Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Uluslararası Hukuk

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Uluslararası Hukuk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Uluslararası Hukuk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yeni Beyaz Saray Sözcüsü Zacharia'nın görevine 5 gün sonra son verildi Haber

Yeni Beyaz Saray Sözcüsü Zacharia'nın görevine 5 gün sonra son verildi

ABD Başkanı Donald Trump'ın 9 Ekim'de Beyaz Saray Sözcüsü görevine atadığı Katie Zacharia'nın görevine 5 gün sonra son verildi. Amerikan basınında yer alan ve bir Beyaz Saray yetkilisine dayandırılan haberlere göre, 12 Ekim'de göreve başlayan Zacharia'nın bugün görevden alındığı bildirildi. Ayrılığın resmi gerekçesine ilişkin ayrıntılı bir açıklama yapılmadı. Bazı haberlerde Zacharia'nın görevden alındığı, bazılarında ise görevinden ayrılma sürecine girdiği belirtildi. Beyaz Saray'daki ilk günlerinden itibaren mesleki geçmişi ve basın karşısındaki performansı nedeniyle eleştirilen Zacharia'nın görevden ayrılması, Trump yönetiminin iletişim kadrosunda yaşanan sorunları yeniden gündeme taşıdı. Eski Beyaz Saray Sözcüsü Caroline Leavitt'in yerine getirilen Zacharia'nın görevden alınmasına ilişkin haberler, Trump'ın kendisine görevini yeniden düşünmesini tavsiye ettiği açıklamasının ardından geldi. Trump: "Ben onun yerinde olsam yeniden düşünürdüm" Zacharia'nın görevden ayrılmasından kısa süre önce gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, yeni basın sözcüsünün medya tarafından haksız şekilde eleştirildiğini savundu. Zacharia'nın basın tarafından çok sert muameleye maruz bırakıldığını belirten Trump, kendisine bu görevi sürdürmek zorunda olmadığını söylediğini aktardı. Trump, "Katie'ye bence kendisine çok haksız davranıldığını söyledim. Basın ona çok sert davrandı. Ona bütün bunları yaşamak zorunda olmadığını söyledim. Ben onun yerinde olsam bu görevi yeniden düşünürdüm" ifadelerini kullandı. Trump'ın açıklaması, Zacharia'nın görevden ayrılacağına ilişkin ilk güçlü işaret olarak değerlendirildi. Kısa süre sonra Amerikan basınında Zacharia'nın görevden alındığı yönünde haberler yayınlandı. İlk basın toplantısı 15 dakikadan kısa sürdü Zacharia'nın görevine ilişkin ilk büyük tartışma, 13 Ekim Salı günü Beyaz Saray'da düzenlediği ilk basın toplantısında yaşandı. Beyaz Saray'ın basın toplantısı salonunda gazetecilerin karşısına çıkan Zacharia, 15 dakikadan kısa süren toplantıda yalnızca üç gazetecinin sorusunu cevapladı. Toplantının büyük bölümünde hazırlanan açıklamaları okuyan Zacharia'nın sorular karşısındaki performansı ve toplantıyı kısa sürede sonlandırması eleştirilere neden oldu. Zacharia, daha sonra yaptığı açıklamada ilk toplantısına hazırlanmak için yeterli zaman bulamadığını belirterek, brifing belgelerinin kendisine çok geç ulaştırıldığını savundu. Zacharia, toplantıyı kısa tutmasının planlı olduğunu, Trump'ın da aynı gün gazetecilerin sorularını cevaplayacağını söyledi. Avukatlık sınavını geçemediği ortaya çıktı Zacharia hakkındaki en ciddi tartışma ise mesleki geçmişinin incelenmesiyle başladı. Trump, Zacharia'nın atamasını duyururken kendisini avukat olarak tanıttı. Zacharia da daha önceki televizyon programlarında ve kamuoyuna açık açıklamalarında avukatlık yaptığını ifade etti. Ancak yapılan incelemelerde Zacharia'nın ABD'nin herhangi bir eyaletinde avukatlık ruhsatına sahip olduğunu gösteren bir kayda ulaşılamadı. California eyaletindeki Pepperdine Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 2011 yılında mezun olan Zacharia'nın burada aynı yıl girdiği avukatlık sınavını geçemediği ortaya çıktı. Zacharia, dün verdiği röportajda sınavı geçemediğini doğrularken, daha sonra sınava yeniden girmediğini de kabul etti. Çin'e taşınma hazırlığı yaptığı dönemde sınav sonucunun kendisi için önem taşımadığını savunan Zacharia, hukuk diplomasına sahip olduğunu ve uluslararası ticari işlemler alanında çalıştığını belirtti. Çin'de avukatlık yaptığı iddiası tartışmalara neden oldu Zacharia'nın Çin'deki mesleki geçmişine ilişkin açıklamaları da dikkat çekti. Zacharia, 2011-2013 yılları arasında Pekin'deki "Zhong Lun" hukuk firmasında çalıştığını ve uluslararası ticari işlemler alanında faaliyet yürüttüğünü söyledi ancak Çin'de avukatlık yapabilmek için de mesleki yeterlilik şartları bulunuyor. Zacharia'nın Çin'de çalışması doğrulanabilir bir mesleki geçmiş oluştururken, bu durumun kendisine Çin hukukuna göre avukatlık yetkisi verdiğini gösteren bir kayıt ortaya konulamadı. Zacharia ise kendisini avukat olarak tanıtmasının yanlış olmadığını savunarak, hukuk diploması ve uluslararası hukuk alanındaki deneyiminin bu tanımı kullanmak için yeterli olduğunu ileri sürdü. Zacharia hakkında California Eyalet Barosu'na şikayette bulunuldu Mesleki yeterliliğine ilişkin tartışmaların büyümesi üzerine Zacharia hakkında California Eyalet Barosu'na şikayette bulunuldu. Şikayette, avukatlık ruhsatına sahip olmadığı halde kendisini avukat olarak tanıtmasının ve daha önce üstlendiği hukukla bağlantılı görevlerin eyalet yasalarına aykırılık oluşturup oluşturmadığının araştırılması istendi. Zacharia'nın daha önce Trump'ın Özel Temsilcisi Richard Grenell'in kurduğu "Fix California" (California'yı İyileştir) adlı kuruluşta hukuk müşaviri unvanıyla görev yapması da inceleme taleplerinde gündeme getirildi. Zacharia ise avukatlık ruhsatına sahip olduğunu iddia etmediğini, hukuk eğitimi nedeniyle hukuki değerlendirmeler yapabildiğini savundu. "Çin nasıl bir sonraki büyük güç olabilir, daha düzgün tuvaletleri bile yok" Zacharia'nın görevden ayrılmasından önce Çin hakkında yaptığı açıklamalar da dikkat çekti. Dün verdiği röportajda daha önce Çin'de yaşadığı döneme değinen Zacharia, ülkenin ABD'nin yerini alabilecek küresel bir güç olarak gösterilmesini küçümseyen ifadeler kullandı. 2016 yılında Çin'den döndüğünde ABD'nin küresel liderliğinin sona erdiği ve Çin'in yükselen süper güç olduğu yönünde değerlendirmeler yapıldığını anlatan Zacharia, "Çin nasıl dünyanın bir sonraki büyük gücü olabilir? Daha doğru düzgün tuvaletleri bile yok" dedi. Çin'in altyapısını hedef alan bu sözler, Washington ile Pekin arasındaki ilişkilerin hassas olduğu bir dönemde uluslararası gündeme taşındı. Zacharia'nın daha önce Çin'de yaşamış ve ülkedeki büyük hukuk firmalarından birinde çalışmış olması da açıklamalarının neden olduğu tartışmaları büyüttü. Trump'ın avukatlık gerçeğini sonradan öğrendiği iddia edildi Zacharia'nın görevden ayrılmasının perde arkasına ilişkin haberlerde, Trump'ın yeni sözcüsünün avukatlık geçmişi hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığı öne sürüldü. Trump'ın Zacharia'yı göreve atarken avukat olarak tanıttığı, ancak daha sonra avukatlık sınavını geçemediğini öğrenmesinin Beyaz Saray'da rahatsızlığa neden olduğu iddia edildi. Zacharia'nın ilk basın toplantısındaki performansının da Trump'ın beklentilerini karşılamadığı ileri sürüldü. Öte yandan Zacharia'nın kısa görev süresinde Beyaz Saray'ın mevcut iletişim kadrosuyla çalışma biçimi konusunda anlaşmazlıklar yaşadığı, bazı çalışanların yeni sözcünün kendi ekibini oluşturmak istediği düşüncesiyle rahatsızlık duyduğu öne sürüldü. Zacharia ise kendisine yöneltilen bu iddiaları reddetti. Çin'deki mevcut düzenlemeler kapsamında yabancı ülke vatandaşları, Çin'in ulusal hukuk mesleği yeterlilik sınavına giremiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü"

Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan, Çırağan Sarayı’nda düzenlenen Uluslararası Adalet Zirvesine katıldı. Burada bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvede ele alınan uluslararası insancıl hukuk, enerji dönüşümü hukuku, dijital dünyada adalet ve göç yönetimi gibi başlıkların günümüz dünyası için kritik öneme sahip olduğunu belirterek, "Uluslararası insancıl hukuk, enerji dönüşümü hukuku, dijital dünyada uluslararası adalet, göç ve sorumluluk paylaşımı gibi hem güncel hem de kapsamlı meseleleri ihtiva eden bu oturumları çok kıymetli bulduğumu özellikle ifade ediyorum. Sözlerimin hemen başında şu hususun altını çizmek isterim. Şu anda farklı ülkelerden, farklı bölgelerden gelen konuklarımızla bu tarihi salonda bir aradayız. Vatandaşı olduğumuz devletlerin mensubu olduğumuz milletlerin birbirinden farklı anayasaları, hukuk sistemleri, yasal ve idari mevzuatları var. Aynı şekilde burada temsil edilen her devletin, her milletin kendine has bir hukuk geleneği, kuralları, manzumesi, birbirinden farklı teamülleri var. Fakat yasama süreçlerimiz, yargılama usullerimiz, hukuku tatbik etme biçimlerimiz ne kadar farklı olursa olsun adalet dediğimizde hepimizin zihninde beliren düşünce, zannediyorum aynıdır. Adalet haklıya hakkının teslim edilmesidir. Adalet güçsüzün güçlüye ezdirilmemesidir. Adalet mazlumu zalimden koruma kudretidir. Adalet devletin üzerine bina edildiği temeldir. Bu yönüyle adalet, insanlığın ortak hedefi, ortak ideali, ortak mefkuresidir. Şu gerçeklerin hepimiz çok net farkındayız: Vicdan ve hakkaniyetin terk edildiği yerde adalet olmaz. Kanun önünde eşitliğin göz ardı edildiği bir hukuk sisteminde adalet olmaz. Aynı şekilde, mükafat ve mücazat dengesinin iyi kurulmadığı, hak ve özgürlüklerin giderek aşındığı bir ortamda adalet kendisine yer bulamaz. Bu hususların her biri tüm aktörleriyle ve kurumlarıyla uluslararası sistem içinde geçerlidir" dedi. "Neresinden tutsanız elinizde kalan bir sistem var" Uluslararası barış ve güvenliğin adalet olmadan sağlanamayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Devletin en temel sorumluluğu nasıl ki adaleti tevzi etmekse, kural ve ilke temelli olduğu iddia edilen uluslararası sistemin de asli misyonu küresel barış ve güvenliği tesis etmektir. Nitekim 81 yıl önce San Francisco’da imzalanan ve bugünkü sistemin hukuki zeminini oluşturan Birleşmiş Milletler Şartı’nın birinci maddesi uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ilişkindir. Uluslararası barış ve güvenlik ise hepimiz biliyoruz ki, adalet olmadan sağlanamaz. Bugün ne yazık ki hem temsil, hem işlev, hem de meşruiyet açısından ağır yara almış, güven ve itibar erozyonuna uğramış bir uluslararası sistemle karşı karşıyayız. Birleşmiş Milletler çatısı altındaki 190’dan fazla ülkenin iradesinin, veto imtiyazına sahip sadece beş üyenin kararlarına bağlı olduğu bir yapının adil ve sağlıklı olmadığının hepimiz bilincindeyiz. Birileri odadaki fili görmemekte ısrar etse de, mevcut sistemin hakkaniyetli ve sürdürülebilir olmadığını artık herkes biliyor. Uluslararası hukuk neredeyse askıya alınmış durumda. Uluslararası anlaşmalar deyim yerindeyse hükmünü yitirmiş durumda. Uluslararası mahkemelerin verdikleri kararlar aynı şekilde uygulanamaz durumda. İlkeler, normlar, sistemin merkezinde yer alan kurallar; bunların tamamı ayaklar altına alınmış durumda. Kıymetli dostlar, bunları hamaset olsun, polemik olsun veya ajitasyon için söylemiyorum. Tam tersine bunlar, yüzleşmemiz gereken acı gerçeklerdir. Kabul edelim ki neresinden tutsanız elinizde kalan bir sistem var ve bu sistemin küresel ölçekte yol açtığı sıkıntılara hepimiz tanıklık ediyoruz" diye konuştu. Eğitim ve teknolojiye erişim, iklim kriziyle mücadele, gıda güvenliği ve gelir adaletsizliği başta olmak üzere ülkeler arasındaki makasın giderek açıldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünyanın bir bölümü son derece kısıtlı şartlar altında yokluk ve yoksulluk içinde hayata tutunmaya çalışırken, lüks ve şatafat içinde yaşayan diğer bir kesim sistemin tüm nimetlerinden faydalanıyor. Soruyorum, dünya genelinde sayısı 60 bini ancak bulan bir avuç elitin, 4 milyar insandan üç kat daha fazla servete, gelire, imkana sahip olması adil midir. Hakkaniyetli midir. Aynı şekilde çevreyi hoyratça kirleterek zenginleşen gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinde hemen hiçbir etkisi olmayan ülkeleri yalnız bırakması adil ve hakkaniyetli midir. Krizlerin çatışmaları tetiklediği, çatışmaların savaşları takip ettiği, savaşların ise istikrarsızlıkla neticelendiği bir tabloda, sistemde bir sorun yok diyebilir miyiz. Şurası çok önemlidir. Küresel petrol ihracatının yüzde 35’inin geçtiği Hürmüz’deki tıkanıklık onca çabaya rağmen aylardır bir türlü giderilemedi. Rusya ve Ukrayna arasında 4,5 yılı geride bırakan savaş her ay binlerce can kaybıyla halen devam ediyor. Lübnan’da, Yemen’de, Somali’de, Sudan’da, bölgemizin ve dünyanın daha pek çok yerinde neler yaşandığını hepimiz görüyoruz" dedi. "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü" İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırıma da yer veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hepsinden önemlisi Gazze’de tam 3 yıldır tüm dünyanın gözleri önünde insanlar vahşice öldürülüyor. Siviller acımasızca şehit ediliyor. Çoğu çocuk ve kadın, 74 binden fazla Gazzeli katledildi. Savaşta bile dokunulmaması gereken okullar yerle yeksan edildi. Üniversiteler, hastaneler, ibadethaneler vuruldu. Binlerce çocuk elini, ayağını, vücudunun bir azasını kaybetti. Gazze, kendini uluslararası hukukun üstünde gören, kibirli, radikal ve öldürmeye doymayan bir soykırım şebekesi tarafından dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü. Biliyorsunuz, ülkemizin katkılarıyla geçen yıl bir ateşkes tesis edilmişti. Filistinli kardeşlerimizin riayet ettiği bu ateşkes İsrail hükümeti tarafından binlerce kez ihlal edildi. Ateşkesin yürürlüğe girdiği 11 Ekim 2025’ten bu yana bin 500 Filistinli bu saldırılarda katledildi. 5 binden fazla insan yaralandı. Batı Şeria’da yasa dışı yerleşim faaliyetleri, fanatik grupların devlet destekli organize suç ve şiddet eylemleriyle devam ediyor. Kudüs’teki kutsal mekanlar baskına uğruyor, tarihi ve hukuki statüleri haydutlukla değiştirilmek isteniyor. İsrail, komşuları başta olmak üzere bölgenin huzur ve güvenliğini kendisi için doğrudan tehdit unsuru olarak değerlendiriyor. Üzülerek ifade etmek isterim ki bu acı manzara karşısında uluslararası toplumun gerekli tepkiyi vermediğini, yargı ve yaptırım mekanizmasının olması gerektiği şekilde işletilmediğini görüyoruz. Türkiye gerek Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan davaya müdahillik başvurusu yaparak, gerek İsrail’le ticari işlemlerini tamamen durdurarak, gerekse küresel su mut filosuna yönelik silahlı saldırının asıl faillerine kırmızı bülten çıkartarak tavrını çok net biçimde ortaya koymuştur" ifadelerini kullandı. "Bu tüm dünya için bir insanlık testidir, hepimiz için bir samimiyet testidir" Türkiye kendisine umut bağlayan insanlara sırtını dönmeyeceğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şunu bugün bir kez daha ve altını çizerek dile getirmek durumundayım. Bu tüm dünya için bir insanlık testidir. Hepimiz için bir samimiyet testidir. Türkiye gerekirse sıkıntı çeker ama kendisine umut bağlayan, haksızlığa uğrayan insanlara da sırtını dönmez. Gazze’de işlenen soykırımın failleri hukuk önünde hesap vermedikçe uluslararası sistemin adaletli olduğunu kimse iddia edemez. Uluslararası iradenin yansımadığı bir Birleşmiş Milletler sisteminin meşru ve hakkaniyetli olduğunu kimse söyleyemez. Uluslararası mahkeme kararlarının tanınmadığı, uygulanmadığı, dikkate bile alınmadığı bir sistemin barış ve güvenlik üretmesi düşünülemez. Türkiye olarak her fırsatta işte bu yüzden ’Dünya 5’ten büyüktür’ diyoruz. Tam da bu yüzden ’daha adil bir dünya mümkündür’ diyoruz. Şunun da bilinmesini isterim ki Türk milletinin bir evladı ve bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak ömrümüz vefa ettikçe, gücümüz yettiği, dilimiz döndüğü müddetçe mazlum ve mağdurların sesi olmaya, onların da hakkını, hukukunu savunmaya inşallah devam edeceğiz. Bulunduğumuz her platformda, yer aldığımız her masada güçsüzlerin, gariplerin, yoksulların, kimsesizlerin sesi olmayı sürdüreceğiz. Sizlerden de bu gayretlerimize azami katkı beklediğimizi bugün bir kez daha vurgulamak istiyorum. Sizlerin güçlü desteğini beklediğimiz bir diğer husus sınır aşan suçlarla ve organize suç örgütleriyle mücadeledir" diye konuştu. "Suç işleyip yurt dışına kaçanlar kendilerini güvende hissetmemelidir" Sınır aşan suçlarla mücadelenin başarısının ülkeler arasındaki işbirliğinin seviyesiyle doğru orantılı olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çok iyi bildiğiniz gibi suç coğrafyası artık tek bir ülkenin hudutlarıyla sınırlı değildir. Teknolojiyle beraber suç coğrafyasının da küreselleştiğine; elektronik para kuruluşları, kripto varlıklar, soğuk cüzdanlar ve sosyal medya gibi araçların suç örgütleri tarafından çok etkin biçimde kullanıldığına şahit oluyoruz. Sınır aşan suçlarla mücadelenin başarısı, ülkeler arasındaki işbirliğinin seviyesiyle doğru orantılıdır. İster adi suçlu, ister uyuşturucu tüccarı, ister terör ve organize suç örgütü üyesi olsun, hukukun dışına çıkan hiç kimseye dünyanın hiçbir yerinde rahat ve huzur olmamalıdır. Suç işleyip ülke dışına çıkarak adaletten kaçabileceğini sananlar, nereye saklanırlarsa saklansınlar, kendilerini güvende hissetmemelidir. Türkiye olarak biz bunu temin etmekte, bunu hissetmekte kararlıyız. Sadece 2026’nın ilk dokuz ayında 294 kişinin ülkemize iadesini sağladık. Aynı dönemde farklı aramalar kapsamında 736 kişiyi ülkemize getirdik. Uluslararası adli işbirliğinde haklı taleplere karşılık verilmesi esastır. Türk adaleti er ya da geç ama gereğini mutlaka yapacaktır" ifadelerini kullandı.

Filistinli Sosyolog Mariam Menawi: Filistinlilerin umuda ihtiyacı var Haber

Filistinli Sosyolog Mariam Menawi: Filistinlilerin umuda ihtiyacı var

Bursa Teknik Üniversitesinde her hafta çarşamba günü düzenlenen BTÜ Konuşmaları, Filistin meselesinin tarihi, hukuki ve toplumsal boyutlarının ele alındığı programla devam etti. "Emsalsiz Bir Soykırım: Gazze O Günden Bugüne Ne Değişti" başlıklı programda, 7 Ekim 2023 öncesi ve sonrasında Filistin’de yaşanan gelişmeler, İsrail’in bölgede halkına yaşattıkları, uluslararası hukukun yaklaşımı ve Gazze’de yaşanan insani kriz değerlendirildi. Mimar Sinan Yerleşkesi Turkuaz Salon’da gerçekleşen programa; BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Beyhan Bayhan ve Prof. Dr. Barış Tamer Tonguç, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. "Filistin sorunu değil, Filistin meselesi var" Programın moderatörlüğünü üstlenen BTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Burak Çakırca, Filistin’e ilişkin kullanılan kavramların önemine dikkat çekti. Filistin meselesinin uluslararası hukuk perspektifinden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çakırca, "Filistin’le ilgili yapılacak her konuşmanın şunu amaçlaması lazım: Filistin uzun zamandır işgal edilmiş bir devlettir. Bunu artık çok daha fazla söylememiz gerekiyor. ‘Filistin sorunu’ diye bir şey söylüyorsak hata yapıyoruz. Ortada Filistin sorunu değil, Filistin meselesi var. Dert etmemiz gereken, ortadaki İsrail sorunudur" dedi. İsrail’in kuruluş sürecinin uluslararası hukuk açısından tartışmalı olduğunu ifade eden Çakırca, Aksa Tufanı ile İsrail’in saldırganlığının çok net bir şekilde gözler önüne serildiğini kaydetti. "İşgal altında normal bir hayat yaşamıyoruz" Programın konuğu Filistinli sosyolog Mariam Menawi ise Filistin’de yaşananları anlattı. İsrail işgali altında doğup büyüdüğünü belirten Menawi, Türkiye’ye 2019 yılında doktora eğitimi için geldiğini söyledi. Filsitin’deki işgalin oluştuğu duruma değinen Menawi, "İşgal altında normal bir hayat yaşamıyoruz. Üniversiteler kapalı, şehitler var. Her gün başka şehirlere gidebilmek için İsrail askerlerinin kontrol noktalarından geçmemiz gerekiyor. Filistinliler normal bir rutin hayat yaşamıyor. İsrail bize seçtiği hayatı yaşatıyor" dedi. 7 Ekim sonrasında saldırıların şiddetinin daha da arttığını söyleyen Menavi, "Bu küçük bir çatışma değil, bir soykırım" ifadelerini kullandı. "Filistinli olmak çok zor bir şey" Filistinli kimliğinin akademik çalışmalarında da çeşitli engellerle karşılaşmasına neden olduğunu belirten Menawi, doktora tezini Gazze üzerine hazırladığını söyledi. Menawi, farklı ülkelerde gerçekleştirmek istediği akademik çalışmalar sırasında Filistin ve Gazze konusunda karşılaştığı baskılara ilişkin, "Doktora tezimi Gazze hakkında yazıyorum çünkü şu anda bundan daha önemli bir şey yok. Araştırmalarım reddediliyor. Avrupa’daki kongrelere katılmak istediğimde ‘soykırım’ kelimesini kullanmamamı, ‘savaş’ dememi istiyorlar. Reddedilirken bilimsel bir açıklama da yapmıyorlar" diye konuştu. Yaşadığı zorluklara rağmen Filistin’i anlatmaya devam edeceğini vurgulayan Menawi, "Devam edeceğim. Yolumun uzun ve zor olduğunu biliyorum. Her yere gideceğim ve Filistin’i konuşacağım. Bu benim hakkım" dedi. "Eğitim bizim için bir direniş ve silahtır" Filistin’de eğitimin toplumsal yaşam ve direniş açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Menawi, kendisinin de eğitim için farklı ülkelere gittiğini belirtti. "Eğitim bizim için bir direniş ve silahtır" ifadelerini kullandı. Filistin’de yaşananların dünyaya aktarılmasında akademisyenlere de önemli görevler düştüğünü belirten Menawi, "Gerçeği göstermek için okumalıyız, Filistin’de ne olduğunu paylaşmalıyız. Hâlâ Gazze’de aç, susuz ve hasta insanlar var. İnsanlık boykota devam etmeli" dedi. "Soykırım bitecek ama Gazze bunun bedelini ödedi" Türk akademisyenlerin Filistin’deki üniversitelerle bilimsel çalışmalar ve ortak projeler gerçekleştirebileceğini söyleyen Menawi, BTÜ’de gerçekleştirilen Bilim Kafe programının Filistinli akademisyenler tarafından da memnuniyetle karşılandığını ifade etti. Menawi, şunları sözlerine ekledi: "Türk akademisyenler araştırmalar yapabilir, Filistin’deki üniversitelerle projeler gerçekleştirebilir. Orada hayatta kalan insanlara umut vermeliyiz. Buna çok ihtiyaçları var. Hayatta kalan insanlar psikolojik olarak iyi durumda değil. Herkes kendince bir şeyler yapabilir" şeklinde konuştu. Menawi, Gazze’de yaşananların sona ereceğine dair umudunu dile getirerek, "74 binden dazla şehidimiz var bu şehitlerin 24 binden fazlası çocuk. Bin kadın engelli, 50 bin yetim var. Enkaz altında da binlerce insan bulunuyor. Biliyorum bu soykırım bir gün bitecek ama Gazze bedelini ödedi." "Filistin bizim, taviz vermeyiz" Filistin’e yönelik desteğin sürdürülmesinin ve kamuoyunda farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çeken Menawi, "Şu an Filistin hakkında paylaşım yapmak ve daha fazla okumak çok önemli. Umudumuz var" dedi. 1948 yılından beri Filistin’in işgal atlında olduğunu vurgulayan Menawi, "Filistin’in bizim vatanımız, toprak bizim. Asla toprağımızı bırakmayız, asla kendimizden taviz vermeyiz" dedi. Gençlere de mesaj veren Menawi, "Sizlerin bir vatanı var, bu büyük bir emanettir. Hayat her zaman adil değil. Hazırlıksız yakalanmadan önce hayata karşı hazırlıklı olun. Devletiniz sizin için güzel okullar yaptırdı, her şeyiniz var. Bunun büyük bir lütuf olduğunu bilmeli ve şükretmelisiniz. Kendiniz olun, aktif olun ve farklı şeyler yapın. Etrafıma bakıyorum, herkesin her şeyi son model ama en önemlisi kendin olmak. Arkadaşlarınızı taklit etmeyin. Mükemmel olmak her zaman mümkün değil. Farklıyız ve farklılıklarımızla birbirimizi tamamlıyoruz" diye konuştu. Filistin meselesinin farklı yönleriyle ele alındığı program, soru-cevap bölümüyle devam etti. Programın sonunda BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, konuşmacı Mariam Menawi’ye katılımlarından dolayı plaket takdim etti. Program, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

İran: "Yemen'de yaşananlarla hiçbir şekilde ilişkimiz yok" Haber

İran: "Yemen'de yaşananlarla hiçbir şekilde ilişkimiz yok"

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi düzenlediği haftalık basın toplantısında Yemen'deki Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmaya değinerek, "Yemen'de yaşananlarla hiçbir şekilde ilişkimiz yok. Birçok ülke, İran ile diğer bölge ülkeleri arasına nifak sokmak amacıyla yaşanan gelişmelerden faydalanıyor" dedi. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi düzenlediği haftalık basın toplantısında bölgede yaşanan çatışmalara ilişkin konuştu. Bekayi, ABD'nin "uzun süredir devam eden uluslararası düzeni ihlal eden eylemlerine" karşı rakiplerinin yanı sıra müttefiklerinden de tepki gördüğünü belirtti. İranlı sözcü, "İran asla izole edilemez. Aksine, ABD'nin uluslararası alandaki konumuna bakın. Egemen bir ülke olan İran'a saldırarak ve Gazze'de etnik temizlik ve soykırım savaşı yürüten korkak ve suçlu yapıyla el ele vererek çirkin suçlar işlediler. Bütün bu uluslararası hukuk kuralları ABD tarafından hiçe sayıldı" dedi. "Kazma Dağı içerisinde nükleer tesisler bulunduğu iddia edilemez" ABD'nin İran'daki Kazma Dağı bölgesinde nükleer faaliyet yürütüldüğüne ilişkin iddialarının temelsiz olduğunu belirten Bekayi, "Kazma Dağı içerisinde nükleer tesisler bulunduğu iddia edilemez" ifadelerini kullandı. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, söz konusu haberlerin Washington tarafından yürütülen "medya ve psikolojik savaşın bir parçası" olduğunu belirtti. "Umman'daki toplantı Yemen'de yaşanan gelişmeler nedeniyle iptal edildi" İran ve Umman'ın Hürmüz Boğazı'nın yönetimine ilişkin "sorumlu bir yaklaşım benimsemeyi amaçlayan ortak bir karar aldığını aktaran İsmail Bekayi, bugün Maskat'ta yapılması planlanan toplantının "Yemen'de yaşanan gelişmeler" nedeniyle iptal edildiğini açıkladı. İranlı sözcü, "Bu toplantı gerçekleşmiş olsaydı, yeni politikayı görüşmek için çok uygun bir fırsat olacaktı. Hiçbir sorumlu ülkenin herhangi bir şekilde dış güçlerin dikte etmesini veya baskısına maruz kalmayı kabul edeceğine inanmıyorum" diye konuştu. Yemen'in içişlerine müdahale etmediklerini vurgulayan Bekayi, "Yemen'de yaşananlarla hiçbir şekilde ilişkimiz yok" açıklamasını yaptı. Birçok ülkenin yaşanan gelişmelerden İran ile diğer bölge ülkeleri arasındaki ilişkileri bozmak amacıyla yararlandığını belirten İsmail Bekayi, "Birçok ülke, İran ile diğer bölge ülkeleri arasına nifak sokmak amacıyla yaşanan gelişmelerden faydalanıyor" dedi. "ABD ve İsrail Basra Körfezi'ndeki güvenliği hedef almaya devam ediyor" ABD ve İsrail'in şubat ayında İran'a yönelik başlattığı savaşta sivillerin bombalandığını ve "savaş suçu" işlendiğini söyleyen Bekayi, ABD ve İsrail'in saldırılarda misket bombası kullandığını iddia etti. İran dışişleri bakanlığı sözcüsü, "Bu, tüm insani standartların ve insanlık değerlerinin tamamen ihlalidir" şeklinde konuştu. Bekayi Keşm Adası yakınlarında İran ticari gemisine düzenlenen saldırıya da değinerek, hayatını kaybeden ve yaralananlar arasında gemide çalışan iki Pakistan vatandaşının da bulunduğunu söyledi. İsmail Bekayi, ABD ve İsrail'in "Basra Körfezi'ndeki güvenliği hedef almaya devam ettiğini" belirtti.

Tutuklu avukat Ece Güner siyaseti de danışmanlığı da bıraktı! Haber

Tutuklu avukat Ece Güner siyaseti de danışmanlığı da bıraktı!

Avukat Ece Güner, kamuoyuyla paylaştığı uzun açıklamada siyasi görevlerinden çekilme kararı aldığını duyurdu. Güner, İBB Başkan Danışmanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ndeki koordinatörlük görevlerinden affını isteyerek istifa ettiğini belirtti. AHBAP soruşturması kapsamında tutuklu bulunan hukukçu Ece Güner, sosyal medya hesabından yazılı bir açıklama yaptı. Güner, Fransa’da geçen çocukluk yıllarından başlayarak kariyerine, hukuk alanındaki çalışmalarına ve Türkiye’ye katkı sunma hedefiyle yürüttüğü mesleki yolculuğuna değindi. Uluslararası hukuk alanında edindiği deneyimlerle ülkeye yatırım ve kalkınma katkısı sağlamayı amaçladığını söyleyen Güner, 1996 yılında kurduğu hukuk bürosunu büyüterek Türkiye’nin önde gelen uluslararası hukuk bürolarından biri hâline getirdiğini ifade etti. “ASLA KAMUYA İŞ YAPMADIM, KAMUDAN İŞ ALMADIM” Açıklamasında özel sektörle çalıştığını ve kamu ile ticari ilişki yürütmediğini vurgulayan Güner, yıllar boyunca yoğun tempoyla çalışarak büyük bir emek verdiğini, çok sayıda akademik çalışma ve hukuk kitabı kaleme aldığını söyledi. Türkiye’ye yatırım çekmeye katkı sağladığını belirten Güner, bu süreçte ciddi bedeller ödediğini dile getirdi. HALUK LEVENT/AHBAP DOSYASIYLA İLGİLİ DEĞERLENDİRME Güner, hakkında gündeme gelen Haluk Levent/AHBAP dosyasıyla ilgili olarak ise “Yüzde 1000 masum” olduğunu savunarak, yaşadığı sürecin kendisini çok yorduğunu ifade etti. Açıklamasında, söz konusu süreçte mağdur edildiğini öne sürdü ve bu konuda daha önce ayrıntılı yazdığını belirtti. “SİYASETİ BIRAKIYORUM” Son dönemde yaşadıkları nedeniyle önemli bir karar aldığını belirten Av. Ece Güner, “Bu aşamada siyaseti bırakma kararı aldım” ifadelerini kullanarak, aktif siyasi görevlerinden çekildiğini duyurdu. Ailesinin de bu süreçten olumsuz etkilendiğini söyleyen Güner, kamuoyuna teşekkür ederek adalet için dua ettiğini kaydetti.

HAK-İŞ Genel Başkanı Arslan: "(Netanyahu hakkındaki ‘kırmızı bülten’ talebi) Bu adımın mücadeleyi daha da güçlendireceğine inanıyoruz" Haber

HAK-İŞ Genel Başkanı Arslan: "(Netanyahu hakkındaki ‘kırmızı bülten’ talebi) Bu adımın mücadeleyi daha da güçlendireceğine inanıyoruz"

HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında ‘kırmızı bülten’ talep edilmesine ilişkin "Bu adımın, Gazze’de işlenen suçların cezasız kalmaması ve sorumluların uluslararası hukuk önünde hesap vermesi yönündeki mücadeleyi daha da güçlendireceğine inanıyoruz" dedi. HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında ‘soykırım’ suçundan yürütülen kovuşturma kapsamında ‘kırmızı bülten’ yayımlanmasının talep edilmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Arslan, Filistin’in yaklaşık bir asırdır mücadelesini sürdürdüğünü belirterek "Bütün dünyanın gözü önünde devam eden soykırım, insanlığa karşı işlenen suçlar ve uluslararası hukukun ağır ihlalleri cezasız bırakılamaz. On binlerce masum insanın, kadınların ve çocukların hayatını kaybettiği; açlığın ve insani yardımın dahi bir savaş silahına dönüştürüldüğü Gazze’de yaşananların sorumluları hukuk önünde mutlaka hesap vermelidir. Adalet Bakanlığımızın, Siyonist İsrail’in katil Başbakanı Netanyahu hakkında kırmızı bülten çıkarılması amacıyla ilgili süreci başlatmasını, uluslararası hukuk ve insanlık vicdanı adına önemli bir girişim olarak değerlendiriyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye, Filistin halkı ile dayanışmasını bir kez daha güçlü bir şekilde ortaya koymuştur. Bu adımın, Gazze’de işlenen suçların cezasız kalmaması ve sorumluların uluslararası hukuk önünde hesap vermesi yönündeki mücadeleyi daha da güçlendireceğine inanıyoruz" ifadelerini kullandı. HAK-İŞ olarak Filistin’in yanında olmaya devam edeceklerinin altını çizen Arslan, Gazze’de yaşanan soykırıma, işgale, ablukaya ve her türlü insan hakkı ihlaline karşı seslerini yükseltmeye devam edeceklerini vurguladı. Arslan, "Bu kararlılığımızı, Gazze ablukasını kırmak ve Filistin halkıyla dayanışmayı büyütmek amacıyla yola çıkan SUMUD Özgürlük Filosu’na bizzat katılarak da ortaya koyduk. SUMUD’da yükselttiğimiz dayanışma ve adalet çağrısını bugün de aynı kararlılıkla sürdürüyoruz" açıklamasında bulundu. "Uluslararası hukuk, siyasi hesapların ve çifte standartların gölgesinde bırakılmamalıdır" Filistin için adalet mücadelelerine devam edeceklerine dikkati çeken Arslan, şu ifadeleri kullandı: "Uluslararası toplumu ve ilgili bütün kurumları, İsrail’in cezasızlık politikasına son verecek somut ve etkili adımlar atmaya çağırıyoruz. Başta katil Netanyahu olmak üzere, Gazze’de işlenen savaş suçlarının ve insanlığa karşı suçların sorumlularının bağımsız ve tarafsız yargı mercileri önünde hesap vermesi sağlanmalıdır. Uluslararası hukuk, siyasi hesapların ve çifte standartların gölgesinde bırakılmamalıdır. Filistin için adalet sağlanmadan kalıcı bir barıştan söz etmek mümkün değildir. HAK-İŞ olarak, başkenti Kudüs olan özgür ve bağımsız Filistin Devleti kuruluncaya, Gazze üzerindeki abluka sona erinceye ve Filistin halkının temel hak ve özgürlükleri güvence altına alınıncaya kadar Filistin halkıyla dayanışmamızı ve haklı mücadelesine desteğimizi kararlılıkla sürdüreceğiz."

Mudanya'da Lozan buluşması Haber

Mudanya'da Lozan buluşması

Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu tüm dünyaya kabul ettiren Lozan Barış Antlaşması’nın 103. yılında, Mudanya’dan bir kez daha bağımsızlık ve egemenlik vurgusu yükseldi. Mudanya Belediyesi tarafından Diplomasi Araştırmaları Derneği iş birliğiyle Mütareke Meydanı’nda düzenlenen “Lozan ile Yaşamak” başlıklı söyleşiye, Diplomasi Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca ile Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi, siyaset bilimci Prof. Dr. Barış Doster konuşmacı olarak katıldı. Söyleşinin moderatörlüğünü ise Bursa Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Diplomasi Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Kader Özlem üstlendi. “LOZAN’IN ZEMİNİ MUDANYA’DA ATILDI” Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Lozan’ın yalnızca bir barış antlaşması olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Lozan, her şeyden önce yeni kurulan Türk devletinin uluslararası hukuk düzeni içinde meşruiyet kazandığı andır. Bir milletin kendi kaderi üzerinde söz söyleme hakkının bütün dünyaya kabul ettirildiği tarihsel eşiktir. Lozan’ın büyüklüğü de tam burada yatar.” dedi. Lozan’ın zemininin 11 Ekim 1922’de Mudanya’da atıldığına işaret eden Dalgıç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mudanya Mütarekesi çoğu zaman savaşı sona erdiren belge olarak anlatılır. Oysa asıl anlamı, askeri başarının diplomatik dile çevrildiği ilk adım olmasında yatar. Cephede kazanılan zafer, ilk kez burada müzakere masasına taşınmış; Türkiye’nin eşit koşullarda konuşma iradesi kabul edilmiştir. Mudanya, Türkiye’nin dünyaya ‘Artık benimle eşit koşullarda konuşacaksınız’ dediği yerdir. Bu nedenle Mudanya ile Lozan’ı iki ayrı belge olarak değil, aynı tarihsel yürüyüşün iki aşaması olarak görmek gerekir. Biri silahın sustuğu, diğeri sözün hüküm kazandığı yerdir.” “MUDANYA DİPLOMASİNİN İLK ADIMIDIR” Söyleşide Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca, Lozan’ın geleceği inşa ettiğini ve Türkiye Cumhuriyet’i var oldukça Lozan’ın yürürlükte kalacağını söyledi. Mudanya’nın tarihi değiştiren şehirlerden biri olduğuna vurgu yapan Karaca, Mütareke Mütarekesi’nin diplomatik zafere dönüşmenin ilk adımı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Barış Doster ise Mudanya Mütarekesi’ni “Lozan’ın önsözü” olarak tanımladı. Lozan’ın tarihsel ve siyasal açıdan önemli dersler taşıdığını belirten Doster, “Lozan bizim tapu senedimizdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit, egemen ve bağımsız bir devlet olarak uluslararası alanda kabul edildiği antlaşmadır” dedi.

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASININ 103. YILI MUDANYA’DA LOZAN BULUŞMASI Haber

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASININ 103. YILI MUDANYA’DA LOZAN BULUŞMASI

Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu tüm dünyaya kabul ettiren Lozan Barış Antlaşması’nın 103. yılında, Mudanya’dan bir kez daha bağımsızlık ve egemenlik vurgusu yükseldi. Mudanya Belediyesi tarafından Diplomasi Araştırmaları Derneği iş birliğiyle Mütareke Meydanı’nda düzenlenen “Lozan ile Yaşamak” başlıklı söyleşiye, Diplomasi Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca ile Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi, siyaset bilimci Prof. Dr. Barış Doster konuşmacı olarak katıldı. Söyleşinin moderatörlüğünü ise Bursa Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Diplomasi Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Kader Özlem üstlendi. “LOZAN’IN ZEMİNİ MUDANYA’DA ATILDI” Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Lozan’ın yalnızca bir barış antlaşması olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Lozan, her şeyden önce yeni kurulan Türk devletinin uluslararası hukuk düzeni içinde meşruiyet kazandığı andır. Bir milletin kendi kaderi üzerinde söz söyleme hakkının bütün dünyaya kabul ettirildiği tarihsel eşiktir. Lozan’ın büyüklüğü de tam burada yatar.” dedi. Lozan’ın zemininin 11 Ekim 1922’de Mudanya’da atıldığına işaret eden Dalgıç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mudanya Mütarekesi çoğu zaman savaşı sona erdiren belge olarak anlatılır. Oysa asıl anlamı, askeri başarının diplomatik dile çevrildiği ilk adım olmasında yatar. Cephede kazanılan zafer, ilk kez burada müzakere masasına taşınmış; Türkiye’nin eşit koşullarda konuşma iradesi kabul edilmiştir. Mudanya, Türkiye’nin dünyaya ‘Artık benimle eşit koşullarda konuşacaksınız’ dediği yerdir. Bu nedenle Mudanya ile Lozan’ı iki ayrı belge olarak değil, aynı tarihsel yürüyüşün iki aşaması olarak görmek gerekir. Biri silahın sustuğu, diğeri sözün hüküm kazandığı yerdir.” “MUDANYA DİPLOMASİNİN İLK ADIMIDIR” Söyleşide Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca, Lozan’ın geleceği inşa ettiğini ve Türkiye Cumhuriyet’i var oldukça Lozan’ın yürürlükte kalacağını söyledi. Mudanya’nın tarihi değiştiren şehirlerden biri olduğuna vurgu yapan Karaca, Mütareke Mütarekesi’nin diplomatik zafere dönüşmenin ilk adımı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Barış Doster ise Mudanya Mütarekesi’ni “Lozan’ın önsözü” olarak tanımladı. Lozan’ın tarihsel ve siyasal açıdan önemli dersler taşıdığını belirten Doster, “Lozan bizim tapu senedimizdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit, egemen ve bağımsız bir devlet olarak uluslararası alanda kabul edildiği antlaşmadır” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.