Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Ultrason

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Ultrason haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ultrason haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BURTOM Konur Cerrahi Tıp Merkezi’nden UİB Personeline Eğitim Haber

BURTOM Konur Cerrahi Tıp Merkezi’nden UİB Personeline Eğitim

Seminerde meme kanserinin dünya genelindeki durumunu aktaran Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, hastalığın kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirtti. İstatistiksel verileri paylaşan Fakıoğlu, dünyada her yıl 2,3 milyon yeni vaka teşhisi konulduğunu ve 760 bin kadının hayatını kaybettiğini vurguladı. Her 8 kadından birinin bu riskle karşı karşıya olduğunu belirten Fakıoğlu; erken teşhis, farkındalık, belirtiler, risk faktörleri ve tanı yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmanın hastalığın tedavisi ve iyileşme şansı için kritik önem taşıdığını ifade etti. Yaş, Genetik ve Hormonal Risk Faktörlerine Dikkat! Meme kanseri risk faktörlerine değinen Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, özellikle 50 yaş üstü kadınların daha yüksek risk altında olduklarını, genetik ve hormonal faktörlerin de risk oluşturabildiğini dile getirdi. Meme kanserinde tanı ve tedavi olanaklarına dair bilgi veren Op. Dr. Fakıoğlu, mamografi, ultrason, MRI gibi görüntüleme teknikleri ve biyopsi ile teşhis yapılabildiğini, buna göre cerrahi müdahale ve sistemik tedavilerden uygun olanının tercih edildiğini söyledi. Mamografi ve Kendi Kendine Muayene Op. Dr. Fakıoğlu, mamografi ile yapılan düzenli taramaların erken teşhisteki rolünü vurgulayarak, ayrıca her kadının aylık yapacağı kendi kendine muayene uygulamasının da erken tespitte yardımcı olduğunu ifade etti. Meme kanseri riskini azaltmada yaşam alışkanlıklarının önemine de değinen op. Dr. Fakıoğlu, meyve, sebze, tam tahıllı gıdalar ve yağsız proteinler içeren dengeli bir diyetin meme kanseri riskini azaltabileceğini, ayrıca düzenli fiziksel aktivitenin riski önemli ölçüde düşürebileceğini, ilaveten sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmanın, stres yönetiminin ve düzenli uykunun risk faktörlerini azaltmada etkili olduğunu söyledi. Açıklamasında erken teşhisin sağladığı avantajları sıralayan Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğan Fakıoğlu ; erken tanının tedavi şansını ve başarı oranını önemli ölçüde artırdığını, bu sayede daha az agresif ve daha etkili tedavi yöntemlerinin uygulanabildiğini, hastaların yaşam kalitesi ile sağkalım oranlarının yükseldiğini belirtti . Tıp dünyasındaki yenilikleri aktaran Op. Dr. Fakıoğlu; kanser hücrelerini spesifik olarak hedef alan yeni ilaçların yer aldığı hedefli tedaviler, hastanın genetik profili ve biyobelirteçleri kullanılarak geliştirilen kişiselleştirilmiş tıp uygulamaları ile gelişmiş görüntüleme teknikleri sunan erken teşhis teknolojilerinin hastalar için umut kaynağı olduğunu ifade etti. Tedavi sürecinde ruh sağlığının korunmasının önemini vurgulayan Fakıoğlu, şunları söyledi : “Tedavi ve hastalık süreciyle başa çıkmak için psikolojik destek önemlidir. Sevdikleri tarafından gösterilen destek, hastaların iyileşme sürecine büyük katkı sağlar. Olumlu bakış açısı ve umut, hastaları güçlendirir. Psikolog, psikiyatrist veya sosyal hizmet uzmanından destek almak, hastalığın olumsuz etkilerini azaltır.” Toplumsal Farkındalık: Destek ve Sosyal Ağlar Farkındalığın artırılması için toplumsal düzeyde atılması gereken adımları belirten Op. Dr. Fakıoğlu; konferanslar, yürüyüşler ve kampanyalar gibi farkındalık etkinliklerinin önemini vurguladı, hastalar ve yakınları için kurulan destek grupları ile sosyal ağların, bilgi ve deneyim paylaşımını kolaylaştırarak büyük bir dayanışma sağladığını belirtti. Seminerin son bölümünde toplumsal iş birliğinin altını çizen Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Doğan Fakıoğlu, meme kanseri hakkında bilgi sahibi olmanın ve toplumsal farkındalığı artırmanın, düzenli taramalar yaptırmanın hayati olduğunu belirtti. Hasta, aileler, sağlık profesyonelleri ve toplumun el ele vererek mücadele etmesi durumunda, erken teşhis ve uygun tedavi sayesinde sağ kalım şansının ve iyileşme umudunun önemli ölçüde artacağını ifade etti.

"Pimpirikliler daha çok kanser oluyor" dedi, sebeplerini anlattı Haber

"Pimpirikliler daha çok kanser oluyor" dedi, sebeplerini anlattı

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı'nda düzenlenen söyleşide vatandaşlarla bir araya geldi. Söyleşinin ardından İHA'ya özel açıklamalarda bulunan Dizdar, kanser ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı. "Kanser hücresi aslında insan vücudunda var" Kanser hücresinin oluşum sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dizdar, bölünmekte olan hücrelerin kanser hücresine dönüşme potansiyeli bulunduğunu belirterek, "Kanser hücresi aslında insan vücudunda var. Daha doğrusu, bölünmekte olan bütün hücrelerin kanser hücresine dönüşme potansiyeli var. Baktığınız zaman bunlar dönüşmüyorlar. 'Niye dönüşmüyor' dediğinizde, o zaman işte tıbbın aklı karışıyor. Tıp zannediyor ki bunların DNA'larında hasar yok, o yüzden kusursuz genetik yapıları nedeniyle dönüşmüyorlar. Halbuki ben diyorum ki, aslında bu hücreyi o şekilde tutan etrafında bir bağ dokusu var. Bakın ben burada ne yapıyorum? Arkaya rahat rahat yaslanıyorum. Niye. Çünkü demir beni tutuyor. Şimdi bu demir olmasa ben bu hareketi yaparsam ne olur. O zaman kanserleşme başlamış oluyor. O yüzden hücrenin potansiyeli var ama her zaman kontrol altında" dedi. "Bu biraz anahtar ve kilit ilişkisi gibi" Bağışıklık sisteminin kanserleşmeye başlayan hücreler üzerindeki etkisine değinen Dizdar, vücudun bu hücrelerin bir kısmını kontrol altında tuttuğunu ifade ederek, "Belki her gün hayatımızda bunlar oluyor. Bir kısmını bağışıklık sistemi kontrol ediyor. Bağışıklık sisteminin yalnız hücreyi, hele hele kendi hücresini tanıyabilmesi için belli kodları olması lazım. Bu biraz anahtar ve kilit ilişkisi gibi. Eğer o olmazsa, o zaman tanımıyor. Bir yandan şöyle bir durum da var; olay sadece bağışıklıkla ilgili değil. Bir savaş senaryosu, 'işte yakaladık bak, o bizden midir değil midir' muhabbeti yok. Etraf onu kontrol ediyor. Bir cins vücudun mahalle baskısı var hücre üzerine. Mahalle baskısı nedeniyle hücre düzenini kaybetmiyor" diye konuştu. "Kurcalarsanız çıkıyor" Tetkik ve görüntüleme imkanlarının yaygınlaşmasıyla bazı bulguların daha sık tespit edildiğini kaydeden Dr. Dizdar, özellikle ultrason kullanımındaki artışa dikkati çekti. Dizdar, şöyle devam etti: "Bakın 'pimpirikliler daha çok kanser oluyor' desem, inanın bana çünkü gidip kurcalıyor. Kurcalarsanız çıkıyor. Hepimizin tiroidinde nodül var. Amerika'daki istatistiklere bakıyorsunuz, 1997'de nodüller böyle zıplıyor. 'Ne oldu ya' diyorsun, 'Nasıl böyle uçtu bu' Çünkü ultrason kullanıma giriyor. Ultrason dediğimiz yöntem şu an her yerde var ama ben mecburi hizmette 1988'de Batman'dayken bir tane ultrason vardı, o da çarşıdaki sevgili arkadaşımızın muayenehanesindeydi. E şimdi artık her muayenehanede ultrason olunca biraz da fazladan tanıya gidiyor. O yüzden çok kurcalatmayın diyorum. Pimpiriklilerin de sık sık meme kanseri çıkartmalarının nedeni fazla kurcalatmaları." "Ne deriye, ne kasa doğru düzgün bir metastaz görmüyoruz" Kanser hücrelerinin farklı organlara yayılımı anlamına gelen metastazın neden bazı organlarda daha sık görüldüğüne de değinen Dr. Yavuz Dizdar, bu konunun tıpta halen tartışıldığını belirtti. Dizdar, vücuttaki doku miktarı dikkate alındığında kas dokusunda daha fazla metastaz beklenebileceğini belirterek, "Doku miktarına baktığın zaman, insan vücudunsa en çok doku aslında kas dokusu. Dolayısıyla da bir şey eğer yerleşecekse kasa yerleşmesi en büyük ihtimal diye düşünüyorsun. Ne deriye, ne kasa doğru düzgün bir metastaz görmüyoruz ama karaciğer ve akciğere görüyoruz. Acaba bu bizim mantığımız gibi kolonizasyon metastazı mı, yani oradan kalkan hücreler oraya yerleşip çoğalıyorlar mı; yoksa vücut genel olarak mı bir biçim değişimine giriyor, bunun cevabı verilemedi tıpta" dedi. "Yaşlılık ekstra risk getiriyor" Kanser riskinin yaşla birlikte artmasına ilişkin de bilgilendirmelerde bulunan Dizdar, yaşla birlikte hasarın arttığı yönünde teorik açıklamalar bulunduğunu ifade ederek, "Yaşla birlikte hasar artıyor diye bir teorik açıklama var ama kural değil bu. Ben size söyleyeyim, 90 yaşına gelip de hiçbir şey geçirmeyen çok da insan var. Üstelik baktığınız zaman da bunlar günlük yaşamda aktifler. İnsanlar yaşla birlikte pimpirikleniyor. Pimpiriklenince bunların bir kısmından bu kanserin aslında hasat mevsimi gelince bulunacağını biliyoruz. Yani benim yaşımda birinin prostatında illaki nodül vardır diye düşünebilirsin. Eğer çok daha iyi bakarsan 50 yaşında da bulursun ama 70 yaşında kesin vardır. Bu kanser midir, değil ama bakarsan mikroskopik olarak evet, prostat karsinomu tanısını alırsın. O yüzden yaşlılık ekstra risk getiriyor, yaştan ötürü" diye konuştu. "Kanserde ilk tedavide çok başarılı oluyoruz" Kanser tedavisinin başlangıçta etkili olmasına rağmen bazı hastalarda ilerleyen dönemde yeniden ortaya çıkmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Dizdar, sözlerini şöyle noktaladı: "İlk başta işe yarayıp etkisini kaybetmesinin bir açıklamasını, hücrelerin buna adapte olması olarak açıklıyoruz. İlk başta hücrelerin bir kısmı bundan kayboluyor, gidiyor fakat bazı hücreler de etkilenmediği için onlar çoğalıp diğerlerinin yerini alıyor. Çünkü kanserde biz primer tedavi, ilk yaptığımız tedavide çok başarılı oluyoruz. Sorun 3 ay sonra, 6 ay sonra bunun yinelemesi oluyor. Bunu mesela şu ana kadar çözebilen kimse yok. Hep gizli kalmış hücreler tekrar aktive oluyor. Dolayısıyla bir yıl kemoterapi şeklinde uzamasının aslında altında yatan gerekçe bu mantık dışı yaklaşım. Belki de olay öyle değil, belki de biz yanlış yere bakıyoruz. Onu daha ileride tartışacağız."

Meme kanseri genç yaşlarda da görülüyor Haber

Meme kanseri genç yaşlarda da görülüyor

Meme kanserinin görülme sıklığı yaşla birlikte artsa da hastalık yalnızca ileri yaşların sorunu olarak değerlendirilmiyor. Uluslararası veriler, özellikle 50 yaş altındaki kadınlarda meme kanseri görülme sıklığının yükseldiğine işaret ederken, uzmanlar 20'li ve 30'lu yaşlardaki kadınların memelerinde fark ettikleri yeni değişiklikleri yaşları nedeniyle göz ardı etmemeleri gerektiğini belirtiyor. "Yaşım genç, meme kanseri olmam" denilmemeli Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, meme kanserinin görülme sıklığının yaşla birlikte arttığını ancak hastalığın yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkmadığını ifade etti. Son yıllarda özellikle 50 yaş altındaki kadınlarda meme kanseri tanılarında artış eğilimi görüldüğünü belirten Özdoğan, bunun meme kanserlerinin çoğunun artık genç yaşlarda görüldüğü anlamına gelmediğini söyledi. Özdoğan, 20'li ve 30'lu yaşlardaki kadınların memelerinde fark ettikleri yeni bir değişikliği "Yaşım genç" düşüncesiyle ertelememeleri gerektiğini vurguladı. Memedeki değişiklikler önemsenmeli Memede veya koltuk altında ele gelen yeni bir kitle, meme başından özellikle kanlı akıntı gelmesi, meme cildinde çekilme veya çökme, meme başında içe dönme ve tek memede kalıcı şekil ya da görünüm değişikliği gibi belirtilerin her yaşta değerlendirilmesi gerektiğini aktaran Özdoğan, bu bulguların mutlaka kanser anlamına gelmediğini ancak kontrol edilmeden beklenmemesi gerektiğini belirtti. Özdoğan, özellikle genç kadınlarda meme dokusunun daha yoğun olması nedeniyle değerlendirme sırasında mamografinin yanı sıra ultrason gibi farklı görüntüleme yöntemlerinden de yararlanılabileceğini ifade ederek, kullanılacak yöntemin kişinin yaşı, bulguları ve risk durumuna göre belirlenmesi gerektiğini kaydetti. Her genç kadının mamografi yaptırması gerekmiyor Genç yaşlarda meme kanseri görülmesinin 20'li veya 30'lu yaşlardaki her kadının rutin olarak mamografi yaptırması gerektiği anlamına gelmediğini belirten Özdoğan, Türkiye'de toplum temelli meme kanseri taramasının ortalama risk grubundaki kadınlarda 40 yaşından itibaren uygulandığını söyledi. Ailesinde genç yaşta meme veya yumurtalık kanseri bulunan, BRCA1 veya BRCA2 gibi genetik değişiklik taşıyan ya da farklı nedenlerle yüksek risk grubunda değerlendirilen kadınlarda tarama programının daha erken başlayabileceğini aktaran Özdoğan, bu kişilerde takip yaşının ve kullanılacak görüntüleme yönteminin risk durumuna göre belirlenmesi gerektiğini ifade etti. Ailede kanser öyküsünün olmaması riski sıfırlamıyor Meme kanseri tanısı alan her genç kadında genetik bir neden bulunmadığına dikkat çeken Özdoğan, ailede meme kanseri bulunmamasının da genetik yatkınlığı tamamen dışlamadığını belirtti. Özdoğan, özellikle genç yaşta tanı, ailede birden fazla meme veya yumurtalık kanseri öyküsü ve bazı özel tümör özellikleri bulunması halinde genetik danışmanlığın gündeme gelebileceğini söyledi. Genetik değerlendirmenin yalnızca hastanın tedavisinin planlanmasına değil, aile bireylerinin taşıyabileceği risklerin belirlenmesine de katkı sağlayabileceğini ifade etti. Tedavi tümörün özelliklerine göre planlanıyor Meme kanserinin tek tip bir hastalık olmadığını vurgulayan Özdoğan, tümörün hormon reseptörleri, HER2 durumu ile genetik ve moleküler özelliklerinin tedavinin belirlenmesinde önemli rol oynadığını aktardı. Son yıllarda hedefe yönelik tedaviler, antikor-ilaç tedavileri ve tümörün biyolojik özelliklerini değerlendirmeye yönelik moleküler yöntemlerde önemli gelişmeler yaşandığını belirten Özdoğan, amaçlarının her hastaya daha fazla tedavi vermek değil, doğru hastaya doğru zamanda uygun tedaviyi uygulamak olduğunu kaydetti. Özdoğan, özellikle genç hastalarda tedavi planlanırken kanserin kontrol altına alınmasının yanı sıra doğurganlığın korunması, gebelik planı, kemik ve kalp sağlığı ile uzun dönem yaşam kalitesinin de dikkate alınmasının önem taşıdığını ifade etti. Yapay zekâ ve moleküler yöntemler tedaviye yön veriyor Yapay zekâ destekli görüntüleme sistemlerinin mamografide şüpheli alanların değerlendirilmesine yardımcı olduğunu belirten Özdoğan, tümörün genetik ve moleküler özelliklerinin incelenmesinin de tedavi seçiminde yol gösterici olabildiğini söyledi. Özdoğan, özellikle bazı meme kanseri türlerinde kullanılan hedefe yönelik ve antikor-ilaç tedavilerinin, hastalığın tekrarlama riskini azaltmaya veya ileri evrede hastalığı kontrol altında tutmaya yönelik seçenekler arasında yer aldığını aktardı. Erken fark etmek tedavi seçeneklerini artırıyor Meme kanserinde farkındalığın yalnızca belirli bir yaşa gelindiğinde tarama yaptırmak anlamına gelmediğini vurgulayan Özdoğan, kadınların kendi memelerindeki normal görünümü ve yapıyı bilmelerinin, yeni gelişen değişiklikleri fark etmelerinin ve şüpheli bir durumda gecikmeden hekime başvurmalarının önem taşıdığını belirtti. Özdoğan, özellikle genç kadınların "Bu yaşta meme kanseri olmaz" düşüncesiyle belirtileri ertelememesi gerektiğini ifade ederek, yaş ne olursa olsun şüpheli bir bulgunun zamanında değerlendirilmesinin erken tanı ve tedavi seçenekleri açısından önemli avantaj sağlayabileceğini kaydetti.

Karaciğerin sessiz sinyallerine dikkat Haber

Karaciğerin sessiz sinyallerine dikkat

Gözle görülmeyen ve uzun süre hiçbir belirti vermeyen karaciğer kitleleri, çoğu zaman rutin kontroller sırasında tesadüfen ortaya çıkıyor. Erken evrede fark edilen karaciğer kitlelerinde tedavi başarısının önemli ölçüde arttığına dikkat çeken uzmanlar, tanıda yaşanan gecikmenin ise hastalığın seyrini olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. Daviva Avcılar Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Cem İbiş, karaciğer kitlelerinin türleri, risk faktörleri ve güncel tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi. Karaciğerde saptanan kitlelerin, köken aldıkları doku ve hücre yapısına göre temel olarak iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını belirten Prof. Dr. Cem İbiş, klinik vakalarda genellikle iyi huylu kitlelerle daha sık karşılaşıldığını ifade etti. Karaciğerin geniş rezerve ve yüksek yenilenme kapasitesine sahip olması nedeniyle bu kitlelerin uzun süre belirgin bir şikâyete yol açmadan ilerleyebildiğini belirten İbiş, şunları söyledi: "Bu kitleler çoğunlukla başka bir nedenle yapılan rutin ultrason kontrollerinde tesadüfen tespit edilmektedir. Genellikle çevre dokulara yayılım göstermez ve büyüme hızları oldukça düşüktür. Bu nedenle çoğu zaman ameliyatsız, yalnızca düzenli radyolojik takiple kontrol altında tutulabilirler." Karaciğerdeki kötü huylu kitlelerin iki kaynağı bulunuyor Kötü huylu kitlelerin ise iki farklı şekilde geliştiğini kaydeden Prof. Dr. Cem İbiş, ilk grupta doğrudan karaciğerin kendi dokusundan kaynaklanan tümörlerin yer aldığını, ikinci grupta ise vücudun başka bir bölgesinde başlayan kanserli hücrelerin kan yoluyla karaciğere yayılmasıyla oluşan kitlelerin bulunduğunu belirtti. Günlük sağlık kontrolleri ve muayenelerde en sık rastlanan kötü huylu kitle türünün de bu yayılımla oluşan ikincil kitleler olduğunu ifade etti. "Nedeni açıklanamayan kilo kaybı ve iştahsızlığı önemseyin" Karaciğer dokusunun oldukça esnek ve dirençli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Cem İbiş, bu nedenle tümörlerin erken aşamalarda genellikle belirgin bir şikayete yol açmadığını söyledi. Kitle büyüdükçe veya organ zarını germeye başladıkça bazı belirtilerin ortaya çıkabileceğini belirten İbiş, "Sağ üst karın bölgesinde dolgunluk hissi, ağrı, nedeni açıklanamayan kilo kaybı, iştahsızlık ve halsizlik gibi belirtiler görülebilir" dedi. Hastalığın gelişimindeki en kritik risk faktörleri arasında kronik Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonları, aşırı alkol tüketimi ve kontrolsüz karaciğer yağlanmasına bağlı gelişen siroz tablosunun yer aldığını belirten İbiş, özellikle kronik karaciğer hastalığı veya hepatit taşıyıcılığı bulunan kişilerin rutin taramalarını aksatmaması gerektiğini vurguladı. "En başarılı sonuçlar erken dönemde elde edilir" Karaciğer tümörlerinin yönetiminde en başarılı sonuçların, kitlenin henüz organ dışına yayılmadığı ve karaciğer fonksiyonlarının korunduğu erken dönemde elde edildiğini ifade eden Prof. Dr. Cem İbiş, görüntüleme teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde günümüzde çok küçük boyutlu kitlelerin dahi kolaylıkla teşhis edilebildiğini belirtti. Cerrahi müdahalenin karaciğer tümörlerinde hastalığı kontrol altına almanın genellikle en etkili yolu olduğunu kaydeden İbiş, karaciğerin kendini yeniden büyüterek tamamlama yeteneği sayesinde tümörlü bölgenin sağlıklı doku sınırlarıyla birlikte güvenle çıkarılabildiğini ifade etti. Son yıllarda yaygınlaşan kapalı cerrahi yöntemlerin ameliyat sonrası önemli avantajlar sağladığını belirten İbiş, bu yöntemler sayesinde ameliyat sonrası ağrının belirgin şekilde azaldığını, enfeksiyon riskinin düştüğünü ve hastaların çok daha kısa sürede günlük yaşamlarına dönebildiğini aktardı. Prof. Dr. Cem İbiş, cerrahiye uygun olmayan vakalarda ise kitlenin yakılması ve damardan lokal kemoterapi uygulanması gibi alternatif yenilikçi yöntemlerle de başarılı sonuçlar alınabildiğini belirterek, risk faktörlerini bilmenin, düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemenin ve olası belirtileri ciddiye almanın büyük önem taşıdığını ifade etti.

Çocuklarda karın ağrısı tehlikeli olabilir Haber

Çocuklarda karın ağrısı tehlikeli olabilir

Çocuklarda sık görülen şikayetlerden biri olan karın ağrısı, bazen basit nedenlerden kaynaklanırken bazen de acil müdahale gerektiren ciddi hastalıkların habercisi olabiliyor. Uzm. Dr. Mehmet Şerif Arslan, özellikle şiddetli ve geçmeyen karın ağrılarında zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini belirtti. Karın ağrısı, çocukluk çağında aileleri en çok endişelendiren sağlık sorunlarının başında geliyor. Medipol Sağlık Grubu Çocuk Cerrahisi Bölümü'nden Uzm. Dr. Mehmet Şerif Arslan, karın ağrısının bazen kabızlık gibi basit nedenlerden kaynaklanabildiğini, bazen ise apandisit ve bağırsak düğümlenmesi gibi acil müdahale gerektiren hastalıkların habercisi olabileceğini belirtti. Bebeklerde bağırsak düğümlenmesi görülebiliyor Özellikle ilk bir yaşta görülen şiddetli karın ağrılarında bağırsak düğümlenmesinin akla gelmesi gerektiğini belirten Dr. Arslan, "İnvajinasyon olarak adlandırdığımız bu durum, bebeklerde ani başlayan şiddetli karın ağrısı ve safralı kusmayla kendini gösterebilir. Tanıda ultrason çoğu zaman yeterli oluyor. Hastaların büyük bölümünde cerrahiye gerek kalmadan tedavi uygulanabiliyor" dedi. İştahsızlıkla başlayan ağrı apandisit olabilir İki yaşından sonra çocuklarda acil karın ağrısının en sık nedenlerinden birinin apandisit olduğunu belirten Dr. Arslan, "Apandisit genellikle iştahsızlıkla başlar. Ardından geçmeyen karın ağrısı ortaya çıkar ve zamanla sağ alt karın bölgesine yerleşir. Muayene, kan tahlili ve ultrasonla tanı koyabiliyoruz. Günümüzde laparoskopik yöntemlerle oldukça konforlu ameliyatlar gerçekleştiriyoruz ve birçok hastamızı kısa sürede taburcu edebiliyoruz" diye konuştu. Karın ağrısına yol açan diğer acil durumlar arasında bağırsak dönmesi, erkek çocuklarda testis torsiyonu ve kız çocuklarda over torsiyonunun da bulunduğunu vurgulayan Dr. Arslan, bu durumların gecikmeden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kronik kabızlık en sık görülen nedenlerden biri Çocuklarda karın ağrısının en sık görülen nedenlerinden birinin kronik kabızlık olduğunu belirten Dr. Arslan, tedavi edilmeyen kabızlığın ilerleyen dönemde daha ciddi sorunlara yol açabileceğini ifade etti. Dr. Arslan, "Basit gibi görünen kabızlık zamanında tedavi edilmezse dışkı kaçırma, idrar kaçırma, gündüz alt ıslatma ve psikolojik sorunlara kadar uzanan sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle çocukların tuvalet alışkanlıklarının doğru şekilde düzenlenmesi büyük önem taşıyor" dedi. Doğru tuvalet eğitimi tedavinin parçası Kronik kabızlık tedavisinde yalnızca ilaç kullanımının yeterli olmadığını belirten Dr. Arslan, "Muayene ve gerekli tetkiklerden sonra çocuklara doğru tuvalet alışkanlıklarını yeniden öğretiyoruz. Beslenme düzenini planlıyor, gerekli durumlarda medikal tedavi uyguluyoruz. Aile ve çocuğun iş birliğiyle kalıcı ve başarılı sonuçlar elde edebiliyoruz" ifadelerini kullandı. Karın ağrısının her zaman basit bir şikâyet olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Arslan, özellikle şiddetli, tekrarlayan veya kusmanın eşlik ettiği durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.