Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Sıfır Atık

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Sıfır Atık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sıfır Atık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yıldırım'da kitaplar nakite dönüşüyor Haber

Yıldırım'da kitaplar nakite dönüşüyor

Yıldırım Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü tarafından ‘Emektar Kitaplarınız Nakite Dönüşüyor’ kampanyası başlatıldı. Çevre ile ilgili farkındalık oluşturmak, gençleri geri dönüşüme teşvik etmek ve vatandaşların aile ekonomilerine destek olmak amacıyla düzenlenen kampanya ile kullanılmış defter, okul kitapları ve test kitapları kilogramı 5 TL’den satın alınıyor. 1-11 Temmuz tarihleri arasında devam edecek kampanya kapsamında vatandaşlar; saat 12.00- 20.00 arasında Barış Manço Kültür Merkezi, Mesken Meydanı ve Ahmet Taner Kışlalı Meydanı’nda kurulacak stantlarda kullanılmış defter ve okul kitaplarını teslim edebilecekler. HEM DOĞA HEM EKONOMİ KAZANIYOR İlk kez 2021 yılında hayata geçirdikleri ‘Emektar kitaplarınız geri dönüşüyor’ kampanyasına vatandaşların büyük ilgi gösterdiğini belirten Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, bu yıl altıncısını düzenledikleri ‘Emektar Kitaplarınız Nakite Dönüşüyor’ kampanyasına tüm Yıldırımlıları davet etti. Gelecek nesillere temiz ve yeşil bir Yıldırım bırakmak için çalıştıklarını ifade eden Başkan Oktay Yılmaz, “Hayata geçirdiğimiz ‘Emektar Kitaplarınız Nakite Dönüşüyor’ kampanyası ile artık kullanılması mümkün olmayan test kitaplarını ve defterleri geri dönüşüme kazanıyoruz. Kampanya ile hemşehrilerimizde farkındalık oluştururken yeni eğitim öğretim döneminde öğrenim görecek evlatlarımızın aile ekonomilerine de katkı sağlıyoruz. Böylece hem doğa kazanmış oluyor hem Yıldırımlılar” dedi.

İklim ve sıfır atık eğitimleri HEMBA üzerinden dijitale taşınıyor Haber

İklim ve sıfır atık eğitimleri HEMBA üzerinden dijitale taşınıyor

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), iklim değişikliğiyle mücadele ve çevre bilincinin artırılması amacıyla yaygın eğitim faaliyetlerini dijital platformlara taşıyor. Bakanlık tarafından yayımlanan "İklim Değişikliği Eylem Planı 2026-2030" kapsamında, okullarda ve yaygın eğitim kurumlarında iklim değişikliği farkındalığının geliştirilmesine yönelik çalışmaların daha etkili, sürdürülebilir ve izlenebilir hale getirilmesi hedefleniyor. Bu kapsamda, Halk Eğitimi Merkezleri Bilişim Ağı (HEMBA) üzerinden iklim değişikliğine uyum, çevre koruma ve sürdürülebilirlik başlıklarında farklı yaş ve hedef gruplarına yönelik dijital eğitim içerikleri hazırlanacak. MEB, yaygın eğitim faaliyetleriyle toplumun her kesiminden bireyin iklim değişikliği konusundaki bilgi seviyesini artırmayı, çevre dostu yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılmasını amaçlıyor. ÇEVRE TEMALI KURSLAR GÜNCELLENECEK Bakanlık, çevre, iklim değişikliği ve sıfır atık konularındaki mevcut kurs programlarını güncel ihtiyaçlar ve bilimsel veriler doğrultusunda yeniden düzenleyecek. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında geçen yıl başlatılan "Enerji Dostu Mavi Yeşil Okul Etiketi Programı" da yaygın eğitim kurumlarında uygulanarak daha geniş kitlelere ulaştırılacak. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) iş birliğiyle yürütülen çevre ve iklim odaklı iyi uygulama örnekleri, halk eğitimi merkezleri ve diğer yaygın eğitim kurumlarında tanıtılacak. HEMBA platformuna, su kaynaklarının korunması, su kayıplarının azaltılması ve tasarruf bilincinin geliştirilmesine yönelik dijital eğitim içerikleri de eklenecek. Sıfır atık yaklaşımının yaygınlaştırılması amacıyla atıkların azaltılması, yeniden kullanım ve geri dönüşüm süreçlerine ilişkin farkındalık çalışmaları yürütülecek. Kurumlarda çevre yönetim sistemlerinin yaygınlaştırılması da hedefler arasında yer alacak.

Sürdürülebilir kampüsler için ortak adım Haber

Sürdürülebilir kampüsler için ortak adım

Manisa Celal Bayar Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen imza töreninde; Bursa Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar ve Ege Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Boyacı tarafından sürdürülebilirlik alanında iş birliği protokolüne imza atıldı. Üç üniversite arasında imzalanan protokol ile sürdürülebilirlik çalışmalarında bilgi ve deneyim paylaşımının artırılması, ortak proje ve etkinliklerin geliştirilmesi, sürdürülebilir kampüs uygulamalarının yaygınlaştırılması ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi hedefleniyor. BM kalkınma amaçları doğrultusunda projeler Protokol kapsamında; Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda ortak araştırma ve projelerin yürütülmesi, sürdürülebilirlik verilerinin hazırlanması ve değerlendirilmesi süreçlerinde iş birliği yapılması, üniversite sürdürülebilirlik sıralamalarına yönelik deneyim paylaşımında bulunulması ve çevresel performansın geliştirilmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirilmesi planlanıyor. Beş yıl boyunca enerji, atık, iklim çalışmaları Beş yıl geçerli olacak protokol kapsamında; su ve enerji verimliliği, atık yönetimi, sıfır atık uygulamaları, iklim değişikliğiyle mücadele, karbon azaltımı, biyolojik çeşitliliğin korunması ve yeşil kampüs uygulamaları gibi birçok alanda da ortak çalışmalar yürütülecek. Üç üniversite arasında sürdürülebilirlik konusunda ders içerikleri, eğitim materyalleri ve farkındalık programları da paylaşılacak. Protokol doğrultusunda seminerler, çalıştaylar, teknik ziyaretler ve eğitim programları düzenlenerek akademik ve idari personelin yanı sıra öğrencilerin de sürdürülebilirlik çalışmalarına daha etkin katılımı sağlanacak. "Sürdürülebilirliği kurumsal kültürün bir parçası olarak görüyoruz" BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, sürdürülebilirliğin yükseköğretim kurumlarının en önemli sorumluluk alanlarından biri olduğunu belirterek, "BTÜ olarak sürdürülebilirliği eğitim, araştırma, toplumsal katkı ve kampüs yönetimi süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Üniversitemiz, bu alandaki çalışmalarıyla UI GreenMetric Dünya Üniversiteleri Sıralaması’nda dünya genelinde 438’inci, Türkiye’de ise 38’inci sırada yer alma başarısı gösterdi. Sürdürülebilir Üniversite Koordinatörlüğümüz ile bu alandaki çalışmalarımızı yürütmeye devam ediyoruz. Ege Üniversitesi ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğinin, sürdürülebilirlik alanındaki kurumsal kapasitemizi güçlendireceğine ve ortak projelerle daha güçlü sonuçlar elde edilmesine katkı sağlayacağına inanıyorum" dedi.

Bakan Kurum dip çamuru temizliği yapılan körfeze daldı Haber

Bakan Kurum dip çamuru temizliği yapılan körfeze daldı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Kocaeli Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde yürütülen “İzmit Körfezi Doğu Baseni Dip Çamurunun Temizlenmesi, Susuzlaştırılması ve Bertarafı Projesi”nde ikinci etap tamamlandı. Proje kapsamında bugüne kadar toplam 2,4 milyon metreküp dip çamuru temizlenirken, çalışmaların yüzde 70’i tamamlandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın ile birlikte temizlenen bölgede dalış yaparak çalışmaları yerinde inceledi. Dalış sonrası açıklamalarda bulunan Bakan Kurum, İzmit Körfezi’nde yürütülen çalışmanın dünyanın en büyük çevre ve doğa koruma projelerinden biri olduğunu söyledi. Körfezdeki ekosistemin yeniden canlandığını belirten Kurum, “Denizin dibinde deniz çayırları, denizyıldızları ve deniz patlıcanları yeniden görülmeye başlandı. Daha önce rastlamadığımız canlı türleri geri dönüyor. Deniz artık nefes almaya başladı” ifadelerini kullandı. HEDEF 3,8 MİLYON METREKÜP Marmara Denizi Koruma Eylem Planı kapsamında yürütülen projede toplam hedefin 3,8 milyon metreküp dip çamurunun temizlenmesi olduğunu açıklayan Kurum, “Şu ana kadar 2,4 milyon metreküp dip çamurunu bertaraf ettik. Hedefimizin yaklaşık yüzde 70’ine ulaştık. Temizlik çalışmaları tamamlandığında vatandaşlarımız Marmara’nın temiz ve sağlıklı kıyılarından daha fazla faydalanabilecek” dedi. Bakanlığın resmi internet sitesinde yer alan habere göre Bakan Kurum, İzmit Körfezi’nde elde edilen başarının Türkiye’nin ev sahipliğinde kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi’nde dünyaya örnek bir çevre projesi olarak sunulacağını belirtti. Kurum, Türkiye’nin çevre koruma alanındaki uygulamalarını uluslararası platformda paylaşacağını ifade etti. FETHİYE KÖRFEZİ İÇİN DE TEMİZLİK BAŞLIYOR İzmit Körfezi’ndeki çalışmanın benzerinin Muğla’daki Fethiye Körfezi’nde de hayata geçirileceğini açıklayan Kurum, yeni dip tarama gemilerinin hizmete alındığını belirterek, “Fethiye Körfezi’nde de dip tarama çalışmalarına başlıyoruz. Kocaeli’de elde ettiğimiz başarıyı Fethiye’de de tekrarlayacağız” diye konuştu. Denizlerin korunmasına yönelik çalışmaların Sıfır Atık Mavi Projesi kapsamında sürdüğünü vurgulayan Kurum, Göcek koylarında hayata geçirilen Mapa Şamandıra Projesi ile teknelerin kontrolsüz şekilde demirlemesinin önüne geçildiğini söyledi. Kurum, 17 koyda kurulan sistemin aktif olarak hizmet verdiğini kaydetti. BELEDİYELERE MARMARA ÇAĞRISI Marmara Denizi’nin korunması için bölgedeki tüm belediyelere çağrıda bulunan Kurum, atık su arıtma tesislerinin ileri biyolojik arıtma seviyesine çıkarılması ve Marmara Denizi Koruma Eylem Planı kapsamında verilen taahhütlerin yerine getirilmesi gerektiğini vurguladı. “Bu mücadeleyi sözle değil, icraatla yürütmek zorundayız” diyen Kurum, Marmara’ya kıyısı bulunan tüm belediyeleri çevre yatırımlarını hızlandırmaya davet etti.

Denize bakın neler atmışlar! İnsan görünümlü yaratıklar... Haber

Denize bakın neler atmışlar! İnsan görünümlü yaratıklar...

Çevre Haftası, çevre koruma bilincinin yaygınlaştırılması ve farkındalığın artırılması amacıyla düzenlenen bir dizi etkinlik ile kutlanıyor. Karina Deniz Kültürü Merkezinde gerçekleşen etkinlikler kapsamında ilk olarak, Öğr. Gör. Dr. Gençtan Erman Uğur ve Gelibolu Piri Reis Meslek Yüksekokulu Deniz Liman İşletmeciliği Programı öğrencilerinin katılımıyla sahil temizliği gerçekleştirildi. Belediye Başkanı Muharrem Erkek başta olmak üzere Belediye Meclis Üyeleri, akademisyenler, öğrenciler ve hemşehrilerin katıldığı etkinlikte kıyı alanlarında çevre temizliğinin önemine dikkat çekildi. Karina Kültür Merkezi'ndeki çevre temalı diğer etkinlikleri de ziyaret eden Başkan Erkek, çalışmalara ilişkin bilgiler aldı. Etkinlikler kapsamında Doç. Dr. Kenan Saatçioğlu ve Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin hazırladığı geri dönüşüm temalı “Atkı Çözgü” Tekstil Sergisi, Doç. Dr. Gülşah Polat Turhan ve Arş. Gör. Şule Öztürk tarafından gerçekleştirilen “Tişörtünü Getir, Doğa İçin Dönüştür: Tişört Baskı Tasarım Atölyesi, Prof. Dr. Adnan Ayaz, Doç. Dr. Alkan Öztekin, Öğr. Gör. Dr. Gençtan Erman Uğur ve Gemici Umut Tunçer eşliğinde Gemici Düğümleri Atölyesi ile Dr. Lale Çavuldur tarafından gerçekleştirilen Doğal Taşlardan Mandala Etkinliği de ilgi gördü. Yat Limanı'nda Yüzey ve Dip Temizliği Çevre Haftası kapsamında, Çanakkale Valiliği Sahil Güvenlik Batı Marmara Grup Komutanlığı, Çanakkale Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ve Çanakkale Belediyesi iş birliğinde Yat Limanı'nda yüzey ve dip temizliği etkinliği gerçekleştirildi. Etkinliğe Vali Doç. Dr. Ömer Toraman ve Belediye Başkanı Muharrem Erkek başta olmak üzere il protokolü ve davetliler katıldı. Etkinlik kapsamında dalgıçlar yüzey ve dipteki atıkları temizlerken, deniz kirliliğiyle mücadelenin önemine dikkat çekildi. Barış Kafe'de de Etkinlikler Düzenlendi Program kapsamında 4 Haziran Perşembe günü de Barış Kafe'de bir dizi etkinlik gerçekleştirildi. İlk olarak Eğitmen Serap Okta eşliğinde step ve aerobik etkinliği düzenlenirken, Kağıt Sanatçısı Dr. Lale Çavuldur tarafından gerçekleştirilen Kağıt İleri Dönüşüm Atölyesinde katılımcılar geri dönüşümün yaratıcı yönlerini deneyimleme fırsatı buldu. Sanatçı ve Ekolojik Tasarımcı Kübra Köprülüoğlu Aşanlı'nın yürütücülüğünü üstlendiği “Mutfakta ve Bedende Dönüşüm: Sıfır Atık ve Kompost Atölyesi”nde ise kompost uygulamalarına ilişkin bilgiler paylaşıldı.

Osmangazi’de en çevreci okullar belli oldu Haber

Osmangazi’de en çevreci okullar belli oldu

Daha temiz bir çevre ve daha yeşil bir dünya için geri dönüşüm çalışmalarına büyük önem veren Osmangazi Belediyesi, ilçedeki okullar arasında her yıl “Okullar Arası Atık Toplama Yarışması” düzenliyor. Çocuklara çevre bilinci kazandırmak ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak amacıyla gerçekleştirilen yarışmada öğrenciler, 2025-2026 eğitim-öğretim yılı boyunca en fazla geri dönüştürülebilir atığı toplamak için yarıştı. Yarışma kapsamında Osmangazi Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü tarafından okullara yerleştirilen atık toplama kutularında biriktirilen geri dönüştürülebilir atıklar düzenli aralıklarla toplandı. Toplanan atıklar tartılarak geri dönüşüm sürecine kazandırıldı. Eğitim-öğretim yılı boyunca gerçekleştirilen çalışma sonucunda, Osmangazi ilçesi sınırları içerisindeki okullar arasında en fazla atık toplayan Hüseyin Karabacak İlkokulu birinci oldu. Şehit Jandarma Er Samet Akdeniz İlkokulu ikinci, Başaran İlkokulu ise üçüncü sırada yer aldı. Ödül töreni öncesinde Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Hüseyin Karabacak İlkokulu ve Ortaokulu ile Orhan Kara İlkokulu öğrencilerinin geri dönüştürülebilir atık malzemeler kullanarak hazırladığı ürünlerden oluşan sergiyi gezdi. Öğrencilerin çalışmalarını inceleyen Başkan Aydın, yapılan projeler hakkında bilgi alarak, öğrencileri çevre duyarlılıkları dolayısıyla tebrik etti. “SON 2 YILDA 238 BİN AĞACIN KESİLMESİNİ ÖNLEDİK” 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle bir araya geldiklerini ifade eden Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, doğal kaynakları bilinçsizce tüketildiğinde bedelinin yalnızca doğa değil, insanlık olarak hep birlikte ödendiğinin altını çizdi. Osmangazi Belediyesi olarak çevreyi korumanın bir tercih değil, bir sorumluluk olduğuna inandıklarını vurgulayan Başkan Aydın, "Bu anlayışla sıfır atık çalışmaları, geri dönüşüm projeleri, enerji verimliliği uygulamaları, çevre eğitimleri ve iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında birçok çalışmayı hayata geçiriyoruz. Osmangazi Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü olarak, ilçe sınırlarımız dahilindeki 136 mahalleden geri dönüştürülebilir nitelikteki atıkları; kağıt, karton, plastik, metal ve cam olmak üzere haftanın 6 günü toplayarak hem çevrenin kirlenmesini önlüyor hem de ülke ekonomisine katkı sağlıyoruz" dedi. Konuşmalar sonrasında Başkan Aydın, Okullar Arası Atık Toplama Yarışması’nda dereceye giren okullara ödüllerini takdim etti.

Bursa’daki kız lisesi sıfır atıkla örnek oluyor Haber

Bursa’daki kız lisesi sıfır atıkla örnek oluyor

Bursa’nın Yıldırım ilçesinde yer alan Faik Çelik Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, El Sanatları Teknolojileri, Gıda Teknolojileri ile Yiyecek ve İçecek Hizmetleri alanlarında yürüttüğü "sıfır atık" projeleriyle Türkiye’ye örnek oluyor. Okulun ilgili bölümlerinde neredeyse hiç atık ve çöp çıkarılmıyor, okula gelen çöp kamyonları ise işlem yapmadan boş geri dönüyor. Eğitim kurumunda atıklar; tarımdan mutfağa, aksesuardan sabuna kadar geniş bir yelpazede yeniden üretime kazandırılıyor. Mutfaktan tarlaya Japon "Bokaşi" tekniği Yiyecek ve İçecek Hizmetleri alanında öğretmen ve öğrencilerin iş birliğiyle yürütülen "Mutfaktan Tarlaya Gübre" projesi kapsamında, Japonya’ya özgü "Bokaşi" tekniği kullanılarak sıvı gübre üretimi gerçekleştiriliyor. Meyve ve sebze atıklarını turşu suyuyla fermente ederek sıvı gübreye dönüştüren öğrenciler, işlemin ardından kalan posayı bile çöpe atmayarak katı gübre şeklinde toprağa karıştırıyor ve tarımsal üretime katkı sağlıyor. Atık yağlar ve bitkiler sabuna dönüşüyor Gıda Teknolojisi Alan Öğretmeni Ayten İnal, gıda kimyası dersindeki sabunlaşma konusu kapsamında sıfır atık çalışmaları yürüttüklerini ifade etti. Okul mutfağından toplanan kızartma yağlarını değerlendirdiklerini belirten İnal, yağların kokusunu güzelleştirmek amacıyla içine nane, kekik ve biberiye gibi bitkiler eklediklerini aktardı. Katı yağlar, kuyruk ve iç yağlardan da üretim yaptıklarını dile getiren İnal, bu sabunların el, bilek ve eklem ağrılarına iyi geldiğini bizzat deneyimlediklerini ve öğrencilerle birlikte çevreye fayda sağladıklarını vurguladı. Eski kot pantolonlar ve şişeler tasarımla can buluyor El Sanatları Öğretmeni Nurseven Çetin ise evlerde sıklıkla gözden çıkarılan şişe, plastik ve eski kumaşları tasarım odaklı sıfır atık çalışmalarıyla değerlendirdiklerini anlattı. Atık kot pantolonlardan ve küçük kolonya bidonlarından çanta tasarladıklarını, cam şişeleri vazo ve kalemliğe dönüştürdüklerini belirten Çetin, geleneksel kırkyama kültürünü de yaşatarak kalan kumaşlarla örtü ve çantalar ürettiklerini, bu sürecin öğrencilerin ufkunu açtığını kaydetti. Önceliğimiz her adımda sıfır atık Lise Müdürü Mediha Karasu, daha önce belediyeye teslim ettikleri atık yağları artık okul bünyesinde sabuna dönüştürdüklerini, el sanatları alanında ise kağıt, kumaş ve şişe atıklarından aksesuarlar ürettiklerini ifade etti. Tüm bölümlerde önceliklerinin sıfır atık bilinci aşılamak olduğunu belirten Karasu, bu sayede hem doğayı koruduklarını hem de ülke ekonomisine katkı sunduklarını sözlerine ekledi.

Bakan Çiftçi duyurdu... Okullarda 7 basamaklı güvenlik kalkanı dönemi başlıyor! Haber

Bakan Çiftçi duyurdu... Okullarda 7 basamaklı güvenlik kalkanı dönemi başlıyor!

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Al Jazeera'ye gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Türkiye genelinde yüzde 82 seviyesinde sokak hayvanlarının toplandığını kaydeden Bakan Çiftçi, sorunun uluslararası normlara uygun kalıcı bir çözüme kavuşacağını belirtti. Bakan Çiftçi, "Sahipsiz sokak hayvanlarından kaynaklanan saldırılar, trafik kazaları, yaralanmalar, can ve mal kayıpları yanında ciddi halk sağlığı riskleri de bulunmaktadır. Başta kuduz olmak üzere insanlara bulaşabilen çok sayıda zoonoz hastalıkla mücadele için büyük bir emek ve kaynak kullanılmaktadır. Bu nedenle insanımızı koruyan, hayvan sağlığı ve refahını da gözeten kalıcı bir sistem kurmak zorundayız. Bu amaçla 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nda 2 Ağustos 2024 tarihinde önemli bir değişikliğe gidildi. ‘Yakala, kısırlaştır, yerine bırak' uygulamasının yerine, sahipsiz sokak köpeklerinin toplanması, aşılanması, kısırlaştırılması, tedavi edilmesi ve doğal yaşam alanlarında bakım ve beslenmelerinin sağlanması esas alındı. İçişleri Bakanlığı olarak Valilerimizin koordinasyonunda bu süreci yakından takip ediyoruz. İl Özel İdarelerinin bulunduğu 51 ilimizde çalışmalarda sona gelinmiş, sahipsiz sokak köpeklerinin tamamı toplanmış, ihbarlar üzerinden takip süreci devam etmektedir" diye konuştu. "Hedefimiz nettir; çocuklarımız sokakta korkmadan yürüsün" 30 büyükşehirde valilik koordinasyonunda, büyükşehir ve ilçe belediyelerin çalışmalarıyla bakımevi ve doğal yaşam alanı dışında kalan sokak köpeklerinin yüzde 73'ü toplandığını ifade eden Çiftçi, "Türkiye genelinde toplama işleminde yüzde 82 seviyesine ulaşılmış, 61 ilimizde çalışmalar tamamlanmış, kalan illerimizde süreç aralıksız sürmektedir. Bu sürecin bakım ve beslenme boyutunda da önemli bir model kurduk. Muhterem Hanımefendi Emine Erdoğan'ın himayelerinde başlayan ve dünyaya örnek olan ‘Sıfır Atık' anlayışı doğrultusunda, tüm illerimizde gıda atıklarından besin üretim üniteleri kuruldu. Bugün günlük 60 ton gıda atığından yaklaşık 30 ton köpek besini üretilmektedir. Bu konuda hedefimiz nettir; çocuklarımız sokakta korkmadan yürüsün. Ailelerimiz evlatlarını okula endişe duymadan göndersin. Şehirlerimizde güvenlik, sağlık, merhamet ve düzen aynı anda tesis edilsin. Bu konuda vatandaşlarımızı müsterih olsun, valiliklerimiz, belediyelerimiz ve ilgili tüm kurumlarımızla bu süreci kararlılıkla sürdüreceğiz. Hem insanımızın can güvenliğini sağlayacak hem de hayvan sağlığı ve refahını uluslararası normlara uygun bir sistem içinde koruyacak kalıcı çözümü hayata geçireceğiz" şeklinde konuştu. "Çakarlı araçlar meselesi, vatandaşlarımızın adalet duygusuna doğrudan temas eden bir konudur" Çakar denetimine yönelik yüzde 360 artış yaşandığını açıklayan Bakan Çiftçi, şunları kaydetti: "Çakarlı araçlar meselesi, vatandaşlarımızın adalet duygusuna doğrudan temas eden bir konudur. Işıklı ve sesli uyarı cihazları, kamu görevinin gerektirdiği zorunlu haller için vardır. Bu imkanın trafikte ayrıcalık, kişisel konfor ya da statü göstergesi gibi kullanılması kamu vicdanını rahatsız ediyor. Devletin sağladığı her imkân bir emanettir. Kamu adına kullanılan hiçbir yetki, milletimizin hukuk ve hakkaniyet beklentisinin önüne geçemez. Bu nedenle çakarlı araçlar ve koruma hizmetleri konusunda daha disiplinli, daha ölçülü ve daha denetlenebilir bir uygulama düzeni üzerinde çalışıyoruz. Bu alanda hem mevzuat hem denetim boyutunda önemli adımlar atıldı. Karayolları Trafik Kanunu'nda 30 Kasım 2024 tarihinde yapılan değişiklikle, mevzuatta izin verilmeyen araçlara ışıklı veya sesli uyarı cihazı takılması ve kullanılması hâlinde yaptırımlar ağırlaştırıldı ve kademelendirildi. Bugün bu ihlali yapanlara 173 bin 392 lira idari para cezası uygulanıyor. Sürücü belgesi 30 gün süreyle geri alınıyor, araç 30 gün süreyle trafikten men ediliyor. Aynı ihlalin bir yıl içinde iki veya daha fazla kez tekrarlanması hâlinde ceza 346 bin 785 liraya çıkıyor. Bu durumda sürücü belgesi 60 gün süreyle geri alınıyor, araç da 60 gün süreyle trafikten men ediliyor. Ayrıca usulsüz takılan cihazlar sökülerek mülkiyeti kamuya geçiriliyor." "Denetim arttıkça suistimal alanı daralıyor" Denetimlerde de çok yönlü bir sistem yürütüldüğünü ifaden Çiftçi, "Sabit trafik denetimleri yapılıyor. Ekiplerimiz seyir halinde de bu araçları kontrol ediyor. Sabit güvenlik kameralarından yararlanılıyor. Sosyal medyaya yansıyan görüntüler de takip edilerek gerekli işlemler uygulanıyor. Trafik ekiplerimiz, araç tescil plakası üzerinden PolNet sistemiyle aracın çakar kullanma yetkisini kontrol ediyor. Rakamlar da sahadaki etkinliği gösteriyor. Düzenleme öncesi döneme kıyasla denetlenen araç sayısında yüzde 360 artış sağlandı. Buna karşılık çakar kullanımına ilişkin cezai işlemlerde yüzde 87,9 oranında azalma yaşandı. Denetim arttıkça suistimal alanı daralıyor" şeklinde konuştu. "Koruma hizmeti, risk analizine göre yürütülen ciddi bir kamu görevidir" Koruma ekiplerinin konusunun da aynı hassasiyetin geçerli olduğunu söyleyen Bakan Çiftçi, "Koruma hizmeti, güvenlik ihtiyacı, görev hassasiyeti ve risk analizine göre yürütülen ciddi bir kamu görevidir. Bu hizmetin ölçülü, denetlenebilir ve amacına uygun şekilde yürütülmesi için gerekli değerlendirmeler titizlikle yapılmaktadır. Vatandaşımız trafikte kamu gücünün bir ayrıcalık görüntüsüne dönüşmesini istemiyor. Biz de bu hassasiyeti önemsiyoruz. Kamu imkânlarının yerinde, ölçülü ve hukuka uygun kullanıldığı; suistimale alan bırakmayan, denetimi güçlü bir uygulama düzenini kararlılıkla sürdüreceğiz" açıklamasında bulundu. "Şehitlerimizin bize bıraktığı bu aziz vatana kararlılıkla sahip çıkacağız" PKK terör örgütünün kendisini feshettiği tarihten itibaren 195 kişinin teslim olduğunu duyuran Bakan Çiftçi, "Terörle mücadele, Türkiye'nin güvenliği, milletimizin huzuru ve devletimizin bekası bakımından en hayati başlıklardan biridir. Bugün bu mücadele, devletimizin tüm kurumlarıyla birlikte yürüttüğü geniş kapsamlı bir güvenlik, hukuk, toplumsal huzur ve gelecek vizyonu haline gelmiştir. Burada en başta şunu ifade etmek isterim; Bugün terörle mücadelede hangi noktaya geldiysek, bunda Aziz Şehitlerimizin kanı, Kahraman Gazilerimizin fedakârlığı, güvenlik güçlerimizin alın teri ve milletimizin duası vardır. Bu vatanın her karışında Şehitlerimizin emaneti, Gazilerimizin hatırası, anaların sabrı, babaların vakarı, evlatların duası vardır. Biz o emaneti asla yere düşürmeyeceğiz. Şehitlerimizin bize bıraktığı bu aziz vatana, aynı imanla, aynı kararlılıkla sahip çıkacağız" dedi. "Süreci provoke etmek isteyen kişi ve gruplara karşı da müsamaha gösterilmemektedir" Türkiye'nin, yıllardır farklı terör örgütleriyle aynı anda mücadele eden bir ülke olduğuna dikkati çeken Bakan Çiftçi, şunları kaydetti: "Özellikle son yıllarda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde ortaya konulan kararlı irade, güvenlik birimlerimizin yüksek koordinasyonu, istihbarat kapasitemiz, teknolojik imkanlarımız ve sahadaki kesintisiz operasyonlarımız sayesinde terör örgütlerinin ülkemiz içindeki hareket kabiliyeti büyük ölçüde kırılmıştır. Bugün PKK/KCK terör örgütü, ülke içinde hareket etmekte zorlanan, eleman temin kapasitesi zayıflayan, lojistik hatları daralan ve çözülme süreci hızlanan bir noktaya gelmiştir. Bu başarı, sadece güvenlik uygulamalarının sonucu olarak okunamaz. Dünyadaki örnekler de göstermektedir ki bu tür süreçlerde güvenlik tedbirlerinin yanında toplumsal uzlaşıyı, hukuk zeminini ve kamu düzenini güçlendiren ilave adımlar da önem taşımaktadır. Bu çerçevede Muhterem Cumhurbaşkanımızın dirayetli liderliğinde ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin güçlü desteğiyle başlatılan terörsüz Türkiye süreci, ülkemizin geleceği adına çok kıymetli bir umut oluşturmuştur. Bu süreçte toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetleri dikkate alınmakta, sorunların çözümü için devlet aklıyla, büyük bir dikkatle ve yüksek bir sorumluluk bilinciyle hareket edilmektedir. Elbette bu süreci provoke etmek isteyen kişi ve gruplara karşı da müsamaha gösterilmemektedir." "Toplam 195 terör örgütü mensubu teslim olmuştur" Devletin tüm kurumları, cumhuriyet savcılıklarıyla koordinasyon içinde, süreci sabote etmeye dönük her türlü girişime karşı gerekli adli ve idari işlemleri vakit geçirmeden tesis ettiğini vurgulayan Bakan Çiftçi, "Her ihtimal titizlikle değerlendirilmekte, her tedbir buna göre alınmaktadır. Sahadaki veriler de gelinen noktayı açık biçimde göstermektedir. 2023 yılında 118, 2024 yılında 127, 2025 yılında 28 şiddet içerikli terör olayı meydana gelmişken, 2026 yılında bugüne kadar 9 şiddet içerikli terör olayı yaşanmıştır. Bu düşüş, güvenlik birimlerimizin sahadaki etkinliğini, istihbarat kapasitemizi ve terörle mücadelede ulaştığımız seviyeyi ortaya koymaktadır. Örgütteki çözülme de devam etmektedir. PKK terör örgütünün silah bıraktığını ve kendini feshettiğini açıkladığı 12 Mayıs 2025 tarihinden itibaren ülke genelinde 5'i kendiliğinden teslim olmak üzere toplam 195 terör örgütü mensubu teslim olmuştur" diye konuştu. "Bu noktada rehavete yer yoktur" Örgütün psikolojik ve saha üstünlüğünü kaybettiğini ifade eden Çiftçi, "Bu tablo, örgütün psikolojik, lojistik ve saha üstünlüğünü kaybettiğini göstermektedir. Ancak bu noktada rehavete yer yoktur. Çünkü terörle mücadele, sadece bugünün güvenlik meselesi olarak görülemez. Bu mücadele, şehitlerimizin emanetine sadakat meselesidir. Gazilerimizin fedakârlığına vefa meselesidir. Evlatlarımızın geleceğini, şehirlerimizin huzurunu, milletimizin kardeşliğini koruma meselesidir. Terörsüz Türkiye hedefi, annelerin gözyaşının dinmesi, evlatlarımızın geleceğe umutla bakması, şehirlerimizin yatırım, üretim, turizm ve huzurla anılması demektir. Bizim için bu süreç, aziz şehitlerimizin emanetini yücelten, kahraman gazilerimizin fedakârlığını taçlandıran, milletimizin kardeşliğini güçlendiren ve Türkiye Yüzyılı vizyonuna hizmet eden tarihî bir adımdır" dedi. "Devlet, yalnızca beyana bakarak hareket etmez" PKK terör örgütünün silah bırakma sürecinin takip edildiğini kaydeden Bakan Çiftçi, şu ifadelere yer verdi: "Türkiye bir hukuk devletidir. Suç teşkil eden, kamu düzenini hedef alan, vatandaşlarımızın huzuruna kasteden hiçbir yapıya, hiçbir eyleme, hiçbir girişime karşı geri durmamız söz konusu olamaz. Terörsüz Türkiye süreci de bu hukuk devleti anlayışı içinde, devletimizin tüm kurumlarının yüksek koordinasyonuyla yürütülen son derece hassas bir süreçtir. Bu süreç yalnızca güvenlik boyutuyla ele alınmıyor. Hukuki, siyasi, toplumsal ve güvenlik perspektifini birlikte içeren geniş bir çerçeve söz konusu. Nitekim geçiş sürecinin hukuki düzenlemeleri ve şartlarının değerlendirilmesi amacıyla 5 Ağustos 2025 tarihinde TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ilk toplantısını yapmıştır. Bu da meselenin Meclis zemininde, hukuk içinde ve toplumsal hassasiyetler gözetilerek ele alındığını göstermektedir. Sahadaki gelişmeler de güvenlik birimlerimiz tarafından titizlikle takip edilmektedir. Terör örgütü 26 Ekim 2025'te Türkiye kırsalından geri çekilmeye başladığını, 17 Kasım 2025'te ise Irak/Zap alanından geri çekildiğini açıklamıştır. Bu açıklamalar, güvenlik birimlerimizin teyit ve tespit çalışmalarıyla sahada çok yönlü biçimde izlenmektedir. Örgütün kendini feshettiğini ve silah bıraktığını açıklaması da devletimizin özellikle takip ettiği, üzerinde hassasiyetle durduğu önemli bir gelişmedir. Ancak devlet, yalnızca beyana bakarak hareket etmez. Sahadaki gerçeklik, güvenlik raporları, istihbarat tespitleri, teslim süreçleri, silahların akıbeti, örgütsel irtibatlar ve muhtemel provokasyon alanları birlikte değerlendirilir." Sürecin bütün detayları kanun ve nizam içinde, devletin en üst düzey koordinasyonuyla takip edildiğini söyleyen Bakan Çiftçi, "Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü iradesi öncülüğünde yürütülen bu süreçte, Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanlığımızın çalışmaları, İçişleri Bakanlığımızın güvenlik kapasitesi, Adalet Bakanlığımızın hukuki süreçleri ve diğer kurumlarımızın katkıları eşgüdüm hâlindedir. Terör örgütüyle mücadele aynı zamanda suç ve suçluyla mücadele konseptinin de ayrılmaz bir parçasıdır. İçişleri Bakanlığı olarak üzerimize düşen bütün sorumlulukları yerine getiriyoruz. Önümüze çıkabilecek engellere, provokasyon girişimlerine, süreci sabote etmeye dönük adımlara karşı hassas çalışmalar yürütülüyor. Her türlü tedbir planlanıyor ve sahada herhangi bir zafiyet oluşmaması için güvenlik birimlerimiz dikkatle görev yapıyor. Kalıcı huzur ortamı hem vatandaşlarımızın günlük hayatına hem de ülkemizin uluslararası gücüne büyük katkı sunacak tarihî bir kazanımdır. Terörsüz Türkiye, annelerin gözyaşının dinmesi, şehirlerimizin huzurla, üretimle, yatırımla anılması, kardeşliğimizin daha da güçlenmesi demektir. Bu süreci hukukla, devlet aklıyla, güvenlik hassasiyetiyle ve milletimizin huzurunu önceleyen bir anlayışla yürütmeye devam ediyoruz" açıklamasında bulundu. "Bu tür hadiselerde devlet varsayımla hareket etmez" İsrail Konsolosluğunu yönelik gerçekleşen saldırı hakkında konuşan Bakan Çiftçi, "İstanbul Beşiktaş Levent'te bulunan İsrail Başkonsolosluğuna yönelik 7 Nisan 2026 tarihinde gerçekleşen saldırı, güvenlik birimlerimiz tarafından ilk andan itibaren çok yönlü olarak ele alınmıştır. Olayda 3 şahıs tarafından, kamuoyunda ‘pompalı' olarak tabir edilen av tüfekleriyle saldırı gerçekleştirilmiş; saldırganlardan 1'i ölü, 2'si yaralı olarak ele geçirilmiştir. Bu tür hadiselerde devlet varsayımla hareket etmez. Delile, saha tespitine, dijital materyallere, irtibat ağlarına, adli kayıtlara ve istihbarı değerlendirmelere bakar. Yapılan çalışmalarda eylemi gerçekleştiren şahısların İsrail karşıtlığı üzerinden radikalleştikleri ve bu eylemi bireysel olarak gerçekleştirdikleri değerlendirilmektedir" diye konuştu. "Vatandaşlarımızın can güvenliğini hedef alan hiçbir terör yapılanmasına alan bırakmayız" Saldırganlardan ölü olarak ele geçirilen şahsın, Ocak 2019'da Kocaeli'de DEAŞ terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonda yakalanarak tutuklandığı, Mayıs 2019'da ise tahliye edildiğinin bilindiğini ifade eden Çiftçi, şunları kaydetti: "Dolayısıyla güvenlik birimlerimiz olayın tüm bağlantılarını, geçmiş irtibatlarını ve radikalleşme sürecini adli makamlarımızla koordinasyon içinde titizlikle incelemiştir. DEAŞ başta olmak üzere dini istismar eden terör örgütleriyle mücadele, Türkiye'nin terörle mücadele konseptinde sürekli takip edilen başlıklardan biridir. Bu örgütler bazen hücre yapılanmalarıyla, bazen de propagandalarından etkilenerek bireysel biçimde radikalleşen şahıslar üzerinden eylem arayışına girebilmektedir. Biz hem hücre yapılanmalarını hem finans ve propaganda ağlarını hem de bireysel radikalleşme süreçlerini yakından takip ediyoruz. 2025 yılından bu yana başta DEAŞ olmak üzere dini istismar eden terör örgütlerine yönelik operasyonlarımızla 16 sansasyonel eylem girişimi engellenmiştir. Bu, güvenlik birimlerimizin sahadaki dikkatini, istihbarat kapasitesini ve önleyici güvenlik anlayışını gösteren önemli bir veridir. 2026 yılının 1 Ocak-30 Nisan döneminde dini istismar eden terör örgütlerine yönelik 951 operasyon gerçekleştirilmiş, bin 701 kişi gözaltına alınmış, 372 kişi tutuklanmış, 429 kişi hakkında adli kontrol kararı verilmiştir. Aynı dönemde 1 terörist ölü, 63 terörist sağ veya yaralı olmak üzere toplam 64 terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Türkiye bir hukuk devletidir. Suç teşkil eden her eylemle, terör bağlantılı her yapı ve her kişiyle kanunlarımız çerçevesinde mücadele ederiz. DEAŞ, PKK, FETÖ ya da hangi adla olursa olsun, şehirlerimizin huzurunu, vatandaşlarımızın can güvenliğini ve ülkemizin kamu düzenini hedef alan hiçbir terör yapılanmasına alan bırakmayız. Bu mücadele hem operasyonel düzeyde hem de radikalleşmeyi önleyici çalışmalarla kararlılıkla sürmektedir. Güvenlik birimlerimiz, adli makamlarımızla koordinasyon içinde, tehdidi eyleme dönüşmeden tespit eden ve bertaraf eden bir anlayışla görev yapmaya devam etmektedir." "2026 yılını sokak çeteleri ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede özel bir seferberlik yılı olarak ele alıyoruz" Bu yılın ilk beş ayında 21 bin 38 uyuşturucu operasyonu gerçekleştiğini açıklayan Bakan Çiftçi, "2026 yılını sokak çeteleri ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede özel bir seferberlik yılı olarak ele alıyoruz. Çünkü sokak çeteleri de uyuşturucu organizasyonları da yalnızca asayiş başlığı değildir. Bu yapılar gençlerimizin geleceğini, aile huzurunu, mahalle güvenliğini, şehirlerimizin düzenini ve toplum sağlığını hedef alan suç şebekeleridir. Özellikle uyuşturucu, bugün birçok suçun beslendiği ana damarlardan biridir. Terörün finansmanından organize suç yapılarına, sokak şiddetinden kara para aklamaya kadar geniş bir suç ekonomisini besleyen karanlık bir alandan söz ediyoruz. Bu nedenle mücadelemizi sadece sokakta satış yapan şahıslara yönelik yürütmüyoruz. Üretim, sevkiyat, depolama, dağıtım, finans, uluslararası bağlantılar, sosyal medya propagandası ve dijital iletişim ağlarının tamamını hedef alan bütüncül bir güvenlik konsepti uyguluyoruz" dedi. "Rakamlar mücadelenin sahada kesintisiz sürdüğünü göstermektedir" Sokak çeteleriyle mücadelede özellikle sosyal medya üzerinden suç örgütlerini öven, destekleyen veya propagandasını yapan hesaplara karşı da etkili bir çalışma yürütüldüğünü ifade eden Çiftçi, "Bugüne kadar toplam 10 bin sosyal medya hesabına erişim engeli getirilmiştir. Ayrıca Telegram üzerinden yapılan ‘tetikçi' paylaşımları ve silahlı paylaşımlar da yakından takip edilmektedir. 15 Ocak 2026'da 64 ilde yapılan çalışmalarda 341 yetişkin şahıs gözaltına alınmış, 51 suça sürüklenen çocuk hakkında önleyici tedbir uygulanmıştır. 25 Mart 2026'da 59 ilde gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonda ise 376 şüpheli gözaltına alınmış, 49'u tutuklanmıştır. Bu operasyonlarda çok sayıda uzun namlulu silah, tabanca, av tüfeği, fişek ve sentetik hap ele geçirilmiştir. Organize suçlarla mücadelede de sahada güçlü bir tablo var. 2026 yılı 21 Mayıs itibarıyla 867 operasyon yapılmış, 6 bin 142 şüpheli yakalanmış, 2 bin 882 kişi tutuklanmış, bin 377 kişi hakkında adli kontrol uygulanmıştır. Bu rakamlar, sokak çetelerine ve organize suç yapılanmalarına karşı mücadelenin sadece söylem düzeyinde kalmadığını, sahada kesintisiz sürdüğünü göstermektedir" ifadelerini kullandı. "Bu mücadele sadece ulusal sınırlar içinde yürütülebilecek bir mücadele olmaktan çıkmıştır" Bakan Çiftçi, uyuşturucu suçlarıyla mücadelede ise emniyetin ve jandarmanın 2026 yılı 22 Mayıs itibarıyla yürüttüğü çalışmalarda 21 bin 38 operasyon gerçekleştirildiğini, 35 bin 757 kişinin gözaltına alındığını ve 18 bin 217 kişinin tutuklandığını ve 6 bin 604 kişi hakkında adli kontrol kararı verildiğini söyledi. Bakan Çiftçi, "Aynı dönemde 19,8 ton uyuşturucu madde ve 63 milyon adet uyuşturucu hap ve madde ele geçirilmiştir. Bu mücadele artık sadece ulusal sınırlar içinde yürütülebilecek bir mücadele olmaktan çıkmıştır. Uyuşturucu suç örgütleri sınır aşan, dijitalleşen, finansal ağlar kuran, farklı ülkelerde elebaşları ve lojistik hatları bulunan yapılardır. Bu nedenle uluslararası iş birliği bizim için bir tercih değil, zorunluluktur. Komşu ülkelerle, INTERPOL, EUROPOL, MASAK ve ilgili güvenlik birimleriyle yakın koordinasyon içinde çalışıyoruz. Bu kapsamda Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığımız koordinesinde, MASAK ve uluslararası iş birliğiyle Leijdekers, Comanchero, Kafes-44, Kuyu-4, Argay, Orkinos-Bulut 1-2, Abdo-Kasap-Cinkitaş, United-S ve Armorum operasyonları gerçekleştirilmiştir" diye konuştu. "Türkiye, ulusal ve uluslararası alanda mücadeleyi bütün gücüyle sürdürmeye devam edecektir" Yurt dışında bulunan firari suçluların Türkiye'ye iadesi konusunda INTERPOL-EUROPOL Daire Başkanlığıyla birlikte yoğun bir çalışma yürütüldüğünü ifade eden Çiftçi, şu ifadeleri kullandı: "18 farklı ülkede yürütülen soruşturmalar kapsamında 10 uluslararası operasyonda 123 ton ve 3,5 milyon adet uyuşturucu maddeyle bağlantılı 22 uluslararası suç örgütü çökertilmiştir. Bu operasyonlar sonucunda 681 şüpheli gözaltına alınmış, 524'ü tutuklanmış, 160 kişi adli kontrolle serbest bırakılmıştır. Ayrıca suçtan elde edildiği değerlendirilen 73 milyar lira, yani yaklaşık 2,2 milyar dolar değerinde mal varlığına el konulmuştur. Bunlar arasında 2 bin 295 taşınmaz, 711 lüks araç, BİN 765 banka hesabı, 101 kilogram altın ve 104 ateşli silah bulunmaktadır. Yurt dışında bulunan firari suçluların ülkemize iadesi konusunda da INTERPOL-EUROPOL Daire Başkanlığımızla birlikte yoğun bir çalışma yürütülmektedir. 2020 yılından bu yana 16 ülkeden, 16'sı örgüt lideri olmak üzere toplam 73 şahıs Türkiye'ye iade edilmiştir. Mesajımız çok net: Sokaklarımız çetelere, gençlerimiz zehir tacirlerine, şehirlerimiz organize suç örgütlerine bırakılmayacak. Kim hangi ülkede saklanırsa saklansın, hangi dijital ağı kullanırsa kullansın, hangi finans kanalına yaslanırsa yaslansın, devletimizin nefesi ensesinde olacaktır. Türkiye, ulusal ve uluslararası alanda bu mücadeleyi bütün gücüyle sürdürmeye devam edecektir." "Türkiye bugün, çocuklarımızı merkeze alan yeni nesil bir iç güvenlik paradigmasına geçmektedir" Bakan Çiftçi, "Dünya değişiyor, tehdit değişiyor, suçun biçimi değişiyor. Devletlerin güvenlik anlayışları da bu değişime uygun şekilde kendini yenilemek zorunda. Türkiye bugün, özellikle çocuklarımızı merkeze alan yeni nesil bir iç güvenlik paradigmasına geçmektedir. Artık yalnızca suç işlendikten sonra müdahale eden bir anlayışla hareket etmiyoruz. Asıl mesele, riski önceden görmek, toplumsal kırılmaları erkenden fark etmek ve çocuklarımızı suça sürüklenmeden koruyabilmektir. Çünkü hiçbir çocuk bir sabah ansızın suçun içine düşmez. Her suç hikayesinin arkasında çoğu zaman aileden okula, dijital dünyadan akran çevresine uzanan uzun bir kırılma zinciri vardır" şeklinde konuştu. "Çocuk suçluluğunu sadece asayiş meselesi olarak ele aldığınızda elinizde ceza kalır" Suça sürüklenen çocuk kavramından bahseden Bakan Çiftçi, "Hukukumuzda ‘suça sürüklenen çocuk' diye çok önemli bir kavram var. Bu kavram, çocuğa yalnızca suçun faili olarak bakmaz. Onu aynı zamanda korunması gereken bir çocuk, toplumun ihmal ettiği bir emanet olarak görür. Bu, bir kelime tercihi olmaktan öte bir devlet anlayışıdır. Çocuk suçluluğunu sadece asayiş meselesi olarak ele aldığınızda elinizde ceza kalır. Bunu bir koruma meselesi olarak ele aldığınızda aileyi, okulu, rehberliği, sosyal hizmetleri, sağlığı, güvenliği ve toplumu aynı masaya oturtursunuz. Bizim tercihimiz bu ikinci yoldur. Bugün çocuklarımızı risk altına sokan temel kırılma alanlarını çok iyi görüyoruz. Dağılan aile yapısı, okul terkleri, akran zorbalığı, denetimsiz dijital platformlar, sosyal medyada şiddetin statü göstergesi hâline getirilmesi, kolay para ve kolay şöhret yalanı gençlerimizi tehdit eden başlıca alanlardır. Bir çocuğun en tehlikeli buluşma noktası artık yalnızca karanlık bir sokakla sınırlı kalmıyor; denetimsiz bir dijital platform da aynı derecede risk taşıyabiliyor" dedi. "‘7 Basamaklı Okul Güvenliği Kalkanı' anlayışını hayata geçiriyoruz" Çocukları sadece sokaktaki tehditlerden korumakla yetinmediklerini vurgulayan Bakan Çiftçi, "Onları dijital radikalleşmeden, çeteleşmeden, şiddet kültüründen, yalnızlıktan, umutsuzluktan ve suç örgütlerinin sahte cazibesinden korumak istiyoruz. Bu ülkenin çocukları suç örgütlerinin, uyuşturucunun ve dijital çetelerin ağına düşmeyecek. Onlar emeğin, vicdanın, bilimin, inancın ve umudun çocukları olacak. Bu anlayışla okul güvenliğini de yeniden ele alıyoruz. Okulu bir garnizon gibi görmüyoruz. Amacımız, çocuklarımızın güven içinde büyüdüğü sağlıklı bir okul iklimini güçlendirmektir. Güvenli okul sadece kamera, devriye veya kapıdaki tedbirle sağlanmaz. Güçlü rehberlik, psikolojik destek, aile koordinasyonu, dijital farkındalık ve davranışsal erken uyarı sistemi de bu işin ayrılmaz parçalarıdır. Bu çerçevede ‘7 Basamaklı Okul Güvenliği Kalkanı' anlayışını hayata geçiriyoruz. Risk ve tehdit analizi, fiziki güvenlik, davranışsal erken uyarı, psikososyal destek, rehberlik-güvenlik koordinasyonu, kurumlar arası iş birliği ve kriz farkındalığı eğitimi bu modelin ana başlıklarını oluşturuyor" sözlerini söyledi. "Türkiye'de hiçbir çocuk korkuyla büyümeyecek" Çocukları korumak konusunda ailelere büyük iş düştüğüne dikkati çeken Çiftçi, şunları kaydetti: "Yani çocuklarımızın etrafına sadece fiziki bir güvenlik çemberi kurmuyoruz; psikolojik, dijital ve toplumsal bir güvenlik kalkanı da oluşturuyoruz. Milli Eğitim Bakanlığımızla, ailelerle, okul yönetimleriyle, rehberlik birimleriyle, kolluk kuvvetlerimizle ve ilgili bütün kurumlarımızla koordinasyon içinde çalışıyoruz. Tehdit dili kullanan, zorbalık eğilimi gösteren, dışlanma ve kırılma sinyali veren çocuklarımızın erken fark edilmesini önemsiyoruz. Devlet çocuktan önce görmeli, aile çocuktan önce hissetmeli, okul çocuktan önce tedbir almalıdır. Burada ailelerimize de büyük görev düşüyor. Dışarıya yalnız göndermedikleri çocuklarını, dijital dünyada da yalnız bırakmamalılar. Bugün bir çocuğu sanal âlemde başıboş bırakmak, bazen onu sokakta yalnız bırakmaktan daha büyük riskler doğurabiliyor. Güvenli okul kadar güvenli aile iklimi de hayati önemdedir. Biz bu nesli kaybetmeyeceğiz. Türkiye'de hiçbir çocuk korkuyla büyümeyecek. Hiçbir genç kolay suçun, kolay paranın ve şiddetin cazibesine teslim edilmeyecek. Suçla mücadele kadar, suça giden yolu kesmek de güvenlik politikamızın temel parçasıdır. İçişleri Bakanlığı olarak "yeni güvenlik paradigmamızda" suçla mücadele eden bir yapı tesis etmenin çok ötesinde; şiddeti üreten sosyal zemini dönüştüren, riski önceden yöneten, çocuklarını koruyan yeni nesil bir güvenlik modelini hayata geçiren bir yöntemi benimsiyoruz. Biz bu ülkenin çocuklarını korkuya teslim etmeyeceğiz. Onları güvenin, umudun ve güçlü yarınların ikliminde büyüteceğiz." "Vatandaşlık konusu, her devlet için egemenlik alanının en hassas başlıklarından biridir" Türkiye'ye yönelik sermaye yatırımı gerçekleştirenlerin vatandaşlık alma durumunu değerlendiren Bakan Çiftçi, "Vatandaşlık konusu, her devlet için egemenlik alanının en hassas başlıklarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının kazanılması işlemleri de 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu hükümleri çerçevesinde yürütülmektedir. İstisnai vatandaşlık başvuruları da aynı kanuni çerçevede, ilgili kurumlarımızın değerlendirmeleriyle sonuçlandırılmaktadır. Burada özellikle altını çizmek gerekir; İstisnai vatandaşlık, başvuru yapıldığı anda kendiliğinden sonuç doğuran bir süreç anlamına gelmez. Devletin tek taraflı iradesiyle, kamu düzeni, milli güvenlik, arşiv araştırması, adli kayıtlar, mali kaynakların niteliği ve başvuru sahibinin ülkemiz bakımından taşıdığı genel durum birlikte değerlendirilerek yürütülen hassas bir süreçtir. Bazı dosyalarda sürecin uzamasının sebebi de bu çok yönlü inceleme ihtiyacıdır. Eksik belge, teyit gerektiren beyanlar, kurumlar arası bilgi paylaşımı, güvenlik değerlendirmeleri ve uluslararası kayıtların incelenmesi zaman alabilmektedir" dedi. "Vatandaşlık gibi stratejik bir konuda devletin aceleci davranması beklenemez" Vatandaşlık konusunun stratejik önemine değinen Çiftçi, şunları kaydetti: "Vatandaşlık gibi stratejik bir konuda devletin aceleci davranması beklenemez. Burada esas olan hızlı karar kadar, doğru, güvenli ve hukuka uygun karardır. Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığına başvuru programı fiilen 2017 yılında başlamış, ilk vatandaşlık kazanımları 2018 yılından itibaren gerçekleşmiştir. Bugüne kadar 51 bin 762 yatırımcı, 122 bin 805 aile bireyi olmak üzere toplam 174 bin 567 kişi bu kapsamda Türk vatandaşlığı kazanmıştır. Bu süreçte 16 milyar 74 milyon dolarlık yatırım ülkemize kazandırılmıştır. Diğer taraftan, şartları taşımadığı tespit edilen 943 kişinin başvurusu reddedilmiştir. Hâlen yatırımcı olarak Türk vatandaşlığı kazanmak üzere başvurusu bulunan ve işlemleri devam eden 4 bin 329 kişi vardır. Türkiye'ye güvenerek yatırım yapan, üretime, istihdama ve ekonomimize katkı sunan herkese hukuk çerçevesinde saygıyla yaklaşılır. Ancak yatırım şartının yerine getirilmesi, vatandaşlığın otomatik olarak kazanılacağı anlamına gelmez. Ekonomik kriterlerin yanında güvenlik, kamu düzeni ve devletimizin stratejik hassasiyetleri de değerlendirilir. Bu dosyalarla ilgili süreçlerin makul süre içinde tamamlanması, başvuru sahiplerinin doğru bilgilendirilmesi ve kurumlar arası koordinasyonun daha hızlı işlemesi için çalışmalar sürmektedir. Uygun bulunan dosyalar sonuçlandırılır. Şartları taşımayan, eksikliği bulunan ya da risk değerlendirmesi gerektiren dosyalarda ise kanunun gereği uygulanır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı büyük bir onurdur. Bu onurun hem milletimiz hem de başvuru sahipleri açısından güven veren, denetlenebilir ve hakkaniyetli bir süreçle korunması temel hassasiyetimizdir." "Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir" Muhalefet partilerinin istisnai vatandaşlıkları iptal edeceğine yönelik söylemleri değerlendiren Bakan Çiftçi, "Muhalefet partilerinin ‘iktidara gelindiğinde tüm istisnai vatandaşlıkların iptal edileceği' yönündeki iddiaları, hukuki bir gerçeklikten ziyade siyasi bir söylem niteliğindedir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve sonradan kazanılan vatandaşlıklar keyfi kararlarla ya da toplu olarak iptal edilemez. Hukukun genel ilkeleri ve Anayasa uyarınca, idarenin kanuna uygun olarak tesis ettiği işlemler ‘kazanılmış hak' (müktesep hak) doğurur. Sırf iktidar değişti diye geçmişte yasalara uygun olarak verilmiş vatandaşlıkların topluca iptal edilmesi, geriye dönük işlem yasağına ve hukuki güvenlik ilkesine aykırıdır. Muhalefetin iddia ettiği gibi sistemde sistemsel bir ‘yasadışı boşluk' bulunmamaktadır. İstisnai vatandaşlık süreçleri Millî İstihbarat Teşkilâtı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün güvenlik soruşturmalarından geçerek ve yetkili makam kararı ile tamamlanır. Hukuka uygun yürütülen bu süreçlerde idari kararlar bireyseldir; dolayısıyla yargısal veya idari denetim de ancak ‘kişi bazında' yapılabilir, toplu bir iptal mekanizması yasal olarak mümkün değildir" şeklinde konuştu. Bakan Çiftçi, sonradan Türk vatandaşlığı kazanmış yabancıların kazanmış oldukları Türk vatandaşlığını sadece 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 31 inci maddesi uyarınca; "Türk vatandaşlığını kazanma kararı; ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda vuku bulmuş ise kararı veren makam tarafından iptal edilir" hükmü ile 40'ıncı maddesi uyarınca; "Türk vatandaşlığının kazanılması veya kaybına ilişkin kararlar, hukuki şartlar oluşmadan veya mükerrer olarak verildiği sonradan anlaşıldığı takdirde geri alınır" hükümleri çerçevesinde ancak iptal veya geri alınabileceğini ifade etti. "Kanuna uygun şekilde vatandaşlık kazanmış kişilerin statüsü hukuki güvence altındadır" Hukuk düzeninde ölçünün belli olduğunu söyleyen Çiftçi, "Kanuna uygun şekilde vatandaşlık kazanmış kişilerin statüsü hukuki güvence altındadır. Ancak sahte belge, yalan beyan, gizlenmiş önemli husus veya hukuki şartların oluşmaması gibi somut durumlar varsa, devlet ilgili dosya üzerinden gerekli işlemi yapar. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı çok kıymetli bir statüdür. Bu statünün hem milletimiz hem de vatandaşlığı sonradan kazanan kişiler bakımından güven veren, denetlenebilir ve hukuka uygun bir zeminde korunması esastır'' açıklamasında bulundu. "İkamet statüsü ile vatandaşlık statüsü birbirinden ayrı iki kurumdur" Daimi ikamet ve vatandaşlık statüsünün farklı olduğunu belirten Bakan Çiftçi, "Türkiye'de uzun yıllar yasal şekilde ikamet eden yabancıların bu yöndeki beklentilerini takip ediyoruz. Ancak hukuki açıdan ikamet statüsü ile vatandaşlık statüsü birbirinden ayrı iki kurumdur. Uzun dönem ikamet, kişiye Türkiye'de süresiz yaşama, çalışma hayatına katılma ve bazı muafiyetlerden yararlanma imkânı verir. Vatandaşlık ise egemenlik alanıyla doğrudan ilgili, daha kapsamlı bir değerlendirme gerektirir. Mevcut yasal çerçevede uzun dönem ikamet iznine sahip olmak, kişiye otomatik ya da doğrudan vatandaşlık başvuru hakkı tanıyan bir mekanizma oluşturmuyor. Ancak bu statüdeki kişiler, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 11'inci maddesi kapsamında genel şartları taşımaları hâlinde Türk vatandaşlığı için başvuru yapabiliyor. Bu şartlar arasında Türkiye'de kesintisiz beş yıl yasal ikamet etmek, yeterli seviyede Türkçe bilmek, geçimini sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak, iyi ahlak sahibi olmak, genel sağlık, kamu düzeni ve milli güvenlik bakımından sakınca taşımamak gibi kriterler yer alıyor" diye konuştu. Vatandaşlık almak isteyen kişinin Türkiye ile kurduğu bağa bakıldığını ifade eden Çiftçi, şunları kaydetti: "Yani uzun süreli yasal ikamet, vatandaşlık değerlendirmesinde dikkate alınan önemli bir unsur olmakla birlikte tek başına yeterli bir basamak olarak görülmüyor. Bu alanda uygulama tamamen kanuni çerçevede yürütülüyor. Kişinin Türkiye ile kurduğu bağ, toplumsal uyumu, kayıtlı yaşamı, adli ve idari durumu, kamu düzeni ve milli güvenlik bakımından değerlendirmesi birlikte ele alınıyor. Vatandaşlık başvurusu, bütün bu şartlar tek tek incelendikten sonra idarenin takdir süzgecinden geçerek sonuçlandırılıyor. Nitekim 1 Ocak 2020 ile 22 Mayıs 2026 tarihleri arasında bu kapsamda 14 bin 54 kişi Türk vatandaşlığı kazanmıştır. Bu sayı, uzun dönem ikamet sahiplerinin kanuni şartları taşıdıkları takdirde vatandaşlık sürecine dâhil olabildiklerini göstermektedir. Dolayısıyla Türkiye'deki sistem, daimi ikamet ile vatandaşlığı tamamen kopuk iki alan olarak ele almıyor. Uzun dönem ikamet önemli bir zemin oluşturuyor. Fakat vatandaşlık, her durumda kanuni şartların, güvenlik değerlendirmesinin, kamu düzeni hassasiyetinin ve devletimizin takdir yetkisinin birlikte işletildiği daha üst bir statüdür. Sürecin daha öngörülebilir, daha anlaşılır ve başvuru sahipleri açısından daha sağlıklı işlemesi için ilgili kurumlarımız değerlendirmelerini sürdürmektedir." "Suriye meselesinde Türkiye'nin duruşu, insanlık vicdanının en güçlü örneklerinden biridir" Türkiye'de doğan Suriyeli çocukların vatansız kaldığı yönündeki iddiaların hukuki gerçeklikle örtüşmediğini kaydeden Bakan Çiftçi, "Suriye meselesinde Türkiye'nin duruşu, insanlık vicdanının en güçlü örneklerinden biridir. Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ilk günden itibaren ortaya koyduğu hassasiyet, yalnızca bir göç yönetimi politikası olarak görülemez. Bu duruş, mazluma sahip çıkan, insan onurunu merkeze alan, Ensar ve Muhacir kardeşliğini çağımızda yeniden hatırlatan büyük bir devlet ve millet iradesidir. Türkiye, savaşın, yıkımın, zulmün ve yerinden edilmenin en ağır sonuçlarını yaşayan Suriyeli kardeşlerimize kapısını açmış, milyonlarca insana güvenli bir hayat alanı sunmuştur. Eğitimden sağlığa, barınmadan sosyal desteğe kadar çok geniş bir alanda dünyaya örnek bir insani sorumluluk üstlenmiştir. Bu nedenle Türkiye'ye bu konuda haksız itham yöneltenlerin önce dönüp kendi ülkelerinin bu süreçte ne yaptığına bakması gerekir. Hiç kimsenin, bu büyük insani yükü yıllardır omuzlayan Türkiye'ye kolaycı cümlelerle ders verme hakkı yoktur. Türkiye'de doğan Suriyeli çocukların vatansız kaldığı yönündeki iddialar da hukuki gerçeklikle örtüşmüyor" dedi. "Babası Suriye vatandaşı olan çocuk, dünyanın neresinde doğarsa doğsun, Suriye vatandaşlığını kazanır" Uluslararası hukukta ve Suriye Arap Cumhuriyeti'nin kendi vatandaşlık mevzuatında soy bağının esasının geçerli olduğunu söyleyen Bakan Çiftçi, "Buna göre babası Suriye vatandaşı olan çocuk, dünyanın neresinde doğarsa doğsun, doğumuyla birlikte Suriye vatandaşlığını kazanır. Dolayısıyla Türkiye'de geçici koruma altında bulunan Suriyeli anne ve babadan doğan çocuklar hukuken vatansız sayılmaz; doğdukları andan itibaren Suriye vatandaşıdır. Türk vatandaşlık hukukunun ana esası da soy bağıdır. Yani anne veya babadan en az birinin Türk vatandaşı olması halinde çocuk Türk vatandaşlığını kazanır. Bunun yanında Türk Vatandaşlığı Kanunu, dünyadaki vatansızlığı önleme çabalarına uygun şekilde doğum yeri esasına da istisnai ve koruyucu bir rol vermiştir" dedi. 5901 sayılı kanunun açık olduğunu ifade eden Çiftçi, şunları kaydetti: "5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 8'inci maddesi bu konuda son derece açıktır. ‘Türkiye'de doğan ve yabancı anne babasından dolayı doğumla herhangi bir ülkenin vatandaşlığını kazanamayan çocuk, doğumundan itibaren Türk vatandaşı sayılır.' Yani bir çocuğun sadece Türkiye'de doğması doğrudan Türk vatandaşlığı sonucu doğurmaz. Ancak anne veya babası üzerinden herhangi bir vatandaşlık alamıyorsa, vatansız kalma riski varsa, Türk hukuku o çocuğu koruma altına alır. Bu kapsamda 2011 yılından bu yana doğum yeri esasına göre Türk vatandaşlığı kazanan yabancı çocuk sayısı 185'tir.Bu veri de sistemin nasıl işlediğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye, bir yandan vatansızlığı önleyen insani ve hukuki mekanizmayı işletmekte, diğer yandan vatandaşlık statüsünü kanuni çerçeve içinde titizlikle korumaktadır. Suriyeli çocuklar üzerinden Türkiye'ye yöneltilen haksız eleştiriler hem hukuki gerçekliği hem de Türkiye'nin ortaya koyduğu büyük insani emeği görmezden geliyor. Biz bu meseleye insan onuruyla, hukukla ve devlet ciddiyetiyle bakıyoruz. Çocukların kayıt altına alınması, eğitime ve sağlık hizmetlerine erişimi, hukuki statülerinin korunması konusunda kurumlarımız hassasiyetle çalışmayı sürdürüyor.'' "İkamet izni başvurularından ayrıca bir başvuru ücreti alınmamaktadır" İkamet izni başvurularında alınan harç ücretlerinin kanuna göre alındığını belirten Bakan Çiftçi, ek bir ücretin alınmadığını belirtti. Bakan Çiftçi, "Bu konuda öncelikle bir hususu düzeltmek gerekir. İkamet izni başvurularından ayrıca bir başvuru ücreti alınmamaktadır. Uygulama, kanunlarımızda açık şekilde düzenlenen harç ve belge bedeli esasına dayanmaktadır. İkamet izni harcı, 492 sayılı Harçlar Kanunu kapsamında, Dışişleri Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından müştereken belirlenen tarife üzerinden tahsil edilmektedir. Bu harçlar yıllık olarak belirlenir ve yıl boyunca aynı miktar uygulanır. 2026 yılı için bu çerçevenin dışında ilave veya ardışık bir artış yapılmamıştır. İkamet izinlerinde alınan belge bedeli ise 210 sayılı Değerli Kâğıtlar Kanunu kapsamında tahsil edilmektedir. 2026 yılı için bu tutar 964 liradır. Bunun dışında ikamet izni taleplerinde ayrıca alınan bir ücret bulunmamaktadır" diye konuştu. "Türkiye'ye değer katan insanların ülkemizle bağını güçlendiren dengeli bir sistem işletiyoruz" Kamuoyuna yansıyan bazı değerlendirmelerde, harç, belge bedeli ve farklı idari kalemlerinin birbirine karıştırılabildiğini söyleyen Çiftçi, şu ifadeleri kullandı: "Bizim açımızdan önemli olan, bu sürecin kanuni zeminde, şeffaf ve öngörülebilir şekilde yürütülmesidir. Türkiye, nitelikli insan kaynağı, yatırımcılar, öğrenciler, araştırmacılar ve uzun süreli yasal ikamet sahipleri açısından güçlü bir cazibe merkezidir. Coğrafi konumu, ekonomik potansiyeli, sağlık ve eğitim imkânları, ulaşım altyapısı ve toplumsal dinamizmiyle Türkiye'nin sunduğu imkanlar çok geniştir. Elbette Türkiye'de yasal olarak yaşayan, kayıtlı hayat kuran, ülkemize yatırım yapan, istihdam sağlayan ve toplumsal hayata katkı sunan yabancıların süreçlerini dikkatle takip ediyoruz. Burada hem kamu düzenini ve göç yönetimi kapasitesini koruyan hem de Türkiye'ye değer katan insanların ülkemizle bağını güçlendiren dengeli bir sistem işletiyoruz. Bu nedenle ikamet izinleriyle ilgili süreçlerde esas aldığımız ölçü, kanunilik, öngörülebilirlik ve kamu hizmetinin sağlıklı yürütülmesidir. Vatandaşlarımızın hassasiyetlerini, kamu düzenini, ekonomik gerçekleri ve ülkemizin uluslararası cazibesini birlikte gözeten bir anlayışla hareket ediyoruz." Yabancıların ikamet izin süreleri hakkında konuşan Bakan Çiftçi, "İkamet izin süreleriyle ilgili değerlendirmelerde uygulamanın genel çerçevesini doğru ortaya koymak gerekir. İkamet izinleri, kanunda belirlenen üst sınırlar dikkate alınarak düzenlenmektedir. Örneğin kısa dönem ikamet izinleri iki yıla, aile ikamet izinleri üç yıla, öğrenci ikamet izinleri ise öğrenim süresine kadar verilebilmektedir. Ancak burada süreyi etkileyen bazı objektif unsurlar da vardır. İkamet izni süresi sadece idarenin takdirine bağlı bir konu olarak görülmemelidir. Yabancının pasaport süresi, sağlık sigortasının geçerlilik süresi, başvuru türü, ikamet amacı ve mevzuatta aranan diğer şartlar, verilecek sürenin belirlenmesinde doğrudan etkili olabilmektedir" dedi. "Göç yönetiminde kamu düzenini makul biçimde yürütmeye gayret ediyoruz" Bazı durumlarda altı aylık ikamet izni düzenlenmesinin özel bir nedeni olduğunu söyleyen Çiftçi, "Çalışma izni bulunmadığı hâlde fiilen kayıt dışı çalışan kişilerle karşılaşılabiliyor. Bu kişilerin kayıtlı sisteme geçebilmesi ve çalışma iznine başvurabilmesi için altı aylık ikamet izni düzenlenebilmektedir. Buradaki amaç, kişiyi kayıt dışı alanda bırakmak yerine, onu hukuki ve denetlenebilir bir zemine yönlendirmektir. Şartlarını taşıyan, çalışma niyeti bulunmayan, ikamet amacı ile beyanı uyumlu olan kişiler için ise kanundaki üst limitler esas alınarak ikamet izni düzenlenmektedir. Dolayısıyla bütün yabancılar için genel bir süre kısaltması ya da ani bir daraltma uygulaması söz konusu değildir. Her dosya kendi şartları içinde değerlendirilmektedir. Elbette uzun süredir Türkiye'de yaşayan, kayıtlı hayat kuran, ülkemizin hukukuna riayet eden, yatırım yapan, üreten ve toplumsal hayata katkı sunan yabancıların öngörülebilirlik beklentisini önemsiyoruz. Göç yönetiminde kamu düzenini, kayıtlılığı ve güvenliği korurken, süreci başvuru sahipleri açısından da anlaşılır ve makul biçimde yürütmeye gayret ediyoruz. Türkiye'nin ikamet politikası, hem ülkemizin güvenlik ve kamu düzeni hassasiyetlerini hem de Türkiye'ye değer katan yabancıların beklentilerini birlikte gözeten bir anlayışla yürütülmektedir. Sürelerle ilgili değerlendirmeler de bu denge içinde, mevzuat ve her başvurunun kendi şartları esas alınarak yapılmaktadır" açıklamasında bulundu. "Gazze meselesi, Türkiye açısından sadece bir insani yardım başlığı da değildir" Türkiye'ye gelen Gazzeliler ile ilgili açıklama yapan Bakan Çiftçi, Suriyeliler gitmesini Gazzelilerin gelmesi gibi bir anlayışın doğru olmadığını vurguladı. Bakan Çiftçi, "Suriyeliler ayrılırken onların yerine Gazzeliler yerleştiriliyor şeklindeki değerlendirme doğru bir yaklaşım değildir. Gazze'den tahliye edilen kardeşlerimize sahip çıkılması, Suriyelilerin geri dönüş sürecinden bağımsız, tamamen insani ve vicdani bir sorumluluğun gereğidir. Biz gönül coğrafyamızda, mazlum coğrafyalarda kim varsa onlara emân olmayı, güvenli bir kapı olmayı devlet ve millet geleneğimizin bir parçası olarak görüyoruz. Gazze meselesi, Türkiye açısından sadece bir insani yardım başlığı da değildir. Bu mesele, insanlık vicdanının, kardeşlik hukukunun ve mazlumun yanında durma iradesinin en ağır imtihanlarından biridir. Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye, ilk günden itibaren Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı en güçlü sesi yükselten ülkelerden biri olmuştur" dedi. "Ensar ruhu, bugün de devletimizin ve milletimizin vicdanında yaşayan güçlü bir emanettir" Diplomatik girişimlerin, insani yardımların, sağlık tahliyelerinin ve uluslararası platformlardaki çağrıların vicdani duruşun bir parçası olduğunu ifade eden Bakan Çiftçi, "Gazze'de yaşanan olağanüstü şartlar nedeniyle, AFAD Başkanlığımız ve Dışişleri Bakanlığımızın koordinasyonunda Gazze'den tahliye edilen Filistinli kardeşlerimiz ülkemize getirilmiştir. Bu süreç kayıtlı, kontrollü ve kurumlarımızın koordinasyonu içinde yürütülmektedir. Ülkemize getirilen kişilerin barınma ihtiyaçları AFAD Başkanlığımız ve sivil toplum kuruluşlarımız tarafından karşılanmıştır. Sağlık, barınma ve temel ihtiyaçlar konusunda ilgili kurumlarımız büyük bir hassasiyetle görev yapmaktadır. Bu kapsamda Göç İdaresi Başkanlığımız tarafından bin 901 kişiye ikamet izni düzenlenmiştir. Burada özellikle ifade etmek gerekir: Bu süreç kontrolsüz bir kabul süreci şeklinde yürümemektedir. Kimliklendirme, kayıt, ikamet ve ihtiyaç tespiti ilgili kurumlarımız tarafından titizlikle yapılmaktadır. Türkiye, Gazze'den gelen kardeşlerimize sahip çıkarken hem insanlık görevini yerine getirmekte hem de kamu düzeni ve göç yönetimi hassasiyetlerini korumaktadır. Bizim medeniyetimizde mazluma kapı açmak vardır. Ensar ruhu, bugün de devletimizin ve milletimizin vicdanında yaşayan güçlü bir emanettir'' dedi. "Gazzeli kardeşlerimiz büyük bir insanlık dramı yaşamaktadır" Türkiye'nin Gazze'den gelen mazlumlara sahip çıkmasının, Gazze'nin nüfusunun boşaltılması ya da Filistinlilere alternatif vatan oluşturma yaklaşımıyla ilişkilendirilemeyeceğini kaydeden Bakan Çiftçi, Gazze'nin Gazzelilere, Filistin'in ise Filistinlilere ait olduğunun altını çizdi. Türkiye'nin yaptığının, zulüm, altında kalan kardeşlerine geçici bir yardım kapısı açmak olduğunu belirten Bakan Çiftçi, şunları kaydetti: "Gazze'de yaşanan tablo, insanlık vicdanının taşıyamayacağı kadar ağırdır. İsrail'in orantısız, merhametsiz ve hukuk tanımaz saldırıları altında Gazzeli kardeşlerimiz büyük bir insanlık dramı yaşamaktadır. Çocukların, kadınların, yaşlıların hedef alındığı; hastanelerin, okulların, ibadethanelerin bombalandığı bu süreç, bütün dünyanın gözleri önünde soykırım boyutuna ulaşmıştır. Bu topraklarda yaşayan hiç kimse, daha doğrusu vicdan sahibi hiç kimse, Gazze'deki bu büyük acıya duyarsız kalamaz. Bizim medeniyetimizde mazluma sırt dönmek yoktur. Kapıya gelen masuma kapıyı kapatmak da yoktur. Türkiye'nin durduğu yer de tam olarak burasıdır. Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye, ilk günden itibaren Gazze konusunda en güçlü, en açık ve en vicdani duruşu ortaya koymuştur. Diplomatik girişimlerimiz, insani yardımlarımız, sağlık tahliyelerimiz ve uluslararası platformlardaki çağrılarımız bu duruşun bir parçasıdır. Öncelikle şunu ayırmak gerekir; Gazze'den ülkemize yönelik kitlesel bir göç hareketi söz konusu olmamıştır. Gazze'den gelen Filistinli kardeşlerimizin durumu, Suriye krizinde yaşanan kitlesel göçle aynı mahiyette değildir. Bu kişiler, Suriyeliler gibi geçici koruma statüsünde de bulunmamaktadır. Dışişleri Bakanlığımızla koordineli şekilde tahliyesi gerçekleştirilen, belirli ihtiyaç gruplarından oluşan kişiler için yasal kalış süreçleri yürütülmüştür. Bu kapsamda Filistin uyruklu yabancılara hızlı ve koordineli şekilde ikamet izni düzenlenmiş, Türkiye'de yasal kalışlarıyla ilgili herhangi bir sorun oluşmaması sağlanmıştır. Barınma ve sağlık ihtiyaçları konusunda da AFAD Başkanlığımız, ilgili kurumlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımız tarafından gerekli destekler verilmiştir." "Gazze Gazzelilerindir. Filistin Filistinlilerindir" Türkiye'nin Gazze'den gelen kişilere sahip çıkmasının, Gazze'nin nüfusunu boşaltma ya da Filistinlilere alternatif vatan oluşturma yaklaşımıyla ilişkilendirilemeyeceğini söyleyen Bakan Çiftçi, "Gazze Gazzelilerindir. Filistin Filistinlilerindir. Türkiye'nin yaptığı, zulüm, bombardıman, hastalık ve yokluk içinde kalan kardeşlerine geçici bir yardım kapısı açmak, insani ve hukuki sorumluluğu

Osmangazi’de Çocuklara “Gelecek İçin Harekete Geç” Çağrısı Haber

Osmangazi’de Çocuklara “Gelecek İçin Harekete Geç” Çağrısı

Çocukların eğitimine büyük önem veren ve çevreye duyarlı nesiller yetiştirilmesi amacıyla çalışmalarını sürdüren Osmangazi Belediyesi, Candan Genceroğlu Kreş ve Gündüz Bakımevi’nde anlamlı bir etkinliğe imza attı. Dünya İklim Günü kapsamında gerçekleştirilen programda çocuklara sıfır atık, geri dönüşüm, enerji tasarrufu, doğal kaynakların korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesi gibi konularda bilgilendirmelerde bulunuldu. Osmangazi Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Rüveyşa Burça Sütçüoğlu tarafından minik öğrencilere çevreyi korumanın önemi anlatılırken, çocukların yaş seviyelerine uygun şekilde hazırlanan sunumlarda, günlük hayatta uygulanabilecek küçük davranışların doğanın korunmasına büyük katkı sağlayabileceği vurgulandı. Eğitici sunumun ardından gerçekleştirilen drama atölyesinde ise çocuklar çeşitli oyunlar ve canlandırmalar eşliğinde öğrendiklerini uygulama fırsatı yakaladı. “Küçük Adımlar, Büyük Değişimlere Sebebiyet Verir” İklim değişikliğinin artık yalnızca geleceğin değil, bugünün de en önemli sorunlarından biri haline geldiğini belirten İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Rüveyşa Burça Sütçüoğlu, bu doğrultuda çocuklarla bir araya gelmekten mutluluk duyduklarını ifade etti. Geleceğin teminatı olan çocuklarla çok verimli bir etkinlik gerçekleştirdiklerine değinen Rüveyşa Burça Sütçüoğlu, “Artan sıcaklıklar, kuraklık, su kaynaklarının azalması ve çevre kirliliği hepimizi etkiliyor. Ancak unutmamalıyız ki doğamızı korumak için atacağımız küçük adımlar, büyük değişimlere sebebiyet verir. Biliyoruz ki çevreye duyarlı bireyler, küçük yaşlarda yetişirler. Burada çocuklara vereceğimiz her güzel mesaj, gelecekte daha temiz, daha yeşil ve daha yaşanabilir bir dünya için umut olacaktır. Doğamızı korumak sadece kurumlarımızın değil, hepimizin ortak sorumluluğundadır. Atık azaltımı, suyun ve enerjinin tasarruflu kullanımı, geri dönüşümüne önem vermek ve çevre kirliliğini önlemek, geleceğimize atacağımız büyük adımlardır. Dünya İklim Günü’nün çevre bilincinin artması açısından bir vesile olmasını diliyor, ‘Gelecek İçin Şimdiden Harekete Geç’ diyoruz” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.