodyuma ihtiyaç duyduğunu ancak bu ihtiyacın doğal besinlerden de karşılanabildiğini ifade etti. TÜRKİYE'DE TÜKETİM ÖNERİLEN SEVİYENİN ÇOK ÜZERİNDE Dünya Sağlık Örgütü'nün günlük tuz tüketiminin 5 gramı, yani yaklaşık bir silme çay kaşığını geçmemesini tavsiye ettiğini hatırlatan Uyar, Türkiye'de yapılan araştırmalara göre ortalama günlük tuz tüketiminin bu miktarın yaklaşık üç katına ulaştığını söyledi. Hazır ve işlenmiş gıdaların yaygınlaşmasıyla birlikte farkında olmadan fazla tuz tüketildiğine dikkat çeken Uyar, ekmek, peynir, zeytin, turşu, sucuk, salam, hazır çorbalar, paketli atıştırmalıklar ve sosların günlük tuz alımının önemli bölümünü oluşturduğunu kaydetti. YÜKSEK TANSİYON VE BÖBREK HASTALIKLARI RİSKİNİ ARTIRIYOR Aşırı tuz tüketiminin kandaki sodyum miktarını artırarak vücudun daha fazla su tutmasına neden olduğunu belirten Uyar, bunun da tansiyonun yükselmesine yol açtığını ifade etti. Yüksek tansiyonun uzun yıllar belirti vermeden kalp, beyin, böbrek ve damar sistemine zarar verebildiğini söyleyen Uyar, fazla tuz tüketiminin ayrıca böbrek hastalıklarının ilerlemesini hızlandırabileceğini, böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırabileceğini, kemiklerden kalsiyum kaybını artırabileceğini ve mide kanseri riskini yükseltebileceğini dile getirdi. "DOĞAL TUZ" ALGISINA DİKKAT Son yıllarda popüler hale gelen Himalaya tuzu, kaya tuzu ve deniz tuzu gibi ürünlerin sağlık açısından sanıldığı kadar farklı olmadığını belirten Uyar, bu tuzların da büyük oranda sodyum klorür içerdiğini ve eser miktardaki minerallerin fazla tüketimi haklı çıkaracak bir avantaj sağlamadığını söyledi. Prof. Dr. Murathan Uyar, günlük tuz tüketimini azaltmak için sofraya tuzluk koymamak, yemeğin tadına bakmadan tuz eklememek, işlenmiş gıdaları daha az tüketmek ve yemeklere lezzet vermek için limon, sarımsak ile baharatlardan yararlanmanın etkili yöntemler olduğunu belirtti. Uyar, "Tuz doğru miktarda tüketildiğinde yaşam için vazgeçilmezdir. Ancak fazlası yıllar içinde kalbi, damarları ve böbrekleri sessizce yorar. Sağlığımızı korumak bazen sofradaki tuzluğu bir adım uzağa koymak kadar basit bir alışkanlıkla başlayabilir." değerlendirmesinde bulundu.

Kalp krizlerinin yüzde 20’si 40 yaş altında! Haber

Kalp krizlerinin yüzde 20’si 40 yaş altında!

Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, gençlerde kalp-damar hastalıkları ve kalp krizi riskini artıran faktörlere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Düzenli sağlık kontrollerinin yaptırılması ve ailede kalp-damar hastalığı öyküsünün bilinmesinin büyük önem taşıdığını belirten Koylan, kalp sağlığını korumak için aktif yaşam, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve stres yönetiminin vazgeçilmez olduğunu ifade etti. Genç yaşlarda kalp krizi riskini artıran etkenlerin başında sağlıksız yaşam alışkanlıklarının geldiğini vurgulayan Koylan, özellikle anabolik steroid kullanımının ciddi tehlikeler barındırdığına dikkat çekti. Kas kütlesini artırmak amacıyla kullanılan bu maddelerin tansiyon yüksekliği, kolesterol dengesinin bozulması ve damar sertliği riskini artırarak erken yaşta kalp krizi olasılığını yükselttiğini söyledi. ENERJİ İÇECEKLERİ VE KAFEİNE DİKKAT Enerji içecekleri ile yüksek miktarda kafein tüketiminin de kalp sağlığını tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Nevrez Koylan, bu ürünlerin kalp ritminde ve tansiyonda ani değişikliklere yol açabileceğini ifade etti. Özellikle yoğun egzersiz sırasında veya alkol ve diğer uyarıcı maddelerle birlikte tüketildiğinde riskin arttığını kaydetti. Yasaklı ve uyarıcı maddelerin kullanımının genç yaşlarda kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olabileceğini belirten Koylan, bu maddelerin kalp ritmini bozabildiğini, tansiyonu yükseltebildiğini ve damar yapısına zarar verebildiğini söyledi. Yapılan araştırmaların, eğlence amaçlı madde kullanımı ile erken yaşta gelişen kalp-damar hastalıkları arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. SİGARA VE ELEKTRONİK SİGARA DA RİSKLİ Sigara kullanımının kalp hastalığı ve felce bağlı erken ölüm riskini yaklaşık üç kat artırdığını belirten Koylan, benzer risklerin nargile ve elektronik sigara için de geçerli olduğuna dikkat çekti. Sigaranın 40 yaşından önce bırakılması durumunda ise erken ölüm riskindeki artışın büyük ölçüde azaltılabileceğini söyledi. Bazı bireylerin genetik olarak kalp hastalıklarına yatkın olabileceğini belirten Koylan, özellikle ailevi hiperkolesterolemi gibi kalıtsal rahatsızlıkların kolesterol seviyelerinin erken yaşta yükselmesine neden olduğunu ve bunun da damar sertliği ile kalp krizi riskini artırdığını ifade etti. Diyabetin gençlerde kalp krizi riskini artıran önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu vurgulayan Koylan, diyabetli bireylerde yüksek tansiyon ve kolesterol gibi ek risk faktörlerinin daha sık görüldüğünü söyledi. Ayrıca gençlerde hipertansiyon görülme sıklığının da arttığını belirten Koylan, fazla tuz tüketimi, obezite ve hareketsiz yaşam tarzının yüksek tansiyona zemin hazırladığını kaydetti. OBEZİTE KALP HASTALIKLARINI TETİKLİYOR Aşırı kilo ve obezitenin kalp-damar sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturduğunu dile getiren Koylan, fazla kilonun yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği gibi hastalıkları tetiklediğini belirtti. Bilimsel araştırmaların, fazla kilolu genç bireylerde kalp krizi riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti. Prof. Dr. Nevrez Koylan, kalp sağlığının korunması için düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, fiziksel olarak aktif bir yaşam sürmenin, tütün ürünlerinden uzak durmanın, sağlıklı beslenmenin ve ideal kilonun korunmasının kalp-damar hastalıklarına karşı en etkili korunma yöntemleri arasında yer aldığını sözlerine ekledi.

RİSK MENOPOZDAN SONRA DA SÜRÜYOR Haber

RİSK MENOPOZDAN SONRA DA SÜRÜYOR

Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan Aslan, isim değişikliğinin hastalığın daha doğru anlaşılması açısından önemli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Erdoğan Aslan, eski ismin hastalığı tam olarak anlatmadığını belirterek, “Bu rahatsızlık yıllardır ‘yumurtalıkta kist var’ gibi algılanıyordu. Oysa birçok hastada gerçek anlamda bir kist bulunmuyor. Ultrason sırasında görülen yapılar aslında yumurtlamanın belli bir aşamasında gelişimi durmuş yumurta kesecikleridir. Ayrıca hastalık sadece yumurtalıkları değil, hormon sistemini ve metabolizmayı da etkiliyor” dedi. Sadece adet düzensizliği değil Toplumda çoğu zaman adet düzensizliği, tüylenme, sivilce veya çocuk sahibi olamama gibi sorunlarla bilinen bu rahatsızlığın aslında daha geniş etkileri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aslan, hastalığın insülin direnci ve kilo problemiyle de bağlantılı olduğuna dikkat çekti. Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan Aslan, “Bu durum yalnızca kadın hastalıklarıyla ilgili bir sorun değil. Fazla kilo, insülin direnci, şeker hastalığı riski, yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıklarıyla da ilişkili. Hastalığın yeni adı, bu yönünü daha görünür hale getiriyor” diye konuştu. Tanı yöntemi değişmedi İsim değişse de hastalığın tanı yönteminin aynı kaldığını belirten Prof. Dr. Aslan, doktorların hala mevcut kriterleri kullandığını söyledi. Buna göre kadınlarda, adet düzensizliği veya yumurtlama sorunu, erkeklik hormonunun fazla olması nedeniyle aşırı tüylenme ya da laboratuvar bulguları ve ultrasonda polikistik görünüm gibi belirtilerden en az ikisinin bulunması tanı koymak için yeterli kabul ediliyor. “Menopozla biten bir hastalık değil” Hastalığın sadece doğurganlık çağındaki kadınları etkilediği düşüncesinin yanlış olduğunu ifade eden Prof. Dr. Erdoğan Aslan, menopoz sonrası dönemde de risklerin devam ettiğini söyledi. Aslan, “Birçok kişi bu rahatsızlığın menopozla birlikte sona erdiğini düşünüyor. Ancak bu doğru değil. Hastalık, üreme dönemi bittikten sonra da metabolik etkileriyle devam ediyor. Özellikle kilo artışı, diyabet ve kalp hastalığı riskleri menopoz sonrasında daha belirgin hale gelebiliyor. Bu nedenle kadınların düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. Uzmanlar, isim değişikliğinin en önemli amacının hastalığın yalnızca doğurganlıkla ilgili bir sorun değil, aynı zamanda tüm vücudu etkileyebilen hormonal ve metabolik bir durum olduğuna dikkat çekmek olduğunu belirtiyor.

Çocuklarda kalp hastalığı yaygınlaşıyor Haber

Çocuklarda kalp hastalığı yaygınlaşıyor

Türkiye'de son yıllarda çocuklarda kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Geçmişte sadece ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp hastalıkları, artık gençlerde de kapıyı çalıyor hatta çocuk yaşta kalp krizi vakalarıyla da karşılaşılabiliyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin genetik etkenlerin yanı sıra günlük yaşamda yapılan bazı hataların da kalbe ciddi zararlar verebildiğini belirterek “Çocuklarda kalp hastalıkları çoğu zaman sinsi ilerlemektedir. Özellikle çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, bayılma ve spor yaparken zorlanma gibi kalp hastalığının belirtileri olabilecek şikayetler varsa mutlaka Çocuk Kardiyolojisi uzmanına başvurulmalı, ‘büyüme döneminde olur’ gibi yanlış bir algıya kapılıp zaman kaybedilmemelidir” dedi. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin, günümüzde çocuk kalbini tehdit eden 9 etkeni, hatalı davranışları ve erken tanı için ailelerin dikkat etmeleri gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. HAZIR VE PAKETLİ GIDALARIN AŞIRI TÜKETİMİ Hazır gıdalar; yüksek tuz, şeker ve trans yağ içerdiklerinden çocukların damar yapısını olumsuz etkiler, zamanla damar sertliğine zemin hazırlayarak kalp hastalıklarının erken yaşta başlamasına neden olabilir. Bu tarz paketli ürünler, aşırı tuz içeriğinden dolayı çocukluk çağında da tansiyon yüksekliğine yol açabilmektedir. Bu nedenle çocuğa ev yapımı, doğal ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalı, paketli ürünler sınırlandırılmalıdır. Tablet, telefon ve bilgisayar başında uzun süre hareketsizlik kalbin yeterince çalışmamasına, dolaşım sisteminin zayıflamasına yol açar, obezite riskini artırır. Ayrıca hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle kardiyovasküler sistem ayarı kendini hep istirahatte gibi algıladığı için, ani hareketlerde baş dönmesi, göz kararması ve bayılma da görülebilmektedir. Çocukların açık havada her gün 60 dakika aktif hareket etmesi ve düzenli spor yapmaları desteklenmelidir. Fazla kilo, kalbin üzerine ekstra yük bindirir. Obez çocuklarda yüksek tansiyon, kolesterol ve insülin direnci gibi kalp hastalıklarını tetikleyen riskler daha erken ortaya çıkar. Çocukların sağlıklı ve dengeli beslenmesi, ekran süresinin azaltılması ve spora yönlendirilmeleriyle kilolarının olması gereken ideal seviyeye ulaşmaları sağlanmalıdır. AŞIRI TUZ TÜKETİMİ Yapılan bilimsel çalışmalar; fazla tuz tüketiminin çocuklarda da yüksek tansiyona neden olabileceğini, bu durumun uzun vadede kalp ve damar sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini gösteriyor. Yemeklere ekstra tuz eklenmemesi, hazır atıştırmalıkların tuz oranına dikkat edilmesi ve başta cips olmak üzere aşırı tuzlu atıştırmalıklardan uzak durulması konusunda bilinçlendirilmeleri çok önemlidir. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin “Çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı veya bayılma gibi belirtiler çoğu zaman ‘büyüme dönemi’ denilerek göz ardı edilebiliyor. Oysa bu belirtiler kalp hastalıklarının erken sinyalleri olabileceğinden, bu tür şikayetler mutlaka ciddiye alınmalı ve vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır” diyor. Yeterli ve kaliteli uyku çocukların kalp sağlığı için de kritik öneme sahiptir. Yetersiz uyku; stres hormonlarını artırarak kalp ritmini ve tansiyonu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca çok geç uyuma alışkanlığı olan çocuklarda, vücudun biyolojik ritmi bozulabilmektedir. Bu nedenle mutlaka çocuğun yaşına uygun düzenli uyku saatleri oluşturulmalı ve uyku hijyenine dikkat edilmelidir.

Kalp sağlığına dikkat! Erken yaşta başlıyor... Haber

Kalp sağlığına dikkat! Erken yaşta başlıyor...

Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, kalp ve damar hastalıklarının yalnızca yaşlılıkla ortaya çıkan bir sorun olmadığını, risk faktörlerinin çok erken yaşlarda şekillendiğini söyledi. Gündüz, yüksek tansiyon, kötü kolesterol (LDL) yüksekliği, sigara kullanımı, diyabet, obezite, hareketsiz yaşam ve kronik stresin değiştirilebilir risk faktörleri olduğunu, yaş, cinsiyet ve aile öyküsünün ise değiştirilemeyen riskler arasında yer aldığını ifade etti. Erkeklerde riskin genellikle 45 yaş sonrası, kadınlarda ise menopozla birlikte arttığını belirtti. Hastalığın temellerinin gençlik yıllarında atıldığını vurgulayan Gündüz, sigara, sağlıksız beslenme ve genetik yatkınlığın erken dönemde; orta yaşta tansiyon ve kolesterol yüksekliğinin; ileri yaşta ise kronik hastalıkların daha belirgin hale geldiğini söyledi. Kalp hastalıklarında erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirten Gündüz, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, aşırı yorgunluk, çabuk yorulma, mide rahatsızlığı gibi belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti. Dünya genelinde kardiyovasküler hastalıkların artış eğiliminde olduğunu aktaran Gündüz, her yıl milyonlarca kişinin bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini, Türkiye’de ise ölümlerin yaklaşık yüzde 36’sının dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandığını hatırlattı. Korunmanın yaşam tarzı değişiklikleriyle mümkün olduğunu vurgulayan Gündüz, Akdeniz tipi beslenme, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz, sigaranın bırakılması ve ideal kilo kontrolünün kalp sağlığı açısından kritik olduğunu söyledi. Hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğine dikkat çeken Gündüz, kontrolsüz yüksek tansiyonun kalp kasını zorladığını, damar yapısını bozarak kalp krizi ve inme riskini artırdığını belirtti. Ayrıca kilo kaybının tansiyon üzerinde doğrudan olumlu etki yaptığını ve ilaç tedavisinin doktor önerisi olmadan bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Gündüz, kalp sağlığının korunmasının tek bir önlemle değil, uzun vadeli bir yaşam disipliniyle mümkün olduğunu ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.