Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Savunma Sanayii

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Savunma Sanayii haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Savunma Sanayii haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Yunanistan'a net uyarı Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Yunanistan'a net uyarı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye’nin serinkanlı ve sağduyulu yaklaşımını her kim bir acziyet olarak okuyorsa, açık söylüyorum, vahim bir hata yapıyor demektir. Yunanistan, girdiği bu yanlış yoldan dönmeli, gayri askeri statüdeki adaları silahlandırmaktan vazgeçmelidir" dedi. Kırgız Cumhuriyeti’nin ev sahipliğinde icra edilen Şanghay İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’ne katılmak üzere Bişkek’e giden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’ye dönüş yolunda uçakta bulunan gazetecilere zirveye dair değerlendirmelerde bulunarak gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bundan 30 yıl önce ‘Şanghay Beşlisi’ ismiyle temeli atılan Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nın zaman içerisinde yaklaşık 30 ülke ve uluslararası kuruluşu bünyesinde toplayan en büyük bölgesel teşkilat haline geldiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Asya Pasifik bölgesi ile Orta Doğu’yu bünyesinde buluşturan yegane yapı olan bu teşkilat, toplam 35 trilyon doları bulan bir ekonomik yapıyı ve 4 milyarın üzerinde nüfusu temsil ediyor. Bizim de sadece teşkilat üyesi ülkelerle ticaret hacmimiz yıllık 150 milyar dolara yaklaşıyor. Türkiye olarak gelişen ekonomimiz ve Doğu ile Batı arasındaki stratejik konumumuz gereği bu büyük ekonomik ve beşerî coğrafyayla ilişkilerimizi artırmanın gayretindeyiz. Esasen 2019 yılında ilan ettiğimiz ‘Yeniden Asya’ girişimimiz de bu düşüncemizin yansımasıdır. Şanghay İşbirliği Teşkilatı’yla bizi birbirimize yaklaştıran bir diğer önemli husus, paylaştığımız bölgesel sahiplenme kültürüdür. Zirvede yaptığım hitapta bu hususa dikkat çekerken aynı zamanda çok taraflılığı ve iş birliğini esas alan diplomatik yaklaşımımızı anlatma fırsatı buldum. Küresel adalet, istikrar ve sürdürülebilir kalkınmadan ayrı düşünülemeyecek olan iklim değişikliği ile mücadele ve enerji gibi konulardaki çalışmalarımız hakkında bilgi verdim" ifadelerini kullandı. "Bizimle aynı değerlere sahip her girişimin doğal parçası olmayı sürdüreceğiz" Zirve kapsamında mevkidaşlarıyla da görüşmelerinin olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Azerbaycan, Kırgızistan ve Rusya Federasyonu liderleriyle gündemimizdeki konuları ayrıntılı şekilde ele aldık. Ayrıca aralarında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin de yer aldığı muhataplarımla fikir teatisinde bulunduk. Kıymetli basın mensupları, hep söylediğimiz üzere en batıdaki Asyalı ve en doğudaki Avrupalı ülke olarak bizimle aynı değerlere sahip her girişimin doğal parçası olmayı sürdüreceğiz. Bilhassa bölgemizde vuku bulan çeşitli çatışma ve krizlerin uluslararası hukuk temelinde diyalog ve diplomasiyle çözümüne yönelik ilkeli tutumumuzu devam ettireceğiz. Bu düşüncelerle ziyaretimizin ülkemiz, milletimiz, bölgemiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum" açıklamasında bulundu. "Türkiye, hem Batı hem de Doğu ile dengeli ilişkiler geliştirebilen, bağlarını da bu ölçüde derinleştirebilen bir ülke" Bişkek Zirvesi’nde alınan kararların, Türkiye ile Şanghay İşbirliği Teşkilatı arasındaki ekonomik ilişkileri nasıl etkileyeceği ve Türkiye’nin, Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile iş birliğini tam bir üyeliğe taşıma ihtimalinin sorulması üzerine konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Öncelikle Bişkek Zirvesi, ülkemizin ekonomik, siyasi ve stratejik seçeneklerini çeşitlendirme iradesinin somut bir göstergesi olmuştur. Türkiye olarak, Şanghay İşbirliği Teşkilatı’na üye ülkelerle ikili düzeyde ticari ve ekonomik ilişkilere sahibiz. Çin’den Orta Asya’ya, Rusya’dan Güney Asya’ya uzanan geniş coğrafyada, Türkiye’nin ticari ve ekonomik açıdan büyük fırsatlar barındırdığını artık herkes görüyor. Teşkilatla ilişkilerimizde çok yönlü dış politika anlayışımızın yansıması olarak son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedildi. Türkiye, hem Batı hem de Doğu ile dengeli ilişkiler geliştirebilen, bağlarını da bu ölçüde derinleştirebilen bir ülke. Türkiye’nin bu yaklaşımı, küresel sorunlara iş birliği ve etkin çok taraflılık temelinde çözüm bulma amacını da kuvvetlendiriyor. Şanghay İşbirliği Teşkilatı ile önümüzdeki süreçte ilişkilerin daha ileri seviyelere taşınması da bizim açımızdan mümkün. Şunun da altını özellikle çizmek isterim. Türkiye’nin teşkilata üyelik perspektifi, bir bloktan bir kopuş, Batı’ya sırt çevirme anlamına asla gelmez. Hedefimiz; 360 derecelik bir vizyonla kendi ağırlığımızı artırmaktır" dedi. "Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın bir an önce barışla neticelenmesi bizim de Sayın Putin’in de beklentisidir" Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le gerçekleştirdiği görüşmenin detaylarının sorulmasına cevap veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu görüşmede özellikle Rusya-Ukrayna arasındaki gelişmeleri ele alma imkanımız oldu ve çok verimliydi. Çok çok samimi bir havada geçti. Enerjiden ticarete, turizmden yatırımlara kadar birçok alanda Rusya ile önemli bir iş birliğimiz var. Hepsinden öte, milyonlarca Rus turisti ülkemizde ağırlıyoruz. Başka herhangi bir ülkeden böyle bir turist Türkiye’ye gelmiyor. Önceleri biliyorsunuz Almanya da iyi bir konumdaydı. Ama Rusya sonra onları aştı. Türkiye, bölgemizdeki çatışmaların barışçıl noktadaki çözümünde roller üstleniyor. Özellikle Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın bir an önce barışla neticelenmesi bizim de sayın Putin’in de beklentisidir. Bir an önce istiyoruz ki; bu bölgede Rusya-Ukrayna arasında bir barış süreci de gerçekleşsin, bölgeye barış egemen olsun. Bu savaşın hem bölgemiz hem dünyamız, hem de taraflar için hayırlı bir sonuç doğurmadığı ortada. Peki bundan Putin memnun mu? Memnun değil. Bir an önce bu işin hayırlısıyla sonuçlanmasını o da bekliyor. Biz barış için elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu Putin’e ifade ettik. Savaşın değil, barışın kazanacağı bir gerçek. Bunun için de her türlü gayreti göstermeye hazırız" diye konuştu. "(Mekke İttifakı) Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye dengesi birçok aktörün açıktan bu ittifakı eleştirmesini zorlaştırıyor" İstanbul’da gerçekleştirilen Mekke İttifakı’nın ilk toplantısı hakkında sorulan bir soruya dair değerlendirmede bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İstanbul’da gerçekleştirilen toplantı çok çok önemli. Bu ittifakın ilk ve somut adımını atmak üzere Strateji, Siyaset ve Askeri Komitesi toplandı. Üç ülkeden Dışişleri Bakanları, Milli Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları bir araya geldiler. Burada, bir an önce somut adımlar atılması yönündeki yaklaşımımıza binaen, teknik olarak yapılması gereken konuları ortaya koyduk. Bunların başında sekreteryanın kurulması ve işlerlik kazandırılması gerekiyor. Burada askeri ve siyasi konuların ele alınması lazım. Savunma sanayii, önemli bir iş birliği alanı. Bir de askeri operasyonel iş birliği alanı kapsamında askeri eğitimler, askeri standardizasyon, askeri tehdit, imkan ve kabiliyetlerin paylaşılması bunun gibi teknik konular ele alındı. Bunlar hangi zamanlamayla nasıl hayata geçecek, onun kararları alındı. Bu ittifaka açıktan tepki koyan çok az ülke var, ama gizliden tepki koyan ülkeler de mevcut. Özellikle Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye dengesi birçok aktörün açıktan bu ittifakı eleştirmesini zorlaştırıyor. Bu ittifak, bölgemizde istikrar ve güvenlik için kurulmuştur. Biz yolumuza kardeşlerimizle birlikte, güçlenerek devam edeceğiz" ifadelerine yer verdi. "‘Terörsüz Türkiye’ sürecini bir takvim meselesinden öte bir hedef meselesi olarak görüyoruz" ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin nihayete ermesinin ne kadar zaman alacağı yönündeki bir soru hakkında değerlendirmede bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu tür olaylarda zaman vermek, yani bir takvim ortaya koymak, bu işi zamanlamak mümkün değil. ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini bir takvim meselesinden öte bir hedef meselesi olarak görüyoruz. Olaya böyle bakacağız. Elbette devlet olarak bizim bir yol haritamız var, bir planımız, bir takvimlendirmemiz var. Sürece dair ilgili kurumlarımız şu anda eş güdüm içinde çalışıyor. Bugün geldiğimiz noktada Meclis’imizin ortaya koyduğu güçlü mutabakat önemlidir, çok kıymetlidir. Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz başkanlığında oluşturulan takip kurulu atılacak adımları, yasada tanımlanan görevler çerçevesinde planlamaya başlamıştır. Yasanın uygulanmaya başlanması için ise örgütün fiilen silah bırakması ve tasfiye olması gerekir. Bu konuda tespit ve teyitlerin nasıl yapılacağı ise bellidir. Süreç adım adım ilerlemektedir. Süreç, bütün her şeyiyle dar kalıplara hapsedilmemiştir. Bu yönde de bir rahatlık söz konusudur. Meseleye devlet ciddiyetiyle yaklaşıyor ve adımlarımızı da buna göre atıyoruz. Milletimiz de Terörsüz Türkiye’ye desteğini ortaya koymuştur. Böylesi provokasyona açık süreçlerin çok uzamaması gerekir. Bu noktada Meclis Başkanımız da dahil olmak üzere Grup Başkanlarımız her türlü hassasiyeti gösteriyor ve yola da bu kararlılık içerisinde devam ediyoruz" ifadelerini kullandı. "Bilinsin ki; toplumsal bütünleşmeye hizmet etmeyen her söylem, kaosa katkı sağlar, başka herhangi bir işe yaramaz" İç cephenin güçlendirilmesi konusunda bazı söylemlerin sürece zarar verme ihtimalinin bulunmasına dair sorulan soruya cevap veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz meseleye dar çerçeveden bakamayız. Samimi olacağız. Sorumlu olacağız. Sağduyulu olacağız. Kardeşliğimizi koruyacağız. En geniş perspektiften konuya yaklaşıyor ve hedefe de böylece odaklanıyoruz. Milletin kardeşliğini zedeleyen, toplumsal bütünleşmeyi yaralayan, terörün geçmişte oluşturduğu fay hatlarını yeniden harekete geçirme riski olan yaklaşımları hoş göremeyiz. Siyasi kimlik taşıyan bazı kimselerin birtakım ölçüsüz söylemleri olabilir. Bunu, süreci enfekte etmek için yapanlar da çıkabilir. Bilinsin ki; toplumsal bütünleşmeye hizmet etmeyen her söylem, kaosa katkı sağlar, başka herhangi bir işe yaramaz. Açıkçası, milletimizin bu tür tahriklere karşı ben bir direnç geliştirdiğini düşünüyorum. Bu süreci millet mayalamıştır ve maya da tutmuştur. İç cepheyi güçlendirmek, farklılıkları yok etmek değildir. Bunu boşuna söylemedik. İç cepheyi güçlendireceğiz. Farklılıklarımızla birlikte Türkiye paydasında kenetleneceğiz. Biz buna ‘Büyük Türkiye Mutabakatı’ diyoruz. Bunu unutmayalım. Biz menzile ulaşmak için ne yaptığımızı bilerek bu yolda ilerliyoruz" dedi. "Terör defteri artık kapanmalı, silahın, şiddetin devri artık kapanmalı" PKK’nın Suriye’deki yapılanması YPG-PYD’nin fesih kararıyla ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine konuşan Erdoğan, "Açıklanan karardan kardeş Suriye halkı adına doğrusu memnuniyet duydum. Alınan kararı ve entegrasyonun sağlanmasını olumlu değerlendiriyoruz. Kararın sahada uygulamasını hem Suriye tarafı hem Suriye ile çok uzun bir sınır hattı bulunan bir komşu ülke olarak biz, elbette takip ediyoruz. Suriye’nin bütün unsurlarıyla bir ve bütün olmasını en çok biz arzu ederiz. Suriye’de sürdürülebilir kalkınma ve kapasite artışı için bu önemlidir. Bizler bunun için Suriyeli kardeşlerimizin hep yanında olduk, bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğiz. Bu konuda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, maşallah zor süreçleri başarıyla yönetmiştir ve yönetiyor. Hem entegrasyon sürecinden hem de Suriye halkının kısa sürede elde ettiği kazanımlardan ümitvarız. Ben bu sürecin sadece Türkiye ve Suriye için değil, bütün bölge için yeni bir dönemin kapısını aralayacağına inanıyorum. Terör defteri artık kapanmalı, silahın, şiddetin devri artık kapanmalı" açıklamasında bulundu. "Amerika da artık Suriye’nin gerçeklerinin farkına vardı" ABD’nin de Suriye’nin bütünlüğünü koruyacak söylemlerinin sorulması hakkında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu: "Türkiye olarak biz, Suriye konusunda dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Suriye’nin terör örgütlerinin cirit attığı bir alan olamayacağını, buradaki istikrarsızlığın bütün bölgeye yayılabileceğini söyledik ve neticede haklı çıktık. Demek ki Amerika da artık Suriye’nin gerçeklerinin farkına vardı. Suriye halkı çok ağır bedeller ödedi ama vatanlarına sahip çıktılar. Şimdi de bütün Suriye’yi inşa etmek için çalışıyorlar. Bu konuda bütün komşu ve Suriye’ye dost ülkeleri Suriye’nin yeniden inşa ve imarına yardımcı olmaya davet ediyorum. Ve bu çağrımızı yapacağız, yapmaya devam edeceğiz. Suriye’deki durum bizim vizyonumuzun ne kadar doğru, Suriye politikamızın ne kadar gerçekçi olduğunu kanıtlaması yönüyle de önemli. Provokasyonlarla mücadele konusu da önemli. Suriye’nin iç barışına darbe vurmak isteyenlere alan açılmaması şart. Suriye’nin istikrarına giden yol, fitne tohumlarını temizlemekten geçer." "Türkiye, F-35 programının ortaklarından biriydi. Bu program kapsamında ciddi katkılar sundu. Türkiye’nin programa tekrar dahil olması konusunda görüşmelerimiz sürüyor" Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil edilmesi meselesiyle bağlantılı olarak S400’lerin üçüncü bir ülkeye devrinin Putin ile görüşülüp görüşülmediği konusunun sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Putin’le ikili gündemimizdeki her konuyu ele aldık. Biliyorsunuz, Türkiye, F-35 programının ortaklarından biriydi. Bu program kapsamında ciddi katkılar sundu. Türkiye’nin programa tekrar dahil olması konusunda da görüşmelerimiz sürüyor. Amerika’daki süreçlerin bir an önce tamamlanmasıyla bu meselenin geride bırakılacağını düşünüyoruz. Tüm bu diplomatik çabalarımızı yürütürken de KAAN’dan vazgeçmiyoruz. Kendi hava savunma sistemlerimizi geliştirmekten vazgeçmiyoruz. Aksine Türkiye’nin seçeneklerini artırıyoruz. İşte güçlü Türkiye budur. Güçlü Türkiye’nin yol haritası budur" yanıtını verdi. "Karadeniz’de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı şekilde sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç var" Rusya-Ukrayna arasında yaşanan savaş sürecinde Karadeniz’de zaman zaman ticari gemilerin hedef haline gelmesinin Putin ile olan görüşmede gündeme gelip gelmediğinin sorulması üzerine cevap veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yalnız Türk bayraklı veya Türk işletmecilerin kullandığı gemiler değil, Karadeniz’deki bütün sivil deniz taşımacılığının güvenliği bizim için önemli. Taraftar arasındaki mücadele, sivillerin ve ticari hayatın güvenliğini ortadan kaldıracak bir noktaya taşınmamalıdır. Bu nedenlerle çok daha geniş bir perspektifle hareket ediyoruz. Bu sorunu çözmemiz lazım. Çünkü artık verdiği zarar giderek katlanıyor. Karadeniz’de ticari deniz taşımacılığının güvenliğini kalıcı şekilde sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç var. Şunu açıkça söylemek isterim ki, tahıl krizinin özellikle Afrika kıtasında yeniden baş gösterdiğini görüyoruz. Sorun daha da büyümeden inisiyatif alınmasında fayda var" şeklinde konuştu. "Yunanistan, girdiği bu yanlış yoldan dönmeli, gayri askeri statüdeki adaları silahlandırmaktan vazgeçmelidir" Yunanistan’ın son günlerdeki Türkiye’ye karşı adımlarının ve son olarak Yunanistan’ın gayri askeri statüdeki adaları silahlandırmaya devam etmesi durumunda Türkiye’nin yaklaşımının nasıl olacağının sorulmasının üzerine değerlendirmede bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: "Ne yapalım? Bize düşen nedir? Gereğini yapmak. Yunanistan’la biz iyi komşuluk temelinde yürüyelim diyoruz. Kara parçamızdan, şöyle Kaş’tan Yunanistan’a bir ses versek duyarlar değil mi? Ama biz her konuda samimi olduk. Yapıcı davranan taraf olduk. Fakat çoğu zaman iyi niyetimizin karşılığını göremedik. Bir defa Yunanistan’ın şunu artık anlaması lazım, Türkiye’nin, kimsenin toprağında gözü yoktur ancak kimseye de haklarını çiğnetmez. Uluslararası anlaşmaların hiçe sayılması ve bunların çiğnenmesi kimseye fayda sağlamayacaktır. Türkiye’nin serinkanlı ve sağduyulu yaklaşımını her kim bir acziyet olarak okuyorsa, açık söylüyorum, vahim bir hata yapıyor demektir. Yunanistan, girdiği bu yanlış yoldan dönmeli, gayri askeri statüdeki adaları silahlandırmaktan vazgeçmelidir. Tarih, ibret alanlar için çok çok iyi bir yol göstericidir. Biz bölgemizde barış, güvenlik ve istikrar için çalışmaya devam edeceğiz."

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: "Güçlü olmak zorundayız" Haber

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz: "Güçlü olmak zorundayız"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Kocaeli'de düzenlenen TEKNOFEST Mavi Vatan programında, "Burada sağlam bir temel atıldığını görüyoruz. Bu temel üzerinde gelişecek. Ne için önemli savunma sanayii; her şeyden önce güvenlik. Ülkemizin milli güvenliği açısından çok önemli. Caydırıcı bir güç olmamız açısından çok önemli. Dünyanın geldiği hali, bölgemizin halini görüyoruz. Hiç kimsenin merhametine güvenebileceğimiz bir dönemde değiliz. Böyle bir lüksümüz yok. Güçlü olmak zorundayız ama hem güçlü hem haklı olarak yolumuza devam edeceğiz" dedi. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği TEKNOFEST Mavi Vatan'a katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, burada basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Etkinlik alanındaki atmosferi değerlendiren Yılmaz, "Muhteşem bir atmosfer var burada. Geldiğim andan itibaren bunu hissediyorum. Çok kalabalık, milletimizin muazzam bir ilgisi var. Çocuklu aileler görüyorsunuz, bebek diyeceğimiz yaştan çocuklardan yaşlı vatandaşlarımıza varıncaya kadar muazzam bir ilgi var. Öncelikle Mavi Vatan TEKNOFEST'te emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı'na, Deniz Kuvvetleri Komutanlığımıza ve tüm kurumlarımıza yürekten teşekkür ediyorum" dedi. "Türkiye son 25 yılda savunma sanayiinde bir değişim değil, devrim yaşadı" Savunma sanayiindeki gelişmelere değinen Yılmaz, "Burada Türkiye'mizin son çeyrek asırda savunma sanayinde gerçekleştirdiği devrimin deniz boyutu itibarı ile yansımalarını görüyoruz. Yine Bayraktar TB3'ler deniz gücüyle hava gücünün entegre bir anlayış ile ele alındığının örneklerini görüyoruz. İnsanlı, insansız hava ve deniz araçlarının bir arada yer aldığı platformlar görüyoruz. Bütün bunlar bize şunu söylüyor; Türkiye son 25 yılda savunma sanayinde bir değişim değil devrim yaşadı. Bu devrimin mimarı sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan. Bu değişim güçlü bir siyasi irade olmadan başarılamazdı. Bunun arkasına güçlü siyasi iradesini ve istikrarlı bir yönetim anlayışını getiren sayın Cumhurbaşkanımız, bugünkü manzaralarda en büyük teşekkürü hak ediyor" diye konuştu. "Türkiye Yüzyılı'nı bu genç ve çocuklarımızla inşa edeceğiz" Genç nüfusun savunma sanayiindeki rolünü vurgulayan Yılmaz, "Buraya gelen özellikle çocukları ben çok önemsiyorum. Çocukken gördüğünüz şeyler biz de iz bırakıyor. Bütün hayatınız boyunca hayatınıza bir anlam katıyor. Ben inanıyorum ki bu güzel ürün ve manzaraları gören çocuklarımız geleceğe çok daha güçlü ve özgüvenle hazırlanmış olacaklar ve bize nice Selçuk Bayraktar'lar ve Allah rahmet eylesin nice Özdemir Bayraktar'lar genç neslin içinden çıkacak. Buna TEKNOFEST kuşağı diyoruz. Havada karada denizde her yerde TEKNOFEST kuşağını görüyoruz. Bilimi teknolojiyi kullanan hakim olan yenilik üreten, girişimci, milletine ülkesine bağlı gençlik Türkiye Yüzyılı'nında teminatıdır. En sağlam temelidir. Özellikle savunma sanayimizde yaş ortalamamız çok düşük bizim. Türkiye olarak baktığınızda sektörün tamamında yaş ortalaması 34. Baykar gibi iftihar ettiğimiz şirketlerde bu ortalama 30'un altında. Gelişmiş dediğimiz ülkelerde bu yaş ortalaması 50'nin üzerinde. Biz burada şunu söylemiş oluyoruz, gelecek Türkiye'nin. Türkiye Yüzyılı'nı bu genç ve çocuklarımızla inşa edeceğiz" şeklinde konuştu. "Güçlü olmak zorundayız" Savunma sanayiinin önemine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Burada sağlam bir temel atıldığını görüyoruz. Bu temel üzerinde gelişecek. Ne için önemli savunma sanayi; her şeyden önce güvenlik. Ülkemizin milli güvenliği açısından çok önemli. Caydırıcı bir güç olmamız açısından çok önemli. Dünyanın geldiği hali, bölgemizin halini görüyoruz. Hiç kimsenin merhametine güvenebileceğimiz bir dönemde değiliz. Böyle bir lüksümüz yok. Güçlü olmak zorundayız ama hem güçlü hem haklı olarak yolumuza devam edeceğiz. Her şeyden önemlisi bu. İkincisi bağımsız bir dış politika için savunma sanayi vazgeçilmez. Savunma sanayiniz yoksa, güvenlik alanında başkalarına muhtaçsanız bağımsız dış politika izleyemezsiniz" ifadelerini kullandı. "Savunma sanayi demek, teknolojik yetkinliğinizi arttırmak demek" Sivil alandaki teknolojik gelişmelere değinen Yılmaz, "Savunma sanayi aynı zamanda teknolojik hamle demek. Burada elde edilen yetkinlikler zamanla sivil alanlara da sirayet ediyor. TEKNOFEST Mavi Vatan'da da biliyorsunuz uzaktan cerrahi operasyonu da gerçekleştirdik. Dünyada ilk kez bu test burada yapılmış oldu. Bunun sağlamış olduğu zeminle belki sağlıkta çok uzak ülkelerdeki insanlara Türkiye'den müdahale etme imkanı olacak. Buradaki yetkinlikler sivil endüstrileri de geliştirecek. Dolayısıyla savunma sanayi demek, teknolojik yetkinliğinizi arttırmak demek. Nitelikli istihdam ve katma değeri yüksek bir ekonomi inşa etmek demek. Bu anlamıyla da çok önemli buradaki etkinlikler. Her anlamıyla iftihar ettiğimiz bir ortam" dedi.

Bakan Yaşar Güler: "TEKNOFEST kuşağının ortaya koyduğu heyecan, azim ve özgüven bizleri gururlandırıyor" Haber

Bakan Yaşar Güler: "TEKNOFEST kuşağının ortaya koyduğu heyecan, azim ve özgüven bizleri gururlandırıyor"

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, "TEKNOFEST kuşağının ortaya koyduğu heyecan, azim ve özgüven bizleri gururlandırırken, Türkiye'nin aydınlık yarınlarına dair inancımızı daha da güçlendirmektedir" dedi. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kocaeli'nin Gölcük ilçesinde düzenlenen TEKNOFEST Mavi Vatan 2026'nın açılışında konuşma yaptı. TEKNOFEST'in, Türkiye'nin Milli Teknoloji Hamlesini denizlere taşıdığına ve bu programda bulunmaktan büyük mutluluk duyduğuna dikkati çeken Bakan Güler, "Milli Savunma Bakanlığımız ile Türkiye Teknoloji Takımı Vakfının yürütücülüğünde, Gölcük Tersane Komutanlığımızda gerçekleştirdiğimiz bu anlamlı buluşmanın gençlerimize yeni ufuklar açmasını, ülkemizin teknolojik ve denizcilik vizyonunu daha da ilerlere taşımasını temenni ediyorum" dedi. "Hedefimiz, Deniz Kuvvetlerimiz dahil, kahraman ordumuzun imkan ve kabiliyetlerini daha üst seviyelere çıkarmaktadır" Türkiye'nin köklü tarihinde denizciliğin her zaman önemli bir yer edindiğinin altını çizen Bakan Güler, şöyle devam etti: "Asil milletimiz yetiştirdiği nice büyük denizciyle bu alandaki gelişmelere de öncülük etmiştir. Bizler de bugün sahip olduğumuz engin denizcilik mirasımızı daha da zenginleştirmek için var gücümüzle çalışmalarımıza devam ediyoruz. Nitekim, ülkemiz sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde son yıllarda savunma sanayii ve yüksek teknoloji alanlarında tarihi bir dönüşüm gerçekleştirirken, bu büyük dönüşümün en güçlü yansımalarından biri de şüphesiz Deniz Kuvvetlerimizin ulaştığı mümtaz seviye olmuştur. Bugün kahraman Deniz Kuvvetlerimiz nitelikli personeli, modern kuvvet yapısı, milli gemileri, denizaltıları, insansız sistemleri ve sürekli gelişen teknolojik kabiliyeti ile Mavi Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasında etkin, caydırıcı ve saygın bir güç olarak görevini sürdürmektedir. Milli Savunma Bakanlığı olarak hedefimiz, Deniz Kuvvetlerimiz dahil, kahraman ordumuzun imkan ve kabiliyetlerini daha üst seviyelere çıkarmaktadır. Bu noktada, bugünün ve yarının teknolojilerine en hızlı şekilde adapte olmak suretiyle yerli ve milli savunma sanayiinde ulaştığımız güçlü seviyeyi daha da yukarılara çıkarmamız gerektiğinin bilincindeyiz. Bu ise ancak ihtiyaçların doğru belirlenmesi, kaynaklarımızın etkin kullanılması ve elbetteki aydınlık yarınlarımızın temsilcisi olarak gençlerimizin potansiyellerini en doğru şekilde ortaya koyabilmesiyle mümkündür. TEKNOFEST gibi organizasyonlar da bu durumun sağlanabilmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır." "TEKNOFEST, çok kıymetli bir platform haline geldi" TEKNOFEST'in gençleri bilimin ve teknolojinin farklı alanlarıyla buluşturduğunu, üretme kültürünü toplumun her kesimine yaygınlaştırdığını ve Milli Teknoloji Hamlesinin insan kaynağını yetiştiren çok kıymetli bir platform haline geldiğine dikkati çeken Güler, TEKNOFEST yarışmalarına bu yıl 1 milyon 600 bin yarışmacının başvurmasının da bunun açık bir göstergesi olduğunu söyledi. Bakan Güler, "Yerli ve milli savunma sanayi yolculuğumuzun önemli bir mihenk taşı olan merhum Özdemir Bayraktar'ın 'Bir çocuk gelsin, bir uçak dokunsun' hayaliyle başlayan bu büyük yolculuk, bugün sizler gibi yüzbinlerce gencimizin bilimle, mühendislikle, teknolojiyle ve üretme heyecanıyla buluştuğu güçlü bir harekete dönüşmüştür. Çok iyi biliyoruz ki, düzenlediğimiz TEKNOFEST Mavi Vatan etkinliği, siz gençlerimizin TCG Anadolu'dan denizaltılarımıza kadar, donanmamızın seçkin platformlarıyla buluşmasına imkan tanıyarak hayallerinize giden yolda değerli bir kazanım olacaktır. Ayrıca, burada düzenlenecek İnsansız Sualtı Sistemleri, Sualtı Roket ve İnsansız Deniz Aracı yarışmalarında ortaya konulacak her fikir ve projenin, geleceğin deniz teknolojilerine atılan yeni bir adım olacağına da yürekten inanıyorum" diye konuştu. "Milli Savunma Bakanlığı olarak siz gençlerimizin ürettiği projelere güçlü bir şekilde destek oluyoruz" Milli Savunma Bakanı Güler, TEKNOFEST kuşağının ortaya koyduğu heyecan, azim ve özgüvenin gururlandırdığını ifade ederek, Türkiye'nin aydınlık yarınlarına olan inancı ise daha da güçlendirdiğini aktardı. Bakan Güler, sözlerini tamamladı: "Bizlere düşen görev, siz genç kardeşlerimizin sahip olduğu büyük potansiyeli desteklemek, hayallerinize ulaşabileceğiniz imkanları oluşturmak, fikirlerinizi projeye, projelerinizi de ülkemize değer katacak teknolojilere dönüştürebileceğiniz güçlü ekosistemi inşa etmektir. Milli Savunma Bakanlığı olarak siz gençlerimizin ürettiği projelere güçlü bir şekilde destek oluyoruz. Yeri gelmişken siz kıymetli gençlerimize şu hususları da özellikle vurgulamak istiyorum. Sizlerin bilime ve teknolojiye duyduğu ilginin, üretmeye yönelik heyecanın ve ülkemizin geleceğinde sorumluluk alma arzusunun her geçen gün güçlendiğini görmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Bu alanlarda çok daha hızlı ilerlemek ve kısa sürede çok fazla yol kat etmek için sizler gibi vizyoner gibi gençlere büyük görevler düşüyor. Zira, gençlerimizin araştıran, tasarlayan, üreten ve özgün projelere öncülük eden özgüvenli bireyler olarak yetişmesi güçlü ve bağımsız Türkiye hedefimizin en önemli teminatlarından da birisi olacaktır. Unutmayınız ki bugün geliştireceğiniz bir proje, tasarlayacağınız bir yazılım veya ortaya koyacağınız yenilikçi bir fikir, yarının stratejik kabiliyetlerinden birisine dönüşebilir. Türkiye'nin teknoloji alanındaki gerçek gücü sizlerin merakı, çalışma azmi, cesareti ve büyük düşünme iradenizle daha da artacaktır. Bu çerçevede çalışmak, hayatınızın ana felsefesi, başarıya ulaşmak için sabır ve disiplin ise bu yolda asla vazgeçemeyeceğiniz iki meziyet olmalıdır. Unutmayınız ki, taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. Tüm bunları yaparken takım çalışmasına önem verin, iş birliğinizi ve dayanışmanızı geliştirin. Farklı bakış açılarından mutlaka faydalanın. Emin olunuz ki, birlikte çalışarak, birbirinize destek olarak daha büyük başarılara imza atabilirsiniz."

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz" Haber

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ghassan Charbel’e mülakat verdi. İngilizce ve Arapça olarak yayımlanan mülakatta Mekke Ortak Savunma Anlaşması hakkında da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgenin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açık olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, üçlü Mekke Anlaşması fikrinin nasıl ortaya çıktığı ve bu anlaşmaya giden süreçte hangi gelişmelerin etkili olduğu yönündeki soruya şöyle cevap verdi: "Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikri, bölgemizde yaşanan gelişmeler karşısında ortaya çıkan yeni şartların ve ortak sorumluluk anlayışının bir neticesidir. Biz her zaman bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi ve çözüme kavuşturulmasından yana olduk. Bizim temel yaklaşımımız hep buydu. Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmeliydi, bunun ilk adımını attık diyebiliriz. Son dönemde yaşananlar, kardeş ve dost ülkeler arasındaki dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Türkiye olarak, anlaşmazlıkların derinleşmesini değil, diyalog ve istişare kanallarının güçlendirilmesini savunduk. Çünkü biliyoruz ki kalıcı barış, sadece çatışmaların sona ermesiyle değil; karşılıklı güven, siyasi irade ve ortak gelecek perspektifi ile mümkün. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da işte bu anlayışın bir sonucu. Burada üç ülkenin bir araya gelmesinin ötesinde bölgemizin istikrarı, kardeş halkların huzuru bakımından tarihî bir sorumluluk üstlendik. Şunu da özellikle vurgulamak isterim ki bu anlaşma bölgemizde huzur ve istikrar isteyen tüm kardeş ülkelere de açık. Türkiye olarak biz, geçmişte olduğu gibi bugün de barıştan, istikrardan ve kardeşlikten yana tavır koymaya devam ediyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da bu iradenin somut bir tezahürü olarak görüyor ve taraf ülke sayısını artırmaktan da çekinmiyoruz. İnşallah Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye olarak bölgemizde yeni bir iş birliği ve dayanışma döneminin kapısını araladık. Bu kapıyı hep açık tutmak, barış ve istikrarın güçlenmesine katkıda bulunmak iradesine sahip ülkeleriz." "Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır" Anlaşmanın ABD ile İran arasındaki gerilimin seyriyle bağlantılı olup olmadığı sorusunu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan şu şekilde yanıtladı: "ABD ile İran arasındaki gerilimin seyri elbette bölgesel gelişmeler bakımından önemli. Ancak Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur. BM Şartı’nın 51’inci maddesinde tanımlanan savunma hakkını da teyit eden anlaşma, hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açıktır. Nitekim bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır. Bu, bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım olacaktır. Bugün attığımız adımın da evveliyatı elbette vardır. Çok uzun zamandan beri bu anlaşma, birlikte imza attığımız ortaklar ve diğer bölge ülkeleriyle görüşmelerimizde ele aldığımız konulardan birisini oluşturmuştur. Bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için ilgili ülkelerin düzenli istişare içerisinde olması gerektiğini uzun zamandır ifade ediyoruz ve buna göre hareket ediyoruz. Çünkü bölgenin meselelerinin çözümünde dışarıdan dayatılan reçetelerin ne gibi felaketlere yol açtığını biliyoruz. Bu yüzden de Türkiye olarak her zaman bölge ülkelerinin kendi iradesi ve ortak aklı belirleyici kılma yönünde politika yürütüyoruz. Dolayısıyla Mekke’de ortaya çıkan üçlü mekanizmayı, günübirlik gelişmelere verilmiş bir tepki olarak göremeyiz. Attığımız adım değişen bölgesel şartlar karşısında ortaya konulan stratejik bir iradedir. Türkiye olarak her zaman gerilimin değil diplomasinin, çatışmanın değil diyaloğun, ayrışmanın değil bölgesel iş birliğinin güç kazanmasından yana olduk. Biz, bütün taraflarla konuşabilen ve gerektiğinde zor meselelerde sorumluluk üstlenebilen bir ülke olarak, bölgemizde kalıcı barış ve istikrarın tesisi için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz." "Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz" Anlaşmanın savunma niteliği taşımakla birlikte taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırının üç tarafa birden yapılmış sayılacağı maddesinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Evet Mekke Ortak Savunma Anlaşması, isminden de anlaşılacağı üzere ortak bir savunma yaklaşımını temel almakta. Mekke-i Mükerreme’de kardeş ülkeler olarak böyle bir anlaşmaya imza atmış olmanın ayrıca bir önemi var ve bunun mutluluğunu yaşıyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı. Anlaşma maddelerinde de açık, net ifade edildiği gibi burada esas olan, taraflardan herhangi birinin güvenliğine yönelik bir tehdidin diğer taraflarca da ortak bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilmesidir. Ancak bunu yalnızca askerî bir hüküm şeklinde değerlendirmemek gerekir. Anlaşmanın asıl amacı caydırıcılığı güçlendirmek, tarafların güvenliğini karşılıklı dayanışma anlayışı içerisinde tahkim etmek ve bölgesel istikrarı korumaktır. Türkiye’nin son yıllarda savunma ve güvenlik alanındaki hamleleri herkes tarafından takdir ediliyor. Bunları yaparken de kardeş ve dost ülkelerle iş birliklerimizi, anlaşmalarımızı yaparak, bölgenin barış ve istikrarını güçlendiren bir mahiyet kazandırıyoruz. Aynı zamanda, bu ittifaka imza atan ülkeler olarak birbirimize tehdit teşkil etmeyeceğimiz, aksine birbirimizin güvenliğini garanti etme taahhüdünde bulunduğumuz ve içeride birbirimizle dayanışma hâlinde olduğumuz mesajını veriyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın mesajı gayet açıktır, birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir. Bu anlayışı bölgemizde kapsayıcı bir yaklaşımla hayata geçirdiğimiz takdirde kalıcı barış, istikrar ve refah ortamını hepimizin faydasına olacak şekilde hayata geçireceğimize inanıyoruz." "Bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez" "Orta Doğu’daki bölgesel güçlerin daha önce büyük güçlerle sınırlı görülen güvenlik ve istikrarı sağlama sorumluluğunu üstlenmeye karar verdikleri söylenebilir mi?" şeklindeki soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Artık bölge ülkeleri kendi güvenlikleri, kendi istikrarları ve kendi geleceklerinin sorumluluğunu daha fazla üstlenmek durumundalar. Bizim öteden beri savunduğumuz yaklaşım da zaten aynen budur. Bölgenin meselelerini en iyi bilenler, o bölgenin ülkeleri ve halklarıdır. Bölgemizde yaşanan gelişmeler elbette küresel etki oluşturacak sonuçlara yol açabilmektedir. Bölgesel sahiplenmenin, bölgesel dayanışmanın ve ortak iradenin güçlendirilmesi küresel istikrarın güçlenmesine de katkıda bulunacaktır. Türkiye olarak, bölge ülkelerinin kendi aralarında daha güçlü mekanizmalar kurmasını, güvenlik ve istikrarı birlikte tesis etmesini son derece önemli buluyoruz. Biz bölge ülkelerinin hemen hemen hepsiyle çok iyi düzeyde ilişkiler yürütmekteyiz. Bununla birlikte, bölge ülkeleriyle mevcut iş birliklerimizi daha kalıcı hâle getirmenin faydalı olduğu düşüncesi içindeyiz. Bu çerçevede, bölge ülkelerinin kendi güvenlik ve ekonomik istikrarlarını kendi aralarında kurumsal hâle getirecek ilişkiler vasıtasıyla garanti altına almaları gerektiğine inanıyoruz. Bugün ortaya çıkan tablonun en net gösterdiği durum da şu, bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez. Bizim hedefimiz, dışlayıcı bloklaşmalar değil, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygıya, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel iş birliği düzenidir. Türkiye bu anlayışla hareket etmeye, gerektiğinde sorumluluk almaya ve bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için diplomatik girişimlerini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: "Mekke Anlaşması’nın Körfez bölgesinde güvenliğin güçlendirilmesine katkı sağlayacağına inanıyorum, inanıyoruz. En başından beri ifade ettiğim üzere bölgenin refahına, huzuruna ve güvenliğine hizmet edecek bir anlaşmaya imza attık. Körfez bölgesinin güvenliği yalnızca bölge ülkeleri açısından değil, küresel ekonomi ve uluslararası ticaret bakımından da büyük önem taşıyor. Enerji arz güvenliğinden deniz yollarının emniyetine, ticaretin sürekliliğinden küresel ekonomik istikrara kadar pek çok başlık doğrudan bu bölgenin huzuruyla bağlantılı. Bu teorik bir ifade değildir, son birkaç ayda yaşanan gelişmeler bize bunu gösterdi. Dolayısıyla Körfez’de güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik her adımı, yalnızca bölgesel değil, küresel barış ve refah bakımından da değerli buluyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın, bölgenin ortak güvenlik ve dayanışma anlayışına büyük katkı sağlayacağına ve bölgede paradigmayı değiştireceğine inanıyoruz. Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı düşünülemez. Siyasi istikrar ve ekonomik kalkınmanın da at başı ilerlediğini hep ifade etmişimdir. Avrupa yaşadığı büyük savaşların ardından önce birlikte istikrar ve güvenlik sonra ekonomik entegrasyon ve refah noktasına geldi, biz bu kadar acıyı yaşamadan bu noktaya birlikte gidebiliriz. Huzurun olmadığı yerde ticaretin, yatırımın ve refahın sürdürülebilir olması mümkün değil. Körfez’in istikrarı, aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik bağlantıların güvenliği bakımından da stratejik bir meseledir. Körfez’in barış ve istikrarını kendi güvenlik ve bölgesel barış perspektifimizden ayrı görmüyoruz. Bu nedenle üzerimize düşen her türlü sorumluluğu almaya ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz." "Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri" Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı’ndaki durumla ilgili bir soruya cevaben şunları aktardı: "Hürmüz Boğazı, bölgesel değil küresel önemi haiz bir nokta. Küresel enerji arzı ve uluslararası ticaret bakımından da son derece stratejik bir geçiş noktası. Dolayısıyla burada yaşanabilecek herhangi bir gerilimin, etkileri itibarıyla yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı kalmadığını petrol fiyatlarıyla tüm dünya gördü, hissetti. Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri olduğunu kanıtladı. Bizim temennimiz ve beklentimiz, mevcut gerilimin bir an önce sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli, istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde uluslararası ticarete hizmet etmesi yönünde. Bunun da gerçekleşmesi, tarafların sağduyulu davranmasına ve diplomasi kanallarının açık tutulmasına bağlı. Hiçbir zaman gerilimin tırmanmasından yana olmadık, aksine bütün taraflarla diyalog kurarak sorunların müzakere yoluyla çözülmesini savunduk. Tarafları aynı masada buluşturmaya gayret ettik. Çünkü biliyoruz ki Hürmüz’de ya da Ukrayna’da, Filistin’de kalıcı çözümün yolu çatışmadan değil, diplomasiden geçiyor. Böylesine kritik bir su yolunun güvenliği konusunda bölge ülkelerinin sorumluluğu büyük. Biz, bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nın istikrarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Hedef, Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ve istikrarlı normal seyrine dönmesi ve bunun kalıcı hâle gelmesi olmalıdır." Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ile ilişkilerle ilgili olarak, "Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi ortak tarihimizin, kardeşlik bağlarımızın ve karşılıklı çıkarlarımızın şekillendirdiği stratejik bir ilişki olarak değerlendiriyoruz. Türkiye ile Suudi Arabistan, yalnızca dost ve kardeş değil, aynı zamanda bölgesel barış, istikrar ve refah bakımından önemli sorumluluklar taşıyan iki ülkedir. Son dönemde ilişkilerimizde yakaladığımız ivmeden memnuniyet duyuyoruz. Siyasi diyaloğumuzu güçlendirirken, ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayii, enerji ve turizm başta olmak üzere pek çok alanda iş birliğimizi de geliştiriyoruz. Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi dönemsel gelişmelerin ötesinde, uzun vadeli ortak menfaatler ve karşılıklı saygı temelinde ele alıyoruz. Bölgemizin çok ciddi sınamalardan geçtiği bir dönemde, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki yakın istişare ve iş birliği daha da önem kazanmış durumda. Mekke Anlaşması’nın, savunma iş birliği başta olmak üzere, ilişkilerimizin birçok alanda daha da güçlenmesine vesile olacağına inanıyoruz. Bölgemizin huzuru ve istikrarı bakımından ortak sorumluluklarımızın bilincindeyiz ve ona göre hareket ediyoruz. Türkiye olarak, Suudi Arabistan’ın ve bölgedeki diğer ülkelerin istikrarını ve güvenliğini önemsiyoruz. Zira bölgemizdeki en ufak bir krizin başta göç ve terör olmak üzere oluşturduğu etkileri tüm bölge ülkeleri hissediyor. Önümüzdeki dönemde de iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha ileri seviyelere taşıyacak adımlar atacağımıza inanıyorum" dedi. "Arzumuz, Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşmasıdır" Lübnan’daki son gelişmelere ilişkin görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları ifade etti: "Lübnan, bizim için yalnızca coğrafi olarak yakın bir ülke değil, tarihi bağlarımızın da bulunduğu dost ve kardeş bir ülkedir. Lübnan’ın huzuru, güvenliği ve istikrarı, bütün bölgemizin istikrarı bakımından büyük önem taşımaktadır. Bölgenin diğer ülkeleri gibi Lübnan’ın egemenliğinin, siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün de korunması gerekmektedir. Lübnan’ın iç meselelerinin dış müdahaleler veya askerî yöntemlerle daha da karmaşık hale getirilmesine, ülkenin dış güçlerin rekabet alanına dönüştürülmesine de karşıyız. Ülkenin geleceğine ilişkin kararları Lübnanlıların kendi iradeleriyle alabilmesi gerektiğine inanıyoruz. Saldırgan ve yayılmacı politikaları bölgedeki temel sorunu teşkil eden İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ivedilikle sona erdirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, Lübnan’da ateşkesin temin edilmesi için devam eden görüşmeleri olumlu buluyoruz. Lübnan’ın güvenliği ve istikrarı bölgesel barıştan ayrı düşünülemez. Orta Doğu’nun kaderi sürekli çatışmalarla, yıkımlarla ve acılarla yazılmamalı. Bu bölge, barışı, huzuru ve refahı da hak ediyor. Türkiye olarak bizim bütün diplomatik çabalarımızın merkezinde de bu anlayış yatıyor. Bölgemiz uzun yıllardır savaşla, göz yaşıyla anılıyor. Bunun değiştirilmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Bizim arzumuz, tabiatıyla, Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşması, kurumlarının güçlenmesi ve halkının güven içerisinde geleceğine bakabilmesinden yana. Bu çerçevede, her türlü teknik desteği sağlamaya ve iş birliğini tesis etmeye hazırız. Bu yöndeki irademizi yakın zamanda ülkemizde konuk ettiğimiz Sayın Cumhurbaşkanı Aoun ile Sayın Başbakan Selam’a da ifade ettik." Cumhurbaşkanı Erdoğan "Suriye’deki değişim sürecini bugüne kadar nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki soruya ise şu cevabı verdi: "Suriye’de yaşanan değişim sürecini, Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi bakımından tarihî bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz. Türkiye olarak en başından beri Suriye’nin toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini ve egemenliğini savunduk. Suriye’nin maruz kaldığı savaş, terör ve istikrarsızlık, bütün bölgeye ağır bedeller ödetti. Şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Bu dönemin kalıcı barışa, istikrara ve yeniden imara vesile olması en büyük temennimiz. Suriye’nin kuzeyinde veya başka herhangi bir bölgesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek yapılara da müsaade etmeyeceğiz. Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse, Türkiye’nin millî güvenliği de o derece önemli. Sürecin en başından beri arzumuz, Suriyeli kardeşlerimizin kendi ülkelerinde güven ve huzur içerisinde yaşayabilmesidir. Suriye, esasen Aralık 2024’ten bu yana ülkede güvenlik şartlarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınma zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşının tesisi sürecinde önemli mesafe katetmiştir. Bu sonucun alınmasında tabiatıyla bölgesel sahiplenmenin ve Suriye Hükûmetinin arkasında tesis edilen bölgesel desteğin önemli rolü olmuştur. Bölgesel ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler geliştirmiş olan Suriye Hükûmeti, sürdürülebilir istikrar ve güvenlik gündemine odaklanmak suretiyle ilave çatışmaların dışında kalma maharetini de göstermektedir. Bugün Suriye’nin normalleşmesi esasen tüm bölge açısından stratejik önem taşıyan bir konu hâline gelmiştir. İstikrarsızlık kaynağı olmaktan ziyade Suriye’nin adı artık bağlantısallık ve kalkınma projeleri ile anılmaya başlamıştır. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye’nin istikrarı, yeniden ayağa kalkması ve bölgesel barışın güçlenmesi için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edecektir. Bu istikamette Türkiye bölgesel ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde hareket etme iradesine de sahiptir. Suriye’de yeni bir sayfa açılmışken, bu sayfanın yeni acılarla değil, barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek anlayışıyla yazılması gerekir."

Pruvamız geleceğe, ufkumuz Mavi Vatan'a dönük Haber

Pruvamız geleceğe, ufkumuz Mavi Vatan'a dönük

Milli Teknoloji Hamlesi vizyonunun denizlerdeki yansıması olan TEKNOFEST Mavi Vatan, 20-23 Ağustos tarihleri arasında Gölcük Tersanesi Komutanlığında kapılarını açacak. T.C. Milli Savunma Bakanlığı ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) ana yürütücülüğünde gerçekleştirilecek etkinlik; denizcilik kültürü, ileri teknoloji, gençlerin yenilikçi projeleri ve savunma sanayii kabiliyetlerini aynı buluşma noktasında bir araya getirecek. Geçtiğimiz yıl İstanbul'da ilk kez gerçekleştirilen TEKNOFEST Mavi Vatan, yerli ve milli deniz araçlarından su altı teknolojilerine uzanan içeriği, yarışmaları ve yoğun katılımıyla büyük ilgi görmüştü. Bu yıl ise Mavi Vatan'ın adresi Gölcük Tersanesi Komutanlığı olacak. Türkiye'nin denizcilik gücünün önemli merkezlerinden biri olan Gölcük, teknoloji tutkunlarını, gençleri, mühendis adaylarını ve denizcilik meraklılarını ağırlayacak. Denizlerde geleceğin teknolojileri sahnede TEKNOFEST Mavi Vatan'da gençlerin hayallerini gerçeğe dönüştürdüğü İnsansız Su Altı Sistemleri Yarışması, Su Altı Roket Yarışması ve İnsansız Deniz Aracı Yarışması dikkat çekecek. Türkiye'nin geleceğin deniz teknolojilerini geliştirecek genç mühendislerini ve girişimcilerini aynı platformda buluşturacak yarışmalarda ortaya çıkacak projeler, ziyaretçilere yalnızca bugünün teknolojilerini değil, yarının denizcilik vizyonunu da yakından görme fırsatı sunacak. Gemiler, Teknoloji ve Denizcilik Ruhu Bir Arada Festival kapsamında donanmanın önemli gemilerinin gezilebileceği sergiler, denizcilik dünyasını yakından tanımak isteyen ziyaretçiler için özel bir deneyim sunacak. Denizcilik tarihini yansıtan deneyim alanları ise Mavi Vatan'ın geçmişten geleceğe uzanan hikâyesini keşfetme fırsatı verecek. Festival alanında kurulacak sanal gerçeklik oyun alanları, teknolojinin sunduğu imkânlarla ziyaretçileri farklı bir deneyime davet ederken; denizcilik kültürünü yaşatmayı amaçlayan yarışmalar ve çeşitli etkinlikler de festival atmosferini zenginleştirecek. TEKNOFEST paydaş kurumları da stant alanlarında ziyaretçilerle buluşarak yürüttükleri çalışmalar hakkında bilgi verecek, teknoloji ve savunma sanayii alanındaki faaliyetlerini doğrudan ziyaretçilerle paylaşacak. TEKNOFEST Mavi Vatan, teknoloji meraklılarının yanı sıra denizcilik kültürünü yakından tanımak isteyen herkes için farklı deneyim alanları sunacak. SAT, SAS ve deniz havacılık birimi gösterileri, denizcilik tarihini yansıtan alanlar, gemi ziyaretleri, sanal gerçeklik deneyimleri ve çeşitli yarışmalarla ziyaretçiler festival boyunca yalnızca izleyen değil, deneyimleyen bir katılımcı olacak.

Bursa'nın küresel ticaret vizyonunda KFA'a farkı Haber

Bursa'nın küresel ticaret vizyonunda KFA'a farkı

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nın (BTSO) Türkiye’nin ihracata dayalı kalkınma hedefleri doğrultusunda hayata geçirdiği KFA Fuarcılık, uluslararası fuarlar ve ticaret organizasyonlarıyla iş dünyasının küresel pazarlardaki etkinliğini artırmayı sürdürüyor. Yılın ilk yarısında gerçekleştirilen en önemli etkinliklerden biri HOMETEX oldu. Ev tekstili sektörünün dünya çapındaki temsilcilerini buluşturan fuar, Türkiye’nin bu alandaki üretim ve tasarım gücünün uluslararası platformda sergilenmesi adına önemli bir platform oldu. Türkiye Ev Tekstili Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TETSİAD) öncülüğünde, KFA Fuarcılık organizasyonuyla 19-22 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen HOMETEX 2026, sektörel iş birlikleri ve inovatif ürünleriyle göz doldurdu. 11 holde, 200 bin metrekarelik alanda gerçekleştirilen fuarda, 80’i aşkın ülkeden gelen nitelikli alıcılar yeni iş birliklerinin temellerini attı. FUARLAR KENT EKONOMİSİNE GÜÇ KATIYOR Bursa’nın önemli marka değerlerinden biri haline gelen Junioshow, bebek ve çocuk konfeksiyonu sektörünün yeni sezon trendlerini alıcılarla buluştururken, üretici firmaların ihracat ağlarını genişletmelerine olanak sağladı. 20-22 Ocak 2026 tarihleri arasında Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen ve bu yıl 21’incisi düzenlenen Junioshow’da, 0-12 yaş grubuna yönelik tüm sezonları kapsayan yeni koleksiyonlar sergilendi. Yaklaşık 80 firma; yurt içinden nitelikli alıcıların yanı sıra 44 ülkeden gelen yüzlerce yabancı alıcı ile iş görüşmeleri gerçekleştirerek yeni ticari bağlantılara imza attı. Özellikle UR-GE projeleri kapsamında sağlanan alım heyetleri, firmaların yeni pazarlara açılmasına katkı sundu. RİSİNG CİTY VE YAPI YAŞAM FUARI SEKTÖRE DİNAMİZM GETİRDİ Rising City & Yapı ve Yaşam Fuarı ise inşaat, gayrimenkul ve kentsel dönüşüm alanlarında sektör temsilcilerini yatırımcılarla bir araya getirerek Bursa’nın güçlü üretim ve yaşam vizyonunu ön plana çıkardı. Bursa Fuar Merkezi’nde düzenlenen fuar, 4 gün boyunca yerli ve yabancı ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü. Fuara başta Bursa olmak üzere farklı şehirlerden iş profesyonellerinin yanı sıra 20’ye yakın ülkeden 200’ü aşkın yabancı alıcı katıldı. Dünyanın farklı coğrafyalarında düzenlenen yurt dışı fuar organizasyonlarının yanı sıra KFA Fuarcılık; sektörel buluşmalar ve iş geliştirme programlarıyla da Bursa’nın uluslararası ticaretteki konumunu güçlendirmeyi sürdürdü. IDEF 2027 YENİDEN KFA FUARCILIK ORGANİZASYONUNDA Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki en büyük ve en prestijli uluslararası buluşmalarından biri olan IDEF 2027 – 18’inci Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı, 2025 yılında olduğu gibi 2027 yılında da BTSO iştiraki KFA Fuarcılık organizasyonunda gerçekleştirilecek. 3-9 Mayıs 2027 tarihleri arasında düzenlenecek ve dünyanın ilk 3 savunma sanayi fuarından biri olan organizasyon için Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) ve KFA Fuarcılık arasında işbirliği protokolü imzalandı. BTSO’nun referans eğitim merkezi Bursa Business School’da gerçekleştirilen protokol; TSKGV Genel Müdürü Bilal Topçu ile BTSO ve KFA Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay tarafından imzalandı. BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay, KFA Fuarcılık’ın gerçekleştirdiği organizasyonların Bursa’nın üretim ve ihracat gücünü daha da ileri taşıdığını belirterek şu açıklamalarda bulundu: "Bursa Ticaret ve Sanayi Odası olarak firmalarımızı küresel pazarlara daha güçlü şekilde hazırlamayı öncelikli hedeflerimizden biri olarak görüyoruz. Bu vizyon doğrultusunda hayata geçirdiğimiz KFA Fuarcılık, geride bıraktığı 13 yıllık süreçte fuarcılık, ticari heyet organizasyonları ve uluslararası iş geliştirme programlarında önemli bir uzmanlık kazandı. Bugün KFA Fuarcılık, fuar düzenleyen bir yapının ötesine geçerek; firmalarımıza yeni pazarlar açan, sektörlerimizi dünyadaki nitelikli alıcılarla buluşturan ve Bursa’nın üretim kabiliyetini küresel ölçekte tanıtan stratejik bir dış ticaret platformu haline geldi. Bu yılın ilk yarısında da düzenlediğimiz fuarlar, alım heyetleri ve ticari heyet programları da firmalarımızın küresel pazarlardaki rekabetçiliğine önemli katkılar sağladı. Bursa’nın ticaret hacmini artıracak, firmalarımızı yeni pazarlara taşıyacak ve kentimizin uluslararası marka değerini güçlendirecek projeleri bugüne kadar olduğu gibi önümüzdeki süreçte de kararlılıkla hayata geçirmeyi sürdüreceğiz." BURSA’NIN BÜYÜME YOLCULUĞUNA GÜÇLÜ KATKI KFA Fuarcılık’ın gelecek dönemde de iş dünyasının beklentilerine ve sektörlerin ihtiyaçlarına uygun organizasyonlara odaklanacağını vurgulayan Başkan Burkay, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Küresel ticarette rekabet artık üretimle sınırlı değil. Ürettiğiniz değeri doğru pazarlara ulaştırmak, doğru alıcılarla buluşturmak ve sürdürülebilir ticaret kanalları oluşturmak da en az üretim kadar önemli. KFA Fuarcılık, 13 yıllık tecrübesiyle bu alanda güçlü bir organizasyon kabiliyeti ve uluslararası iş ağı oluşturdu. Hedefimiz; firmalarımızın ihracatçı kimliğini güçlendirmek, Bursa’yı fuarcılık ve uluslararası ticaret organizasyonlarında bölgesel bir merkez haline getirmektir. Önümüzdeki dönemde de ihracat odaklı, yenilikçi ve sonuç üreten organizasyonlarla iş dünyamızın küresel ticaretten daha fazla pay alması için çalışmalarımızı sürdüreceğiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.