Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Yaşam Tarzı

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Yaşam Tarzı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaşam Tarzı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bu ailede kemer kuşaktan kuşağa geçiyor Haber

Bu ailede kemer kuşaktan kuşağa geçiyor

İnegöl’de 1983 yılında karateye başlayan 51 yaşındaki İsmail Kocal, yıllar içinde sporculuktan antrenörlüğe uzanan kariyerini ailesiyle birlikte sürdürdü. Eşi Özlem Kocal(46) ile birlikte çocuklarını da küçük yaşlardan itibaren karateyle tanıştıran Kocal çifti, bugün Türkiye’nin örnek sporcu ailelerinden biri olarak gösteriliyor. Ailenin büyük kızı milli karateci İrem Sena Efe(27), 2021 yılında milli karateci Murat Efe ile evlenerek sporcu bir aile geleneğini sürdürdü. 2 çocuk annesi olan Sena Efe, 2017, 2018 ve 2019 yıllarında üst üste Türkiye şampiyonu olurken "En Teknik Sporcu Ödülü"ne layık görüldü. Ailenin oğullarından Furkan Osman Kocal(26), bölgesel, ulusal ve uluslararası organizasyonlarda önemli dereceler elde etti. Aybüke Seda Kocal(21) ise 2 kez dünya şampiyonu olarak büyük başarıya imza attı. Berra Su Kocal(17) da 2024 yılında milli takıma seçilerek aile geleneğini sürdürdü. Ailenin diğer çocukları Aynisa Sema ile Muhammed İbrahim Kocal da karate sporuyla aktif olarak ilgileniyor. "Torunlarımı hazırlıyorum" 1983 yılında İnegöl’de karateye başladığını ifade eden İsmail Kocal ise yıllar içinde sporculuktan antrenörlüğe uzanan bir süreç yaşadığını belirtti. Kocal, ailesinin de bu branşta önemli başarılara imza attığını dile getirdi. İsmail Kocal, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Adım İsmail Kocal. 1983 yılında karateye başladım İnegöl’de. 83 yılından 94 yılına kadar İnegöl’de sporcu olarak sporuma devam ettim. 94 yılında antrenörümüz şehir değiştirdiğinden dolayı işin başında en yüksek temel olarak ben kaldım ve o gün bugündür de antrenörlüğe devam ediyorum. 96’da askere gittim. Askerlik görevimde yine karatanrönlük yaptım. Askerlikten geldikten sonra da spor salonu açtım. Spor kulübü işletmeye başladım ve o gün bugündür de antrenörlüğüme devam ediyorum. 6 çocuğum var. En ufakından en büyüğüne hepsi Türkiye, Avrupa, Dünya dereceli. Hepsinin Türkiye, Dünya ve Avrupa şampiyonlukları var. Yine eşimin dünya şampiyonluğu var. Dünyanın birçok ülkesinde mücadelelere katılarak Türkiye adına ve hepsi bayrağımızı dalgalandırdı. Şu an torunlarımı hazırlıyorum. 3 tane torunum var. Biri 1 yaşında, diğeri 3 yaşında. Onları da yine bu spora adapte ettik. Bu sporu yapıyorlar ve Kyokushin kan branşında Türkiye temsilciliği yapıyorum. Kyokushin kan branşında hayatımıza nakşettik. Hayatımızın bir parçası oldu. Bir yaşam biçimimiz oldu. Bu yaşam biçimini benimsedik. Bununla da yaşamaya devam ediyoruz. Allah uzun ömür verdiği sürece biz bunları yapacağız. Torunlarıma, torunlarımın torunlarına bu sporu devam ettirmeye çalışacağım." Yaşam tarzımız oldu Evliliğinden bu yana Kyokushin Kan ile ilgilendiğini belirten Özlem Kocal, aktif sporculuğun yanı sıra antrenörlük ve hakemlik görevlerinde de yer aldığını söyledi. Kocal, karateyi yaşamlarının bir parçası haline getirdiklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: " Ben Özlem Kocal, 1980 doğumluyum. Eşimle evlendiğimden beri bu sporla uğraşıyorum. Kyokushin kan yaşam tarzımız oldu. Yıllardır aktif sporculuk yapıyorum. Bunun yanında antrenörlük yapıyorum. Hakemliklerde görev alıyorum, yurt dışı maçlarında kamplara katıldım. Avrupa ve dünya derecelerim var. Bunun yanı sıra bölgesel maçlarda dereceler aldım. Türkiye şampiyonluklarım var, bu bizim için yaşam tarzı oldu. Sporu tüm ailelere tavsiye ederim. Çünkü ben çocuklarımla, torunlarımla birlikte spor yapıyorum ve spor yapmaktan zevk alıyorum. Kyokushin kan bizim yaşam tarzımız oldu. Bir sürü derecenin yanında en çok motive eden yanı çocuklarla bir arada ahlaklı bir temel kurmak hedefimiz. Bu yönde de ilerlemeye çalışıyorum. Burada velilerimizin de sporcularımızın da çok katkısı oluyor."

Kalp sağlığına dikkat! Erken yaşta başlıyor... Haber

Kalp sağlığına dikkat! Erken yaşta başlıyor...

Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, kalp ve damar hastalıklarının yalnızca yaşlılıkla ortaya çıkan bir sorun olmadığını, risk faktörlerinin çok erken yaşlarda şekillendiğini söyledi. Gündüz, yüksek tansiyon, kötü kolesterol (LDL) yüksekliği, sigara kullanımı, diyabet, obezite, hareketsiz yaşam ve kronik stresin değiştirilebilir risk faktörleri olduğunu, yaş, cinsiyet ve aile öyküsünün ise değiştirilemeyen riskler arasında yer aldığını ifade etti. Erkeklerde riskin genellikle 45 yaş sonrası, kadınlarda ise menopozla birlikte arttığını belirtti. Hastalığın temellerinin gençlik yıllarında atıldığını vurgulayan Gündüz, sigara, sağlıksız beslenme ve genetik yatkınlığın erken dönemde; orta yaşta tansiyon ve kolesterol yüksekliğinin; ileri yaşta ise kronik hastalıkların daha belirgin hale geldiğini söyledi. Kalp hastalıklarında erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirten Gündüz, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, aşırı yorgunluk, çabuk yorulma, mide rahatsızlığı gibi belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti. Dünya genelinde kardiyovasküler hastalıkların artış eğiliminde olduğunu aktaran Gündüz, her yıl milyonlarca kişinin bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini, Türkiye’de ise ölümlerin yaklaşık yüzde 36’sının dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandığını hatırlattı. Korunmanın yaşam tarzı değişiklikleriyle mümkün olduğunu vurgulayan Gündüz, Akdeniz tipi beslenme, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz, sigaranın bırakılması ve ideal kilo kontrolünün kalp sağlığı açısından kritik olduğunu söyledi. Hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğine dikkat çeken Gündüz, kontrolsüz yüksek tansiyonun kalp kasını zorladığını, damar yapısını bozarak kalp krizi ve inme riskini artırdığını belirtti. Ayrıca kilo kaybının tansiyon üzerinde doğrudan olumlu etki yaptığını ve ilaç tedavisinin doktor önerisi olmadan bırakılmaması gerektiğini vurguladı. Gündüz, kalp sağlığının korunmasının tek bir önlemle değil, uzun vadeli bir yaşam disipliniyle mümkün olduğunu ifade etti.

Şekerli içecekler gençlerde kaygı riskini artırabilir Haber

Şekerli içecekler gençlerde kaygı riskini artırabilir

Üstüner, İngiltere’de birden fazla üniversite ve araştırma kurumunun yer aldığı uluslararası ortak yazarlı araştırmanın, 2000 ile 2025 yılları arasında yayımlanan çalışmaları taradığını belirtti. Araştırmada, şekerli içecek tüketimi ile ergenlerde kaygı bozukluğu arasındaki ilişkinin değerlendirildiğini aktaran Üstüner, yüksek şekerli içecek tüketiminin kaygı bozukluğu olasılığında artışla ilişkili bulunduğunu ifade etti. "Yüzde 34 daha fazla olduğu bildirilmiş" Üstüner, çalışmada şekerli gazlı içecekler, enerji içecekleri, tatlandırılmış sular ile şekerli çay ve kahve gibi ürünlerin ele alındığını belirterek, "Araştırma, ergenlik dönemindeki beslenme alışkanlıklarının ruh sağlığıyla ilişkisini değerlendiren önemli bir bilimsel çerçeve sunuyor. İncelenen dokuz çalışmanın yedisinde şekerli içecek tüketimi ile kaygı arasında anlamlı ve pozitif yönlü ilişki saptanmış. Meta-analiz sonucunda ise yüksek düzeyde şekerli içecek tüketen gençlerde kaygı bozukluğu görülme olasılığının yüzde 34 daha fazla olduğu bildirilmiş" dedi. Ergenlik döneminde beslenme alışkanlıkları kritik Ergenlik döneminin hem fiziksel hem de psikolojik gelişim açısından hassas bir süreç olduğunu vurgulayan Üstüner, bu dönemde edinilen yaşam tarzı alışkanlıklarının uzun vadede ruh sağlığını etkileyebileceğini ifade etti. Üstüner, "Ergenlik döneminde beyin gelişimi devam ederken, yoğun şeker içeren ve besin değeri düşük içeceklerin sık tüketilmesi yalnızca fiziksel sağlık açısından değil, ruh sağlığı açısından da risk oluşturabiliyor. Bu nedenle gençlerin beslenme düzeninde dengeli ve sağlıklı seçimler yapılması büyük önem taşıyor." değerlendirmesinde bulundu. Şekerli içecekler ruh halini etkileyebilir Yüksek şeker tüketiminin kan şekeri dalgalanmalarına yol açabileceğini belirten Üstüner, bunun ruh hali üzerinde dolaylı etkiler oluşturabileceğini söyledi. Üstüner, "Şekerli içecekler kısa süreli enerji artışı sağlayabilir ancak ardından kan şekerinin hızla düşmesi yorgunluk, huzursuzluk ve gerginlik hissini artırabilir. Bu dalgalanmalar özellikle hassas yaş gruplarında kaygı belirtilerini tetikleyebilir." dedi. Aileler ve okulların rolü önemli Gençlerin beslenme alışkanlıklarının şekillenmesinde aile ve okul ortamının büyük rol oynadığını ifade eden Üstüner, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının erken yaşta kazandırılmasının önemine dikkat çekti. Üstüner, "Gençlerin günlük yaşamında su tüketimini artırmak, doğal ve besin değeri yüksek içecekleri tercih etmek ve enerji içecekleri gibi yüksek şeker içeren ürünleri sınırlamak hem fiziksel hem de psikolojik sağlık açısından koruyucu bir yaklaşım olabilir." dedi.

Ramazan ayında baş ağrısını önlemenin yolları Haber

Ramazan ayında baş ağrısını önlemenin yolları

Özellikle migren hastalarının Ramazan ayının ilk günlerinde daha sık ve şiddetli baş ağrısı yaşayabildiğini ancak bunun önlenmesinin de mümkün olabileceğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Uzar, "Ramazan ayında baş ağrısını azaltmak için beslenme ve sıvı tüketimine dikkat edilmesi gerekiyor. İftar ve sahurda protein içeren besinler tercih edilmeli. Katkı maddesi içeren gıdalardan uzak durulmalı. Daha önce baş ağrısını tetiklediği bilinen gıdalardan kaçınılmalı. İftar ile sahur arasında aralıklarla bol su tüketilmeli. Bu yaklaşık 2 litre veya üzeri olmalıdır. Sahur öğünü atlanmamalı ve uyku düzeni korunmalı. Baş ağrısını önlemek amacıyla sahurda ağrı kesici kullanımının yalnızca ilk günlerde sınırlı olarak düşünülebilir" dedi. Ramazan ayında baş ağrısı atakları sıklaşan migren hastalarında koruyucu tedavilerin uygulanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Uzar, "Ayda 7-8 günden fazla baş ağrısı yaşayan migren hastalarında botulinum toksin uygulamaları veya migren aşısı olarak bilinen önleyici tedaviler baş ağrısı sıklığını azaltmada etkili olabilmektedir. Ayrıca bazı hastalarda baş ve boyun bölgesindeki ağrılı noktalara yapılan lokal tedaviler ve destekleyici yöntemler de fayda sağlayabilir" diye konuştu. Prof. Dr. Ertuğrul Uzar, Ramazan ayında baş ağrısı yaşayan kişilerin yaşam tarzı düzenlemelerine dikkat etmeleri ve şikâyetlerin sıklaşması durumunda mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurmaları gerektiğini vurguladı.

Menopoz yaşını öne çeken kritik faktörler Haber

Menopoz yaşını öne çeken kritik faktörler

Menopoz, kadınlarda bir yıl boyunca adet görülmemesi olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde ortalama menopoz yaşı 50–51 iken, Türkiye’de bu yaş aralığı 47–49 olarak belirtiliyor. Ancak bazı çevresel ve yaşam tarzı faktörleri menopoz sürecini birkaç yıl öne çekebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, aile öyküsü, genetik faktörler, kanser tedavileri, bazı cerrahi müdahaleler ve otoimmün hastalıkların değiştirilemez risk faktörleri olduğunu vurgularken; sigara, stres, uykusuzluk ve beslenme alışkanlıklarının ise kontrol altına alınabileceğini belirtti. Dr. Cavide Ali, erken menopoz riskini azaltmak için sigaranın bırakılması, dengeli beslenme, sağlıklı kilo aralığının korunması, stres yönetimi ve düzenli uyku alışkanlığının büyük önem taşıdığını ifade etti. Dr. Ali, “Yaşam tarzındaki doğru adımlar, menopoz sürecinin doğal zamanında gerçekleşmesine katkı sağlayabilir” diyerek risk faktörlerine dikkati çekti. SİGARA MENOPOZU 2 YIL ERKENE ÇEKEBİLİYOR Sigaranın, yumurtalıklardaki foliküllerin daha hızlı tükenmesine yol açtığını belirten Dr. Ali, nikotin ve toksik maddelerin yumurtalık dokusunda hasar oluşturduğunu söylüyor. 2018 yılında yayımlanan geniş bir meta-analize göre sigara içen kadınlar menopoza ortalama 2 yıl daha erken giriyor. AŞIRI ZAYIFLIK RİSK OLUŞTURUYOR Yağ dokusunun östrojen üretimine katkı sağlayan aktif bir doku olduğunu belirten Dr. Ali, düşük vücut kitle indeksine sahip kadınlarda menopoz yaşının daha erken görülebildiğini ifade ediyor. Uzun süreli kalori kısıtlamasının yumurtalık fonksiyonlarını olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor. KRONİK STRES HORMON DENGESİNİ BOZUYOR Yüksek stres düzeyi, üreme hormonlarının düzenlendiği sistemi etkileyebiliyor. Sürekli yüksek seyreden kortizol hormonu, yumurta rezervinin daha hızlı tükenmesine zemin hazırlayabiliyor. Çalışmalar, yoğun stres yaşayan kadınlarda menopoz riskinin daha erken yaşta ortaya çıkabildiğini gösteriyor. UYKUSUZLUK BİYOLOJİK SAATİ ETKİLİYOR Kaliteli uykunun hormon dengesi açısından kritik olduğunu vurgulayan Dr. Ali, özellikle gece salgılanan melatonin hormonunun üreme sistemi üzerinde düzenleyici rol oynadığını belirtiyor. Kronik uykusuzluk; melatonin azalması, artmış oksidatif stres ve hormonal dengesizlik yoluyla menopoz sürecini hızlandırabiliyor. BESLENME ALIŞKANLIKLARI BELİRLEYİCİ Araştırmalar; yağlı balık ve baklagil tüketiminin menopoz yaşını geciktirebildiğini, rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin ise süreci öne çekebildiğini ortaya koyuyor. Bitkisel protein, D vitamini ve antioksidan açısından zengin sebze-meyve tüketimi koruyucu etki gösterirken; yüksek şekerli ve işlenmiş gıdalar hormonal dengeyi olumsuz etkileyebiliyor. PLASTİKLERDEKİ KİMYASALLARA DİKKAT BPA ve ftalat gibi endokrin bozucu kimyasalların östrojen benzeri etki göstererek hormonal dengeyi bozabildiği belirtiliyor. Yüksek çevresel toksin düzeylerinin erken menopozla ilişkili olabileceğini gösteren çalışmalar bulunuyor. Uzmanlar, plastik kullanımının azaltılması ve cam ürünlerin tercih edilmesini öneriyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.