Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Temyiz

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Temyiz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Temyiz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Whatsapp'tan "borcunu öde" dedi, icrayı başlattı Haber

Whatsapp'tan "borcunu öde" dedi, icrayı başlattı

Davacı, bir arkadaşına peyder pey ve banka kanalıyla borç para verdi. Whatsapp uygulamasından ‘Paramı ver' diyen alacaklı, 6 hafta sonra İcra Müdürlüğü'ne müracaat ederek yasal takip başlattı. Davalı borlu, icra takibine itiraz etti, hatta borcu olduğunu inkar etti. Davalı, kendisinin davacıya elden yaklaşık 900 bin TL borç verdiğini, davacının gönderdiği paraların bu borcun ödemesi olduğunu, takip öncesinde süre verilmediğini ve alacağın muaccel olmadığını savundu. Asliye Hukuk Mahkemesi, mesaj içeriklerinden paraların davalının zor durumda olması nedeniyle ödünç olarak gönderildiğini, sonradan mesajlarla geri istendiğini hüküm altına aldı. Davayı kısmen kabul eden Mahkeme, takibin devamına ve yüzde 20 icra inkâr tazminatına karar verdi. Karar istinafa taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM), takipten önce ihtar veya bildirim yapılmadığını, borcun ödeme emri tebliğinden itibaren 6 hafta sonra muaccel olacağını belirterek hukuki yarar yokluğundan davayı reddetti. Kararı davacı avukatı temyiz edince devreye Yargıtay 3. Hukuk Dairesi girdi. Kararda; mesajlar ve ‘elden borç' açıklamalı EFT dekontları birlikte değerlendirildiğinde, paraların davalının zor durumda olması nedeniyle gönderildiği ve sonradan geri istendiği anlaşıldığı hatırlatıldı. Paranın ödünç verildiğinin davacı tarafından ispat edildiği vurgulandı. İade günü, bildirim süresi kararlaştırılmamışsa ödünç alanın, ilk istemden itibaren altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü olmadığına dikkat çekildi. Yargıtay kararında şöyle denildi: ‘'Daire uygulamasına göre muaccel olmayan (vadesi gelmemiş) alacak için dava veya takip başlatılamaz. Taraflarca kabul edilen WhatsApp yazışmalarına göre davacı, ödünç verdiği paraları ilk kez 08.10.2021 tarihinde istemiştir. Bu tarih ile 28.09.2022 tarihli icra takibi arasında altı haftalık süre dolmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle davayı reddetmiştir. Davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazları reddedilmiştir. BAM Hukuk Dairesinin kararı, davacı yararına bozulmuştur'' denildi. Emsal karara göre; ödünç verilen paranın geri istenmesinde iade günü veya bildirim süresi kararlaştırılmamışsa takipten önce alacaklının istemde bulunmasının ve ilk istemden altı haftanın geçmesi gerekecek. Bu talep yazılı ihtarla olabileceği gibi, somut olayda olduğu gibi taraflarca kabul edilen yazışmalarla da ispatlanabilecek.

Doğum izni dönüşündeki mağduriyete Yargıtay ‘dur’ dedi Haber

Doğum izni dönüşündeki mağduriyete Yargıtay ‘dur’ dedi

Özel bir bankada kıdemli banka analisti olarak çalışan genç kadın doğum izni dönüşü hayatının şokunu yaşadı. Hak kazandığı primleri alamayan bankacı anne, uzmanlık alanı dışındaki bir göreve getirildi. Mesai arkadaşlarına oranla daha düşük zam oranı alan bankacı anne, istifa ederek İş Mahkemesi’nin yolunu tuttu. Psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını, bölüm müdürü pozisyonuna atanan yöneticinin etik dışı tutum ve davranışlarının zamanla bezdirme, sindirmeye yönelik planlı davranışlara dönüştüğünü öne sürdü. İkizlere hamile olduktan sonra psikolojik baskılarının başladığına dikkat çeken davacı, hamileliği nedeniyle eşitlik ilkesine aykırı davranıldığını, ayrımcılık tazminatına hükmedilmesi gerektiğini dile getirdi. Yaşadığı sıkıntılarını aktardığı banka yöneticilerinin kendisine saldırgan bir tavır takındığını, doğum sonrası izinden sonra işe döndüğünde banka sektörünün sorumluluğunun kendisinden alınarak işe yeni alınan bir başkasına devredildiğini iddia etti. Tüm kariyerinin hiçe sayılarak sigorta sektörünün takibinin kendisine bırakıldığını, düşük performans puanlarına itirazı sonucu yöneticisi ve Genel Müdür ile yapmış olduğu toplantıda hak edilen primin verilmesi, ücret zammının düzeltilmesi ve doğum iznine ayrılmadan önceki görevinin geri verilmesi hususlarını dile getirdiğini ancak sonuç alamadığını kaydetti. Tüm bu nedenlerle iş sözleşmesini haklı nedenle sona erdirdiğini belirterek manevi tazminat, kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık izin ücreti, prim, maddi zarar (tedavi masrafları) ile ayrımcılık tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı banka avukatı da doğum izni sonrasında işe geri döndüğünü, bankacılık sektörü yerine kendisine sigortacılık sektörünün verildiğini, kıdemli analistlerin görev tanımlarında hangi sektörlere bakacağının açıklandığını, iş sözleşmesinde esaslı bir değişikliğin bulunmadığını öne sürdü. Kıdem tazminatını hüküm altına alan İş Mahkemesi, ayrımcılık iddialarını ispatlanamadığı gerekçesiyle geri çevirdi. Kararda; davacının yaşadığı ikiz gebelik durumunun normal bir gebeliğe nazaran zaten stresli olması, buna davacının görev ve pozisyonunun mesuliyeti eklendiğinde erken doğum hadisesi ile işverenin iddia olunan eylemleri arasındaki illiyet bağı kesileceği hatırlatıldı. Planlı ve sistematik bir bezdirme kanaate elverişli bir şekilde ispat olunmadığından, ayrımcılık tazminatı ile manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildi. Kararı taraf avukatları istinafa taşıdı. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) itirazları geri çevirdi. Karar taraflarca temyiz edilince devreye Yargıtay 9. Yargıtay Hukuk Dairesi girdi. Emsal nitelikteki kararda şu ifadelere yer verildi: ‘’Somut uyuşmazlıkta davacı işçinin işyerinde yatırım/araştırma/hisse senedi araştırma/kıdemli analist olarak çalıştığı, doğum iznini kullandığı sırada işverence yerine başka bir kişinin istihdam edildiği, doğum izni sonrası işe başladığında kendisine sigorta sektörünü takip işi verildiği, davacı-karşı davalı işçinin bu pozisyonda çalışmayı kabul etmediği ve iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği sabittir. Mahkemelerce davacının ayrımcılık iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle ayrımcılık tazminatı talebinin reddine karar verilmiş ise de ret kararı dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Dosya kapsamındaki deliller, dinlenen tanıkların anlatımı dikkate alındığında davacı işçinin doğum iznine ayrıldığı, doğum izni sonrası davacıya eski işi yerine başka bir iş teklif edildiği, bu işin davacının uzmanlık alanının dışında olduğu davacı tarafından ispat edilmiştir. Davacı, 4857 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin son fıkrası uyarınca bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü biçimde gösteren bir durumu ortaya koymuştur. Bu durumda, böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat yükü üzerinde olan işverenin davacının doğum öncesindeki konumunun ve görevinin doğum sonrasında hangi sebeplerle değiştirildiğini, davacıya farklı muamele yapılmasını gerektiren nedenleri somut olgularla ortaya koyamadığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca İlk Derece Mahkemesince ayrımcılık tazminatı talebinin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.’’

Yargıtay'dan düğünden sonra araç hayali kuran kocalara kötü haber Haber

Yargıtay'dan düğünden sonra araç hayali kuran kocalara kötü haber

Bir süredir geçimsizlik yaşayan çift boşanmak için Aile Mahkemesi'nin yolunu tuttu. Davalı - karşı davacı kadın, eşinin ‘araba alacağız' diye aldığı bileziklerin iadesini de talep etti. Mahkeme, her biri 15'er gram 7 adet 22 ayar bileziğin davalıdan alınarak davacıya aynen iadesine, aynen iadenin mümkün olmaması halinde bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte ödenmesine hükmetti. Taraf avukatları kararı istinafa taşıdı. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM), bileziklerin kadın tarafından isteği ile iade edilmemek üzere erkeğe verildiği, bu nedenle bilezikler yönünden kabul kararı verilemeyeceğine dikkat çekti. Talep edilen 22 adet çeyrek altının da evlilik sürecinde kadından alınıp kullanıldığı, erkek tarafından iade istenmeksizin kendisine verildiği iddia ve ispat edilemediği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verdi. BAM, 22 adet çeyrek altının davacıya aynen iadesine, aynen iadenin mümkün olmaması halinde değerinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine fazlaya ilişkin talebin reddine hükmetti. Karara karşı davacı kadın avukatınca temyiz talebinde bulunuldu. Dava dosyasını detaylı şekilde değerlendiren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, ürk Medeni Kanunu'na göre, taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğunu hatırlattı. Kural olarak ispat yükünün kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu vurgulandı. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararında; davalı-karşı davacı kadının; "Araba almak isteyen eşime altınları verdim. Davalı, aldığı otomobili kendi adına tescil etti. Bu şekilde davalı önce borçlarını ödeyebilmek ve evin iaşesini sağlamak üzere altınların bir kısmını alıp, bir kısmı ile de araba aldı. Kalan ziynetleri ise ‘Eve er geç geliyoruz, hırsız girer, altınları çalar' diyerek iznim ve onayım olmaksızın kendi annesinin evine götürdü. Bu arada bir kez düğüne gitmek durumunda kalıp altınları takmak istediğimde davalının annesinin evinde kalan altınları bana teslim ettiler, düğün sonrası yine davalının annesinin evine gidilip davalının ısrarı üzerine takıları çıkarıp davalıya teslim ettim" iddiası hatırlatıldı. Davalı erkeğin ise kadının ısrarı üzerine bilezikleri bozdurup araba aldıklarını, aracın alınmasını bizzat söyleyen, kendisine de motosikletini sattıran kişinin davacı kadın olduğu yönündeki savunması dile getirildi. Kararda; hayat deneylerine göre olağan olan, altınların kadın üzerinde olması ya da evde saklanmış, muhafaza edilmiş bulunması olduğu ifade edildi. Kararda şöyle denildi: "Diğer bir deyimle bunların davalının veya annesinin zilyetlik ve siyanetine (saklanmasına) terk edilmiş olması olağana ters düşer. Diğer taraftan, söz konusu eşya rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen, götürülebilen nev'idendir. Onun için kadının bunları önceden götürmesi gizlemesi her zaman mümkündür. Ne var ki somut uyuşmazlıkta; dava konusu 7 bileziğin araba alımında kullanıldığı birbiri ile örtüşen davalı erkek eşin ikrarı ile ilgili işyerinden gelen kaşeli kart ile sabittir. Erkek bu bileziklerin iade edilmemek üzere kendisine verildiğini iddia ve savunma doğrultusunda ispat yükü altında olup kadın tarafından bu eşyaların iade edilmemek üzere verildiği, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup harcandığı hususu davalı tarafça kanıtlandığı takdirde, erkek bunları iadeden kurtulur. Toplanan delillerden davalı erkek kadının geri verilmemek üzere altınları verdiğini ispatlayamamıştır. Hal böyle iken Bölge Adliye Mahkemesince 7 bilezik yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile bilezikler yönünden ret hükmü kurulması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.''

Sürgün edilen işçiye Yargıtay'dan müjde Haber

Sürgün edilen işçiye Yargıtay'dan müjde

Görev yeri değişen kamu işçisi, maaşı da düşünce İş Mahkemesi'nin yolunu tuttu. Çalıştığı yerden 400 kilometre uzaklıktaki işyerinde görevlendirilen işçi, bir süre sonra 600 kilometre uzaklıktaki işyerine gönderildi. Aldığı ücret de düşen işçi, İş Mahkemesi'nin kapısını çaldı. Davacı işçi, mahkeme kararıyla eski görevine iade edildi. Eski görevine başladıktan sadece 3 ay sonra İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı kararıyla başka kentteki işletmeye atanan işçi, ikinci kez İş Mahkemesi'nin yolunu tuttu. İşlemin açıkça hukuka aykırı olduğunu, eski görevine iadesi ile çalışma şartlarındaki söz konusu esaslı değişikliğin durdurulması hakkında ihtiyati tedbire hükmedilmesini talep etti. Davalı şirket avukatı, gerçekleştirilen naklen tayin işleminin idari bir işlem olması dolayısıyla dava konusunun idare mahkemelerinin görev ve yetkisine girdiğini, naklen atama işleminin bir işletmesel karar olduğunu, söz konusu kararların doğruluğu ve yerindeliği hususunda Mahkemece bir denetime tâbi tutulmasının mümkün olmadığını öne sürdü. İş Mahkemesi, davacının davalı işverence kendi istek ve rızası dışında başka bir termik santrale naklen atandığı, bu atama işleminin çalışma şartlarında esaslı değişiklik niteliğinde olduğuna hükmederek davanın kabulüne karar verdi. Davalı şirket avukatı kararı istinafa taşıdı. Bölge İdare Mahkemesi, 4857 sayılı İş Kanunu'nda işverenin yönetim hakkı kapsamında işçinin işyerini veya işini değiştirmesi işleminin iptali için öngörülmüş bir dava türü mevcut olmadığına dikkat çekti. İş Mahkemesi hükmünü kaldıran BAM, yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle davanın reddine karar verdi. Davacı işçi, kararı temyiz edince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Daire, nakil işleminin iptaline ilişkin açılan bir davada, işlemin iptaline karar verilemez ise de hukuki yararın varlığı durumunda işlemin hukuka aykırı olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre hukuka aykırılığın tespitine karar verilebilmesinin mümkün olduğunu hatırlattı. Davanın kabulü ile davaya konu nakil işleminin hukuka aykırı olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesini hatalı bulan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, BAM kararını bozdu.

Milyonları ilgilendiren kiracı kararı Haber

Milyonları ilgilendiren kiracı kararı

Milyonlarca kiracıyı ilgilendiren emsal karar Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nden çıktı. Kararda; kira sözleşmesinde; kiracının 6 ay önceden ihbar etmek kaydıyla kira anlaşmasını feshedebileceği düzenlenmesine rağmen, bilgi vermeden mülkü boşaltan kişinin makul süre tazminatı olarak 6 aylık kira bedeli ödemesi gerektiği vurgulandı. Bir işyerinin kirası için anlaşan taraflar, sözleşmeye ‘en az 6 ay önceden ihbar etmek kaydıyla sözleşmeyi feshedebilir’ ibaresi koydu. Bir süre sonra, kiracı iddiaya göre mülk sahibine bilgi vermeden dükkanı boşalttı. Erken ve habersiz tahliyeden dolayı mağdur olduğunu öne süren mülk sahibi Sulh Hukuk Mahkemesi’nin yolunu tuttu. Davacı dükkan sahibi; davalının sözleşmeye aykırı olarak hiçbir ihtar göndermeksizin kiralananı tahliye ettiğini ileri sürerek; belirsiz alacak davası olarak şimdilik, 5 bin USD’nin tahliyenin gerçekleştiği 01.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek USD cinsinden mevduata uygulanan en yüksek faizi ile tahsiline karar verilmesini talep eti. Yargılama sürecinde talep arttırım dilekçesi ile talebini 805 bin USD olarak arttırdı. Davalı kiracı ise taşınmazın tahliyesinin tarafların mutabakatı ile belirlendiğini, davacının kötü niyetli olduğunu savunarak, davanın reddini istedi. Sulh Hukuk Mahkemesi, taraflar arasındaki düzenlenen kira sözleşmesinde, "Kiracı altı ay önceden ihbar etmek kaydıyla sözleşmeyi feshedebilir. Kiracı altı aydan daha kısa bir zaman önce bildirim yapmak suretiyle fesih hakkını kullanır ise tahliyeden sonraki bir aylık kira bedelini de ödemekle yükümlüdür" düzenlemesinin bulunduğuna dikkat çekti. Dava konusu iş yeri niteliğindeki lojistik deponun davacı tarafından davalıya 02.07.2011 tarihinden başlamak üzere 5 yıllığına kiralandığına vurgu yapan Mahkeme; davaya konu edilen taşınmazın sözleşme süresi bitmeden 2016 yılı Ocak ayı itibari ile erken tahliye edildiği, en son ödenen kira bedelinin aylık 140 bin 630 USD olduğunu hatırlattı. Taşınmazın yeniden kiraya verilebilmesi için asgari bir aylık süre gerektiğine, davacının erken tahliye sebebiyle 140 bin 630 USD kira gelirinden mahrum kaldığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne hükmetti. Mahkeme, davalı kiracıyı 140 bin 630 USD makul süre tazminatına mahkum etti. Karara karşı, taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulundu. Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) kira sözleşmesinin 10. maddesinde, makul sürenin 1 ay olarak kararlaştırıldığı ve Mahkemece makul süreye bir ay olarak tespit edilen bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının doğru olduğuna karar verdi. İstinaf başvurularının esastan reddine karar verilince taraflar davayı Yargıtay’a taşıdı. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kararın dayandığı delillere, kira sözleşmesinin süresinden önce feshedilmesinin haklı nedene dayalı olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davalı vekilinin temyiz itirazlarına itibar etmedi. Kararda; davalı kiracı tarafından belirtilen fesih sürelerine uygun bildirim yapılmadan kiralananın sözleşme süresinden önce tahliye edildiği anlaşıldığı dile getirildi. Kararda şöyle denildi: ‘’Davacının zararı, tahliye tarihinden itibaren kiralananın aynı şartlarla yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreye ilişkin kira parasından ibarettir. Ancak kira sözleşmesinin (10.) maddesinde taraflar feshi ihbar süresi getirmiş ve bu süreyi 6 ay olarak kararlaştırmışlardır. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; 6 aylık feshi ihbar süresinin makul süre olarak kabulü ile davalının 6 aylık kira bedelini makul süre tazminatı olarak ödemesi gerektiği gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. BAM kararının ortadan kaldırılmasına, Sulh Hukuk Mahkemesi hükmünün bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.’’

Eşe ‘Eşek’ demek hem boşanma hem tazminat sebebi Haber

Eşe ‘Eşek’ demek hem boşanma hem tazminat sebebi

Daire, ‘eşek’ kelimesinin kadının kişilik haklarına saldırı anlamına geldiğine dikkat çekerek, erkeğin maddi ve manevi tazminata çarptırılması gerektiğine hükmetti. Bir süredir şiddetli geçimsizlik yaşayan genç çift, Aile Mahkemesi’nde karşılıklı boşanma davası açtı. Tarafları dinleyen Mahkeme; davalı karşı davacı erkeğin aile yaşantısını olumsuz yönde etkileyecek şekilde her gün alkol aldığı, eşine karşı küfür ettiği, "eşeksin, hayvansın" diyerek eşini aşağıladığı, hakaret ettiği, küçük düşürdüğü, sorumsuz bir yapıda olduğu erkeğin tam kusurlu olduğuna hükmetti. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, Aile Mahkemesi’nin kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verdi. Aile Mahkemesi, tarafları eşit kusurlu bulup kadının tazminat taleplerini geri çevirdi. Kararın temyiz edilmesiyle devreye giren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. O kelime başına dert açtı Kararda, erkeğin kullandığı, ‘eşeksin, hayvansın’ kelimelerinin kişilik haklarına saldırı anlamına geldiği vurgulandı. Kararda şöyle denildi: "İlk Derece Mahkemesi tarafından erkeğe yüklenilen, davacının aile yaşantısını olumsuz yönde etkileyecek şekilde her gün alkol aldığı, eşine karşı küfür ettiği, ‘eşeksin, hayvansın’ diyerek eşini aşağıladığı, hakaretlerde bulunduğuna dair eylemlerinin sürekliliği, kadının da erkeğe karşı şiddet eyleminin bir kereye mahsus olması nedeni ile, boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu yönünde kusur belirlemesi yanlıştır. Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara ve özellikle kadına yüklenen fiziksel şiddetin karşılıklı olmasına göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı karşı davacı erkeğin, davacı karşı davalı kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı kusur belirlemesi ve değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebileceği öngörülmüştür. Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, hakkaniyet kuralları da dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.’’

Yargıtay’dan şarta bağlı rüşvet kararı Haber

Yargıtay’dan şarta bağlı rüşvet kararı

Şarta bağlı olarak sunulan bir teklifin rüşvet suçunu oluşturmayacağına dikkat çeken Yargıtay 4. Ceza Dairesi, belirlenen şart gerçekleşmediği taktirde rüşvet sözleşmesinin gereği yerine getirilemeyeceğinden anlaşmanın konusunun da kendiliğinden ortadan kalkacağına hükmetti. İddiaya göre, göçmen kaçakçılığı ile uğraşan bir kişi sınırdan göçmen geçirmek için rüşvet pazarlığı yaptı. Göçmenlerin sınırı geçmesi halinde belirli bir bedeli ödemeyi taahhüt etti. Devreye giren güvenlik güçlerinin şikayeti üzerine Cumhuriyet savcılığınca göçmen kaçakçısı için, ‘rüşvet ve hakaret’ suçundan soruşturma başlatıldı. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkan göçmen kaçakçısına ‘hakaret’ten hapis cezası, ‘rüşvet vermek’ suçundan beraat kararı verildi. Kararın istinafa taşınmasıyla devreye giren Bölge Adliye Mahkemesi, itirazları geri çevirdi. Sanık avukatının temyiz etmesiyle dava dosyası Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin gündemine geldi. Emsal nitelikte karara imza atan Daire, şarta bağlı rüşvete vurgu yaptı. Kararda şöyle denildi; ‘Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 04.05.1987 tarihli ve 1987/600 Esas, 1987/245 sayılı Kararında vurgulandığı gibi rüşvet suçunun konusu, işin yapılması veya yapılmaması olduğundan, şarta bağlı rüşvet sözleşmesinin yapılamayacağı, zira şart gerçekleşmediğinde rüşvet sözleşmesinin gereğinin yerine getirilemeyeceği, başka bir anlatımla anlaşma konusunun ortadan kalkacağı ortadadır. Somut olayda sanığın sınırdan göçmen geçirdiğine ilişkin delil de elde edilemediğinin anlaşılması karşısında; şarta bağlı olan teklifin rüşvet suçunu oluşturmayacağı, anlaşıldığından, Mahkemenin suçun vasfına yönelik tespit ve uygulamasında hukuka aykırılık görülmediğinden tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir. Sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu tespit edildiği, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmıştır. Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir. Temyiz isteminin esastan reddine, hükmün onanmasına oy birliği ile karar verilmiştir’’ denildi.

Yargıtay’dan garsonlara kötü haber Haber

Yargıtay’dan garsonlara kötü haber

Yeme-içme sektöründe bahşişle çalışan milyonlarca çalışanla alakalı Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nden ‘emsal’ niteliğinde bir karar çıktı. Yüksek Mahkeme; bahşiş almayan personele verilmek üzere toplam bahşiş tutarından yapılan kesintinin ücretten kesinti olarak kabul edilemeyeceğine hükmetti. Yıllarca çalıştığı restoranda uygulanan ‘havuz bahşiş’ uygulamasından şikayetçi olan tecrübeli garson, ücret alacaklarının ödenmediği iddiasıyla istifa etti. Talep etmesine rağmen tazminat ve diğer alacaklarını alamayan garson, İş Mahkemesi’nin yolunu tuttu. Ücretlerinin ödenmemesi ve gerçek ücret üzerinden sigorta primlerinin yatırılmaması nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, check ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı restoran işletmecisi, davacının asgari ücret ile çalıştığını, davacının hak ettiği ücretlerin bordrolara yansıtılarak ödendiğini, davacının aylık ücretinden check ücreti adı altında herhangi bir kesinti yapılmadığını savunarak davanın reddini istedi. İş sözleşmesinin davacı tarafça gönderilen ihtarname ile sona erdiğine dikkat çeken İş Mahkemesi, davacının ödenmeyen alacakları bulunduğundan feshin haklı nedene dayandığı, tanık beyanları doğrultusunda davacının fazla çalışma yaptığı, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının anlaşıldığına vurgu yaptı. Davalı işyerinde bakılan masa doğrultusunda her masa başına 20 TL kesinti yapıldığı kabul edilerek tanık beyanları dikkate alınarak check ücreti hesaplandığı, bu hesaplamadan ödenen primlerin mahsup edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildi. Davalı avukatı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. Karar temyiz edilince devreye Yargıtay 9. Hukuk Dairesi girdi. Havuz bahşiş sistemine onay Yargıtay kararında; davalı işyerinde garsonların yaptığı hizmete karşılık müşterilerce verilen bahşişten, her masa için 20 TL olmak üzere toplam masa sayısına denk düşen miktar kadarının oluşturulan bir havuzda toplanarak bu havuzdan, bahşiş almayan diğer personele dağıtım yapılması şeklinde bir uygulamanın mevcut olduğu dile getirildi. Kararda şöyle denildi: ‘’Somut olayda, bahşişten yararlanma yöntemi bu şekilde kararlaştırılmış olduğundan bu uygulama ile davacının hak etmiş olduğu bahşişten bir kesinti yapıldığından bahsetmek mümkün değildir. Dosya kapsamına göre davacının hak ettiği bahşişin, anılan kesintiden sonra kalan tutar olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca davacı bahşiş almadığı zamanlarda da havuzda toplanarak bahşiş almayanlara dağıtılmak üzere işverence ücretinden sabit bir miktar kesinti yapıldığını iddia etmiş ise de, ispat yükü üzerinde olan davacı işçi tarafından bahşiş almadığı masa ve sayısı, bahşiş almamasına rağmen ücretinden yapılan kesinti ve miktarı, yöntemince ve hesaplamaya elverişli bir şekilde ispat edilememiştir. Buna göre check ücreti adı altında talep edilen alacak kaleminin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.’’

Maaşı geciken işçiye müjde Haber

Maaşı geciken işçiye müjde

İşçi-işveren davalarında, işçiye verilen maaşın bir gün bile gecikmesi haklı feshin kapısını aralıyor. Yargıtay, maaşı 20 gün geciktiği için istifa eden işçinin kıdem tazminatının ödenmesi gerektiğine hükmetti. İş Kanunu'nda ücretin geç ödenmesi durumunda haklı fesih için işçinin elini kuvvetlendiriyor. Yargıtay yerleşik içtihatlarında bir günlük bir gecikmenin dahi haklı nedenle iş sözleşmesinin işçi tarafından feshi sebebi sayılıyor. Maaşı 20 gün geciken N.D. isimli işçi, İş Mahkemesi’nin kapını çaldı. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. Maddesi kapsamında ücretinin ödenmemesi sebebiyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti ve fazla çalışma ücreti alacaklarının faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etti. Davalı şirket avukatı, kısa süreli gecikmelerin işçiye haklı nedenle fesih hakkı verilmeyeceği hususunun Yargıtay uygulaması ile belirlendiğini, davacının izin ücretinin tamamının ödendiği, davacının proje yöneticisi olarak çalıştığı ve kendi mesaisini kendisinin belirlediğini öne sürdü. Mahkeme, davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği, Nisan dönemine ait ücretin sözleşmesinin feshinden 5 gün sonra 28 Mayıs tarihinde ödendiği, davacının daha önceki aylara ilişkin ücretlerinin ayın başında ödendiği, dolayısıyla Nisan ayı ücretinin kanunda öngörülen 20 günlük süreden sonra ödenmesi nedeniyle davacının kıdem tazminatına hak kazandığına hükmetti. Davacının fazla çalışma ücretinin de ispatlanmaması nedeniyle reddi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verildi. Karar istinaf edilince devreye giren Bölge Adliye Mahkemesi, kararı yerinde buldu. Davalı kararı temyiz edince son noktayı Yargıtay 9. Hukuk Dairesi koydu. Yüksek Mahkeme, kararı onadı. Emsal nitelikteki kararla birlikte maaşı 1 gün dahi geciken işçinin istifa etmesi halinde kıdem tazminatına hak kazanacağı belirtildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.