Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Şehit

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Şehit haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şehit haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

15 Temmuz şehidi babası Ayanoğlu: "Ben bir evlat verdim, 10 bin evlat kazandım" Haber

15 Temmuz şehidi babası Ayanoğlu: "Ben bir evlat verdim, 10 bin evlat kazandım"

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tarafından 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen hain darbe girişiminin üzerinden tam on yıl geçmesine rağmen o karanlık gecenin izleri akıllarda tazeliğini koruyor. O akşam Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla milli iradesine sahip çıkan Türk Halkı, sokaklara ve meydanlara çıkarak darbeci hainlere karşı milli mücadele vermişti. O karanlık gecenin kahramanlarından şehit Onur Ensar Ayanoğlu ve kardeşi gazi Oğuz Ayanoğlu’nun babası İhsan Ayanoğlu, hain kalkışmada yaşadıklarını İhlas Haber Ajansı’na (İHA) anlattı. "15 Temmuz gecesi ben bir can bir kan verdim" O günün mübarek cuma günü olarak çok güzel başladığını belirten Ayanoğlu, "Akşamına, bu olayı yaşadık hep beraber milletçe. Ama gece saat 02.30-03.00’ten sonra olay tamamen tersine döndü. Ben hep geriye dönük düşündüğüm zaman bizim o gece millet olarak farkında olmadan yaptığımız, bir doğru bir iş vardı; halkımızın sokağa çıkmasıyla bu alçaklar geriden takviye mühimmat gelmediğinden mermileri bitti, ondan sonra teslim oldular. Kötü başlayan bir gece yarısından sabaha aydınlığa ulaştırdık hep beraber milletçe, ülkece, ulusça. 15 Temmuz gecesi ben bir can bir kan verdim bu ülkenin bekası için. Bilenlere kanımız da canımız da helal hoş olsun ama bilmeyenlere ne bu dünyada ne ahir alemde zinhar hakkımı helal etmiyorum" dedi. "Canlı olarak son kez saat 00.00’da Kısıklı’da Cumhurbaşkanımızın konutunun önünde gördüm" Akşam olaylar başladığında çocuklarını telefonla mahalleye getirdiğini söyleyen Ayanoğlu, "Akşam saat 20.30 gibi bu olaylar başladığında, ben çocuklarımı telefonla mahalleye kadar, telefonla getirdim. Saat 21.30 gibiydi, çocuklar mahalleye geldiler. Ben de evdeydim. saat 23.45’de rahmetli oğlum bana telefon açtı, ‘Baba bizim şarjlarımız bitiyor, bize şarj cihazı getirir misin?’ dedi. Oğlum siz neredesiniz ? dedim. ‘Baba biz Kısıklı’da, Cumhurbaşkanımızın konutunun önündeyiz.’ dedi. Saat tam 23.45’di. Tamam oğlum dedim. Demek ki, biz anlayamadık onu, bizi helalleşmeye çağırıyormuş. Eşim de bana refakat etti, beraber Kısıklı’ya çıktık. Orada şarj cihazını verdim, bana sarıldı, annesine sarıldı. Eniştesiyle teyzesi vardı, onlara da sarıldı. Şarj cihazını aldı, en son canlı olarak saat tam 00.00’da Kısıklı’da Cumhurbaşkanımızın konutunun önünde gördüm. Oradan sonra saat 01.30 gibi köprüde insanları vuruyorlarmış diye bir laf konuşuldu. Bizde köprüye gittik. Hiç tanımadığımız insanlarla köprüye gittiğimizde, tam Beylerbeyi metrobüs durağının çıkışına kadar ilerlediğimde oradan daha ileri gidemedik insan selinden. Oraya vardık, böyle 3-5 dakika "Ne oluyor, ne gidiyor?" anlamaya çalışırken silah sesleri duyduk. Herkes yerlere yattı. Ben inan yatmadım. 150 metreden gelecek bir mermi eğer beni hayatıma, yaşamıma sonlandıracaksa yaşamayayım dedim. O zaman nedendir, gene hala daha cevabını kendime bile veremiyorum" ifadelerini kullandı. "27 yaşındaki evladımı morgda, 25 yaşındaki evladımı da ameliyathanede buldum" Ateş açılmaya başlandığında hemen oğlunun aklına geldiğini dile getiren Ayanoğlu, "Aradığımda, ‘Efendim baba’ dedi. Oğlum neredesiniz? dedim. ‘Baba biz gişelerin önündeyiz gişelerin altındayız, kardeşimde yanımda dedi. Oğlum ben insandan gelemiyorum, bari siz geri gelin beraber olalım, olur ya bir şey olur, birbirimize sahip çıkarız dedim. Tamam baba dedi. Tamam dedikten 8 dakika sonra bir kıyamet ateşi başladı ki hepimiz canımızın derdine düştük. Hepimiz asfaltlara yapıştık. Orada asfaltta kaç dakika yattığımı hala daha bilemiyorum 5 dakika desem de yalan, 10 dakika desem de yalan. Böyle bir şuur kaybı yaşadım zannediyorum. Böyle bir silkelendiğimi hatırlıyorum. Kendime geldiğimde bir arabanın bagaj tarafına geçtim de oradan oğluma telefon ettiğimde oğlumun telefonuna başkası baktı. Onur dedim, ‘Amca ben Onur değilim, telefonun sahibi vuruldu. Yere fırlattı telefonu, ben açtım.’ dedi. Ben babasıyım, nerede oğlum dedim. ‘Amca onu polisler hastaneye götürdü ama nereye götürdüklerini bilmiyorum.’ dedi. Telefonu kapattım, küçüğünü aradım. İki defa telefon kapanıncaya kadar çaldı, telefona bakmadı. Ondan sonra arkadaşlarına ulaştım. Amca Onur vurulmuş, Başkent Hastanesi’ne gitmiş, biz oraya gidiyoruz, sen de oraya gel. dediler. Başkent Hastanesi’ne vardığımda saat gece, sabahın 03:00’e çeyrek kalasında, bir oğlumu, 27 yaşındaki evladımı morgda, 25 yaşındaki evladımı da ameliyathanede buldum. Ne yapalım, "Vatan sağ olsun." dedik. O gece bu hainlerin sevinçlerini dünyada bu işin arkasında olan tüm ülkelerin sevinçlerini kursaklarında bıraktığımız için ben bir baba olarak, bir Türk vatandaşı olarak, bir Müslüman olarak ben son derece sevinçliyim" diye konuştu. "7/24 devletimin ve milletimin emrindeyim. Bir ‘Alo’ denilmesi, bir ‘Sokağa çık’ denilmesi yeterli" 27 yaşındaki evladını kaybetmenin üzüntüsünün tarifini mümkün olmadığını aktaran Ayanoğlu, "Hüzün kadar gururu da var. Bu ülke için şehitlik makamı bizim inancımıza göre Peygamberlikten sonraki en yüce bir makam olduğuna inanmış bir milletiz. Evladımız cennete gitti. Bu ülke için, bu millet için 15 Temmuz gecesi bir can bir kan verdi. Onun için diyorum ki, bu işi bilenlere kanımız da canımız da helal hoş olsun. Bilmeyenlere de ne bu dünyada ne ahir alem de zinhar hakkımı helal etmiyorum. Hainler bitmez, bitmez derken de biz kabuğumuza çekilecek halimiz yok. Benim iki tane evladım var, bir de ben, kendi ailemden üç kişiyiz. 7/24 devletimin ve milletimin emrindeyim. Bir ‘Alo’ denilmesi, bir ‘Sokağa çık’ denilmesi yeterli. Bana bunu çok sordular. Bunlar bir daha yapmak isterler, öyle olur, böyle olur. Ben de o zaman şunu dedim, eğer cesaretleri varsa, mahallinde bedelini ödemeyi gözü alanlar varsa buyursunlar yapsınlar. O gece cebimizde bir tırnak çakısı bile yokken darbeye karşı darbe yaptı bu şerefli millet, bu aziz millet. Bundan sonra öyle darbe yapıyoruz bilmem ne, onlar fasa fiso. Bu saatten sonra öyle mahkeme, karakol, polis yok. Bedelini mahallinde ödemeyi gözü alanlar varsa buyursunlar çıksınlar. Hiç sıkıntı yok, hodri meydan!" şeklinde konuştu. "Ben bir evlat verdim, belki 10 bin evlat kazandım" Oğlunun kendi çapında ismini yaşatmaya çalıştığın anlatan Ayanoğlu şunları söyledi: "Camiye ismi verildi, bizim köyde Kastamonu Cide’de İmam Hatip’te ismi var. Kendi köyümde, limanda ismi var. İzmir Torbalı’da ilkokul ve ortaokulda ismi var. Geçen hatta futbol turnuvasında orada öğrenciler şampiyon olmuşlar, orada lokum dağıttım. İsmi her zaman yaşayacak. Dört tane beş tane okulda ismi var, camide ismi var. Erkek olan ilk torunuma da gene rahmetli oğlumun ismini verdim, Onur Ensar diye, hem normal ismi hem de soy ismi Onur Ensar Ayanoğlu. Vallahi ben bir evlat verdim, belki 10 bin evlat kazandım. Açık yüreklilikle söyleyeyim. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Bizim gidecek başka ne bir vatanımız ne sığınacak bir devletimiz var. Buralarda bu topraklarda doğduk, bu topraklarda Rabbim nasip ettiyse ruhumuzu teslim edip ahir aleme göçeceğiz, ebedi aleme göçeceğiz. Bunun başka izahı yok. Onun için sizler de, ben de, hepimiz bu ülkeye, bu devlete, bu millete sahip çıkacağız. Başka bunun yolu yöntemi yok." Öte yandan, şehit Onur Ensar Ayanoğlu’nun ismi Kısıklı’da yaşadıkları evin hemen karşısında yer alan camiye verildi. Darbe girişiminin ardından yenilenen camii 10 Temmuz 2020’de Şehit Onur Ensar Ayanoğlu Camii adıyla yeniden ibadete açıldı.

Şehit infaz ve koruma memuru Cengiz Yiğit anısına hatıra ormanı oluşturuldu Haber

Şehit infaz ve koruma memuru Cengiz Yiğit anısına hatıra ormanı oluşturuldu

Program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Ardından katılımcıların hep birlikte gerçekleştirdiği fidan dikimi ile hatıra ormanının ilk adımı atıldı. Dikilen her bir fidan, şehit Cengiz Yiğit’in hatırasını yaşatacak anlamlı birer sembol olarak toprakla buluşturuldu. Fidan dikim programının ardından etkinlik, Bursa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’nde düzenlenen anma programı ile devam etti. Anma programı, Kur’an-ı Kerim tilaveti ve mevlid programının ardından İl Müftüsü Yavuz Selim Karabayır’ın yaptığı dualarla sona erdi. Program kapsamında şehit infaz ve koruma memuru Cengiz Yiğit’in eşi ve çocuklarına hediye takdiminde bulunuldu. Duygu dolu anların yaşandığı etkinlikte konuşan Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdür Yardımcısı Hasan Akceviz ile Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çelenk, birlik ve beraberlik vurgusu yaparak şehitlerin emanetlerine sahip çıkmanın önemine dikkat çekti. Düzenlenen fidan dikim etkinliğine; Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcıları Hasan Akceviz ve Fatih Kemal Süt, Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çelenk, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Sadık Bölek, Bursa Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Mahmut Şahin, cumhuriyet başsavcı vekilleri ve cumhuriyet savcıları, il emniyet müdür yardımcısı, il jandarma komutan yardımcısı, ceza infaz kurumu müdürleri, denetimli serbestlik müdürü, ceza infaz personeli, yükümlüler ile şehidin eşi ve çocukları katıldı.

İran Dışişleri Bakanı Arakçi: "Hürmüz Boğazı düşmanlarımıza kapalıdır" Haber

İran Dışişleri Bakanı Arakçi: "Hürmüz Boğazı düşmanlarımıza kapalıdır"

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran takvimine göre yılın son haftasında düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ile bölgedeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu. Geçen yılın İran için zor ancak gurur verici bir yıl olduğunu belirten Arakçi, "Bana göre geçtiğimiz yıl İran tarihinde benzersiz bir yıl oldu. İki savaş yaşadık. Birini geride bıraktık, diğeri ise devam ediyor. Ayrıca birçok şehit verdik. Ancak aynı zamanda gurur, onur ve iftiharla dolu bir yıl oldu. Düşmanların şartsız teslimiyet talebiyle başlattığı bir savaşla karşı karşıya kaldık, ancak 12 günün sonunda bu kez kendileri şartsız ateşkes istemek zorunda kaldı. Aynı senaryo bu kez daha büyük bir şiddet ve güçle yeniden tekrarlandı. Tüm imkanlarını seferber ederek bu kez o sonucu elde etmeye çalıştılar" dedi. "Hürmüz Boğazı düşmanlarımıza kapalıdır" Hürmüz Boğazı'na ilişkin de konuşan Arakçi, "Bugün, savaşın başlamasından yaklaşık 15 gün sonra, Hürmüz Boğazı'nın güvenliğini sağlamak için dün düşman saydıkları kişilere başvuruyorlar. Diğer ülkelerden gelip Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasına yardım etmelerini istiyorlar. Hürmüz Boğazı açık ancak düşmanlarımıza, yani ülkemize saldıranlara ve onların müttefiklerine kapalıdır" İfadelerini kullandı. "Ateşkes talebinde bulunmadık" İran'ın direnişi sürdüreceğini vurgulayan Arakçi, "ABD'ye hiçbir mesaj göndermedik ve ateşkes talebinde bulunmadık. Ancak bu savaş bir daha tekrarlanmayacak şekilde sona ermelidir. Ateşkes istemediğimizi söylememizin nedeni savaşa hevesli olmamız değildir. Bu kez savaş, düşmanlarımızın bu saldırıları ve saldırganlıkları bir daha tekrarlamayı akıllarından bile geçiremeyecekleri şekilde sona ermelidir. Sanırım şimdiye kadar iyi bir ders aldılar ve hangi milletle karşı karşıya olduklarını anladılar. Kendini savunma konusunda hiçbir tereddüt göstermeyen, gerektiğinde savaşı sonuna kadar sürdürmeye ve gerekli gördüğü her yere taşımaya hazır bir milletle karşı karşıyalar" şeklinde konuştu.

Nilüfer Belediyesi’nden şehit ve gazi ailelerine vefa iftarı Haber

Nilüfer Belediyesi’nden şehit ve gazi ailelerine vefa iftarı

Nilüfer Belediyesi, Ramazan ayının manevi atmosferinde şehit aileleri, gaziler ve gazi yakınlarını aynı sofrada buluşturdu. Gold Majesty Otel’de düzenlenen iftar programına; Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zafer Milli, eski Milli Savunma ve Milli Eğitim Bakanı Turhan Tayan, CHP Nilüfer İlçe Başkanı Özgür Şahin, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları, meclis üyeleri, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda şehit ve gazi yakını katıldı. Din görevlisi Mehmet Çelebi’nin duasıyla açılan oruçların ardından programın açılış konuşmasını yapan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, yaklaşan 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıldönümüne dikkat çekerek birlik ve beraberlik mesajları verdi. Şehitlerin hikayeleri anı parkında yaşatılacak Şehit aileleri ve gazileri baş tacı yapmanın değişmez çizgileri olduğunu vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, Esentepe Mahallesi’nde hayata geçirilmesi planlanan yeni bir projenin detaylarını da paylaştı. Başkan Şadi Özdemir, "Tuna Caddesi’nden Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’na girerken sol tarafta kalan büyük alanı ‘Şehitler Anı Parkı’ yapıyoruz. Çanakkale’den Milli Mücadele’ye, Kore Savaşı’ndan Cumhuriyet dönemine kadar vatan uğruna hayatını kaybeden tüm Nilüferli şehitlerimizin adını bu parkta yaşatacağız. 2026 yılında tamamlamayı planladığımız 2 bin 956 metrekarelik bu projenin 690 metrekaresi yeşil alan olacak. Parkta yer alacak anıtta tüm şehitlerimizin ismi bulunacak. Ziyaretçiler, isimlerin yanındaki karekodu telefonlarına okutarak o şehidimizin hayat hikayesini doğrudan dinleyebilecek" dedi. Başkan Şadi Özdemir ayrıca, organizasyona ev sahipliği yapan otel yönetimi ile destek veren derneklere teşekkür etti. "Şehitlerimizin hatırasını yaşatmak ortak sorumluluğumuz" Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Zafer Milli ise, vatanın bağımsızlığı ve halkın huzuru uğruna can veren kahramanların fedakarlıklarının asla unutulmayacağını belirterek, "Şehitlerimizin hatırasını yaşatmak ve gazilerimizin onurlu mücadelesine sahip çıkmak hepimizin ortak sorumluluğudur" ifadelerini kullandı. Programda söz alan Bursa Emniyet Teşkilatı Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma Derneği Başkanı Nevin Fırtına, Türkiye Muharip Gaziler Derneği Bursa Şube Başkanı Adem Erdem ve Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Bursa Şube Başkanı Haşim Sivri de birer konuşma yaparak, kendilerini yalnız bırakmayan Nilüfer Belediyesi’ne ve Başkan Şadi Özdemir’e teşekkürlerini ilettiler. İftar programı, dernek temsilcilerinin günün anısına Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’e hediye takdim etmesiyle sona erdi.

Erdoğan: "Biz toplumun her kesiminin hak ve özgürlüklerini genişletmeye odaklanıyoruz" Haber

Erdoğan: "Biz toplumun her kesiminin hak ve özgürlüklerini genişletmeye odaklanıyoruz"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe Millet Sergi Salonu’nda düzenlenen "Emek Sofrası Buluşması" iftar programında yaptığı konuşmada, kendi iktidarlarından önce işçi ve emekçilerin haklarına yönelik verilen sözlerin tutulmadığını bu sözlerin kendi iktidarları döneminde gerçeğe dönüştüğünü söyledi. Erdoğan, yıllarca bazı kesimlerin de haklarının elinden alındığını söyleyerek, kendi iktidarlarında bu hakların geri iade edildiğini ancak bu iadelerden de rahatsızlık duyanlar olduğunu belirtti. "Gazze’li kardeşlerimiz bir kez daha imanlarıyla tüm Müslümanlara örnek oluyor" Konuşmasının başında Gazze ve Sudan’da Müslümanların zor şartlarda oruç tutup, iftar yaptığını hatırlatan Erdoğan, "Müslümanlar olarak bir taraftan 11 ayın sultanı Ramazan-ı Şerif’e erişmenin coşkusunu yaşıyor, diğer taraftan da Gazze’de Sudan’da ve daha birçok yerde sıkıntı çeken, eziyet gören bir kuru ekmek, bir tas çorba ile iftar yapmak zorunda kalan kardeşlerimizin sızısını yüreğimizde hissediyoruz. 10 Ekim’de bizim de çabalarımızla sağlanan ateşkese rağmen hukuk tanımaz İsrail hükümeti Gazze ve Batı Şeria’ya yönelik saldırılarını artırarak sürdürüyor. İsrail’in saldırıları sonucu 11 Ekim’den bu yana 615 Filistinli şehit oldu. 2 bine yakın Filistinli kardeşimiz yaralandı. İnsani yardım malzemelerinin girişinde halen ciddi güçlükler çekiliyor. Gazze’nin nefes borusu olan refah sınır kapısında kısıtlamalar, zulümler, İsrail’in keyfi davranışları maalesef devam ediyor. Yıkıntılar arasında kurşun ve şarapnel izleriyle dolu derme çatma binalarda iftar yapan, son derece çetin şartlar altında oruç tutan ama bunlara rağmen zalime boyun eğmeyen Gazze’li kardeşlerimiz bir kez daha imanlarıyla tüm Müslümanlara örnek oluyor" diye konuştu. "İlk günden itibaren hedefimiz işçi, işveren ve kamu görevlisi dahil herkesin hukukunun korunduğu bir sistemi ülkemize kazandırmaktı" Emek, alın teri ve helal kazancın kutsal değerleri olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu kavramlar adaletle, hakkaniyetle ve refahla yoğrulmuş tarihimizin köşe taşlarıdır. Asırlar boyunca Ahi Teşkilatımız, Loncalarımız ve Orta Sandıklarımız sadece işçiyle işverenin hukukunu korumakla kalmamış. Aynı zamanda toplumsal düzenin en sağlam teminatlarından biri olmuştur. Ahi Evran’ın eşine, işine, aşına özen göster sözü dün olduğu gibi bugün de çalışma hayatımızın temel felsefesini oluşturuyor. Emeği mukaddes gören ve alnındaki ter kurumadan emeğin karşılığının ödenmesini emreden bir dinin mensupları olarak 2002 yılından beri siz değerli kardeşlerimin hakkını vermeye adil ve huzurlu bir çalışma iklimi inşa etmeye gayret gösterdik. İlk günden itibaren hedefimiz işçi, işveren ve kamu görevlisi dahil herkesin hukukunun korunduğu iş barışının en ideal seviyede sağlandığı bir sistemi ülkemize kazandırmaktı. Ne ülkemizdeki malum çevreler gibi sermaye düşmanlığı yaptık, ne sermayeyi renklere ayırdık, ne de rızkını alın teri dökerek kazanan emekçi kardeşlerimizin haklarının gasp edilmesine göz yumduk. Dengeli, sağduyulu ve rasyonel politikalarla işçilerimizin memurlarımızın, sendikalarımızın şartlarını iyileştirmek, refah seviyelerini yükseltmek için çaba harcadık" ifadelerini kullandı. "Ana muhalefet partisinin Anayasa Mahkemesi’ne taşıyıp iptal ettirdiği toplu sözleşme ikramiyesini yeniden biz yürürlüğe koyduk" Kendi iktidarlarında, emekçilere daha önce verilip tutulamayan sözleri yerine getirdiklerini ve bunun yanında birçok hakkı emekçilere kazandırdıklarını belirten Erdoğan, "Yıllardır bizden önceki siyasilerin vaatlerinden öteye gitmeyen alanlarda, devrim niteliğinde adımları attık. Değerli kardeşlerim, bakın burada öne çıkan reformlarımızı sizlerle kısaca paylaşmak isterim. 1 Mayıs biliyorsunuz bu ülkede yıllarca en fazla tartışma konusu olan hususlardan biridir. 1 Mayıs’ı Emek ve Dayanışma Günü olarak resmi tatil ilan ederek bütün bu gereksiz tartışmalara biz son verdik. İşçi kardeşlerimizin daha emniyetli koşullarda çalışmalarını temin etmek için iş sağlığı ve güvenliği kanununu çıkardık. Sendikaların kuruluş şartlarını biz kolaylaştırdık. Sendikalar ve toplu iş sözleşmesi kanununu revize ederek iyileştirdik. Sendikal güvenceleri ve grev hakkını biz güçlendirdik. Kamu görevlilerimize toplu sözleşme hakkı tanıdık. Ana Muhalefet Partisi’nin Anayasa Mahkemesine taşıyıp iptal ettirdiği toplu sözleşme ikramiyesini yeniden biz yürürlüğe koyduk. Kamuda başörtüsü yasağını kaldırarak kadınların çalışma hayatındaki hak ve özgürlüklerini garanti altına aldık. Kamu çalışanlarımız artık Cuma izni, hac izni gibi haklardan tam ve etkin şekilde yararlanabiliyor" açıklamasında bulundu. "Yıllarca örselenen, keyfi yasaklarla on yıllar boyunca mağdur edilen insanlarımıza yönelik düzenlemelerin kimi çevreleri ciddi manada rahatsız ettiğini görüyoruz" Yaptıkları düzenlemelerle mağdur olan kesimlerin haklarını geri almasından bir kesimin rahatsızlık duyduğunu söyleyen Erdoğan, "Yıllarca örselenen, yıllarca hakları yok sayılan, keyfi yasaklarla on yıllar boyunca mağdur edilen insanlarımıza yönelik bu düzenlemelerin ülkemizdeki kimi çevreleri ciddi manada rahatsız ettiğini görüyoruz. Milletin anayasamızın amir hükümlerine uygun şekilde din ve vicdan hürriyetine sahip olması, inancını kamusal alanda özgürce yaşaması nedense bunlara dokunuyor, bunları adeta zıvanadan çıkartıyor. İşte sizler de inanıyorum ki üzülerek takip ediyorsunuz. Her karış toprağı şehit kanlarıyla yoğrulmuş 1000 yıldır i’la-yı kelimetullah sancaktarlığını üstlenmiş yüzde 99’un Müslüman olan bir ülkede işçinin, memurun, üniversite öğrencilerinin gönül rahatlığıyla cumaya gitmesine, çocukların Ramazan-ı Şerif’in neşesini doya doya teneffüs etmesine laf ediyor, gerici azınlığın provokasyonu gibi son çirkin ve çirkef ifadelerle saldırıyorlar. Laiklik kavramının korkakça arkasına saklanıp, milletin inanç değerlerine ateş eden 27 Mayıs’tan beri milli iradeye yönelik darbe girişimlerinde cuntacılara sivil alanlarda tetikçilik yapma dışında hiçbir görevi olmayan Türkiye’nin 23 yılda yaşadığı değişimi içlerine sindiremeyen zihnen ve fikren fosilleşmiş bu güruhun hezeyanlarına sadece gülüp geçiyoruz. Onlar ne derse desin. Hangi bildiriyi yayınlarsa yayınlasın. Biz toplumun her kesiminin hak ve özgürlüklerini genişletmeye odaklanıyoruz. İnşallah bundan sonra da aynı hassasiyetle hareket edeceğiz" ifadelerini kullandı. "Meydanlarda emekli ve emekçiye ve bol keseden vaat dağıttığı halde göreve gelince verdiği sözleri unutanlardan olmadık" Kendisinin de çalışma hayatına genç yaşlarında İETT’de işçi olarak adım atmış olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: "İster özel sektörde, ister kamuda olsun helal rızık peşinde koşmanın nasıl bir mücadele gerektirdiğinin gayet farkındayım. Aynı şekilde çalışmak, üretmek, ülkemiz ekonomisine katkı sunmak kadar emeğinin karşılığını almanın da emniyetinin bilincindeyiz. Bunun için siyasi hayatımızın hiçbir döneminde bazıları gibi siyasi emelleri için emeği ve emekçiyi istismar edenlerden olmadık. Meydanlarda emekli ve emekçiye ve bol keseden vaat dağıttığı halde göreve gelince verdiği sözleri unutanlardan olmadık. Kendi işçisi maaş alamadığı için belediye önünde eylem yaparken tropik adalarda zevk-ü sefa içinde keyif çatanlar gibi olmadık. Hep sırtımızda yumurta küfesi taşıdığımızın 86 milyonun emanetini ve sorumluluğunu taşıdığımızın şuuruyla hareket ettik. Devletimizin imkanları genişledikçe bundan 86 milyonun tamamının elbette emekçilerin, emeklilerimizin, memurlarımızın da adil bir şekilde yararlanmasını sağladık. Maaş artışları, disiplin affı, refakat izni ve ek ödemeler gibi alanlarda yaptığımız düzenlemelerle memurlarımızın özlük haklarını iyileştirdik. Kamu görevlilerimizin ücret artış oranlarını zam ve tazminatlarını, sosyal desteklerini enflasyona ezdirmeyecek şekilde biz düzenledik. Emeklilerimizin yılda iki defa olmak üzere bayram ikramiyesi ve banka promosyonu gibi yeni haklardan istifade etmelerini temin ettik. Geçmişte ilaç ve hastane kuyruklarında ömür tüketen vatandaşlarımızın tüm sorunlarını giderdik. Sağlık ve sosyal güvenlik sistemini sorunsuz şekilde işler hale getirdik. Kamu kurumlarındaki alt işveren işçilerine ve sözleşmeli personele kadro verdik. Geçici işçilerin tam yıl çalışabilmesini önüne açtık. Daha nice düzenlemeyi, yeniliği, projeyi devreye alarak çalışanlarımızı her alanda destekledik. Teşvik ettik, güçlendirdik. İnşallah bundan sonra da sizlerin yanında olmaya devam edeceğiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.