Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Ticaret

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Ticaret haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ticaret haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz'dan savaş açıklaması Haber

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz'dan savaş açıklaması

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen olan ve alanında dünyanın önde gelen isimlerini bir araya getiren Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi 2026 (Stratcom Summit 2026) "Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı" temasıyla İstanbul’da başladı. Stratejik iletişim konusunda dünyanın dört bir yanından alanında uzman isimleri bir araya getiren zirveye, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran ve farklı kuruluşlardan birçok temsilci katıldı. Belirsizliklerin arttığı bu dönemin, küresel ekonomiye de ciddi şekilde darbe vuran boyutlara ulaştığını belirten Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Kurallara dayalı sistem söyleminin yerini güç siyaseti alırken; güven, meşruiyet ve anlatı eş zamanlı sorgulanmaktadır. ’Güçlüysem istediğimi yapabilirim’ anlayışı uluslararası hukuku zayıflatırken, iç siyasette de meşruiyet krizlerine yol açmakta ve demokratik süreçlere zarar vermektedir. Gazze’de devam eden insani trajedi, bölgeye yayılan gerilim ve İran merkezli gelişmeler, uluslararası sistemin mevcut yapısıyla bu krizlere karşılık vermekte ne denli zorlandığını ortaya koymaktadır" dedi. "Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bu savaşın bir an önce sona ermesini, öncelikle bir ateşkes sağlanmasını bekliyoruz" Şu anda en sıcak meselenin İsrail’in kışkırtmasıyla başlayan İsrail-ABD ile İran savaşı olduğunu söyleyen Yılmaz, "Bu savaş, bölgesel ve küresel istikrara çok ciddi etkilerde bulunmaktadır. Çocuklar dahil savaşın ürettiği insani maliyetleri hep birlikte görüyoruz. İnsani maliyetlerin ötesinde ekonomik, çevresel maliyetler de maalesef karşımızda. Özellikle ticaret kanalıyla, lojistikle, turizm kanalıyla, yine gübre gibi temel girdiler başta olmak üzere tarım ve gıda üzerindeki etkilerle, yaşanan savaş dünyada büyük maliyetler üretir hale gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bu savaşın bir an önce sona ermesini, öncelikle bir ateşkes sağlanmasını, sonra da kalıcı bir şekilde bu çatışma risklerini bir daha yaşamayacağımız bir şekilde diplomasiyle sorunların aşılmasını bekliyoruz. İran’da bunlar yaşanırken bir anlamda İran’daki savaşın gölgesinde, bu savaşın oluşturduğu atmosferden de istifade ederek; İsrail’in Gazze’de ortaya koyduğu eylemler, Batı Şeria’da ortaya koyduğu hukuk dışı eylemler, Lübnan’ı işgal etmesi, egemen başka bir ülkeyi işgal etmesi ve 1 milyondan fazla insanı yerinden yurdundan etmesi, yine Suriye’deki istikrarı tehdit eden eylemler içinde bulunması da altını çizmemiz gereken bir durumdur. Bir taraftan da tabii Mescid-i Aksa’nın bayram namazında dahi inananlara kapalı tutulması hiçbir ölçüyle kabul edilebilir bir durum değildir" diye konuştu. "Türkiye Cumhuriyeti barıştan yana, diplomasiden yana, savaşlara karşı tutumunu net bir şekilde sergiliyor ve sergilemeye devam edecek" Yapılanların hukuka, temel insan haklarına, inanç özgürlüklerine aykırı olduğu gibi Kudüs’ün ruhuna ve Hazreti İbrahim’in mirasına da büyük bir ihanet olduğunu söyleyen Yılmaz," Bütün dünyanın, uluslararası kurumların, yeniden bir güven inşa etmek isteyen tüm çevrelerin bu hukuk dışı yaklaşımlara mutlaka karşı çıkması ve güçlü bir şekilde sesini yükseltmesi gerekir. Cumhurbaşkanımız bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu haksızlıklara karşı ilkeli duruşunu gür bir şekilde itirazlarını ifade etmeye devam ediyor ve inanıyorum ki bir gün bu yaşadığımız sürecin muhasebesini yaptığımızda, tarihi yeniden yorumladığımızda, tarihin doğru tarafında olduğumuzu hepimiz görmüş olacağız. Doğru tutumları zor zamanlarda göstermek önemlidir. Rahat zamanlarda herkes konuşabilir. Önemli olan zor dönemlerde doğru tavrı, doğru iletişimi, doğru ilkeli duruşu sergileyebilmektir. Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu gerçekleştiriyor. Türkiye Cumhuriyeti barıştan yana, diplomasiden yana, savaşlara karşı tutumunu net bir şekilde sergiliyor ve sergilemeye devam edecek" dedi. Gazze’de yaşanan soykırımda bu gerçekleri yansıtmaya çalışırken hayatını kaybeden gazetecilerin, basın mensuplarının bu süreçlerin en güçlü şahitleri olduğuna Yılmaz, "Bu durum bilgi boşluklarının manipülatif içeriklerle doldurulmasına ve algı üretimini daha kırılgan hale getirmiştir. Stratejik iletişim, dış dünyaya yönelik bir araç olmaktan ziyade toplumların dayanıklılığını güçlendiren, doğru bilgiye erişimi kolaylaştıran ve kamuoyunun dezenformasyona karşı direncini arttıran bir iç güvenlik unsuru haline de gelmiştir. Böylesine çalkantılı bir konjonktürde sahaya çıkan her aktörün önünde iki seçenek bulunur. Krizlerin önünde sürüklenmek ya da barış için, gidişatı değiştirmek için güçlü bir irade ortaya koymak. Türkiye Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ikinci yolu tercih etmiş ve bu tercihini de sadece lafla, sözle değil; somut adımlarla tüm dünyaya kanıtlamıştır. Krizlerin derinleştiği anlarda taraflar arasında kurulan temasın devamlılığı, süreçlerin kontrol altında tutulabilmesinin yegane güvencesidir. Liderler her zaman önemlidir, her şartta önemlidir. Ancak fırtınalı zamanlarda, kaotik zamanlarda liderliğin önemi bir kat daha artmaktadır. Bu anlamda dirayetli liderliğiyle sadece ülkemiz için değil, bölgemiz için ve küresel düzen için de son derece önemli bir değer olan Cumhurbaşkanımızın liderliğinin çok daha kıymetli hale geldiğini vurgulamak isterim. Rusya-Ukrayna savaşı yaşanırken her iki tarafla da görüşebilen, Tahıl Anlaşması gibi tüm insanlığı, küresel ekonomiyi ilgilendiren konularda mesafe alınmasını sağlayan lider Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Güney Kafkasya’da Azeri-Ermeni diyaloğunda ve barış çabalarında ne kadar önemli bir rol oynadığını hepimiz biliyoruz. Yine Afrika’da Etiyopya-Somali geriliminde ortaya koyduğu tavrı ve başarıyı tüm dünya izledi. Kısacası tüm kriz alanlarında Türkiye’nin ilkesel bir tavır ortaya koyduğunun altını çizmek istiyorum. Bu yaklaşım bir krize dönük, bir olaya dönük tavrın ötesinde sistematik bir tutumu sergilemektedir. Bu da tüm taraflarla iletişim içinde olan, barışı arayan, müzakereyi arayan bir tavırdır" diye konuştu. "Daha adaletli bir dünya mümkündür" Yılmaz, "Cumhurbaşkanımızın ’Dünya 5’ten büyüktür’ çağrısı tam da bu zeminde çok daha büyük bir anlam ifade etmektedir. Dünya 5’ten büyüktür. Dünya kaos arayanlardan, çatışma, savaş arayanlardan da büyük. Dünyanın barışa ihtiyacı var, insanlığın barışa ihtiyacı var ve bunun temeli de adalettir. Daha adaletli bir dünya mümkündür. Biz buna inanıyoruz ve bu yönde çaba sarf etmeye tüm gücümüzle devam edeceğiz. ’Güçlüysem haklıyım, güçlüysem her istediğimi yapabilirim’ diyen bir dünyada Türkiye olarak biz karşı bir tavır sergiliyoruz ve şunu söylüyoruz. Hem haklı olacağız hem de güçlü olacağız. İkisini bir arada yapacağız. Ben şuna yürekten inanıyorum. Bugünkü güç siyaseti, ’Güçlüysem her şeyi yapabilirim’ anlayışı sürdürülebilir bir anlayış değildir. İnsanlık ve insanlık ittifakı buna müsaade etmez. Mutlaka ve mutlaka bir dip dalgayla bu ortamın değiştiğini, farklı şartların oluştuğunu göreceğiz. İşte Türkiye Cumhuriyeti olarak insanlığın değerlerini en güçlü şekilde taşıma iradesiyle, hafızamızla, medeniyet birikimimizle bu sürece liderlik eden ülkeler arasında olacağımıza inanıyorum" dedi.

Bursa’nın fethinin 700. yılında anlamlı sempozyum Haber

Bursa’nın fethinin 700. yılında anlamlı sempozyum

Bursa’nın fethinin 700. yılı dolayısıyla düzenlenen “Osmanlı’nın Kuruluşu ve Bursa’nın Fethi Sempozyumu”, akademi ve tarih dünyasını bir araya getirdi. Türk Tarih Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi, Bursa Uludağ Üniversitesi ve Yıldırım Belediyesi iş birliğiyle gerçekleştirilen etkinlikte, Osmanlı’nın kuruluş süreci ve Bursa’nın fethi farklı yönleriyle değerlendirildi. BURSA’NIN FETHİ BİR GÖNÜL FETHİDİR Sempozyumun açılışında konuşan Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Bursa’nın yalnızca bir şehir değil, büyük bir medeniyetin doğduğu merkezlerden biri olduğunu vurguladı. Bursa’nın fethinin sadece askeri bir zafer olmadığını belirten Yılmaz, bu fetihin aynı zamanda bir gönül fethi olduğunu ve yeni bir çağın başlangıcı olduğunu söyledi. Bursa’nın Osman Gazi’nin hayali ve Orhan Gazi’nin fethiyle 1326 yılında Osmanlı’nın ilk başkenti olduğunu hatırlatan Başkan Yılmaz, şehrin tarih boyunca ilim, ticaret ve sanatın merkezi haline geldiğini ifade etti. Başkan Yılmaz, "Bu topraklar; antik dönemden Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan köklü bir tarihî birikimin üzerinde yükselmiştir. Bursa, Osmanlı’nın ilk başkenti olmasının yanı sıra ilmin, ticaretin, sanatın ve şehirleşmenin de öncüsü olmuştur. İlk Osmanlı parası burada basılmış, ilk hastanelerden biri burada açılmış, çini sanatı burada gelişmiş ve şehir vakıf medeniyetinin en güzel örnekleriyle donatılmıştır. Altı padişahın ve yirmi şehzadenin ebedi istirahatgâhı olan Bursa, aynı zamanda bir ruhun taşıyıcısıdır. Bu ruh; adalettir, merhamettir ve “insanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışıdır" diye konuştu. BİZLER ŞEHRİMİZE SAHİP ÇIKMAYI BİR VEFA BORCU OLARAK GÖRÜYORUZ "Tarihini bilen milletler yönünü kaybetmez" diyen Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, "Şehrin ruhunu koruyanlar kimliğini yitirmez. Medeniyetine sahip çıkanlar istikbalini başkalarına teslim etmez. Bizler, şehrimizin ve ülkemizin tarihine sahip çıkmayı bir görev değil, bir vefa borcu olarak görüyoruz. Bursa’nın emanetini taşımayı ise bir sorumluluk değil, bir şeref olarak kabul ediyoruz. Bu vesileyle sempozyuma katkı sunan kıymetli akademisyenlerimize, araştırmacılarımıza ve siz değerli misafirlerimize gönülden teşekkür ediyorum. Ayrıca bu önemli organizasyonda birlikte çalıştığımız Türk Tarih Kurumu’na, Türkiye Bilimler Akademisi’ne, Bursa Uludağ Üniversitesi’ne ve Yıldırım Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Müdürlüğü’ne şükranlarımı sunuyorum. Temennimiz; bu sempozyumun fetih ruhunu yeniden idrak etmemize vesile olması ve geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir köprü kurmasıdır. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyor, sempozyumumuzun hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Bursa sizinle güzel” dedi. BU FETİH YENİ BİR ÇAĞIN BAŞLANGICI OLMUŞTUR Bursa Uludağ Üniversitesi Rektör Vekili Cafer Çiftçi ise Bursa’nın fethinin yalnızca bir toprak kazanımı değil, aynı zamanda adalet, hoşgörü ve estetik anlayışının yeşerdiği yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu söyledi. Çiftçi, Bursa’nın kısa sürede farklı coğrafyalardan gelen ilim insanları ve tüccarlarla gelişerek önemli bir ticaret ve kültür merkezi haline geldiğini belirtti. Konuşmalarda, Bursa’nın tarih boyunca sahip olduğu ticari ve kültürel zenginliğe dikkat çekilerek, şehrin Venedik, Cenova ve Floransa gibi önemli ticaret merkezleriyle kurduğu ilişkilerin altı çizildi. İki gün sürecek sempozyumda alanında uzman akademisyenler, Osmanlı’nın kuruluşu ve Bursa’nın fethine dair yeni bakış açıları sunarken; etkinliğin geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir bağ kurulmasına katkı sağlaması hedefleniyor.

Türkiye, küresel belirsizliğe rağmen yatırımda yükselişte Haber

Türkiye, küresel belirsizliğe rağmen yatırımda yükselişte

Ticaret Bakanlığı, Türkiye’nin son yıllarda izlediği sanayi, ticaret ve yatırım politikalarının uluslararası yatırımcılar nezdinde güçlü karşılık bulduğunu duyurdu. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı bir dönemde Türkiye, doğrudan yabancı yatırımlarda dikkat çekici bir performans sergiledi. Birleşmiş Milletler verilerine göre 2025 yılında küresel doğrudan yatırım akımları yüzde 14 artarak 1,6 trilyon dolara ulaştı. Ancak gelişmekte olan ülkelere yönelen yatırımlar azalırken, Türkiye bu olumsuz tabloya rağmen yüzde 29’luk artışla öne çıkan ülkeler arasında yer aldı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası verileri, ülkeye giren uluslararası doğrudan yatırımın 2025’te yüzde 12,2 artarak 13,1 milyar dolara yükseldiğini ortaya koydu. Bu da aylık ortalama 1,1 milyar dolarlık istikrarlı bir yatırım akışına işaret etti. Bakanlığın analizlerine göre yabancı sermayeli şirketler, 2025 yılında Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 30’unu gerçekleştirdi. Bu firmaların en fazla ihracatı Avrupa Birliği ülkelerine yapılırken; Almanya, Birleşik Krallık ve ABD başlıca pazarlar arasında yer aldı. Sektörel dağılımda ise otomotiv, makine ve elektrikli cihazlar öne çıktı. Bu tablo, Türkiye’nin küresel tedarik zincirlerindeki güçlü konumunu ve yüksek katma değerli üretim kapasitesini teyit etti. Ticaret Bakanlığı yaptığı yazılı açıklamada, önümüzdeki dönemde yatırım ortamını iyileştirme, ihracat kapasitesini artırma ve küresel değer zincirlerindeki konumu güçlendirme hedefleri doğrultusunda çalışmaların süreceğini vurguladı.

BUSİAD'dan 'Made in Europe' raporu Haber

BUSİAD'dan 'Made in Europe' raporu

BUSİAD, "Made in Europe" raporunu açıkladı. Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim tarafından hazırlanan raporda, Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart 2026 tarihinde taslak olarak karara bağlanan yeni sanayi düzenlemesinin, Avrupa Birliği’nin üretim kapasitesini artırmayı ve tedarik zinciri güvenliğini sağlamayı hedefleyen tarihi bir adım olduğu vurgulandı. Kamuoyunda “Made in Europe” olarak bilinen düzenlemenin, Türkiye gibi Gümrük Birliği entegrasyonuna sahip ülkelerin kamu ihaleleri ve teşvik mekanizmalarında “AB menşeli” kapsamında değerlendirilmesini öngördüğü belirtilen raporda, bu gelişmenin ilk aşamada Türk sanayisi açısından önemli bir rahatlama sağlayabileceği ifade edildi. Raporda şu görüşlere yer verildi: “Bu kapsamın dışında kalmamız, mevcut ticaret ilişkilerimiz açısından onarılması güç zararlar doğurabilecekken, söz konusu düzenleme Türk sanayisi açısından olumlu bir gelişme olarak kayda geçmiştir. Ancak taslak metnin detayları incelendiğinde sürecin henüz tamamlanmadığı ve özellikle rekabet ile kamu alımları alanlarında Türkiye açısından ciddi yapısal riskler barındırdığı görülmektedir.” Taslak metnin henüz tüm onay süreçlerini tamamlamadığı belirtilen raporda, düzenlemenin 2026 yılı sonu veya 2027 yılı başında yürürlüğe girmesinin beklendiği ifade edildi. Bu nedenle sürecin yakından takip edilmesi ve mevcut kazanımların yasalaşma sürecine kadar korunmasının kritik önem taşıdığının vurgulandığı raporda, “AB’nin taslak metinde kullandığı ‘entegrasyonda olunan ülkeler’ tanımı yalnızca Gümrük Birliği kapsamındaki ülkeleri değil, aynı zamanda Birliğin ‘Trusted Partners’ (Güvenilir Ortaklar) olarak tanımladığı yaklaşık 40 ülkeyi de kapsamaktadır. Bu durum, AB’nin yakın gelecekte Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalaması beklenen Hindistan, Latin Amerika veya Asya ülkelerinin de zaman içinde bu avantajdan yararlanabileceği anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Avrupa pazarında yalnızca yerel üreticilerle değil, bu kapsama dahil olan küresel rakiplerle de yoğun bir rekabet yaşanacaktır. Bu tablo, kalıcı çözümün Gümrük Birliği’nin kapsamlı biçimde güncellenmesi ve derinleştirilmesi olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.” ifadeleri yer aldı. Raporda düzenlemenin bazı gri alanlar içerdiğine de dikkat çekildi. Bu kapsamda yapılan değerlendirmelerde; “Avrupa Birliği, kamu alımları süreçlerinde ‘Reciprocity’ (Karşılıklılık) ilkesini katı biçimde uygulayacağını ve korumacı uygulamalara sahip ülkeleri kendi ihalelerinden dışlayabileceğini açıkça ifade etmektedir. Türkiye açısından sorun, mevcut Gümrük Birliği anlaşmasının kamu alımlarını kapsamaması ve Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) Kamu Alımları Anlaşması’na taraf olmamasıdır. Bunun yanı sıra Türkiye’de uygulanan ‘yerli malına fiyat avantajı’ düzenlemeleri ve bazı ihalelerdeki ‘yerli malı zorunluluğu’ Avrupa Birliği tarafından korumacılık ve piyasaya erişim engeli olarak değerlendirilmektedir. AB’nin bu durumu gerekçe göstererek karşılıklılık ilkesini Türkiye’ye karşı uygulaması ve kamu alımlarını yeniden bir kısıtlama aracı haline getirmesi önemli bir risk oluşturmaktadır.” denildi. BUSİAD Ekonomi Danışmanı ve Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim tarafından hazırlanan raporun sonuç bölümünde ise şu görüşlere yer verildi: “Türk mallarının genel ticarette AB menşeli olarak kabul edilmesi önemli bir kazanımdır. Ancak kamu alımları mevzuatımızdaki mevcut asimetrinin, Avrupa’daki büyük kamu ihalelerinden dışlanmamıza yol açabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle bir yandan Gümrük Birliği’nin revizyonu için diplomatik girişimlerin artırılması gerekirken, diğer yandan iç piyasadaki kamu ihale mevzuatının AB’nin misilleme mekanizmalarını tetiklemeyecek şekilde daha rasyonel bir zemine oturtulması gerekmektedir.”

Limonda 'gümrük' yüzde 10'a düşürüldü Haber

Limonda 'gümrük' yüzde 10'a düşürüldü

Ticaret Bakanlığı, limon piyasasında arz güvenliğinin sağlanması ve fiyat istikrarının korunması amacıyla ithalat vergisinde geçici düzenlemeye gitti. Karar bugünkü Resmi Gazete'de yayımlandı. Bakanlıktan yapılan açıklamada, temel gıda ürünlerinde spekülatif fiyat artışlarının önlenmesi ve üretici ile tüketici refahının birlikte korunması amacıyla ticaret politikalarının tüm araçlarının kullanıldığı belirtildi. Bu kapsamda Tarım ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlarla koordineli şekilde çalışmalar yürütüldüğü ifade edildi. Açıklamada, limonda üretim miktarı, arz-talep dengesi, fiyat hareketleri ve dış ticaret verilerinin dikkate alındığı belirtilerek, ithalatta uygulanan gümrük vergisinin 31 Temmuz 2026 tarihine kadar yüzde 10 olarak uygulanacağı bildirildi. Bu arada yerli üreticinin korunması amacıyla limonun hasat dönemi de göz önünde bulundurularak 1 Ağustos 2026 tarihinden itibaren yapılacak ithalatta gümrük vergisinin yeniden yüzde 54 seviyesine çıkarılacağı kaydedildi. Ticaret Bakanlığı konuyla ilgili yaptığı açıklamada, gıda ürünlerinde arz güvenliğinin sağlanması ve fiyat istikrarının korunması için iç ve dış piyasaların yakından takip edilmeye devam edileceğini vurgulayarak, üretici ve tüketiciyi birlikte koruyacak gerekli tedbirlerin alınmaya devam edeceğini açıkladı.

85 bin firmaya 631 milyon TL idari para cezası! Haber

85 bin firmaya 631 milyon TL idari para cezası!

Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen denetimlerde, fahiş fiyat uygulamalarına 174,3 milyon TL, emlak sektörüne 7,5 milyon TL, kuyum sektörüne 1,1 milyar TL ve otomotiv sektörüne 732,9 milyon TL idari para cezası uygulandı. Ticari elektronik iletişim, çalışma saatleri ve lisanslı depolara ilişkin denetimlerde ise yaklaşık 10 milyon TL cezaya hükmedildi. Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü, 2026’nın ilk iki ayında 10 bin 253 firmayı denetledi. Aykırılık tespit edilen 352 firmaya toplam 272,3 milyon TL idari para cezası uygulandı. Denetimlerde, sözleşme ihlalleri 234,1 milyon TL, reklam ve haksız ticari uygulamalar 34,4 milyon TL ve ürün güvenliği ihlalleri 3,8 milyon TL ceza ile sonuçlandı. 81 İL GENELİNDE DENETİMLER Ticaret Bakanlığı, 81 ilde 58 bin 793 firmayı denetledi ve 12 bin 959 firmaya 165,2 milyon TL ceza uyguladı. İstanbul’da tespit edilen 30.019 ürüne 131,5 milyon TL, Ankara’da 2,6 milyon, Antalya’da ise 1,2 milyon ürün denetlendi. REKABET KURUMU CEZALARI Rekabet Kurumu da 2025 yılında 227 firmaya toplam 13,2 milyar TL ceza verirken, 2026’nın Ocak-Şubat döneminde bilişim, gıda ve tarım sektörlerinde hizmet veren 32 firmaya 3,1 milyar TL ceza uyguladı. Ticaret Bakanlığı, enflasyon, fahiş fiyat, stokçuluk ve haksız ticari uygulamalara karşı mücadeleye devam ederek iç piyasada denge sağlamayı ve tüketicilerin refahını korumayı öncelik olarak belirledi.

Karacabey 1. Grup İlçe Belediyesi oldu Haber

Karacabey 1. Grup İlçe Belediyesi oldu

Sanayi, tarım, ticaret ve turizm potansiyeliyle dikkat çeken ilçenin bu kategoriye yükselmesi, bölgenin ekonomik ve stratejik gücünün de bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Belediye Başkanı Fatih Karabatı, "Karacabey’imizin 1. Grup belediyeler arasında yer alması bizim için büyük bir gurur ve motivasyon kaynağıdır. İlçemizi her alanda daha güçlü ve daha yaşanabilir bir şehir haline getirmek için çalışmalarımıza aynı kararlılıkla devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. 4 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan yeni düzenleme ile Türkiye genelindeki belediyeler nüfus, ekonomik gelişmişlik ve stratejik önem kriterleri dikkate alınarak yeniden sınıflandırıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yapılan düzenleme kapsamında belediyeler 5 farklı gruba ayrılırken, Karacabey önemli bir yükseliş yaşayarak 1. Grup ilçe belediyesi kategorisine dahil edildi. 2025 yılına ait Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verileri esas alınarak yapılan değerlendirmede Karacabey’in nüfusu 86 bin 543 olarak kaydedildi. Normal şartlarda 250 bin nüfusun altında bulunan ilçelerin daha alt gruplarda yer alması beklenirken, Karacabey’in sanayi, tarım, ticaret ve turizm açısından taşıdığı stratejik önem ile büyükşehir sınırları içinde yer alması ilçenin bir üst kategoriye yükseltilmesinde etkili oldu. Bu karar ile birlikte Karacabey, belediyecilik hizmetlerinde daha geniş yetki alanına sahip olan ve büyük ölçekli yatırımların planlanabildiği 1. Grup belediyeler arasında yer aldı. Yeni düzenleme kapsamında Bursa genelinde birçok ilçe de 1. Grup kategorisinde yer aldı. Yaklaşık 3 milyon 263 bin 11 nüfusa sahip Bursa Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere; 103 bin 652 nüfusuyla Mustafakemalpaşa, 124 bin 400 nüfusuyla Gemlik, 105 bin 799 nüfusuyla Gürsu, 306 bin 4 nüfusuyla İnegöl, 77 bin 374 nüfusuyla Kestel, 112 bin 225 nüfusuyla Mudanya, 578 bin 59 nüfusuyla Nilüfer, 81 bin 997 nüfusuyla Orhangazi, 886 bin 111 nüfusuyla Osmangazi, 55 bin 609 nüfusuyla Yenişehir ve 654 bin 589 nüfusuyla Yıldırım aynı kategoride değerlendirildi. Bu tablo ayrıca, Bursa’nın güçlü ekonomik yapısının ve ilçelerinin gelişmişlik düzeyinin bir kez daha ortaya konulduğu bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Yeni düzenlemeye göre belediyeler nüfus büyüklüklerine göre sınıflandırıldı. Buna göre 1. Grup’ta nüfusu 250.000’den fazla olan belediyeler, 2. Grup’ta nüfusu 100.001 - 250.000 arası olan belediyeler, 3. Grup’ta nüfusu 50.001 - 100.000 arası olan belediyeler, 4. Grup’ta nüfusu 10.001 - 50.000 arası olan belediyeler ve 5. Grup’ta nüfusu 10.000’e kadar olan belediyeler yer alıyor. Ancak düzenlemede yalnızca nüfus kriteri değil; sanayi, ticaret, turizm potansiyeli ve bölgesel stratejik konum gibi unsurlar da dikkate alınarak bazı belediyelerin üst gruplara çıkarılması sağlandı. "Karacabey’in gelişiminin bir göstergesi" Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Karacabey Belediye Başkanı Fatih Karabatı, Karacabey’in 1. Grup belediye kategorisine yükselmesinin ilçenin gelişim potansiyelinin açık bir göstergesi olduğunu belirtti. Karabatı, söz konusu gelişmeye ilişkin değerlendirmesinde, Karacabey’in 1. Grup belediyeler arasında yer almasının ilçe adına önemli bir dönüm noktası olduğuna dikkat çekerek şu ifadelere yer verdi: "Karacabey’imizin 1. Grup belediyeler arasında yer alması bizim için gerçekten büyük bir gurur ve motivasyon kaynağıdır. İlçemiz yalnızca nüfusuyla değil; sahip olduğu güçlü tarımsal üretim kapasitesi, her geçen gün büyüyen sanayi altyapısı, canlı ticari hayatı ve doğal güzellikleriyle gelişen turizm potansiyeli sayesinde bölgenin önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu karar, Karacabey’in yıllardır ortaya koyduğu gelişim çabasının ve sahip olduğu potansiyelin resmî kurumlar tarafından da görülüp tescillenmesi açısından son derece kıymetlidir. Tarımda ülke ekonomisine önemli katkılar sunan, sanayide üretim gücünü her geçen gün artıran ve stratejik konumuyla ticaretin önemli noktalarından biri olan Karacabey’in bu kategoriye yükselmesi, ilçemizin geleceğine yönelik hedeflerimizi daha da güçlendirmiştir. Önümüzdeki süreçte hemşehrilerimizin yaşam kalitesini yükseltecek projeleri hayata geçirmek, altyapı ve üstyapı yatırımlarını artırmak, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda ilçemizi daha ileri bir noktaya taşımak için çalışmalarımıza aynı kararlılık ve azimle devam edeceğiz. Karacabey’i her alanda daha güçlü, daha modern ve daha yaşanabilir bir şehir haline getirmek için var gücümüzle çalışmayı sürdüreceğiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.