Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Yaşlanma

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Yaşlanma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaşlanma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gıdı Bölgesindeki Yağlanmaya Ameliyatsız Çözüm Haber

Gıdı Bölgesindeki Yağlanmaya Ameliyatsız Çözüm

Yüz hatlarının belirginliğini azaltan ve kişinin olduğundan daha kilolu ya da daha yaşlı görünmesine neden olabilen gıdı bölgesindeki yağlanma, son yıllarda medikal estetik kliniklerine en sık başvuru nedenleri arasında yer alıyor. Diyet ve egzersize rağmen çene altındaki bölgesel yağ birikiminden kurtulamayan birçok kişi ameliyatsız yöntemlere yönelirken, Medikal Estetik Hekimi Op. Dr. Nuray Kuzukıran, lipoliz uygulamalarının etkili sonuçlar sağlayabildiğini, ancak bu yöntemin mucizevi bir kilo verme uygulaması olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Gıdı bölgesindeki yağlanmanın yalnızca kilo fazlalığından kaynaklanmadığını belirten Op. Dr. Nuray Kuzukıran, genetik yapı, yaşlanma, cilt elastikiyetindeki azalma ve yaşam tarzı gibi birçok faktörün de bu görünümde etkili olduğunu ifade etti. Medikal Estetik Hekimi Op. Dr. Kuzukıran, "Bazı kişiler oldukça zayıf olmasına rağmen çene altında belirgin yağ birikimi görülebiliyor. Bu durum çoğu zaman genetik yatkınlıktan veya yaşla birlikte dokularda meydana gelen değişimlerden kaynaklanıyor. Bu nedenle gıdı bölgesi, kilo verilmesine rağmen incelmesi zor alanlardan biri olabiliyor" dedi. "Lipolizde amaç yağ hücrelerini hedef almaktır" Lipoliz uygulamasının bölgesel yağlanmaya yönelik medikal estetik tedaviler arasında yer aldığını ifade eden Op. Dr. Nuray Kuzukıran, uygulamanın temel prensibini şöyle anlattı: "Lipoliz uygulamasında amaç, uygun hastalarda çene altındaki bölgesel yağ dokusunu hedef alarak bu bölgedeki dolgun görünümün azaltılmasına katkı sağlamaktır. Böylece çene hattı daha belirgin hale gelebilir ve yüz profili daha dengeli bir görünüm kazanabilir. Ancak bu uygulama kişinin yüz anatomisi ve beklentileri doğrultusunda planlanmalıdır." Gıdı bölgesindeki her görüntünün lipoliz ile düzeltilemeyeceğini vurgulayan Medikal Estetik Hekimi Op. Dr. Kuzukıran, doğru tanının tedavinin en önemli aşaması olduğuna dikkat çekti ve "Bazı hastalarda sorun yağ fazlalığından çok cilt sarkması ya da kas yapısıyla ilgilidir. Böyle durumlarda yalnızca lipoliz uygulamak yeterli olmayabilir. Hastanın ayrıntılı değerlendirilmesi sonrasında gerekirse farklı medikal estetik uygulamalar veya kombine tedaviler planlanmalıdır" diye konuştu. Lipoliz uygulamasının etkisinin işlemden hemen sonra ortaya çıkmadığını belirten Op. Dr. Nuray Kuzukıran, hastaların gerçekçi beklentilere sahip olması gerektiğini belirterek, "Bu uygulama sihirli bir dokunuş değildir. Sonuçlar genellikle haftalar içinde kademeli olarak ortaya çıkar. Çoğu hastada istenilen sonuca ulaşabilmek için birden fazla seans planlanabilir. Tedavi süreci kişinin yağ miktarına, cilt yapısına ve metabolik özelliklerine göre değişiklik gösterebilir" dedi. Doğal görünüm hedeflenmeli Yüz estetiğinde doğallığın her zaman ön planda tutulması gerektiğini söyleyen Medikal Estetik Hekimi Op. Dr. Nuray Kuzukıran, gıdı bölgesindeki uygulamaların da yüzün genel oranları dikkate alınarak planlanması gerektiğini belirtti. Op. Dr. Nuray Kuzukıran açıklamasını şöyle tamamladı: "Amaç yüzü tamamen değiştirmek değil, kişinin doğal yüz hatlarını daha belirgin hale getirmektir. Başarılı bir uygulama sonrasında çevrenin dikkatini çeken işlem değil, kişinin daha dinç ve daha dengeli görünen yüz profili olmalıdır. Gıdı bölgesi önemli anatomik yapılar içerir ve işlemin mutlaka hekim tarafından yapılması gerekir. Çene altı bölgesi sinirler, damarlar ve tükürük bezleri açısından dikkat gerektiren anatomik bir alandır. Bu nedenle uygulanacak tedavinin ayrıntılı muayene sonrasında, uygun endikasyonla ve deneyimli hekim tarafından gerçekleştirilmesi hem güvenlik hem de başarılı sonuç açısından büyük önem taşır."

Uzmanlardan, ’tatlı zehir’ uyarısı Haber

Uzmanlardan, ’tatlı zehir’ uyarısı

Günlük beslenme düzeninde sıkça tüketilen şekerin sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Cemal Ergin, DSÖ’nün günlük serbest şeker tüketiminin toplam enerji ihtiyacının yüzde 5’ini aşmamasını önerdiğini hatırlattı. Bu miktarın yaklaşık 25 gram, yani 6 çay kaşığı şekere karşılık geldiğini ifade eden Ergin, Türkiye’de günlük kişi başı şeker tüketiminin ise 100-150 gram seviyelerine ulaştığının belirtildiğini kaydetti. "Şeker yalnızca kilo değil, kronik hastalıkları da tetikliyor" Aşırı şeker tüketiminin yalnızca kilo artışıyla sınırlı kalmadığını belirten Ergin, yüksek şeker alımının insülin direnci ve Tip 2 diyabet gelişimine zemin hazırlayabileceğini ifade etti. Özellikle paketli ürünlerde bulunan fruktozun aşırı tüketiminin karaciğer yağlanmasıyla ilişkili olabileceğine dikkat çeken Ergin, yüksek şeker tüketiminin trigliserit seviyelerini ve kronik iltihabi süreçleri etkileyerek kalp-damar hastalıkları açısından risk oluşturabileceğini belirtti. Şeker tüketiminin böbrek ve beyin sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Ergin, kan şekeri dalgalanmaları ve glikasyon sürecinin vücuttaki yaşlanma mekanizmalarıyla ilişkili olduğunu ifade etti. Aşırı şeker tüketiminin beyin sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ergin, alzaymır hastalığıyla ilişkilendirilen insülin direnci nedeniyle bazı çevrelerde "Tip 3 diyabet" ifadesinin kullanıldığını kaydetti. Gizli şeker kaynaklarına dikkat Şeker tüketiminin yalnızca çay ve kahveye eklenen şekerle sınırlı olmadığını vurgulayan Ergin, günlük hayatta farkında olmadan tüketilen gizli şeker kaynaklarına karşı uyarıda bulundu. Paketli gıdalar, gazlı ve aromalı içecekler, ketçap gibi hazır soslar ve geleneksel tatlıların şeker alımını artırabildiğini belirten Ergin, tüketicilerin ürün etiketlerini dikkatle incelemesi gerektiğini ifade etti. Şeker tüketimini azaltmak için öneriler Şeker tüketimini azaltmanın sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarıyla mümkün olabileceğini belirten Ergin, vatandaşlara şu önerilerde bulundu: "Ürün etiketlerinde glikoz şurubu, fruktoz ve maltoz gibi şeker içeren bileşenlere dikkat edilmeli. Gazlı ve şekerli içecekler yerine su ve sade maden suyu tercih edilmeli. Çay ve kahveye eklenen şeker miktarı kademeli olarak azaltılmalı. İşlenmiş tatlılar yerine meyve gibi alternatiflere yönelmeli. Şeker tüketimini azaltma sürecinde tatlandırıcı kullanmayı düşünenler ürün seçimi konusunda bilinçli hareket etmeli." Stevia bitkisi içerikli tatlandırıcılar ile eritritol içeren ürünlerin de şeker tüketimini azaltma sürecinde gündeme geldiğini belirten Ergin, bu tür alternatiflerin tercih edilmesinde kişisel ihtiyaçların ve tüketim miktarının göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etti.

Yaşlılıkta kalça kırığı riskini azaltmanın yolları Haber

Yaşlılıkta kalça kırığı riskini azaltmanın yolları

Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp ve Prof. Dr. Erden Ertürer, kalça kırığını yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görmemek gerektiğini vurguladılar. İleri yaşlarda basit bir düşme, kişinin hayatını aniden değiştirebiliyor. Kalça kırığı yalnızca kemiğin kırılması anlamına gelmezken; hareketliliği, bağımsızlığı ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor. Uzmanlar, kalça kırığının yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olmadığını, kemik ve kas sağlığının korunması, düşmelerin önlenmesi ve osteoporozun erken dönemde fark edilmesiyle kırık riskinin azaltılabileceğine dikkat çekiyor. Liv Hospital Ulus İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kalça kırığı riskinin değerlendirilmesinde yalnızca kemik yoğunluğuna odaklanılmaması gerektiğini belirterek, "Kalça kırığı riskini değerlendirirken kişinin kemik yapısının yanı sıra kas gücü, denge durumu, beslenmesi, kullandığı ilaçlar, görme sorunları ve yaşam alanındaki düşme riskleri de birlikte değerlendirilmelidir. Yaşlanma kaçınılmaz olsa da kırık riskini azaltmak için atılabilecek önemli adımlar vardır" dedi. Liv Hospital Ulus Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının meydana gelmesi halinde hızlı değerlendirme ve uygun tedavinin önem taşıdığını belirterek, "Kalça kırığı, özellikle ileri yaşta hastanın hareketliliğini ve bağımsızlığını doğrudan etkileyebilen ciddi bir durumdur. Tedavide yalnızca kemiğin iyileşmesini değil, hastanın mümkün olduğunca kısa sürede yeniden ayağa kalkmasını ve günlük yaşamına dönebilmesini hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. "Kemiklerinizi kontrol ettirmeyi ertelemeyin" Osteoporozun uzun süre hiçbir belirti vermeden ilerleyebildiğini belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kişinin kendisini sağlıklı hissetmesine rağmen kemik yoğunluğunun azalmış olabileceğini söyledi. Osteoporozun bazen ilk kez basit bir düşme sonrasında meydana gelen kırıkla fark edildiğini belirten Özalp, özellikle ileri yaşta kemik sağlığının ve toplam kırık riskinin düzenli olarak değerlendirilmesinin önem taşıdığını vurguladı. Daha önce kırık geçirmiş olmak, düşme öyküsü, ailede kalça kırığı bulunması, düşük vücut ağırlığı, sigara kullanımı veya uzun süreli kortizon tedavisi gibi faktörlerin kırık riskini artırabileceğini belirten Özalp, risk taşıyan kişilerin değerlendirmeyi geciktirmemesi gerektiğini söyledi. "'Küçük bir düşmeydi' deyip geçmeyin" Ayakta durma yüksekliğinden veya daha düşük enerjili bir travmayla oluşan kırıkların, özellikle ileri yaşta, kemik kırılganlığının önemli bir göstergesi olabileceğini belirten Uzm. Dr. Özalp, "İleri yaşta basit bir düşme sonrasında kırık oluşması, kemiklerin kırılgan hale geldiğinin bir göstergesi olabilir. Bu nedenle kırığın tedavisinin ardından ‘Bu kemik neden kırıldı?' sorusunun da yanıtı aranmalı ve yeni kırıkları önlemeye yönelik bir plan oluşturulmalıdır" dedi. Prof. Dr. Erden Ertürer de özellikle düşük enerjili travma ile meydana gelen kalça kırıklarının önemsenmesi gerektiğini belirterek, "Bazen hastalar basit bir düşme sonrasında oluşan kırığı yalnızca o an yaşanan travmaya bağlayabiliyor. Oysa ileri yaşta düşük enerjili bir travmayla meydana gelen kalça kırığı, kemik kalitesinin de değerlendirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir bulgudur" diye konuştu. "Düşmeleri önleyin" Kalça kırığının oluşmasında çoğu zaman iki önemli faktörün bir araya geldiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, bunların zayıf kemik ve düşme olduğunu söyledi. Özellikle daha önce düşmüş yaşlılarda denge ve yürümenin değerlendirilmesi, görme sorunlarının düzeltilmesi, kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi ve ayağa kalkınca tansiyon düşmesi gibi durumların araştırılması gerektiğini belirten Özalp, ev ortamının da düşme riskine karşı düzenlenmesi gerektiğini ifade etti. Özalp, kaygan halı ve yerdeki kabloların kaldırılması, banyoda kaymayı önleyici düzenlemeler yapılması, gece kullanılan alanlarda yeterli aydınlatmanın sağlanması ve uygun ayakkabıların tercih edilmesinin düşme riskini azaltabileceğini belirtti. Prof. Dr. Erden Ertürer ise düşmelerin yalnızca kırık açısından değil, kişinin genel hareket kapasitesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Düşme sonrası hastanın yeniden güvenli şekilde yürüyebilmesi çok önemli. Bu nedenle kırık riskini azaltırken aynı zamanda kas gücünü ve dengeyi korumaya yönelik yaklaşım da tedavinin bir parçası olmalı" dedi. "Kaslarınızı güçlü tutun" Kalça kırığından korunmanın yalnızca kemiklere bakmaktan geçmediğini belirten Uzm. Dr. Özalp, güçlü bacak kasları ve iyi dengenin düşme riskinin azaltılmasında kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Yaş ilerledikçe kas kütlesi ve kas gücünün azalabileceğini belirten Özalp, kişinin sağlık durumuna uygun direnç egzersizleri, denge çalışmaları ve düzenli fiziksel aktivitenin yaşamın bir parçası haline getirilmesi gerektiğini ifade etti. "Bir sandalyeden ellerinizi kullanmadan kalkıp oturmakta zorlanıyorsanız kas gücünüzün ve fiziksel performansınızın değerlendirilmesi gerekebilir" diyen Özalp, hedefin yalnızca daha uzun yaşamak değil, ilerleyen yaşlarda da ayağa kalkabilmek, yürüyebilmek ve bağımsız kalabilmek olduğunu vurguladı. "Protein ve yeterli beslenmeyi ihmal etmeyin" Kemik sağlığından söz edildiğinde çoğunlukla kalsiyum ve D vitamininin akla geldiğini ancak yaşlı bireylerde kasların korunmasının da en az kemiklerin korunması kadar önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Özalp, yetersiz protein alımının kas kaybını hızlandırabileceğini söyledi. İştah azalması, çiğneme ve yutma problemleri veya kronik hastalıklar nedeniyle yaşlı bireylerde yeterli beslenmenin zorlaşabileceğini ifade eden Özalp, beslenme durumunun gerektiğinde sağlık profesyonelleri tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. "D vitamini ve kalsiyumu bilinçli kullanın" D vitamini ve kalsiyumun kemik sağlığı açısından önemli olduğunu ancak takviyelerin gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, kişinin beslenmesi, güneş maruziyeti, mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve gerekli durumlarda tetkik sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Özalp, "Yüksek kırık riski bulunan bir kişide yalnızca vitamin kullanmak, osteoporoz tedavisi açısından yeterli olmayabilir. Kişinin toplam kırık riski değerlendirilerek gerekli durumlarda uygun osteoporoz tedavisi planlanmalıdır" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Erden Ertürer de kalça kırığı sonrasında ortopedik tedavinin yanı sıra yeni kırıkların önlenmesinin de önemli olduğunu belirterek, "Mevcut kırığı tedavi etmek kadar, hastanın bundan sonraki yaşamında yeni bir kırık yaşamaması için gerekli önlemlerin alınması da önemlidir. Bu noktada ortopedi ile geriatri başta olmak üzere ilgili branşların birlikte çalışması hastanın uzun dönem sonuçları açısından değerlidir" dedi. "'Bir kez düştüm ama bir şey olmadı' demeyin" Özellikle ileri yaşta yaşanan düşmenin vücudun verdiği önemli bir uyarı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, tekrarlayan düşmelerin "yaşlılıktan kaynaklanıyor" şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Düşmenin nedeninin araştırılması gerektiğini ifade eden Özalp; denge, kas gücü, görme, tansiyon değişiklikleri, kullanılan ilaçlar, beslenme durumu ve kemik sağlığının birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığını belirtti. "Kalça kırığı sonrasında amaç hastayı yeniden hayata kazandırmak" Kalça kırığı oluştuğunda tedavinin geciktirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Erden Ertürer, özellikle ileri yaştaki hastalarda uzun süre hareketsiz kalmanın kas kaybını artırabileceğine ve hastanın yeniden yürümesini zorlaştırabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Ertürer, "Kalça kırığında tedavinin amacı yalnızca kırığın iyileşmesini sağlamak değildir. Hastanın genel sağlık durumu elverdiği ölçüde mümkün olduğunca erken dönemde hareketlendirilmesi ve rehabilitasyon sürecinin başlatılması önemlidir. Hastanın yeniden ayağa kalkabilmesi, yürüyebilmesi ve günlük yaşam aktivitelerini mümkün olduğunca bağımsız sürdürebilmesi tedavinin önemli hedeflerindendir" dedi. Kırık sonrasında ortopedi, geriatri ve fizik tedavi ve rehabilitasyon ekiplerinin birlikte çalışmasının hastanın toparlanmasına katkı sağlayabileceğini belirten Ertürer, tedavi sürecinin hastanın genel sağlık durumu ve ihtiyaçlarına göre planlanması gerektiğini ifade etti. "Kalça kırığını önlemek, tedavi etmekten önce geliyor" Kalça kırığından korunmanın tek bir yöntemle mümkün olmadığını belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, "Güçlü kas, sağlıklı kemik, iyi denge, güvenli bir yaşam alanı ve düzenli kırık riski değerlendirmesi birlikte ele alınmalıdır. Bir kişinin kemik yoğunluğu kadar günlük yaşamda ne kadar hareket ettiği, ne kadar güçlü olduğu, düşüp düşmediği, nasıl beslendiği ve kullandığı ilaçlar da önemlidir" dedi. Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının tedavi edilebilir olmakla birlikte ileri yaşta ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, "Kalça kırığı yaşlılığın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu değildir. Kırık oluşmadan önce alınabilecek önlemler, kırık sonrasında uygulanacak tedavi kadar değerlidir. Amaç hastanın hareketliliğini, bağımsızlığını ve yaşam kalitesini mümkün olduğunca uzun süre korumaktır" ifadelerini kullandı. Uzmanlar; sağlıklı kemikler, güçlü kaslar, iyi denge, güvenli yaşam alanı ve düzenli sağlık kontrollerinin kalça kırığı riskini azaltmada birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, kalça kırığının yaşlılığın kaderi olmadığını belirterek; kemiklerin, kasların, dengenin ve yaşam alanının korunarak kırık riskinin azaltılabileceğini vurguluyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.