Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Yargıtay

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Yargıtay haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yargıtay haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yargıtay’dan 2.el dolandırıcıları için ders gibi karar Haber

Yargıtay’dan 2.el dolandırıcıları için ders gibi karar

Sıfır otomobil almaya gücü yetmeyen vatandaşlar 2.el piyasasına yöneliyor. Ödeme yönteminden ekspertize kadar alınan onca tedbire rağmen art niyetli satıcılar, yıllardır ‘araç alma hayali’ kuran vatandaşların dünyalarını başına yıkıyor. Eşiyle birlikte yıllarca çalışmalarının karşılığında biriktirdikleri parayla 65 bin kilometredeki araç için satıcı şirketle anlaşan B.D., noter satışından bir süre sonra aracın gerçek kilometresinin 251 bin olduğunu tespit etti. Satıcı şirket yöneticisiyle yaptığı görüşmeden bir netice alamayan B.D., Cumhuriyet Savcılığı’nın yolunu tuttu. Dolandırıldığını öne süren mağdur tüketiciye Savcılıktan şok bir cevap geldi. Savcılık, alıcının kilometre kayıtlarını kendisinin sorgulayabileceğini belirterek kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Karara karşı Sulh Ceza Hakimliği’ne yapılan itiraz da geri çevrilince hüküm kesinleşti. Adalet Bakanlığı, kararda bir anormallik olduğunu belirleyince kamu yararına karatın bozulması için Yargıtay Başsavcılığı’na başvurdu. Başsavcılık, dosyayı Yargıtay 11.Ceza Dairesi’ne gönderdi. Satıcı pozisyonundaki kişiler hakkında dolandırıcılık iddialarının ‘alıcının sorumluluğu’ denilip kovuşturulmaya yer verilmemesinin yasaya aykırı olduğuna hükmetti. Kararın eksik araştırmaya dayandığına dikkat çeken Yargıtay 11. Ceza Dairesi; kilometre düşürmenin basit kontrolle anlaşılıp anlaşılamayacağı, muayene kayıtlarının incelenmesi, aracın piyasa değeri ve aracın satış geçmişinin incelenmeden bir hükme varılamayacağına işaret etti. Kararda doğrudan "dolandırıcılık oluşmuştur" denilmezken "alıcı sorgulayabilirdi" gerekçesini tek başına yeterli bulunmadı. Kilometresi düşürülmüş araç satışlarına yönelik ceza soruşturmalarında "alıcı da geçmiş kayıtları sorgulasaydı, kontrol etseydi" gerekçesiyle dosyanın kapatılamayacağına hükmeden Yargıtay 11. Ceza Dairesi kararında şöyle denildi: ‘’Aracın muayenesine ilişkin belgelerin muayene istasyonundan temin edilmesi, şikayetçinin aracın satış günü incelemesini yapan eksperin beyanlarına başvurulması, aracın suç tarihindeki piyasa değerinin belirlenmesi, araçtaki kilometre düşürülmesinin ne şekilde ve nasıl gerçekleştiğinin, basit bir kontrol ile anlaşılıp anlaşılmayacağının belirlenmesine yönelik teknik bilirkişiden rapor alınması gerekirdi. İncelemenin sonucuna göre somut olayda dolandırıcılık suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığının takdir ve tayin edilmesi gerekirken; ‘Müştekinin olayda denetim olanağının ortadan kaldırıldığından söz edilemeyeceği, şüpheliye atfedilen eylemin basit yalan düzeyinde kaldığı, hile olarak kabul edilmesinin mümkün görülmediği, olayda dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ayıplı mal tesliminden kaynaklı olduğu’ şeklindeki gerekçe hatalı olmuştur. Eksik soruşturma neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz üzerine soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi yerine itirazın reddine karar verilmesi Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin kabulüne, 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı oy birliği ile kanun yararına bozulmuştur.’’

Whatsapp’ta dedikodu yaptı, işten atıldı Haber

Whatsapp’ta dedikodu yaptı, işten atıldı

İddiaya göre M.N. ile G.Ü. isimli iki işçi, WhatsApp yazışmalarında işyerine dair düşüncelerini paylaştı. Konuyla alakalı şikayetleri değerlendiren işveren, WhatsApp’ta yapılan dedikoduların işyerinde olumsuzluklara yol açtığını öne sürüp iki işçiyi de kovdu. İş Mahkemesi’nin kapısını çalan M.N., iş akdinin feshi haksız olduğunu bu nedenle feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine, işe başlatılmaması halinde ödenecek 4 aya kadar işe başlatmama tazminatı ve en fazla 4 aylık boşta geçen süre ücreti miktarlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı işveren de ilgili yazışma içeriklerinde G. Ü.ve davacının iş yeri ve çalışma arkadaşları hakkında dedikodu düzeyinde konuşmalar gerçekleştirildiği, bir takım çalışanlar hakkında hakaret düzeyinde ifadeler kullanıldığı, yine bir takım işçilerin iş yerinde gizlice çekildiği anlaşılan fotoğraflarının paylaşıldığını ileri sürdü. Bu durumda davalı işverenden iş akdinin devamının beklenemeyeceğini anlaşıldığını, davacının eylemlerinin yoğunluğu ve G.Ü. isimli işçinin de işten çıkarıldığını dile getirdi. İş Mahkemesi, davanın reddine hükmetti. Davacı avukatı kararı istinafa taşıdı. BAM 12. Hukuk Dairesi, her iki tarafın da ifadelerini değerlendirdi. WhatsApp yazışmalarıyla alakalı Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin, ‘’Whatsapp sistemi, telefon ve internet ortamında internet vasıtası ile iletişimi gerçekleştiren bir sistemdir. Burada kişi, kişiler ile iletişime geçtiği gibi gruplar kurarak grup içiresinde iletişim gerçekleştirilmektedir. Ancak bu sistem kendi içinde korunan ve 3. kişilere kapalı bir konumdadır. Dolayısı ile işçilerin iş akışını bozmadığı ve çalışmaların etkilemediği sürece bir grup kurmaları ve burada iletişim içinde olmaları yasak değildir. İşçilerin bu kapsamda burada iletişimlerinin kişisel veri olarak da korunması esastır. Somut uyuşmazlıkta, WhatsApp konuşmaları gizlilik içeren kişisel veri niteliğinde olduğundan, salt nasıl temin edildiği anlaşılamayan bu yazışmalara dayanılarak iş aktinin feshi haksız olup, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulü yerine reddi hatalıdır’’ şeklindeki kararına dikkat çekildi. BAM kararında şöyle denildi: ‘’ Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi ile davalı işverenin diğer bir çalışanın WhatsApp uygulaması üzerinden kişisel görüşmeler yaptığı, bu görüşmelerin gizlilik içeren kişisel veri niteliğinde olduğu, mevcut delil durumuna göre söz konusu yazışmaların işyerinde olumsuzluklara neden olduğuna ilişkin dosyada delil bulunmadığı ortadadır. Bu hali ile iş sözleşmesinin haklı ya da geçerli nedenle feshedildiğinin kanıtlanamadığı anlaşıldığından, işveren tarafından yapılan feshin geçersizliği ile davacının işe iadesine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan sebeplerle davacı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülerek, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davacının işe iade talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile işverence yapılan feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine hükmedilmiştir.’’

Milyonları ilgilendiriyor; İzne çıkan işçiye o ödeme peşin ödenir Haber

Milyonları ilgilendiriyor; İzne çıkan işçiye o ödeme peşin ödenir

İş Kanunu kapsamında, yıllık izin kullanan işçiye, yıllık izin süresine ilişkin ücretinin izne çıkışta peşin olarak ödenmesi gerekiyor. Özel sektör çalışanlarının mağduriyet yaşadığı olaya dair Yargıtay’dan emsal bir karar çıktı. İzne giderken, peşin ödeme ya da avans alamayan işçinin, istifa etmesi halinde kıdem tazminatı alabileceğine vurgu yaptı. Yüksek Mahkeme, işçiye hak ettiği süreden daha fazla izin kullandırılmış olmasının izin süresine ilişkin ücretin peşin ödenmesi yükümlüğünü ortadan kaldırmayacağına dikkat çekti. Yargıtay’ın yıllık izin ücretinin peşin ödenmemesinin işçi açısından haklı fesih sebebi olarak kabul edilmesinin arkasında aynı şehirde iki ayrı mahkemenin farklı karar vermesi olduğu ortaya çıktı. Yıllık izne giderken izin dönemine ait ücreti peşin alamayan A.B. isimli işçi, İş Mahkemesi’nin yolunu tuttu. Davacı A.B., yoğun bir çalışma temposundan sonra ailesiyle tatil planı yaparken izin çıkışı peşin ödeme ya da avans alamadığı için iş sözleşmesini haklı olarak feshettiğini dile getirdi. İş Mahkemesi feshin haklı olduğuna, davacıya kıdem tazminatı ödenmesi gerektiğine hükmetti. Karar istinafa taşındı Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 15. Hukuk Dairesi itirazları geri çevirdi. Benzer bir durumun mağduru olan B.K. isimli işçi de izne çıkarken peşin ödeme alamadığı için istifa etti. Kıdem tazminatı alamayan B.K., İş Mahkemesi’nin kapısını çaldı. Mahkeme; davacının feshe konu ettiği hususların haklı fesih sebebi teşkil etmediği gerekçesiyle reddetti. İstinafa taşınan dosya BAM 9. Hukuk Dairesi gündemine geldi. Daire, itirazları geri çevirdi. Aynı şehirde, aynı binada aynı davalarda iki farklı dairenin kesin nitelikteki kararlarının uyuşmaması üzerine devreye Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu girdi. Kurul, yıllık izne çıkan işçiye peşin ödeme ya da avans verilmemesi durumunda nasıl hüküm kurulması konusunda Yargıtay’ın kapısını çaldı. Ültimatom gibi karar Bölge Adliye Mahkemesi’nin 9 ve 15. Hukuk Dairelerinin kanunda açıkça düzenlenen peşin veya avans olarak ödeme yükümlülüğünün ihlali halinde çalışanın iş akdini haklı nedenle fesih hakkına dair farklı yönde kararlar vermesi üzerine; uyuşmazlığın giderilmesi amacıyla verilen kararda Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nce işverenin yıllık izin ücreti ödeme borcunun kapsamı ortaya konuldu. Kararda; işverenin yıllık izin ücreti ödeme yükümlülüğünü düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu’nun 57. Maddesindeki, "İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır" hükmü hatırlatıldı. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, çalışanın yıllık ücretli izne çıkmasından önce çalışanın talebi olmasa dahi işverenin yıllık izin ücretini peşin veya avans olarak işçiye ödememesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/II-(e) hükmünde işveren tarafından işçiye ücretinin kanun hükümlerine uygun olarak ödenmesi ve aynı maddenin (f) alt bendinde çalışma şartlarının uygulanması düzenlemelerine aykırılık oluşturacağı ve haklı nedenle fesih gerekçesi olacağını tekrar vurguladı. Kararda şöyle denildi: ‘’Davalı tarafça aksi savunulmuş ise de davacıya nispi emredici nitelikte olan 4857 sayılı Kanun’un 53. maddesine göre hak kazandığı yıllık izin süresinin üstünde yıllık izin kullandırılmış olması, yıllık izin ücretinin mutlak emredici nitelikte olan 57. maddeye göre izin başlamadan evvel peşinen veya avans olarak ödenmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. İşveren tarafından işçiye ücretinin kanun hükümlerine uygun olarak ödenmemesi ve aynı maddenin (f) alt bendinde çalışma şartlarının uygulanmaması, haklı fesih nedeni olarak düzenlenmiştir. Şu hâlde anılan hükümler gereğince yıllık izne ilişkin ücretin, yıllık izne ayrılmadan evvel işverence peşin ödenmediği gerekçesiyle yapılan fesih haklı nedene dayalıdır. Bölge Adliye Mahkemesi kararları arasındaki uyuşmazlığın, işverenin işçinin yıllık izin dönemine ilişkin ücretinin izinden önce peşinen veya avans olarak ödeme zorunluluğuna ilişkin yükümlülüğüne aykırı davranışının işçi bakımından haklı nedenle fesih sebebi teşkil edeceğine dair Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi’nin kararı doğrultusunda giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.’’

Milyonları ilgilendiren kiracı kararı Haber

Milyonları ilgilendiren kiracı kararı

Milyonlarca kiracıyı ilgilendiren emsal karar Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nden çıktı. Kararda; kira sözleşmesinde; kiracının 6 ay önceden ihbar etmek kaydıyla kira anlaşmasını feshedebileceği düzenlenmesine rağmen, bilgi vermeden mülkü boşaltan kişinin makul süre tazminatı olarak 6 aylık kira bedeli ödemesi gerektiği vurgulandı. Bir işyerinin kirası için anlaşan taraflar, sözleşmeye ‘en az 6 ay önceden ihbar etmek kaydıyla sözleşmeyi feshedebilir’ ibaresi koydu. Bir süre sonra, kiracı iddiaya göre mülk sahibine bilgi vermeden dükkanı boşalttı. Erken ve habersiz tahliyeden dolayı mağdur olduğunu öne süren mülk sahibi Sulh Hukuk Mahkemesi’nin yolunu tuttu. Davacı dükkan sahibi; davalının sözleşmeye aykırı olarak hiçbir ihtar göndermeksizin kiralananı tahliye ettiğini ileri sürerek; belirsiz alacak davası olarak şimdilik, 5 bin USD’nin tahliyenin gerçekleştiği 01.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek USD cinsinden mevduata uygulanan en yüksek faizi ile tahsiline karar verilmesini talep eti. Yargılama sürecinde talep arttırım dilekçesi ile talebini 805 bin USD olarak arttırdı. Davalı kiracı ise taşınmazın tahliyesinin tarafların mutabakatı ile belirlendiğini, davacının kötü niyetli olduğunu savunarak, davanın reddini istedi. Sulh Hukuk Mahkemesi, taraflar arasındaki düzenlenen kira sözleşmesinde, "Kiracı altı ay önceden ihbar etmek kaydıyla sözleşmeyi feshedebilir. Kiracı altı aydan daha kısa bir zaman önce bildirim yapmak suretiyle fesih hakkını kullanır ise tahliyeden sonraki bir aylık kira bedelini de ödemekle yükümlüdür" düzenlemesinin bulunduğuna dikkat çekti. Dava konusu iş yeri niteliğindeki lojistik deponun davacı tarafından davalıya 02.07.2011 tarihinden başlamak üzere 5 yıllığına kiralandığına vurgu yapan Mahkeme; davaya konu edilen taşınmazın sözleşme süresi bitmeden 2016 yılı Ocak ayı itibari ile erken tahliye edildiği, en son ödenen kira bedelinin aylık 140 bin 630 USD olduğunu hatırlattı. Taşınmazın yeniden kiraya verilebilmesi için asgari bir aylık süre gerektiğine, davacının erken tahliye sebebiyle 140 bin 630 USD kira gelirinden mahrum kaldığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne hükmetti. Mahkeme, davalı kiracıyı 140 bin 630 USD makul süre tazminatına mahkum etti. Karara karşı, taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulundu. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) kira sözleşmesinin 10. maddesinde, makul sürenin 1 ay olarak kararlaştırıldığı ve Mahkemece makul süreye bir ay olarak tespit edilen bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının doğru olduğuna karar verdi. İstinaf başvurularının esastan reddine karar verilince taraflar davayı Yargıtay’a taşıdı. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kararın dayandığı delillere, kira sözleşmesinin süresinden önce feshedilmesinin haklı nedene dayalı olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davalı vekilinin temyiz itirazlarına itibar etmedi. Kararda; davalı kiracı tarafından belirtilen fesih sürelerine uygun bildirim yapılmadan kiralananın sözleşme süresinden önce tahliye edildiği anlaşıldığı dile getirildi. Kararda şöyle denildi: ‘’Davacının zararı, tahliye tarihinden itibaren kiralananın aynı şartlarla yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreye ilişkin kira parasından ibarettir. Ancak kira sözleşmesinin (10.) maddesinde taraflar feshi ihbar süresi getirmiş ve bu süreyi 6 ay olarak kararlaştırmışlardır. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; 6 aylık feshi ihbar süresinin makul süre olarak kabulü ile davalının 6 aylık kira bedelini makul süre tazminatı olarak ödemesi gerektiği gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. BAM kararının ortadan kaldırılmasına, Sulh Hukuk Mahkemesi hükmünün bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.’’

24 saat çalışanlara kötü haber Haber

24 saat çalışanlara kötü haber

Özellikle sağlık kuruluşlarında uygulanan 24 saatlik vardiyaya yönelik Yargıtay’dan emsal nitelikte bir karar çıktı. 24 saatlik vardiya sisteminde çalışanın fiilen en fazla 14 saat çalışabileceği kabul edileceğine dikkat çeken Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 24 saatlik bir zaman diliminde işçinin uyku ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacağı varsayıldığından, azami fiili çalışma süresinin 14 saat olacağına hükmetti. Özel bir hastanede ambulans şoförü olarak çalışan genç, fazla mesai ücretinin ödenmediği gerekçesiyle istifa etti. İş Mahkemesinin yolunu tutan mağdur şoför, kıdem tazminatı, ücret ve prim, yıllık ücretli izin, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı şirket, davacı işçiye iş sözleşmesinin devamı sırasında meydana gelen trafik kazalarında tam kusurlu olması sebebiyle ihtarname çekildiğini, davacının mazeretsiz olarak işe gelmemesi nedeniyle iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini iddia etti. Özel hastane ve ambulans şirketinin alacaktan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarına dikkat çeken İş Mahkemesi, davacı işçinin ödenmeyen fazla çalışma ücreti alacağının bulunması sebebiyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği ve kıdem tazminatının hüküm altına alınması gerektiğine hükmetti. Tanık beyanları ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının, davalı işyerinde fazla çalışma yapıldığının ispatlandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildi. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM), davacının 24 saat çalışma 24 saat dinlenme esasına göre çalıştığı, sağlık sektöründe çalışması ve tanıkların her an acil bir iş gelebildiği için belirli bir mola saatlerinin olmadığını beyan etmesi karşısında davacının uyku ihtiyacını gideremediğinin kabulü ile hesaplama yapılmasında hata bulunmadığına hükmetti. Davacının 28 gün yıllık izin kullandığı, bu nedenle yıllık izin ücretinin yeniden hesaplanması gerektiği gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne karar verildi. Karar temyiz edilince devreye giren Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, emsal bir karara imza attı. Davacının davalı işyerinde 24 saatlik vardiyada çalıştığı hatırlatılan kararda şöyle denildi: ‘’Davacının uyuma imkanının bulunmaması sebebiyle mahkemece günlük 4 saat ara dinlenmesinin düşülmesi ile günlük 20 saat çalışma yaptığının kabulü ile hüküm kurulmuştur. Davacının özel hastanede çalışan ambulans şoförü olduğu, yapılan işte dikkate alındığında uyku ve diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabileceği anlaşılmaktadır. Çalışma süresinin 24 saat olması durumunda işçinin fiilen en fazla 14 saat çalışabileceği Dairemizin yerleşik uygulaması gereği kabul edilmektedir. Bu durumda işçinin çalıştığı günlerde günlük 11 saati aşan 3 saatlik çalışması fazla çalışma sayılarak sonuca gidilmelidir. Dosya içerisinde davacıya ait ücret bordroları bulunmaktadır. Bu bordroların Mahkemece değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. Bu hâlde mahkemece fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti yönünden davalı tarafça sunulan ücret bordroları incelenmeksizin hüküm kurulması hatalı olmuştur. Davacının yıllık izinde olduğu günlerin fazla çalışma ücreti hesabından dışlanması gerekirken bu husus gözetilmeksizin karar verilmesi de hatalıdır. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına oy birliği ile bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.’’

Eşe ‘Eşek’ demek hem boşanma hem tazminat sebebi Haber

Eşe ‘Eşek’ demek hem boşanma hem tazminat sebebi

Daire, ‘eşek’ kelimesinin kadının kişilik haklarına saldırı anlamına geldiğine dikkat çekerek, erkeğin maddi ve manevi tazminata çarptırılması gerektiğine hükmetti. Bir süredir şiddetli geçimsizlik yaşayan genç çift, Aile Mahkemesi’nde karşılıklı boşanma davası açtı. Tarafları dinleyen Mahkeme; davalı karşı davacı erkeğin aile yaşantısını olumsuz yönde etkileyecek şekilde her gün alkol aldığı, eşine karşı küfür ettiği, "eşeksin, hayvansın" diyerek eşini aşağıladığı, hakaret ettiği, küçük düşürdüğü, sorumsuz bir yapıda olduğu erkeğin tam kusurlu olduğuna hükmetti. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, Aile Mahkemesi’nin kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verdi. Aile Mahkemesi, tarafları eşit kusurlu bulup kadının tazminat taleplerini geri çevirdi. Kararın temyiz edilmesiyle devreye giren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. O kelime başına dert açtı Kararda, erkeğin kullandığı, ‘eşeksin, hayvansın’ kelimelerinin kişilik haklarına saldırı anlamına geldiği vurgulandı. Kararda şöyle denildi: "İlk Derece Mahkemesi tarafından erkeğe yüklenilen, davacının aile yaşantısını olumsuz yönde etkileyecek şekilde her gün alkol aldığı, eşine karşı küfür ettiği, ‘eşeksin, hayvansın’ diyerek eşini aşağıladığı, hakaretlerde bulunduğuna dair eylemlerinin sürekliliği, kadının da erkeğe karşı şiddet eyleminin bir kereye mahsus olması nedeni ile, boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu yönünde kusur belirlemesi yanlıştır. Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara ve özellikle kadına yüklenen fiziksel şiddetin karşılıklı olmasına göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı karşı davacı erkeğin, davacı karşı davalı kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı kusur belirlemesi ve değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebileceği öngörülmüştür. Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, hakkaniyet kuralları da dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.’’

Sattığı evin kirasını alan uyanık ev sahibine kötü haber Haber

Sattığı evin kirasını alan uyanık ev sahibine kötü haber

Yılların birikimi ile aldığı daireyi satın alan B.K., hayatının şokunu yaşadı. Eski kiracının sözleşmesinin devamına karar verildi. Kiracı, eski sahibinin ısrarcı talebiyle bir aylık kira bedelini eski sahibine yatırdı. B.K., yanlışlığı eski mülk sahibine bildirdi; ancak netice alamayınca Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yolunu tuttu. Davalının kötü niyetli davranarak dava dışı kiracıdan 13 bin 500 TL tutarında kira bedelini tahsil ettiklerini, müvekkilinin talep etmesine rağmen kira bedelini iade etmediklerini öne sürdü. Kira alacağı için icra takip başlatıldığını, davalının haksız olarak takibe itiraz ettiklerini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etti. Mahkeme, davanın reddine karar verdi. Mahkemenin kararına yönelik Adalet Bakanlığı’ndan itiraz geldi. Kira bedeli ödemesinin eski kiraya verenin banka hesabına yapıldığı, sözleşmenin kurulmasından sonra kiralananın herhangi bir sebeple el değiştirmesi durumunda yeni malikin kira sözleşmesinin tarafı olacağı hatırlatıldı. Dosyaya Yargıtay 3. Hukuk Dairesi gündemine geldi. Kira sözleşmesinde, aylık kira bedellerinin her ayın 15’inde ödeneceği kararlaştırıldığı, kiracı tarafından kiraya veren davalıya ödeme yapıldığı hatırlatıldı. Kararda; ‘’Kira sözleşmesinde kira bedelinin peşin ödeneceği kararlaştırılmış olup davalı kiraya verene yapılan ödeme 15.12.2023 - 14.01.2024 dönemi aylık kira bedelidir. Kiralananı 18.12.2023 tarihinde satın alan davacının, bu tarih itibariyle kira bedellerini tahsil etme yetkisi bulunmakta olup kira bedelini peşin olarak tahsil eden davalı kiraya veren, satış tarihinden sonraki döneme isabet eden kira bedelini davacıya iade etmekle yükümlüdür. Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince; davacının, satış tarihinden sonraki kısma isabet eden kira bedelini davalı kiraya verenden talep etme hakkı bulunduğu göz önünde bulundurularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeleriyle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan, Adalet Bakanlığının yöne ilişkin kanun yararına temyiz isteminin kabulü gerekmiştir. Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın aynı Kanunun 363/2 hükmü uyarınca sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına oy birliği ile karar verildi’’ denildi.

Yargıtay’dan şarta bağlı rüşvet kararı Haber

Yargıtay’dan şarta bağlı rüşvet kararı

Şarta bağlı olarak sunulan bir teklifin rüşvet suçunu oluşturmayacağına dikkat çeken Yargıtay 4. Ceza Dairesi, belirlenen şart gerçekleşmediği taktirde rüşvet sözleşmesinin gereği yerine getirilemeyeceğinden anlaşmanın konusunun da kendiliğinden ortadan kalkacağına hükmetti. İddiaya göre, göçmen kaçakçılığı ile uğraşan bir kişi sınırdan göçmen geçirmek için rüşvet pazarlığı yaptı. Göçmenlerin sınırı geçmesi halinde belirli bir bedeli ödemeyi taahhüt etti. Devreye giren güvenlik güçlerinin şikayeti üzerine Cumhuriyet savcılığınca göçmen kaçakçısı için, ‘rüşvet ve hakaret’ suçundan soruşturma başlatıldı. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkan göçmen kaçakçısına ‘hakaret’ten hapis cezası, ‘rüşvet vermek’ suçundan beraat kararı verildi. Kararın istinafa taşınmasıyla devreye giren Bölge Adliye Mahkemesi, itirazları geri çevirdi. Sanık avukatının temyiz etmesiyle dava dosyası Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin gündemine geldi. Emsal nitelikte karara imza atan Daire, şarta bağlı rüşvete vurgu yaptı. Kararda şöyle denildi; ‘Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 04.05.1987 tarihli ve 1987/600 Esas, 1987/245 sayılı Kararında vurgulandığı gibi rüşvet suçunun konusu, işin yapılması veya yapılmaması olduğundan, şarta bağlı rüşvet sözleşmesinin yapılamayacağı, zira şart gerçekleşmediğinde rüşvet sözleşmesinin gereğinin yerine getirilemeyeceği, başka bir anlatımla anlaşma konusunun ortadan kalkacağı ortadadır. Somut olayda sanığın sınırdan göçmen geçirdiğine ilişkin delil de elde edilemediğinin anlaşılması karşısında; şarta bağlı olan teklifin rüşvet suçunu oluşturmayacağı, anlaşıldığından, Mahkemenin suçun vasfına yönelik tespit ve uygulamasında hukuka aykırılık görülmediğinden tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir. Sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu tespit edildiği, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmıştır. Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir. Temyiz isteminin esastan reddine, hükmün onanmasına oy birliği ile karar verilmiştir’’ denildi.

Yargıtay’dan milyonları ilgilendiren emsal haftalık tatil kararı Haber

Yargıtay’dan milyonları ilgilendiren emsal haftalık tatil kararı

Milyonlarca özel sektör çalışanını ilgilendiren bir karara imza atan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hafta tatilinde yapılan 7,5 saatlik çalışmanın hem hafta tatili ücreti hem de fazla çalışma ücreti hesabına dâhil edilmesini mükerrer ödeme saydı. Kararla birlikte haftalık tatilde çalışan işçi, sadece günlük yevmiyesini alabilecek, fazla mesai alamayacak. Haksız şekilde işten çıkarıldığını öne süren kaynak ustası İş Mahkemesi’nin yolunu tuttu. İş sözleşmesinin işveren tarafından eylemli ve sözlü olarak feshedildiğini, devamsızlık yapılması hâlinde işçiye mazereti olup olmadığı sorulmadan sözleşmesinin feshedilmesinin Yargıtay uygulamalarına aykırı olduğunu, bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatının ödenmesinin gerektiğini dile getirdi. Çalıştığı süre boyunca yıllık ücretli izinlerini kullanmadığını, ücretinin de ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı işveren, davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle derhal feshedildiğini, davacı işçinin fazla çalışmasının olmadığını, yıllık ücretli izinlerini kullandığını savunarak davanın reddini istedi. İş Mahkemesi, işveren tarafından haksız fesih yapıldığı kabul edilerek kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne, çalışma ve dinlenme sürelerine dair taleplere hak kazanıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verdi. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM), ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verdi. Davalı kararı temyiz edince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Davacının hafta tatili ücreti alacağı ayrıca talep edilip Mahkemece bu talep hüküm altına alındığının vurgulandığı kararda; ‘’ Haftanın yedi günü çalışmanın kabul edilmesi hâlinde hafta tatiline denk gelen günlerin yedi buçuk saatinin hafta tatili olarak hüküm altına alındığı göz önünde bulundurulmamıştır. Mükerrer ödemeye sebep olacak şekilde aynı çalışma için hem hafta tatili hem de fazla çalışma alacağının hüküm altına alınması doğru değildir. Bu sebeple çalışılan hafta tatili gününe denk gelen günde yedi buçuk saatlik çalışmanın fazla çalışma hesabından dışlanarak sonuca gidilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir’’ denildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.