Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Stres

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Stres haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Stres haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Stresle baş etmek mümkün Haber

Stresle baş etmek mümkün

Açıklamasında stresin, insan sağlığını ve yaşam kalitesini çeşitli şekillerde önemli ölçüde etkileyebileceğini ifade eden Dr. Yavuzcan, "Stres, fiziksel sağlığı kardiyovasküler sorunlar, bağışıklık sistemi sorunları, sindirim ve uyku bozuklukları olarak olumsuz etkiler. Stres kan basıncını ve kalp atış hızını artırarak kalp hastalığı riskinin artmasına neden olabilir. Kronik stres bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyon ve hastalıklarla mücadeleyi zorlaştırabilir. Stres, irritabl bağırsak sendromu (IBS), ülser ve diğer gastrointestinal problemler gibi sorunlara neden olabilir. Stres genellikle uykusuzluğa veya kalitesiz uykuya yol açar, bu da fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarını daha da kötüleştirebilir" dedi. Dr. Bekir Uğur Yavuzcan, stresin ruh sağlığı ve fonksiyonlar üzerindeki olumsuz yansımalarına da dikkat çekti : "Uzun süreli stres, anksiyete bozuklukları ve depresyon gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Stres hafızayı, konsantrasyonu ve karar verme becerilerini bozabilir. Kronik stres bunalma, sinirlilik ve duygusal dengesizlik duygularına yol açabilir." Stresin sosyal ilişkiler ve genel refah üzerindeki etkilerini de değerlendiren Dr. Yavuzcan, stresin aile, arkadaşlar ve meslektaşlarla ilişkileri zorlayabileceğini, üretkenliği, iş tatminini ve işteki genel performansı etkileyebileceğini, hayattan alınan keyfi azaltarak genel bir memnuniyetsizlik ve mutsuzluk hissine yol açabileceğini ifade etti. Dr. Yavuzcan, bazı gıdaların psikolojik açıdan insan üzerinde olumlu etkiye neden olduğunu kaydetti : "Magnezyum, özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler ve yeşillikler ile kuruyemişlerde bol miktarlarda bulunan vücudumuz ve sinir sistemi için en gerekli minerallerin başında gelmektedir. Sağlıklı bir beyin ve uyku düzeni için vazgeçilmez olarak konumlandırabiliriz. Balık (somon ve uskumru gibi), keten tohumu ve cevizde bulunan omega-3'ler depresyon ve anksiyete belirtilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Glutensiz yulaf, kinoa, keten tohumu gibi gıdalar kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur ve enerji sağlar. Meyveler ve sebzeler, vitaminler, mineraller ve antioksidanlar açısından zengin olup, genel beyin sağlığını destekler ve oksidatif stresi azaltır. Probiyotikler, yoğurt, pancar suyu, kombucha çayı ve lahana turşusu gibi fermente gıdalar bağırsak sağlığını destekler, bu da ruh halinin iyileşmesi ve stresin azalmasıyla bağlantılıdır. Ölçülü olarak, bitter çikolata stres hormonlarını azaltabilir ve hızlı bir ruh hali artışı sağlayabilir." Ruh sağlığını ve psikolojiyi güçlendiren yaşam tarzı alternatiflerini sıralayan Dr. Yavuzcan, sözlerini şöyle tamamladı: "Düzenli fiziksel aktivite stres hormonlarını azaltabilir ve ruh halini iyileştiren endorfin salınımını tetikleyebilir. Kuvvet antrenmanı egzersizleri ile birlikte her hafta en az 150 dakika orta şiddette aerobik aktivite veya 75 dakika şiddetli aktivite hedefleyin. Farkındalık meditasyonu, yoga ve derin nefes egzersizleri gibi uygulamalar stresi yönetmeye ve zihinsel berraklığı artırmaya yardımcı olabilir. Gece başına 7-9 saat kaliteli uyku almak stres yönetimi için çok önemlidir. Güçlü ilişkiler sürdürmek ve bir destek sistemine sahip olmak strese karşı tampon görevi görebilir ve duygusal refahı artırabilir. Etkili zaman yönetimi, bunalmışlık hissini azaltabilir ve hayatın çeşitli yönlerini dengelemeye yardımcı olabilir. Keyif aldığınız aktivitelerle uğraşmak stresten uzaklaşmanızı sağlayabilir ve genel mutluluğunuzu artırabilir."

Uzmanlardan 'göz kuruluğu' uyarısı: "Daha fazla görüyoruz çünkü ekran maruziyeti çok arttı" Haber

Uzmanlardan 'göz kuruluğu' uyarısı: "Daha fazla görüyoruz çünkü ekran maruziyeti çok arttı"

Ekran bağımlılığının göz sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik konuşan Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Burcu Yakut, "Göz kuruluğunu gerçekten daha fazla görüyoruz. Neden daha sık görüyoruz çünkü ekran maruziyeti çok fazla arttı. Günlük hastalarımızın yüzde 60-70'inde göz kuruluğu şikayetlerini görüyoruz. Yanma, batma, kızarıklık, kumlanma hissi olabiliyor. Çocuklar da dahi göz kuruluğu şikayetlerini görebiliyoruz" dedi. Dijital ekranların hayatın önemli bir parçası haline geldiği günümüzde Medicana Zincirlikuyu Hastanesi'nden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Efekan Coşkunseven ve Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Bölümü'nden Doç. Dr. Burcu Yakut göz sağlığına ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Uzmanlar, kimi zaman iş ya da çeşitli nedenlerle bilgisayar, tablet ve akıllı telefon ekranlarına uzun süre maruziyet, küçük yaşlardan itibaren ekran bağımlılığının oluşması gibi durumların gözlerde kurulukla oluşturabildiğine dikkat çekti. Uzmanlar, yanma, batma hissi, kaşıntı, kızarıklık gibi yaşam kalitesini düşüren problemlere neden olan rahatsızlığa karşı yapılması gerekenleri sıraladı. "Çeşitli sebepleri var" Prof. Dr. Efekan Coşkunseven, "Göz kuruluğu ne demek; birincisi göz salgımızın, ikincisi ise salgılanan gözyaşının içindeki malzemelerin yetersiz olması. Çeşitli sebepleri var, bunlar; bulunduğumuz ortam, yaşımız, bazı hastalıklarımız, kullandığımız telefon, tablet sayısının artması gibi nedenler, göz kuruluğunun en büyük sebepleri arasında. Hastalar genelde bir süre sonra görme kalitesinde azalma, ışıklarda dağılma, uzun süre bir şeye konsantre olduğunda, okuduğunda ya da bilgisayarda, tablette çalıştığında, araba kullandığında gözünde yanma, bakma şikayetleriyle geliyor" dedi. "35 yaşında hastalarımızın birçoğunda göz kuruluğu ile karşılaşıyoruz" ‘Tablet, telefon öyle bir düzeyde girdi ki hayatımıza artık bir parçası oldu' diyen Prof. Dr. Coşkunseven, "Dakikada göz kırpma sayımımız 15-20 kadar ancak kitap okuduğumuzda bu 12'ye, tablet, telefon ya da bilgisayar kullandığımızda neredeyse 5'e kadar düşüyor. Göz kapatma miktarımız o kadar önemli ki her gözümüzü açıp kapattığımızda gözyaşını yeniliyoruz ve yağlanmasını sağlıyoruz. Tabi ki klimalar, soğuk hava, stres, kullanılan bazı ilaçlar, antidepresanlar özellikle çok etkili. 35 yaşında neredeyse hastalarımızın birçoğunda göz kuruluğu ile karşılaşıyoruz. Hormon seviyesi, gözyaşı kalitesi açısından çok önemli ve hormon seviyesi düşmeye başladıkça göz kuruluğunu biz daha fazla görmeye başladık. Derecelendirme yaptıktan sonra da bazı testlerimiz var, çok masum, ufak testlerle göz kuruluğu derecesini anlayabiliyoruz" şeklinde konuştu. "10 hastadan 3'ü ciddi göz kuruluğu nedeniyle bize geliyor" ‘Göz kuruluğu tedavisi basamak basamak' diyerek sözlerine devam eden Coşkunseven, "Hiçbir zaman en üst basamaktan tedaviye başlamıyoruz. Suni gözyaşlarıyla bunların içinde yağ, bazı vitaminler var; gözyaşı miktarını ve kalitesini güçlendirmeye yönelik bazı damlalarla başlıyoruz. 2'nci basamakta immün spresif dediğimiz bazı ilaçlara başvurabiliyoruz. Gözlerimizi kapatarak belki 1,2, 3 dakika dinlenmek bile gözyaşı kalitemizi arttıracaktır. 10 hastadan 3'ü ciddi göz kuruluğu nedeniyle bize geliyor. Tablet, telefon, bilgisayar kullanımını belli bir limite indirmek ve sosyal hayata, spora dönerek yaşamayı öneriyorum" "Ekran maruziyeti çok fazla arttı, daha fazla görüyoruz" ‘Günümüzde göz kuruluğunu gerçekten daha fazla görüyoruz' diyen Doç. Dr. Burcu Yakut, "Hastalar çok sık göz kuruluğu şikayetiyle başvuruyor. Gözlerinde yanma, batma, kızarıklık, kumlanma hissi olabiliyor ve görme bulanıklığı şikayetleriyle hastalar gelebiliyor. Neden daha sık görüyoruz çünkü ekran maruziyeti çok fazla arttı. Bilgisayarda çalışıyoruz, boş zamanlarımızda telefona bakıyoruz, evde televizyon izliyoruz. Çocuklar da dahi şu anda göz kuruluğu şikayetlerini görebiliyoruz. Neden böyle oluyor; ekrana baktığımızda göz kırpma refleksimiz azalıyor" ifadelerini kullandı. "20 dakikada bir 20 saniye gözümüzü dinlendirmeli" Kişilerin göz sağlığını ihmal etmemesi gerektiğine vurgu yapan Doç. Dr. Yakut, sözlerini şöyle sürdürdü: "Göz kapaklarında gözyaşına yağ salgılayan bezler mevcut. Tam bir kapatma sağladığımızda o gözyaşının yapısı tamamen yenileniyor ve bu gözyaşında bulunan yağ komponenti gözyaşının daha yavaş buharlaşmasını sağlıyor. Tam bir kapatma sağlamadığımızda ne oluyor; gözyaşımız bu sefer daha hızlı buharlaşıyor. Göz kırpma sıklığı sıklığı azaldı hem de buharlaşması hızlandığı için de göz kuruluğu şikayetleri ortaya çıkıyor. Hafif, orta ve ağır olarak değerlendirebiliriz. Hafif evrelerde sadece yaşam tarzı değişiklikleriyle hastanın şikayetlerinde azalma sağlayabiliriz. Ekrana bakarken 20-20 kuralını hatırlatmak istiyoruz; 20 dakikada bir 20 saniye gözümüzü dinlendirmek ve daha sık kırpmaya dikkat etmek önemli değişiklikler. Klimalı ortamlar, hava kirliliği, havanın kuru olması bunlar da göz kuruluğu şikayetlerini artırıyor" şeklinde konuştu. "Hastalarımızın yüzde 60-70'inde göz kuruluğu şikayetlerini görüyoruz" Tedaviye yönelik bilgi veren Yakut, "Gözyaşı damlaları öneriyoruz, gözyaşı miktarını artırarak hastaların şikayetlerinin azalmasını sağlıyoruz. İleri bir kuru göz varsa o zaman daha farklı tedaviler uygulamak gerekiyor. Hastanın hormonal durumu, kullandığı ilaçlar, kontak lens kullanımı gibi şeyler de kuru göz semptomlarının artmasına sebep oluyor. Altta yatan başka sebepler de olabilir. Günlük poliklinik şartlarında hastalarımızın yüzde 60-70'inde göz kuruluğu şikayetlerini görüyoruz. Özellikle göz kapağı enfeksiyonları da eşlik edebiliyor. Hastaların geçmeyen şikayetleri varsa mutlaka göz doktoruna başvurmaları gerekiyor. Hastalarda romatizmal hastalık olması durumunda ağır kuru göz şikayetleri olabiliyor. Hastaların kendi kanından hazırladığımız otolog serum damlalar, antienflamatuar ilaçlar verebiliyoruz. Ekrana olan uzaklığımız da önemli, ekranın biraz daha göz düzeyimizin altında olması gerekiyor" dedi.

YKS sonuçları sonrası ailelere kritik uyarı Haber

YKS sonuçları sonrası ailelere kritik uyarı

YKS yerleştirme sonuçlarının açıklanmasının ardından uzmanlar, ailelerin sınav sonucuyla ilgili kaygılarını çocuklarına yansıtmaması gerektiğini belirterek, öğrencilerin aldıkları sonucun geleceklerini tek başına belirlemediğini unutmaması gerektiğini vurguladı. 2026 YKS yerleştirme sonuçları açıklandı. Sonuçların ardından öğrenciler ve aileleri için yeni bir değerlendirme süreci başladı. Özellikle istediği sonucu alamayan öğrencilerin üzerindeki baskının artırılmaması gerektiğini belirten uzmanlar, ailelerin kendi stres ve kaygılarını çocuklarına yansıtmaması gerektiğini söyledi. Uzman Psikolog Umut Durmaz, sınav sonucunun öğrencinin değerini veya gelecekteki başarısını tek başına belirlemediğini söyledi. Durmaz, ailelerin bu süreçte çocuklarına destek olması ve mevcut seçenekleri birlikte değerlendirmesi gerektiğini ifade etti. Öğrencilerin de aldıkları sonucu hayatlarının sonu olarak görmemesi ve önlerindeki seçeneklere odaklanması gerektiğini vurguladı. Sınav sürecinde yaşanan kaygının öğrenmeyi olumsuz etkilediğini belirten Durmaz, "Sınavda karşı taraf tarafından sınandığınızda bir kaygı oluşuyor. Bu durumda öğrenme kısıtlanıyor. Biz ne kadar kaygıdan uzak kalabilirsek, duygularımızı kontrol edebilirsek başarılı olabilme şansımız yüksek olur. Kaygı ile öğrenme arasındaki ilişkide kaygı olduğunda öğrenme düşüyor. En başta duygumuzu bilmeliyiz. Duygularımızı kabul edersek onları daha iyi yönetebiliriz" dedi. "Sınav, çocukların başarısını belirleyecek tek unsur değil" Durmaz, sınavın ebeveynlerin değil öğrencilerin süreci olduğunu belirterek, "Sınavlar ebeveynlerin sınavı değil. Bu çocukların sınavı. Sınav, çocukların başarısını belirleyecek tek unsur değil. Çocuklar ebeveynlerin bölünmez bir parçası. Çocuklar ebeveynlerdeki duyguyu hissediyor. Ebeveynler sakin kalabilirse çocuklar da sakin kalabilir. Çocukların gerçek başarıya ulaşabilmesi için en başta mutlu olmaları ve kaygıdan uzak olmaları gerekiyor. Aileler kendi kaygılarını çocuklarına yansıtmamalı" diye konuştu. Ailelerin çocuklarını başka öğrencilerle kıyaslamaması gerektiğini de vurgulayan Durmaz, "Ebeveynler sınavın öncesinde ve sonrasında mukayeseye maruz kalmamalı. Onların başarısını başka çocukların başarısıyla kıyaslamayalım. Her çocuğun kendine özel becerileri oluyor. Bir başka çocuk ile kıyas yapmak çocukların ruh sağlığına zarar veriyor" ifadelerini kullandı.

AŞIRI TERLEME SOSYAL YAŞAMI DA ETKİLİYOR Haber

AŞIRI TERLEME SOSYAL YAŞAMI DA ETKİLİYOR

Op. Dr. Nuray Kuzukıran, aşırı terlemenin yalnızca estetik bir kaygı olmadığını, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen tıbbi bir durum olduğunu belirterek, "Pek çok kişi terlemenin normal olduğunu düşünerek yıllarca bu sorunla yaşamayı tercih ediyor. Oysa günlük yaşamı, sosyal ilişkileri ve mesleki performansı olumsuz etkileyen aşırı terleme tedavi edilebilir bir sağlık problemidir" dedi. Terleme neden olur? Vücut sıcaklığını dengelemek için gerekli fizyolojik bir mekanizma olan terlemenin, sıcak hava, egzersiz, stres ve heyecan gibi durumlarda artış gösterebildiğini ve en sık koltuk altı, avuç içleri, ayak tabanları ve yüz bölgesinde görüldüğünü belirten Op. Dr. Nuray Kuzukıran, "Aşırı terleme, kişinin kıyafet seçiminden tokalaşmasına, bilgisayar kullanmasından sosyal ortamlarda kendini ifade etmesine kadar birçok alanda özgüvenini zedeleyebilir. Hastalarımızın önemli bir bölümü bu nedenle sosyal ortamlardan uzak durabiliyor" şeklinde konuştu. Botoks, ter bezlerini uyaran sinyalleri geçici olarak durduruyor Botulinum botoksunun uzun yıllardır tıbbın farklı alanlarında güvenle kullanıldığını ifade eden Medikal Estetik Hekimi Op. Dr. Nuray Kuzukıran, uygulamanın çalışma mekanizmasını şöyle anlattı: "Terleme botoksunda amaç, ter bezlerini uyaran sinir uçlarından salgılanan asetilkolinin etkisini geçici olarak engellemektir. Böylece uygulama yapılan bölgedeki aşırı terleme belirgin şekilde azalır. Terleme tamamen durdurulmaz; yalnızca kişinin yaşamını zorlaştıran aşırı terleme kontrol altına alınır." Terleme botoksunun poliklinik şartlarında gerçekleştirilen konforlu bir işlem olduğunu dile getiren Op. Dr. Nuray Kuzukıran, "Uygulama yapılacak alanın genişliğine göre işlem çoğunlukla 15 ila 30 dakika arasında tamamlanır. Hastalarımız aynı gün günlük yaşamlarına dönebilirler. İşlem öncesinde gerekli değerlendirmeler yapılarak kişinin tedaviye uygunluğu belirlenir" dedi. Etkisi birkaç gün içinde başlıyor Uygulamanın etkisinin hemen ortaya çıkmadığını hatırlatan Op. Dr. Nuray Kuzukıran, "İlk etkiler genellikle birkaç gün içerisinde hissedilmeye başlar. Maksimum etki ise çoğu hastada yaklaşık iki hafta içinde görülür. Kalıcılık süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte çoğunlukla 4 ila 9 ay arasında devam eder. Etki azaldığında uygun görülen hastalarda uygulama güvenle tekrarlanabilir" diye konuştu.

Aşırı terleme kalp yetmezliğinin habercisi olabilir Haber

Aşırı terleme kalp yetmezliğinin habercisi olabilir

Terleme, vücudun sıcaklık dengesini korumak için gerçekleştirdiği doğal bir mekanizma olarak bilinirken, aşırı terleme bazı kişilerde günlük yaşamı ve sosyal hayatı olumsuz etkileyebilecek boyutlara ulaşabiliyor. Uzmanlara göre aşırı terleme, vücudun ısı düzenlemesi için ihtiyaç duyduğundan daha fazla ter üretmesiyle ortaya çıkıyor. Ter bezlerinin herhangi bir sıcak ortam, egzersiz veya belirgin bir neden olmaksızın aşırı çalışması durumunda kişiler kıyafet değiştirmek zorunda kalabiliyor, günlük aktivitelerinde zorluk yaşayabiliyor. Aşırı terlemenin en sık görüldüğü bölgeler arasında avuç içleri, ayak tabanları, koltuk altları ve yüz bölgesi yer alıyor. PEK ÇOK FARKLI NEDENİ OLABİLİR Aşırı terleme; genetik yatkınlık, enfeksiyonlar, diyabet, tiroit hastalıkları, obezite, kalp yetmezliği gibi sağlık sorunlarının yanı sıra menopoz ve hamilelik gibi hormonal değişimlere bağlı olarak da gelişebiliyor. Hastalıkla ilişkili olmayan primer bölgesel aşırı terleme ise genellikle stres, egzersiz, sıcaklık artışı ve genetik faktörlerle tetiklenebiliyor. Sekonder aşırı terleme olarak adlandırılan ve başka bir sağlık sorununa bağlı gelişen durumlarda ise diyabet, tiroit bozuklukları, sinir sistemi hastalıkları, alkol kullanımı, solunum ve kalp yetmezliği gibi nedenler araştırılıyor. Aşırı terleme belirtileri yaş gruplarına göre farklılık gösterebiliyor. Ciltte sürekli nem hissi, kıyafetlerde ter lekeleri, vücut kokusunda artış, cilt tahrişi ve enfeksiyon eğilimi sık görülen belirtiler arasında bulunuyor. Çocuklarda aşırı terleme; yazı yazarken kâğıdın ıslanması, bilgisayar klavyesi kullanırken zorlanma veya enstrüman çalmada güçlük gibi işlevsel problemlere neden olabilirken, yetişkinlerde daha çok sosyal yaşamı etkiliyor. Bazı kişiler el sıkışmaktan kaçınabiliyor veya sosyal ortamlarda rahatsızlık hissedebiliyor. İleri vakalarda eller silindikten kısa süre sonra yeniden yoğun terleme görülebilirken, nadiren ciltte renk değişikliği ve pullanma gibi dermatolojik bulgular da ortaya çıkabiliyor. TANI VE TEDAVİDE NEDEN ARAŞTIRILIYOR Aşırı terleme şikâyeti olan kişilerin öncelikle dahiliye veya dermatoloji uzmanlarına başvurması öneriliyor. Gerekli durumlarda endokrinoloji, nöroloji veya ilgili diğer branşlardan destek alınabiliyor. Tanı çoğunlukla hastanın öyküsü ve fizik muayene ile konulurken; kan testleri, tiroit fonksiyonları, kan şekeri ölçümleri ve hormonal incelemelerle altta yatan hastalıkların araştırılması sağlanıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Meral Maralcan, aşırı terleme tedavisinin hastalığın tipine, şiddetine, etkilenen bölgeye ve altta yatan nedene göre kişiye özel planlandığını söyledi. Maralcan, aşırı terlemenin yalnızca bir konfor problemi olmadığını, bazı durumlarda farklı sağlık sorunlarının belirtisi olabileceğini belirterek, yaşam kalitesini etkileyen yoğun terleme şikâyetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekti.

DOĞUM SONRASI SAÇ DÖKÜLMESİNE MEDİKAL ESTETİK DESTEĞİ Haber

DOĞUM SONRASI SAÇ DÖKÜLMESİNE MEDİKAL ESTETİK DESTEĞİ

Hamilelik döneminde artan östrojen hormonunun saçların büyüme evresini uzattığını ifade eden Dr. Kuzukıran, doğum sonrası hormon seviyelerindeki düşüşle birlikte saçların dinlenme evresine geçerek dökülmeye başladığını kaydetti. Tıp literatüründe “postpartum telogen effluvium” olarak adlandırılan bu durumun bir hastalık değil, fizyolojik bir süreç olduğunu vurguladı. “Bu süreçte saç kökleri zarar görmez, yalnızca saç döngüsü yeniden normale döner” diyen Op. Dr. Nuray Kuzukıran, dökülmenin genellikle doğumdan 2 ila 4 ay sonra başladığını ve 3 ila 6 ay arasında daha belirgin hale geldiğini söyledi. Medikal estetikte destekleyici yaklaşımlar Doğum sonrası saç dökülmesinin çoğu vakada kendiliğinden düzeldiğini ancak bazı kadınlarda sürecin daha yoğun yaşanabildiğini belirten Dr. Kuzukıran, bu noktada medikal estetik uygulamaların destekleyici rol oynayabildiğini ifade etti. Saçlı derinin beslenmesini ve kan dolaşımını desteklemeye yönelik yöntemlerin gündeme gelebileceğini belirten Dr. Nuray Kuzukıran, “Mezoterapi ve PRP gibi uygulamalar, uygun hastalarda saç köklerinin güçlenmesine yardımcı olabilir. Ancak bu işlemler mutlaka uzman değerlendirmesi sonrası planlanmalıdır” dedi. Toplumda yaygın olan “emzirme saç döker” inanışının doğru olmadığını vurgulayan Kuzukıran, temel nedenin doğum sonrası hormonal değişimler olduğunu söyledi. Bununla birlikte demir, çinko, B12 ve D vitamini eksikliklerinin süreci olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti. Bu dönemde dengeli beslenmenin önemine değinen Kuzukıran, protein, omega-3 yağ asitleri, kırmızı et, balık, yumurta ve yeşil yapraklı sebzelerin saç sağlığı açısından destekleyici olduğunu belirtti. Yeni annelik döneminin yoğun stres ve uykusuzlukla geçtiğini ifade eden Kuzukıran, bu faktörlerin saç dökülmesini daha belirgin hale getirebileceğini söyledi. Yeterli dinlenme ve destekleyici yaşam düzeninin sürecin yönetiminde önemli rol oynadığını vurguladı. Ne zaman uzman desteği alınmalı? Doğum sonrası saç dökülmesinin çoğunlukla geçici olduğunu hatırlatan Kuzukıran, bazı durumlarda ise tıbbi değerlendirme gerektiğini belirtti ve “Doğum sonrası saç dökülmesi doğal bir süreçtir. Ancak ihtiyaç halinde medikal estetik yöntemlerle desteklenebilir ve süreç daha konforlu hale getirilebilir. Bir yıldan uzun süren dökülme, belirgin saç açıklıkları, kaş ve kirpik kaybı ya da eşlik eden halsizlik gibi durumlarda mutlaka uzman görüşü alınmalıdır. ” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.