Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Yapı Güvenliği

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Yapı Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yapı Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

En pahalı değil, doğru yatırım kazanacak Haber

En pahalı değil, doğru yatırım kazanacak

Geçmişte gayrimenkul yatırımı çoğu zaman tek başına güvenli bir liman olarak değerlendirilirken, bugün yatırımcıların çok daha seçici ve analiz odaklı hareket ettiğini ifade eden gayrimenkul uzmanı Özkan Aydemir, "Gayrimenkulde yeni dönemin kazananı, en pahalı gayrimenkul değil; doğru fiyattan alınan, doğru lokasyonda bulunan, güvenli ve sürdürülebilir gelir üreten gayrimenkul olacaktır" dedi. Gayrimenkul sektöründe yatırımcıların artık daha seçici ve analiz odaklı hareket ettiğini belirten Elfi Gayrimenkul Yönetim Kurulu Başkanı Özkan Aydemir, yatırım kararlarında kira getirisi, amortisman süresi, lokasyon, yapı güvenliği ve uzun vadeli değer artışı potansiyelinin öne çıktığını söyledi. Geçmişte gayrimenkulün genellikle güvenli bir liman olarak değerlendirildiğini ifade eden Aydemir, aynı şehirde hatta aynı ilçede bulunan gayrimenkullerin yatırım performansları arasında önemli farklılıklar oluşabildiğini kaydetti. Yatırımcıların yalnızca brüt kira rakamına değil, net kira getirisine ve amortisman süresine odaklandığını belirten Aydemir, "Aidat ve bakım giderleri, gayrimenkulün boş kalma riski, kiracı talebi ve gelecekteki değer artışı potansiyelinin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Gayrimenkul danışmanlığının da bu değişimle birlikte dönüşmesi gerekiyor. Danışmanların yalnızca alıcı ile satıcıyı buluşturan kişiler olmaktan çıkarak, yatırımcılara doğru veri ve analizlerle rehberlik etmesi önem kazandı. Sektörün giderek daha fazla veriye dayalı karar alma dönemine girdi. Sağlıklı fiyatlama ve yatırım analizi için ilan fiyatlarının yanı sıra gerçekleşen satışlar, kira seviyeleri, bölgesel arz-talep dengesi, ulaşım yatırımları ve demografik hareketlerin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor" dedi. Şirket olarak müşterilerine yalnızca gayrimenkulün bugünkü fiyatını değil, gelecekteki potansiyelini ve yatırım performansını da değerlendiren bir yaklaşım sunduklarını belirten Aydemir, "Bizim açımızdan doğru gayrimenkul; yalnızca bugün satılabilen değil, yarın da değer üretmeye devam edebilen gayrimenkuldür" diye konuştu. Gayrimenkul yatırımında öne çıkacak 5 kriteri ise Aydemir şöyle sıraladı: "Sektörde yaşanan değişimin yatırımcı davranışlarını kalıcı biçimde dönüştürecektir. Doğru satın alma fiyatı. Güçlü ve sürdürülebilir kira talebi. Ulaşım ve lokasyon avantajı. Deprem ve yapı güvenliği. Uzun vadeli değer artışı potansiyeli. Gayrimenkulde yeni dönemin yatırım anlayışı ve kazananı, en pahalı gayrimenkul değil; doğru fiyattan alınan, doğru lokasyonda bulunan, güvenli ve sürdürülebilir gelir üreten gayrimenkul olacaktır."

Marmara'da peş peşe depremler: "Öncü deprem demek bugün mümkün değil" Haber

Marmara'da peş peşe depremler: "Öncü deprem demek bugün mümkün değil"

Marmara Denizi'nde özellikle Adalar ve Çınarcık açıklarında son günlerde peş peşe meydana gelen küçük ve orta büyüklükteki depremler dikkat çekerken TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yalova İl Temsilcisi Ozan Burak Cangir'den sismik hareketliliğe ilişkin açıklama geldi. Cangir, art arda meydana gelen depremlerin tek başına büyük bir depremin habercisi olarak değerlendirilemeyeceğini belirtti. Marmara Denizi'nde 18 Ağustos'tan itibaren özellikle İstanbul'un Adalar ilçesi açıklarında hareketlilik yaşanırken, 20 Ağustos'ta da bölgede çok sayıda küçük sarsıntı kaydedildi. Adalar açıklarında meydana gelen depremler arasında 3,2 büyüklüğündeki sarsıntı da yer aldı. Çınarcık açıklarında da farklı büyüklüklerde depremler meydana geldi. 24 saatte 32 sarsıntı Marmara Denizi açıklarında 20 Ağustos'ta 24 saat içerisinde büyüklükleri 1,1 ile 3,2 arasında değişen toplam 32 sarsıntı kaydedildi. Çınarcık açıklarında da gün boyunca farklı büyüklüklerde çok sayıda sarsıntı kaydedildi. AFAD verilerine göre 19 Ağustos saat 17.20'de Çınarcık'ta 1,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Marmara'daki hareketlilik 22 Ağustos'ta da devam etti. AFAD kayıtlarına göre 22 Ağustos saat 01.26'da Marmara Denizi'nde, Çınarcık'a yaklaşık 12 kilometre mesafede 1,5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. "Deprem fırtınası" olarak ifade ediliyor Marmara Bölgesi'nin başta Kuzey Anadolu Fay Zonu olmak üzere çok sayıda aktif ve ikincil fayın bulunduğu hareketli bir tektonik sistem olduğuna dikkat çeken TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yalova İl Temsilcisi Ozan Burak Cangir, son dönemde meydana gelen küçük ve orta büyüklükteki depremlerin ana fay zonunun çevresindeki ikincil fay parçalarında oluşan gerilim değişimleri ve kırılmalarla ilişkili olabileceğini belirtti. Cangir, kısa süre içerisinde çok sayıda küçük depremin meydana gelmesinin kamuoyunda "deprem fırtınası" olarak adlandırıldığını ancak bunun tek başına büyük bir depremin başladığı veya yaklaştığı anlamına gelmediğini ifade etti. "Öncü deprem demek bugün mümkün değil" Bir depremin öncü olup olmadığının ancak kendisinden sonra daha büyük bir deprem meydana gelmesi halinde geriye dönük olarak anlaşılabileceğini belirten Cangir, "Bu depremler büyük depremin öncüsüdür" demenin de "kesinlikle büyük bir depremle ilişkili değildir" demenin de bugün için bilimsel açıdan doğru olmadığını söyledi. Cangir, günümüz bilimsel imkanlarıyla bir depremin gününün, saatinin ve büyüklüğünün önceden kesin olarak belirlenmesinin mümkün olmadığını vurgulayarak, sosyal medyada yer alan "büyük deprem geliyor", "fay harekete geçti" ve "bunlar kesin öncü" şeklindeki açıklamalara karşı vatandaşları uyardı. "Yalova'nın deprem tehlikesi ortadan kalkmış değil" Marmara'daki küçük depremlerin Yalova'nın deprem tehlikesini ortadan kaldırmadığını belirten Cangir, kentin 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nde ağır sonuçlar yaşadığını hatırlattı. Yalova'nın aktif faylara yakınlığına, özellikle kıyı kesimlerindeki kalın alüvyal zeminlere, bazı bölgelerdeki heyelan ve zemin problemlerine dikkat çeken Cangir, yapı güvenliği kadar zemin şartlarının doğru belirlenmesinin de hayati önem taşıdığını söyledi. Cangir, "Bu nedenle asıl tartışmamız gereken konu, her küçük deprem sonrasında 'Büyük deprem geliyor mu?' sorusuna cevap aramak değil; 'Büyük deprem meydana geldiğinde biz ne kadar hazırız?' sorusu olmalıdır" dedi.

Jeoloji Mühendisleri Odası'ndan 17 Ağustos mesajı; "1 ile önlemek mi, 6 ile ödemek mi?" Haber

Jeoloji Mühendisleri Odası'ndan 17 Ağustos mesajı; "1 ile önlemek mi, 6 ile ödemek mi?"

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Mehmet Yıldız, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin 27'nci yıl dönümünde yaptığı açıklamada, deprem riskine karşı önleyici çalışmaların önemine dikkat çekerek, "1 birim maliyet ile önlemek mi, yoksa afet sonrası 6 birim maliyet ödemek mi?" sorusunu yöneltti. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Mehmet Yıldız tarafından yapılan açıklamada, 17 Ağustos 1999'da saat 03.02'de meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki Marmara Depremi'nde resmi rakamlara göre 18 bin 373 kişinin hayatını kaybettiği, yaklaşık 50 bin kişinin yaralandığı ve 375 bin yapının hasar gördüğünü hatırlattı. Depremin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen acıların tazeliğini koruduğu belirtilen açıklamada, depremin tek başına bir doğa olayı olduğu, afete dönüşmesinin ise yanlış yer seçimi, plansız kentleşme, yapılaşma ve denetim eksiklikleri gibi nedenlerle ortaya çıktığı vurgulandı. Türkiye'nin deprem ülkesi olduğuna dikkat çekilen açıklamada, afet risklerinin önceden belirlenmesi ve azaltılması gerektiği ifade edildi. Kentlerin jeolojik yapısının ortaya çıkarılması, mikro bölgeleme çalışmalarının tamamlanması, aktif faylar ve sıvılaşma başta olmak üzere çeşitli tehlikelerin belirlenmesi gerektiği kaydedildi. "Kentsel dönüşüm rant odaklı olmamalı" Kentsel dönüşümün yalnızca yapıların yenilenmesine indirgenmemesi gerektiği belirtilen açıklamada, dönüşüm süreçlerinde deprem tehlikesi, zemin sağlamlığı, yapı güvenliği ve toplumsal ihtiyaçların esas alınması istendi. Açıklamada, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen "Yarısı Bizden" kampanyasına da değinilerek, İstanbul'da uygulanan finansal destek modelinin Güney Marmara'daki yüksek riskli yapı stoku bulunan illerde de uygulanması gerektiği savunuldu. Jeoloji Mühendisleri Odası, Bursa, Yalova, Balıkesir ve Çanakkale'de riskli yapı stokunun yüksek olduğuna dikkat çekerek, bu illerin muhtemel Marmara Depremi öncesinde öncelikli olarak desteklenmesi gerektiğini belirtti. Yıldız yaptığı açıklamada, "Tek bir canımızı dahi kaybetmemek adına, muhtemel Marmara Depremi öncesi 1 birim maliyet ile ‘önlemek' mi, yoksa afet sonrası 6 birim maliyet ‘ödemek' mi?" ifadelerine yer verdi. "Kaybedecek 27 yılımız daha olmamalı" Odanın talepleri arasında tüm yerleşimlerde mikro bölgeleme çalışmalarının tamamlanması, mevcut yapı stokunun risk önceliğine göre güvenli hale getirilmesi ve yapı ile zemin denetiminin güçlendirilmesi yer aldı. Ayrıca "Afet, Acil Durum ve İklim Değişikliği Bakanlığı" kurulması, afet hukuk sisteminin oluşturulması ve afet suçlarına yönelik daha ağır yaptırımlar uygulanması çağrısında bulundu. Yıldız, açıklamasının sonunda, deprem sonrasında yaraları sarmaya dayalı anlayıştan, afet öncesinde riskleri azaltan bütünleşik afet yönetimine geçilmesi gerektiğini vurgulayarak, "27 yıl geçti ancak hala doğa olaylarının afete dönüşmemesi için hazır değiliz. Kaybedecek bir 27 yılımız daha olmamalı" dedi.

Deprem Bir Beka Sorunudur! Haber

Deprem Bir Beka Sorunudur!

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti. Türkiye, bu süre içerisinde 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri başta olmak üzere çok sayıda yıkıcı deprem yaşarken, son yıllarda Marmara Denizi ve Batı Anadolu’da meydana gelen depremler de deprem gerçeğinin gündemde tutulması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu. İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şubesi, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümünde yaptığı açıklamayla Bursa’nın deprem riskinin azaltılması için yapı stoğunun bilimsel verilerle ortaya çıkarılması, kentsel dönüşümün bütüncül bir planlama anlayışıyla yürütülmesi, yapı denetiminin güçlendirilmesi ve mühendislik hizmetlerinin yetkinlik esasına göre düzenlenmesi çağrısında bulundu. İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem, 17 Ağustos’un yalnızca bir anma günü değil, deprem hazırlığı konusunda verilen sözlerin ve alınan kararların sorgulanması gereken bir tarih olduğunu belirterek, “27 yıl önce yaşanan felaketin ardından deprem gerçeğini çok daha iyi tanıyoruz. Bugün artık sorunumuz bilgi eksikliği değil, bildiklerimizi yeterince hızlı ve kararlı biçimde uygulamaya geçirememektir” dedi. “Deprem Riski Bir Gündem Değil, Sürekli Yönetilmesi Gereken Bir Gerçektir” 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi, Türkiye’nin afet yönetimi anlayışında önemli bir kırılma noktası olduğunu vurgulayan Başkan Erdem, “AFAD’da 17 Ağustos’u Türkiye’de afet yönetimi ve koordinasyonu açısından bir dönüm noktası olarak tanımlıyor. 17 Ağustos’tan sonraki düzenlemelerle aslında yeni yapıların dayanımları oldukça artırıldı, asıl sorun ise yapı stoğu olarak karşımızda duruyor. Aradan geçen 27 yılda mevzuattan yapı denetimine, afet yönetiminden kentsel dönüşüme kadar çok sayıda düzenleme hayata geçirildi. Ancak 6 Şubat 2023 depremleri, yapı güvenliği ve kentlerin dirençliliği konusunda daha yapılması gereken çok şey olduğunu acı biçimde gösterdi. Son olarak 10 Ağustos 2025’te Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde meydana gelen 6,1 büyüklüğündeki deprem de mevcut yapı stokunun önemini yeniden gündeme taşıdı. AFAD’ın yayımladığı rapora göre deprem sonrasında 729 binada 1.036 bağımsız birim ağır hasarlı veya yıkık olarak sınıflandırıldı. Raporda yapıların hasar görmesinde düz donatı kullanımı, yetersiz etriye, donatı ankrajındaki eksiklikler, zayıf kolon-kiriş birleşimleri ve donatı korozyonu gibi yapısal sorunların yanı sıra eski ve bakımsız yapıların da etkili olduğu belirtildi. Orta büyüklükteki depremler bile yapı kalitesinin ve mevcut yapı stokunun ne kadar kritik olduğunu bize gösteriyor. Depremi engelleyemeyiz ancak depremin afete dönüşmesini engelleyebiliriz. Bunun yolu sağlam, bilimsel verilere dayalı ve düzenli olarak denetlenen yapılardan geçiyor. Aslolan doğru planlama, doğru proje, doğru uygulama, doğru denetim ve periyodik yapı kontrolüdür” diye konuştu. “Bursa’nın Yapı Stoğunu Bilmeden Kentsel Dönüşümü Yönetemeyiz” Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erdem, Bursa’nın büyüyen nüfusu ve devam eden göç hareketliliğinin, yapı güvenliğini kent açısından daha da kritik hale getirdiğine dikkat çekerek şöyle devam etti: “TÜİK verilerine göre Bursa’nın nüfusu 2025 yılında 3 milyon 263 bin 11 kişiye ulaştı. Bursa, Türkiye’nin İstanbul, Ankara ve İzmir’in ardından en fazla nüfusa sahip dördüncü ili konumunu korudu. 2025 yılı iç göç verileri de Bursa’nın nüfus hareketliliğinin sürdüğünü gösteriyor. Bursa aynı yıl 75 bin 595 kişi göç alırken 64 bin 880 kişi göç verdi ve net göçü 10 bin 715 kişi oldu. Bursa, aldığı göç miktarı bakımından Türkiye’de altıncı sırada yer aldı. Nüfus ve yapılaşma baskısının sürdüğü Bursa’da deprem riskinin yönetilmesi için mevcut yapı stokunun tamamının bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi gerekiyor. Bursa bugün 3,2 milyonun üzerinde nüfusu olan, sanayisi, ticareti ve üretim kapasitesiyle Türkiye’nin en önemli kentlerinden biri. Bu büyüklükteki bir kentte deprem riskini tahminlerle yönetmek mümkün değildir. Hangi binanın hangi yaşta olduğu, hangi yapı sistemine sahip olduğu, zemin koşulları, taşıyıcı sistem özellikleri, geçmişte müdahale görüp görmediği ve deprem karşısındaki performansı somut verilerle ortaya konulmalıdır.” “Yapı Stoğu Envanterinden Kentsel Dönüşüm Stratejisine Geçilmeli” Erdem, İMO Bursa Şube’nin Bursa’da öncelikli olarak tüm kenti kapsayan bir yapı stoğu envanteri oluşturulması gerektiğini vurguladığını belirterek, “Bütüncül Kentsel Dönüşüm Planlaması sürdürülürken ilk öncelik göçme riski taşıyan binalara verilmelidir. “Saha çalışmaları ile inşaat mühendislerinin yetkinliğinde, bina bina şehrimizin depreme karşı nasıl bir dirençte olduğu ortaya koyulmalı, göçme riski taşıyan binalar bir an önce belirlenerek vatandaş inisiyatifine bırakılmadan devlet desteğini alarak, gerekiyorsa güçlendirme, gerekiyorsa yerinde dönüşüm yöntemleri ile depreme karşı bir an önce dirençli hale getirilmelidir” dedi. Bu envanterin yalnızca bina yaşına göre değil; yapı sistemi, zemin koşulları, taşıyıcı sistem özellikleri, yapı denetim geçmişi, kullanım amacı ve mevcut fiziksel durum gibi kriterler dikkate alınarak RİSKLİ YAPI TESPİT YÖNETMELİĞİ EKİNDE TARİF EDİLEN ESASLARA GÖRE hazırlanması gerektiğine dikkat çeken Erdem, elde edilecek verilerin Bursa’nın kentsel dönüşüm stratejisinin temelini oluşturması gerektiğini ifade etti. Erdem, “Önce riskli alanları ve riskli yapı stokunu bilimsel verilerle ortaya koymalıyız. Daha sonra bütün Bursa için ortak kriterleri içeren bir Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi hazırlanmalı. Kentsel dönüşüm parsel bazında rant üretme anlayışıyla değil, mahalle ölçeğinde, sosyal ve teknik altyapıyı da kapsayan bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır” diye kaydetti. Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin devam eden Bursa’nın Dijital Deprem Risk Haritalanması projesinin de yapıların dayanıklılık analizlerinin yapılması, yapı stok analizleriyle envanter oluşturulması ve deprem risk haritalarının hazırlanmasını hedeflediğine dikkat çeken Erdem, “Bu tür çalışmalar önemli olmakla birlikte kent genelinde ortak bir veri altyapısı oluşturulması ve elde edilen verilerin kentsel dönüşüm kararlarının temelini oluşturması gerekiyor” dedi. “Kentsel Dönüşüm Parsel Bazlı Değil, Mahalle Bazlı Olmalı” İMO Bursa Şubesi’nin kentsel dönüşümün yalnızca binaların yenilenmesi olarak görülmemesi gerektiğine yıllardır dikkat çektiğini vurgulayan Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erdem, “Depreme dirençli kent, yalnızca dirençli binalardan oluşmaz. Ulaşım aksları, açık alanlar, toplanma alanları, altyapı, itfaiye ve sağlık hizmetleri, enerji ve iletişim altyapısı da afet sonrasında çalışabilir durumda olmalıdır. Bu nedenle kentsel dönüşüm mahalle ölçeğinde ve bütüncül bir planlama anlayışıyla gerçekleştirilmelidir” ifadelerini kullandı. Kentsel dönüşüm süreçlerinin kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, meslek odaları ve vatandaşların katılımıyla şeffaf biçimde yürütülmesi gerektiğini belirten Erdem, dönüşümün yalnızca ekonomik değer artışı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. “Binalar 5 Yılda Bir Muayene Edilmeli” Başkan Erdem, İMO Bursa Şubesi’nin önerileri arasında mevcut yapıların kullanım sürecinde düzenli olarak denetlenmesini sağlayacak Bina Muayene Sistemi de bulunduğunun altını çizdi. Erdem, doğru projelendirilmiş ve denetlenmiş bir binanın kullanım sürecinde taşıyıcı sistemine yapılan bilinçsiz müdahaleler nedeniyle riskli hale gelebileceğini belirterek, “Bir binanın güvenliği yalnızca inşa edildiği günle sınırlı değildir. Yapı, kullanım ömrü boyunca denetlenmelidir. Bu nedenle her binanın belirli periyotlarla, örneğin 5 yılda bir, taşıyıcı sistemine müdahale edilip edilmediği ve mevcut durumunun uygunluğu açısından muayene edilmesini öneriyoruz” dedi. Bu sistemin yalnızca bina güvenliği açısından değil, mühendislerin hukuki sorumluluklarının adil biçimde belirlenmesi açısından da gerekli olduğunu kaydeden Erdem, yapıdaki sonraki kullanıcı müdahalelerinin ilk projeyi hazırlayan veya şantiye şefliğini yapan mühendisin sorumluluğuna yüklenmemesi gerektiğini ifade etti. “Yapı Denetimi Güçlendirilmeli, Şiddet Önlenmeli” İMO Bursa Şubesi’nin, yapı denetim sisteminin bağımsızlığının ve etkinliğinin artırılması gerektiğine de dikkat çektiğini aktaran Erdem, “Yapı denetiminde elektronik görevlendirme sistemi önemli bir adım olmakla birlikte, uygulamada ortaya çıkan sorunların giderilmesi gerekiyor. Şantiyelerde denetim görevini yerine getiren meslektaşlarımızın tehdit ve şiddetle karşı karşıya kalması kabul edilemez. Yapı denetim mühendislerinin kamusal bir görevi yerine getirdiği gerçeğinden hareketle güvenliklerinin kamu güvencesi altına alınması gerekiyor” dedi. Yapı denetiminin etkin uygulanmasının yapı güvenliği açısından belirleyici olduğunu ifade eden Erdem, sistemin tüm paydaşların katılımıyla yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Yetkin Mühendislik Sistemi Hayata Geçirilmeli” İMO Bursa Şubesi ayrıca inşaat mühendisliği hizmetlerinde yetkinlik ve belgelendirme sisteminin hayata geçirilmesi çağrısını yinelerken Şube Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem, “Dört yıllık lisans eğitimini tamamlayan her mühendisin, mesleki deneyim ve uzmanlık ayrımı yapılmaksızın sınırsız sorumluluk üstlenebilmesi doğru değildir. İnsan hayatını doğrudan ilgilendiren bir meslekte deneyim, uzmanlık ve mesleki yeterlilik mutlaka dikkate alınmalıdır” dedi. Yetkin mühendislik sisteminin; yapı güvenliği, mühendislik hizmetlerinin niteliği ve kamu yararı açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirten Erdem, meslek içi eğitim, sınav, deneyim ve belgelendirme esaslarına dayalı bir sistemin oluşturulmasını önerdi. Mühendislik mesleğinin hukuki ve mesleki çerçevesinin günümüz koşulları doğrultusunda yeniden ele alınması gerektiğine de dikkat çeken Erdem, 1938 yılında yürürlüğe giren 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun’un, günümüzde mühendislik hizmetlerinin ulaştığı uzmanlaşma düzeyi, teknolojik gelişmeler, artan teknik sorumluluklar ve kamu güvenliği açısından ortaya çıkan yeni gereksinimler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Erdem, mühendislik hizmetlerinde yalnızca diploma sahibi olmanın mesleki yetkinliğin tek göstergesi olarak kabul edilmesi yerine; eğitim, mesleki deneyim, uzmanlık, sürekli gelişim, etik ilkeler ve belgelendirme kriterlerini esas alan çağdaş bir meslek düzenlemesinin oluşturulmasının önemine işaret etti. Bu kapsamda mühendislik yasasının, mesleki yetkinliği kademeli olarak tanımlayan, sorumluluk alanlarını uzmanlık ve deneyim düzeyiyle ilişkilendiren ve kamu güvenliğini merkeze alan bütüncül bir yaklaşımla güncellenmesi gerektiğini vurguladı. “Deprem Öncesi İnşaat Mühendisiyle Tanışın” İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem, 17 Ağustos’un yıl dönümünde vatandaşlara da çağrıda bulunarak, deprem hazırlığının yalnızca kamu kurumlarının sorumluluğu olmadığını belirtti. Erdem, “Vatandaşlarımız oturdukları binaların durumunu sorgulamalı, taşıyıcı sistemlere yapılan müdahalelerin farkında olmalı ve risk gördüklerinde yetkin mühendislerden destek almalı. Deprem olduktan sonra değil, deprem olmadan önce inşaat mühendisiyle tanışmak gerekiyor” diye konuştu. Erdem sözlerini şöyle tamamladı: “Deprem bir doğa olayıdır; ancak yıkım kader değildir. 17 Ağustos’un üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen aynı başlıkları konuşuyor olmamız, artık daha fazla zaman kaybetmememiz gerektiğini gösteriyor. Bursa’nın yapı stoğunu bilmek, riskleri önceliklendirmek, bilimsel veriler ışığında kentsel dönüşümü gerçekleştirmek, yapı denetimini güçlendirmek ve yetkin mühendislik sistemini hayata geçirmek zorundayız. Deprem hazırlığı ertelenebilecek bir yatırım değil, doğrudan yaşam hakkının gereğidir.” İMO Bursa Şubesi, 17 Ağustos’un 27’nci yılında başta 17 Ağustos 1999 ve 6 Şubat 2023 depremleri olmak üzere tüm afetlerde hayatını kaybeden vatandaşları rahmetle anarken, deprem riskinin azaltılması için şu başlıkların bir an önce hayata geçirilmesi çağrısını yineledi: • Tüm Bursa’yı kapsayan yapı stoğu envanterinin çıkarılması • Bilimsel verilere dayalı Bursa Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi hazırlanması • Kentsel dönüşümün mahalle ölçeğinde ve bütüncül biçimde gerçekleştirilmesi • Yapı denetim sisteminin bağımsız ve etkin hale getirilmesi • Binalar için periyodik muayene sisteminin hayata geçirilmesi • Şantiyelerde görev yapan mühendislerin güvenliğinin sağlanması • Yetkin mühendislik ve mesleki belgelendirme sisteminin oluşturulması • Meslek odalarının deprem ve kentsel dönüşüm süreçlerine etkin biçimde dahil edilmesi İMO Bursa Şubesi’nin mesajı net: Depremi beklemek yerine riski yönetmek, yapıların güvenliğini bugün sağlamak ve Bursa’yı dirençli bir kent haline getirmek için artık tek bir gün bile kaybedilmemeli. İMO Bursa Şube, Depreme Farkındalık Sergisi ile Bursalıları Bilinçlendirdi İMO Bursa Şubesi, deprem konusunda toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla Gençlik Komisyonu’nun katkılarıyla 16 Ağustos Pazar günü Mudanya Mütareke Evi Müzesi önünde Deprem Farkındalık Standı kurdu. Vatandaşların deprem öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgilendirileceği stantta, yapı güvenliği ve deprem hazırlığına ilişkin bilgiler de paylaşıldı. Mudanya Belediyesi’nin de destekleriyle gerçekleşen sergiye Bursalılar yoğun ilgi gösterirken, genç inşaat mühendisleri stantlara gelerek güvenli yapılar hakkında bilgi almak isteyen vatandaşların sorularını yanıtlayarak farkındalığı arttırmaya çalıştı. İMO Bursa Şube Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem ve Yönetim Kurulu Üyeleri, standı ziyaret eden Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç’ı ve vatandaşları ağırladı.

BTÜ’de deprem paneli Haber

BTÜ’de deprem paneli

Bursa Teknik Üniversitesinde düzenlenen 17 Ağustos Deprem Paneli’nde, deprem gerçeği farklı yönleriyle ele alındı. Panelde, zemin özellikleri ve yapı güvenliğinin, deprem riskinin azaltılmasındaki kritik rolüne dikkat çekilirken, üniversite, kamu ve sivil toplum iş birliğiyle ortak akılla güçlü adımlar atılması gerektiği vurgulandı. Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi (BTÜ-DEPAR) tarafından 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen ’17 Ağustos Deprem Paneli’, akademi, kamu ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerini bir araya getirdi. Panelde deprem gerçeği, zemin özelliklerinin yapı güvenliğine etkisi, deprem dirençli yapılar, afet sonrası hasar tespiti ve Bursa’nın deprem riskini azaltmaya yönelik çalışmalar ele alındı. Mimar Sinan Yerleşkesi Turkuaz Salon’da gerçekleşen programa BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, AFAD Bursa İl Müdürü Mehmet Buldan, akademisyenler, kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. "Asıl mesele güvenli binalar inşa etmek" Programın açılışında konuşan BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Türkiye’nin deprem kuşağında yer almasının bilinen bir gerçek olduğunu vurgulayarak asıl meselenin güvenli yapılar inşa edilmesi olduğunu söyledi. Türkiye’nin geçmişte büyük depremlerle ağır kayıplar yaşadığını hatırlatan Rektör Çağlar, bu depremlerden ders çıkarılarak yapı güvenliği konusunda daha güçlü adımlar atılması gerektiğini belirtti. Üniversiteler, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve toplumun tüm kesimlerinin deprem konusunda ortak bir anlayışla hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Rektör Çağlar şöyle konuştu: "Deprem gerçeğini değiştiremeyiz ancak depreme dayanıklı yapılar yapabiliriz. Amacımız deprem olduğunda insanların binadan dışarı çıkmak zorunda kalmadığı, güvenli yapıların içerisinde korunabildiği bir yapı stokuna ulaşmak olmalı." "Afet yönetimini bütünleşik bir anlayışla ele alıyoruz" AFAD Bursa İl Müdürü Mehmet Buldan ise Bursa’da afet yönetimine yalnızca afet anındaki müdahale açısından bakmadıklarını, risk azaltmadan hazırlığa, müdahaleden iyileştirmeye kadar tüm süreçleri kapsayan bütünleşik afet yönetimi anlayışıyla çalışmaların sürdürüldüğünü söyledi. Bursa İl Afet Risk Azaltma Planı’nın ilk beş yıllık döneminin ardından ikinci beş yıllık planlama çalışmalarına başlandığını aktaran Buldan, yılsonu itibarıyla şehrin tamamını kapsayacak şekilde afet öncesinde yapılması gereken çalışmalara ilişkin eylemlerin oluşturulacağını belirtti. Deprem hasarında zemin etkisi ele alındı Açılış konuşmalarının ardından panelin ‘Akademik Teknik Sunumlar’ başlıklı ilk oturumuna geçildi. Oturumun ilk konuşmacısı BTÜ-DEPAR Müdürü Prof. Dr. Eyübhan Avcı oldu. ‘Depremlerde Hasar Oluşumunda Zemin Etkisi: Yumuşak Zemin Davranışı ve Sıvılaşma’ başlıklı sunumunda farklı deprem bölgelerinde yapılan incelemelerden elde edilen keşifleri paylaşan Prof. Dr. Avcı, deprem kaynaklı hasarların değerlendirilmesinde zemin özelliklerinin önemli bir etken olduğunu belirtti. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi sonrasında Gölcük, Adapazarı ve Yalova’da yaşanan hasarları değerlendiren Avcı, bu bölgelerde yumuşak zemin, kıyı dolguları ve sıvılaşma gibi zemin şartlarının hasarın oluşumunda etkili olduğunu ifade etti. İstanbul’da Avcılar ve çevresindeki yapı hasarlarının da zemin özellikleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Avcı, 6 Şubat depremleri sonrasında yapılan incelemelerde de zemin şartlarının hasar dağılımında önemli bir faktör olarak öne çıktığını söyledi. Deprem ve afet yönetimi Panelin ilk oturumunda ayrıca BTÜ İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Özdemir tarafından ‘Deprem Dirençli Yapılar’ başlıklı sunum gerçekleştirildi. Programın ikinci oturumunda ise kamu kurumlarının deprem ve afet yönetimi alanındaki çalışmaları ele alındı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü Afet Hasarları Tespit Dairesi Başkanı İnşaat Yüksek Mühendisi Emrah Süme, ‘Afet Sonrası Hasar Tespitinin Önemi’ başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Bursa Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanı Ömer Faruk Döğücü ise ‘Bursa Deprem Risk Azaltma ve Dirençlilik Projesi’ başlıklı sunumuyla Bursa’nın deprem risklerinin azaltılmasına yönelik çalışmaları aktardı. Panel, konuşmacılara teşekkür belgesi takdiminin ardından toplu fotoğraf çekimiyle son buldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.