Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Soykırım

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Soykırım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Soykırım haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü"

Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan, Çırağan Sarayı’nda düzenlenen Uluslararası Adalet Zirvesine katıldı. Burada bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvede ele alınan uluslararası insancıl hukuk, enerji dönüşümü hukuku, dijital dünyada adalet ve göç yönetimi gibi başlıkların günümüz dünyası için kritik öneme sahip olduğunu belirterek, "Uluslararası insancıl hukuk, enerji dönüşümü hukuku, dijital dünyada uluslararası adalet, göç ve sorumluluk paylaşımı gibi hem güncel hem de kapsamlı meseleleri ihtiva eden bu oturumları çok kıymetli bulduğumu özellikle ifade ediyorum. Sözlerimin hemen başında şu hususun altını çizmek isterim. Şu anda farklı ülkelerden, farklı bölgelerden gelen konuklarımızla bu tarihi salonda bir aradayız. Vatandaşı olduğumuz devletlerin mensubu olduğumuz milletlerin birbirinden farklı anayasaları, hukuk sistemleri, yasal ve idari mevzuatları var. Aynı şekilde burada temsil edilen her devletin, her milletin kendine has bir hukuk geleneği, kuralları, manzumesi, birbirinden farklı teamülleri var. Fakat yasama süreçlerimiz, yargılama usullerimiz, hukuku tatbik etme biçimlerimiz ne kadar farklı olursa olsun adalet dediğimizde hepimizin zihninde beliren düşünce, zannediyorum aynıdır. Adalet haklıya hakkının teslim edilmesidir. Adalet güçsüzün güçlüye ezdirilmemesidir. Adalet mazlumu zalimden koruma kudretidir. Adalet devletin üzerine bina edildiği temeldir. Bu yönüyle adalet, insanlığın ortak hedefi, ortak ideali, ortak mefkuresidir. Şu gerçeklerin hepimiz çok net farkındayız: Vicdan ve hakkaniyetin terk edildiği yerde adalet olmaz. Kanun önünde eşitliğin göz ardı edildiği bir hukuk sisteminde adalet olmaz. Aynı şekilde, mükafat ve mücazat dengesinin iyi kurulmadığı, hak ve özgürlüklerin giderek aşındığı bir ortamda adalet kendisine yer bulamaz. Bu hususların her biri tüm aktörleriyle ve kurumlarıyla uluslararası sistem içinde geçerlidir" dedi. "Neresinden tutsanız elinizde kalan bir sistem var" Uluslararası barış ve güvenliğin adalet olmadan sağlanamayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Devletin en temel sorumluluğu nasıl ki adaleti tevzi etmekse, kural ve ilke temelli olduğu iddia edilen uluslararası sistemin de asli misyonu küresel barış ve güvenliği tesis etmektir. Nitekim 81 yıl önce San Francisco’da imzalanan ve bugünkü sistemin hukuki zeminini oluşturan Birleşmiş Milletler Şartı’nın birinci maddesi uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ilişkindir. Uluslararası barış ve güvenlik ise hepimiz biliyoruz ki, adalet olmadan sağlanamaz. Bugün ne yazık ki hem temsil, hem işlev, hem de meşruiyet açısından ağır yara almış, güven ve itibar erozyonuna uğramış bir uluslararası sistemle karşı karşıyayız. Birleşmiş Milletler çatısı altındaki 190’dan fazla ülkenin iradesinin, veto imtiyazına sahip sadece beş üyenin kararlarına bağlı olduğu bir yapının adil ve sağlıklı olmadığının hepimiz bilincindeyiz. Birileri odadaki fili görmemekte ısrar etse de, mevcut sistemin hakkaniyetli ve sürdürülebilir olmadığını artık herkes biliyor. Uluslararası hukuk neredeyse askıya alınmış durumda. Uluslararası anlaşmalar deyim yerindeyse hükmünü yitirmiş durumda. Uluslararası mahkemelerin verdikleri kararlar aynı şekilde uygulanamaz durumda. İlkeler, normlar, sistemin merkezinde yer alan kurallar; bunların tamamı ayaklar altına alınmış durumda. Kıymetli dostlar, bunları hamaset olsun, polemik olsun veya ajitasyon için söylemiyorum. Tam tersine bunlar, yüzleşmemiz gereken acı gerçeklerdir. Kabul edelim ki neresinden tutsanız elinizde kalan bir sistem var ve bu sistemin küresel ölçekte yol açtığı sıkıntılara hepimiz tanıklık ediyoruz" diye konuştu. Eğitim ve teknolojiye erişim, iklim kriziyle mücadele, gıda güvenliği ve gelir adaletsizliği başta olmak üzere ülkeler arasındaki makasın giderek açıldığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünyanın bir bölümü son derece kısıtlı şartlar altında yokluk ve yoksulluk içinde hayata tutunmaya çalışırken, lüks ve şatafat içinde yaşayan diğer bir kesim sistemin tüm nimetlerinden faydalanıyor. Soruyorum, dünya genelinde sayısı 60 bini ancak bulan bir avuç elitin, 4 milyar insandan üç kat daha fazla servete, gelire, imkana sahip olması adil midir. Hakkaniyetli midir. Aynı şekilde çevreyi hoyratça kirleterek zenginleşen gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğinde hemen hiçbir etkisi olmayan ülkeleri yalnız bırakması adil ve hakkaniyetli midir. Krizlerin çatışmaları tetiklediği, çatışmaların savaşları takip ettiği, savaşların ise istikrarsızlıkla neticelendiği bir tabloda, sistemde bir sorun yok diyebilir miyiz. Şurası çok önemlidir. Küresel petrol ihracatının yüzde 35’inin geçtiği Hürmüz’deki tıkanıklık onca çabaya rağmen aylardır bir türlü giderilemedi. Rusya ve Ukrayna arasında 4,5 yılı geride bırakan savaş her ay binlerce can kaybıyla halen devam ediyor. Lübnan’da, Yemen’de, Somali’de, Sudan’da, bölgemizin ve dünyanın daha pek çok yerinde neler yaşandığını hepimiz görüyoruz" dedi. "Gazze, dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü" İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırıma da yer veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hepsinden önemlisi Gazze’de tam 3 yıldır tüm dünyanın gözleri önünde insanlar vahşice öldürülüyor. Siviller acımasızca şehit ediliyor. Çoğu çocuk ve kadın, 74 binden fazla Gazzeli katledildi. Savaşta bile dokunulmaması gereken okullar yerle yeksan edildi. Üniversiteler, hastaneler, ibadethaneler vuruldu. Binlerce çocuk elini, ayağını, vücudunun bir azasını kaybetti. Gazze, kendini uluslararası hukukun üstünde gören, kibirli, radikal ve öldürmeye doymayan bir soykırım şebekesi tarafından dünyanın en büyük toplama kampına dönüştürüldü. Biliyorsunuz, ülkemizin katkılarıyla geçen yıl bir ateşkes tesis edilmişti. Filistinli kardeşlerimizin riayet ettiği bu ateşkes İsrail hükümeti tarafından binlerce kez ihlal edildi. Ateşkesin yürürlüğe girdiği 11 Ekim 2025’ten bu yana bin 500 Filistinli bu saldırılarda katledildi. 5 binden fazla insan yaralandı. Batı Şeria’da yasa dışı yerleşim faaliyetleri, fanatik grupların devlet destekli organize suç ve şiddet eylemleriyle devam ediyor. Kudüs’teki kutsal mekanlar baskına uğruyor, tarihi ve hukuki statüleri haydutlukla değiştirilmek isteniyor. İsrail, komşuları başta olmak üzere bölgenin huzur ve güvenliğini kendisi için doğrudan tehdit unsuru olarak değerlendiriyor. Üzülerek ifade etmek isterim ki bu acı manzara karşısında uluslararası toplumun gerekli tepkiyi vermediğini, yargı ve yaptırım mekanizmasının olması gerektiği şekilde işletilmediğini görüyoruz. Türkiye gerek Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan davaya müdahillik başvurusu yaparak, gerek İsrail’le ticari işlemlerini tamamen durdurarak, gerekse küresel su mut filosuna yönelik silahlı saldırının asıl faillerine kırmızı bülten çıkartarak tavrını çok net biçimde ortaya koymuştur" ifadelerini kullandı. "Bu tüm dünya için bir insanlık testidir, hepimiz için bir samimiyet testidir" Türkiye kendisine umut bağlayan insanlara sırtını dönmeyeceğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şunu bugün bir kez daha ve altını çizerek dile getirmek durumundayım. Bu tüm dünya için bir insanlık testidir. Hepimiz için bir samimiyet testidir. Türkiye gerekirse sıkıntı çeker ama kendisine umut bağlayan, haksızlığa uğrayan insanlara da sırtını dönmez. Gazze’de işlenen soykırımın failleri hukuk önünde hesap vermedikçe uluslararası sistemin adaletli olduğunu kimse iddia edemez. Uluslararası iradenin yansımadığı bir Birleşmiş Milletler sisteminin meşru ve hakkaniyetli olduğunu kimse söyleyemez. Uluslararası mahkeme kararlarının tanınmadığı, uygulanmadığı, dikkate bile alınmadığı bir sistemin barış ve güvenlik üretmesi düşünülemez. Türkiye olarak her fırsatta işte bu yüzden ’Dünya 5’ten büyüktür’ diyoruz. Tam da bu yüzden ’daha adil bir dünya mümkündür’ diyoruz. Şunun da bilinmesini isterim ki Türk milletinin bir evladı ve bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak ömrümüz vefa ettikçe, gücümüz yettiği, dilimiz döndüğü müddetçe mazlum ve mağdurların sesi olmaya, onların da hakkını, hukukunu savunmaya inşallah devam edeceğiz. Bulunduğumuz her platformda, yer aldığımız her masada güçsüzlerin, gariplerin, yoksulların, kimsesizlerin sesi olmayı sürdüreceğiz. Sizlerden de bu gayretlerimize azami katkı beklediğimizi bugün bir kez daha vurgulamak istiyorum. Sizlerin güçlü desteğini beklediğimiz bir diğer husus sınır aşan suçlarla ve organize suç örgütleriyle mücadeledir" diye konuştu. "Suç işleyip yurt dışına kaçanlar kendilerini güvende hissetmemelidir" Sınır aşan suçlarla mücadelenin başarısının ülkeler arasındaki işbirliğinin seviyesiyle doğru orantılı olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çok iyi bildiğiniz gibi suç coğrafyası artık tek bir ülkenin hudutlarıyla sınırlı değildir. Teknolojiyle beraber suç coğrafyasının da küreselleştiğine; elektronik para kuruluşları, kripto varlıklar, soğuk cüzdanlar ve sosyal medya gibi araçların suç örgütleri tarafından çok etkin biçimde kullanıldığına şahit oluyoruz. Sınır aşan suçlarla mücadelenin başarısı, ülkeler arasındaki işbirliğinin seviyesiyle doğru orantılıdır. İster adi suçlu, ister uyuşturucu tüccarı, ister terör ve organize suç örgütü üyesi olsun, hukukun dışına çıkan hiç kimseye dünyanın hiçbir yerinde rahat ve huzur olmamalıdır. Suç işleyip ülke dışına çıkarak adaletten kaçabileceğini sananlar, nereye saklanırlarsa saklansınlar, kendilerini güvende hissetmemelidir. Türkiye olarak biz bunu temin etmekte, bunu hissetmekte kararlıyız. Sadece 2026’nın ilk dokuz ayında 294 kişinin ülkemize iadesini sağladık. Aynı dönemde farklı aramalar kapsamında 736 kişiyi ülkemize getirdik. Uluslararası adli işbirliğinde haklı taleplere karşılık verilmesi esastır. Türk adaleti er ya da geç ama gereğini mutlaka yapacaktır" ifadelerini kullandı.

Bursa Uludağ Üniversitesi’nden ilk ders, ’Terörsüz Türkiye’ Haber

Bursa Uludağ Üniversitesi’nden ilk ders, ’Terörsüz Türkiye’

Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ), 2026-2027 Akademik Yılı’nın açılışını Prof. Dr. M. Mete Cengiz Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle gerçekleştirdi. Programa AK Parti Genel Başkan Vekili ve Bursa Milletvekili Efkan Ala, AK Parti Bursa milletvekilleri Refik Özen ve Emine Yavuz Gözgeç, Bursa Valisi Erol Ayyıldız, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Yıldırım Kaymakamı Metin Esen, Nilüfer Kaymakamı Murat Süzen, Bursa İl Emniyet Müdürü Kadir Gökce, Bursa İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Mustafa Bakçepınar, Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çelenk, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, MHP Bursa İl Başkanı Mehmet Emin Özcanbaz, Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, Bursa Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, üniversitenin eğitim ve araştırma alanındaki çalışmaları ile kurumsal birikimine dikkat çekti. Yılmaz, üniversitenin öğrenci sayısı, fakülteleri ve meslek yüksekokullarıyla Bursa ve Türkiye’nin beşeri sermayesine katkı sunduğunu belirterek şunları söyledi: "Bursa Uludağ Üniversitesi olarak 60 bin civarında öğrencisi, 15 fakültesi, 15 meslek yüksekokulu ile 50 yıllık bir çınarız. İnşallah çok daha uzun bir ömre doğru hem Bursa’nın hem de Türkiye’nin beşeri sermayesine, araştırma altyapısına, teknolojik gidişatına, entelektüel birikimine bugüne kadar yapa geldiği katkının üzerine koyarak yoluna devam eden köklü bir üniversiteyiz. Üniversitelerin eğitim misyonu var ve toplumsal hayatımıza Beşeri sermaye katkısı anlamında asıl katkıyı da buradan verdiğimizi biliyoruz. Eğitimin niteliği ve kalitesi söz konusu olduğunda da Uludağ Üniversitesi özellikle bunun göstergelerinden bir tanesi akreditasyonlardır. Ulusal ve uluslararası akreditasyonlar alanında güçlü geleneğe sahip olan bir üniversiteyiz ve hala hazırda programlarımız içerisinde akredite program sayımız 50’yi bulmuş durumda. Veteriner Fakültemiz Türkiye’de güçlü birçok üniversitenin geçemediği Avrupa Akreditasyon Biriminden çıkış bildirgesini sabah okudular. Dekan Hoca da sabahtan müjdeyi bana verdi. Resmi sertifikayı belki bir ay, iki ay sonra alacağız. Avrupa Akreditasyonu’nu yenileme hakkını, beş yılını yenileme hakkını elde etmiş durumdayız. Bu şu anlama geliyor. veteriner fakültesinden aldığınız bir diploma bu akredite olan diğer programlarımız için de geçerli. Mühendislik, tıp diye sayabiliriz hepsini. Oradan aldığınız diploma sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde geçerli." "Önümüzdeki dönemin en önemli konusu bilgi üretimi" AK Parti Genel Başkan Vekili ve Bursa Milletvekili Efkan Ala ise konuşmasında fikir ve düşünce özgürlüğünün bilgi üretimi açısından önemine değindi. Türkiye’nin beyin göçü veren değil, beyin göçü alan ülkeler arasında daha fazla yer alması gerektiğini belirten Ala, bilgi üretiminin gelecek dönemin en önemli başlıklarından biri olduğunu söyledi. Ala, konuşmasını şöyle sürdürdü; "Fikir özgürlüğü, düşünce özgürlüğü. Düşünce özgürlüğünün olmadığı yerde istediğiniz bilgi üretimini yapamazsınız. Türkiye’nin beyin göçü veren değil alan ülkeler arasında daha çok olmamız ve ilerlememiz lazım. Bunu birlikte başaracağız. Şimdi ben de orada oturuyor olsam eğer pozitif yönden bakarsam söyleyeceğim, olumlayacağım çok şey söylerim. Ama negatif yönden bardağın boş tarafından bakarsam da eleştireceğim çok şey olabilir, vardır, var. Ama kim yapacak bunu? Birlikte biz yapacağız. Problemleri örterek, gizleyerek değil, fırsatları da ıskalayarak değil. Fırsatları değerlendirerek, problemleri görerek, onları çözerek, fırsatları üretime dönüştürerek yola devam edeceğiz. Etmek zorundayız. Bu önümüzdeki çağda bilgiyi en fazla üreten toplumlar bu acımasız ve belirsizliğin inanılmaz boyutta olduğu yeni dünyada bu dönemde başarılı olacaklardır. Bu hedefi ortaya koymazsak hiçbir rüzgar bize yardım edemez. Demek ki önümüzdeki dönemin en önemli konusu bilgi üretimi." "Bilimin gücü adalet duygusuyla dengelenmeli" Bilginin ahlaki ilkelerden ve erdemden uzaklaşması halinde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini dile getiren Ala, bilimsel gelişmelerin adalet duygusuyla dengelenmesi gerektiğini vurguladı. Ala, "O ahlaki ilkelerden uzaklaşırsa bilgi, işte o zaman erdemden uzaklaşırsa bilgi, fecaat, felaket getirir. İşte ikinci dünya savaşı, işte dünya savaşları, nükleer savaşlar, efendim bombalar ve karşılaştığımız birçok sorun. Gücün adaletle dengelenmediğinde hangi zulümleri ürettiğini de hep birlikte biliyoruz. Onun için de bilimin gücü üretirken adalet duygusu, o ilkeleri, insanlığın temel ilkeleriyle dengelenmesine hep dikkat etmeliyiz. Onu arkada bırakırsak çok hızlı gideriz bu bilinç çağında da fakat kızılderili bilgenin dediği gibi ruhumuz arkada kalır" diye konuştu. "Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge" Konuşmasında terörle mücadele ve terörsüz bölge hedefine de değinen Ala, Türkiye’nin terör sorunundan tamamen kurtulmasını amaçlayan çalışmaların sürdüğünü belirtti. Bölgedeki sorunların çözülmesinin Türkiye’nin güvenliği açısından da önem taşıdığını ifade eden Ala, "Türkiye’nin aşağı yukarı 44-45 yıldır yani yarım yüzyıldır uğraştığı bir temel sorunu da biz ele alarak bu terör belasından, terör sorunundan topyekun kurtarılmasını bir politika olarak ortaya koyduk. Bu amaçlara hizmet etmeyi gaye edindik. Bunun da temel parametreleri var. Bölgedeki sorunları da çözmezseniz zaten ülkenizdeki oradan kaynaklanan sorunları çözmekte, son derece zorlanıyorsunuz. O bakımdan sadece ’terörsüz Türkiye’ demedik, ’terörsüz bölge’ dedik aynı zamanda. Çünkü bölgedeki terör sorununu çözmezseniz, kargaşayı dindirmezseniz, o örgütleri orada tasfiye etmezseniz, onlar bugünkü dünyada kolaylıkla kendi ülkenize de sirayet edebiliyor. Hiç herkese zararı olan, hiç kimseye hiçbir faydası olmayan bu yöntemleri destekleyen her zaman arkasında güçler olur, devletlerin olacağını da biliyoruz. O bakımdan gençlere daha fazla fırsat sunabilmek için, Türkiye’nin önünü açabilmek için, Türkiye’nin enerjisini içeride tüketmemek için, bu programı ortaya koyduk. Hedefe doğru gereken adımları, bu hedefi yakalamak için gereken adımları tereddütsüz bir biçimde kararlılıkla atıyoruz" şeklinde konuştu. "Gazze’de yaşananların adı terör yöntemidir" Bölgedeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerinde Gazze’deki saldırılara ve Suriye’deki terör örgütlerinin varlığına da değinen Ala, şöyle konuştu; "Sadece örgütler değil, dünyada terörü yöntem olarak kullanan devletler de var. Netanyahu hükümetinin bakın Gazze’de yaptıklarına bunun adı savaş olabilir mi? Bu bir terör yöntemidir. Bombayı atıyor aşağıda kim varsa hastaneler, ambulanslar, okullar, camiler, kiliseler, bütün ibadethaneler her yer yerlebir. Hiç hedef gözetmeksizin, suçlu suçlu ayrımı yapmaksızın tamamen imhaya yönelik bir soykırım yöntemini terörle yapmaya çalışıyor. Terörsüz bölge derken oradaki devlet terörünün de sonlandırılmasını kastediyoruz, arzu ediyoruz. Ve onun için çalışıyoruz. Diğer taraftan yanı başımızda Suriye. Terör örgütlerinin birinin değil onlarcasının yuva yaptığı bir bölge haline geldi ve getirildi." "Çok ciddi bir siyasal mutabakat var" Terörle mücadele sürecine ilişkin siyasi mutabakat ve yürütülen çalışmalardan da söz eden Ala, "Siyasal partiler, siyasetin geneli çok tereddütlüydü baştan. Çünkü biz çözüm bulup buluşturma geleneğiyle ülkeyi senelerce yöneten bir ülkeydik. Kendi iş sorunlarıyla uğraşan bir ülke ve ortalama hükümet etme süresi 1,5 seneydi. Şimdi, 24 yıllık siyasal istiklal olunca, artık bu konularda bir tartışılmaya, değerlendirmeye alındı. Şimdi büyük bir mutlulukla büyük bir keyifle görüyoruz ki çok ciddi bir siyasal mutabakat var. 467 milletvekili anayasa değişikliğinin gerektirdiğinden daha fazla milletvekili bu temel sorunun yani bu terör prangasının Türkiye’nin ayaklarından alınması ve arkada bırakılması konusunda çıkarılan yasaya ’evet’ oyu verdi. O yasa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayınlandı. Şimdi de cumhurbaşkanı yardımcısı’nın başkanlığı, bütün devlet kurumları, ilgili devlet kurumlarının katılımıyla bir kurul oluşturuldu. Dört ayrı alt komisyon kuruldu. O komisyonlar sahada şu anda çalışıyorlar. Biraz önce söylediğim görüşmeleri ve çalışmaları yapıyorlar. Pozitif bir atmosferde adım adım ilerliyoruz." "Temel hedef terör örgütünün tasfiyesi ve silahların teslimi" Ala, konuşmasını şu sözlerle tamamladı; "Bunun bir tane ana başlığı var. Amacı Kanunun isminde de var toplumsal dayanışmayı tahkim. Milli dayanışma. Çünkü bunu sağlamazsak, bunu berhava eden, bunu örseleyen sorunları bertaraf etmezsek bu kadar hızlı değişen ve gelişen dünyada yine korkarım ki geç kalırız. Rekabette geç kalırız. Onun için de biz Burada hızlı ve ne yaptığımızı bilerek hareket ediyoruz. Emin adımlarla. Yani milli dayanışmayı sağlayacak olan adımları atıyoruz. Kanunun adı da o. Temel hedef de terör örgütünün tasfiyesi ve silahların teslimi."

Filistinli Sosyolog Mariam Menawi: Filistinlilerin umuda ihtiyacı var Haber

Filistinli Sosyolog Mariam Menawi: Filistinlilerin umuda ihtiyacı var

Bursa Teknik Üniversitesinde her hafta çarşamba günü düzenlenen BTÜ Konuşmaları, Filistin meselesinin tarihi, hukuki ve toplumsal boyutlarının ele alındığı programla devam etti. "Emsalsiz Bir Soykırım: Gazze O Günden Bugüne Ne Değişti" başlıklı programda, 7 Ekim 2023 öncesi ve sonrasında Filistin’de yaşanan gelişmeler, İsrail’in bölgede halkına yaşattıkları, uluslararası hukukun yaklaşımı ve Gazze’de yaşanan insani kriz değerlendirildi. Mimar Sinan Yerleşkesi Turkuaz Salon’da gerçekleşen programa; BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Beyhan Bayhan ve Prof. Dr. Barış Tamer Tonguç, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. "Filistin sorunu değil, Filistin meselesi var" Programın moderatörlüğünü üstlenen BTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Burak Çakırca, Filistin’e ilişkin kullanılan kavramların önemine dikkat çekti. Filistin meselesinin uluslararası hukuk perspektifinden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çakırca, "Filistin’le ilgili yapılacak her konuşmanın şunu amaçlaması lazım: Filistin uzun zamandır işgal edilmiş bir devlettir. Bunu artık çok daha fazla söylememiz gerekiyor. ‘Filistin sorunu’ diye bir şey söylüyorsak hata yapıyoruz. Ortada Filistin sorunu değil, Filistin meselesi var. Dert etmemiz gereken, ortadaki İsrail sorunudur" dedi. İsrail’in kuruluş sürecinin uluslararası hukuk açısından tartışmalı olduğunu ifade eden Çakırca, Aksa Tufanı ile İsrail’in saldırganlığının çok net bir şekilde gözler önüne serildiğini kaydetti. "İşgal altında normal bir hayat yaşamıyoruz" Programın konuğu Filistinli sosyolog Mariam Menawi ise Filistin’de yaşananları anlattı. İsrail işgali altında doğup büyüdüğünü belirten Menawi, Türkiye’ye 2019 yılında doktora eğitimi için geldiğini söyledi. Filsitin’deki işgalin oluştuğu duruma değinen Menawi, "İşgal altında normal bir hayat yaşamıyoruz. Üniversiteler kapalı, şehitler var. Her gün başka şehirlere gidebilmek için İsrail askerlerinin kontrol noktalarından geçmemiz gerekiyor. Filistinliler normal bir rutin hayat yaşamıyor. İsrail bize seçtiği hayatı yaşatıyor" dedi. 7 Ekim sonrasında saldırıların şiddetinin daha da arttığını söyleyen Menavi, "Bu küçük bir çatışma değil, bir soykırım" ifadelerini kullandı. "Filistinli olmak çok zor bir şey" Filistinli kimliğinin akademik çalışmalarında da çeşitli engellerle karşılaşmasına neden olduğunu belirten Menawi, doktora tezini Gazze üzerine hazırladığını söyledi. Menawi, farklı ülkelerde gerçekleştirmek istediği akademik çalışmalar sırasında Filistin ve Gazze konusunda karşılaştığı baskılara ilişkin, "Doktora tezimi Gazze hakkında yazıyorum çünkü şu anda bundan daha önemli bir şey yok. Araştırmalarım reddediliyor. Avrupa’daki kongrelere katılmak istediğimde ‘soykırım’ kelimesini kullanmamamı, ‘savaş’ dememi istiyorlar. Reddedilirken bilimsel bir açıklama da yapmıyorlar" diye konuştu. Yaşadığı zorluklara rağmen Filistin’i anlatmaya devam edeceğini vurgulayan Menawi, "Devam edeceğim. Yolumun uzun ve zor olduğunu biliyorum. Her yere gideceğim ve Filistin’i konuşacağım. Bu benim hakkım" dedi. "Eğitim bizim için bir direniş ve silahtır" Filistin’de eğitimin toplumsal yaşam ve direniş açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Menawi, kendisinin de eğitim için farklı ülkelere gittiğini belirtti. "Eğitim bizim için bir direniş ve silahtır" ifadelerini kullandı. Filistin’de yaşananların dünyaya aktarılmasında akademisyenlere de önemli görevler düştüğünü belirten Menawi, "Gerçeği göstermek için okumalıyız, Filistin’de ne olduğunu paylaşmalıyız. Hâlâ Gazze’de aç, susuz ve hasta insanlar var. İnsanlık boykota devam etmeli" dedi. "Soykırım bitecek ama Gazze bunun bedelini ödedi" Türk akademisyenlerin Filistin’deki üniversitelerle bilimsel çalışmalar ve ortak projeler gerçekleştirebileceğini söyleyen Menawi, BTÜ’de gerçekleştirilen Bilim Kafe programının Filistinli akademisyenler tarafından da memnuniyetle karşılandığını ifade etti. Menawi, şunları sözlerine ekledi: "Türk akademisyenler araştırmalar yapabilir, Filistin’deki üniversitelerle projeler gerçekleştirebilir. Orada hayatta kalan insanlara umut vermeliyiz. Buna çok ihtiyaçları var. Hayatta kalan insanlar psikolojik olarak iyi durumda değil. Herkes kendince bir şeyler yapabilir" şeklinde konuştu. Menawi, Gazze’de yaşananların sona ereceğine dair umudunu dile getirerek, "74 binden dazla şehidimiz var bu şehitlerin 24 binden fazlası çocuk. Bin kadın engelli, 50 bin yetim var. Enkaz altında da binlerce insan bulunuyor. Biliyorum bu soykırım bir gün bitecek ama Gazze bedelini ödedi." "Filistin bizim, taviz vermeyiz" Filistin’e yönelik desteğin sürdürülmesinin ve kamuoyunda farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çeken Menawi, "Şu an Filistin hakkında paylaşım yapmak ve daha fazla okumak çok önemli. Umudumuz var" dedi. 1948 yılından beri Filistin’in işgal atlında olduğunu vurgulayan Menawi, "Filistin’in bizim vatanımız, toprak bizim. Asla toprağımızı bırakmayız, asla kendimizden taviz vermeyiz" dedi. Gençlere de mesaj veren Menawi, "Sizlerin bir vatanı var, bu büyük bir emanettir. Hayat her zaman adil değil. Hazırlıksız yakalanmadan önce hayata karşı hazırlıklı olun. Devletiniz sizin için güzel okullar yaptırdı, her şeyiniz var. Bunun büyük bir lütuf olduğunu bilmeli ve şükretmelisiniz. Kendiniz olun, aktif olun ve farklı şeyler yapın. Etrafıma bakıyorum, herkesin her şeyi son model ama en önemlisi kendin olmak. Arkadaşlarınızı taklit etmeyin. Mükemmel olmak her zaman mümkün değil. Farklıyız ve farklılıklarımızla birbirimizi tamamlıyoruz" diye konuştu. Filistin meselesinin farklı yönleriyle ele alındığı program, soru-cevap bölümüyle devam etti. Programın sonunda BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, konuşmacı Mariam Menawi’ye katılımlarından dolayı plaket takdim etti. Program, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: "FETÖ dediğimiz yapılanma insanların aklına ipotek koyup onları adeta makineye dönüştürdü" Haber

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: "FETÖ dediğimiz yapılanma insanların aklına ipotek koyup onları adeta makineye dönüştürdü"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Üstat Bediüzzaman'ın ismini kullanarak, onun eserlerini de belli bir oranda istismar ederek ülkemizde kargaşa çıkaran bir yapı ile karşı karşıya kaldık, FETÖ dediğimiz yapılanmayla, terör yapılanmasıyla. Vitrini gayet süslü ama arka planında uluslararası güç odaklarına hizmet eden istihbarat yapılarının aracına dönüşen bir yapıdan bahsediyoruz. Diğer taraftan mensuplarını özgür olmaktan çıkarıp kendine kul köle eden hiyerarşik düzenden bahsediyoruz" dedi. 13'üncü Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, "Küresel Krizlere Kur'ani Çözümler" temasıyla 4-6 Ekim tarihleri arasında İstanbul'da düzenleniyor. Atatürk Kültür Merkezi'ndeki sempozyumun açılış programına Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın yanı sıra İstanbul Valisi Davut Gül, Suriye Evkaf Bakanı Dr. Muhammed Ebulhayr Şükrü, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş ve İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan ile davetliler ve çok sayıda kişi katıldı. "Türkiye Cumhuriyeti olarak ve İslam dünyası olarak hem güçlü olacağız hem de haklı olacağız; ikisini bir arada yapacağız" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye Cumhuriyeti olarak ve İslam dünyası olarak hem güçlü olacaklarını hem de haklı olacaklarını ifade ederek, "Gazze'de çocuklar İsrail'in barbarca saldırıları altında hayatını kaybediyor; siviller en temel gıdalardan, ihtiyaçlardan mahrum bırakılıyor. Soykırım karşısında sergilenen vurdumduymazlık ve sessizlik uluslararası sistemin içine düştüğü krizi bütün açıklığıyla, netliğiyle ortaya koyuyor. Kur'an-ı Kerim'in ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’ ilkesi ve adalet anlayışı ise faili veya muhatabı kim olursa olsun her türlü zulme ve haksızlığa karşı eğilmeden, bükülmeden bir duruş sergileme sorumluluğunu hepimize hatırlatıyor. Zira insan hayatı ve onuru konjonktüre veya güç odaklarının sığ siyasi hesaplarına göre değişemeyecek kadar mukaddestir. Türkiye Cumhuriyeti olarak ve İslam dünyası olarak hem güçlü olacağız hem de haklı olacağız; ikisini bir arada yapacağız. Hakkımızı ve hukukumuzu sonuna kadar koruyacağız, mazlumun elinden kararlılıkla tutacağız ve adalet talebimizi karşılıksız bırakmayacak bir güce sahip olmak için ekonomimizi, milli savunmamızı, bilim ve teknoloji kapasitemizi aralıksız geliştireceğiz. Cumhurbaşkanımızın gönüllerde maşeri bir karşılık bulan ‘Dünya 5'ten büyüktür’ çağrısıyla daha adil bir uluslararası düzen hepimizin ortak arayışıdır. Bu onurlu mücadelede Cumhurbaşkanımızın çağrısını yaptığı İnsanlık İttifakı, zulme karşı çıkan bütün küresel kesimleri, inanç ve millet ayrımı gözetmeden ortak bir ahlaki sorumlulukta birleştirmeyi hedefliyor" dedi. "Suriye'nin istikrarı ve refahı tüm bölgenin istikrarı ve refahı demektir" Suriye'nin istikrarı ve refahının tüm bölgenin istikrarı ve refahı demek olduğunu söyleyen Yılmaz, "Gazze'de yükselen adalet çağrısının dünyanın farklı ülkelerinde karşılık bulması, bu ortak vicdanın hala diri olduğunu göstermektedir. Ben buradan nerede olursa olsun Avrupa'dan Latin Amerika'ya, Asya'ya Gazze'deki zulme karşı çıkan, sokağa çıkıp bunu protesto eden, üniversitesinde protesto eden, bu zulme sessiz kalmayan tüm insan kardeşlerimize selamlarımı iletiyorum, saygılarımı iletiyorum. Türkiye olarak Filistin halkının meşru haklarını savunmak, zulmü durdurmak ve kalıcı barışı sağlamak için yoğun bir diplomatik mücadele yürütüyoruz. Suriye'de barışın ve istikrarın tesisi için yürüttüğümüz kararlı mücadele ile kardeşlerimizin kendi topraklarında huzur içinde yaşayabilecekleri şartların oluşmasına önemli katkılar sağladık ve sağlamaya devam edeceğiz. Suriye'nin istikrarı ve refahı tüm bölgenin istikrarı ve refahı demektir. Buna yürekten inanıyoruz. Bunu bozmaya çalışanlara karşı Suriye ile gönül gönüle, omuz omuza mücadeleye devam edeceğiz" diye konuştu. "FETÖ dediğimiz yapılanma insanların aklına ipotek koyup onları adeta makineye dönüştürdü" FETÖ yapılanmasının insanların aklına ipotek koyup onları adeta makineye dönüştürdüğüne değinen Yılmaz, "Ailenin korunması, gençlerin insani değerlerle geleceğe hazırlanması, alkol, kumar gibi bağımlılıkların yanı sıra çağımızın yeni bağımlılık türleriyle de mücadele edilmesi yine gündemimizde olması gereken konular arasındadır. Bizler de maarif modelimiz ile gençlerimizin bilim ve teknolojide yetkinleşmesini desteklerken bu birikimi insanlığın hayrına kullanmalarını sağlayacak ahlaki bilinci de güçlendiriyoruz. İlim bizim medeniyetimizin merkezi kavramıdır, ancak biz ilimle birlikte elbette bunun hayata geçirilmesini, salih amellere vesile olmasını görüyoruz. Yapay zekayı, yapay zekayla birlikte diğer teknolojileri mutlaka ahlakla, merhametle, insan odaklı bir anlayışla ele almak durumundayız. İlmi vurgularken insanın akletmesini ve seçme hakkını da burada vurgulamak istiyorum. Maalesef üstat Bediüzzaman'ın ismini kullanarak, onun eserlerini de belli bir oranda istismar ederek ülkemizde kargaşa çıkaran bir yapı ile karşı karşıya kaldık, FETÖ dediğimiz yapılanmayla, terör yapılanmasıyla. Vitrini gayet süslü ama arka planında uluslararası güç odaklarına hizmet eden istihbarat yapılarının aracına dönüşen bir yapıdan bahsediyoruz. Diğer taraftan mensuplarını özgür olmaktan çıkarıp kendine kul köle eden hiyerarşik düzenden bahsediyoruz. Cenabı Allah bizleri fert fert yaratmış. Her birimize defalarca Kur'an-ı Kerim'de akledin demiş. Bakın, düşünün, akledin demiş. FETÖ dediğimiz yapılanma ise insanların aklına ipotek koyup onları birer adeta makineye dönüştürdü. Bu tecrübeden de, bizim yaşadığımız bu tecrübeden de tüm kardeş ülkelerin, dost ülkelerin de faydalanmasını bekleriz. Başka isimler altında da bunlar çıkabilir. Bunlara karşı çok dikkatli olmamız lazım. Şunu bilmemiz lazım, Müslüman insan Cenabı Allah'tan başka hiç kimsenin kulu kölesi olmamıştır, olamaz" şeklinde konuştu. "Terörü kalıcı bir şekilde ülkemizin gündeminden çıkarmak istiyoruz" Terörü kalıcı bir şekilde ülkemizin gündeminden çıkarmak istediklerini ifade eden Yılmaz, "Terörü kalıcı bir şekilde ülkemizin gündeminden çıkarmak istiyoruz. Bölgemizin gündeminden de çıkarmak istiyoruz. Uzun bir zamandır bölgemizde emperyalist güçler, güç odakları bu bölgede yaşayan insanları birbiriyle çatıştırıp onlar kavga ederken bölgenin kaynaklarını sömürüyorlar. Biz diyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti olarak, kardeşleriniz olarak bu çekişmeleri bir tarafa bırakmalıyız, etnik kavgaları, mezhebi kavgaları bir kenara bırakmalıyız, birlik içinde olmalıyız, terörün konuşulmadığı bir bölge oluşturmalıyız ve artık kaynaklarımızı başkaları gelip sömürmemeli, bu kaynaklar bu bölgedeki insanlar tarafından kullanılmalı. Suriye'nin kaynakları Suriyeliler için kullanılmalı, Irak'ın kaynakları Iraklılar için kullanılmalı, Libya'nın kaynakları Libyalı kardeşlerimiz için kullanılmalı. Bunu başarmak zorundayız. Bizi birbirimize düşürüp kaynaklarımızı sömüren emperyalist odaklara vereceğimiz en güzel cevap birliğimizi, kardeşliğimizi güçlendirmek, ihtilaflarımızı bir tarafa bırakıp güç birliğiyle bu oyunu bozmaktır. Türkiye içinde de bölgemizde de bunu yapmaya kararlıyız. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge dediğimiz, Arabıyla, Türküyle, Kürdüyle, Farsıyla, hangi mezhepten, meşrepten olursa olsun Müslümanıyla, gayrimüslimiyle bu toprakların insanlarını bir araya getirmek, buluşturmak ve geleceği çok daha güçlü bir birlik zemininde inşa etmektir. Sahip olduğumuz insan kaynağını ilmi birikim ve ekonomik potansiyelde değerlendirerek Türkiye Yüzyılı'nı ve bölgemizin, gönül coğrafyamızın yüzyılını hep birlikte inşa edeceğiz inşallah. Bediüzzaman Said Nursi bu ülkenin, bu toprakların insanıydı. Emperyalistlere karşı mücadele etti, bu topraklarda mücadelesini sürdürdü. Birileri gibi başka ülkelere kaçıp oradan bu ülkeyi karıştırmaya çalışmadı" diyerek konuştu.

BTÜ’de “Gazze’de Üniversite Olmak” etkinliği Haber

BTÜ’de “Gazze’de Üniversite Olmak” etkinliği

Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı koordinasyonunda 1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında üniversitelerde düzenlenen “Gazze’de Üniversite Olmak” temalı Bilim Kafe etkinlikleri çerçevesinde, Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) tarafından “Yükseköğretimin Gazze’deki Durumu” başlıklı program gerçekleştirildi. BTÜ Bilim İletişimi Ofisi tarafından, Dış İlişkiler Ofisi koordinasyonunda düzenlenen etkinlikte, Filistin ve Gazze’de yaşanan insani dramın üniversiteler ile eğitim hayatı üzerindeki etkileri ele alındı. Program, Alev Alatlı Şehir Düşünce ve Sanat Merkezi’nde yapıldı. Etkinliğe BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar ve Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz da katıldı. Programın moderatörlüğünü BTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Burak Çakırca üstlendi. Dr. Burak Çakırca, “Gazze’deki Üniversiteler: Savaş Öncesi ve Savaş Sonrası” başlıklı konuşmasında, savaş öncesinde Gazze’de yaklaşık 89 bin öğrencinin üniversite ve kolejlerde eğitim gördüğünü belirtti. Çakırca, savaş sürecinde 63’ten fazla üniversite binası ve kampüsün tamamen ya da kısmen yıkıldığını aktardı. Çakırca’nın verdiği bilgilere göre, Filistin Üniversitesi yüzde 100, El-Aksa Üniversitesi yüzde 90, İsra ve Gazze üniversiteleri ise yüzde 50 oranında yıkıma uğradı. BİNLERCE ÖĞRENCİ VE AKADEMİSYEN HAYATINI KAYBETTİ Savaşın yükseköğretim camiası üzerindeki yıkıcı etkilerine de değinen Çakırca, yaklaşık bin 271 üniversite öğrencisinin ve 226’dan fazla akademik ile idari personelin yaşamını yitirdiğini, binlercesinin de yaralandığını söyledi. Eğitimin, elektronik platformlar, çadırlar ve yerel onarım girişimleriyle ayakta tutulmaya çalışıldığını ifade eden Çakırca, Gazze’de yükseköğretimin olağanüstü koşullar altında sürdürüldüğünü vurguladı. FİLİSTİNLİ AKADEMİSYENLER YAŞADIKLARI ZORLUKLARI ANLATTI Etkinliğe Filistin’den çevrimiçi bağlanan Al-Aqsa Üniversitesi akademisyenleri Prof. Dr. Khaled Sosy, Dr. Zaher J. Haddad, Dr. Basam Abo Hashesh ve öğretim görevlisi Ismail A. Abu Hein, Gazze’deki son durumu aktardı. Akademisyenler, Türk halkına dayanışmaları için teşekkür ederek, soykırım nedeniyle Gazze’de eğitimin tüm kademelerde durma noktasına geldiğini söyledi. Savaş öncesinde Gazze’de yedi üniversite bulunduğunu belirten akademisyenler, bu kurumların büyük ölçüde yıkıldığını, derslerin ise açık alanlarda ve çadırlarda sürdürülmeye çalışıldığını ifade etti. Filistinli akademisyenler, öğrencilerin derslere ulaşmak için uzun mesafeler yürüdüğünü, ayakkabı gibi temel ihtiyaçlara bile erişimde büyük sıkıntılar yaşadığını anlattı. Tez çalışmalarının çadırlarda sürdürüldüğünü, bombardıman nedeniyle farklı bölgelerde bulunan öğrencilerin tüm zorluklara rağmen eğitimlerine devam etmeye çalıştığını da belirttiler. BOYKOT VE DESTEK ÇAĞRISI Programa Bursa’da yaşayan Filistinli sosyolog Dr. Mariam Menawi de katıldı. Menawi, Filistin’deki yaşam koşullarına ilişkin değerlendirmelerde bulunarak bölgede yaşanan insani sorunları anlattı. Ayrıca boykotun sürdürülmesi ve Filistin’e destek çağrısında bulundu. Gazze’de yükseköğretimin mevcut durumu ile üniversitelerin maruz kaldığı yıkımın ele alındığı program, soru-cevap bölümünün ardından konuşmacılara teşekkür belgelerinin takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Müslümanlar olarak başkalarına umut bağlamakla hiçbir yere varamayız" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Müslümanlar olarak başkalarına umut bağlamakla hiçbir yere varamayız"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "İsrail'in savaş bağımlısı mevcut hükümeti tüm bölgemizi istikrarsızlığa sürüklemek için her türlü tahriki deniyor. Siyonist, işgalci, soykırımcı ideoloji sadece komşularının huzuruna kastetmiyor. Müslümanlar olarak başkalarına umut bağlamakla hiçbir yere varamayız. Biz güçlü olmak, caydırıcı olmak, hak ve hukukumuzu birlikte savunmak, bölgemizde barışı ve güvenliği birlikte inşa etmek mecburiyetindeyiz. Bunun için ittifakta hayır vardır diyor hem kendi içimizde hem de islam dünyasında ittifakları büyütmeye ihtilafları azaltmaya çalışıyoruz" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen Mevlid-i Nebi Haftası Programı'na katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı açıklamada, "Mevlid-i Nebi Haftası münasebetiyle sizlerle bir arada olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Milletimizin ve İslam aleminin Mevlid-i Nebi Haftası'nı can-ı gönülden tebrik ediyorum. Ülkemizde ve dünyanın farklı yerlerinde bizleri takip eden, şu anda aramızda olmasalar da gözü de gönlü de kulağı da burada olan tüm kardeşlerime selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Böylesine güzel bir programda bizleri buluşturan, rahmetiyle, lütfuyla, keremiyle kalplerimizi birbirine ısındıran Cenab-ı Allah'a sonsuz şükürler olsun. Alemlere rahmet, insanlığa hidayet, müminlere güzel ahlakın en yüksek timsali olarak gönderilen, ümmeti olmakla şeref duyduğumuz Peygamber Efendimiz'e salat ve selam olsun" dedi. "Fahr-i Kâinat Efendimiz'in izinden giderek asırlardır ümmete hizmet eden, yol gösteren, felaha susayan gönülleri irşat eden âlim ve ariflerimizin, kalp ve ilim ehlinin mübarek ruhları şad olsun. İslam'ın izzetini her şeyin üstünde tutan, ilây-ı kelimetullah davası uğruna canlarını ortaya koyan, vatanı, milleti, ezanı, bayrağı, devleti ve ümmeti için her türlü cefayı, zorluğu göze alan kahraman şehitlerimizin, gazilerimizin, o mücadele ve mücahide erlerinin aziz ruhları şad olsun diyorum" ifadelerini kullanan Erdoğan, "Müslümanlar olarak hafta başında biliyorsunuz Mevlid-i Nebi'yi bir kez daha idrak ettik. Kurtuluş vesilesi olarak yer yüzüne teşrif eden Resulallah Efendimizin veladetinin bir sene-i devriyesine erişmenin mutluluğunu yaşadık. Gerek dualarımızla gerek ibadetlerimizle o mübarek geceyi anlamına ve mehabetine uygun şekilde hissetmeye ve değerlendirmeye çalıştık. Veladet-i Nebi'nin 1501'inci yıl dönümünün ülkemiz, milletimiz, tüm insanlık için bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyorum. Şunu öncelikle özelikle ifade etmek istiyorum. Veladet-i Nebi, Yüce Allah'ın sonuz rahmetinin bu dünyada ki en güzel tecellisidir. Efendimizin bu aleme doğuşu insan oğlunun kainattaki yerini yaradılış gayesini ve istikametini yeniden keşfetmesinin başlangıcı olmuştur. merhum Süleyman Çelebi Mevlid-i Şerif'inde diyor ya, ‘Belirince işaretleri dünyada Mustafa’nın, Tuttu cihanı baştan başa nuru Mustafa’nın.’. İşte beşeriyetin inanç ve ahlak bakımından zifiri karanlığın pençesinde olduğu bir çağda Hatamü'l-Enbiya Efendimiz, insanlığın ufkunu nebevi bir nurla doldurmuştur. Peygamber aşkı, sevgisi, müminlerin gönlünde nesillerden nesillere aktarılan en kıymetli miras olmuştur. Bu sevda, İslam'la müşerref olduğu ilk günden itibaren milletimizin de kalbinde müstesna bir yer tutmuştur. Ecdadımız asırlar boyunca din-i mübin-i İslam'ın sancaktarı olmuş, Efendimiz'e duyduğu aşk ve muhabbeti tertemiz bir imanla korumuştur" diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Merhum Nihat Sami Banarlı’nın çok anlamlı bir tespitini sizlerle paylaşmak istiyorum. Gençlerimizin özellikle de yeni yuva kuran çiftlerimizin bu hatırayı çok iyi dinlemesini rica ediyorum. Türk edebiyatının önemli isimlerinden merhum Banarlı, kırdan kente göçün başladığı yıllara ait bir anısını bakınız nasıl anlatıyor: 'Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden İstanbul'a, Ankara'ya ve başka büyük şehirlere göç eden halkımız var. Bunlar ailece gelip apartmanlarda kapıcılık, iç hizmetleri ve başka işler yapıyorlar. Bilhassa kadın adları dikkatimi çekiyor: Gül, Yazgülü, Gülşah, Gülşan, Güldalı, Güldane, Gülizar, Kırgülü, Gülbeyaz... Hatta erkek adı olarak da bazen Gülbey... Bu güllü isimlerin Anadolumuzu gül bahçelerine çeviren güzel adların bu derece ısrarla niçin konulduklarını ben biliyorum. Ama yine de bilmezlikten gelerek soruyorum: Sizlerin oralarda gül bahçeleri çok olmalı. Köy evlerinin bahçelerinde çok mu çiçek yetiştirirsiniz? Adı Güldalı olan hanım cevap veriyor: Hayır bey, bizim oralarda çiçek bahçesi ne gezer? Biz toprağı tarla diye kullanırız. Peki, kızlarınıza bu kadar çok ve güzel gül adlarını güle hasret duyduğunuz için mi koyuyorsunuz? Hayır bey, bizim hasret duyduğumuz başkadır. Bizim oralarda inanılır ki gül... Hazret-i Muhammed'in remzidir. Gül, Muhammet teridir diyen Yunus Emre gibi bir büyük şairin bizim milletimizin de bu topraklardan çıkması boşuna değildir. Bizim Resul-i Ekrem'e olan sadakatimiz yalnızca milli seciyemizde değil, dilimizde, edebiyatımızda, kültür ve sanatımızda da tezahür etmiştir. Süleyman Çelebi'nin kalbinden beyitlere dökülen Mevlid-i Şerif, yüzyıllardır Efendimiz'e duyulan hürmetin ortak sesidir. Fuzuli'nin Su Kasidesi, Resul-i Kibriya'nın bastığı toprağa ulaşma arzusuyla yanıp tutuşan bir gayenin, böyle bir gayretin ifadesidir" dedi. "Rabbim bizleri adı güzel kendi güzel Muhammed’in yolundan ayırmasın" "Şairlerimizin, ediplerimizin, hatta padişahlarımızın Efendimiz'e ithafen yazdığı na't-ı şerifler milletimizin hak yolundaki adanmışlığının en veciz nişaneleridir" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, !Gönlü peygamber aşkıyla yanan isimlerden biri de rahmetli Mehmet Akif İnan üstadımızdı. Merhum Akif İnan, Efendimiz'e olan bağlılığını şu muhteşem mısralarla dile getirmiştir: 'Özgürlük, menşurun kanatlarından toprağım, devletim, bayrağım sensin. Maddemsin, manamsın, varım yoğumsun, ufkumsun, yakınım, uzağım, sensin. Annem, babam, atam, kardeşim, yavrum, evim barkım, bahçem ve bağım sensin. Seslerin kalbimin dudaklarında, zamanım, dönemim ve çağım sensin. Ümidim, cihadım, şafağım sende, hicretim, menzilim, durağım sensin. Seninle olmaktır ahdim, yeminim, ordum, emirim ve otağım sensin.' Övüncümüz, şerefimiz, sözümüz ve yegâne önderimiz Resul-i Ekrem Efendimiz'i bugün bir kez daha kemal-i hürmetle yâd ediyorum. Rabbim bizleri adı güzel kendi güzel Muhammed’in yolundan ayırmasın diyorum. Az evvel hocamızın huşu içinde okuduğu bizim de inşirah bularak dinlediğimiz Azhap Suresi'nde Rabbimiz şöyle buyuruyor; içinizden Allah’ın lütfuna ve ahiret gününe umut bağlayanlar Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki Resullahta güzel bir örneklik vardır. Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen Efendimiz bir hadisi şerifinde kendisinin misyonunu şöyle ifade etmişti benim ve benden önceki peygamberlerin durumu bir ev inşa eden kimseye benzer o kimse evi güzelce yapıp mükembell hale getirmiş fakat bir köşede sadece bir tuğla yeri boş kalmıştır. İnsanlar bu evi dolaşırlar ona hayran olurlar ve şöyle derler keşke şu tuğlada yerine konulmuş olsaydı. İşte ben o yeri boş bırakılan tuğlayım. Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Hatemul embiya diyor ya o tuğladaki bir toz zerresi olabilmeyi Kur'an ve sünnetin ışığında ahlakı haseneyi kuşana bilmeyi Rabbim hepimize nasip eylesin diyorum." Çocuklara ve gençlere Peygamber Efendimizin hayatını öğretilmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Müslümanlar olarak hem şahsi yaşantımızda hem iş ve aile hayatımızda hem de toplumla ve tabiatla kurduğumuz münasebetlerde işte bu ahlakı kendimize rehber edinmek zorundayız. Kur'an ve Sünnet'in kılavuzluğunda ahlak-ı hamidiyeyi, ahlak-ı haseneyi hayatımızın merkezine koymak durumundayız. Bu inancı ve bu kararlılığı her birimizin kuşanması gereklidir. Fakat bu anlayışı öncelikle kendi hayatımıza hakim kılmamız gerekir. Çocuklarımızı ve gençlerimizi Efendimizin örnek ahlakıyla tanıştırmamız, onları Resul-i Kibriya'nın temsil ettiği değerlerle buluşturmamız hayati bir meseledir. Ancak bu şekilde kalplerimizde filizlenen, ailemizde yeşeren ve milletimizde boy veren kıymet hükümlerini bütün insanlığa ulaştırabiliriz" ifadelerini kullandı. "İnşallah iyilerin galip geleceği tarihi bir dönemi yaşıyoruz" Masumların hedef alındığını belirten Erdoğan, "Aktörler ve senaryolar değişse de iyi ile kötünün mücadele ettiği ve sonunda inşallah iyilerin galip geleceği tarihi bir dönemi yaşıyoruz. Filistin’nden Lübnan’a Sudan’dan Somali’ye kalbimizin attığı coğrafyaların önemli bir kısmı yıllardır krizde. Savaşla istikrarsızlıkla boğuşuyor. Her şeyden habersiz masum yavrular göz göre göre hedef alınıyor. Dünyayı tanımadan daha ne olup bittiğini anlamadan bebekler, çocuklar toprağa düşüyor. Kadınlar, yaşlılar, sağlık çalışanları, yardım görevlileri savaş ve çatışma ortamlarında değil sivil yerleşim yerlerinde bombalarla katlediliyor"şeklinde konuştu. "Gazze'de uçurtmalar bile tehdit olarak görülüp engelleniyor" "Soykırım şebekesinin dünyanın en büyük çocuk mezarlığına çevirdiği Gazze'de uçurtmalar bile tehdit olarak görülüp engelleniyor" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sadece Filistin'de milyonlarca kardeşimiz en temel ihtiyaçlardan yoksun bir şekilde, çok zor şartlar altında hayatta kalmanın mücadelesini veriyor. Lübnan'da aynı şekilde 1,3 milyon kardeşimiz İsrail yönetiminin saldırıları sebebiyle evini barkını terk etmek zorunda kaldı. 4 binden fazla insan öldürüldü, çoğu çocuk ve kadın 12 bini aşkın Lübnanlı yaralandı. İsrail'in savaş bağımlısı mevcut hükümeti tüm bölgemizi istikrarsızlığa sürüklemek için her türlü tahriki deniyor. Siyonisim denilen radikal, işgalci, soykırımcı ideoloji sadece komşularının huzuruna kastetmiyor. Bölgesel barışı ve insani değerleri savunan herkesi hedef alıyor. Biz de Siyonizm'in yayılmacı emellerine dikkat çekerken bunu kendimiz için değil, hangi inanca mensup olursa olsun bölgedeki tüm halklar adına, insanlık cephesi adına yapıyoruz" şeklinde konuştu. "Müslümanlar olarak başkalarına umut bağlamakla hiçbir yere varamayız" Gözü dönmüş zalimlere yönelik sessizliğin bedelini sivillerin ödediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yakın tarihte Hitler'e, Pol Pot'a ve diğer gözü dönmüş zalimlere yönelik sessizliğin bedelini maalesef siviller ödemek zorunda kaldı. Hitler'in toplama kamplarında, Pol Pot'un ölüm tarlalarında farklı kökenden, farklı inançlardan milyonlarca insan soykırıma uğradı. Ne yazık ki o dönemde insanlık olan biteni seyretmekte kaldı. Bugün aynı hata Gazze'de, Batı Şeria'da, Lübnan'da tekrarlanıyor. Soykırım şebekesinin bu kural, hukuk, ilke, değer, sınır tanımaz politikalarına dünyadan gerekli reaksiyon gösterilmiyor. Ne küresel yapılar ne de uluslararası toplum, dün olduğu gibi bugün de katliamların önüne geçecek güçlü bir irade ortaya koyamıyor. Şu gerçeğin artık fark edilmesi gerektiğine inanıyorum. Müslümanlar olarak başkalarına umut bağlamakla hiçbir yere varamayız. Biz güçlü olmak, caydırıcı olmak, hak ve hukukumuzu birlikte savunmak, bölgemizde barışı ve güvenliği birlikte inşa etmek mecburiyetindeyiz. Bunun için ittifakta hayır vardır diyor hem kendi içimizde hem de islam dünyasında ittifakları büyütmeye ihtilafları azaltmaya çalışıyoruz" dedi. "Bütün çabamız ittifak ve ittihadın sağlanması içindir" Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Asırlar boyunca tarihe yön vermiş, cihana nizam vermiş Ümmet-i Muhammed’in bir duvarın tuğlaları gibi birbirine yeniden kenetlenmesini arzu ediyoruz. Müslümanlar olarak birbirimize inanarak, birbirimize dayanarak, omuz omuza, yürek yüreğe vererek istikbale hep beraber yürüyelim istiyoruz. Bütün çabamız ittifak ve ittihadın sağlanması içindir. Bütün gayretimiz coğrafyamızda huzur ve güven ikliminin inşası içindir. İnşallah gücümüzün yettiği kadar vahdet için, uhuvvetin tesisi için, İslam aleminin birlik ve bütünlük içinde hareket etmesi için elimizle birlikte tüm gövdemizi taşın altına koymaya devam edeceğiz. Sadece yakın ve uzak coğrafyalarda değil, kendi ülkemizde de esasen bu şuurla siyaset yapıyor, 86 milyonun kardeşliğini ve kaderdaşlığını daha da güçlendirmenin yollarını arıyoruz. Peygamberimiz ve Güzel Ahlak temasıyla idrak ettiğimiz Mevlid-i Nebi Haftası boyunca düzenlenen etkinliklerin, Peygamberimizin örnek şahsiyetiyle birlikte ümmetin vazettiği ittifak ve ittihat siyasetini de anlamamıza vesile olmasını diliyorum" diye konuştu.

HAK-İŞ Genel Başkanı Arslan: "(Netanyahu hakkındaki ‘kırmızı bülten’ talebi) Bu adımın mücadeleyi daha da güçlendireceğine inanıyoruz" Haber

HAK-İŞ Genel Başkanı Arslan: "(Netanyahu hakkındaki ‘kırmızı bülten’ talebi) Bu adımın mücadeleyi daha da güçlendireceğine inanıyoruz"

HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında ‘kırmızı bülten’ talep edilmesine ilişkin "Bu adımın, Gazze’de işlenen suçların cezasız kalmaması ve sorumluların uluslararası hukuk önünde hesap vermesi yönündeki mücadeleyi daha da güçlendireceğine inanıyoruz" dedi. HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında ‘soykırım’ suçundan yürütülen kovuşturma kapsamında ‘kırmızı bülten’ yayımlanmasının talep edilmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Arslan, Filistin’in yaklaşık bir asırdır mücadelesini sürdürdüğünü belirterek "Bütün dünyanın gözü önünde devam eden soykırım, insanlığa karşı işlenen suçlar ve uluslararası hukukun ağır ihlalleri cezasız bırakılamaz. On binlerce masum insanın, kadınların ve çocukların hayatını kaybettiği; açlığın ve insani yardımın dahi bir savaş silahına dönüştürüldüğü Gazze’de yaşananların sorumluları hukuk önünde mutlaka hesap vermelidir. Adalet Bakanlığımızın, Siyonist İsrail’in katil Başbakanı Netanyahu hakkında kırmızı bülten çıkarılması amacıyla ilgili süreci başlatmasını, uluslararası hukuk ve insanlık vicdanı adına önemli bir girişim olarak değerlendiriyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye, Filistin halkı ile dayanışmasını bir kez daha güçlü bir şekilde ortaya koymuştur. Bu adımın, Gazze’de işlenen suçların cezasız kalmaması ve sorumluların uluslararası hukuk önünde hesap vermesi yönündeki mücadeleyi daha da güçlendireceğine inanıyoruz" ifadelerini kullandı. HAK-İŞ olarak Filistin’in yanında olmaya devam edeceklerinin altını çizen Arslan, Gazze’de yaşanan soykırıma, işgale, ablukaya ve her türlü insan hakkı ihlaline karşı seslerini yükseltmeye devam edeceklerini vurguladı. Arslan, "Bu kararlılığımızı, Gazze ablukasını kırmak ve Filistin halkıyla dayanışmayı büyütmek amacıyla yola çıkan SUMUD Özgürlük Filosu’na bizzat katılarak da ortaya koyduk. SUMUD’da yükselttiğimiz dayanışma ve adalet çağrısını bugün de aynı kararlılıkla sürdürüyoruz" açıklamasında bulundu. "Uluslararası hukuk, siyasi hesapların ve çifte standartların gölgesinde bırakılmamalıdır" Filistin için adalet mücadelelerine devam edeceklerine dikkati çeken Arslan, şu ifadeleri kullandı: "Uluslararası toplumu ve ilgili bütün kurumları, İsrail’in cezasızlık politikasına son verecek somut ve etkili adımlar atmaya çağırıyoruz. Başta katil Netanyahu olmak üzere, Gazze’de işlenen savaş suçlarının ve insanlığa karşı suçların sorumlularının bağımsız ve tarafsız yargı mercileri önünde hesap vermesi sağlanmalıdır. Uluslararası hukuk, siyasi hesapların ve çifte standartların gölgesinde bırakılmamalıdır. Filistin için adalet sağlanmadan kalıcı bir barıştan söz etmek mümkün değildir. HAK-İŞ olarak, başkenti Kudüs olan özgür ve bağımsız Filistin Devleti kuruluncaya, Gazze üzerindeki abluka sona erinceye ve Filistin halkının temel hak ve özgürlükleri güvence altına alınıncaya kadar Filistin halkıyla dayanışmamızı ve haklı mücadelesine desteğimizi kararlılıkla sürdüreceğiz."

Helallik alıp gazze'ye yola çıktı Haber

Helallik alıp gazze'ye yola çıktı

Yıllardır dünyanın farklı bölgelerinde insani yardım için çaba gösteren Sakaryalı aktivist, bu kez Filistin’de İsrail baskısı altına kalan insanlar için ailesiyle vedalaştıktan sonra yola çıktı. Karasu ilçesinde yaşayan 37 yaşındaki Hasan Şengül, Filistin’e deniz üzerinden ulaşım sağlayan Küresel Sumud Filosu’nun kara harekatına katılmak için yola çıktı. 20'den fazla ülkeden yaklaşık 600 kişinin katıldığı vicdan konvoyunun, Bosna Hersek'teki Srebrenitsa'dan hareket ederek Saray Bosna, Tiran, Selanik, İstanbul, Irak ve Ürdün üzerinden Batı Şeria sınırına ulaşarak Ramallah’a kadar gitmek için mücadele verecek. Geçtikleri her toprak üzerinde yaşanan katliamı anlatacaklarını ve yaşanan zulme ‘dur’ demek istediklerini aktaran Şangül, konvoyun tamamen sivil bir hareket ve şiddetsiz bir girişim olduğunu vurguladı. "Bu zulme 'dur' demek için yola çıktık" Filistin'de yaşanan insani krize dikkat çekmek istediklerini ifade eden Şengül, "Yıllarca dünyanın birçok bölgesinde mazlumları savunmak için çalışmalar yaptım. Bugün yine Filistin için bir çalışma yapıyoruz. 20'den fazla ülkeden katılımcıyla yaklaşık 600 kişi, soykırım şehri olarak anılan Srebrenitsa'dan yola çıkarak Filistin'e doğru bir konvoy düzenliyor. Ben de burada yerimi alıyorum. Bizim gayemiz Filistin'deki zulme, İsrail'in gerçekleştirdiği katliamlara karşı bir tepki ortaya koymak ve ses olmak. Kimsenin baskısı ya da siyasi görüşü altında olmadan tamamen sivil ve şiddetsiz bir eylem gerçekleştirmek istiyoruz" dedi. "En büyük hedefimiz sınır kapılarının açılması" Konvoyun temel hedeflerinden birinin insani yardımların bölgeye ulaştırılmasının önünü açmak olduğunu belirten Şengül, "Asıl gayemiz sınır kapılarının açılmasına katkı sunabilmek. Çünkü Filistin'in şu anda yaşadığı en büyük sıkıntılardan biri, sınır kapılarının kapalı olması nedeniyle yardım malzemelerinin bölgeye ulaştırılamaması. Oradaki zulme kimse 'dur' diyemiyor. Biz de bu zulmün sona ermesine bir nebze de olsa katkı sunabilmek için yola çıktık. Bu yürüyüş 26 Temmuz'da başladı. Çok sayıda insan Srebrenitsa'da bir araya gelerek Filistin için yola çıktı" diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.