Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Uzlaşma

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Uzlaşma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Uzlaşma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Cahil, geri kafalı bazı fosiller çıkıyor, başörtüsüne, başörtülüye kin kusuyor" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Cahil, geri kafalı bazı fosiller çıkıyor, başörtüsüne, başörtülüye kin kusuyor"

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sakarya’nın Sapanca ilçesinde "Çeyrek Asırlık Destan AK Parti" temasıyla düzenlenen 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın açılışına katıldı. Programda, 14 Ağustos’ta 25. kuruluş yıl dönümünü kutlayacak olan AK Parti için hazırlanan kısa film izlendi ve partiye özel bestelenen yeni şarkı tanıtıldı. "Perde ile konuşan bir kadro asla olmadık" Cumhurbaşkanı Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, "Biz, ne kendi içimizde, ne de milletimizle aracılarla konuşan, perde ile konuşan bir kadro asla olmadık. Partimizin kuruluşundan itibaren yatay ve dikey iletişim kanallarını açık tutmaya, danışma ve istişare kültürünü işletmeye özel önem verdik. Düşüncelerimizle özgürce dile getirdik, eleştirilerimizi serbestçe ifade ettik. Kendi muhasebemizi, hem de çok cesur biçimde, çok özgüvenli biçimle yaptık. Partimiz için, hareketimizin istikbali için, mücadelemizin başarısı için en doğru siyaset neyse ortak akılla onu bulmanın ve uygulamanın gayretinde olduk. Birlikte tespit ettiğimiz hedefler doğrultusunda gönül birliği içinde, omuz omuza vererek yolumuza kararlılıkla devam ettik. İnşallah 33. İstişare Toplantımızda da aynısını yapacağız. Basına açık kısmın ardından, yol arkadaşlığımızın gereği olarak, dostane bir atmosferde gündemimizdeki konuları etraflıca ele alacağız. Bugün ve yarın meselelerimizi konuşacak, tartışacak, müzakere edecek, inşallah ufkumuz aydınlanmış, kardeşliğimiz güçlenmiş, muhabbetimiz tazelenmiş şekilde toplantımızı tamamlayacağız" dedi. "Hepsi de bu vatan toprağında mülk sahibidir, ev sahibidir" 1,5 ay sonra AK Parti’nin kuruluşunun 25. yıl dönümünün kutlanacağını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydeti: "14 Ağustos 2001’de başlayan yolculuğumuz artık çeyrek asrı geride bırakıyor. Çeyrek asırdık önce Cenab-ı Allah’ın yardımı, sonra kaderimizi, kaderiyle bütünleştirdiğimiz aziz milletimizin desteğiyle Türkiye’ye hizmet ediyoruz. 25 yıldır durmadan, duraksamadan, yılmadan ve yorulmadan ülkemize, milletimize hizmetkarlık etmenin bahtiyarlığı içindeyiz. Burada şu hususun altını özellikle çizmek istiyorum; Biz millet olarak öyle rastgele bir araya gelmiş, tarih yolculuğu içinde tesadüfen karşılaşmış, zamanın ve coğrafyanın zorlamasıyla kaynaşmış bir topluluk değiliz. Biz birbirine yabancı ve birbirine tahammül etmek zorunda olan bir topluluk, öyle bir millet de değiliz. Türkiye’nin tamamı, 86 milyon hep birlikte ortak bir tarihe, ortak bir kadere, şühedanın kanlarıyla sulanmış ortak bir vatana sahibiz. Her şeyden önce biz aynı peygamberin ümmeti olarak, aynı mukaddes kitabın nuruyla aydınlanan aynı kubbenin altında nefes alan, aynı ezanı terennüm eden bizi bir eden, beraber eden, tek bir millet eden ortak bir imana sahibiz. Yorumlar farklı olabilir, düşünceler farklı olabilir, anlayışlar farklı olabilir, değerlendirmelerimiz farklı olabilir. Meseleleri ele alma biçimleri farklı olabilir, çözüm önerileri farklı olabilir, yaşam tarzları hassasiyetler farklı olabilir ancak nihayetinde hepimiz aynı vatan toprağı üzerinde, aynı bayrak altında, aynı hilalin gölgesinde, aynı istikamete ilerleyen, gönülleri aynı, ülküde kenetlenmiş bir topluluğuz. Şunu bir defa çok açık ve net söylemek isterim, bu ülkede, Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip hiç kimse vatan toprağında misafir değildir. Kiracı değildir, sığıntı değildir, öteki değildir, üvey evlat değildir. Bilakis, hepsi de bu vatan toprağında mülk sahibidir, ev sahibidir. Bu milletin asli unsurudur, bu milletin öz evladıdır. Yaşadığı coğrafya neresi olursa olsun, dedeleri nereden gelmiş olursa olsun mezhebi, meşrebi, kökeni, görüşü, düşüncesi her ne olursa olsun, değil mi ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. O halde herkes kadar bu ülkenin, bu vatanın, bu devletin sahibidir. Bu devlet, bir zümrenin, bir kitlenin, belli bir grubun, belli bir kökenin değil; bu topraklar üzerinde yaşayan 86 milyonun tamamının devletidir. 86 milyonun her bir ferdi bu devletin eşit derecede sahibidir." "İmtiyaz sağlamanın değil; eşitlik ve adalet mücadelesini verdik" AK Parti olarak, kuruluş çalışmalarına başladıkları andan itibaren kutuplaştırmanın, ayrıştırmanın, ötekileştirmenin etrafında değil; birleştirmenin, kucaklaştırmanın, barıştırmanın ve kaynaştırmanın etrafında yer aldıklarının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz hangi alanda olursa olsun, bir hak mücadelesi verirken üstünlük sağlamanın, imtiyaz sağlamanın değil; eşitlik ve adalet mücadelesini verdik. AK Parti olarak eşitlik ve adalet mücadelemiz birileri tarafından kutuplaştırma, ayrıştırma olarak lanse edildi. İmtiyazlarını kaybedenler bizi, toplumu kamplaştırmakla suçladılar. Hayır, tam tersine biz normalleşmenin mücadelesini verdik" diye konuştu. "Cahil, geri kafalı bazı fosiller çıkıyor, başörtüsüne, başörtülüye kin kusuyor" Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bakınız, kendi evlatlarım dahil bu ülkenin kız çocuklarının başörtüsüyle eğitim görmeleri, başörtüsüyle çalışmaları on yıllar boyunca engellendi. Oysa bu çocuklar, bu kadınlar başlarını inançlarının bir gereği örtüyorlar. Daha da ötesi, bu ülkede dindar olsun ya da olmasın, kadınlar yüzyıllar boyunca hür iradeleriyle örtündüler ama siz örtünmeyi yasaklarsınız, bu milletin öz kültürü, öz geleneği olan giyim, kuşam tarzını tesettürü yasaklarsanız, siz Anadolu kadının yaşmağına, yazmasına, çarşafına hor bakarsınız, normal olana karşı çıkmış olursunuz, toplumu germiş olursunuz, kadınları kutuplaştırmış olursunuz, milletin huzurunu kaçırırsınız. Biz kadınlarla birlikte on yıllar boyunca tesettür mücadelesi verirken, bir imtiyazın peşinde değildik. Bir ayrıştırmanın, kutuplaştırmanın peşinde değildik. Diğerlerini ötekileştirmenin, diğerlerinin özgürlüklerine müdahale etmenin peşinde asla değildik. Biz sadece normalleşmenin, eşitliğin, adaletin, böylece kaynaşmanın, böylece kucaklaşmanın peşindeydik. Şimdi zaman zaman marjinal, cahil, geri kafalı bazı fosiller çıkıyor, başörtüsüne, başörtülüye kin kusuyor. Nesli tükenmekte olan bu numuneler son derecede kibirli bir dille, küstah bir edayla güya kadınlara ders veriyor, kadınları aşağılıyor, tehdit ediyor. Herkes şunu anlamalıdır, Türkiye bu meseleyi artık geride bırakmıştır. Türkiye bu meselede normalleştirmiştir, Türkiye bu meselede eşitlik ve adalet çizgisine gelmiştir, Türkiye bu meselede olması gereken ama on yıllar boyunca geciktirilen, on yıllar boyunca engellenen makul zemine ulaşmıştır. Artık şunu anlamayanların da anlaması gerekir. Başörtüsü anormal değildir, marjinal değildir, radikal değildir, belli bir tarikatın, belli bir cemaatin, ideolojinin sembolü hiç değildir. Yaşmağı, yazması, tülbenti, çarşafı özellikle örtmesi ehramı ve diğerleriyle başörtüsü bu toprakların normalidir, inşallah ebediyen de normal olacaktır. Bakın bu yeni normal de değildir. Tüm zamanların normalidir, bin yıllık normalimizdir. Önümüze çıkan her meselede ilkemiz işte budur." "Mütekebbir bir üslupla bize ders veremez" Erdoğan, 86 milyonun başka vatanı bulunmadığına dikkati çekerek, "Başka yurdumuz yok, mensubu olduğumuz başka milletimiz yok. Biz burada hep birlikteyiz, biriz, beraberiz, son nefesimize kadar da inşallah burada birlikte olacağız. Biz bizden farklı düşünüyor diye hiç kimseye husumet beslemedik ama şunu da herkes bilsin ki, kendisinden farklı düşünüyoruz diye hiç kimse de bize husumet besleyemez. Geçmişte olduğu gibi parmak sallamaya, ayar vermeye, istikamet çizmeye yeltenemez. Kimse bize kendi öz yurdumuzda, öz toprağımızda ayrımcılık yapamaz, mütekebbir bir üslupla bize ders veremez. Bu kimsenin haddi değil, hakkı da değildir. Kim ki bu fertlerin arasında ayrımcılık yapmaya çalışıyorsa, bu milletin hasımlarına hizmet etmektedir. Kim ki, bu ülkenin kadınlarını kılık-kıyafetine göre ayrıştırıyorsa Türkiye düşmanlarına taşeronluk yapmaktadır. AK Parti’yi işte bu temel ilkeler üzerine inşa ettik, 25 yıldır da bu ülkeler ekseninde mücadele veriyoruz" "Kutuplaşmadan nemalanan, en başından itibaren Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur" Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: "Siyaset aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde anlayışıyla yapılmaz. Siyaset uzlaşmadır. Farklılıkları koruyarak ortak bir zeminde buluşma çabasıdır. Her meselede birebir aynı düşünmek mecburiyetinde değiliz ama ülkenin ve milletin menfaatine olan konularda bir araya gelmek, ortak bir payda da buluşma iradesini, bu erdemi gösterme zorundayız. Bunu da kendimiz, kendi ikbalimiz için değil. Milli bir ödev bilinciyle, milletin istikbali için bunu yapmak zorundayız. Cumhur İttifakı çatısı altında MHP ve değerli lideri Sayın Bahçeli ile bunun en güzel örneğini sergiliyoruz. Farklı siyasi partiler olarak, ülkemizin bekası, milletimizin sulh ve selameti için güç birliği yaptık. Ortak noktalarda buluştuk, Cumhur İttifakını kurduk. Yenikapı ruhu ile milletimize birlikte hizmet ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin seçmeniyle de, diğer partilerin seçmenleriyle de elbette her konuda aynı düşünmüyoruz ama hepimizin aynı vatanın, aynı toprağın, çoğu zaman aynı ailelerin çocuklarıyız. Gündüz siyaset meydanlarında, kürsülerde birbirimize rakip olabiliriz ama akşam aynı gök kubbenin altında toplanıyor, kimi zaman aynı çatının altında, aynı sofrada buluşuyor, aynı çorbaya kaşık sallıyoruz. Siyasi farklılıklarımız bizi düşmanlaştırmamalı, bizi birbirimize asla hasım yapmamalı. Fikir ayrılıklarımız bizi birbirimizden uzaklaştırmamalı, aramızı açmamalı. Bunu samimiyetle söylerken, şu gerçeği de göz ardı etmiyoruz; Bu ülkede siyasi rekabeti husumete çeviren, siyasi farklılığı kutuplaştırmaya çeviren, fikir ayrılıklarını çatışmaya dönüştüren, gerilimden, kutuplaşmadan nemalanan, en başından itibaren Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur. ’Öyle düşünmeyeceksin, öyle giyinmeyeceksin, o kitabı okumayacaksın, öyle yazmayacaksın’ dediler. ’O dili konuşmayacaksın, o türküyü dinlemeyeceksin, oraya gitmeyeceksin, onu öğrenmeyeceksin, öğretmeyeceksin’ dediler. Bu milleti ayırdılar, ayrıştırdılar, kutuplaştırdılar, siyasi rekabeti husumete, çatışmaya dönüştürdüler. En son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Suriyeli sığınmacılar üzerinde yürüttükleri çirkin kampanyayla mazlumları ayırdılar." "Biz CHP içindeki bu kavganın, bu iç savaşın tarafı değiliz" AK Parti olarak 25 yıldır yasakları kaldırmanın, hak ihlallerine son vermenin çabası içinde olduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 25 yıl boyunca normalleşmenin mücadelesini verdiklerini kaydetti. 25 yıl boyunca kardeşlik ve milleti kucaklaştırma mücadelesini verdiklerine dikkati çeken Erdoğan, "15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında Cumhur İttifakını kurarak bu mücadeleyi daha da güçlendirdik. Biliyorsunuz şu anda CHP içinde bir çatışma, bir ayrışma var. Her zaman söyledim, yine söylüyorum. Biz CHP içindeki bu kavganın, bu iç savaşın tarafı değiliz. Dün yoktuk, bugünde yokuz, yarın da olmayacağız. Birbirlerine tuzak kurdular, birbirlerinin kuyularını kazdılar. Birbirlerini şikayet ettiler ve bizim değil, yargının değil, bizzat kendi elleriyle, kendi eylemleriyle bu noktaya geldiler. Şimdi de ceremesini çekiyorlar bunu rağmen bizim arzumuz, umudumuz şudur; CHP’nin içindeki dış mihraklardan kurtulması hem Türkiye siyaseti adına hem Türkiye adına kuşkusuz hayırlı olacaktır. Başarabilirler mi, başaramazlar mı elbette bunu bilemeyiz ancak Türkiye’nin her vesayetten arınmış bir ana muhalefet partisine ihtiyaç duyduğu son derece açıktır. Gücünü tabandan almayan, gücünü seçmeninden almayan, gücünü Türkiye üzerine hesabı olan bir takım dış güçlerden; gücünü, yolsuzlukla elde edilmiş yetim hakkından, kara paradan, haram paradan alan bir muhalefet, Türkiye’ye fayda getirmez, zarar getirir. Kendisiyle barışık olmayan, kendi evinde huzur bulunmayan, kendi içinde birlik olmayan teşkilatlarının biri Şam’dan biri Şark’tan çalan bir yapının Türkiye’ye de, milletimize sunabileceği hiçbir katkı yoktur" şeklinde konuştu. "Bu milletin değerlerinden beslenmesi hayati derecede önemlidir" Erdoğan, arzularının Türkiye’nin normalleşmesi olduğunu belirterek, "Bu elbette her konuda mutabık olabileceğimiz anlamına gelmez. İktidar kadar, muhalefetin de ayaklarının bu vatan topraklarına basması bu milletin değerlerinden beslenmesi hayati derecede önemlidir. Şunu unutmayalım; FETÖ 15 Temmuz’da o hain darbe girişimini yaparken, bunu sadece şahsıma, sadece bize yapmadı. O kalleş darbeyi Türkiye’ye yaptılar, 86 milyon vatandaşımızın tamamına yaptılar. FETÖ ihanet şebekesini bu ülkeden temizlerken kendimiz için değil, devletimiz, milletimiz, geleceğimiz için temizledik. ’Siyonizm’ adı verilen, soykırımcı, işgalci, yayılmacı ideoloji sadece şahsıma, sadece partimize, sadece ittifakımıza değil, herkese kastediyor. Bizde siyonizme karşı mücadele verirken kendimiz adına şahsi mücadele vermiyoruz, bunu kendimizin, milletimizin topyekun bekası için yapıyoruz. Terör örgütü yaklaşık 40 yıl boyunca kan dökerken, ’senden benden’ diye ayırmıyor, Kürdüyle, Türküyle milletimizin tamamına saldırıyordu. Bugün terörü sona erdirken, belli bir kesim için, belli bir kesimin çıkarı için değil, ülkemiz vatanımız, devletimiz, milletimiz için sona erdiriyoruz. Terörsüz Türkiye sürecimizin başarıya ulaşmasını kendimiz için değil, bu ülkemiz ve bütün evlatlarımız için, Türkiye’nin aydınlık yarınları için istiyoruz. Aynı şekilde yol yaparken, köprü yaparken, tünel inşa ederken, milyonlarca konut üretirken, Türkiye’nin savunma sanayisini güçlendirirken, eğitimde, sağlıkta, enerjide her alanda destan yazarken belli bir kesimi mutlu etmeyi, belli bir kesimin huzurunu, güvenliği sağlamanın değil, Türkiye’mizi düşünüyor, Türkiye’mizi dert ediniyoruz" dedi. "Görüş ayrılıklarımız elbette olacaktır, bunlar bizim zenginliğimizdir" Gereksiz tartışmalarla, gereksiz çatışmalarla, incir çekirdeğini dahi doldurmayan kavgalarla Türkiye’nin geçmişte yıllarını, enerjisini ve fidan gibi delikanlılarını kaybettiğini hatırlatan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Sağ dediler, sol dediler, Alevi, Sunni, Kürt, Türk dediler. Yıllarca bu millete çok ağır bedeller ödettiler. Çok büyük acılar çektirdiler. Biz artık milletimizin yeni beseller ödemesini istemiyoruz. Sanal gerilimlerle bu ülkenin enerjisinin heba edilmesini istemiyoruz, raf ömrü dolmuş bayat senaryolarla Türkiye’ye vakit kaybettirilmesini istemiyoruz. Bugün artık hep birlikte bunları geride bırakmanın, geçmişte bırakmanın zamanı gelmiştir. Görüş ayrılıklarımız elbette olacaktır, bunlar bizim zenginliğimizdir ancak müştereklerimizi daha da çoğaltmak mümkündür ve bunu başarabiliriz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak, başta Terörsüz Türkiye sürecimiz olmak üzere, dış politika gibi, güvenlik gibi, hak ve özgürlüklerin ilerletilmesi gibi, milli meselelerde uzlaşıya, ortak noktalarımızı büyütmeye hazırız. 25 yıl boyunca AK Parti’yi kurarken Türkiye’nin bütün renklerinin partimiz içinde temsil edilmesine özellikle ihtimam gösterdik. AK Parti’nin temellerini ayrıştırma üzerine değil, kucaklaştırma üzerine, çatışma üzerine değil, uzlaşma üzerine inşa ettik. Biz Mevlana gibi, ’Her ne olursan ol, yine gel’ dedik. Yunus gibi, ’Gelin tanış olalım’, Hacı Bektaş gibi, ’Hırslar, kinler yok olur aşkla meydanımızda’ dedik." "AK Parti kitabının şirazesinin dağılmasına asla göz yummayız" "25 yıldır kapımız açıktır. Çatımızın altında herkese yer vardır" ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "25 yıldır soframız Halil İbrahim sofrasıdır. Gönlümüz okyanus misali geniştir. Türkiye neyse AK Parti tam olarak odur. Bunu kimse yanlış anlamasın, yanlış yorumlamasın. Bir kitabın binlerce sayfası olabilir, bir kitabın her bir sayfası farklı renkte olabilir, bir kitabın her sayfasında farklı bir hikaye olabilir. O hikayeler farklı dille, üslupla, duyguyla yazılmış olabilir. Belki her sayfanın ayrı bir ebrusu vardır ama her kitabın bir kapağı vardır. Kitabı bir arada tutan şirazesi vardır, kitabı bütünleştiren cildi vardır, her kitabın bir mukaddimesi, önsözü vardır. Kitabın sayfaları ne kadar farklı görünse de usta bir yazarın, tecrübeli bir editörün, becerikli bir mücellidi elinde kitap bir bütündür, nevi şahsına münhasırdır. AK Parti bir Türkiye kitabıdır. Burada herkese bir sayfa var. Burada herkesin hikayesine yer var. Bu kitabın bir cildi, bir şirazesi, bir mücellidi, kitabın ortak bir ruhu, ortak bir duygusu var. Yolumuz birdir, istikametimiz birdir, hedefimiz, gayemiz, menzilimiz birdir. O yolda, o istikamette, o menzile yürümek isteyen herkesle yol yürürüz, yolunu ayırana ’Uğurlar olsun’ dediğimiz gibi, yolumuza girene de ’Hoşgeldin’ der, bağrımıza basarız. Yol ve mücadele arkadaşlığı yaparız. İlkelerimizi, sınırlarımızı, çerçevelerimizi net şekilde çizdik. O çizginin dışına çıkmayız. Çıkılmasına da müsaade etmeyiz. AK Parti kitabının şirazesinin dağılmasına asla göz yummayız. Biz partilerden bir parti değiliz, biz bir dava hareketiyiz, bir misyonun temsilciyiz, mukaddes bir emanetin taşıyıcısıyız. Zaferle değil, seferle mükellefiz" dedi.

Yıldırım'da Mimarsinan 2. Etap için ilk imzalar atıldı Haber

Yıldırım'da Mimarsinan 2. Etap için ilk imzalar atıldı

Yıldırım Belediyesi tarafından yürütülen Mimarsinan 2. Etap Kentsel Dönüşüm Projesi’nin ilk adımı atıldı. Mimarsinan Mahallesi’nde 14 bin metrekarelik alanda hayata geçirilecek proje kapsamında; 30 bina ve 100 bağımsız bölüm yıkılarak, 160 daire, 103 araçlık kapalı otopark, açık otopark ve 555 metrekarelik park yapılacak. Yıldırım Belediyesi tarafından bölgede bulunan 64 hak sahibi ile görüşmeler devam ederken ilk imzalar da atıldı. Proje’nin ilk anlaşması; Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz ile bölgedeki hak sahibi Ali Kaytan arasında imzalandı. ÖNCE İKNA SONRA İNŞA İmar uygulamaları, kurumlar arası iş birliği, insan odaklı projelerle Bursa ve Türkiye’de kentsel dönüşüme örnek olduklarını vurgulayan Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, “Bakanlıklarımız ve özel sektör desteği ile ilçemizin bölgesel özelliklerini de göz önünde bulundurarak, projeler hazırlıyor ve uyguluyoruz. Bu projelere başlarken temel kıstasımız ise hemşehrilerimizin rızası. Mimarsinan Mahallesi 1. Etap Kentsel Dönüşüm Projesi’ni yüzde 100 uzlaşma ile hayata geçirdik. Yine bu projemizi çok kısa bir sürede tamamladık” dedi. Kentsel dönüşümün bir zorunluluk olduğunun altını çizen Başkan Yılmaz, “Kentsel dönüşüm şehrimiz için ülkemiz için zaman kaybetmeden hayata geçirilmeli. Ancak bu zorunluluğu insanlarımız için bir dayatmaya dönüştürmüyoruz. Projelerimizi, hemşehrilerimize anlatıyor, onların sürece aktif olarak katılımını sağlıyoruz. Yine insanlarımıza gerek yapım süresi gerekse kalite noktasında verdiğimiz teminatlara harfi harfine uymaya gayret ediyoruz. Bu yaklaşım da hak sahipleri ile belediyemiz arasında bir güven iklimi oluşturdu. Kentsel dönüşüm deyince tereddüt yaşayan, korkuları olan insanlarımız, artık belediyemize gelerek kendileri dönüşüm talep ediyor. İnsanlarımızın bu güveni ve memnuniyeti kentsel dönüşüm hamlemizdeki en önemli gücümüz. İnsanlara güvenli modern, ulaşılabilir konforlu yaşam alanları oluşturmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Bakan Gürlek'ten "Umut Hakkı" açıklaması Haber

Bakan Gürlek'ten "Umut Hakkı" açıklaması

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara’da düzenlenen iftar programında medya temsilcileriyle bir araya geldi. Programda ‘Terörsüz Türkiye’ süreci, 12. Yargı Paketi, suça karışan çocuklarla ilgili konularda değerlendirmelerde bulunan Bakan Gürlek, basının demokratik toplumun vazgeçilmez bir unsuru olduğunu ve kamuoyunun doğru, hızlı ve güvenilir bir şekilde bilgiye ulaşmasında önemli bir rol üstlendiğini dile getirdi. Terörsüz Türkiye sürecinin devam ettiğini kaydeden Bakan Gürlek, TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun Adalet Komisyonu’na geldiğini hatırlattı. Mevcut aşamada kanunların yapılmasına hazır olduklarını belirten Gürlek, şu ifadelere yer verdi: "Dün burada aynı şekilde Adalet Komisyonu Başkanımız ve üyelerimize de iftar yaptık. Onlarla da genel olarak çerçeve şeklinde ne tür bir yasal düzenleme yapılması gerektiğini konuştuk. Tabii onlar da şu an net olarak bilmiyorlar ama mutabakat metnini ben okudum. Orada bazı kavramlar özellikle kamuoyunda tartışılmaya çalışılıyor. O kavramlar biliyorsunuz yok mutabakat metninde. Şunun altını çizmemiz gerekiyor. Burada şahsa özgü, genel af anlayışı olan düzenlemeler yapılamaz. Adalet Komisyonumuz da bunun farkında. Muhtemelen geçici hükümler konulacak. Hangi kanunlarda değişiklik olur onu tabii biz bilmiyoruz. Adalet Komisyonumuzun ve daha sonradan da Yüce Meclis’in takdirinde ama biliyorsunuz Ceza İnfaz Kanunu, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu gibi kanunlarda muhtemelen değişiklik yapılacak. Bunun tasarısını, yöntemini, şeklini, sınırlarını elbette yüce Meclisimiz çizecek. Tekrardan söylemek istiyorum. Biz Adalet Bakanlığı olarak bu süreçte dahil değiliz. Sadece teknik olarak Meclis’teki arkadaşlarımız destek isterse biz desteğe hazırız." Terörsüz Türkiye sürecini önemsediklerini söyleyen Bakan Gürlek, örgütün tamamen silah bırakmasının ve daha sonra örgütün feshedilmesinin sürecin olmazsa olmazlarından olduğunu dile getirdi. Bakan Gürlek, 12. Yargı Paketi’nin TBMM’ye sunulmuşken geri çekildiğini hatırlatarak, "12. Yargı Paketi Meclisteydi. Ben Adalet Bakanı olarak atandıktan sonra bu paketi geri çektik çünkü bir kısım eksiklikler olduğunu hissettim. Özellikle toplumdaki beklentiler, talepler önemli. Yani şimdi şöyle genel olarak toplumda özellikle vatandaşlarımızda adalete güven eksikliği var. Biz bunun araştırmasını da yapıyoruz. Adalete güven neden eksik deyince ilk soru şu ortaya çıkıyor. Yargılamanın uzun süre sürmesi, yani vatandaşlarımızın bu konuda bir memnuniyetsizliği var. Bunun temeline indik. Yani yargılamalar neden uzuyor? Ben uygulamadan geliyorum, bu konuda bilgi sahibiyim. Bilgi sahibi olduğum için hemen icraata geçmek istiyorum. Yani burada bir alışma aşaması olmadan direkt icraata geçmek istiyorum. Burada çeşitli arkadaşlarla birlikte formüller üzerinde çalıştık. Yani ne yapabilirsek vatandaşlara dokunabiliriz. Özellikle oluşan mağduriyetler en az seviyeye indirilebilir diye çalıştık" açıklamasında bulundu. "12. Yargı Paketi’yle uzlaşma ve arabuluculuk kapsamını genişletmek istiyoruz" Geçen yıldan kalma 12,5 milyon dosyanın yargıda olduğunu hatırlatan Bakan Gürlek, bu sayının çok fazla olduğunu ifade ederek, "Yani bizde çok fazla maalesef dosya yargının önüne gidiyor. Öncelikli olarak her dosyanın, her uyuşmazlığın yargının önüne gitmemesi için bizim gerekli adımları atmamız gerekiyor. Biliyorsunuz daha önce çeşitli adımlar atıldı. Uzlaştırma müessesi genişletildi, arabuluculuk müessesi genişletildi ama vatandaşımız mutlaka hakim, savcının yüzünü görmek istiyor, bir adliyeye gelmek istiyor. Bu konu da yeni düzenleyeceğimiz pakette de tekrardan uzlaşma ve arabuluculuk kapsamını genişletmek istiyoruz. Özellikle boşanma davaları biliyorsunuz çok uzun süreçler devam ediyor, 8 yıl, 10 yıl bu davalar sürüyor. Bu süreçte vatandaşlarımız nafaka ödüyor. Kendine yeni bir hayat kuramıyor. Bu konuda 12. Yargı Paketi’nde özellikle çekişmeli boşanma davalarında eğer taraflar aralarında her iki tarafta davacı ve davalı taraf evet biz boşanma konusunda anlaşıyoruz dedikleri an hakim bir tutanak tutup bunu, arabuluculuğa gönderecek" şeklinde konuştu. Gürlek, dava sürelerinin çok uzun olduğunun da altını çizerek, Hâkimler ve Savcılar Kurulu bünyesinde yer alan Yargının Etkinliği ve Verimliliği Bürosu ile davaların sürelerinin denetleneceğini ve davanın uzama nedenine göre personel desteği veya yeni mahkeme açılması gibi önlemler alınacağını belirtti. "Bir dosya hem istinafa hem Yargıtay’a gitmeyecek" Yargılamaların hızlanması konusunda farklı çalışmaların da olduğunu dile getiren Gürlek, "Atlamalı temyiz müessesesi var. Yani bir dosya hem istinafa hem Yargıtay’a gitmeyecek. Bunu da 12. Yargı Paketi’nde yargının hızlanması için getirmeyi düşünüyoruz. Hakim arkadaşlarımızı biraz zorlayacağız. Atama, terfide belirli bir karar ve o kararın Yargıtay’dan onanmasını artık mutlak kriter olarak arayacağız. Yani hakimin belirli bir iş vizesi tutturması gerekecek terfi etmesi için. Vermiş olduğu kararın da doğruluğunun olması gerekecek. Yani o karar hem de Yargıtay’dan onanacak. Bu da bizim artık olmazsa olmazımız" diye konuştu. "Çocukların adam öldürme gibi suçlarda yetişkinler gibi ağırlaşmış müebbet hapis cezası almasını sağlayacağız" Bakan Gürlek, çocuk yaşta suça bulaşan çocuklarla ilgili de 12. Yargı Paketi’nde düzenleme getirmek istediklerini belirterek, sözlerine şu şekilde devam etti: "Çocuklarla ilgili cezaları ben yetersiz buluyorum, bunu daha önce de söylemiştim. Maalesef kanunumuzda şöyle bir düzenleme var; 12 - 15 yaş aralığı ve 15 yaş ve 18 yaş aralığı hakkında ayrı ayrı çocuklara özel indirimler yapılmış. Bir de biliyorsunuz çocukların almış olduğu cezaların infazında özel bir ayrıcalık var. Çocukların cezaevinde kalmış olduğu 1 gün, 2 gün sayılıyor. Çocuklar diğer mahkumlar gibi ayrı bir cezaevinde kalmıyor. Çocuk evi dediğimiz şekilde biraz daha şartları uygun cezaevinde kalıyor. Bu konuda gerekli adımları atacağız. Özellikle çocukların adam öldürme ya da diğer suçlarda yetişkinler gibi ağırlaşmış müebbet hapis cezası gerekiyorsa onların almasını sağlayacağız. Bu düzenlemede Mecliste bir komisyon kuruldu. O komisyonda da zaman zaman görüşüyoruz. İnşallah bu düzenlemeyi de hayata geçireceğiz. Tabii çocukların geleceği bize emanet. Onları hem suç işlemeye ilişkin ortamdan uzaklaştırmamız lazım hem de suç işledikten sonra da rehabilite etmemiz gerekiyor. Yani onların tekrardan topluma kazandırılması gerekiyor." "Yeni nesil çeteler çocukları ailelerinden kiralıyorlar" Özellikle yeni nesil çetelerin çocukları kullandıklarını dile getiren Gürlek, "Çocukları kullanıyorlar, 12-15 yaşındaki çocukları kullanıyorlar. Hatta bakın şunu net söyleyeyim, çocukları ailelerinden kiralıyorlar. Biz bunu tespit etmiştik. Adana’dan, Antep’ten çocukları ailelerinden kiralıyorlar İstanbul’a getiriyorlar. Daha sonra sırtını sıvazlıyorlar. ’Aslansın, kaplansın’ deyip çocukları suçta kullanıyorlar. Neden? Çünkü çocukların alacağı cezalar belli. Çocuğun cezaevinde yatacağı süre belli. O çocuk dışarı çıktıktan sonra da tekrar örgütten kurtulamıyor. Daha farklı eylemlere girişiyor. Biz 11. Yargı Paketi’nde bununla ilgili düzenlemeler yaptık biliyorsunuz. Özellikle suç örgütlerinin, örgüt yöneticilerinin, örgüt üyelerinin çocukları suçlarda kullanması durumunda verilecek cezaları arttırdık. 12. Yargı Paketi’nde bu cezaları tekrar arttırmayı düşünüyoruz. Çünkü çocuklar bize emanet. Geleceğini korumakla yükümlüyüz" dedi. "Çocuğun işlediği suçtan dolayı aileyi sorumlu tutamayız" Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Bakan Gürlek, suça karışan çocuğun yükümlülüğünün ailesinde olmasına ilişkin düzenlemeler olduğunun hatırlatılması üzerine "Biz onu mukayeseli hukukta araştırdık. Sonuçta aile çocuğu koruyup kollamakta yükümlü. Aynı zamanda bir ailenin denetim görevi var. Ama tabii suçlarında şahsi sorumluluğu var. Çocuğun işlediği suçtan dolayı aileyi sorumlu tutamayız. Ama bizim hukuk özellikle borçlar hukukunda değil mi? Genel olarak bir genel kusur sorumluluğu var. Yani kusur varsa genel olarak o da sorumlu. Bu konuda bir düzenleme yapmadık ama özellikle bana da çok fazla geliyor, ailelere de bir düzenleme yapalım diye. Ama şu konuda bir çalışmamız yok. Ailelerin özellikle çocuklara sahip çıkması lazım" değerlendirmesinde bulundu. "12. Yargı Paketi’nde çocukların ıslahıyla ilgili düşüncelerimiz var" Çocukların ıslah edilmesine ilişkin 12. Yargı Paketi’ne düzenleme eklemeyi de düşündüklerini belirten Gürlek, "12. Paket’te çocukların ıslahıyla ilgili düşüncelerimiz var. Çocuk henüz cezaevinden çıkmadan topluma kazandırılmasına ilişkin düşüncelerimiz var. Aynı şekilde uyuşturucuyla mücadele kapsamında da. Şimdi uyuşturucu biliyorsunuz tahliye oluyor. Tekrardan uyuşturucu bataklığına nasıl sürükleniyor? Bizim uyuşturucuyla ilgili şu an tam olarak kanunlaştıramadık, yani yasal metne sokamadık. Şöyle bir düşüncemiz var" dedi. "12. Yargı Paketi’nde çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin düzenlememiz var" Bakan Gürlek, belirli bir yaş altındaki çocukların sosyal medyada kullandığı uygulamalara ilişkin cezai yaptırım yapılıp yapılmayacağına ilişkin soru üzerine ise, "16 yaş ve üzerindeki kişilerin sosyal medyaya girmesi; işte bu konuda doğrulama kodu, cep telefonundan gelen onay koduyla girmesi konusunda çalışmalarımız var. Aynı zamanda bu kapsamdaki çalışmalarda da çocukları şiddete, cinsiyetsizliğe ya da sapkın akımlara sevk eden sosyal medya hesapları, Youtuberlar, influencer vs. onlarla ilgili de çalışmalarımız var. Onlarla ilgili ceza kanununda şu an bir boşluk var. O boşluğu da inşallah 12. Yargı Paketi’nde doldurmayı düşünüyoruz" diye konuştu. "Terör suçlarında şartlı salıverme hükümleri yok" Terörsüz Türkiye süreci kapsamında tartışılan ‘umut hakkı’ konusuna ilişkin Gürlek, "Terör suçlarında şartlı salıverme hükümleri yok. Ne demek o? Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almışsa infazı yapılıyor. Terör suçları dışında cezaların infazı farklı. 30 yıl olabiliyor, 36 yıl olabiliyor. O konuda Meclisimizin takdiri eğer ceza güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında kanunda bir değişiklik yaparsa elbette farklı olur. Ama şu anki uygulamada terör suçlarında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aynen infaz ediliyor. Herhangi bir erken sürede dışarı çıkmıyor. O Meclisimizin takdiri" dedi. "Kadına şiddet olaylarında kanunları tekrar güncelleyeceğiz" Kadına şiddet olaylarıyla ilgili konuların titizlikle ele alındığını ifade ede Bakan Gürlek, "Bakanlığımızda Mağdur Hakları Daire Başkanlığı var. Bu süreçleri takip ediyor. 6284 Sayılı Kanun’un uygulamasında sorunlar var. Onu bizzat biz de görüyoruz. Özellikle 5. maddede koruyucu tedbirler var. Bu tedbirler işte polis mi yapacak, savcı mı yapacak? Bu konuda tekrar gözden geçirme yapıyoruz. 6284 Sayılı Kanun’da, kadınlarla ilgili zaten daha önce kademeli olarak bazı cezalar artırıldı. Yani eğer suç mağduru kadınsa doğrudan doğruya verilen cezalar artırıldı. Tekrar kanunları güncelleyeceğiz. Yapılması gereken bir şey varsa yapacağız. Ama 6284 Sayılı Kanun’da özellikle koruyucu tedbirlerin uygulanması konusunda bir aksaklık olduğunu görüyorum. Bu konuda bir güncelleme çalışması yapacağız" ifadelerine yer verdi. Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin soru üzerine Bakan Gürlek, Demirtaş’ın ’Terörsüz Türkiye’ sürecinden ayrı devam eden bir süreç olduğunu söyleyerek, "Şu an ayrı yürüyen bir süreç. Onunla ilgili şu an devam eden bir süreç var" dedi. "Anayasanın ele alınarak değişiklik yapılması gerekiyor" Terörsüz Türkiye süreci çerçevesinde Anayasa değişikliğine ihtiyaç olup olmadığına ilişkin ise Gürlek, "Terörsüz Türkiye için Anayasa değişikliğine ihtiyaç duyulur mu? Yani o bence şu an temel kanunlarda değişiklik yapılarak ihtiyaç giderilebilir. Ama genel olarak ben şunu söylüyorum. Anayasa değişikliğini sadece terörsüz Türkiye süreci için değil, genel olarak ülkemizin bir Anayasa değişikliği ihtiyacı var. Genel olarak bu konuda eksik Anayasalarımız var. 1982 darbe anayasası biliyorsunuz. Yani yamalı bohçaya döndü, sürekli olarak değişiklikler yapıldı. Elbette anayasanın ele alınarak değişiklik yapılması gerekiyor" şeklinde konuştu. "Ben İBB soruşturmasını yaparken şahıslara bakmadım" İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Gürlek, "Bir cumhuriyet savcısının şahıslarla ilgisi yok. Cumhuriyet savcısı şuna bakar; ortada bir suç var mı yok mu? Burada şahısların makamları, mevkileri, yaptıkları görevler ilgilendirmez. Burada o şahsın belediye başkanı olması, sanatçı olması ya da zengin fakir olması cumhuriyet savcısının görevi değildir. Ben o soruşmayı yaparken bu şekilde baktım. Yani o şahsın belediye başkanı olması bizim için önemli değil. Biz suç var mı yok mu buna bakarız. O bakımdan yani o şahsın şahsım hakkındaki açıklamalarını ben önemsemiyorum. Ben sadece cumhuriyet savcısı olarak görevimi yaptım. Vicdanen de rahatım" ifadelerini kullandı. "Şahsın belediye başkanı olması ya da isminin Ekrem olması, Veli olması bizi ilgilendirmiyor" Hukuk sisteminin birbirini tamamladığını ifade eden Gürlek, İBB davasında da bunun görüldüğünü söyleyerek, "Yani bir savcı yanlış karar verirse itirazdan zaten üst mahkeme kaldırır. Mahkeme yanlış karar verirse Yargıtay bozar. Biz burada şahıslarla ilgili problem yapmıyoruz. Ortada yolsuzluk ve dolandırıcılık ya da büyük bir ihaleye fesat karıştırma soruşması vardı. Biz şahısların isimlerini kapatıp dosyaya baktık. Arkadaşlarımız da bu yönde bir iddianame düzenledi. Burada şahsın belediye başkanı olması ya da isminin Ekrem olması, Veli olması bizi ilgilendirmiyor. Cumhuriyet savcısı kuvvetli suç şüphesi varsa tutuklamaya sevk eder. Makul şüphe varsa soruşturmaya başlar. Daha sonradan da delillerin tamamlanma aşaması olur. Yani siz de iddianameyi okudunuz. Yani orada iddianamedeki delillerin çoğu somut deliller. MASAK raporları, tanık beyanları, etkin pişmanlık beyanları, para hareketleri, HTS baz istasyon kayıtları, soruşma bu şekilde ilerledi. Bizim şahıslarla ilgili bir çekincemiz yok. Savcı olarak o tarihte görevimizi yaptık" diye konuştu. "Bu tip davalarda makul süre yok" İBB davasında yargılamanın 9 Mart’ta başlayacağını da hatırlatan Gürlek, davanın makul süresine ilişkin soruya, "Yargılama mahkemenin kontrolünde. Ben onu bilmiyorum ne zaman bitirir ama o tip davalarda makul süre yok. O ağır cezalardaki makul süre yok. Şimdi 406 sanık var bildiğim kadarıyla. Tabii uygulama şöyle oluyor ama bu mahkemeye sadece tek bir heyet bakacak. Yani bu heyetin başka bir dosyası yok. Alanında uzman, vakıf arkadaşlardan oluşuyor. Bir cumhuriyet savcısı görevlendiriliyor duruşma heyetinde. Ne kadar sürede tamamlanır bunu ben bilmiyorum. Ama yani savunmalar alınıyor biliyorsunuz. Daha sonra tanıklar dinleniyor. Delillerin tartışılması aşaması oluyor. Bu tamamen mahkemenin, heyetin, heyet başkanının kendi kontrolünde yürüteceği bir yöntem" yanıtını verdi.

Kentsel dönüşümde örnek model Barış Mahallesi sakinlerine anlatıldı Haber

Kentsel dönüşümde örnek model Barış Mahallesi sakinlerine anlatıldı

Nilüfer Belediyesi, kentsel dönüşüm projelerinde sıkça yaşanan yarım kalmış inşaatlar ve yüklenici firma kaynaklı mağduriyetlerin önüne geçmek için yeni bir model geliştirdi. Hak sahiplerinin doğrudan belediye ile muhatap olacağı bu güvenli dönüşümün tanıtım toplantısı, dönüşümün ilk başlayacağı bölge olan Barış Mahallesi sakinlerine yapıldı. Nilüfer Barış Meclisi’nde düzenlenen bilgilendirme toplantısına Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Belediye Başkan Yardımcıları ve dönüşüm alanında yaşayan hak sahipleri katıldı. Toplantıda, projenin teknik detayları ve sürecin işleyişi mahalle sakinleriyle paylaşıldı. Toplantının açılışında konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, geçmişte yapılan kentsel dönüşüm uygulamalarında vatandaşların ciddi sıkıntılar yaşadığına dikkat çekti. Yıkılan evlerine yıllardır dönemeyen ve yüklenici firmaların taahhütlerini tutmamasıyla zor durumda kalan aileler olduğunu hatırlatan Başkan Şadi Özdemir, geliştirdikleri sistemin mantığını şu sözlerle anlattı; "Kentsel dönüşümde vatandaşın yüklenici firmayla olan birebir ilişkisini ortadan kaldırıyoruz. Vatandaşın muhatabı doğrudan belediye olacak. Belediye hak sahibinin hakkını koruyacak, işi yaptıracak ve süreci denetleyecek. Hak sahibi olarak sizler, yükleniciler karşısında bireysel mücadele verdiğinizde zayıf kalabiliyorsunuz. Biz diyoruz ki; aradaki köprü belediye olsun, sorumluluğu belediye alsın. Böylece müteahhit size karşı değil, belediyeye karşı sorumlu olacak." Bu projeyi ticari bir amaçla değil, tamamen "sosyal belediyecilik" anlayışıyla hayata geçirdiklerini vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, hedeflerinin halkın güvenli konutlara kavuşması olduğunu belirtti. Başkan Şadi Özdemir, "Halkın çıkarlarını korumak gerektiğine inandığımız için bu sorumluluğu alıyoruz. Amacımız devasa, yüksek binalar dikmek değil; sağlıklı, yaşanabilir, güvenli konutlar üreterek bu modeli tüm Bursa’ya örnek hale gelmeli" dedi. Barış Mahallesi’ndeki kentsel dönüşümde, hak sahibi sayısının az olması ve uzlaşmanın daha hızlı sağlanabileceği öngörüsüyle pilot bölge seçildiğini belirten Başkan Şadi Özdemir, sürece dair şu takvimi paylaştı; "Sizlerle hızlı bir şekilde uzlaşma sağlayıp, anlaşmaları tamamlarsak, 2027’nin Mayıs veya Haziran ayında temeli atmayı hedefliyoruz. 1,5 yıl, en fazla 2 yıl içinde de konutlarınızı teslim edecek bir model üzerinde çalışıyoruz. Barış Mahallesi’ndeki bu adımı, daha sonra Esentepe Mahallesi’ndeki planlarımız izleyecek." Konuşmaların ardından Nilüfer Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürü Mustafa Yılmaz, hak sahiplerine projenin teknik detaylarını içeren bir sunum yaptı. Toplantı, vatandaşların sorularının cevaplanmasıyla sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.