Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Tedavi

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Tedavi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tedavi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Grip sonrası kulak ağrısı menenjit ve beyin apsesi riski taşıyor Haber

Grip sonrası kulak ağrısı menenjit ve beyin apsesi riski taşıyor

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Eren Yılmaz, özellikle şiddetli kulak ağrısının ihmal edilmemesi ve en kısa sürede bir hekime başvurulması gerektiğini belirtti. Kulak ağrısı, basit bir tıkanıklıktan orta kulak enfeksiyonuna kadar pek çok farklı nedenden kaynaklanabiliyor. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarının ardından çocuklarda daha sık görülen orta kulak iltihabı, tedavi edilmediğinde nadir de olsa ciddi komplikasyonlara neden olabiliyor. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Eren Yılmaz, şiddetli kulak ağrısı, basınç hissi ve akıntı gibi belirtilerin dikkate alınması ve vakit kaybetmeden hekime başvurulması gerektiğini vurguladı. Kulağı da etkiliyor Kulak ile burun arasında uzanan ve kulağın havalanmasını sağlayan östaki tüpünün üst solunum yolu enfeksiyonlarından etkilenebildiğini belirten Dr. Yılmaz, "Kulağımızla burnumuz arasında uzanan ve kulağımızın havalanmasını sağlayan östaki tüpü dediğimiz bir yapı vardır. Nezle ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları, burunla birlikte östaki tüpünü de etkilediği için bu enfeksiyonlar sırasında kulakta basınç ve tıkanıklık hissi gibi şikayetler görülebilir. Çocuklarda ise üst solunum yolu enfeksiyonları, üst hava yolundaki koruyucu mekanizmaları bozabilir. Bu durumda östaki tüpü aracılığıyla kulağa ulaşan bakteriler, sıklıkla orta kulak iltihabına neden olabilir" dedi. Çocuklarda daha sık görülüyor Orta kulak enfeksiyonlarının özellikle çocuklarda daha sık görüldüğünü belirten Dr. Yılmaz, yetişkinlerde ise östaki tüpünün kısmen tıkanmasına bağlı basınç ve dolgunluk hissinin daha sık ortaya çıkabildiğini ifade etti. Dr. Yılmaz, "Üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben kulakta ortaya çıkan şiddetli ağrı ve bazı durumlarda akıntı, enfeksiyonun en önemli bulguları arasındadır. Bu tür enfeksiyonları küçük çocuklarda daha sık görüyoruz. Yetişkinlerde orta kulak enfeksiyonları daha az görülürken östaki tüpünün kısmen tıkanmasına bağlı kulakta basınç veya tıkanıklık hissiyle daha sık karşılaşıyoruz. Hastalar bu durumu çoğunlukla uçak yolculuğunda yaşanan basınç hissine veya kulağa su kaçmasına benzeterek tarif ediyor" diye konuştu. Ciddi sorunlara yol açabilir Kulak ağrısının farklı hastalıkların belirtisi olabileceğine dikkat çeken Dr. Yılmaz, özellikle aniden başlayan ve şiddetli seyreden ağrıların önemsenmesi gerektiğini vurguladı. Dr. Yılmaz, "Kulak ağrısı her zaman önemsenmelidir. Çünkü birçok hastalığın veya problemin belirtisi olabilir. Özellikle şiddetli başlayan kulak ağrısı, orta kulak enfeksiyonlarının önemli bulgularından biridir. Bunun dışında dış kulak yolu enfeksiyonları, nadiren dış kulak yolundaki yabancı cisimler ve diğer sorunlar da ağrıya neden olabilir" ifadelerini kullandı. Menenjit ve beyin apsesi riski Orta kulak enfeksiyonlarının tedavi edilmediğinde ilerleyerek ciddi komplikasyonlara neden olabileceğini belirten Dr. Yılmaz, bu durumların nadir görülse de hayati risk taşıyabildiğini söyledi. Dr. Yılmaz, "Orta kulak enfeksiyonları tedavi edilmediğinde ilerleyerek daha ciddi problemlere yol açabilir. Neyse ki bu komplikasyonları çok nadir görüyoruz. Ancak ortaya çıktıklarında beyin apsesi ve menenjit gibi ciddi sorunlara neden olabilirler. Bazı durumlarda tedavi edilmeyen orta kulak iltihabı, kulak zarının delinmesi ve iltihabın dışarı akmasıyla kendiliğinden de iyileşebilir. Fakat bu durum beklenmesi gereken bir süreç değildir. Kulak ağrısı başladığında en kısa sürede bir uzman hekime başvurmak en doğru yaklaşımdır" dedi.

Bursa'da 723 yıllık şifa geçmişi olan Askeri Hastane taşınıyor Haber

Bursa'da 723 yıllık şifa geçmişi olan Askeri Hastane taşınıyor

Bursa'da içinde tarihi Çekirge termal sularının bulunan ve halk arasında 'askeri hastane' olarak bilinen Şehit Yarbay İlker Çelikcan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'nin kapatılmasına ilişkin tartışmalar sürüyor. Bizans dönemine uzanan 723 yıllık şifa geleneği ve 102 yıllık hastane geçmişiyle anılan merkezde tedavi gören vatandaşlar, hastanenin taşınması durumunda fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerine erişimin zorlaşabileceğini belirtti. "Böyle bir hastanenin kapanmasını kesinlikle istemiyoruz" Çanakkale'de yaşayan ve yaklaşık 6 yıldır eşinin tedavisi için Bursa'ya gelen emekli askeri personel Nejdet Turgay, adeta bölge fizik tedavi merkezi gibi çalışan hastanenin imkanlarından memnun olduklarını belirterek taşınmaya karşı çıktı. Turgay, "Ben Çanakkale'de yaşıyorum. Eşim kaza geçirmişti. Kendim de emekli askeri personelim. Bir albay eşi bana burasını tavsiye etti. Yaklaşık altı yıldır bu hastaneye geliyoruz. Şimdi bizim Çanakkale'de devlet hastanesi yapılmış. Fizik tedavi bölümü yeterli olmadığı için buraya geldik. Burası çok güzel bir hastane. Odalar özel oda. Her şey var, robotu dahil. Personeli çok güzel. Çok memnunuz. Taşınmasını istemiyoruz. Buradaki odaların hepsi özel oda" dedi. "Kapatmak değil, yatakları çoğaltmaları lazım" Hastanede tedavi gördükten sonra yeniden yürümeye başladığını anlatan Ahmet Dinçol ise, "Ben buraya gelirken adım atamıyordum, yürüyemiyordum, konuşamıyordum. Burada tedaviyle yürümeye başladım. Ama senede iki sefer yatmamız lazım, tedaviye devam etmemiz için. Burada özel hastanede olmayan temizlik burada var. Bakın burası parası çevresi olmayan insanların yattığı bir yer. Burada para geçmiyor ve burada olan fizikçiler hiçbir yerde yok. Şimdi burası normal şekilde 150 tane yatak var, gelen gidenler de var. Şu anda bile 150 yatak yetmiyor. Burası daha büyük bir kapasiteye ulaşması, yükselmesi lazım. Millet paralı yerde yatamaz. Burasını kapatmak değil, yatakları çoğaltmaları lazım. Eksik varsa eksikleri tamamlasınlar, hizmete devam etsinler. Her yerde eksik vardır. Eksik olmayan bir yer olmaz. Madem kapatacaklarsa, burası ufak geliyorsa, kapanan Çekirge Devlet Hastanesi'ne taşısınlar" dedi. "Binlerce insan burada tedavi gördü" Muş'tan Bursa'ya gelerek hastanede tedavi gördüğünü belirten Çetin Özkan da hastanenin kendisi için önemli bir yere sahip olduğunu dile getirerek taşınma kararına tepki gösterdi. Özkan, "Ben Muş'tan buraya kadar tedaviye geliyorum. Böyle bir imkan hiçbir yerde yok" dedi. Binlerce insanın hastaneden faydalandığını anlatan Özkan, "Dört senedir gidip geliyorum. Binlerce insan burada tedavi gördü. Burayı taşımasınlar. Beyin kanaması geçirdim, yüksek tansiyondan dolayı dört senedir bu hastaneye gidip geliyorum. Ambulansla geldim, Allah'a çok şükür şimdi arabayla eve gidebilirim. Biz buraya hastanemizin taşınmasını istemiyoruz" ifadelerini kullandı.

Mide koruyucuya rağmen süren şikayetlerin altında başka hastalıklar yatabilir Haber

Mide koruyucuya rağmen süren şikayetlerin altında başka hastalıklar yatabilir

Mide koruyucu kullanılmasına rağmen devam eden yanma, ekşime ve ağza acı su gelmesi, yalnızca ilacın etkisiz kaldığı anlamına gelmeyebilir. İlacın kullanım zamanı, yakınmaların kaynağı ve eşlik eden belirtiler tedavinin yeniden değerlendirilmesinde önem taşıyor. Medicana Ataşehir Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Keskin, bu ilaçların mide asidi salgısını azalttığını, ancak benzer şikayetlere yol açan her sorunu ortadan kaldırmadığını belirtiyor. Mide yanması ve ağza acı su gelmesi gibi yakınmaların ilaç kullanılmasına rağmen sürmesi, hastaların tedaviden sonuç alamadığını düşünmesine neden olabiliyor. Oysa yakınmaların neden devam ettiğinin anlaşılması için kullanılan ilacın yanı sıra belirtilerin süresinin ve eşlik eden bulguların da değerlendirilmesi gerekiyor. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Keskin, tedaviye rağmen süren şikayetlerde yalnızca ilacı değiştirmeye odaklanılmaması gerektiğini ifade ediyor. Mide koruyucular mide asidi salgısını azaltıyor Halk arasında "mide koruyucu" olarak bilinen proton pompa inhibitörlerinin, mide asidinin salgılanmasını baskılayan ilaçlar olduğunu anlatan Doç. Dr. Murat Keskin, şu bilgileri verdi: "Bu ilaçlar mide asidi salgısını azaltarak gastrit, reflü ve ülserle ilişkili yakınmaların hafiflemesine yardımcı olur. Ancak mide koruyucu olarak adlandırılmaları, mideyle ilgili bütün şikayetleri ortadan kaldıracakları anlamına gelmez. İlacın nasıl ve ne zaman kullanıldığı da tedaviden alınan yanıtı etkiler. Bu gruptaki ilaçların çoğu sabah aç karnına kullanıldığında daha etkili olur; kullanılan ilaca ilişkin öneriye uyulması önemlidir." Keskin, ilaçların başka bir tedaviye eşlik etmesi gerektiği düşüncesiyle gereksiz kullanılmasının ve hekim kontrolü olmadan uzun süre sürdürülmesinin sık karşılaşılan kullanım sorunları arasında yer aldığını belirtiyor. Bazı ağrı kesicileri veya aspirin kullanan hastalarda ise geçmişte ülser ya da mide kanaması bulunması gibi risklerin ayrıca değerlendirildiğini ifade etti. Kullanım süresinin hastalığa ve bulgulara göre belirlendiğini vurgulayan Keskin, görüşmede ülser ve klasik reflü tedavisinde sıklıkla sekiz haftalık bir sürenin değerlendirildiğini, yemek borusunda iltihap ve hasar bulunması halinde bu sürenin uzayabildiğini anlattı. Uzun süreli kullanımın ise hekim takibiyle değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Devam eden yakınmalarda eşlik eden belirtiler yol gösteriyor İlaç kullanılmasına rağmen süren yanma ve ağrının her zaman reflüden kaynaklanmadığını belirten Doç. Dr. Murat Keskin, mide mikrobu olarak bilinen helicobacter pylori enfeksiyonunun ve benzer yakınmalara neden olabilen diğer hastalıkların da araştırılabildiğini ifade ediyor. Safra kesesi ve pankreasla ilgili sorunlar da hastanın belirtilerine göre değerlendirmeye dahil edilebiliyor. Keskin, inceleme kararında yaşın, şikayetlerin ne zamandır devam ettiğinin, tedaviye yanıtın ve eşlik eden belirtilerin birlikte ele alındığını vurguluyor. Özellikle yutma güçlüğü, açıklanamayan kilo kaybı, kansızlık, kanlı kusma ve siyah dışkılama gibi bulgularda değerlendirmeyi ertelememek gerekiyor. Ailede mide veya yemek borusu kanseri bulunması da hekimle paylaşılması gereken bilgiler arasında yer alıyor. Endoskopide yemek borusu ve mide incelenirken yemek borusunda hasar, mide fıtığı ve mide ile yemek borusu arasındaki geçiş bölgesinin yapısı değerlendirilebiliyor. Gerektiğinde mide mikrobu açısından örnek alınabiliyor. Elde edilen bulgular, yakınmaların nedeninin anlaşılmasına ve tedavinin nasıl sürdürüleceğinin belirlenmesine katkı sağlayabiliyor. İleri incelemeler ve girişimsel tedaviler hastaya göre planlanıyor Bazı hastalarda endoskopinin yanı sıra reflü ölçümüne ihtiyaç duyulabildiğini anlatan Medicana Ataşehir Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Keskin, yemek borusunun aside maruz kalmasının pH ölçüm yöntemleriyle değerlendirilebildiğini belirtiyor. Burundan yerleştirilen ince bir kateterle veya endoskopik olarak yemek borusuna yerleştirilen ölçüm kapsülüyle gerçekleştirilebilen bu incelemeler her hastaya uygulanmıyor; gerekli görülen durumlarda tedavi kararına yardımcı oluyor. İncelemeler sonrasında seçilmiş hastalarda endoskopik reflü tedavileri gündeme gelebiliyor. Keskin, antireflü mukozal ablasyon olarak adlandırılan ARMA yönteminde, mide ile yemek borusunun birleşim bölgesindeki yüzey dokusuna kontrollü bir işlem uygulandığını; iyileşme sırasında oluşan doku değişikliğiyle geri kaçışın azaltılmasının hedeflendiğini anlatıyor. Endoskopik fundoplikasyonda ise özel cihazlarla içeriden dikiş veya sabitleme teknikleri uygulanarak bu bölgedeki bariyerin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Yalnızca ilaç kullanmak istememek, bu işlemlere karar verilmesi için yeterli olmuyor. Geçiş bölgesinin yapısı, mide fıtığının bulunup bulunmadığı ve büyüklüğü gibi özellikler birlikte değerlendiriliyor. Büyük mide fıtıklarında cerrahi seçenekler gündeme gelebiliyor. Keskin, işlemlerin kanama ve yutma güçlüğü gibi risklerinin bulunduğunu; yakınmaların tekrarlayabildiğini ve ek tedavi gerekebildiğini de hatırlatıyor. Günlük alışkanlıklar ve göğüs ağrısının değerlendirilmesi önem taşıyor Reflü yakınmalarının yönetiminde günlük alışkanlıkların da ele alınması gerektiğini belirten Doç. Dr. Murat Keskin, yatmadan önceki üç saat içinde yemek yenmemesini öneriyor. Kahve, yağlı yiyecekler, narenciye ve sirkeli gıdaların yanı sıra alkol ve sigaranın da reflü yakınmalarını artırabildiğine dikkat çekiyor. İlaç tedavisi veya endoskopik işlem sonrasında da bu alışkanlıkların önemini koruduğunu ifade eden Keskin, devam eden şikayetlerde yeniden değerlendirme yapılması gerektiğini belirtiyor. Göğüste hissedilen yanma ve ağrının ise doğrudan mideye bağlanmaması gerekiyor. Keskin, kalp hastalıklarının da mide veya göğüs yanmasıyla kendini gösterebildiğini hatırlatarak özellikle göğüste baskı hissi ve boyuna ya da kola yayılan ağrı bulunduğunda acil değerlendirme gerektiğini vurguladı.

13 ülkede sahne aldılar şimdi meme kanserine karşı beste yaptılar Haber

13 ülkede sahne aldılar şimdi meme kanserine karşı beste yaptılar

Bugüne kadar 13 ülkede sahne alan Bursa Nilüfer Kadın Korosu, bu kez meme kanserine karşı sesini yükseltti. Koro şefi Dr. Aysel Gürel'in "Meme Kanseri Olunca Sakın Korkma" adlı bestesiyle erken teşhise dikkat çekilirken, hastalığı yaşayan koro üyeleri de tecrübelerini paylaşarak kadınlara çağrıda bulundu. 175 kadından oluşan Nilüfer Kadın Korosu, müziği toplumsal farkındalık oluşturmak için kullanmaya devam ediyor. Koro şefi Dr. Aysel Gürel, Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla kendi bestesi olan "Meme Kanseri Olunca Sakın Korkma" adlı şarkıyı hazırladı. Meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekmek istediklerini belirten Gürel, "Bütün kanserlerde olduğu gibi meme kanserinde de erken tanı çok çok önemli. Toplumda buna dikkat çekmeye çalışıyoruz. Geç kalmamak, erken teşhis ve tedaviye başlanması hastalığın tedavisinde çok önemli" ifadelerinde bulundu. "Bir arkadaşımızda hastalık çok erken dönemde teşhis edildi" Nilüfer Kadın Korosu'nun 22 yıllık genel müdürlüğünü yaptığını belirten Dr. Aysel Gürel, koronun sosyal sorumluluk çalışmalarına da değinerek, "Korodaki arkadaşlarımı bazı sağlık testlerine, örneğin smear testi ve mamografi gibi kontrollere gitmeleri konusunda teşvik ediyorum. İlk dönemlerde bazı arkadaşlarımız gitmek istemediler. ‘Hiçbir sıkıntımız yok, bizi niye gönderiyorsun?' diyorlardı. Ben de biraz zorunlu tuttum işi doğrusu. Tesadüfen bir arkadaşımızda hastalık çok erken dönemde teşhis edildi" dedi. Koro üyeleriyle zaman zaman toplu sağlık kontrollerinden geçtiklerini aktaran Gürel, kadınların kendi vücutlarındaki değişiklikleri takip etmeleri gerektiğini vurgulayarak, "Kadınların en ufak bir değişiklik gördüklerinde, bir kitle fark ettiklerinde veya başka bir farklılıkla karşılaştıklarında hekime gitmeleri çok önemli. Herhangi bir belirti görmeseler bile belli bir yaştan sonra kontrollerden geçmelerini rica ediyorum. Geç kalmaktan kork, erken tanı çok önemli" diye konuştu. Koroda 9 yıldır yer alan Selma Mert, 2018-2019 yıllarında duş sırasında yaptığı kontrolle göğsünde sertlik fark ettiğini ve doktora başvurduktan sonra tedavi sürecinin başladığını anlattı. Kontrollerini sürdürdüğünü belirten Mert, "Ben onu belki boş verseydim, ‘Bir şey yok' deseydim belki daha ilerleyecekti. Daha kötü sonuçlar olacaktı. Bütün arkadaşlara derim ki kendilerini kontrol etsinler. Korkuyla olmuyor bu, kontrolle" ifadelerini kullandı. Emekli öğretmen Fatma Sevik de göğsünde hissettiği sertlik üzerine doktora başvurduğunu ve biyopsi sürecinden geçtiğini belirterek kadınlara, "Vücutlarında herhangi bir sertlik veya olağan dışı bir şey hissettiklerinde hemen doktora gitmelerini öneriyorum" çağrısında bulundu. "Hastanın da ailenin de kabullenmesi gerekiyor" Koro üyelerinden Sadet Çağman ise yaklaşık bir yıl önce kardeşine triple negatif meme kanseri teşhisi konulduğunu belirterek aile desteğinin önemine dikkat çekti. Hastalık sürecinin hem hasta hem de yakınları için zor olduğunu ifade eden Çağman, "Ailece birbirimize destek olmanın önemini böyle zamanlarda daha iyi anlıyoruz. Hastanın da ailenin de kabullenmesi gerekiyor. Kabul ettikten sonra ne yapacağını bilerek, güvenerek ilerlemek çok önemli" dedi. 13 ülkede Türk müziğini ve Türk kadınını tanıttılar Nilüfer Kadın Korosu, bugüne kadar dünyanın 13 ülkesinde konserler verdi. Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Hollanda, İtalya, Letonya, Portekiz, Kıbrıs, Azerbaycan ve Gürcistan gibi ülkelerde sahne alan koro, Türk müziğini, Türk kültürünü ve Türk kadınını uluslararası platformlarda tanıttı. Konserlerinin büyük bölümünü sosyal sorumluluk projeleri yararına gerçekleştirdiklerini belirten Dr. Aysel Gürel, "175 kadından oluşuyoruz. Her tür müziği yapıyoruz. Tüm konserlerimizi sosyal projeler yararına gerçekleştiriyoruz. Bu konuda da farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Biz, farkındalık oluşturan bir koroyuz" dedi. Koro, meme kanseri farkındalığı için hazırlanan özel besteyle kadınları erken teşhis konusunda bilinçlendirmeyi ve sağlık kontrollerini ihmal etmemeleri gerektiğine dikkat çekmeyi amaçlıyor.

Tokat’ta paniğe neden olan salgının içme suyundan kaynaklı olmadığı anlaşıldı Haber

Tokat’ta paniğe neden olan salgının içme suyundan kaynaklı olmadığı anlaşıldı

Tokat'ta yaşanan sağlık şikâyetlerinin ardından Samsun Büyükşehir Belediyesi ile Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ekipleri kentte su numuneleri alarak inceleme yaptı. Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, ekiplerin çalışmalarına ve hastaların durumuna ilişkin açıklamalarda bulundu. Samsun'dan gelen ekiplerin de numune alarak inceleme yaptığını belirten Yazıcıoğlu, "Buradaki en önemli konulardan biri, Halk Sağlığı Genel Müdürlüğümüzün, yani bakanlığımızın gönderdiği ekiplerin çalışmaları. Onların numunelerinde ve incelemelerinde de temiz çıktığı yönünde şu anda ön bilgi aldık" dedi. "Sudan kaynaklanmadığını bilmek bizi biraz rahatlattı" Sağlık şikâyetleri yaşayan vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileten Yazıcıoğlu, sürecin ilgili kurumların koordinasyonunda yürütüldüğünü ifade etti. Yazıcıoğlu, "Başta valiliğimiz, il sağlık müdürlüğümüz ve halk sağlığı ekiplerimiz bu konuda çok kıymetli bir müdahale örneği gösterdi. Hastanelerimizdeki hocalarımızı, başhekimlerimizi, hemşirelerimizi ve personelimizi yürekten tebrik ediyorum" diye konuştu. Hastalığın seyrine ilişkin kendisine verilen bilgileri paylaşan Yazıcıoğlu, "Hastalık biraz stabil gidiyor. Virütik ve bulaşıcı bir şey olduğu ifade ediliyor. Sudan kaynaklanmadığını bilmek bizi biraz rahatlattı. Hastalarımızın çoğu tedavi oluyor. Yatarak tedavi gören çok az hastamız var. Ciddi bir problem olmadığı da bize söylendi" ifadelerini kullandı. Kişisel hijyen çağrısı Kendisine norovirüsten bahsedildiğini belirten Yazıcıoğlu, vatandaşların kişisel hijyene dikkat etmesini istedi. Yazıcıoğlu, "Bulaşıcı olduğunu söylediler. Vatandaşlarımızın bu süreçte kişisel hijyenlerine ve temizliğe biraz daha dikkat etmeleri gerekiyor. Valiliğimiz ve il sağlık müdürlüğümüz de bu konuda açıklamalar yaptı. Ben de vatandaşlarımızdan kişisel temizliklerine özen göstermelerini istirham ediyorum" dedi. Yazıcıoğlu, hastanede tedavi gören vatandaşları ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini ileteceğini de sözlerine ekledi.

Ellerden başlayan ağrılara dikkat Haber

Ellerden başlayan ağrılara dikkat

Romatoid artrit hastalığının bilim dalına yani romatolojiye isminin verilmesine sebep olan bir hastalık olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Yüksel Karakoç, "Romatoloji diğer bilim dallarına göre daha yeni bir tıbbi branştır. Ülkemizde kemik, kas ve eklem yakınmaları olan hastalarımız genellikle fizik tedavi ve ortopedi uzmanlarına gitme alışkanlığı içindedirler. Bunlar köklü, herkes tarafından bilinen branşlardır, romatoloji bunlara göre daha yeni bir branştır. Romatolog, romatizmal hastalıkların tedavisinde uzmanlaşmış iç hastalıkları uzmanı demektir. Romatoid artrit, halk arasında en çok bilinen ve en çok korkulan iltihaplı romatizmal hastalığın ismidir. Bu hastalık bizi en çok ellerimizden vurmaktadır. Bir elin bir parmağının bir boğumunda (eklem) olabileceği gibi aynı elin farklı parmaklarının farklı boğumlarında veya diğer elin farklı bir parmağının farklı bir boğumunda da olabilir. Ayrıca bu olay aynı anda olabileceği gibi farklı zamanlarda da farklı ellerde ve farklı parmaklarda olabilir. Ellerimiz bizim için çok önemlidir. Giyinmek, yemek yemek banyo yapmak çalışmak, yazmak, taşımak gibi birçok insani ihtiyacımızı onlarla yapıyoruz. İnsanların bu hastalıktan korkma sebepleri de bundan ileri gelmektedir. Ellerdeki ağrı ve ıstırabın yanı sıra ellerin garip şekillere girmesi, eğilip bükülmesi onları kullanmamızı engellemektedir. Ellerin yanı sıra ayak eklemleri, dizler, dirsekler ve omuzlar kısaca hemen tüm hareketli eklemler bu hastalıktan etkilenebilmektedir" dedi. Bu hastalığın teşhisinin konulmasında radyolojik görüntüleme cihazlarından da faydalanılabildiğini belirten Karakoç, "Eskiden beri bildiğimiz radyasyonla çalışan röntgen cihazları ile el eklemlerindeki hasar ve şekil bozuklukları, kemik erimesi gibi belirtiler görülürken, MR cihazlarıyla ki bunlar radyasyonla çalışmazlar, eklem iltihaplarını daha ayrıntılı ve röntgenden daha erken zamanda gösterebilirler. Hekim şüphede kaldığında bu tetkiklerden faydalanmak isteyebilir. Bu hastalığı tutulmuş ya da ilerde tutulacak olanlara iyi haber romatoid artrit hastalığının hem oluş mekanizması ile ilgili hem de tedavisi ile ilgili son yıllarda çok ilerleme sağlanmıştır. Hatta şöyle de söylenilebilir; tedavisinde en çok yeni ilaç üretilmesi başarılmış olan romatizmal hastalık tipidir. Geçen zaman, bu hastalıklarla uğraşan hekimlere şunu öğretmiştir; erken teşhis edilmiş, ilaçlarını yeterli doz ve sürede kullanmış olan hastaların ektemlerinde şekil bozuklukları olmadığı, hareket kısıtlıkları yaşamadıkları, hastalıklarından daha az zarar gördükleri ve ağrılarının daha az olduğudur" diye konuştu. Burada üzerine vurgu yapılması gereken nokta ise erken teşhis olduğunu belirten Karakoç, "Çünkü erken teşhis konulmuş ve tedavisi başlanılmış hastada eklem hasarı gelişmemektedir. Maalesef ki eklem hasarı bir kez geliştiği zaman artık hiçbir şekilde tamiri mümkün değildir. Maalesef romatoid artrit gibi kronik hastalıkların tedavisinde tek bir ilaçla sihirli bir sonuç almak günümüzde mümkün değildir. Zaman zaman birden fazla ilaç kullanılabilir. Seçilecek ilaçta hastalığın şiddeti kadar hastanın genel sağlık durumu ve eğer varsa diğer hastalık ve ilaçları da etkili olmaktadır. Bu sebeple kişiye özgü tedaviler de söz konusu olabilir. Ancak hastalarımızın genelinde mevcut ilaçlarımızla az da olsa yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır" dedi.

Edirneli kadınlar kanseri müzikle, korkuyu dayanışmayla yendiler Haber

Edirneli kadınlar kanseri müzikle, korkuyu dayanışmayla yendiler

Edirne'de 80 kadının buluştuğu grupta 10 kadın kanseri geride bırakırken, kadınlar müzikle moral bulup dayanışmayla hayata tutunuyorlar. Kanserle mücadele eden kadınlar, darbukaların ritminde korkularını geride bırakıp umudu büyütüyor. 6 yıl önce meme kanserini yenen Sevgi Eryavaş'ın kendisine iyi gelen müziği başka kadınlarla paylaşmak amacıyla kurduğu "Sevgili Günebakanlar" ritim grubu, bugün 80 kadını aynı çatı altında buluşturuyor. Hem tedavisi devam eden hem de müzikle kanseri yenen kadınlardan oluşan grup, her hafta bir araya gelerek birbirine kenetleniyor. Bazen güldüler, bazen ağladılar ama bu zor günleri birbirlerine sarılarak atlattılar. Kimi kemoterapiden çıkıp ritim çalışmalarına katılıyor, kimi hastalığı geride bırakmanın mutluluğunu arkadaşlarıyla paylaşıyor. Her vuruşta korkularını biraz daha geride bırakan kadınlar, müziğin etrafında kurdukları dostlukla umudu büyütüyor. Edirneli Sevgi Eryavaş, 6 yıl önce meme kanseriyle mücadelesini kazanmasının ardından, tedavi sürecinde kendisine iyi gelen müziği başka kadınlarla da buluşturmak istedi. Bu düşünceyle kurduğu "Sevgili Günebakanlar" ritim grubu, zamanla büyüyerek onlarca kadının umut kapısı oldu. Haftada bir gün buluşan kadınlar, darbukalarıyla ritim tutarken yaşadıkları zorlu sürecin yükünü bir nebze olsun hafifletiyor. Bugüne kadar gruptaki 10 kadın kanseri yenerken, 4 kadının tedavisi ise devam ediyor. Grup, çeşitli organizasyonlarda sahne alarak müziğin birleştirici gücünü başka insanlarla da paylaşıyor. "Kemoterapiden çıkıp programa gittik" Grubun üyelerinden Fatma Çengel, bir arkadaşının tavsiyesiyle katıldığı grupta çok keyifli vakit geçirdiğini ve hastalığının aklına gelmediğini söyledi. Kanser olduğunu öğrendikten sonra da çalışmalara ve etkinliklere katılmayı sürdürdüğünü belirten Çengel, yaşadıklarını anlattı. Kemoterapiden çıkıp programa gittiğini belirten Çengel, "İyi ki başlamışım. Sevgi hocam sayesinde her programa katıldık, birlikte etkinlikler yaptık. Sevgi hocam benim yarı doktorumdu. Her kemoterapimden sonra arar, 'nasılsın, neredesin' diye sorardı. Arkadaşlarım da bana çok iyi davrandı. Kanser olduğumu, bu hastalığı atlattığımı bile anlamadan bugünlere geldim" dedi. Kansere yakalanan kadınlara tavsiyelerde bulunan Çengel, "Kadınlar evlerine kapanmasın, böyle programlara katılsınlar." dedi. "Burası bizim için tedavi merkezi gibi" Grubun kurucusu Sevgi Eryavaş, müziğin yalnızca hastalıkla mücadele eden kadınlara değil, herkesin yaşamına dokunabileceğini vurguladı. Birlikte geçirilen zamanın kadınlara moral verdiğini belirten Eryavaş, "Böyle bir grubu sadece hastalıkla ilişkilendirmeyelim. Herkesin eğlenmeye ihtiyacı var. Her hafta burada toplanıyoruz. Burası bizim için gerçek anlamda bir tedavi merkezi gibi oldu. Kanser oldum diye kimse evine kapanmasın, dertlenmesin. Burada oyunlarla, kahkahalarla akşamı geçiriyoruz. Arkadaşlarımı evlerine mutlu gönderiyorum" dedi. Kanser tanısı aldığında yaşadığı korkuyu da anlatan Eryavaş, hastalığın kendisine hayatı ve kendisini daha farklı değerlendirmeyi öğrettiğini söyledi. "Kanser bana güzel bir pencere açtı" Kanserin kendisine güzel bir pencere açtığını söyleyen Eryavaş, "Kendim için bir şey yapmayı bilmiyormuşum. Şimdi kendime yatırım yapıyorum, kendimi mutlu ediyorum. Müzik gerçekten çok iyi, hele ritim. O tınılar deniz dalgası gibi yayılıp gidiyor. Hepimize iyi geliyor" dedi. "Psikoloğumun tavsiyesiyle başladım" Grubun bir diğer üyesi Selma Kelam ise kemoterapi döneminde psikoloğunun tavsiyesiyle bir enstrüman çalmayı düşündüğünü, ardından darbukayla tanışarak gruba katıldığını söyledi. Ritmin kendisine iyi geldiğini belirten Kelam, "İyi ki gelmişim, bana şifa oldu. Darbukaya her vuruşumda sinirimi, öfkemi attım. Eşime, arkadaşlarıma ya da herhangi birine karşı duyduğum öfke darbukayla gitti. Kendim için bir şeyler yaptım. Her Perşembe buradayız, birbirimize şifa oluyoruz. Değişik bir şey" ifadelerini kullandı. Aynı ritimde buluşan kadınlar, kanserle mücadelenin yalnızca hastane koridorlarında değil, dayanışma, moral ve yaşam sevinciyle de sürdüğünü göstererek örnek oluyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.