Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Tedarik Zinciri

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Tedarik Zinciri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tedarik Zinciri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: ‘‘Türkiye ekonomisinin kesintisiz büyüme süresi 24 çeyreğe ulaştı’’ Haber

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: ‘‘Türkiye ekonomisinin kesintisiz büyüme süresi 24 çeyreğe ulaştı’’

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ‘‘Türkiye ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 2,3 oranında büyümüş, böylece kesintisiz büyüme süresi 24 çeyreğe ulaşmıştır. Zorlu küresel şartlara rağmen 2002 yılında 36 milyar dolar olan mal ihracatımız 2025 yılında 273,2 milyar dolara yükselmiştir’’ dedi. "Değişen Dünyada İstikrar Paradigması: Küresel Ticaretin Sorumluluk Perspektifiyle Yeniden İnşası" temasıyla kamu, iş dünyası, akademi ve uluslararası kuruluşların temsilcilerini bir araya getiren İstanbul Ticaret Kongresi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç, İstanbul Ticaret Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. İsrafil Kuralay, İstanbul Ticaret Üniversitesi Rektörü Necip Şimşek, İstanbul Ticaret Üniversitesi Düşünce ve Proje Üretim Akademisi Müdürü ve Kongre Başkanı Nazım Ekren’in açılış konuşmalarıyla başladı. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD), Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), uluslararası iş dünyası ve akademiden isimleri İstanbul’da bir araya getiren kongrede, küresel ticaretin değişen dengeleri, jeopolitik riskler, yeşil ve dijital dönüşüm, ticaretin normları ve etik değerleri, ticari istihbarat ve ticari diplomasi çok boyutlu biçimde ele alındı. Açılış konuşmasında açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Cevdet Yılmaz, "Bu kongre; küresel ticarette dengelerin değiştiği ve belirsizliklerin arttığı bir dönemde, ülkemizin üretim, ihracat ve yatırım imkânlarını ele almak açısından mühim bir buluşmadır. Etkinliğin "Değişen Dünyada İstikrarın Paradigması: Küresel Ticaretin Sorumluluk Perspektifiyle Yeniden İnşası" temasıyla gerçekleşmesi de yapılan istişareleri çok daha anlamlı kılmaktadır" dedi. Küresel ekonomi ve küresel ticaretin son yirmi yıllık döneminde krizlerin ve şokların giderek sıklaştığı bir sürece girildiğini belirten Yılmaz, "2026 yılında Rusya-Ukrayna savaşının yeni boyutlar kazanmasının yanı sıra, ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaşın getirdiği enerji şoku, yalnızca enerji fiyatları üzerinden değil; üretim maliyetleri, enflasyon, lojistik, dış ticaret, finansal koşullar ve büyüme kanalları üzerinden de küresel ekonomiyi eş zamanlı olarak etkilemektedir. Dolayısıyla artık küresel ekonomide şokların istisnai değil, neredeyse sürekli olarak yönetilmesi gereken bir unsur haline geldiği bir yapıdan söz ediyoruz. İstikrarlı şekilde istikrarsızlık üreten bir ortamda, uluslararası kurumların ve kuralların giderek zayıfladığı bir dönemdeyiz. Dünya Ticaret Örgütü, 2025 yılında yüzde 4,6 büyüyen küresel mal ticaretinin 2026 yılında yüzde 1,9 büyüyeceğini öngörürken Uluslararası Para Fonu da küresel büyümenin yüzde 3’e gerileyeceğini tahmin etmektedir. Küresel ekonomide ağırlık merkezi gelişmekte olan ülkelere ve özellikle doğuya kayarken rekabet; fiyatın yanı sıra sanayi politikaları, teknoloji ve ölçek ekonomileri üzerinden şekillenmektedir. Türkiye ekonomisi, bu zorlu küresel şartlarda üretim kapasitesi ve ihracat gücüyle diğer ülke ve bölgelere kıyasla daha pozitif ayrışmayı başarmıştır" şeklinde konuştu. ‘‘Türkiye ekonomisinin kesintisiz büyüme süresi 24 çeyreğe ulaştı’’ Gayrisafi yurt içi hasılasının 2025 yılında 1,6 trilyon dolara yükseldiğini 2026 yılının ilk yarısı itibarıyla da yıllıklandırılmış olarak 1,7 trilyon doları aştığını belirten Yılmaz "Türkiye ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 2,3 oranında büyümüş, böylece kesintisiz büyüme süresi 24 çeyreğe ulaşmıştır. Zorlu küresel şartlara rağmen 2002 yılında 36 milyar dolar olan mal ihracatımız 2025 yılında 273,2 milyar dolara yükselmiştir. Hizmet ticaretinin küresel ticaret ve değer zincirleri içindeki payı da her geçen gün artmaktadır. Türkiye’nin hizmet ihracatı 2002 yılındaki 14 milyar dolar seviyesinden 2025 yılında 125 milyar dolara yükselmiş, ülkemiz en fazla hizmet ihracatı gerçekleştiren ülkeler arasında 22’nci sıraya yerleşmiştir. Sağladığımız 63 milyar dolarlık hizmet ticareti fazlasıyla bu alanda dünyada altıncı sıradayız. Mal ve hizmet ihracatı toplamımız 2025 yılında 400 milyar dolara yaklaşarak tüm zamanların rekorunu kırmıştır. Ağustos ayı itibarıyla yıllıklandırılmış mal ihracatımız 280 milyar doları geçerken mal ve hizmet ihracatımızın ise 405 milyar dolara aşacağını öngörüyoruz" ifadelerini kullandı. ‘‘Reel sektörümüzün her zaman yanındayız’’ İhracatçılara sağlanan desteklerden de bahseden Yılmaz, ‘‘İhracatımızın daha yüksek katma değerli, daha rekabetçi ve daha geniş bir coğrafyaya yayılan yapıya kavuşması için, firmalarımızı ihracata hazırlıktan pazarlamaya, tasarımdan küresel firmalara tedarikçi olmaya kadar her aşamada destekliyoruz. Bu kapsamda, seçici bir yaklaşımla ihracatçılarımızın finansmana erişim imkanlarını genişletiyoruz. Reel sektörümüzün her zaman yanındayız. 2025 yılında mal ve hizmet ihracatına toplam 33 milyar lira destek sağladık; 2026 yılında bu amaçla ayrılan toplam bütçeyi 45 milyar liraya çıkardık’’ diye konuştu. İTO Başkanı Avdagiç: ‘‘Küresel ticaretin yeniden inşası Türkiye olmadan eksik kalacaktır’’ İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, ise yaptığı konuşmada, ‘‘Küresel ticaretin sorumluluk perspektifiyle yeniden inşası Türkiye olmadan eksik kalacaktır. Türkiye, son 25 yılda sağladığı ekonomik istikrarla, sağlam altyapısıyla, nitelikli işgücüyle, ikiz dönüşümdeki kararlılığıyla, savunma sanayiinde elde ettiği güçlü birikimle, yakın tedarik üssü olmasıyla ve lojistik üstünlükleriyle büyük bir avantaja sahip’’ değerlendirmesinde bulundu. Avdagiç, jeopolitik ve jeoekonomik gerilimlerin, korumacı ticaretin, yüksek gümrük tarifelerinin, tedarik zinciri sorunlarının, enerji ve lojistik maliyetlerindeki devasa dalgalanmaların, dijital ve yeşil dönüşüm ile baş döndürücü teknolojik gelişmelerin yaşandığı bir süreçten geçtiğimizi vurguladı. BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı verilerine göre küresel mal ve hizmet ticaretinin 2025'te 35,2 trilyon doları aşarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını belirten Avdagiç, ‘‘Korumacı politikaların yeniden yükselmesinin, jeopolitik gerilimlerin ve tedarik zincirindeki kırılmaların yol açtığı maliyet artışları, dünya ticareti için ciddi bir tehdit. Öyle ki Dünya Ticaret Örgütü, küresel GSYİH'nin yüzde 6,9'a kadar azalabileceğini ve ticaretin, en başta yoksul ülkeleri vuracak bir parçalanma riskiyle karşı karşıya kalabileceğini belirtiyor" ifadelerini kullandı. İTO Başkanı Avdagiç sözlerine şöyle devam etti: "Kongremizin temasında ortaya koyduğumuz gibi, küresel ticaretin sorumluluk perspektifiyle yeniden inşası Türkiye olmadan eksik kalacaktır. O yüzden bu kongrede soyut bir başlık konuşmuyoruz. Dört oturuma yayılmış somut bir yol haritası sunuyoruz. Böylece bugünün tüccarının yalnızca fiyat ve kaliteyle değil finansmana erişim, enerji maliyeti, teslimat güvenilirliği, mevzuata uyum ve bilgi kapasitesiyle de rekabet etmek zorunda olduğunun altını çiziyoruz. Bunları içeren yeni bir rota çizilmesini öneriyoruz."

Gümrüklerde devrim: Artık önce eşya değil, veri yola çıkacak Haber

Gümrüklerde devrim: Artık önce eşya değil, veri yola çıkacak

Türkiye’nin yeni ticaret koridorları ve stratejik anlaşmalarla bölgesel lojistik merkez olma yolundaki konumu güçlenirken, gümrüklerde dijital dönüşümün önemi de artıyor. Geleceğin gümrük sistemlerinde eşyanın sınır kapısına ulaşmasından önce verisinin hareket edeceği, yapay zeka destekli risk analizleriyle mevzuata uygun ticaret yapan firmaların daha hızlı geçiş yapabileceği öngörülüyor. Asset GLI Genel Müdür Yardımcısı ve Gümrük Müşaviri Barış Çakır, Türkiye’nin yeni ticaret koridorları ve stratejik anlaşmalarla güçlenen bölgesel konumunun, gümrük süreçlerinde de kapsamlı bir dijital dönüşümü zorunlu hale getirdiğine dikkat çekti. Çakır, geleceğin gümrük sistemlerinde eşyanın sınır kapısına ulaşmasından önce verisinin hareket edeceğini belirtti. Türkiye’nin çevresinde yeni bir ticaret mimarisinin oluştuğunu belirten Çakır; Irak ile yürütülen Kalkınma Yolu Projesi, Orta Koridor’un güçlendirilmesi, Körfez ülkeleriyle geliştirilen ticari ilişkiler ile Suudi Arabistan ve Pakistan başta olmak üzere bölge ülkeleriyle artan stratejik temasların Türkiye’nin lojistik merkez olma potansiyelini güçlendirdiğini ifade etti. Çakır, gümrük sistemlerinin de yeni nesil ticaretin gerektirdiği dijital altyapıyla donatılmasını gerektiğini savundu. Gümrükte kontrol sınır kapısında değil, eşya yola çıkmadan başlayacak Geleneksel gümrük sisteminde kontrol sürecinin büyük ölçüde aracın sınır kapısına ulaşmasıyla başladığını hatırlatan Çakır, yeni nesil gümrüklerde ise sürecin eşya henüz depodan çıkmadan başlayacağını söyledi. Ürünün üretim yeri, kullanılan hammaddeler, menşei, taşıyıcının geçmiş ticaret kayıtları, vergi bilgileri ve güzergâh gibi çok sayıda verinin gümrük sistemleri arasında önceden paylaşılabileceğini belirten Çakır, yapay zekâ destekli risk analizlerinin de bu dönüşümün önemli parçalarından biri olacağını kaydetti. Çakır, "Araç sınır kapısına geldiğinde ‘Bu tırın içinde ne var?’ sorusunu sormak yerine, sistemin bu sorunun cevabını çok daha önceden biliyor olması gerekiyor. Riskli işlemler sınır kapısına ulaşmadan belirlenebilmeli, mevzuata uygun ticaret yapan firmalar ise mümkün olduğunca hızlı geçiş yapabilmeli" dedi. Daha az fiziki müdahale, daha fazla veri kontrolü Avrupa Birliği’nde gündemde olan yeni gümrük veri altyapılarının bu dönüşümün önemli örneklerinden olduğunu belirten Çakır, Türkiye’nin de Avrupa ve bölge ülkeleriyle veri paylaşımını güçlendirecek standartlara yatırım yapmasının kritik önem taşıdığını vurguladı. Ticaret anlaşmalarının artmasıyla birlikte gümrük vergilerinin azalmasının, gümrük kontrollerinin tamamen ortadan kalkacağı anlamına gelmediğini belirten Çakır, ürün güvenliği, halk sağlığı, kaçakçılıkla mücadele, vergi denetimi ve menşe kontrollerinin önemini koruyacağını söyledi. Çakır, geleceğin gümrük modelini "düşük fiziki müdahale, yüksek veri kontrolü" olarak tanımladı. Mevzuata uygun hareket eden firmalar için sınır geçişlerinin hızlanacağını, riskli işlemlerin ise dijital sistemlerle daha erken tespit edilebileceğini ifade etti. Gümrük müşavirliğinde yeni dönem: Dijital uyum danışmanlığı Dijitalleşmenin gümrük müşavirliği mesleğinin niteliğini de değiştireceğini aktaran Çakır, gelecekte gümrük müşavirlerinin yalnızca beyanname ve belge süreçlerini takip eden kişiler olmaktan çıkacağını söyledi. Özellikle farklı ülkelerden gelen parçaların Türkiye’de birleştirilerek başka ülkelere ihraç edildiği üretim modellerinde menşe kurallarının şirketlerin yatırım ve tedarik zinciri kararlarında kritik hale geldiğini ifade eden Çakır, "Geleceğin gümrük müşaviri; gümrük mevzuatını bilen, veriyi okuyabilen, uluslararası ticaret hukukuna hakim ve tedarik zincirini anlayan bir dijital uyum danışmanı olmak zorunda" diye konuştu. "Türkiye’nin lojistik geleceği dijital altyapıda" Türkiye’nin Avrupa, Körfez, Kafkaslar, Orta Asya ve Orta Doğu arasında sahip olduğu coğrafi konumun büyük bir avantaj sunduğunu belirten Çakır, bu avantajın dijital altyapıyla desteklenmesi gerektiğine dikkat çekerek, "Geçtiğimiz yüzyılda coğrafya belirleyiciydi. Bu yüzyılda ise dijital altyapı belirleyici haline geliyor. Türkiye yeni ticaret koridorlarını yalnızca asfalt ve demiryollarıyla değil, ülkeler arasında konuşabilen dijital gümrük sistemleri, yapay zeka destekli risk analizleri ve ortak veri standartlarıyla güçlendirebilirse gerçek anlamda bölgesel bir ticaret ve lojistik merkezine dönüşebilir" şeklinde konuştu. Gümrükler dijital tedarik zincirinin ana damarına dönüşecek Türkiye’nin bundan sonraki dönemde gümrüklerde yalnızca fiziki geçiş hızına değil, veri akışının hızına ve güvenilirliğine de odaklanması gerektiğini vurgulayan Çakır, "Asıl mesele gümrüklerin sınır kapısındaki beton binalardan çıkıp küresel dijital tedarik zincirinin ana damarına yerleşebilmesidir" ifadelerini kullandı.

Migros Yenişehir'de taze gıda tedarik zincirine yeni bir halka ekledi Haber

Migros Yenişehir'de taze gıda tedarik zincirine yeni bir halka ekledi

Migros, Bursa Yenişehir'de hayata geçirdiği Meyve Sebze, Şarküteri, Paketleme ve Dağıtım Merkezi ile taze ürün tedarik altyapısını güçlendirdi. Merkez, üreticiden mağazaya uzanan süreçte meyve-sebze kabul, kalite kontrol, laboratuvar, seçme, boylama, kasalama, paketleme, peynir ve şarküteri porsiyonlama ile lojistik faaliyetlerini aynı çatı altında topluyor. Tesis, yıllık 200 bin tonluk işleme kapasitesiyle üreticiden tüketiciye uzanan sürece katkı sağlıyor. Migros, Bursa Yenişehir'de hayata geçirdiği Meyve Sebze, Şarküteri, Paketleme ve Dağıtım Merkezi'ni düzenlenen törenle hizmete açtı. Açılışa Bursa Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, Bursa Yenişehir Belediye Başkanı Yardımcısı Fikret Hatipoğlu ve Rıdvan Sağlık, Migros Perakende Genel Müdürü Mustafa Bartın, Migros Grubu Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Ekmel Baydur, Migros Tedarik Zinciri Yönetimi ve Lojistik Genel Müdür Yardımcısı Aydın Ferit Cansever, Migros Yatırım Geliştirme ve İnşaat Genel Müdür Yardımcısı Yaşar Ender Tüzün ile ilgili yetkililer katıldı. Yapılan açıklamaya göre, toplam 40 bin metrekare alan üzerine kurulan ve yıllık 200 bin ton kapasiteye sahip tesis; meyve-sebze kabul, kalite kontrol, laboratuvar, seçme, boylama, kasalama ve paketleme faaliyetlerini aynı çatı altında topluyor. Organik ürün paketleme sertifikasına da sahip tesiste sebze-meyve ürünleri modern otomasyon sistemleriyle temizleniyor, işleniyor ve tüketime hazır şekilde paketleniyor. Tesis, 1.2 milyar TL'yi aşkın bir yatırım tutarı ile hayata geçirildi. Tam kapasiteye ulaşıldığında 500 kişilik istihdam sağlanacak. Tesisin öne çıkan özelliklerinden biri, şirketin ilk tropikal ürün işleme ve muz sarartma tesisini bünyesinde barındırması. Kontrollü sarartma süreçleri sayesinde hassas tropikal ürünlerde kalite, lezzet ve raf performansı daha etkin şekilde yönetilebiliyor. Tesis bünyesinde yer alan 3 bin metrekarelik peynir ve şarküteri dilimleme ve paketleme tesisinde ise yöresel peynirler ve farklı peynir çeşitleri başta olmak üzere etli şarküteri ürünleri de son teknoloji Modifiye Atmosfer Paketleme (MAP) yöntemi kullanılarak paketleniyor. Tesiste tek vardiyada yıllık 7,5 milyon adet paketleme kapasitesine ulaşılabiliyor. Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel ise açılışta yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: "Yenişehir'imizin tarımsal üretim gücüne, istihdamına ve ekonomik geleceğine önemli katkılar sağlayacak çok kıymetli bir tesisin açılışını gerçekleştiriyoruz. Yenişehir, bereketli toprakları, güçlü üretim kültürü ve çalışkan çiftçisiyle Bursa'mızın ve ülkemizin önemli tarım merkezlerinden biri. Bu bereketli topraklarda daha fazla üretmenin yanında, ürettiğimiz ürüne daha fazla değer kazandırmak, çiftçimizin emeğinin karşılığını almasını sağlamak ve Yenişehir markasını Türkiye'nin dört bir yanına taşımak hedefimiz. Şirket uzun yıllardır Yenişehirli çiftçilerimizden başta biber olmak üzere birçok yaş meyve ve sebze ürününü tedarik ederek Türkiye'nin farklı noktalarındaki mağazalarında tüketiciyle buluşturuyor. Burada çiftçimizin alın teriyle yetiştirdiği ürünler toplanacak, uygun şartlarda muhafaza edilecek, paketlenecek ve Türkiye'nin dört bir yanına gönderilecek. Aynı zamanda Yenişehir'imizin istihdamına önemli ölçüde katkı sağlayacak bu tesisin ilçemize hayırlı olmasını dileriz." Migros Perakende Genel Müdürü Mustafa Bartın, tesisin açılışına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: "Yenişehir'de hayata geçirdiğimiz bu tesis, taze gıda tedarik zincirimizin önemli bir halkası. Üreticiden mağazaya uzanan süreçte kalite standartlarımızı güçlendiren merkezimiz; ürün kalitesini koruma, gıda kaybını azaltma, raf ömrünü destekleme ve taze ürünlerde bulunurluğu artırma açısından önemli bir rol üstlenecek. Yenişehir'in üretim potansiyeli, konumu ve bölgesel gücüyle bu yatırımın hem şirket ekosistemine hem de bölge ekonomisine değer oluşturacağına inanıyoruz." Migros Grubu Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Ekmel Baydur ise tesisin sunduğu değerle ilgili şu değerlendirmede bulundu: "Amacımız; üreticiden mağazaya uzanan süreçte taze, kaliteli ve hemen kullanıma uygun ürünleri müşterilerimizle buluşturmak. Marmara Bölgesi başta olmak üzere Türkiye'nin farklı illerinden ve yurt dışından gelen sebze-meyve ile şarküteri ürünlerinin işlendiği tesisimizde kalite kontrol ve paketleme süreçlerini tek merkezden yönetiyoruz. Bölgedeki üreticiler, kooperatifler ve üretici birliklerinden doğrudan alım yaparak yerel üreticilerin pazara erişimini destekliyor, müşterilerimize daha geniş bir ürün seçeneği sunuyoruz. Tesisimizin hayırlı olmasını diliyorum."

BTSO’nun Hizmet Kalitesine 7 Yıldızlı Tescil Haber

BTSO’nun Hizmet Kalitesine 7 Yıldızlı Tescil

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) yenilenen Akreditasyon Sistemi kapsamında en üst seviye olan 7 yıldızlı akreditasyon belgesini almaya hak kazandı. TOBB 2026 Akreditasyon Sertifika Töreni, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ev sahipliğinde, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın katılımıyla Ankara’daki TOBB İkiz Kuleler Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Yenilenen sistem kapsamında Türkiye’de ilk kez verilmeye başlanan 7 yıldızlı akreditasyon belgesini almaya hak kazanan 4 oda ve borsadan biri olan BTSO, 60 bini aşkın üyesine sunduğu hizmetlerin kalitesini ve kurumsal gelişim anlayışını en üst seviyede tescilledi. Burkay: “Dönüşüm Yolculuğumuzun Güçlü Bir Sonucu” BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, törende yaptığı değerlendirmede, 7 yıldızlı akreditasyon belgesini almaktan büyük gurur duyduklarını belirtti. Başarının 2013 yılından bu yana kararlılıkla sürdürdükleri dönüşüm çalışmalarının sonucu olduğunu ifade eden Burkay, şunları kaydetti: “Yenilenen TOBB Akreditasyon Sistemi kapsamında en üst seviye olan 7 yıldızlı akreditasyonu almaya hak kazanan 4 oda ve borsadan biri olmanın gururunu yaşıyoruz. Bu başarı, 2013 yılından bu yana kararlılıkla sürdürdüğümüz dönüşüm yolculuğunun, üyelerimizi merkeze alan hizmet anlayışımızın, yenilikçi projelerimizin ve kurumsal gelişim vizyonumuzun güçlü bir sonucudur.” Burkay, elde edilen başarıda emeği bulunan BTSO çalışanlarını tebrik ederek, belgenin 60 bini aşkın BTSO üyesi ve Bursa iş dünyası için hayırlı olmasını diledi. Türkiye’deki oda ve borsa sisteminin gelişimine öncülük eden TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na da teşekkür eden Burkay, akreditasyon sisteminin uluslararası ölçekte örnek gösterilen bir yapıya dönüşmesinde Hisarcıklıoğlu’nun ortaya koyduğu vizyonun önemli rol oynadığını vurguladı. Hisarcıklıoğlu: “Şehrinizi Marka Yapmak İçin Liderliği Siz Üstleneceksiniz” TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da törende yaptığı konuşmada, 11’i ilk kez olmak üzere 73 oda ve borsaya akreditasyon sertifikası verildiğini söyledi. Akreditasyon sisteminin oda ve borsaların kurumsal dönüşümünde temel bir rol üstlendiğini belirten Hisarcıklıoğlu, sistem sayesinde kurumların kendilerini geliştirdiğini, yeni projeler ürettiğini ve uluslararası iş birlikleri kurduğunu ifade etti. Oda ve borsaların bugüne kadar 2 bin 750 projeyi hayata geçirdiğini aktaran Hisarcıklıoğlu, 30’dan fazla ülkedeki oda ve borsalarla ortak çalışmalar yürütüldüğünü bildirdi. Hisarcıklıoğlu, oda ve borsaların uluslararası yarışmalarda ödüller kazandığına işaret ederek, şöyle konuştu: “Akreditasyon sistemi sayesinde oda ve borsalarımız kendilerini dönüştürüyor ve geliştiriyor, proje üretiyor, yurt dışına açılıyor, illerine ve ilçelerine kaynak sağlıyor. Yaptıkları projelerle dünyadaki oda ve borsaların katıldığı yarışmalarda ödül alıyorlar, dünya şampiyonu oluyorlar. Oda ve borsalarımız, girişimcilerimize en iyi şekilde hizmet üreten ve sunan merkezler haline geldi.” Şehirlerin markalaşma sürecinde oda ve borsalara önemli sorumluluklar düştüğünü vurgulayan Hisarcıklıoğlu, “İlin ve ilçenin kanaat önderleri sizlersiniz. Şehrinizi marka yapmak için liderliği de sizler üstleneceksiniz. Camiamıza ve girişimcilerimize rehberlik edeceksiniz.” ifadelerini kullandı. Akreditasyon Sistemine Yeni Standartlar Eklendi Hisarcıklıoğlu, değişen ekonomik ve ticari şartlara uyum sağlanması amacıyla TOBB Akreditasyon Sistemi’nin standartlarının yenilendiğini belirtti. Yeni sistemde e-ticaret, tedarik zinciri, AR-GE faaliyetleri, sosyal sorumluluk, yerel değerlerin tanıtımı, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm gibi alanların değerlendirme kapsamına alındığını bildiren Hisarcıklıoğlu, daha önce kullanılan A, B ve C sınıfı kategorilerinin yerine 4, 5, 6 ve 7 yıldızlı puanlama sistemine geçildiğini kaydetti. Bolat: “Akreditasyon Modeli İslam Ülkelerine de Yayılıyor” Ticaret Bakanı Ömer Bolat ise TOBB tarafından yürütülen akreditasyon çalışmalarının, Türkiye genelindeki oda ve borsaların hizmet kalitesini ve çalışma disiplinini geliştirmeyi hedeflediğini söyledi. Akreditasyon sisteminin meslek kuruluşlarının kurumsal kapasitesini güçlendirdiğini belirten Bolat, modelin Türkiye sınırlarını aşarak İslam ülkelerindeki ticaret odaları tarafından da örnek alınmaya başladığını ifade etti. Küresel ekonomide korumacılık eğilimlerinin arttığına ve dijital dönüşümün rekabet koşullarını değiştirdiğine dikkati çeken Bolat, Türk sanayisinin üretim ve ihracat gücünün korunmasının büyük önem taşıdığını dile getirdi. Bolat, Türkiye’nin ticari diplomasi faaliyetleri ile uluslararası ticaret müzakerelerini TOBB ve özel sektör kuruluşlarıyla yakın iş birliği içinde sürdürdüğünü belirterek, oda ve borsaların iş dünyasına rehberlik eden güçlü kurumlar haline gelmesinin Türkiye ekonomisine önemli katkılar sunduğunu kaydetti. BTSO, 60 Bini Aşkın Üyesine Sunduğu Hizmeti Tescilledi TOBB Akreditasyon Kurulu Başkanı Faik Yavuz’un da akreditasyon sisteminin oda ve borsaların kurumsal kapasitesine sağladığı katkılara ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu programın sonunda, belge almaya hak kazanan kurumlara sertifikaları takdim edildi. Toplam 289 oda ve borsanın akreditasyon sürecini tamamladığı sistemde BTSO, en üst seviye olan 7 yıldızlı akreditasyon belgesiyle Bursa iş dünyasına sunduğu hizmetlerin kalitesini bir kez daha ulusal ölçekte tescillemiş oldu. BTSO’nun elde ettiği 7 yıldızlı akreditasyon; üyelerini merkeze alan hizmet yaklaşımının, kurumsal gelişim çalışmalarının, yenilikçi projelerinin ve sürdürülebilir dönüşüm vizyonunun önemli bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Merkez'in yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 26’ya çıktı Haber

Merkez'in yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 26’ya çıktı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılının ikinci Enflasyon Raporu’nu yayımladı. Raporda, şubat ayı sonunda başlayan ABD/İsrail-İran savaşı sonrası enerji fiyatlarında yaşanan sert yükselişin küresel ekonomi üzerinde önemli baskılar oluşturduğu belirtildi. Raporda, enerji fiyatlarının yüksek seviyesini koruduğu, küresel büyüme beklentilerinin aşağı yönlü güncellendiği ve tedarik zincirlerinde aksama riskinin arttığı ifade edildi. Küresel ölçekte manşet enflasyonun yükseldiği, gelişmiş ülkelerde ise beklenen faiz indirimlerinin ertelendiği kaydedildi. TCMB’DEN DAHA UZUN SÜRE SIKI PARA POLİTİKASI MESAJI TCMB, jeopolitik gelişmelerin etkisiyle finansal piyasalarda oynaklığın arttığını ve Türkiye’nin risk priminin yükseldiğini belirtti. Türkiye’nin CDS primi 11 Mayıs itibarıyla 226 baz puana çıkarken, Merkez Bankası brüt rezervlerinin 165,5 milyar dolara gerilediği açıklandı. Raporda, mevcut dönemde finansal koşulların sıkılaştığı vurgulanırken, TCMB’nin sıkı para politikasını destekleyici adımlar attığı ifade edildi. Türk lirası mevduata yönelimin sürdüğü belirtilirken, kredi büyümesinde özellikle ihtiyaç kredilerinde yavaşlama yaşandığı kaydedildi. TCMB, 2025’in son çeyreğinde ekonomik büyümenin potansiyelin altında gerçekleştiğini açıkladı. Türkiye ekonomisi söz konusu dönemde yıllık bazda yüzde 3,4 büyürken, 2025 yılı genelindeki büyüme yüzde 3,6 oldu. 2026’nın ilk çeyreğine ilişkin göstergelerin ise iç talepte ve ekonomik faaliyette ivme kaybına işaret ettiği belirtildi. Perakende satışlar, otomobil ve beyaz eşya satışlarında zayıflama gözlenirken, kart harcamalarındaki artış hızının da yavaşladığı ifade edildi. Raporda, iş gücü piyasasının işsizlik oranının işaret ettiğinden daha az sıkı olduğu belirtilirken, ilk çeyrekte istihdamın 301 bin kişi azaldığı kaydedildi. CARİ AÇIKTA ARTIŞ, ENERJİ FİYATLARINDA BASKI Merkez Bankası, ilk çeyrekte cari açığın yükseldiğini ve savaşın enerji ithalat maliyetlerini artırdığını bildirdi. Özellikle petrol fiyatlarındaki artışın enerji faturası üzerinde baskı oluşturduğu vurgulandı. Raporda, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin küresel lojistik maliyetlerini artırdığı, teslimat sürelerini uzattığı ve tedarik zinciri baskılarını güçlendirdiği ifade edildi. ENFLASYON TAHMİNİ YUKARI REVİZE EDİLDİ TCMB, tüketici enflasyonunun nisan ayında yüzde 32,37 ile önceki tahmin aralığının üzerinde gerçekleştiğini açıkladı. Enerji ve gıda fiyatlarının enflasyona yukarı yönlü katkı yaptığı belirtilirken, elektrik ve doğal gaz tarifelerinde yapılan güncellemelerin de fiyat baskısını artırdığı kaydedildi. Bu gelişmeler doğrultusunda Merkez Bankası, enflasyon tahminlerini yukarı yönlü revize etti. Buna göre yıl sonu enflasyon tahmini 2026 için yüzde 26’ya, 2027 için yüzde 15’e yükseltildi. 2028 yılı hedefi ise yüzde 9 olarak korundu. Raporda, para politikasının daha uzun süre sıkı kalacağı mesajı verilirken, dezenflasyon sürecinin sürdürülebilmesi için ekonomi politikaları arasındaki eşgüdümün önemine dikkat çekildi.

BUSİAD'dan 'Made in Europe' raporu Haber

BUSİAD'dan 'Made in Europe' raporu

BUSİAD, "Made in Europe" raporunu açıkladı. Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim tarafından hazırlanan raporda, Avrupa Komisyonu tarafından 4 Mart 2026 tarihinde taslak olarak karara bağlanan yeni sanayi düzenlemesinin, Avrupa Birliği’nin üretim kapasitesini artırmayı ve tedarik zinciri güvenliğini sağlamayı hedefleyen tarihi bir adım olduğu vurgulandı. Kamuoyunda “Made in Europe” olarak bilinen düzenlemenin, Türkiye gibi Gümrük Birliği entegrasyonuna sahip ülkelerin kamu ihaleleri ve teşvik mekanizmalarında “AB menşeli” kapsamında değerlendirilmesini öngördüğü belirtilen raporda, bu gelişmenin ilk aşamada Türk sanayisi açısından önemli bir rahatlama sağlayabileceği ifade edildi. Raporda şu görüşlere yer verildi: “Bu kapsamın dışında kalmamız, mevcut ticaret ilişkilerimiz açısından onarılması güç zararlar doğurabilecekken, söz konusu düzenleme Türk sanayisi açısından olumlu bir gelişme olarak kayda geçmiştir. Ancak taslak metnin detayları incelendiğinde sürecin henüz tamamlanmadığı ve özellikle rekabet ile kamu alımları alanlarında Türkiye açısından ciddi yapısal riskler barındırdığı görülmektedir.” Taslak metnin henüz tüm onay süreçlerini tamamlamadığı belirtilen raporda, düzenlemenin 2026 yılı sonu veya 2027 yılı başında yürürlüğe girmesinin beklendiği ifade edildi. Bu nedenle sürecin yakından takip edilmesi ve mevcut kazanımların yasalaşma sürecine kadar korunmasının kritik önem taşıdığının vurgulandığı raporda, “AB’nin taslak metinde kullandığı ‘entegrasyonda olunan ülkeler’ tanımı yalnızca Gümrük Birliği kapsamındaki ülkeleri değil, aynı zamanda Birliğin ‘Trusted Partners’ (Güvenilir Ortaklar) olarak tanımladığı yaklaşık 40 ülkeyi de kapsamaktadır. Bu durum, AB’nin yakın gelecekte Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalaması beklenen Hindistan, Latin Amerika veya Asya ülkelerinin de zaman içinde bu avantajdan yararlanabileceği anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Avrupa pazarında yalnızca yerel üreticilerle değil, bu kapsama dahil olan küresel rakiplerle de yoğun bir rekabet yaşanacaktır. Bu tablo, kalıcı çözümün Gümrük Birliği’nin kapsamlı biçimde güncellenmesi ve derinleştirilmesi olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.” ifadeleri yer aldı. Raporda düzenlemenin bazı gri alanlar içerdiğine de dikkat çekildi. Bu kapsamda yapılan değerlendirmelerde; “Avrupa Birliği, kamu alımları süreçlerinde ‘Reciprocity’ (Karşılıklılık) ilkesini katı biçimde uygulayacağını ve korumacı uygulamalara sahip ülkeleri kendi ihalelerinden dışlayabileceğini açıkça ifade etmektedir. Türkiye açısından sorun, mevcut Gümrük Birliği anlaşmasının kamu alımlarını kapsamaması ve Türkiye’nin Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) Kamu Alımları Anlaşması’na taraf olmamasıdır. Bunun yanı sıra Türkiye’de uygulanan ‘yerli malına fiyat avantajı’ düzenlemeleri ve bazı ihalelerdeki ‘yerli malı zorunluluğu’ Avrupa Birliği tarafından korumacılık ve piyasaya erişim engeli olarak değerlendirilmektedir. AB’nin bu durumu gerekçe göstererek karşılıklılık ilkesini Türkiye’ye karşı uygulaması ve kamu alımlarını yeniden bir kısıtlama aracı haline getirmesi önemli bir risk oluşturmaktadır.” denildi. BUSİAD Ekonomi Danışmanı ve Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim tarafından hazırlanan raporun sonuç bölümünde ise şu görüşlere yer verildi: “Türk mallarının genel ticarette AB menşeli olarak kabul edilmesi önemli bir kazanımdır. Ancak kamu alımları mevzuatımızdaki mevcut asimetrinin, Avrupa’daki büyük kamu ihalelerinden dışlanmamıza yol açabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle bir yandan Gümrük Birliği’nin revizyonu için diplomatik girişimlerin artırılması gerekirken, diğer yandan iç piyasadaki kamu ihale mevzuatının AB’nin misilleme mekanizmalarını tetiklemeyecek şekilde daha rasyonel bir zemine oturtulması gerekmektedir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.