Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Yaşam Kalitesi

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Yaşam Kalitesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaşam Kalitesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

"Ağrı kesicilerin çok sık kullanımı baş ağrısını kronikleştirebilir" Haber

"Ağrı kesicilerin çok sık kullanımı baş ağrısını kronikleştirebilir"

Migren, yalnızca baş ağrısıyla sınırlı kalmayıp bulantı, ışık ve ses hassasiyeti gibi belirtilerle günlük yaşamı da etkileyebiliyor. Bazı kişilerde atak öncesinde farklı belirtiler görülebilirken, baş ağrısının türünü doğru belirlemek ve tedaviyi kişiye özel planlamak önem taşıyor. "Migren atağı başlamadan saatler önce sinyal verebilir" Migren atağından saatler, bazen günler önce yorgunluk, sık esneme, dikkat dağınıklığı, ruh hâli değişiklikleri ve boyun tutulması gibi belirtiler görülebileceğini dile getiren Medical Park Bahçelievler Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Ersel Dağ, "Bu öncü belirtiler herkeste görülmez ve tek başına migren tanısı koydurmaz. Bazı kişilerde ışık çakmaları ve uyuşma gibi aura belirtileri de yaşanabilir. Kişinin bu belirtileri tanıması, ataklarını yönetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. "Her baş ağrısı migren değildir" Baş ağrısının farklı nedenlerden kaynaklanabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Dağ, "Migren genellikle orta veya şiddetli, zonklayıcı ve sıklıkla başın bir tarafında hissedilen bir ağrıyla seyreder. Bulantı, kusma, ışık ve ses hassasiyeti eşlik edebilir; yürüme gibi olağan fiziksel hareketler ağrıyı artırabilir. Gerilim tipi baş ağrısı ise çoğunlukla başın iki tarafında baskı veya sıkışma şeklinde hissedilir. Baş ağrısının türünü belirlemek için hastanın öyküsü, ağrının özellikleri ve nörolojik muayene birlikte değerlendirilir. Her hastada görüntüleme yapılması gerekmeyebilir" ifadelerini kullandı. "Uyku düzensizliği, stres ve açlık migren ataklarını tetikleyebilir" Migren ataklarını tetikleyen etkenlerin kişiden kişiye değişebildiğini belirten Doç. Dr. Dağ, "Yetersiz uyku, uyku saatlerinin değişmesi, uzun süre aç kalmak, susuzluk, stres ve stres sonrasındaki gevşeme bazı kişilerde migren atağını tetikleyebilir. Hormonal dalgalanmalar ve hava değişimleri de etkili olabilir. Ancak tetikleyiciler kişiye özeldir; bu nedenle belirli yiyecekleri herkese yasaklamak doğru değildir. Baş ağrısı günlüğü tutarak ağrı günlerini, uyku düzenini, öğünleri ve kullanılan ilaçları kaydetmek, kişiye özgü tetikleyicileri belirlemeye yardımcı olabilir" dedi. "Sık baş ağrısı yaşayanlar nöroloji uzmanına başvurmalı" Baş ağrılarının sıklığının ve günlük yaşama etkisinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Dağ, "Kronik migren, genellikle üç aydan uzun süre boyunca ayda en az 15 gün baş ağrısı yaşanması ve bu günlerin en az 8'inde migren özelliklerinin bulunması durumunda düşünülmelidir. Baş ağrıları sıklaşıyor, iş ve aile yaşamını aksatıyor veya ilaç ihtiyacı giderek artıyorsa nöroloji uzmanına başvurulmalıdır. Baş ağrısı günlüğü, tanı sürecinde ve tedavinin etkinliğini değerlendirmede önemli bir yardımcıdır" şeklinde konuştu. "Sık ağrı kesici kullanımı baş ağrısını kronikleştirebilir" Ağrı kesicilerin sık kullanımının baş ağrılarını artırabileceğini kaydeden Doç. Dr. Dağ, "Basit ağrı kesicilerin ayda 15 gün veya daha fazla, triptanların ya da bazı kombine ilaçların ise ayda 10 gün veya daha fazla kullanılması risk oluşturabilir. Bu durumun üç aydan uzun sürmesi, ilaç aşırı kullanımına bağlı baş ağrısına yol açabilir. İlaç kullanımını kendi kendine artırmak yerine hekime danışmak ve gerektiğinde koruyucu tedavileri değerlendirmek önemlidir" dedi. "Migren tedavisinde yeni nesil koruyucu yöntemler kullanılabiliyor" Migren tedavisinde klasik ilaçların yanı sıra hastalığın biyolojik mekanizmasını hedefleyen yeni nesil seçeneklerin de bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Dağ, "CGRP (Kalsitonin Gen İlişkili Peptit) yolunu hedefleyen tedaviler, migren ataklarını önlemek amacıyla kullanılabilen koruyucu tedavi seçenekleri arasındadır. Özellikle sık atak yaşayan, yaşam kalitesi belirgin şekilde etkilenen veya klasik koruyucu tedavilerden yeterli yarar görmeyen uygun hastalarda değerlendirilebilir. Atak tedavisi ağrı başladığında belirtileri azaltmayı amaçlarken koruyucu tedavi atakların sıklığını ve şiddetini düşürmeyi hedefler. Tedavi seçimi hastanın sağlık durumu, atak sıklığı ve önceki tedavilere yanıtına göre kişiselleştirilmelidir" dedi. "Ani ve şiddetli baş ağrısı ihmal edilmemeli" Bazı baş ağrılarının acil değerlendirme gerektiren sağlık sorunlarının belirtisi olabileceğini belirten Doç. Dr. Dağ, "Saniyeler veya dakikalar içinde en şiddetli düzeye ulaşan, kişinin alışık olduğu ağrılardan belirgin şekilde farklı olan baş ağrıları acil olarak değerlendirilmelidir. Baş ağrısına güç kaybı, yüzde kayma, konuşma bozukluğu, bilinç değişikliği, nöbet, ateş ve ense sertliği ya da görme kaybı eşlik etmesi de önemli uyarı işaretleridir. Bu tür belirtilerde yalnızca ağrı kesici almak yerine acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır" açıklamasında bulundu. "Düzenli uyku ve beslenme migren yönetimini destekliyor" Migren yönetiminde sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarının önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Dağ, "Her gün benzer saatlerde yatıp kalkmak, düzenli beslenmek, yeterli su içmek ve kişiye uygun fiziksel aktivite yapmak migren ataklarının yönetilmesine yardımcı olabilir. Kafein tüketiminde aşırıya kaçmamak, stres yönetimine zaman ayırmak ve baş ağrısı günlüğü tutmak da yararlı olabilir. Bu kayıtlar hem olası tetikleyicileri fark etmeye hem de tedavinin işe yarayıp yaramadığını değerlendirmeye yardımcı olur" ifadelerini kullandı.

BURTOM Konur Cerrahi Tıp Merkezi’nden UİB Personeline Eğitim Haber

BURTOM Konur Cerrahi Tıp Merkezi’nden UİB Personeline Eğitim

Seminerde meme kanserinin dünya genelindeki durumunu aktaran Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, hastalığın kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirtti. İstatistiksel verileri paylaşan Fakıoğlu, dünyada her yıl 2,3 milyon yeni vaka teşhisi konulduğunu ve 760 bin kadının hayatını kaybettiğini vurguladı. Her 8 kadından birinin bu riskle karşı karşıya olduğunu belirten Fakıoğlu; erken teşhis, farkındalık, belirtiler, risk faktörleri ve tanı yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmanın hastalığın tedavisi ve iyileşme şansı için kritik önem taşıdığını ifade etti. Yaş, Genetik ve Hormonal Risk Faktörlerine Dikkat! Meme kanseri risk faktörlerine değinen Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, özellikle 50 yaş üstü kadınların daha yüksek risk altında olduklarını, genetik ve hormonal faktörlerin de risk oluşturabildiğini dile getirdi. Meme kanserinde tanı ve tedavi olanaklarına dair bilgi veren Op. Dr. Fakıoğlu, mamografi, ultrason, MRI gibi görüntüleme teknikleri ve biyopsi ile teşhis yapılabildiğini, buna göre cerrahi müdahale ve sistemik tedavilerden uygun olanının tercih edildiğini söyledi. Mamografi ve Kendi Kendine Muayene Op. Dr. Fakıoğlu, mamografi ile yapılan düzenli taramaların erken teşhisteki rolünü vurgulayarak, ayrıca her kadının aylık yapacağı kendi kendine muayene uygulamasının da erken tespitte yardımcı olduğunu ifade etti. Meme kanseri riskini azaltmada yaşam alışkanlıklarının önemine de değinen op. Dr. Fakıoğlu, meyve, sebze, tam tahıllı gıdalar ve yağsız proteinler içeren dengeli bir diyetin meme kanseri riskini azaltabileceğini, ayrıca düzenli fiziksel aktivitenin riski önemli ölçüde düşürebileceğini, ilaveten sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmanın, stres yönetiminin ve düzenli uykunun risk faktörlerini azaltmada etkili olduğunu söyledi. Açıklamasında erken teşhisin sağladığı avantajları sıralayan Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğan Fakıoğlu ; erken tanının tedavi şansını ve başarı oranını önemli ölçüde artırdığını, bu sayede daha az agresif ve daha etkili tedavi yöntemlerinin uygulanabildiğini, hastaların yaşam kalitesi ile sağkalım oranlarının yükseldiğini belirtti . Tıp dünyasındaki yenilikleri aktaran Op. Dr. Fakıoğlu; kanser hücrelerini spesifik olarak hedef alan yeni ilaçların yer aldığı hedefli tedaviler, hastanın genetik profili ve biyobelirteçleri kullanılarak geliştirilen kişiselleştirilmiş tıp uygulamaları ile gelişmiş görüntüleme teknikleri sunan erken teşhis teknolojilerinin hastalar için umut kaynağı olduğunu ifade etti. Tedavi sürecinde ruh sağlığının korunmasının önemini vurgulayan Fakıoğlu, şunları söyledi : “Tedavi ve hastalık süreciyle başa çıkmak için psikolojik destek önemlidir. Sevdikleri tarafından gösterilen destek, hastaların iyileşme sürecine büyük katkı sağlar. Olumlu bakış açısı ve umut, hastaları güçlendirir. Psikolog, psikiyatrist veya sosyal hizmet uzmanından destek almak, hastalığın olumsuz etkilerini azaltır.” Toplumsal Farkındalık: Destek ve Sosyal Ağlar Farkındalığın artırılması için toplumsal düzeyde atılması gereken adımları belirten Op. Dr. Fakıoğlu; konferanslar, yürüyüşler ve kampanyalar gibi farkındalık etkinliklerinin önemini vurguladı, hastalar ve yakınları için kurulan destek grupları ile sosyal ağların, bilgi ve deneyim paylaşımını kolaylaştırarak büyük bir dayanışma sağladığını belirtti. Seminerin son bölümünde toplumsal iş birliğinin altını çizen Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, meme kanseri hakkında bilgi sahibi olmanın ve toplumsal farkındalığı artırmanın, düzenli taramalar yaptırmanın hayati olduğunu belirtti. Hasta, aileler, sağlık profesyonelleri ve toplumun el ele vererek mücadele etmesi durumunda, erken teşhis ve uygun tedavi sayesinde sağ kalım şansının ve iyileşme umudunun önemli ölçüde artacağını ifade etti.

Tiroid bezinde 150 yıl sonra yeni bir hücre Haber

Tiroid bezinde 150 yıl sonra yeni bir hücre

Prof. Dr. Erhan Ayşan ve araştırma grubu, tiroid bezinde parathormon salgılayan yeni bir hücre tipi tanımlayarak dünya tıp literatüründe ezber bozacak bir buluşa imza attı. Keşif, bugüne kadar nedeni açıklanamayan tiroid ameliyatları sonrası parathormon düşüklüğü ile tüm paratiroid bezleri alınmasına rağmen hormon düzeylerinin neden sıfırlanmadığı sorularına da bilimsel bir açıklama getiriyor. Bu keşfin ayrıca tiroid cerrahisinden tiroid hastalıklarında erken tanı ve yeni tedavi yaklaşımlarına kadar birçok alanda önemli değişikliklerin önünü açması bekleniyor. Yeditepe Üniversitesi Endokrin Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erhan Ayşan, bu keşfin yalnızca yeni bir hücre tanımlamakla sınırlı olmadığını belirterek, "Temel fizyoloji ve histoloji kitaplarında 'Parathormon yalnızca paratiroid bezlerinden salgılanır' bilgisi yer alır. Biz ise tiroid bezi içerisinde parathormon salgılayan yeni bir hücre grubunu tanımladık ve bu hücreleri görüntülemeyi başardık. Bu keşif, tıp eğitiminin temel bilgilerinden birini değiştiriyor" dedi. 150 yıldır var olan temel bilgiler değişiyor Bugüne kadar tiroid bezinde yalnızca iki hücre tipinin bulunduğunun kabul edildiğini söyleyen Ayşan, tıp fakültesi ders kitaplarında tiroid bezinde T3, T4 salgılayan folikül hücreleri ile yaklaşık 150 yıl önce keşfedilen parafoliküler hücrelerin yer aldığını söyledi. Yaptıkları bu yeni araştırmayla birlikte tiroid dokusu içerisinde üçüncü bir hücre tipi tanımladıklarını belirten Ayşan, "Parathormonun bugüne kadar yalnızca paratiroid bezlerindeki şef hücrelerden salgılandığı kabul ediliyordu. Çalışmamız, tiroid bezinin de parathormon üretebildiğini ortaya koydu. Böylece hem yeni bir hücre tipi tanımlanmış oldu, hem de parathormonun yalnızca paratiroid bezlerinden salgılandığı yönündeki temel bilgi değişmiş oldu" diye konuştu. Keşif, tiroid cerrahisindeki birçok soruya yanıt veriyor Ayşan, "Başarılı bir tiroid ameliyatında paratiroid bezleri yerinde bırakılmasına rağmen bazı hastalarda parathormon düzeyleri düşüyordu ve bunun nedeni yıllardır tam olarak açıklanamıyordu. Artık biliyoruz ki tiroid dokusu ile birlikte tiroid bezi içerisindeki bu yeni hücrelerin de alınıyor olması bu durumun gerçek nedenini oluşturuyor" dedi. Ayşan, benzer şekilde tüm paratiroid bezlerinin çıkartıldığı hastalarda parathormon seviyesinin neden tamamen sıfırlanmadığının da bu keşifle aydınlandığını belirterek, "Biz cerrahlar bu ameliyatlardan sonra sürekli bu hastada bir şeyleri eksik mi yaptık düşüncesini taşıyorduk. Çalışmamız, tiroid dokusundan salgılanan parathormonun bu duruma çok net bir açıklama getirdiğini ortaya koymaktadır" ifadelerini kullandı. Tiroid cerrahisinde yeni bir dönem başlayabilir Bu keşfin önümüzdeki yıllarda tiroid cerrahisinde yeni bir yaklaşım algoritmasını tartışmaya açılabileceğini ifade eden Ayşan, organ koruyucu tiroid cerrahisinin daha fazla önem kazanacağını belirterek, "Artık biz cerrahlar, tüm tiroid bezini almak konusunda daha dikkatli düşünmek zorunda kalacağız. Bazı hastalarda tüm tiroid bezini almak yerine, tiroid bezinin sağlıklı bölümlerini hastanın vücudunda bırakan tiroid koruyucu cerrahi tercih edilebilir. Bu yaklaşım, doğal hormon salgılarını minimum etkileyerek hastalarımızın yaşam kalitesi ciddi şekilde arttıracaktır" diye konuştu. Bu keşfin temel tıp bilimlerinde bazı değişiklikler yapacağını söyleyen Ayşan, "Fizyoloji ve histoloji kitaplarında yer alan 'Parathormon yalnızca paratiroid bezlerinden salgılanır' bilgisi artık güncellenmek zorunda kalacak. Bilim tarihinde yeni bir hücre keşfi oldukça nadir görülen bir olaydır. Yaklaşık bir buçuk asır sonra tiroid beziyle ilgili temel bilgiler değişiyor" dedi. Erken tanı ve yeni tedavilere kapı aralayabilir Yeni keşfin birçok araştırmanın da başlangıcı olacağını belirten Ayşan, bu hücrelerin başta tiroid kanserleri olmak üzere, Hashimoto hastalığı, Graves hastalığı, tiroid iltihaplarındaki rollerinin araştırılacağını söyledi. "Bu hücrelerin hangi hastalıklarda arttığı veya azaldığı ortaya konulduğunda, bu veriler ışığında erken tanı yöntemleri geliştirilebilir, yeni tedavi seçenekleri gündeme gelebilir. Bu konularda yapılacak araştırmaların neler getireceğini şu an kestirmek güç. Bilim kulesi küçük tuğlalar konularak yavaş yavaş yükselir. Araştırmalar yapılıp sonuçlar çıktıkça tablonun nasıl evrileceğini hep beraber göreceğiz" diye konuştu. Bu keşif multidisipliner bir ekibin yıllarca süren çalışmalarının ürünüdür Bu önemli keşfin bireysel bir başarı olmadığını, kalabalık bir araştırma ekibinin uzun yıllar süren çalışmaları sonucu ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Ayşan, bu konuda şunları söyledi: "Günümüzde bilim ve teknoloji çok gelişti. Bilgi miktarı çok arttı. Bir kişinin bu kadar bilgiye hakim olması ve kayda değer bir bilimsel bilgi üretmesi mümkün değil. Bunun bilincindeyiz. Bu nedenle, yıllardır birlikte çalışan; temel bilimler, mühendislik bilimleri ve klinik bilimlerden oluşan kalabalık bir araştırma grubumuz var. Şu ana kadar tiroid ve paratiroid bezleri ile ilgili birçok bilimsel makale yayınladık, birçok patent aldık. Dikkat ederseniz, günümüzde büyük bilimsel buluşların altında hep bireylerin değil, geniş, multidisipliner ekiplerin imzası vardır. Bizim keşfimiz de böyle. Bugün bu gururu bireysel olarak değil, ekip olarak yaşıyoruz. Ekibimizdeki her bir araştırmacının bu süreçte en az benim kadar emeği vardır. Birlikte olmasaydık ve bir ekip çalışması ortaya koymasaydık asla bu noktaya gelemezdik".

Bornova’da kadın sağlığı için önemli buluşma Haber

Bornova’da kadın sağlığı için önemli buluşma

İzmir’in yerel eşitlik eylem planları çerçevesinde organize edilen bu özel ve tek seferlik eğitim programı, kadınların günlük hayatta karşılaştıkları riskli sağlık davranışlarının yerine doğru uygulamaları koymalarını teşvik etmeyi amaçlıyor. Sağlık işleri personelinin bir araya geldiği seminerle; ailelerin sağlık farkındalığının artması, yaşam kalitelerinin yükseltilmesi ve toplum içindeki konumlarının iyileştirilmesi hedeflendi. İzmir’in 30 ilçesine yayılacak dalganın Bornova adımı İzmir’in 30 ilçesinde yaygınlaştırılması planlanan Kadın Sağlığı Seminerleri Programı, Bornova'da hayat buldu. Bornova Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü bünyesinde görev yapan personel, katıldıkları bu seminer sayesinde koruyucu sağlık bilgilerini geliştirerek ilçe genelinde yürüttükleri çalışmaları daha da geliştirecek bilgiler edindi. Başkan Eşki: "Güçlü toplum, sağlıklı ve bilinçli kadınlarla mümkündür" Bornova genelinde koruyucu sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmayı hedeflediklerini belirten Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, "Toplumun temel taşı olan kadınların sağlığı, hakları ve yaşam kalitesi bizim için her şeyden önemlidir. Belediyemizin sağlık personelinin bu tür kapsamlı eğitimlerle donanımını artırması, ilçe genelinde yürüteceğimiz farkındalık çalışmalarına büyük bir ivme kazandıracak. Kadınların kendi bedenlerini tanıyan, sağlık haklarının bilincinde bireyler olarak güçlenmesi adına koruyucu sağlık hizmetlerimizi Bornova'nın her köşesine ulaştırmaya kararlılıkla devam edeceğiz" dedi. Kadın sağlığında koruyucu dönem başlıyor Eğitim programının ana hedefleri arasında, kadınların sağlık ve kamu hizmet taleplerinin artırılması yer alıyor. Düzenlenen seminerde eğitim alan personelin rehberliğinde; kadınların kendi bedenlerini daha iyi tanıması, sağlık haklarının bilincine varması ve koruyucu sağlık hizmetlerinden en üst düzeyde faydalanması sağlanacak.

"Meme kanserinde erken tanıyla yüzde 100 tedavi şansı var" Haber

"Meme kanserinde erken tanıyla yüzde 100 tedavi şansı var"

Meme kanserinde erken tanı, tedavi başarısının artırılması ve yaşam kalitesinin korunmasında önemli bir rol oynuyor. Bu kapsamda Liv Hospital Ulus tarafından düzenlenen "Meme Kanserinde Birlikte Yol Almak" etkinliğinde, meme sağlığı konusunda farkındalık oluşturulması ve düzenli kontrollerin önemi vurgulandı. Ebru Akel'den kadınlara çağrı: "Biz size hatırlattık, siz kime hatırlattınız" Etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen Ebru Akel, meme kanserinde farkındalığın yalnızca ekim ayıyla sınırlı kalmaması gerektiğine dikkat çekerek, "Meme kanseri konusunda konuşmak, hatırlatmak ve harekete geçirmek çok değerli. Bazen tek bir hatırlatma, bir kadının kontrolünü ertelemesini engelleyebilir. Biz size hatırlattık, siz kime hatırlattınız. Bir kadın olarak hem de dünyada her yıl 2.3 milyon kadının meme kanseri teşhisiyle karşılaştığı bir durumda tabii ki hepimizin kontrolleri ve bütün bu konudaki farkındalığı artırmamız gerektiğini düşünüyorum. Hem kendi çevrem, hem kendim hem de tabii ki bizleri izleyenlere bunun bu ayın önemini, Ekim ayının önemini vurgulamaya çalışıyoruz. Bugün de böyle çok güzel bir davet gelince çok değerli hekimlerimizle bu konuşmanın içinde bulunmak benim için çok kıymetli" dedi. "Erken tanı, tedavide yol haritasını belirliyor" Liv Hospital Ulus Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşin Purbager, meme kanserinde erken tanının mümkün olabilmesi için düzenli taramaların önemine dikkat çekerek, "Meme kanserinde erken tanı, hastalığın henüz klinik olarak belirti vermediği dönemde yakalanabilmesini sağlayabiliyor. Mamografi başta olmak üzere uygun görüntüleme yöntemlerinin yaş, meme yapısı ve kişisel risk faktörleri doğrultusunda değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Düzenli kontroller, erken tanının en önemli adımlarından biri. Meme kanserinde mutlaka radyolojik görüntüleme yöntemlerini erken aşamada kullanmamız gerekiyor ki tümör daha hücre içindeyken, süt kanallarının dışına çıkmadan. Ne kadar küçük aşamada yakaladık, tedavi şansı, tedavinin şekli tamamen bizim tanı koyduğumuz zamana göre, evresine göre değişmiş oluyor. O yüzden lütfen hastaneye gelmekten; meme ultrasonu, meme mamografisi, gerekirse manyetik rezonans görüntüleme yöntemlerini yaptırmayı ihmal etmesinler" ifadelerini kullandı. "Türkiye'de ortalama her 10 kadından biri meme kanseri" Liv Hospital Ulus Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Levhi Akın, meme kanseri cerrahisinde hastaya özel yaklaşımın önemini vurgulayarak, "Meme kanserinde cerrahi tedavi, hastalığın özellikleri ve hastanın bireysel ihtiyaçları doğrultusunda planlanıyor. Günümüzde amacımız yalnızca kanseri tedavi etmek değil; onkolojik güvenliği gözetirken mümkün olan en iyi estetik ve fonksiyonel sonucu da sağlamak. Bu nedenle tedavi kararının hastaya özel olarak verilmesi büyük önem taşıyor. Ekim ayı çok önemli bir ay. Yıllardır bu farkındalık programlarını yapıyoruz. Çünkü biliyoruz ki meme kanserine erken tanı koyduğumuzda yüzde 100 oranında tedavi şansımız var. O yüzden kişilerin meme kanserinin farkında olması, kendi muayenelerini veya zamanı geldiğinde doktor muayenelerini yaptırmaları önemli. Böylece herhangi bir şey varsa erken dönemde yakalanıp uygun şekilde tedavi olmasını amaçlıyoruz. Ülkelere göre bu rakam değişmekle birlikte, Türkiye ortalaması genelde her 10 kadından bir tanesi meme kanseri. Ülkemizde kadınlarda görülen kanserler içinde en sık kanser meme kanseri. Bu açıdan çok önemli bir kanser. Meme kanseri çok kişiye özel bir kanser. Herkeste aynı şekilde seyretmiyor. Hem kanserin alt grubu hem kişinin yapısı, memesinin özelliği tedaviyi özelleştirmemizi gerektiriyor. Tabii ki önceliğimiz onkolojik güvenliği sağlamak ama bunun yanında fonksiyonel ve estetik bütünlüğü de korumayı amaçlıyoruz. Dolayısıyla, meme kanserini her kişiye özgü planlıyoruz" dedi. "Meme kanserinde tedavi bir ekip işidir" Liv Hospital Ulus Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Günaldı ise meme kanserinde tedavi sürecinin farklı uzmanlık alanlarının ortak değerlendirmesiyle planlanmasının önemine dikkat çekerek, "Meme kanseri tek bir branşın değil, farklı uzmanlık alanlarının birlikte değerlendirmesini gerektiren bir hastalık. Hastanın tümörünün biyolojik özelliklerinden genel sağlık durumuna kadar birçok faktörü bir arada değerlendirerek kişiye özel bir tedavi planı oluşturuyoruz. Doğru zamanda doğru tedavinin uygulanması, hastaların yaşam süresi ve yaşam kalitesi açısından büyük önem taşıyor. Ekim ayının Meme Kanseri Farkındalık Ayı olması nedeniyle, hem 'Erken teşhis hayat kurtarır' düşüncesiyle kadınlarımıza meme taramasının ne kadar önemli olduğunu vurgulamak istiyoruz ve erken saptamak istiyoruz. Aynı zamanda bu vesileyle meme kanserinin korkutucu bir hastalık olmadığını ve iyileştirilebilir bir hastalık olduğunu bir kere daha üzerinde durmak istiyoruz. Mutlaka bütün onkolojik hastalıklarda, bütün onkolojik tanılarda biz zaten bir psikolog ya da bir psikiyatr desteği öneriyoruz. Hatta sadece hastalara değil, hasta yakınlarının da gitmesi gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle de meme kanseri tanısı iyileştirilebilir bir hastalık olduğu için ya da ileri evrelerde bile kronik anlamda kontrol altında tutulduğu için bu dönemde hastalarımızın desteğinin mutlaka önemli olduğunu bildiğimiz için psikoloji ya da psikiyatrları öneriyoruz" açıklamasında bulundu. "Doğru hamle hayat kurtarır" Etkinlikte uzmanlar, meme kanserinde erken tanının yanı sıra doğru zamanda sağlık kuruluşuna başvurmanın ve tedavi sürecinin deneyimli ekipler tarafından planlanmasının önemine dikkat çekti. Liv Hospital Ulus, meme kanserinde erken tanı farkındalığının toplum genelinde yaygınlaştırılması amacıyla kadınları yalnızca kendi sağlıkları için değil, yakınlarının sağlığı için de harekete geçmeye davet etti. "Doğru hamle hayat kurtarır" mesajının öne çıktığı etkinlikte, erken tanı konusunda edinilen farkındalığın çevreyle paylaşılmasının önemine de dikkat çekildi.

Bursa'dan 3 belediyeye 'Sağlıklı Kentler' ödülü Haber

Bursa'dan 3 belediyeye 'Sağlıklı Kentler' ödülü

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay'ın başkanlığını yaptığı Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği'ne üye belediyelerin yaşam kalitesini artıran, toplumsal eşitliği güçlendiren ve sürdürülebilir bir geleceğe katkı sunan projeleri, 7 farklı kategoride, belediye ölçekleri dikkate alınarak jüri değerlendirmesine sunuldu. Yarışma, yerel yönetimlerin kent sağlığını geliştirmeye yönelik çalışmalarını görünür kılmayı ve başarılı uygulamaların belediyeler arasında paylaşılmasını teşvik etmeyi amaçlıyor. Değerlendirmelerde, “Herkes İçin Sağlık” ve “Tek Sağlık” ilkeleri doğrultusunda kentlerin ihtiyaçlarına yanıt veren uygulamalar öne çıktı. İnsan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan; farklı paydaşların katılımıyla geliştirilen, yenilikçi çözümler sunan ve iklim değişikliğinin etkilerini dikkate alan projeler bu yaklaşımın yerel düzeydeki örneklerini oluşturdu. Yarışmaya sunulan projeler, belediyelerin sağlığı yalnızca sağlık hizmetleriyle sınırlı görmeyen; yaşam çevresini, sosyal koşulları ve ekolojik dengeyi de kapsayan çalışmalarını ortaya koydu. Bu uygulamalar, kentlerin ortak sorunlarına çözüm üretirken diğer yerel yönetimler için de deneyim paylaşımı ve iş birliği olanakları sundu. Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği olarak ödül kazananlar arasında; Bursa Büyükşehir Belediyesi "Bursa İtfaiyesi: Modern Altyapı ve Dijital Güvenlik Dönüşümü Projesi" ile dirençli/dayanıklı toplum kategorisinde; Mudanya Belediyesi "Geçmişten geleceğe ekosistemi: Cumhuriyet Galerisi, Taş Mektep, Mudanya Gençlik ve Spor Merkezi" ile kültür, sanat ve spor aktivitelerinde; Nilüfer Belediyesi ise, "Şifalı bitkilerden katma değere: Nilüfer Tıbbi ve Aromatik Bitki İşleme Tesisi" projesi ile yüksek yaşam kalitesi kategorisinde ödüle layık görüldü. Daha sağlıklı kentler hedefiyle yarışmaya katılan tüm üye belediyelere ve değerlendirme sürecine bilgi ve deneyimleriyle katkı sunan jüri üyelerine teşekkür eden Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği, belediyelerin ödüllerini, 17 Ekim’de Gaziantep’te gerçekleştirilecek 46. Olağan Meclis Toplantımızın ardından düzenlenecek törenle takdim edileceğini duyurdu.

Türkiye'de ölümlerin yaklaşık yüzde 40'ı kalp ve damar hastalıklarından kaynaklı Haber

Türkiye'de ölümlerin yaklaşık yüzde 40'ı kalp ve damar hastalıklarından kaynaklı

Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine çalışanı Dr. Öğr. Üyesi Kardiyoloji Uzmanı Enes Çelik, kalp ve damar hastalıkları, dünyada olduğu gibi ülkemizde de en önemli ölüm ve hastalık nedenleri arasında yer almakta olduğunu söyledi. Çelik, "Bununla birlikte, bu hastalıkların büyük bir bölümü; sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesi ve etkili tedavi ile önlenebilmekte veya geciktirilebilmektedir. Kalp ve damar hastalıkları yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkan hastalıklar değildir. Sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, tütün kullanımı, aşırı tuz tüketimi, obezite, hipertansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol gibi risk faktörleri yaşamın erken dönemlerinden itibaren kalp sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Hipertansiyon başta olmak üzere birçok kardiyovasküler risk faktörü uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebilmektedir. Ayrıca göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, efor kapasitesinde azalma, ani gelişen güçsüzlük veya konuşma bozukluğu gibi belirtiler zamanında fark edilmediğinde kalp krizi, inme ve kalp yetersizliği gibi ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri ve erken tanı, kalp sağlığının korunmasında kritik öneme sahiptir" dedi. "Toplumun sağlık okuryazarlığının artırılmasına yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirilmektedir" Dr. Öğr. Üyesi Kardiyoloji Uzmanı Enes Çelik açıklamasının devamında, "Sağlık Bakanlığı olarak kardiyovasküler hastalıkların önlenmesine yönelik çalışmalarımızı koruyucu sağlık hizmetleri yaklaşımı doğrultusunda sürdürmekteyiz. Bu kapsamda; birinci basamak sağlık hizmetlerinde kardiyovasküler risk değerlendirmeleri yapılmakta, Hipertansiyon, diyabet ve dislipidemi gibi risk faktörlerinin erken tanısı ve etkin yönetimi desteklenmekte, tütün kullanımının önlenmesine yönelik kapsamlı mücadele yürütülmekte, sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite alışkanlıklarının geliştirilmesi teşvik edilmekte. Toplumun sağlık okuryazarlığının artırılmasına yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Kalp sağlığının korunması; yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi edilmesini değil, hastalık gelişmeden önce risklerin azaltılmasını esas alan bütüncül bir yaklaşım gerektirmektedir" dedi. "Unutulmamalıdır ki; kalp ve damar hastalıklarının önemli bir bölümü önlenebilir risk faktörlerinden kaynaklanmaktadır" Çelik son olarak, "Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi için her bir bireyin tütün ve tütün ürünlerinden uzak durması, sağlıklı ve dengeli beslenmesi, günlük yaşamda fiziksel aktiviteyi artırması, ideal vücut ağırlığını koruması, kan basıncı, kan şekeri ve kolesterol düzeylerini düzenli olarak kontrol ettirmesi. Hekim önerilerine uygun tedavi ve ilaçlarını aksatmadan kullanması, Aile Hekimine başvurarak kardiyovasküler risk değerlendirmesini yaptırması, Sağlıklı Hayat Merkezlerini ziyaret ederek sağlıklı hayat danışmanlığı alması, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı veya inme belirtileri geliştiğinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki; kalp ve damar hastalıklarının önemli bir bölümü önlenebilir risk faktörlerinden kaynaklanmaktadır. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesiyle hem bireysel yaşam kalitesi artırılabilir hem de toplumdaki hastalık yükü önemli ölçüde azaltılabilir" ifadelerine yer verdi.

Eski Binalarda Elektrik Alarmı Haber

Eski Binalarda Elektrik Alarmı

Bursa başta olmak üzere Türkiye’nin birçok kentinde binlerce apartmanın, farkında olunmayan elektrik altyapısı sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu belirten Limadem Elektrik Yönetim Kurulu Başkanı Elektrik Mühendisi Olgun Karabiber, teknolojinin gelişmesiyle birlikte binalardaki enerji ihtiyacının önemli ölçüde arttığını ancak mevcut altyapıların aynı hızda yenilenmediğini söyledi. Günümüzde konutlarda kullanılan elektrikli cihaz sayısının her geçen yıl arttığını ifade eden Karabiber, güvenlik sistemleri, hidroforlar, merkezi sistemler ve elektrikli araç şarj istasyonlarının artık yaşamın ayrılmaz parçaları haline geldiğini belirtti. Buna rağmen birçok binanın elektrik tesisatının yıllar önceki ihtiyaçlara göre hizmet vermeyi sürdürdüğünü kaydeden Karabiber, bu durumun ciddi riskler oluşturduğunu vurguladı. Vatandaşların elektrik sistemlerini çoğu zaman yalnızca arıza yaşandığında hatırladığını dile getiren Karabiber, sürekli atan sigortalar, ortak alanlarda yaşanan enerji kesintileri, voltaj dalgalanmaları ve elektronik cihazlarda meydana gelen arızaların önemli uyarı işaretleri olduğunu söyledi. “RİSKLER ÇOĞU ZAMAN GÖZLE GÖRÜLMEZ” Özellikle 20 yaşın üzerindeki binalarda elektrik panoları, kablo sistemleri ve topraklama tesisatlarının düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini belirten Karabiber, şu değerlendirmede bulundu: “Elektrik altyapısında ortaya çıkan birçok problem ilk aşamada gözle görülmez. Riskler sessizce büyür ve çoğu zaman ciddi bir sorun yaşanana kadar fark edilmez. Bir apartmanda asansörün çalışıyor olması, ortak alan aydınlatmalarının yanması veya hidrofor sisteminin devrede bulunması, elektrik altyapısının sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Nasıl araçlarımızı belirli aralıklarla muayeneye götürüyor, kombilerimizin bakımını yaptırıyorsak, yaşadığımız binaların elektrik sistemlerini de aynı hassasiyetle kontrol ettirmeliyiz.” Elektrik güvenliğinin yalnızca teknik bir konu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Karabiber, bunun aynı zamanda can güvenliği, mal güvenliği ve yaşam kalitesi açısından da kritik önem taşıdığını söyledi. “EN DEĞERLİ YATIRIM GÖRÜNMEYEN SİSTEMLERE YAPILANDIR” Birçok apartmanda dış cephe yenilemeleri, peyzaj çalışmaları ve ortak alan düzenlemelerine yatırım yapılırken elektrik altyapısının çoğu zaman ihmal edildiğine dikkat çeken Karabiber, görünmeyen sistemlerin güvenliğinin en az görünen alanlar kadar önemli olduğunu ifade etti. Karabiber, “Bugün birçok binada estetik iyileştirmeler yapılıyor ancak yaşamı sürdüren temel sistemlerin başında gelen elektrik altyapısı yıllarca kontrol edilmeyebiliyor. Oysa en değerli yatırım, görünmeyen ama hayatı ayakta tutan sistemlere yapılan yatırımdır. Şehirlerimiz büyüyor, enerjiye olan bağımlılığımız her geçen gün artıyor. Bu nedenle binalarımızın yalnızca dış görünüşüne değil, altyapılarına da aynı hassasiyetle yaklaşmalıyız” dedi. APARTMAN VE SİTE YÖNETİMLERİNE ÇAĞRI Apartman yöneticilerine, site yönetimlerine ve kat maliklerine çağrıda bulunan Karabiber, elektrik panolarının, topraklama sistemlerinin ve ortak alan enerji altyapılarının uzman ekipler tarafından periyodik olarak denetlenmesi gerektiğini belirtti. Olası risklerin erken tespit edilmesinin hem güvenlik hem de maliyet açısından önemli avantajlar sağlayacağını ifade eden Karabiber, sözlerini “Güvenli yaşam yalnızca sağlam duvarlarla mümkün değildir. Güvenilir enerji altyapıları da güvenli binaların temel unsurlarından biridir. Unutulmamalıdır ki güvenli yapılar sadece sağlam betonlarla değil, sürdürülebilir ve güvenilir altyapılarla ayakta kalır. Bugün alınacak basit önlemler, yarının büyük risklerini ve maliyetlerini önleyebilir” diyerek tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.