Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Siber Zorbalık

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Siber Zorbalık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Siber Zorbalık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BUÜ’nün Erasmus Mundus projelerine Avrupa Komisyonu’ndan onay Haber

BUÜ’nün Erasmus Mundus projelerine Avrupa Komisyonu’ndan onay

Gelecekte hayata geçirilmesi planlanan uluslararası ortak yüksek lisans programlarının akademik, idari ve kurumsal altyapısının hazırlanmasını amaçlayan projelerde; ortak müfredat ve diploma yapılarının geliştirilmesi, öğrenci hareketliliğinin planlanması, kalite güvencesi, tanınma ve akreditasyon süreçlerinin oluşturulması ile sürdürülebilir yönetişim modellerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor. Hazırlanan altyapı, ilerleyen dönemlerde Erasmus Mundus Joint Master programlarına yapılacak başvurular açısından da önemli bir temel oluşturuyor. Doğrudan Avrupa Komisyonu’na yapılan başvurular sonucunda kabul edilen projeler, BUÜ’nün Erasmus Mundus Design Measures kapsamında desteklenen ilk projeleri olma özelliğini taşıyor. TwinLead ile ikiz dönüşüm ve etik liderlik bir araya geliyor TwinLead projesi, BUÜ İnegöl İşletme Fakültesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölüm Başkanı ve Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi (UZEM) Müdürü Prof. Dr. Melih Engin koordinatörlüğünde yürütülüyor. Proje; yapay zekâ, veri analitiği ve siber güvenlik gibi ileri teknolojileri katılımcı yönetişim, etik, insani değerler ve ikiz dönüşüm yaklaşımlarıyla bütünleştiren uluslararası bir yüksek lisans programının tasarlanmasını amaçlıyor. Geliştirilecek programla, dijital ve yeşil dönüşüm süreçlerine liderlik edebilecek, teknolojik yetkinliklerini etik ve sürdürülebilir yönetişim anlayışıyla bir araya getirebilen yeni nesil profesyonellerin yetiştirilmesine yönelik güçlü bir akademik altyapı oluşturulması hedefleniyor. E-Resilience ile dijital dünyanın yeni risklerine eğitim odaklı yaklaşım Desteklenmeye hak kazanan bir diğer proje olan E-Resilience, BUÜ Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Şehnaz Baltacı koordinatörlüğünde gerçekleştiriliyor. Proje, gelecekte hayata geçirilmesi planlanan Erasmus Mundus ortak yüksek lisans programının akademik, kurumsal ve stratejik temellerini oluşturmayı hedefliyor. E-Resilience; dijital riskler, dezenformasyon, algoritmik yönlendirme, yapay zekâ destekli manipülasyon, siber zorbalık, veri güvenliği ve toplumsal kutuplaşma gibi güncel sorunlara eğitim alanından bütüncül bir yaklaşım geliştirmeyi amaçlıyor. Uluslararasılaşma kapasitesine önemli katkı Her iki proje de Avrupa Birliği’nin dijital dönüşüm, kapsayıcılık, demokratik yaşama katılım, etik liderlik, sürdürülebilirlik ve yükseköğretimde uluslararasılaşma öncelikleriyle örtüşüyor. Projelerin Erasmus+ ve uluslararasılaşma süreçleriyle kurumsal düzeyde koordinasyonu, BUÜ Erasmus Kurum Koordinatörü Doç. Dr. Recep Yücedoğru’nun katkılarıyla yürütülüyor. "Kurumsal kapasitemiz güçleniyor" Projeleri kabul edilen akademisyenleri ağırlayan BUÜ Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, TwinLead ve E-Resilience projelerinin desteklenmesiyle birlikte uluslararası ortak yüksek lisans programları geliştirme, ortak diploma modelleri oluşturma ve Avrupa’daki akademik iş birliklerini derinleştirme yönünde önemli adımlar attıklarını vurguladı. Projeler kapsamında edinilecek deneyim ve oluşturulacak uluslararası ortaklıkların, gelecekte gerçekleştirilecek Erasmus Mundus Joint Master başvurularına yönelik kurumsal kapasiteyi de güçlendireceğini ifade eden Rektör Yılmaz; "Üniversitemizin Erasmus Mundus Design Measures alanındaki ilk kabulü olma özelliğini taşıyan TwinLead ve E-Resilience projeleri, Üniversitemizin Avrupa yükseköğretim alanındaki görünürlüğünün artırılması ve sürdürülebilir uluslararası akademik iş birliklerinin geliştirilmesi açısından önemli bir kazanımdır" şeklinde konuştu. Yılmaz, akademisyenleri tebrik ederek, başarılarının devamı temennisinde bulundu.

Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı: "Şiddetin önlenmesinde aile ve sosyal çevre desteği etkili oluyor" Haber

Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı: "Şiddetin önlenmesinde aile ve sosyal çevre desteği etkili oluyor"

Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir lise önünde 11 öğrencinin yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırının ardından ergenlik döneminde şiddete yönelimin nedenleri yeniden gündeme geldi. Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, şiddetin önlenmesinde aile ve sosyal çevreden sağlanan destek ile zamanında sunulan psikososyal müdahalelerin koruyucu rol oynadığını belirtti. Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, ergenlik döneminde görülen şiddetin nedenleri ve önlenmesine ilişkin değerlendirmede bulundu. Ergenlik döneminde kimlik arayışı, bağımsızlaşma, akran kabulü ve sosyal statüye verilen önem artarken, dürtü kontrolü ve davranışların sonuçlarını değerlendirme gibi bilişsel süreçlerin gelişiminin devam ettiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, ancak bu özelliklerin şiddet davranışını kaçınılmaz hale getirmediğini belirterek bireysel, ilişkisel ve toplumsal risklerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bir çatışmanın ağır bir haksızlık, aşağılanma, reddedilme veya statü kaybı olarak algılanmasının yoğun öfkeye yol açabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, olayın zihinde sürekli yeniden değerlendirilmesi ve intikam düşüncelerinin güçlenmesiyle bazı durumlarda alternatif çözüm yollarının daralabileceğine dikkat çekti. Silaha kolay erişimin ise kriz anlarında sonuçları ağırlaştırabilecek kritik bir risk faktörü olduğunu vurguladı. Zorbalık ve dışlanma dikkate alınmalı Sürekli dışlanma, aşağılanma veya zorbalığa maruz kalmanın bazı gençlerde öfke, değersizlik ve yabancılaşma duygularını artırabileceğini belirten Koçanlı, Türkiye’de yapılan araştırmalarda sürekli öfke, yabancılaşma ve akran zorbalığının şiddet eğilimiyle ilişkili bulunduğunu aktardı. Ancak zorbalığa maruz kalan gençlerin büyük çoğunluğunun şiddete başvurmadığının altını çizen Koçanlı, zorbalığın tek başına doğrudan neden olarak görülmemesi gerektiğini, diğer risk faktörleriyle birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığını söyledi. Aile ve okul, koruyucu rol oynuyor Aile içi çatışmalar, şiddete tanıklık edilmesi, sert veya tutarsız disiplin, yetersiz ebeveyn denetimi ve sağlıklı iletişim eksikliğinin risk oluşturabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, travmatik deneyimlerin de bazı çocuk ve ergenlerde güven duygusu ile öfke düzenleme becerilerini etkileyebileceğini ifade etti. Bununla birlikte travmatik bir geçmişin gelecekte şiddet davranışı sergileneceği anlamına gelmediğini vurgulayan Koçanlı, aile ve sosyal çevreden sağlanan destek ile zamanında sunulan psikososyal müdahalelerin koruyucu rol oynadığını belirtti. Okul ortamındaki güven duygusu önemli Okul ortamının da kritik bir role sahip olduğunu kaydeden Koçanlı, "Okul, yalnızca örgün eğitimin sunulduğu bir kurum değil, aynı zamanda bireyin aidiyet duygusu kazandığı ve sosyal kimliğinin biçimlendiği temel sosyalleşme alanlarından biridir. Öğrencinin okul ortamında kendini değerli ve güvende hissetmesi, öğretmenleriyle güvene dayalı bir ilişki geliştirmesi ve zorbalık durumlarında destek alabileceğine inanması koruyucu bir etki oluşturmaktadır. Buna karşılık, okuldan ve akran grubundan yabancılaşma, sürekli akran reddi ve sosyal destek mekanizmalarına yönelik güvensizlik veya bu mekanizmalara erişim eksikliği mevcut sorunları daha da şiddetlendirebilir" dedi. Siber zorbalık, psikososyal sorunları şiddetlendirebilir Şiddet içerikli videolar, dijital oyunlar veya sosyal medya kullanımının tek başına şiddet davranışına yol açtığını söylemenin doğru olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, "Ancak siber zorbalık, çevrim içi aşağılama ve tehditler ile şiddet ve intikam içerikleri, mevcut psikososyal sorunları şiddetlendirebilir. Türkiye’de çocuk ve ergenler üzerinde gerçekleştirilen sistematik derleme ve meta-analiz çalışmaları, siber zorbalığın önemli bir psikososyal risk alanı olduğunu ortaya koymaktadır" uyarısında bulundu. Davranış değişiklikleri dikkate alınmalı Bir bireyin gelecekte şiddet eylemlerinde bulunacağını kesin olarak öngören tek bir kişilik özelliği veya davranış kalıbının olmadığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, yalnızlık yaşayan, içe kapanık veya öfkeli bir gencin "potansiyel saldırgan" olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. Gencin hangi desteğe ihtiyacı olduğu iyi anlaşılmalı Belirli kişilere yönelik tekrarlayan tehditler, yoğun intikam söylemleri, zarar verme planlarına dair ifadeler, saldırı hazırlığını ima eden paylaşımlar, silaha erişim konusunda olağandışı girişimler ve ciddi bir çatışma sonrası belirgin davranış değişikliklerinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, "Ailelerin ve eğitimcilerin temel sorusu ‘Bu birey saldırgan olabilir mi?’ değil, ‘Bu bireyin davranışındaki değişim hangi nedenlere dayanıyor ve hangi desteğe ihtiyaç duyuyor?’ olmalıdır" dedi. Şiddetin önlenmesinde aile, okul, sağlık ve sosyal hizmet birimlerinin koordinasyon içinde çalışması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı; güvenli bildirim mekanizmaları, zorbalığın erken tespiti, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerine zamanında erişim ile sosyal, sportif ve kültürel faaliyetlerin desteklenmesinin önemine dikkat çekti. Koçanlı, ateşli silah bulunan evlerde silahların çocukların ve yetkisiz kişilerin erişemeyeceği şekilde güvenli biçimde muhafaza edilmesinin de kritik olduğunu vurguladı. Olaya tanıklık eden çocuklara destek verilmeli Silahlı olaya doğrudan tanıklık eden çocuklarda korku, uyku bozuklukları, kâbuslar, öfke, dikkat dağınıklığı ve okula gitmek istememe gibi belirtiler görülebileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, sosyal medyada olay görüntülerinin tekrar tekrar izlenmesinin ve doğrulanmamış bilgilerin takip edilmesinin de tehdit algısını artırabileceğini söyledi. Ebeveynlerin çocuklarıyla olay hakkında konuşmaktan kaçınmaması gerektiğini ifade eden Koçanlı, ancak yaşa uygun ve doğrulanmış bilgiler verilmesi, görsel maruziyetin sınırlandırılması ve günlük rutinin mümkün olduğunca korunması gerektiğini belirtti. Belirtilerin devam etmesi ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemesi halinde profesyonel destek alınmasını önerdi. Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, sözlerini şöyle tamamladı: "Ergen şiddeti; bireysel psikolojik süreçler ile aile, akran grubu, okul, sosyal dışlanma, dijital çevre ve silaha erişim gibi birçok etkenin kesiştiği çok boyutlu bir olgudur. Temel mesele, şiddet ortaya çıktıktan sonra yalnızca faili ve nedeni belirlemek değil; öfke, dışlanma, mağduriyet ve çaresizlik duygularının şiddete dönüşmesini engellemek amacıyla çocuğa zamanında ulaşabilmektir."

AB'den "Çocuklar Yasası": 15 yaşın altında kişisel hesap yok Haber

AB'den "Çocuklar Yasası": 15 yaşın altında kişisel hesap yok

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Komisyonu'nun Teknolojiden Sorumlu Üyesi Henna Virkkunen, AB Çocuklar Yasası'nın detaylarına ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Basın açıklamasına Avrupa'da sosyal medya kullanımına ilişkin istatistiklerle başlayan Ursula von der Leyen, "Temmuz ayı verilerine göre Avrupalıların yüzde 92'si çocukların ve gençlerin çevrim içi ortamda korunmasını güçlendirmemiz gerektiğini düşünüyor. Yaklaşık yüzde 70'i ise siber zorbalık, taviz ve çocukların çevrim içi ortamda cinsel amaçlarla kandırılması konularında endişeli" dedi. Avrupa'da gençlerin günde 4 ila 6 saati ekran başında geçirdiğini de ifade eden Leyen, "Bu, sosyal medyayı 10 yaşından önce kullanmaya başlayanlarda daha da fazla. Günde yaklaşık 7-8 saati çevrim içi geçiriyorlar. Her gün. Bu neredeyse bir yetişkinin tam bir iş gününe denk" diye konuştu. Sosyal medyanın çocukların refahı ve gelişimi göz önünde bulundurularak geliştirilmediğini ve algoritmaların dikkat çekmek üzere tasarlandıklarını ifade eden AB Komisyonu Başkanı, "Bağımlılığa yol açan özellikler, doğudan iş modellerinin bir parçası. Amaç, çocukları çevrim içi tutmak ve onların dikkatleri üzerinden para kazanmak" ifadelerini kullandı. "AB Çocuklar Yasası dijital dünyada da açık sınırlar belirleyecek" Sosyal medyanın gelişmekte olan beyne ve kişilik üzerindeki zararlarına ilişkin güçlü kanıtlar bulunduğunu kaydeden Ursula von der Leyen, "Sonuçlar, hepimizin malumu. Uykusuzluk, depresyon, kaygı, kendine zarar verme, bağımlılık davranışları ve trajik biçimde intihar. Anne babalar, algoritmalarla rekabet edemez ya da onlara yetişemez. Bunu yapmak zorunda da olmamalılar" şeklinde konuştu. Bu nedenle bu konuda adım atan ülkelere bakarak harekete geçtiklerini ifade eden Ursula von der Leyen, "AB Çocuklar Yasası, gerçek dünyada günlük yaşamda yaptığımız gibi dijital dünyada da açık sınırlar belirleyecek" dedi. AB Çocuklar Yasası'nın bugün komisyon üyeleri tarafından onaylanarak resmen yasama sürecine sunulduğunu açıklayan Leyen, "Her yaş grubunun kendine özel koruma düzeyi olacak. 13 yaş altında sosyal medya yok. 15 yaşın altında kişisel hesap yok. 13 yaşında bir çocuk, 15 yaşına girene kadar ebeveynler veya vasiler tarafından oluşturulan ve denetlenen mini hesaplar kullanabilecek. Günlük süresi de en fazla bir saat ile sınırlandırılacak. 15 ile 18 yaş arasında ise platformlar için güvenli tasarım zorunluluğu olacak" diye konuştu. "Sosyal medya platformları, güvenli olduklarını bize kanıtlamak zorunda kalacaklar" Ursula von der Leyen, "Sosyal medya platformları, çocuklarımızın ruh sağlığı konusunda fazlasıyla sorumsuz davrandı. Şimdi, ispat yükümlülüğünü tersine çeviriyoruz. Artık, sosyal medya platformları, güvenli olduklarını bize kanıtlamak zorunda kalacaklar. Bu nedenle platformların, 18 yaşın altındaki herkes için ‘tasarım yoluyla güvenlik' prensibine uyması gerekecek. Toksik ve bağımlılığa yol açan özellikler olmayacak, tuzaklar olmayacak ve benzeri uygulamalara izin verilmeyecek" ifadelerini kullandı. Kullanıcıların yaşlarının AB tarafından sertifikalandırılmış araçlar tarafından teyit edileceğini de açıklayan Leyen, "Bu düzenleme, kontrolü anne babalara geri veriyor. Güvenli olduğunu kanıtlama yükünü ise olması gereken yere, yani platformların sırtına yüklüyor" şeklinde konuştu. "Çocukların yalnızca anne babaların gerçekten tanıdığı arkadaşları olacak" Basın toplantısında yeni sistemde anne babaların rolüne ilişkin bir soruya cevap veren AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, "Kademeli bir yaklaşım benimsedik ve aşamalı bir geçiş öngörüyoruz. 13 yaşın altındaki çocuklar için kurallar gayet açık. 13 ile 15 yaş arasında kullanılabilecek mini sosyal medya hesapları ise anne baba veya vasi tarafından oluşturulabilecek. Çocuklar bu şekilde, sınırlı özelliklerle ve sınırlı sayıda arkadaşla sosyal medya dünyasını keşfetmeye başlayacaklar. Çocukların binlerce değil, yalnızca anne babaların gerçekten tanıdığı ve çocuklarının bağlantı kurmasını onayladığı arkadaşları olacak. Bu, son derece hassas oldukları yaşta çocuklara eşlik etmek anlamına geliyor" dedi. Ursula von der Leyen, "Birkaç yıl önce sosyal medyanın zararları konusunda bugün bildiklerimi bilmiyordum. Bu bilgi, görüş oluşturmama ve neler olup bittiğini anlamama büyük ölçüde yardımcı oldu. Tıp alanından giderek artan kanıtlarla birlikte beyinde neler olduğunu ve kişilik gelişiminde neler yaşandığını anlamak mümkün oldu. Bu da Avrupa'nın tamamına hatta bütün dünyaya yaymamız gereken bir bilgi" diye konuştu. "Yabancılar, çocuklara mesaj gönderemeyecek" Basın toplantısında AB'nin Teknolojiden Sorumlu Komisyon Üyesi Henna Virkkunen ise Çocuklar Yasası'na ilişkin daha fazla detay vererek, "AB Çocuklar Yasası, artık dijital hizmetler için yapılması ve yapılmaması gerekenlerin açık bir listesini içeriyor ve bu, 18 yaş altındaki tüm kullanıcılar için geçerli. Örneğin, yabancılar çocuklara mesaj gönderemeyecek. Çocuklar, kişiselleştirilmiş reklamlar veya geçmiş faaliyetlerine dayalı algoritmalara hedef olmayacak. Artık bağımlılığa yol açan özellikler olmayacak" ifadelerini kullandı. Virkkunen, "Sosyal medya platformları, video paylaşım platformları, yapay zeka arkadaşları ve yapay zeka sohbet botları, ayrıca çevrim içi video oyunlarının tamamı güvenlik yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda. ‘Tasarım yoluyla güvenlik' konusunda bir örnek verecek olursak, AB Çocuklar Yasası ile birlikte yapay zeka sohbet botları ve yapay zeka arkadaşları, artık çocukları duygusal olarak kendilerine bağımlı hale getirecek biçimde, insan arkadaşlar gibi davranamayacak. Önceki sohbet geçmişlerini, sonraki konuşmalara taşıyamayacaklar. Kullanıma sunulmadan önce de riskler bakımından test edilmeleri ve izlenmeleri gerekecek" şeklinde konuştu.Virkkunen, "Çocuklarımızın günlerini nasıl geçireceğine büyük teknoloji şirketleri karar veremez" dedi. Komisyon tarafından sunulan düzenlemenin kabul edilmesi için Avrupa Parlamentosu ve üye devletler tarafından onaylanması gerekecek.

Okul saldırılarının önüne geçmek için risk değerlendirmesi yapılıyor Haber

Okul saldırılarının önüne geçmek için risk değerlendirmesi yapılıyor

TBMM'de kurulan Meclis Araştırma Komisyonu'nda okullarda yaşanan şiddet olayları ve çocukların dijital risklere karşı korunması ele alındı. Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Hüseyin Kurtoğlu, tüm okullar için yeniden risk değerlendirmesi yapıldığını ve çalışmaların yüzde 75'inin tamamlandığını açıkladı. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okullarda meydana gelen olaylar ile çocukların dijital ortamlarda karşılaştığı risklerin araştırılması amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, çalışmalarına devam ediyor. AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplanan komisyonda, kamu kurumlarının temsilcileri tarafından sunumlar gerçekleştirildi. Toplantıda okul güvenliği, akran zorbalığı, siber zorbalık, dijital bağımlılık ve çocukların radikalleşme riskleri ele alındı. "OKUL İÇİ RİSK DEĞERLENDİRMESİ DE YAPILMASI GEREKİYORDU" Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Hüseyin Kurtoğlu, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki olayların ardından okul içi risk değerlendirmesinin önem kazandığını belirtti. Kurtoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı'nın ortak çalışmasıyla tüm okulların risk değerlendirmelerinin yeniden yapıldığını belirterek, "Şu gün itibarıyla bunun yüzde 75'ini tamamladık. Önümüzdeki öğretim yılına bu yeni risk değerlendirmeleri yapılmış olarak gireceğiz." dedi. Çalışmalarda okul çevresinin asayiş durumu, sosyal çevre özellikleri, öğrenci ve öğretmen durumları ile okul içindeki çeşitli verilerin birlikte değerlendirildiğini aktaran Kurtoğlu, güvenlik önlemlerinin kapsamlı şekilde ele alındığını ifade etti. Bu arada TBMM'nin resmi internet sitesinde yer alan habere göre Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yapılan sunumda, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki saldırıların ardından yürütülen operasyonlara ilişkin bilgiler paylaşıldı. Buna göre operasyonlarda 2 uzun namlulu silah, 150 tüfek, 46 tabanca, 77 kuru sıkı tabanca, 46 oyuncak tabanca ve tüfek, 996 cep telefonu, 221 kesici-delici alet, 7 bin 16 fişek ile çok sayıda bilgisayar ve dijital materyal ele geçirildi. Soruşturmalar kapsamında 434 şüpheli ve 2 bin 666 suçlu çocuk (suça sürüklenmeyen) hakkında işlem yapıldığı, 238 kişinin tutuklandığı bildirildi. ÇOCUKLARIN DİJİTAL RİSKLERE KARŞI KORUNMASI GÜNDEMDE Komisyonda çocukların sosyal medya ve dijital platformlarda karşılaşabileceği riskler de değerlendirildi. Yetkililer; şiddeti özendiren içerikler, akran zorbalığı, siber zorbalık, dijital bağımlılık ve kişisel verilerin kötüye kullanılması gibi başlıklara dikkat çekti. Milli Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürü Mustafa Canlı, bazı ailelerin çocuklarının dijital dünyadaki faaliyetlerini takip edebilmek için gerekli dijital becerilere sahip olmadığını belirtti. Çocukların dijital ortamlardaki risklerden korunması amacıyla "çocuk hattı" uygulaması gibi önerilerin de gündeme geldiği toplantıda, GSM operatörleri üzerinden sim kart ve IMEI temelli koruyucu uygulamalar üzerinde duruldu. ÖĞRETMENLERİN BİLDİRİM SÜREÇLERİ DE ELE ALINDI Emniyet Terörle Mücadele Daire Başkanlığı yetkilileri, radikalleşme eğilimi gösteren çocukların erken tespit edilmesinin önemine dikkat çekti. Öğretmenlerin bu tür durumları bildirebilmesi için, bildirim yapan eğitimcilerin kimliğini koruyacak mekanizmaların oluşturulması önerildi. Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim ve Rehberlik Genel Müdürü Mustafa Otrar ise ihmal ve istismar vakalarında bildirim zorunluluğu bulunduğunu belirterek, öğretmenlerin kendilerini koruyacak bir mevzuata ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Komisyon Başkanı Yusuf Beyazıt da bazı olaylarda öğrencilerin sosyal ilişkilerindeki sorunların ve davranış değişikliklerinin daha erken fark edildiğini ancak müdahale mekanizmalarının yeterince çalışmadığını belirterek, bu alanda yeni çözüm önerileri geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.