Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Stres Yönetimi

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Stres Yönetimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Stres Yönetimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kafkasspor akademi'de sadece futbol değil, mental gelişimde de ön planda Haber

Kafkasspor akademi'de sadece futbol değil, mental gelişimde de ön planda

Altyapıya yönelik çalışmalarıyla dikkat çeken İnegöl Kafkasspor, genç futbolcuların saha dışındaki gelişimlerini desteklemek amacıyla eğitim faaliyetlerine devam ediyor. U-15 yaş grubundaki sporcuların katılımıyla gerçekleştirilen seminerde özgüven, motivasyon, stres yönetimi, takım ruhu ve müsabaka sırasında yaşanan psikolojik baskılarla başa çıkabilme konuları ele alındı. ŞEVVAL NAZ SEVİNÇ: “GÜÇLÜ BİR ZİHİN, GÜÇLÜ BİR OYUNUN TEMELİDİR” Seminerin ardından değerlendirmelerde bulunan Klinik Psikolog Şevval Naz Sevinç, genç sporcuların mental gelişiminin en az fiziksel gelişimleri kadar önemli olduğunu vurguladı. Sevinç, “Futbol yalnızca fiziksel becerilerin ön planda olduğu bir spor değil. Özellikle gelişim çağındaki sporcuların özgüvenlerini geliştirmeleri, duygularını kontrol edebilmeleri ve karşılaştıkları zorluklarla başa çıkabilmeleri büyük önem taşıyor. Sahada yaşanan bir hata, kaybedilen bir maç veya hissedilen baskı, genç sporcularımızın psikolojisini etkileyebiliyor. Amacımız, çocuklarımızın bu süreçleri doğru yönetebilmelerine katkı sağlamak. Güçlü bir zihnin, güçlü bir oyunun temelini oluşturduğuna inanıyoruz.” ifadelerini kullandı. MURAT ENDES: “FUTBOLCU YETİŞTİRMEK SADECE ANTRENMAN YAPTIRMAK DEĞİLDİR” Kafkasspor Altyapı Sorumlusu Murat Endes ise altyapı eğitiminde farklı bir anlayış ortaya koymaya çalıştıklarını belirterek futbolcu gelişiminin yalnızca saha içerisindeki çalışmalarla sınırlandırılmaması gerektiğini söyledi. Endes, “Altyapıda futbolcu yetiştirmek sadece haftanın belirli günlerinde antrenman yaptırmak ve hafta sonu maçlara çıkarmak değildir. Bu işin teknik, taktik ve fiziksel boyutunun yanında çok önemli bir psikolojik ve sosyal boyutu da var. Biz çocuklarımızı her yönüyle geliştirmek zorundayız. Bir futbolcunun yetenekli olması tek başına yeterli değil. Baskıyla mücadele edebilmesi, başarısızlık karşısında pes etmemesi, özgüvenini koruması ve takım arkadaşlarıyla doğru iletişim kurabilmesi de gerekiyor.” dedi. “BİZ SADECE MAÇ KAZANAN DEĞİL, GELECEĞE HAZIR BİREYLER YETİŞTİRMEK İSTİYORUZ” Altyapıda uzun vadeli bir eğitim anlayışı benimsediklerini ifade eden Endes, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim önceliğimiz sadece bugünün maçlarını kazanan takımlar oluşturmak değil. Gelecekte profesyonel futbol oynayabilecek, aynı zamanda hayata karşı güçlü durabilecek, karakterli ve özgüvenli bireyler yetiştirmek istiyoruz. Bunun için saha içerisindeki çalışmalarımızı saha dışındaki eğitimlerle desteklememiz gerektiğine inanıyoruz. Klinik Psikoloğumuz Şevval Naz Sevinç'in gerçekleştirdiği bu seminer de bu anlayışımızın bir parçası. Önümüzdeki süreçte benzer eğitimleri diğer yaş gruplarımıza da yaymayı hedefliyoruz. Çocuklarımızın gelişimine katkı sağlayan Şevval Naz Sevinç'e teşekkür ediyorum.” KAFKASSPOR'DA HEDEF ÇOK YÖNLÜ SPORCU GELİŞİMİ Kafkasspor Akademi'de gerçekleştirilen bu çalışmanın, genç futbolcuların yalnızca saha içindeki performanslarını değil, kişisel gelişimlerini de desteklemeyi amaçlayan eğitim anlayışının bir parçası olduğu belirtildi. Kulübün altyapıda teknik ve fiziksel eğitimin yanında psikolojik gelişime de önem vermesi, genç sporcuların geleceğe daha donanımlı hazırlanması açısından dikkat çekiyor.

Stresle baş etmek mümkün Haber

Stresle baş etmek mümkün

Açıklamasında stresin, insan sağlığını ve yaşam kalitesini çeşitli şekillerde önemli ölçüde etkileyebileceğini ifade eden Dr. Yavuzcan, "Stres, fiziksel sağlığı kardiyovasküler sorunlar, bağışıklık sistemi sorunları, sindirim ve uyku bozuklukları olarak olumsuz etkiler. Stres kan basıncını ve kalp atış hızını artırarak kalp hastalığı riskinin artmasına neden olabilir. Kronik stres bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyon ve hastalıklarla mücadeleyi zorlaştırabilir. Stres, irritabl bağırsak sendromu (IBS), ülser ve diğer gastrointestinal problemler gibi sorunlara neden olabilir. Stres genellikle uykusuzluğa veya kalitesiz uykuya yol açar, bu da fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarını daha da kötüleştirebilir" dedi. Dr. Bekir Uğur Yavuzcan, stresin ruh sağlığı ve fonksiyonlar üzerindeki olumsuz yansımalarına da dikkat çekti : "Uzun süreli stres, anksiyete bozuklukları ve depresyon gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Stres hafızayı, konsantrasyonu ve karar verme becerilerini bozabilir. Kronik stres bunalma, sinirlilik ve duygusal dengesizlik duygularına yol açabilir." Stresin sosyal ilişkiler ve genel refah üzerindeki etkilerini de değerlendiren Dr. Yavuzcan, stresin aile, arkadaşlar ve meslektaşlarla ilişkileri zorlayabileceğini, üretkenliği, iş tatminini ve işteki genel performansı etkileyebileceğini, hayattan alınan keyfi azaltarak genel bir memnuniyetsizlik ve mutsuzluk hissine yol açabileceğini ifade etti. Dr. Yavuzcan, bazı gıdaların psikolojik açıdan insan üzerinde olumlu etkiye neden olduğunu kaydetti : "Magnezyum, özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler ve yeşillikler ile kuruyemişlerde bol miktarlarda bulunan vücudumuz ve sinir sistemi için en gerekli minerallerin başında gelmektedir. Sağlıklı bir beyin ve uyku düzeni için vazgeçilmez olarak konumlandırabiliriz. Balık (somon ve uskumru gibi), keten tohumu ve cevizde bulunan omega-3'ler depresyon ve anksiyete belirtilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Glutensiz yulaf, kinoa, keten tohumu gibi gıdalar kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur ve enerji sağlar. Meyveler ve sebzeler, vitaminler, mineraller ve antioksidanlar açısından zengin olup, genel beyin sağlığını destekler ve oksidatif stresi azaltır. Probiyotikler, yoğurt, pancar suyu, kombucha çayı ve lahana turşusu gibi fermente gıdalar bağırsak sağlığını destekler, bu da ruh halinin iyileşmesi ve stresin azalmasıyla bağlantılıdır. Ölçülü olarak, bitter çikolata stres hormonlarını azaltabilir ve hızlı bir ruh hali artışı sağlayabilir." Ruh sağlığını ve psikolojiyi güçlendiren yaşam tarzı alternatiflerini sıralayan Dr. Yavuzcan, sözlerini şöyle tamamladı: "Düzenli fiziksel aktivite stres hormonlarını azaltabilir ve ruh halini iyileştiren endorfin salınımını tetikleyebilir. Kuvvet antrenmanı egzersizleri ile birlikte her hafta en az 150 dakika orta şiddette aerobik aktivite veya 75 dakika şiddetli aktivite hedefleyin. Farkındalık meditasyonu, yoga ve derin nefes egzersizleri gibi uygulamalar stresi yönetmeye ve zihinsel berraklığı artırmaya yardımcı olabilir. Gece başına 7-9 saat kaliteli uyku almak stres yönetimi için çok önemlidir. Güçlü ilişkiler sürdürmek ve bir destek sistemine sahip olmak strese karşı tampon görevi görebilir ve duygusal refahı artırabilir. Etkili zaman yönetimi, bunalmışlık hissini azaltabilir ve hayatın çeşitli yönlerini dengelemeye yardımcı olabilir. Keyif aldığınız aktivitelerle uğraşmak stresten uzaklaşmanızı sağlayabilir ve genel mutluluğunuzu artırabilir."

Uzmanından Dünya Kalp Gününde önemli tavsiyeler Haber

Uzmanından Dünya Kalp Gününde önemli tavsiyeler

Dünyada ve Türkiye'de önemli bir sağlık yükü oluşturan kalp-damar hastalıklarının önemli bir bölümü; düzenli kontroller, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve risk faktörlerinin erken dönemde yönetilmesiyle önlenebiliyor. Liv Hospital Ulus Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında kalp ve damar hastalıklarına karşı korunmada erken farkındalığın önemine dikkat çekti. "Kalp hastalıkları belirti vermeden ilerleyebilir" Kalp-damar hastalıklarında en önemli risklerden birinin, kişinin kendisini sağlıklı hissetmesine rağmen bazı risk faktörlerinin yıllar içinde damar yapısını olumsuz etkilemesi olduğunu belirten Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, "Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, fazla kilo, hareketsizlik ve aile öyküsü kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörleridir. Özellikle hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği uzun süre herhangi bir belirti vermeden ilerleyebilir. Bu nedenle kişinin yalnızca şikâyeti olduğunda değil, risk durumuna göre düzenli sağlık kontrollerini yaptırması büyük önem taşır" dedi. "Göğüs ağrısı her zaman göz ardı edilmemeli" Kalp sağlığı açısından bazı belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çatakoğlu, "Göğüste baskı, sıkışma veya ağrı; nefes darlığı; eforla ortaya çıkan çabuk yorulma; soğuk terleme; bulantı ve özellikle göğüsten kola, sırta, boyuna veya çeneye yayılan ağrı kalp-damar hastalıklarının habercisi olabilir. Bu belirtiler yeni başladıysa, şiddetliyse veya dinlenmekle geçmiyorsa vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme yapılmalıdır" ifadelerini kullandı. "Kalp sağlığı günlük yaşam alışkanlıklarıyla korunabilir" Kalp sağlığını korumanın yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra alınacak önlemlerle sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, "Kalp sağlığı için dengeli beslenmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, ideal vücut ağırlığını korumak, sigaradan uzak durmak, tansiyon ve kolesterol değerlerini takip etmek ve diyabet varsa kan şekeri kontrolünü sağlamak temel adımlardır. Bunun yanında uyku düzeni ve stres yönetimi de sağlıklı yaşamın önemli parçalarıdır. Küçük ama sürdürülebilir değişiklikler, uzun vadede kalp sağlığı açısından önemli kazanımlar sağlayabilir" dedi. "Kalp sağlığında kişiye özel risk değerlendirmesi önemli" Her bireyin kalp-damar hastalığı açısından riskinin aynı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Çatakoğlu, "Yaş, aile öyküsü, mevcut hastalıklar, tansiyon, kolesterol, kan şekeri, sigara kullanımı ve yaşam tarzı birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle ailesinde erken yaşta kalp-damar hastalığı bulunan, hipertansiyon, diyabet veya kolesterol yüksekliği olan kişilerin risklerini hekimleriyle değerlendirmeleri önemlidir. Dünya Kalp Günü, kalbimizin sağlığını yalnızca bir gün değil, hayatımız boyunca korumamız gerektiğini hatırlatmak için önemli bir fırsattır. 29 Eylül Dünya Kalp Günü'nde mesaj net: Kalbinizi korumak için belirtileri beklemeyin, risklerinizi bilin ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını hayatınızın bir parçası haline getirin" ifadelerini kullandı.

SAÇ DÖKÜLMESİNE KARŞI ERKEN MÜDAHALE UYARISI Haber

SAÇ DÖKÜLMESİNE KARŞI ERKEN MÜDAHALE UYARISI

Saç dökülmesi, kadın ve erkeklerde estetik kaygının yanı sıra özgüveni de etkileyen önemli sorunların başında geliyor. Genetik yatkınlık, hormonal değişiklikler, stres, mevsim geçişleri, yetersiz beslenme ve bazı sağlık problemleri saç dökülmesini tetikleyebiliyor. Op. Dr. Nuray Kuzukıran, saç dökülmesinde erken dönemde yapılan değerlendirme ve kişiye özel tedavi planlamasının başarı açısından büyük önem taşıdığını belirterek, saç mezoterapisinin uygun hastalarda saçın güçlenmesini destekleyen etkili yöntemlerden biri olduğunu söyledi. Saç dökülmesinin tek bir nedene bağlı gelişmediğini ifade eden Medikal Estetik Hekimi Op. Dr. Nuray Kuzukıran, "Her saç dökülmesi aynı değildir. Demir eksikliğinden tiroit hastalıklarına, hormonal değişimlerden genetik faktörlere kadar birçok neden saç dökülmesine yol açabilir. Bu nedenle tedavinin ilk basamağı doğru tanıdır. Altta yatan neden belirlenmeden yapılan uygulamalar beklenen faydayı sağlamayabilir" dedi. "Amaç, saç köklerini desteklemek ve saç kalitesini artırmaktır" Saç mezoterapisinin, saçlı deriye mikro enjeksiyon yöntemiyle uygulanan ve saç köklerini desteklemeyi amaçlayan bir tedavi yöntemi olduğunu belirten Op. Dr. Nuray Kuzukıran, uygulamada vitaminler, aminoasitler, mineraller, peptitler ve hyalüronik asit gibi içeriklerin yer alabildiğini söyledi. Op. Dr. Kuzukıran açıklamalarının devamında, "Saç mezoterapisinin temel amacı, saç köklerinin ihtiyaç duyduğu mikro besinleri doğrudan saçlı deriye ulaştırarak saçın daha güçlü, daha canlı ve daha kaliteli uzamasına destek olmaktır. Özellikle saç tellerinde incelme yaşayan ve aktif saç dökülmesi bulunan uygun hastalarda tamamlayıcı bir tedavi seçeneği olarak değerlendirilebilir" şeklinde konuştu. Erken dönemde daha başarılı sonuçlar alınabiliyor Saç dökülmesinde zaman kaybetmenin tedavi başarısını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Op. Dr. Nuray Kuzukıran, saç köklerinin tamamen kaybolduğu ileri evrelerde medikal uygulamaların sınırlı fayda sağlayabileceğini belirtti ve "Saç kökleri canlılığını korurken tedaviye başlanması başarı şansını artırır. Bu nedenle saç dökülmesini uzun süre ihmal etmek yerine erken dönemde uzman değerlendirmesine başvurmak oldukça önemlidir. Erken müdahale edilen hastalarda saç kalitesinin korunması ve dökülmenin kontrol altına alınması daha mümkün olabiliyor" dedi. Sağlıklı yaşam saç sağlığını da etkiliyor Saç sağlığının yalnızca uygulamalarla korunamayacağını ifade eden Op. Dr. Nuray Kuzukıran, beslenme düzeni ve yaşam alışkanlıklarının da büyük önem taşıdığını belirtirken de, "Yeterli protein tüketimi, demir, çinko ve vitaminlerden zengin beslenme, kaliteli uyku, stres yönetimi ve sigaradan uzak durulması saç sağlığını doğrudan etkileyen faktörlerdir. En başarılı medikal uygulamalar bile sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla desteklenmediğinde istenilen sonuçların kalıcılığı azalabilir" diye konuştu. Uzman kontrolünde uygulanmalı Saç dökülmesi tedavisinde sosyal medyada önerilen bilinçsiz uygulamalara karşı da uyarıda bulunan Op. Dr. Nuray Kuzukıran, tedavinin mutlaka hekim kontrolünde planlanması gerektiğini ifade etti ve "Saç dökülmesi kişiye özel değerlendirilmesi gereken tıbbi bir durumdur. İnternette önerilen her yöntem herkes için uygun değildir. Uygun tanı, doğru endikasyon ve bilimsel temellere dayanan tedavi yaklaşımı hem güvenlik hem de başarı açısından büyük önem taşır" dedi.

"Hayat Bağım Güvenli Bağlanma" Bursa'da buluştu Haber

"Hayat Bağım Güvenli Bağlanma" Bursa'da buluştu

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğiyle yürüttüğü Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı ile Türkiye genelindeki eğitimleriyle aileleri desteklemeyi sürdüren Molfix, 10 pilot ilden biri olan Bursa buluşmasında eğitimlere katılan aileler ve proje uygulayıcılarıyla bir araya gelindi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen Hayat Bağım Güvenli Bağlanma Eğitim Programı, anne ve baba adayları ile 0-3 yaş arası çocuğu olan ailelerin bilgi ve becerilerini güçlendirmeyi hedefliyor. Program kapsamında ailelere; güvenli bağlanma, duyarlı bakım, çocuk gelişimi, ebeveynlik becerileri, stres yönetimi ve aile içi etkili iletişim başlıklarında bilimsel temelli eğitimler sunuluyor. Bursa’da Osmangazi Sosyal Hizmet Merkezi ziyareti ve Nilüfer Sosyal Hizmet Merkezi’ndeki eğitimlere katılan ailelerle proje uygulayıcıları bir araya gelinen buluşmada, ailelerin eğitim sürecine ilişkin deneyimleri paylaşılırken güvenli bağlanma yaklaşımının günlük yaşama yansımaları değerlendirildi. “İLK YILLARDAKİ GÜVENLİ İLİŞKİ ÇOK ÖNEMLİ” Yetkililer, yaşamın ilk yıllarında bebek ile ebeveyn ya da bakım veren arasında kurulan güvenli bağın, çocuğun duygusal ve sosyal gelişiminin temelini oluşturduğuna dikkat çekti. Erken dönemde kurulan bu ilişkinin çocuğun ilerleyen yaşamındaki sosyal uyumu ve ilişkileri açısından belirleyici olduğu vurgulanırken, eğitimlerde, ebeveynlerin bebeğin ihtiyaçlarını doğru okuyabilmesi, duyarlı ve tutarlı şekilde karşılık verebilmesi ve güvenli bağlanmayı destekleyen bir ilişki kurabilmesi amaçlandı. Akademisyenler tarafından hazırlanan kanıta dayalı içeriklerle yürütülen programın, ailelerin öğrendiklerini günlük yaşamlarına aktarmalarına katkı sağlaması hedeflendi.

KADIN SAĞLIĞINDA BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM Haber

KADIN SAĞLIĞINDA BÜTÜNCÜL YAKLAŞIM

Kadın sağlığında yalnızca mevcut şikâyete odaklanmak yerine, kişinin yaşam biçimi, beslenme düzeni, uyku kalitesi, stres düzeyi ve metabolik durumunun birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor. Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük, fonksiyonel tıp yaklaşımının kadın sağlığına daha geniş bir perspektiften bakılmasına katkı sunduğunu belirterek, bu yaklaşımın modern tıbbın yerine değil, yanında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kadınların yaşam boyunca farklı hormonal ve metabolik süreçlerden geçtiğine dikkat çeken Op. Dr. Gökhan Gölcük, adet düzensizlikleri, menopoz, kilo kontrolünde yaşanan güçlükler ve bazı hormonal yakınmalarda hastanın genel sağlık durumunun da dikkate alınması gerektiğini ifade etti. “Tek bir belirtiye bakmak yeterli olmayabilir” Kadın sağlığında birçok faktörün birbiriyle bağlantılı olduğunu belirten Op. Dr. Gölcük, özellikle beslenme, uyku, stres ve fiziksel aktivitenin genel sağlık açısından göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük, “Kadın sağlığında tek bir belirtiye bakarak bütün tabloyu değerlendirmek her zaman yeterli olmayabilir. Beslenme, uyku, stres, fiziksel aktivite ve metabolik durum gibi unsurların sağlık üzerindeki etkilerini de göz önünde bulundurmak, kişiye özgü bir takip planının oluşturulmasına katkı sağlayabilir” dedi. Kadınların üreme çağından menopoz dönemine kadar farklı ihtiyaçlarla karşılaşabildiğini belirten Op. Dr. Gökhan Gölcük, bu süreçlerde hastanın sağlık öyküsü ve yaşam koşullarının değerlendirilmesinin önem taşıdığını kaydetti. “Amaç uzun vadeli sağlığı desteklemek” Fonksiyonel tıp yaklaşımında mevcut yakınmaların yanı sıra günlük yaşam alışkanlıklarının da değerlendirilmesinin koruyucu sağlık anlayışını desteklediğini ifade eden Op. Dr. Gökhan Gölcük, düzenli kontrollerin önemine dikkat çekti. Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük, “Kadın sağlığında hedefimiz yalnızca mevcut bir sorunu tedavi etmek değil, düzenli kontroller, doğru yaşam alışkanlıkları ve kişiye uygun takip ile uzun vadeli sağlığı desteklemektir. Fonksiyonel tıp perspektifi de hastayı daha geniş bir çerçevede değerlendirmemize katkı sağlayan yaklaşımlardan biridir” diye konuştu. Modern tıbbın alternatifi değil Fonksiyonel tıp yaklaşımının standart tıbbi tanı ve tedavi yöntemlerinin alternatifi olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Gölcük, düzenli jinekolojik muayene, gerekli taramalar, laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri ile bilimsel temelli tanı ve tedavi süreçlerinin kadın sağlığındaki temel yaklaşım olduğunu söyledi. Fonksiyonel yaklaşımın ise bu süreçlere yaşam tarzı, beslenme, uyku, stres yönetimi ve bireysel risk faktörlerinin daha kapsamlı değerlendirilmesi açısından katkı sağlayabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük açıklamasını “Fonksiyonel yaklaşımı modern tıbbın yerine konumlandırmak doğru değil. Esas olan, bilimsel tanı ve tedavi süreçlerini koruyarak hastanın yaşam tarzını ve bireysel özelliklerini de değerlendirebilmek. Böylece kadın sağlığına daha bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşabiliriz” diyerek tamamladı.

MENOPOZUN SİNSİ TEHLİKESİ: KAS KAYBI Haber

MENOPOZUN SİNSİ TEHLİKESİ: KAS KAYBI

Menopoz döneminde kadın metabolizmasında yaşanan değişimlere dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuray Kuzukıran, sürecin yalnızca hormonal bir evre olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Menopozla birlikte vücutta en çok gözden kaçan noktanın kas kütlesindeki azalma olduğunu ifade eden Dr. Kuzukıran, bu durumun fiziksel güçten kemik sağlığına, dengeden metabolizma hızına kadar tüm yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini söyledi. “Menopoz Bir Günde Gelmiyor, Hazırlık 40’lı Yaşlarda Başlamalı” Pek çok kadının menopoza hazırlık için belirtilerin başlamasını beklediğini dile getiren Op. Dr. Nuray Kuzukıran, “Menopoz bir günde gelişen bir durum değildir, yıllar içinde hormonal değişimlerin etkisiyle vücutta kademeli dönüşümler yaşanır. Bilimsel veriler bize gösteriyor ki menopoza hazırlık aslında 40’lı yaşlarda, hatta daha erken dönemde başlamalıdır. Bu süreçte alınacak doğru önlemler, ilerleyen yıllardaki yaşam kalitesini belirleyen en büyük yatırımdır. Günümüzde kası sadece hareket etmemizi sağlayan bir yapı olarak değil, vücudun en önemli metabolik organlarından biri olarak kabul ediyoruz. Kaslarımız kan şekeri kontrolünden insülin duyarlılığına, enerji tüketiminden denge ve koordinasyona kadar pek çok vital işlevi üstlenir. Yaşla birlikte ortaya çıkan ve sarkopeni olarak adlandırılan kas kaybı, menopozda östrojen hormonundaki hızlı düşüşle birlikte çok daha belirgin bir hal alır” dedi. “Eskisi Kadar Yemiyorum Ama Kilo Alıyorum” Diyorsanız Nedeni Azalan Kaslar Östrojenin sadece bir kadınlık hormonu olmadığını, kas, kemik, kalp-damar ve beyin dokusu üzerinde koruyucu kalkan görevi üstlendiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Kuzukıran, östrojenin çekilmesiyle kas protein sentezinin yavaşladığını ve karın çevresinde yağlanmanın arttığını kaydetti. “Eskisi kadar yemiyorum ama yine de kilo alıyorum” şikayetinin temelinde bazal metabolizma hızının düşmesi ve azalan kas kütlesi olduğunu vurgulayan Op. Dr. Kuzukıran, bu dönemde sadece tartıdaki rakama odaklanmanın yanlış olduğunu, asıl hedefin vücudun yağ-kas dengesini muhafaza etmek olması gerektiğini altını çizdi. Osteoporoza Karşı En Etkili İlaç: Direnç Egzersizleri ve Protein Güçlü kasların güçlü kemikler anlamına geldiğini ifade eden Op. Dr. Nuray Kuzukıran, kemik yapımını uyarmak için kasların kemiklere mekanik yük uygulamasının şart olduğunu söyledi. Yalnızca kalsiyum takviyesi almanın menopozda yeterli gelmeyeceğini belirten Op. Dr. Kuzukıran, “Haftada en az 2-3 gün yapılacak ağırlık çalışmaları, direnç bantları, pilates, tempolu yürüyüş veya Tai Chi gibi denge egzersizleri kas kaybını yavaşlatmada en güçlü ilacımızdır. Bunun yanı sıra yaş ilerledikçe vücudun proteini işleme verimliliği düştüğü için yumurta, yoğurt, kefir, balık, baklagiller gibi kaliteli protein kaynaklarını gün içine dengeli dağıtarak tüketmek gerekir. Ayrıca kas onarımının gerçekleştiği kaliteli gece uykusu ve kortizolü dengeleyecek stres yönetimi de bu bütüncül yaklaşımın ayrılmaz birer parçasıdır” şeklinde konuştu. “Güçsüz Yaşlanmak Büyük Ölçüde Önlenebilir” Menopoz döneminde D ve B12 vitamini, demir depoları, tiroid, kan şekeri ve kemik mineral yoğunluğu ölçümlerinin düzenli yapılması gerektiğini hatırlatan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuray Kuzukıran açıklamasını “Menopozu korkulacak değil, doğru hazırlanılacak bir dönem olarak görmeliyiz. Asıl hedefimiz sadece yaşam süresini uzatmak değil, sağlıklı ve bağımsız kalınan süreyi artırmaktır. Yaş almak kaçınılmazdır ancak güçsüz yaşlanmak büyük ölçüde önlenebilir. Kas kütlesini korumak rahat yürüyebilmek, merdiven çıkabilmek, torunları kucağa alabilmek ve düşme riskinden uzak kalabilmek için şarttır. Menopoza hazırlanmanın en doğru zamanı yarın değil, bugündür” diyerek tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.