Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Travma

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Travma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Travma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yaşlılıkta kalça kırığı riskini azaltmanın yolları Haber

Yaşlılıkta kalça kırığı riskini azaltmanın yolları

Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp ve Prof. Dr. Erden Ertürer, kalça kırığını yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görmemek gerektiğini vurguladılar. İleri yaşlarda basit bir düşme, kişinin hayatını aniden değiştirebiliyor. Kalça kırığı yalnızca kemiğin kırılması anlamına gelmezken; hareketliliği, bağımsızlığı ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor. Uzmanlar, kalça kırığının yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olmadığını, kemik ve kas sağlığının korunması, düşmelerin önlenmesi ve osteoporozun erken dönemde fark edilmesiyle kırık riskinin azaltılabileceğine dikkat çekiyor. Liv Hospital Ulus İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kalça kırığı riskinin değerlendirilmesinde yalnızca kemik yoğunluğuna odaklanılmaması gerektiğini belirterek, "Kalça kırığı riskini değerlendirirken kişinin kemik yapısının yanı sıra kas gücü, denge durumu, beslenmesi, kullandığı ilaçlar, görme sorunları ve yaşam alanındaki düşme riskleri de birlikte değerlendirilmelidir. Yaşlanma kaçınılmaz olsa da kırık riskini azaltmak için atılabilecek önemli adımlar vardır" dedi. Liv Hospital Ulus Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının meydana gelmesi halinde hızlı değerlendirme ve uygun tedavinin önem taşıdığını belirterek, "Kalça kırığı, özellikle ileri yaşta hastanın hareketliliğini ve bağımsızlığını doğrudan etkileyebilen ciddi bir durumdur. Tedavide yalnızca kemiğin iyileşmesini değil, hastanın mümkün olduğunca kısa sürede yeniden ayağa kalkmasını ve günlük yaşamına dönebilmesini hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. "Kemiklerinizi kontrol ettirmeyi ertelemeyin" Osteoporozun uzun süre hiçbir belirti vermeden ilerleyebildiğini belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kişinin kendisini sağlıklı hissetmesine rağmen kemik yoğunluğunun azalmış olabileceğini söyledi. Osteoporozun bazen ilk kez basit bir düşme sonrasında meydana gelen kırıkla fark edildiğini belirten Özalp, özellikle ileri yaşta kemik sağlığının ve toplam kırık riskinin düzenli olarak değerlendirilmesinin önem taşıdığını vurguladı. Daha önce kırık geçirmiş olmak, düşme öyküsü, ailede kalça kırığı bulunması, düşük vücut ağırlığı, sigara kullanımı veya uzun süreli kortizon tedavisi gibi faktörlerin kırık riskini artırabileceğini belirten Özalp, risk taşıyan kişilerin değerlendirmeyi geciktirmemesi gerektiğini söyledi. "'Küçük bir düşmeydi' deyip geçmeyin" Ayakta durma yüksekliğinden veya daha düşük enerjili bir travmayla oluşan kırıkların, özellikle ileri yaşta, kemik kırılganlığının önemli bir göstergesi olabileceğini belirten Uzm. Dr. Özalp, "İleri yaşta basit bir düşme sonrasında kırık oluşması, kemiklerin kırılgan hale geldiğinin bir göstergesi olabilir. Bu nedenle kırığın tedavisinin ardından ‘Bu kemik neden kırıldı?' sorusunun da yanıtı aranmalı ve yeni kırıkları önlemeye yönelik bir plan oluşturulmalıdır" dedi. Prof. Dr. Erden Ertürer de özellikle düşük enerjili travma ile meydana gelen kalça kırıklarının önemsenmesi gerektiğini belirterek, "Bazen hastalar basit bir düşme sonrasında oluşan kırığı yalnızca o an yaşanan travmaya bağlayabiliyor. Oysa ileri yaşta düşük enerjili bir travmayla meydana gelen kalça kırığı, kemik kalitesinin de değerlendirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir bulgudur" diye konuştu. "Düşmeleri önleyin" Kalça kırığının oluşmasında çoğu zaman iki önemli faktörün bir araya geldiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, bunların zayıf kemik ve düşme olduğunu söyledi. Özellikle daha önce düşmüş yaşlılarda denge ve yürümenin değerlendirilmesi, görme sorunlarının düzeltilmesi, kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi ve ayağa kalkınca tansiyon düşmesi gibi durumların araştırılması gerektiğini belirten Özalp, ev ortamının da düşme riskine karşı düzenlenmesi gerektiğini ifade etti. Özalp, kaygan halı ve yerdeki kabloların kaldırılması, banyoda kaymayı önleyici düzenlemeler yapılması, gece kullanılan alanlarda yeterli aydınlatmanın sağlanması ve uygun ayakkabıların tercih edilmesinin düşme riskini azaltabileceğini belirtti. Prof. Dr. Erden Ertürer ise düşmelerin yalnızca kırık açısından değil, kişinin genel hareket kapasitesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Düşme sonrası hastanın yeniden güvenli şekilde yürüyebilmesi çok önemli. Bu nedenle kırık riskini azaltırken aynı zamanda kas gücünü ve dengeyi korumaya yönelik yaklaşım da tedavinin bir parçası olmalı" dedi. "Kaslarınızı güçlü tutun" Kalça kırığından korunmanın yalnızca kemiklere bakmaktan geçmediğini belirten Uzm. Dr. Özalp, güçlü bacak kasları ve iyi dengenin düşme riskinin azaltılmasında kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Yaş ilerledikçe kas kütlesi ve kas gücünün azalabileceğini belirten Özalp, kişinin sağlık durumuna uygun direnç egzersizleri, denge çalışmaları ve düzenli fiziksel aktivitenin yaşamın bir parçası haline getirilmesi gerektiğini ifade etti. "Bir sandalyeden ellerinizi kullanmadan kalkıp oturmakta zorlanıyorsanız kas gücünüzün ve fiziksel performansınızın değerlendirilmesi gerekebilir" diyen Özalp, hedefin yalnızca daha uzun yaşamak değil, ilerleyen yaşlarda da ayağa kalkabilmek, yürüyebilmek ve bağımsız kalabilmek olduğunu vurguladı. "Protein ve yeterli beslenmeyi ihmal etmeyin" Kemik sağlığından söz edildiğinde çoğunlukla kalsiyum ve D vitamininin akla geldiğini ancak yaşlı bireylerde kasların korunmasının da en az kemiklerin korunması kadar önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Özalp, yetersiz protein alımının kas kaybını hızlandırabileceğini söyledi. İştah azalması, çiğneme ve yutma problemleri veya kronik hastalıklar nedeniyle yaşlı bireylerde yeterli beslenmenin zorlaşabileceğini ifade eden Özalp, beslenme durumunun gerektiğinde sağlık profesyonelleri tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. "D vitamini ve kalsiyumu bilinçli kullanın" D vitamini ve kalsiyumun kemik sağlığı açısından önemli olduğunu ancak takviyelerin gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, kişinin beslenmesi, güneş maruziyeti, mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve gerekli durumlarda tetkik sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Özalp, "Yüksek kırık riski bulunan bir kişide yalnızca vitamin kullanmak, osteoporoz tedavisi açısından yeterli olmayabilir. Kişinin toplam kırık riski değerlendirilerek gerekli durumlarda uygun osteoporoz tedavisi planlanmalıdır" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Erden Ertürer de kalça kırığı sonrasında ortopedik tedavinin yanı sıra yeni kırıkların önlenmesinin de önemli olduğunu belirterek, "Mevcut kırığı tedavi etmek kadar, hastanın bundan sonraki yaşamında yeni bir kırık yaşamaması için gerekli önlemlerin alınması da önemlidir. Bu noktada ortopedi ile geriatri başta olmak üzere ilgili branşların birlikte çalışması hastanın uzun dönem sonuçları açısından değerlidir" dedi. "'Bir kez düştüm ama bir şey olmadı' demeyin" Özellikle ileri yaşta yaşanan düşmenin vücudun verdiği önemli bir uyarı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, tekrarlayan düşmelerin "yaşlılıktan kaynaklanıyor" şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Düşmenin nedeninin araştırılması gerektiğini ifade eden Özalp; denge, kas gücü, görme, tansiyon değişiklikleri, kullanılan ilaçlar, beslenme durumu ve kemik sağlığının birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığını belirtti. "Kalça kırığı sonrasında amaç hastayı yeniden hayata kazandırmak" Kalça kırığı oluştuğunda tedavinin geciktirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Erden Ertürer, özellikle ileri yaştaki hastalarda uzun süre hareketsiz kalmanın kas kaybını artırabileceğine ve hastanın yeniden yürümesini zorlaştırabileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Ertürer, "Kalça kırığında tedavinin amacı yalnızca kırığın iyileşmesini sağlamak değildir. Hastanın genel sağlık durumu elverdiği ölçüde mümkün olduğunca erken dönemde hareketlendirilmesi ve rehabilitasyon sürecinin başlatılması önemlidir. Hastanın yeniden ayağa kalkabilmesi, yürüyebilmesi ve günlük yaşam aktivitelerini mümkün olduğunca bağımsız sürdürebilmesi tedavinin önemli hedeflerindendir" dedi. Kırık sonrasında ortopedi, geriatri ve fizik tedavi ve rehabilitasyon ekiplerinin birlikte çalışmasının hastanın toparlanmasına katkı sağlayabileceğini belirten Ertürer, tedavi sürecinin hastanın genel sağlık durumu ve ihtiyaçlarına göre planlanması gerektiğini ifade etti. "Kalça kırığını önlemek, tedavi etmekten önce geliyor" Kalça kırığından korunmanın tek bir yöntemle mümkün olmadığını belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, "Güçlü kas, sağlıklı kemik, iyi denge, güvenli bir yaşam alanı ve düzenli kırık riski değerlendirmesi birlikte ele alınmalıdır. Bir kişinin kemik yoğunluğu kadar günlük yaşamda ne kadar hareket ettiği, ne kadar güçlü olduğu, düşüp düşmediği, nasıl beslendiği ve kullandığı ilaçlar da önemlidir" dedi. Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının tedavi edilebilir olmakla birlikte ileri yaşta ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, "Kalça kırığı yaşlılığın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu değildir. Kırık oluşmadan önce alınabilecek önlemler, kırık sonrasında uygulanacak tedavi kadar değerlidir. Amaç hastanın hareketliliğini, bağımsızlığını ve yaşam kalitesini mümkün olduğunca uzun süre korumaktır" ifadelerini kullandı. Uzmanlar; sağlıklı kemikler, güçlü kaslar, iyi denge, güvenli yaşam alanı ve düzenli sağlık kontrollerinin kalça kırığı riskini azaltmada birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, kalça kırığının yaşlılığın kaderi olmadığını belirterek; kemiklerin, kasların, dengenin ve yaşam alanının korunarak kırık riskinin azaltılabileceğini vurguluyor.

Özelde yüksek maliyetli ameliyat, devlet hastanesinde malzeme ücretine yapılıyor Haber

Özelde yüksek maliyetli ameliyat, devlet hastanesinde malzeme ücretine yapılıyor

Çene ve yüz bölgesindeki deformiteler sebebiyle tedavi ihtiyacı bulunan hastalar, özel hastanelerde yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalırken, Sakarya Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi'nde gerçekleştirilen ileri cerrahi müdahaleler yalnızca kullanılan malzeme ücreti karşılığında yapılıyor. Çenenin normalden farklı şekilde gelişmesi veya kaza, travma ve kırıklar nedeniyle çene yapısının bozulmasına bağlı oluşan deformitelerin tedavisinde hastalar, özel hastanelerde yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalırken, Sakarya Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi'nde gerçekleştirilen ileri cerrahi müdahalelerle yalnızca kullanılan malzeme ücreti karşılığında tedavi olabiliyor. Çene deformitelerinden travma sonrası oluşan kırıklara, çene eklemindeki rahatsızlıklardan ileri düzey vakalara kadar birçok cerrahi işlem, teşekküllü ameliyathane ortamında uygulanıyor. Ağız, Diş ve Çene Hastalıkları ve Cerrahisi Uzmanı Abdüssamed Geyik, çene ve yüz bölgesindeki deformitelerin tedavisinde hastaya özel planlama yapıldığını belirterek, ameliyatların detaylı muayene ve analizlerin ardından gerçekleştirildiğini söyledi. Cerrahi müdahalelerin 3-4 saat sürebildiğini ve bu sebeple uygun ameliyathane şartları gerektiğini aktaran Geyik, söz konusu işlemlerin her klinikte gerçekleştirilemeyeceğini ifade etti. "Hastamızın ideal görüntüsünü kazandırabiliyoruz" Ağız Diş ve Çene Hastalıkları ve Cerrahisi Uzmanı Abdüssamed Geyik, "Hastamız bize başvuru yaptığında tam detaylı bir analiz yaptıktan sonra cerrahi planlamanın ardından ameliyata alabiliyoruz ve hastamızın ideal görüntüsünü kazandırabiliyoruz. Bu durum özel kliniklerde olma şansı yok çünkü ameliyathane ortamı olması gerekiyor ve 3-4 saat süren ameliyatlar. Bu tür ameliyatların teşekküllü hastanelerde olması gerekiyor. Detaylı bir muayene ve incelemeden sonra bu karar verilebiliyor. Dolayısıyla herkesin karar vereceği ve her yerde olabilecek bir işlem değil" dedi. "Hastanın evrensel ideallere göre yüz hatlarını belirliyoruz" Her adımın hastaya anlatıldığını belirten Geyik, "Öncelikle hastanın evrensel ideallere göre yüz hatlarını belirliyoruz bu sapmaları tanımladıktan sonra hastaya bilgi veriyoruz. Daha sonrasında da hasta isterse, uygun bulursa işlemlerimizi yapıyoruz. Tamamen doğal şekillerde hastanın fazlalık olan kemiğini çıkartıyoruz veya ekleme yapılacaksa kalçadan kemik alarak ekleme yapıyoruz. Yapay madde kullanmıyoruz sadece yapay denebilecek olan rehber plaklar ve onlarda kalıcı değil sadece ameliyat esnasında kullanılıyor ve sonrasında atılıyor" diye konuştu. "Çene deformeleri sadece gelişimsel olmuyor" Çene problemlerinin travmaya bağlı oluşabileceğini belirten Geyik, "Çene deformeleri sadece gelişimsel olmuyor travma neticesinde de çenede ve yüzde kırıklar oluşuyor ve bunlar bir deformite haline geliyor. Yakın zamanda yapılan bir ameliyatta hasta 2-3 ay yoğun bakımda kalmış kırık haliyle tabi hayati tehlikesi olduğu için kırık tedavisi yapılamamış. Daha sonrasında ise bize başvurduğunda deformitesi vardı, tedavisini anlatıp ameliyata aldık çok şükür şuanda hastamız taburcu oldu ve hayata devam ediyor" şeklinde konuştu. "Özel hastanelerde yapılabiliyor ama çok yüksek maliyetlere" Çene ameliyatlarının sadece kullanılan malzeme parasına yapıldığını aktaran Geyik, "Çene sesleri toplumun yüzde 80-90'ında var. Bunların bir kısmı normal olabilecek şeyler bir kısmı ise patolojik ve bunu biz hastaya ifade ediyoruz. Tedavilerde ise girişimsel olanlar ve ameliyatsız olanlar var genellikle de ameliyatsız olanları tercih edip onlarla işleme başlıyoruz. Bazı durumlarda da tedaviler yeterli gelmez ise cerrahi müdahaleler var; bazen diski kemiğe bağlıyoruz, bazen diski bölgeden çıkartmak gerekiyor, onun yerine karından yağ ekleyebiliyoruz. Daha da ileri bir durum ise hem diski hem de kemiği çıkartarak kişiye özel protezler ürettirerek o bölgeyi yapay protezle restore ediyoruz. Bu ameliyatlar, normalde özel hastanelerde yapılabiliyor ama çok yüksek maliyetlere, birçok hastayı zorlayabilecek rakamlara yapılabiliyor. Bizim kurumumuzda çok cüzi rakamlara sadece kullanılan malzeme parasına yapılıyor bu işlemler. Bu sebeple hastalar bize geldiklerinde çok cüzi miktarlara tedavilerini olabiliyorlar. Sakarya'da bu işlemleri yapan çene cerrahisi olarak tekiz, Türkiye'de ise sayılı kurumlardan birisiyiz" ifadelerini kullandı.

"Ameliyat olduğu belli olmamalı" Haber

"Ameliyat olduğu belli olmamalı"

Maltepe Özel Ersoy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Emre Gürkan, rinoplastinin sadece estetik değil nefes alma problemlerinde de çözüm sunduğunu belirterek, "Amacımız ameliyat olduğu belli olmayan doğal bir görünüm elde etmektir. Tam iyileşme için sabır ve deneyimli uzman hekim uygulaması çok önemli" dedi. Günümüzde en sık tercih edilen estetik operasyonların başında gelen rinoplasti, hem yüz hatlarıyla uyumlu doğal bir görünüm kazandırıyor hem de sağlık sorunlarına çözüm sunuyor. Maltepe Ersoy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Emre Gürkan, cerrahi işlemin detaylarını aktararak burun içi eğrilik ve konka büyümesi gibi rahatsızlıkların da aynı seansta tedavi edilebildiğini vurguladı. Tedavi yöntemi hastanın burun yapısı, cilt kalınlığı ve hekimin değerlendirmesine göre yapılmakta" Burun yapısından memnun olmayan ya da travma sonrası şekil bozukluğu yaşayan kişilerin bu ameliyat için uygun adaylar olduğunu belirten Op. Dr. Emre Gürkan, ameliyat yöntemlerinin detaylarına ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Kemerli burun yapısına sahip, burun ucu düşük ya da geniş olan ve nefes alma sorunu yaşayan bireylerde rinoplasti başarılı sonuçlar vermektedir. Kemik gelişiminin tamamlandığı 18 yaş sonrasında önerilmekle birlikte, genel sağlık durumu elveren ileri yaştaki hastalara da güvenle uygulanabilir. Bu noktada yöntem seçimi hastanın burun yapısı, cilt kalınlığı ve hekimin değerlendirmesine göre yapılmaktadır. Açık Rinoplasti burun altından açılan küçük bir kesi ile cerraha geniş bir görüş alanı sağlar. Kapalı Rinoplastide ise kesiler burun içinden yapıldığı için dışarıdan herhangi bir iz kalmaz." "İyileşme döneminde darbe riskinden ve gözlük kullanımından kaçınılmalı" Genel anestezi altında yapılan ve ortalama 2-3 saat süren ameliyatın ardından iyileşme sürecine dair detaylar paylaşan Op. Dr. Gürkan, şu uyarılarda bulundu: "Ameliyat sonrası yerleştirilen atel genellikle 1 hafta içinde çıkarılır. İlk günlerde görülen hafif ağrı, morluk ve şişlikler son derece normaldir. Hastalar genellikle 7-10 gün içerisinde sosyal hayatlarına dönebilirler. İyileşme döneminde ağır egzersizlerden, darbe riskinden ve bir süre gözlük kullanımından kaçınılmalıdır. Burnun nihai şeklini alması 6 ay ile 1 yıl arasında bir zaman almaktadır." Amaç ameliyat olduğu belli olmayan doğal bir görünüm Modern cerrahi teknikler sayesinde kişiye özel planlama yapıldığını dile getiren Op. Dr. Emre Gürkan, hedeflerinin doğal bir görünüm elde etmek olduğunu vurguladı. Sonuçların kalıcı olduğunu ancak ödemin dağılması için sabırlı olunması gerektiğini hatırlatan Gürkan, her cerrahi işlemde olduğu gibi enfeksiyon, kanama, asimetri gibi risklerin bulunduğunu ve bu nedenle deneyimli uzman hekimlerle hareket edilmesinin önemine dikkat çekti.

Bel sağlığını korumak için yapılması gerekenler Haber

Bel sağlığını korumak için yapılması gerekenler

İnsanların çoğu hayatının herhangi bir döneminde mutlak surette bir defa da olsa bel ağrısı yaşar. Peki bel sağlığını korumak ve gelecek yıllarda gelişebilecek bel ağrılarından kurtulmak için yapılabileceklerle ilgili Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır önemli bilgiler verdi. BEL AĞRILARI NEDEN OLUR ? Ağrı bir bulgudur. Hastalık değildir. Tedavi edilmesi gereken şey de ağrı değil; ağrının asıl nedeni olan hastalığın ortadan kaldırılması veya arızanın tamir edilmesidir. 6 haftadan kısa süreli var olan ağrılara Akut Bel Ağrısı denir. Belirli bir aktivite veya travma sonrası gelişebileceği gibi, travmasızda olabilir. Genellikle ağrı, kendiliğinden azalır veya tamamen geçebilir. Bir defa ciddi bel ağrısı yaşayan insanların yaklaşık yüzde 30’u tekrar bir atak geçirebilir. Ancak kontrol ve bakım altında olur ise bu tekrarlama riski en aza indirilebilir. Üç aydan uzun süreli varlığını devam ettiren bel ağrılarına ise Kronik Bel Ağrısı adı verilmektedir. Var olan doku bozukluğu, ortamdaki sinir uçlarını etkileyerek ağrı ortaya çıkarır. En çok gördüğümüz şey ise akut ağrı döneminde kolayca halledebileceğimiz hastalıkların ehil olmayan ellerdeoyalanarak kronik hale gelmesidir. BEL AĞRILARINI TETİKLEYEN SEBEPLER NELERDİR ? Gerçek bir tedavi yapabilmek için gerçek ağrı kaynakları ciddi bir uzman hekim muayenesi ve tetkiklerle araştırılmalıdır. Fazla kilolu olmak, fıtık yapacak kadar veya bel yapılarını zorlayacak kadar ağır kaldırma, eğilerek çalışıyor olmak, uzun süreli oturmak veya otururken öne eğilerek iş yapmak veya durmak veya aynı pozisyonda uzun süre kalmak, stresli dönemlerin uzun sürmesi, çok doğum yapmak, ev işlerini uygunsuz pozisyonda ve uzun süre yani ara vermeden yapmak, cinsel yaşamda beli korumamak bel sorunları yaşamaya neden olmaktadır. BEL AĞRILARINDAN KORUNMAK VE BEL SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR? En önemli olan şeyi kaçırmaktayız. Asıl olan belde ağrı çıkmadan tedbir almaktır. Bel ağrısı oluşumuna neden olacak şeyler belli olduğuna göre işe bunlara riayet etmekle başlamak mecburiyetindeyiz. Gerekli bakımları yapılmayan araba bizi yolda bırakcağı gibi gerekli bakımları ve korumaları yapılmayan bel de bir gün bize bu acıyı yaşatacaktır. Öncelikli olarak kesinlikle obezite yani fazla kilo fıtığın veya bel ağrılarının en önde gelen nedenlerindendir. Kilo almadan yaşamayı bir hayat tarzı haline getirmeye mecburuz.Bel ağrısı yaşadığımız zaman ne yapacağız sorusu akla gelmektedir. Öncelikli olarak bu konuda gerçekten tecrübeli olan uzman bir doktora başvurmalı; geçiştirici işlemlerle arızayı kronik hale getirmekten kaçınmalıdır. Altta yatan neden bir tümör, çok ciddi bir fıtık, omur kırığı veya bel kayması da olabileceği için konuyu iyi bilmeyen insanların öneri veya tedavi adı altındaki uygulamaları ile zaman kaybedilmemelidir. Genellikle hastaların ağrılarının geçmesi altta yatan nedenin ortadan kalkmış olduğu şeklinde algılanıp rahat davranılmakta ve kolayca çözülebilecek bir hastalık daha zor çözülür veya çözümsüz hale gelebilmektedir. Şu bir gerçektir ki, bel ağrısı yeteri kadar önemsenmemektedir. Başımıza çok ciddi sorunlar açabileceğinin bilincinde olunamamaktadır. İnsanlarımız ağrısız yaşatmak ve bel fıtığı gelişmesini önceden engellemek imkan dahilindedir. Sorunun altında yatan nedenin kesin ortadan kaldırılmasına değil de ağrının ortadan kaldırılmasına yönelinmektedir. Bu ciddi bir hatadır ve hastalarımızı ileri de başına çok büyük sorunlar açabilecek hale getirmektedir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.