Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Temyiz

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Temyiz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Temyiz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eşe ‘Eşek’ demek hem boşanma hem tazminat sebebi Haber

Eşe ‘Eşek’ demek hem boşanma hem tazminat sebebi

Daire, ‘eşek’ kelimesinin kadının kişilik haklarına saldırı anlamına geldiğine dikkat çekerek, erkeğin maddi ve manevi tazminata çarptırılması gerektiğine hükmetti. Bir süredir şiddetli geçimsizlik yaşayan genç çift, Aile Mahkemesi’nde karşılıklı boşanma davası açtı. Tarafları dinleyen Mahkeme; davalı karşı davacı erkeğin aile yaşantısını olumsuz yönde etkileyecek şekilde her gün alkol aldığı, eşine karşı küfür ettiği, "eşeksin, hayvansın" diyerek eşini aşağıladığı, hakaret ettiği, küçük düşürdüğü, sorumsuz bir yapıda olduğu erkeğin tam kusurlu olduğuna hükmetti. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, Aile Mahkemesi’nin kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verdi. Aile Mahkemesi, tarafları eşit kusurlu bulup kadının tazminat taleplerini geri çevirdi. Kararın temyiz edilmesiyle devreye giren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. O kelime başına dert açtı Kararda, erkeğin kullandığı, ‘eşeksin, hayvansın’ kelimelerinin kişilik haklarına saldırı anlamına geldiği vurgulandı. Kararda şöyle denildi: "İlk Derece Mahkemesi tarafından erkeğe yüklenilen, davacının aile yaşantısını olumsuz yönde etkileyecek şekilde her gün alkol aldığı, eşine karşı küfür ettiği, ‘eşeksin, hayvansın’ diyerek eşini aşağıladığı, hakaretlerde bulunduğuna dair eylemlerinin sürekliliği, kadının da erkeğe karşı şiddet eyleminin bir kereye mahsus olması nedeni ile, boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu yönünde kusur belirlemesi yanlıştır. Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara ve özellikle kadına yüklenen fiziksel şiddetin karşılıklı olmasına göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı karşı davacı erkeğin, davacı karşı davalı kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı kusur belirlemesi ve değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebileceği öngörülmüştür. Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, hakkaniyet kuralları da dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.’’

Yargıtay’dan şarta bağlı rüşvet kararı Haber

Yargıtay’dan şarta bağlı rüşvet kararı

Şarta bağlı olarak sunulan bir teklifin rüşvet suçunu oluşturmayacağına dikkat çeken Yargıtay 4. Ceza Dairesi, belirlenen şart gerçekleşmediği taktirde rüşvet sözleşmesinin gereği yerine getirilemeyeceğinden anlaşmanın konusunun da kendiliğinden ortadan kalkacağına hükmetti. İddiaya göre, göçmen kaçakçılığı ile uğraşan bir kişi sınırdan göçmen geçirmek için rüşvet pazarlığı yaptı. Göçmenlerin sınırı geçmesi halinde belirli bir bedeli ödemeyi taahhüt etti. Devreye giren güvenlik güçlerinin şikayeti üzerine Cumhuriyet savcılığınca göçmen kaçakçısı için, ‘rüşvet ve hakaret’ suçundan soruşturma başlatıldı. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkan göçmen kaçakçısına ‘hakaret’ten hapis cezası, ‘rüşvet vermek’ suçundan beraat kararı verildi. Kararın istinafa taşınmasıyla devreye giren Bölge Adliye Mahkemesi, itirazları geri çevirdi. Sanık avukatının temyiz etmesiyle dava dosyası Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin gündemine geldi. Emsal nitelikte karara imza atan Daire, şarta bağlı rüşvete vurgu yaptı. Kararda şöyle denildi; ‘Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 04.05.1987 tarihli ve 1987/600 Esas, 1987/245 sayılı Kararında vurgulandığı gibi rüşvet suçunun konusu, işin yapılması veya yapılmaması olduğundan, şarta bağlı rüşvet sözleşmesinin yapılamayacağı, zira şart gerçekleşmediğinde rüşvet sözleşmesinin gereğinin yerine getirilemeyeceği, başka bir anlatımla anlaşma konusunun ortadan kalkacağı ortadadır. Somut olayda sanığın sınırdan göçmen geçirdiğine ilişkin delil de elde edilemediğinin anlaşılması karşısında; şarta bağlı olan teklifin rüşvet suçunu oluşturmayacağı, anlaşıldığından, Mahkemenin suçun vasfına yönelik tespit ve uygulamasında hukuka aykırılık görülmediğinden tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir. Sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu tespit edildiği, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmıştır. Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir. Temyiz isteminin esastan reddine, hükmün onanmasına oy birliği ile karar verilmiştir’’ denildi.

Yargıtay’dan garsonlara kötü haber Haber

Yargıtay’dan garsonlara kötü haber

Yeme-içme sektöründe bahşişle çalışan milyonlarca çalışanla alakalı Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nden ‘emsal’ niteliğinde bir karar çıktı. Yüksek Mahkeme; bahşiş almayan personele verilmek üzere toplam bahşiş tutarından yapılan kesintinin ücretten kesinti olarak kabul edilemeyeceğine hükmetti. Yıllarca çalıştığı restoranda uygulanan ‘havuz bahşiş’ uygulamasından şikayetçi olan tecrübeli garson, ücret alacaklarının ödenmediği iddiasıyla istifa etti. Talep etmesine rağmen tazminat ve diğer alacaklarını alamayan garson, İş Mahkemesi’nin yolunu tuttu. Ücretlerinin ödenmemesi ve gerçek ücret üzerinden sigorta primlerinin yatırılmaması nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, check ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı restoran işletmecisi, davacının asgari ücret ile çalıştığını, davacının hak ettiği ücretlerin bordrolara yansıtılarak ödendiğini, davacının aylık ücretinden check ücreti adı altında herhangi bir kesinti yapılmadığını savunarak davanın reddini istedi. İş sözleşmesinin davacı tarafça gönderilen ihtarname ile sona erdiğine dikkat çeken İş Mahkemesi, davacının ödenmeyen alacakları bulunduğundan feshin haklı nedene dayandığı, tanık beyanları doğrultusunda davacının fazla çalışma yaptığı, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının anlaşıldığına vurgu yaptı. Davalı işyerinde bakılan masa doğrultusunda her masa başına 20 TL kesinti yapıldığı kabul edilerek tanık beyanları dikkate alınarak check ücreti hesaplandığı, bu hesaplamadan ödenen primlerin mahsup edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildi. Davalı avukatı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. Karar temyiz edilince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Havuz bahşiş sistemine onay Yargıtay kararında; davalı işyerinde garsonların yaptığı hizmete karşılık müşterilerce verilen bahşişten, her masa için 20 TL olmak üzere toplam masa sayısına denk düşen miktar kadarının oluşturulan bir havuzda toplanarak bu havuzdan, bahşiş almayan diğer personele dağıtım yapılması şeklinde bir uygulamanın mevcut olduğu dile getirildi. Kararda şöyle denildi: ‘’Somut olayda, bahşişten yararlanma yöntemi bu şekilde kararlaştırılmış olduğundan bu uygulama ile davacının hak etmiş olduğu bahşişten bir kesinti yapıldığından bahsetmek mümkün değildir. Dosya kapsamına göre davacının hak ettiği bahşişin, anılan kesintiden sonra kalan tutar olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca davacı bahşiş almadığı zamanlarda da havuzda toplanarak bahşiş almayanlara dağıtılmak üzere işverence ücretinden sabit bir miktar kesinti yapıldığını iddia etmiş ise de, ispat yükü üzerinde olan davacı işçi tarafından bahşiş almadığı masa ve sayısı, bahşiş almamasına rağmen ücretinden yapılan kesinti ve miktarı, yöntemince ve hesaplamaya elverişli bir şekilde ispat edilememiştir. Buna göre check ücreti adı altında talep edilen alacak kaleminin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.’’

Maaşı geciken işçiye müjde Haber

Maaşı geciken işçiye müjde

İşçi-işveren davalarında, işçiye verilen maaşın bir gün bile gecikmesi haklı feshin kapısını aralıyor. Yargıtay, maaşı 20 gün geciktiği için istifa eden işçinin kıdem tazminatının ödenmesi gerektiğine hükmetti. İş Kanunu'nda ücretin geç ödenmesi durumunda haklı fesih için işçinin elini kuvvetlendiriyor. Yargıtay yerleşik içtihatlarında bir günlük bir gecikmenin dahi haklı nedenle iş sözleşmesinin işçi tarafından feshi sebebi sayılıyor. Maaşı 20 gün geciken N.D. isimli işçi, İş Mahkemesi’nin kapını çaldı. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. Maddesi kapsamında ücretinin ödenmemesi sebebiyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti ve fazla çalışma ücreti alacaklarının faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etti. Davalı şirket avukatı, kısa süreli gecikmelerin işçiye haklı nedenle fesih hakkı verilmeyeceği hususunun Yargıtay uygulaması ile belirlendiğini, davacının izin ücretinin tamamının ödendiği, davacının proje yöneticisi olarak çalıştığı ve kendi mesaisini kendisinin belirlediğini öne sürdü. Mahkeme, davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği, Nisan dönemine ait ücretin sözleşmesinin feshinden 5 gün sonra 28 Mayıs tarihinde ödendiği, davacının daha önceki aylara ilişkin ücretlerinin ayın başında ödendiği, dolayısıyla Nisan ayı ücretinin kanunda öngörülen 20 günlük süreden sonra ödenmesi nedeniyle davacının kıdem tazminatına hak kazandığına hükmetti. Davacının fazla çalışma ücretinin de ispatlanmaması nedeniyle reddi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verildi. Karar istinaf edilince devreye giren Bölge Adliye Mahkemesi, kararı yerinde buldu. Davalı kararı temyiz edince son noktayı Yargıtay 9. Hukuk Dairesi koydu. Yüksek Mahkeme, kararı onadı. Emsal nitelikteki kararla birlikte maaşı 1 gün dahi geciken işçinin istifa etmesi halinde kıdem tazminatına hak kazanacağı belirtildi.

Yargıtay'dan iş kazalarına dair emsal karar Haber

Yargıtay'dan iş kazalarına dair emsal karar

İş kazalarına dair Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nden emsal bir karar çıktı. Yüksek Mahkeme; balık çiftliğindeki görevini tamamladıktan sonra iş yerinin yakınlarında yüzerken beli tutulup boğulan işçinin ölümünün iş kazası olarak kabul edilemeyeceğine hükmetti, olayın bir görevlendirme kapsamında gerçekleşmediğine vurgu yaptı. Çalıştığı balık çiftliği yakınlarında denizde boğularak hayatını kaybeden Z.Y.’un yakınları 5. İş Mahkemesi’ne müracaat ederek ölümün iş kazası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdiler. Sosyal Güvenlik Kurumu ile diğer davalı ise ölüm olayının iş kazası niteliğinde bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etti. İş Mahkemesi, davacıların talebini kabul ederek ölüm olayının iş kazası olduğuna karar verdi. Kararın davalılar tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf başvurularını esastan reddetti. Bunun üzerine karar, davalı işveren vekili ile Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edildi. Görevlendirme yoktu Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, merhum sigortalının, işverene ait balık çiftliğinde çalışmakta olup iş veren tarafından temin edilen tekne ile balık havuzlarında bulunan balıklara yem verdikten sonra işveren tarafından konulan konteynere yemek yemek için çekildiğini hatırlattı. Yemekten sonra yüzmek amacıyla limanda gemilerin demirli olduğu kısma tekne ile gittiği, burada denize atlayarak yüzdüğü sırada belinin tutulması sonucu hareketsiz kalıp boğulduğu vurgulandı. Sigortalının kaza geçirdiği yerin davalıya ait iş yeri sınırları içerisinde olmadığı, iş veren tarafından herhangi bir görevlendirmenin bulunmadığı dile getirdi. Olayın; 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi gereği olayı iş kazası olarak değerlendirilip kabul kararı verilmesi mümkün olmadığı belirtildi. Bölge İdare Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, doyanın yeniden İş Mahkemesi’ne gönderilmesine hükmedildi.

Patrona yazılı sitem etmeyin, işinizden olabilirsiniz Haber

Patrona yazılı sitem etmeyin, işinizden olabilirsiniz

Yönetici olarak çalıştığı şirketin patronuna, ‘manen yıprandım, yoruldum’ diye sitem ifadeleri içeren e-mail atan işçi, istifa etmiş sayılarak tazminatsız çıkarıldı. Yıllar süren davaya son noktayı koyan Yargıtay, işçinin sitem dolu e-posta göndermesinin istifa olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek İş Mahkemesi hükmünü bozdu. Tam üç senedir grup başkanı olarak çalıştığı şirketin sahibine, elektronik posta gönderen işçi, son bir yılda bilinçli bir şekilde olumsuz davranışlara maruz kaldığını, rızası alınmaksızın priminin düşürüldüğüne dikkat çekti. İşçinin sitem dolu ifadelerini istifa olarak yorumlayan patron, yönetici pozisyonundaki personelini tazminatsız kapı önüne koydu. İş Mahkemesi’nin kapısını çalan mağdur yönetici, manevi olarak yıprandığı için bu durumu işverene e-posta olarak ilettiğini ancak e-postanın istifa olarak yorumlandığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından sona erdirildiğini iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, ücret, prim, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı işveren, davacının e-posta ile istifasını sunduğunu, kendisinin de aynı gün verdiği cevap ile istifayı kabul ettiğini, davacının alacağı olmadığını savunarak davanın reddini istedi. İş Mahkemesi, son bir yıl baskı altında çalışan grup başkanının priminin düşürülmesini esaslı değişiklik olarak yorumladı. Daralma sebebi ile çalışanların ücretlerinde indirim yapıldığı ve ödül olarak verilen bonusların ödemesinin durdurulduğunun savunulduğu, davacının istifa konusunda irade beyanının net olmadığı, sonrasında gönderilen ihtarnameden iradesinin istifa yönünde olmadığının anlaşıldığına dikkat çekti. Davalının, iş sözleşmesinin kıdem tazminatına hak kazanmayacak şekilde sonlandığını ispat edemediği, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığına karar verildi. Karar, istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf başvurusunun esastan reddine hükmetti. Davalı işveren kararı temyiz edince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılmasının da sıkça karşılaşılan bir durum olduğu hatırlatılan Yargıtay kararında, "İşverenin tazminatların derhal ödeneceği sözünü vererek ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması hâlinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu hâlde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. Bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlık incelendiğinde; mahkemece söz konusu e-postanın, davacının istifa konusunda irade beyanının net olmadığı, sonrasında gönderilen ihtarnameden iradesinin istifa yönünde olmadığının anlaşıldığı, davalının, iş sözleşmesini kıdem tazminatına hak kazanmayacak şekilde sonlandığını ispat edemediği gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatının kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya içeriği ile örtüşmemektedir. Davacının, işveren yetkilisine göndermiş olduğu e-posta içeriği, bu e-postaya verilen cevap, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; iş sözleşmesinin işçi tarafından feshedildiği anlaşılmakla mahkemece hatalı hukuki değerlendirme yapılarak iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiği sonucuna varılması isabetsizdir. Davacı iş sözleşmesinin kendisi tarafından haklı nedenle sonlandırıldığını da iddia etmiş değildir. Bu hâlde iş sözleşmesinin davacının istifası ile sona erdiği kabul edilerek kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekildeki gerekçeyle taleplerin hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir’’ denildi.

İşçiye verilen fazla para için yüksek mahkemeden emsal karar Haber

İşçiye verilen fazla para için yüksek mahkemeden emsal karar

İşçiye yanlışlıkla veya hatalı yapılan fazla ödemeler, Türk Borçlar Kanunu'nun ‘sebepsiz zenginleşme hükümleri’ gereğince işveren tarafından geri alınabiliyor. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hatalı ödemeyi yapan davacı işverenin ekonomik ve sosyal açıdan üstün, iyi niyetle zenginleşen işçinin ise zayıf konumda olduğu gerekçesiyle fazla ödemenin istenmesinin doğru olmadığına hükmeden mahkeme kararını bozdu. Tam 15 sene önce çalıştığı işyerinden ayrılan işçiye fazla ödeme yapıldığını tespit eden işveren, parayı talep etti. İşçi, ödemeye yanaşmayınca İş Mahkemesi’nin yolunu tutan davacı işveren, davalı işçinin 1. İş Mahkemesinin 2008/1115 Esas sayılı dosyası ile alacak davası açtığını, yapılan yargılamada davanın kabulüne karar verildiğini hatırlattı. Kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine Mahkemece davanın reddine karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, bilirkişi raporuna göre işverenin davalıya fazladan ödeme yaptığının tespit edildiğini, davalı tarafa fazladan yapılan ödemelerin iadesi için yazı gönderildiğini ancak ödeme yapılmadığını ileri sürerek yapılan fazla ödemenin davalıdan tahsilini talep etti. Davalı cevap dilekçesinde; açılan davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istedi. İş Mahkemesi, aynı ücretle çalışan işçilere davalı ile benzer ve aynı oranlarda ücret zammının uygulandığı, dava açmayan işçilerin davalıyla aynı ücreti aldığı, buna göre davacı kurumun fazla ödenen tutarı talep etme hakkının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verdi. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, hatalı ödemeyi yapan davacı işverenin ekonomik ve sosyal açıdan üstün, iyi niyetle zenginleşen işçinin ise zayıf konumda olduğu, güvenin korunması, hakkaniyet ilkeleri gereği bir borcu ifa etmek düşüncesiyle davacı işveren tarafından yapılan fazla ödemenin istenmesinin doğru olmadığı gerekçeleriyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. Davacı avukatı temyiz dilekçesinde; hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tespitlerin eksik inceleme ve araştırmaya dayandığını, hatalı olduğunu ileri sürdü. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi; Borçlar Kanunu’nun 62. maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu‘nun 78. maddesi) gereğince, borç olmayanı rızası ile ödeyen kimse yanlışlığa düştüğünü ispat ettiği takdirde ödediğini geri isteyebileceğine dikkat çekti. Kararda; ‘’Bu maddede belirtilen yanlışlık eda ile ilgili olup edada bulunanda bağışlama irade ve arzusunun bulunmadığını gösteren bir yanılmadır. Başka bir deyişle, davacı idarenin tahakkuk memuru hataya düşmeseydi, davalıya edada bulunmayacağı anlamına gelmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.12.1984 tarihli ve 1982/13-387 Esas, 1984/997 Karar sayılı kararı ile herhangi bir şart tasarrufa dayanmayan salt hatalı ödemelerin idare tarafından Borçlar Kanunu’nun sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenebileceği açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta, davalı işçinin davacıya karşı fark alacaklar istemiyle açtığı davada davanın reddine karar verildiği ve kararın onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda, Mahkemece; kesinleşen 1.İş Mahkemesinin 2011/1153 Esas, 2012/18 Karar sayılı dosyasında yer alan bilirkişi raporu ile hesaplanan fazla ödeme tutarının hüküm altına alınması gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir’’ denildi.

Eğer bunu yapıyorsanız boşanma sebebi Haber

Eğer bunu yapıyorsanız boşanma sebebi

Yıllar süren boşanma davasına son noktayı koyan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, şans oyunları oynayarak borçlarını ödemeyen erkeği az, eve misafir kabul etmeyen, sürekli eşya değiştiren ve eşine hakaret eden kadını ağır kusurlu buldu. Kurul; eşine ‘salak, geri zekalı' diyen kadının maddi manevi tazminat ödemesi gerektiğine hükmetti. Tam 43 senelik evli çift karşılıklı Aile Mahkemesi'ne müracaat ederek boşanma davası açtı. Emekli öğretmen davacı kadın, memur emeklisi eşinin kumar bağımlısı olduğunu, evin faturalarını dahi ödemediğini öne sürdü. Kocanın yargılamayı uzatmak için dava açtığını, tarafların 1981 yılında evlendiklerini, kocanın kumar oynadığını, sürekli ''sen kadın mısın geri zekalının önde gidenisin'' gibi söylemlerde bulunduğunu dile getirdi. Mahkemede ifade veren erkek ise evlilik birliğinin sarsılmasına eşin tutum ve davranışlarının sebebiyet verdiğini, kadın eşin kötü davrandığını, iftiralar attığını, kendisinin sade bir hayatı olup şiddet ve hakarete maruz kaldığını iddia etti. Davacının evden kovduğunu ileri sürerek tarafların boşanmalarına, 75 bin TL maddi ve 75 bin TL manevi tazminat ile bin TL yoksulluk nafakasına karar verilmesini talep etti. Aile Mahkemesi, evlilik birliği devam ederken kocanın şans oyunları oynadığı, evin ihtiyaçlarını karşılamadığı, eve alacaklıların gelip borçlarını tahsil etmek için talepte bulundukları, karısına ve çocuğuna küfürler ettiği, "aptal, geri zekalı" diye hakaret ettiği, bununla birlikte kadının da kocasına "pis mırık, mırığını her yere bulaştırıyorsun, salak" dediğine dikkat çekti. Kadının; eşinin ailesi ile görüşmesine izin vermediği, eve misafir gelmesini istemediği, sürekli eşya değiştirip masraf yaptığı, her iki tarafın da kusurlu olması ile birlikte kadının erkeğe nazaran daha ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadın eşin maddi ve manevi tazminat talepleri ile yoksulluk nafakası talebinin reddine, erkek yararına 5 bin TL maddi ve 5 bin TL manevi tazminata karar verildi. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi, tarafların eşit kusurlu olduğuna hükmetti. Karar Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nden döndü Yapılan yargılamada Aile Mahkemesi ilk kararında direndi. Yeniden istinafa taşınan davda Bölge Adliye Mahkemesi de ilk kararında direndi. Kararın temyiz edilmesiyle bu kez devreye Yargıtay Hukuk Genel Kurulu girdi. Eve misafir kabul etmemek ağır kusurdur Hukuk Genel Kurulu, emsal nitelikte bir karara imza attı. Kadının eve misafir kabul etmemesi ve sürekli ev eşyalarını değiştirmesinin ağır kusur olarak değerlendirildiği kararda şöyle denildi; "Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; erkek eşin şans oyunları oynayıp borçlarını ödemediği, buna karşılık kadın eşin de erkeğe hakaret ettiği, erkeği evden kovduğu, yatakları ayırdığı, eve misafir kabul etmediği ve ev eşyalarını sürekli değiştirip masraf yaptığı görülmektedir. Bölge adliye mahkemesi kararında erkek eşe ‘eşine ve çocuklara küfür ettiği' vakıası kusur olarak yüklenmişse de bu konudaki tanık ifadelerinin çelişkili olmasından dolayı davalı-davacı erkeğe ‘eşine ve çocuklara küfür ettiği' vakıasının kusur olarak yüklenmesi doğru değildir. Gerçekleşen bu kusurlu davranışlar karşılaştırıldığında tarafların kusurlarının birbirine denk olduğundan bahisle, eşit kusurlu sayılamayacakları, boşanmaya sebep olan olaylarda kadının ağır, erkeğin ise az kusurlu olduğu hususu tartışmasızdır. Hâl böyle olunca tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü ile dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak erkek eşin tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun değildir. "

Tofaş Fabrikası'nda sendika başkanını eleştirdi işinden oldu... Haber

Tofaş Fabrikası'nda sendika başkanını eleştirdi işinden oldu...

Tofaş Otomobil fabrikasında çalışan işçi, üyesi olduğu sendika başkanı hakkında sosyal medyadan yaptığı yorum iddiasıyla tazminatsız kapı önüne konuldu. Yıllar süren davada son sözü söyleyen Yargıtay, sendika başkanına yönelik söyleminin işveren açısından 4857 sayılı Kanun’un 25/II-(e) hükmünde yer alan doğruluk ve bağlılığa uymayan eylem boyutunda olmadığına hükmeden İş Mahkemesi kararını onadı. Bursa’da bir işçi tam 14 senedir çalıştığı otomobil fabrikasından, üyesi olduğu sendikanın genel başkanına hitaben sosyal medya hesabından yaptığı yorum sebebiyle tazminatsız işten kovuldu. İş Mahkemesi’nin yolunu tutan işçi; sosyal medya platformunda, bağlı olduğu sendika başkanı hakkında yaptığı paylaşımın şirketin kurumsal kimliğine ve etik kurallarına aykırı olması ile işyerindeki barış ve huzur ortamını zedeler mahiyette olması nedeniyle iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II hükmü uyarınca tazminatsız feshedildiğinin bildirildiğini öne sürdü. Paylaşım yapıp yapmadığını dahi hatırlamadığını, tazminatları ödenmeden işten çıkartılmasının hukuka ve kanuna aykırı olduğunu, nitekim davalı tarafça başka herhangi bir neden sunulamadığını ileri süren çalışan kıdem ve ihbar tazminatlarının hüküm altına alınmasını talep etti. Davalı fabrika yönetimi; işyerinde yetkili bulunan sendika başkanına hitaben, "Patronun kölesi, patron ne derse onu yapar" ibarelerini kullandığının tespit edildiğini, bu tür hakaret içeren yorumları ile davalı Şirketin etik ilkelerine aykırı davrandığını ileri sürdü. Davacının ayrıca toplu iş sözleşmeleri görüşmeleri esnasında bu tür hakaret içeren yorumları yaparak işyerindeki huzur ve barış ortamını da zedelediğini, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, ücretinin bordrolarda görüldüğü gibi olduğunu belirterek davanın reddini istedi. İş Mahkemesi, davanın kabulüne hükmetti. Davacı tarafından sosyal medya hesabında işyerinde yetkili sendika başkanı hakkında bir kısım cümleler sarf ettiği tespit edilmiş ise de 4857 sayılı Kanun’da işveren tarafından haklı fesih nedenlerinin sınırlı olarak sayıldığına dikkat çekildi. Sendika Başkanına sosyal medyadan eleştiri niteliğinde sözler sarf edilmesi sınırlı sayıda sayılan bu nedenlerden biri olmadığından davacının iş sözleşmesinin bu nedenle feshedilmiş olması karşısında davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği belirtildi. Karar istinafa taşınınca devreye giren Bölge Adliye Mahkemesi (BAM), feshin davacının paylaşımların Tofaş Kurumsal Kimliği ve Etik Kurallarına aykırı olması ile işyerindeki barış ve huzur ortamını zedeler mahiyette olması’ gerekçelerine dayandırıldığına vurgu yaptı. BAM, İş Mahkemesi hükmünü kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verdi. Davacı kararı temyiz etti. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. Davacı işçinin mensubu olduğu Sendika başkanına yönelik sosyal medya paylaşımı sebebiyle iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği kabul edilerek sonuca gidilmiş ise de varılan sonucun dosya kapsamına uygun olmadığı hatırlatıldı. Yargıtay kararında şöyle denildi: ‘’Sendika Başkanına yönelik söyleminin işveren açısından 4857 sayılı Kanun’un 25/II-(e) hükmünde yer alan doğruluk ve bağlılığa uymayan eylem boyutunda olmadığı değerlendirilmiştir. Kaldı ki davacı tarafın, davalı işyeri çalışanı olmayan Sendika Başkanına yönelik belirtilen söylemi nedeniyle iddia olunduğu gibi toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde ne surette olumsuzluk yaşandığı hususu somut olarak ortaya konulamamıştır. İşyerindeki çalışma barışının bozulduğu olgusu da dosya kapsamına göre sübut bulmamıştır. Bu nedenle davalı işveren, iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği yönündeki iddiasını ispatlayamamış olup davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığının kabulü gerekmektedir. Bu yön gözetilmeden, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.’’

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.