Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Sağlıklı Beslenme

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Sağlıklı Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlıklı Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

"Menopoz döneminde ağrıları hafife almayın" Haber

"Menopoz döneminde ağrıları hafife almayın"

18 Ekim Dünya Menopoz Günü kapsamında kadın sağlığına yönelik farkındalığı artırmak amacıyla Liv Hospital Ulus'ta menopoz etkinliği gerçekleştirildi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sibel Malkoç'un katılımıyla düzenlenen etkinlikte menopoz döneminde yaşanan fiziksel ve hormonal değişimler, sık karşılaşılan şikâyetler ve tedavi yaklaşımları ele alındı. Katılımcıların menopoz sürecine ilişkin merak ettikleri soruları da yanıtlayan Malkoç, özellikle orta yaşta görülen kronik ağrıların önemine dikkat çekti. Menopozun kadın yaşamının doğal dönemlerinden biri olduğunu ancak hormonal değişimlerin etkisiyle farklı sağlık sorunlarının ortaya çıkabildiğini belirten Malkoç, sıcak basması, gece terlemesi, uyku problemleri ve duygu durum değişikliklerinin yanı sıra kas, eklem ve bel ağrılarının da kadınların yaşam kalitesini olumsuz etkileyebildiğini ifade etti. "Ağrıları yaşlanmanın kaçınılmaz sonucu olarak görmeyin" Menopoz dönemindeki hormonal değişimlerin bazı kadınlarda kas ve eklem ağrılarını daha belirgin hale getirebildiğini söyleyen Op. Dr. Malkoç, "Özellikle uzun süren, tekrarlayan veya günlük hareketleri kısıtlayan ağrıların yalnızca yaşın ilerlemesine bağlanması doğru değildir. Ağrının altında yatan nedenin değerlendirilmesi ve gerekli durumlarda uygun tedavinin planlanması gerekir" dedi. "Kas ve eklem şikâyetleri günlük yaşamı etkileyebilir" Menopoz döneminde bazı kadınlarda sabah saatlerinde eklem sertliği, hareket sırasında ağrı, bel ve boyun bölgesinde rahatsızlık veya kaslarda hassasiyet görülebileceğini ifade eden Op. Dr. Malkoç, bu şikâyetlerin fiziksel aktivitenin azalmasına yol açabileceğini söyledi. Malkoç, "Ağrı başladığında hareket etmekten kaçınmak kısa vadede rahatlatıcı gibi görünse de uzun vadede fiziksel aktivitenin azalmasına neden olabilir. Kişinin yaşına, genel sağlık durumuna ve mevcut şikâyetlerine uygun bir hareket planının oluşturulması önemlidir. Düzenli fiziksel aktivite, kas gücünün ve hareket kabiliyetinin korunmasına katkı sağlayabilir" diye konuştu. "Menopozda kemik sağlığı da takip edilmeli" Menopoz döneminde östrojen düzeylerindeki azalmanın kemik sağlığı açısından da önem taşıdığını belirten Op. Dr. Malkoç, özellikle risk faktörleri bulunan kadınlarda kemik sağlığının değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yaş, aile öyküsü, düşük vücut ağırlığı, yetersiz fiziksel aktivite, sigara kullanımı ve bazı kronik hastalıkların kemik sağlığı açısından dikkate alınması gereken faktörler arasında yer aldığını ifade eden Malkoç, "Menopoz takibini yalnızca sıcak basması veya adet düzensizlikleri üzerinden değerlendirmemek gerekir. Bu dönem, kadın sağlığının bütüncül olarak ele alınması gereken önemli bir süreçtir. Kemik sağlığı, kalp-damar sağlığı, metabolik durum, uyku ve yaşam tarzı alışkanlıkları birlikte değerlendirilmelidir" dedi. "Her kadın için aynı tedavi yaklaşımı uygun değil" Menopoz belirtilerinin kişiden kişiye değişebildiğini ve tedavi yaklaşımının da buna göre belirlenmesi gerektiğini söyleyen Op. Dr. Malkoç, hormon tedavisi başta olmak üzere farklı tedavi seçeneklerinin bulunduğunu belirtti. Malkoç, "Tedavi kararı kişinin yaşı, menopoz süreci, mevcut şikâyetleri, sağlık geçmişi ve kişisel riskleri dikkate alınarak hekim tarafından verilmelidir. Her kadın için aynı tedavi yaklaşımı uygun olmayabilir" diye konuştu. "Menopoz doğal bir süreç, ancak her belirti normal değil" Menopozun bir hastalık olmadığını ancak bu dönemde ortaya çıkan belirtilerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğini söyleyen Op. Dr. Malkoç, kadınların yaşadıkları şikâyetleri görmezden gelmemesi gerektiğini belirtti. Malkoç, "Menopoz doğal bir süreçtir ancak doğal olması, yaşanan her belirtinin kabullenilmesi gerektiği anlamına gelmez. Özellikle yaşam kalitesini bozan, uzun süren veya giderek şiddetlenen ağrılar mutlaka değerlendirilmelidir. Kadının ihtiyaçları doğrultusunda yapılacak düzenli takip ve kişiye özel tedavi planlaması, bu dönemin daha sağlıklı ve konforlu geçirilmesine yardımcı olabilir" dedi. "Menopoz döneminde düzenli kontrolleri ihmal etmeyin" Menopoz döneminde sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku ve stres yönetiminin de önem taşıdığını belirten Op. Dr. Malkoç, kadınların düzenli sağlık kontrollerini aksatmaması gerektiğini söyledi. Malkoç, "Menopoz, kadınların yaşamında yeni bir dönemin başlangıcıdır. Bu süreçte ortaya çıkan şikâyetleri görmezden gelmek veya ‘Artık yaşım ilerledi, bunlar normal' diyerek geçiştirmek yerine vücudun verdiği sinyalleri dikkate almak gerekir. Özellikle kalıcı, tekrarlayan ya da günlük yaşamı kısıtlayan ağrılarda hekime başvurulması, altta yatan nedenin belirlenmesi ve kişiye uygun yaklaşımın planlanması önemlidir" diye konuştu.

Osmangazi’de Meme Kanserine Karşı Bilinçli Adımlar Haber

Osmangazi’de Meme Kanserine Karşı Bilinçli Adımlar

Osmangazi Belediyesi tarafından Onkoloji Dayanışma Derneği (ONKODAY) ile Bursa İş Kadınları ve Yöneticileri Derneği (BUİKAD) katkılarıyla hayata geçirilen farkındalık buluşmaları, Soğanlı Kültür Merkezi’nde başladı. Panayır Spor Kulübü’nde devam eden etkinlikler, Demirtaş Kültür Merkezi’nde düzenlenen üçüncü programla daha geniş kitlelere ulaştı. Kadınların sağlık konusunda bilinçlenmesini ve erken teşhisin önemine dikkat çekilmesini amaçlayan buluşmalarda, meme kanserine karşı toplumsal duyarlılığın güçlendirilmesi hedeflendi. Üç farklı noktada gerçekleştirilen programlarda, alanında uzman sağlık profesyonelleri kadınlarla bir araya gelerek hastalığın erken teşhisinden tedavi sürecine kadar pek çok önemli konuda bilgiler paylaştı. Doktorlar, meme kanserinin risk faktörleri ve düzenli taramaların önemine dikkat çekerken, hemşireler kendi kendine meme muayenesinin doğru yöntemlerini uygulamalı olarak anlattı. Psikologlar, tanı ve tedavi sürecinde yaşanabilecek duygusal zorluklarla başa çıkma yollarını ve psikolojik desteğin önemini ele aldı. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının da değerlendirildiği buluşmalarda, katılımcılar uzmanlara merak ettikleri soruları yönelterek meme kanseriyle mücadele konusunda bilinçlenme fırsatı buldu. “Ne Kadar Çok Kadına Ulaşırsak Farkındalığı O Kadar Artırırız” Programda konuşan ONKODAY Başkanı Füsun Önen, meme kanseriyle mücadelede bilinçlenmenin ve toplumun her kesimine ulaşmanın büyük önem taşıdığını belirterek farkındalık çalışmalarında kurumlar arası iş birliğinin değerini vurguladı. Önen, sözlerinde şu ifadeleri kullandı: “Uzun yıllardır toplumu kanser konusunda bilinçlendirmek amacıyla çalışmalar yürütüyoruz. 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı, dünyada ‘Pembe Ekim’ olarak anılıyor. Bu süreçte ne kadar çok kadına ulaşır, onları meme kanseri konusunda bilgilendirebilirsek farkındalığı da o kadar geniş kitlelere taşıyabiliriz. Bu nedenle belediyelerimiz ve diğer paydaşlarımızla birlikte hareket ederek toplumla el ele farkındalık çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” “40 Yaşın Üzerindeki Kadınlara İki Yılda Bir Mamografi Öneriyoruz” Meme kanserinde düzenli tarama ve erken tanının önemine dikkat çeken Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Alper Coşkun, “Kanser, onkoloji pratiğimizde önemli bir yer tutuyor. Ekim ayında da meme kanserine yönelik farkındalık eğitimleri vermeye çalışıyoruz. Çünkü meme kanserinde tarama programları ve erken tanı, hastalarımızın tedavi süreçlerinde ve uzun süreli sağ kalımlarında büyük önem taşıyor. Bu kapsamda 40 yaşın üzerindeki kadınlara iki yılda bir mamografi taraması öneriyoruz. Düzenli taramalarla hastalığın erken dönemde tespit edilmesi, tedavi başarısını önemli ölçüde artırıyor. Bu nedenle özellikle mamografi taramasının ihmal edilmemesini öneriyoruz” diye konuştu. “Kadınlarda En Sık Görülen Kanser Türü” Hastalığa karşı bilinçli hareket etmenin önemini vurgulayan Uzman Dr. Buket Erkan Özmarasalı da, “Meme kanseri, tüm dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türü. Bu nedenle erken tanı bizim için büyük önem taşıyor. Hastalığın erken evrede tespit edilmesi, bazı hastalarda kemoterapiye ihtiyaç duyulmadan cerrahi müdahale ve hormon tedavisiyle sürecin yönetilmesine olanak sağlıyor. Bugün burada meme kanserinin risk faktörlerini, kadınların yaşam alışkanlıklarında nelere dikkat etmeleri gerektiğini ve hastalıktan korunmaya yönelik izleyebilecekleri yolları ele aldık” açıklamalarında bulundu. “Hastalığın Erken Dönemde Tespit Edilmesi Mümkün” Meme kanserine karşı düzenli taramaların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uludağ Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hicran Yıldız ise, “Her sekiz kadından biri yaşamı boyunca meme kanserine yakalanabiliyor. Ancak kendi kendine meme muayenesi, klinik meme muayenesi ve mamografi gibi yöntemlerle hastalığın erken dönemde tespit edilmesi mümkün. Önemli olan bu kontrolleri doğru şekilde ve zamanında gerçekleştirmek. Herhangi bir belirtiden şüphelenildiğinde mutlaka ilgili sağlık kuruluşlarına başvurulmalı. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı ve dernekler bu konuda önemli çalışmalar yürütüyor. Özellikle KETEM’lerde ücretsiz tarama ve muayene imkanı sunuluyor. Dernekler de bilinçlendirme çalışmalarında yol gösterici bir rol üstleniyor” dedi. Toplum sağlığını destekleyen çalışmalarını sürdüren Osmangazi Belediyesi, farkındalık buluşmalarıyla kadınların sağlık konusunda bilinçlenmesine katkı sağlarken, “Erken teşhis hayat kurtarır” mesajını bir kez daha güçlü şekilde hatırlattı. Farkındalık Buluşmaları Üç Farklı Noktada Daha Devam Edecek Meme kanserine karşı bilinçlendirme çalışmalarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlayan Osmangazi Belediyesi, etkinliklerine farklı mahallelerde devam edecek. Bu kapsamda buluşmaların dördüncüsü 13 Ekim Salı günü Yakup Aktaş Kültür Merkezi’nde, beşincisi 16 Ekim Cuma günü Kemerçeşme Şehit Doğan Sevinç Ortaokulu’nda, altıncısı 21 Ekim Çarşamba günü İvazpaşa Spor Kulübü Tesisleri’nde saat 14.00 ile 16.00 arasında gerçekleştirilecek.

İnsülin direnci ve meme kanseri arasındaki ilişkiye dikkat Haber

İnsülin direnci ve meme kanseri arasındaki ilişkiye dikkat

Ekim ayı meme kanserinde erken tanı ve farkındalığın artırılması amacıyla çeşitli çalışmaların yürütüldüğü önemli bir dönem olurken, hastalıkla ilişkili risk faktörleri arasında metabolik sağlık da öne çıkıyor. Medicana Çamlıca Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, insülin direnci, yüksek insülin düzeyleri ve metabolik bozuklukların meme kanseri riskiyle ilişkisine dikkat çekerek, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve metabolik değerlerin takip edilmesinin önemini vurguladı. İnsülin direnci ile meme kanseri arasındaki ilişkinin tek bir mekanizma üzerinden açıklanamayacağını belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, insülin ve insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) gibi metabolik sinyallerin hücrelerin büyüme ve çoğalma süreçlerinde rol oynadığını ifade etti. IGF-1 düzeyleri ile meme kanseri riski arasındaki ilişkiyi inceleyen geniş kapsamlı çalışmalar da bu biyolojik mekanizmaların meme kanseri açısından önem taşıyabileceğine işaret ediyor. Meme kanseri farkındalığı yalnızca taramadan ibaret değil Meme kanserinde erken tanının öneminin altını çizen Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, farkındalığın yalnızca meme kontrolleriyle sınırlı düşünülmemesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu: "Kadınların meme sağlığı konusunda tarama programlarına ve hekim kontrollerine gereken özeni göstermesi büyük önem taşıyor. Bunun yanında genel sağlık durumunun ve metabolik risklerin de göz ardı edilmemesi gerekiyor. Fazla kilo, abdominal yağlanma, fiziksel hareketsizlik ve metabolik bozukluklar yalnızca diyabet ve kalp-damar hastalıkları açısından değil, bazı kanser türleri açısından da önem taşıyan faktörler arasında değerlendiriliyor." Dünya Kanser Araştırma Fonu ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı tarafından değerlendirilen bilimsel veriler de metabolik açıdan sağlıksız obezite fenotipleri ile özellikle menopoz sonrası meme kanseri arasında ilişki bulunduğuna işaret ediyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları metabolik sağlığın temelini oluşturuyor İnsülin direncinin yönetiminde yaşam tarzı değişikliklerinin temel bir yere sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, yeterli uyku ve sağlıklı vücut ağırlığının korunmasının önemine dikkat çekti ve ekledi: "Düzenli fiziksel aktivite, özellikle aerobik egzersiz ile direnç egzersizlerinin birlikte uygulanması, insülin duyarlılığının desteklenmesine katkı sağlar. Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve sağlıklı yağ kaynaklarının öne çıktığı dengeli bir beslenme modeli; rafine şeker ve aşırı işlenmiş gıdaların sınırlandırılması da metabolik sağlık açısından önemlidir. Kilo fazlası bulunan bireylerde uygun ve sürdürülebilir kilo kaybı, insülin duyarlılığı başta olmak üzere pek çok metabolik göstergenin iyileşmesine katkı sağlayabilir." Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, kişilerin yalnızca kan şekeri değerlerine bakarak metabolik sağlıklarını değerlendirmemeleri gerektiğini belirterek "Kan şekeri normal olan bir kişinin de metabolik açıdan riskleri olabilir. Bu nedenle kilo, bel çevresi, kan şekeri, HbA1c, kan yağları ve kişinin genel sağlık öyküsü bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Hangi testlerin gerekli olduğuna ise kişinin yaşına, kilosuna, aile öyküsüne ve diğer risk faktörlerine göre hekimi karar vermelidir" ifadelerini kullandı. Meme kanseri farkındalık ayının, kadınların yalnızca meme sağlığı konusunda değil, genel sağlıkları konusunda da farkındalık kazanmaları için bir fırsat olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, "Erken tanı için önerilen meme kanseri taramalarını aksatmamak kadar, sağlıklı bir metabolizmayı korumak da uzun vadeli sağlık açısından önem taşıyor. Sağlığımızı korumak, tek bir organa değil, bütüncül olarak vücudumuza bakmayı gerektiriyor" dedi.

Beslenme çantasında poğaça ve börek ağırlığı uzun vadede sağlığı etkileyebilir Haber

Beslenme çantasında poğaça ve börek ağırlığı uzun vadede sağlığı etkileyebilir

Çocukların büyüme ve gelişmelerinin devam ettiğini belirten Bahçeşehir Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi İlayda Altuncevahir, bu nedenle beslenme çantasının protein, karbonhidrat ve yağlar açısından dengeli hazırlanmasının önem taşıdığını ifade etti. Ebeveynlerin zaman yetersizliği nedeniyle pratik seçeneklere yönelebildiğini aktaran Altuncevahir, mümkün olduğunca ev yapımı ürünlerin tercih edilmesini önerdi. Protein kaynağı mutlaka bulunmalı Beslenme çantasında porsiyon kontrolüne de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Altuncevahir, yumurta ve peynir gibi protein kaynaklarının öğünde yer almasının önemli olduğunu söyledi. Çocukların bir yetişkin kadar yemek yemesinin beklenmemesi gerektiğini dile getiren Altuncevahir, "Çocuklar o kadar yemeyebilir ve bu çok normal. Yaşa göre farklılık göstermekle birlikte çocuktan bu konuda geri bildirim almak gerekiyor. Beslenme çantası eve geri döndüğünde hangi yiyeceklerin tüketilmediğine de dikkat edilebilir" dedi. Soğuk zincir gerektiren yiyecekler çantada bekletilmemeli Beslenme çantalarında çoğu zaman göz ardı edilen konulardan birinin gıda güvenliği olduğunu belirten Altuncevahir, özellikle akşamdan hazırlanan yiyeceklerin uygun şartlarda saklanması gerektiğini vurguladı. Peynir, yumurta veya sebze içeren sandviç gibi soğuk zincir gerektiren yiyeceklerin ertesi güne kadar buzdolabında muhafaza edilmesi gerektiğini kaydeden Altuncevahir, "Beslenme çantası hazırlanıp kenarda tutulmamalı, uygun şartlarda muhafaza edilmeli. Okula gidildikten sonra öğle arasına kadar geçecek süre de göz önünde bulundurularak yalıtımlı beslenme çantaları tercih edilmeli ve mümkünse içerisine buz aküsü eklenmeli" ifadelerini kullandı. Su tüketiminde öğretmenlere de görev düşüyor Çocukların su tüketiminin en az yetişkinler kadar önemli olduğunu belirten Altuncevahir, okul saatlerinde bu konuda öğretmenlerin de çocukları yönlendirebileceğini söyledi. Çocuklara su içmeleri gerektiğinin hatırlatılmasının önemli olduğunu aktaran Altuncevahir, "Her dersin sonunda veya teneffüslerin başında ya da sırasında su içmelerinin teşvik edilmesi çok kıymetli. Bu durum, öğle yemeğinin veya beslenme çantasının tüketildiği saate göre de değişebilir" dedi. Kahvaltı akademik performansı destekliyor Kahvaltı yapmayı tercih etmeyen çocukların bulunduğunu belirten Altuncevahir, kahvaltı ve öğle yemeği saatlerinin düzenli olması halinde bunun bazı durumlarda tolere edilebileceğini ancak genel olarak kahvaltının çocuk beslenmesinde önemli bir öğün olduğunu ifade etti. Altuncevahir, "Kahvaltının çocukların akademik performansını da olumlu yönde etkilediğini biliyoruz. Çalışmalar, kahvaltının kesinlikle atlanmaması gerektiğinin altını çiziyor" diye konuştu. Meyve ve sebze haftada en az üç gün çantada olmalı Okullardaki yeni kantin düzenlemesinin sağlıksız gıda tüketiminin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini belirten Altuncevahir, çocuklara doğru ve yanlış beslenme tercihlerinin de öğretilmesi gerektiğini söyledi. Evde de sağlıklı beslenme konusunda çocuklara örnek olunması gerektiğini ifade eden Altuncevahir, meyve ve sebzelerin beslenme çantasında mutlaka yer alması gerektiğini belirtti. Altuncevahir, "Her gün olmasa bile en azından haftada üç gün meyve eklenmesini öneriyorum. Meyveler özellikle vitamin ve lif açısından zengin. Aynı zamanda ekonomik olarak da uygun seçenekler bulunabiliyor. Özellikle mevsiminde tercih edilen meyve ve sebzeler hem besleyici hem de ekonomik açıdan avantajlı" dedi. Çocuklar birbirlerinden görerek yeni tatları deneyebilir Çocukların birbirlerinden görerek farklı yiyecekleri tüketmeye daha meyilli hale gelebildiğini belirten Altuncevahir, sınıf içi ve sosyal etkinliklerle çocukların yeni tatlar denemesinin teşvik edilebileceğini söyledi. Ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte mutfağa girmesinin de etkili olabileceğini ifade eden Altuncevahir, "Çocuklar kendi yaptıkları yiyecekleri denemek istiyorlar. Yaş grubuna göre değişmekle birlikte özellikle ilkokul çağındaki çocuklar için bu, çok iyi bir motivasyon kaynağı olabilir" dedi. Çocuklar ebeveynlerini de taklit ediyor Paketli gıda tüketiminde ebeveynlerin davranışlarının çocuklar üzerinde etkili olduğunu belirten Altuncevahir, çocukların ailelerinden gördüklerini taklit edebildiğini söyledi. Çocukların harçlıklarıyla alışveriş yapmayı da sevdiğini aktaran Altuncevahir, yeni kantin uygulamasının sağlıksız seçeneklerin önüne geçilmesi açısından önemli olduğunu ifade etti. Market alışverişlerinde ise eğitim boyutunun öne çıktığını belirten Altuncevahir, çocukların uzun vadede görebileceği zararların yaşına ve pedagojik uygunluğuna göre anlatılması gerektiğini kaydetti. Buzlukta saklanabilecek seçenekler zaman kazandırabilir Ebeveynlerin zaman yetersizliği veya yorgunluk nedeniyle tek düze beslenme çantaları hazırlayabildiğine dikkat çeken Altuncevahir, bu nedenle yalnızca poğaça ve börek gibi seçeneklere yönelmek yerine önceden hazırlanabilecek alternatiflerin değerlendirilebileceğini söyledi. Daha fazla zaman olduğunda buzlukta saklanabilecek tarifler hazırlanabileceğini belirten Altuncevahir, böylece uzun vadede farklı beslenme seçeneklerinin hazır bulundurulabileceğini ifade etti. Uygun şartlarda saklandığı sürece bir önceki akşam yenilen yemekten de beslenme çantası hazırlanabileceğini belirten Altuncevahir, bunun ebeveynlerin zaman ve iş yükünü azaltabileceğini söyledi. Krep de pratik bir alternatif olabilir Beslenme çantasında kullanılabilecek pratik seçeneklerden birinin krep olduğunu aktaran Altuncevahir son olarak şunları söyledi: "Yumurta ile zenginleştirilen, karbonhidrat içeren ve hazırlanırken bir miktar yağ kullanılan krebin yanına taze salatalık ve domates eklenerek kahvaltılığa benzer bir öğün hazırlanabilir. Krepler buzlukta muhafaza edilebilir ve hazırlık yapılmadan doğrudan çıkarılabilir. Tabii beslenme çantası yalnızca krep üzerinden ilerlememeli ancak bu da kullanılabilecek yöntemlerden biri olabilir."

Çocuklara üç altın tavsiye: Sağlıklı beslen, su iç, hareket et Haber

Çocuklara üç altın tavsiye: Sağlıklı beslen, su iç, hareket et

Çocukların sağlıklı olarak büyüyebilmesi için beslenmelerine, su içmelerine ve haraket etmelerine dikkat etmesi gerekiyor. Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası kapsamında, 'hayatın dengesi senin elinde' temasıyla çocukları buluştu. Etkinlikte çocuklar ve aileleri sağlıklı beslenme, yeterli su tüketimi ve hareketli yaşam konusunda bilgilendirilirken, sağlık mesajları oyun, müzik, egzersiz, resim ve kitaplarla eğlenceli bir deneyime dönüştürüldü. Çocukların hazırladığı resimler etkinlik alanında sergilenirken, sağlıklı yaşam mesajları gün boyunca çocukların aktif katılımıyla işlendi. Etkinlikte çocuklara verilen temel mesaj ise üç başlıkta toplandı: 'Sağlıklı beslen, yeterli su iç, hareketli kal'. Etkinlikte konuşan Türk Böbrek Vakı Başkanı Timur Erk, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının küçük yaşlarda kazanılmasının önemine dikkat çekerek, aşırı şeker tüketimi, paketli gıdalar ve şekerli içeceklerin sınırlandırılması gerektiğini vurguladı. Erk, özellikle çocukluk döneminde kazanılan alışkanlıkların ileriki yaşlarda sağlık açısından önem taşıdığına dikkat çekti. Ailelere de seslenen Erk, çocukluk çağında doğru beslenme ve hareketli yaşam alışkanlıklarının kazandırılmasının, ilerleyen yıllarda obezite ve kronik hastalıkların önlenmesine yönelik önemli bir adım olduğunu söyledi. Etkinlik kapsamında İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Evliyaoğlu, çocuklar ve ailelerle bir araya gelerek aşırı şeker tüketiminin çocuk sağlığı ve böbrekler üzerindeki etkilerine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Evliyaoğlu, "Esasında şeker vücudumuzun bir ihtiyacı. Hücrelerimizin çalışması için şekere ihtiyacı var ama bunu doğal yollarla besinlerden alabiliriz. Dolayısı ile burada besinlerden aldığımız şekeri kastetmiyoruz. Fazladan konulan şekerler, dışarıdan alınan şekerler, çikolatalar, paketli meyve suları ve paketli gıdalar esas gündeme getirmemiz gereken noktalar. Paketli gıdaların içinde hem fazladan şeker hem de koruyucu maddeler bulunuyor, bu nedenle paketli gıdaların içeriğini okumak, bilinçlenmek ve bunlardan uzak durmak oldukça önemli. Örneğin paketli olarak satılan hazır meyve suları yerine meyvenin kendisini tüketmek çok daha sağlıklı olacaktır. Çünkü fazla şeker tüketimi vücudumuzu yoruyor ve insülin hormonunun salgılanmasını artıyor. Bu da sonrasında insülin direncine ve ilerleyen dönemde de tip2 diyabete neden olabiliyor. Bu süreç ise bütün sağlığımızı etkiliyor. Bunların hepsini önlemek için yoğun hareketli yaşama geçerek fazla şeker tüketimini kısıtlamamız gerekiyor" dedi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Dr. Diyetisyen Didem Güneş Kaya ise ailelere sağlıklı ve dengeli beslenme, böbrek sağlığının korunması ve günlük yaşamda uygulanabilecek sağlıklı yaşam alışkanlıkları konusunda öneriler paylaştı. Etkinlikte "Böbrek Dede" kitaplarının yazarı Ayşe Onat da, çocukluk çağı obezitesi ve obeziteyle ilişkili kronik hastalıkların toplum sağlığı açısından önemli bir sorun olduğuna dikkat çekerek, gıda güvenliği, doğru beslenme tercihleri yapabilme, hareketliliği artırma ve ekran süresini azaltma gibi konuların günlük yaşamdan örneklerle aktarılmasının hedeflendiğini söyledi. Onat, doğru alışkanlıkların mümkün olduğunca erken yaşlarda kazandırılmasının, çocukların sağlıklı bir ergenlik ve yetişkinlik dönemi geçirmeleri açısından önem taşıdığını vurguladı.

Yeşim Grup’tan gıdaların güvenli muhafazasına yönelik farkındalık söyleşisi Haber

Yeşim Grup’tan gıdaların güvenli muhafazasına yönelik farkındalık söyleşisi

Uzun yıllardır eylül ayını sürdürülebilirlik odağında değerlendiren Yeşim Grup, bu yıl Sofra/Compass Group Türkiye iş birliğiyle çalışanlarına yönelik farkındalık yapan eğitici bir etkinlik gerçekleştirdi. Uzun yıllardır sürdürülebilirlik yaklaşımını iş kültürünün merkezine koyarak Eylül ayını bu alanda farkındalık artırıcı etkinliklerle geçirmeye devam eden Yeşim Grup, sürdürülebilirlik ayı kapsamında gıda güvenliği, israfın azaltılması ve sağlıklı beslenme başlıklarını odağına alarak küresel vizyonunu hayata geçirdiği projelerle destekleyen Sofra/Compass Group Türkiye iş birliğiyle "Gıdaların Hazırlanması ve Muhafazası Esnasında Nelere Dikkat Etmeliyim?" başlıklı bir söyleşi düzenledi. Büyük Konferans Salonu’nda yoğun katılımla gerçekleştirilen etkinlikte, sürdürülebilir yaşam ve gıda güvenliği konusunda farkındalığın artırılması hedeflendi. Sofra/Compass Group Türkiye Sağlık, Güvenlik, Çevre, Kalite ve Sürdürülebilirlik Kıdemli Müdürü ve Gıda Mühendisi Handan Aydın’ın konuşmacı olduğu söyleşide güvenli gıda hazırlama, saklama ve dondurma yöntemleri ele alındı. "Sağlıklı Yaşam İçin Güvenli Gıdanın Hazırlanması, Muhafazası, Gıdaların Besin Değerlerini Kaybetmeden Tüketimi ve Toplum Sağlığının Korunması" başlıklı sunumda, bu kurallara uyulmasının toplum sağlığına katkısı ile doğru muhafazanın gıda israfını azaltmadaki önemi paylaşıldı. Etkinliğin sonunda katılımcılara özel olarak hazırlanan sağlıklı smoothie ve detoks içecekler ikram edildi. Yeşimliler, bu deneyim aracılığıyla günlük tüketim tercihlerinin hem bireysel yaşam hem de gezegen üzerindeki etkilerine ilişkin farkındalık kazanma fırsatı buldu.

Okul başarısının sırrı sağlıkta yatıyor Haber

Okul başarısının sırrı sağlıkta yatıyor

Çocuk sağlığının okul başarısındaki kritik rolüne dikkat çeken Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Onur Kaşlı, çocuğun okul başarısının temelinde öncelikle sağlıklı olması ve kendini iyi hissetmesinin yattığını söyledi. Çocukların hiç hastalanmadığı bir okul yılı hedeflemenin gerçekçi olmayabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Kaşlı, sağlıklı alışkanlıklar kazandırarak, aşıları takip ederek ve gerektiğinde çocuk hekimine başvurarak bu dönemin daha sağlıklı ve keyifli geçirilebileceğini vurguladı. Uzm. Dr. Onur Kaşlı, okulların açılmasıyla başlayan yeni eğitim-öğretim dönemi öncesinde ailelere çeşitli tavsiyelerde bulundu. Okulların açılmasıyla birlikte çocuklar için yeniden hareketli bir dönemin başladığını hatırlatan Uzm. Dr. Onur Kaşlı; yeni sınıflar, arkadaşlar, dersler ve sosyal aktivitelerle birlikte ailelerin zihninde benzer soruların oluştuğunu ifade etti. Ailelerin "Çocuğum çok sık hastalanacak mı?", "Bağışıklığını güçlendirmek için ne yapmalıyım?", "Vitamin kullanmalı mıyız?" sorularına yanıt aradığını belirten Kaşlı, bir çocuk hekimi olarak özellikle okulun ilk dönemlerinde bu sorularla sıkça karşılaştığını kaydetti. Okula başlayan çocukların sık hastalanması normal mi? Özellikle kreş ve anaokuluna yeni başlayan çocukların daha sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini gözlemlediklerini aktaran Uzm. Dr. Kaşlı, çocukların kapalı ortamlarda uzun süre birlikte bulunmasının, yakın temasın ve birçok enfeksiyon etkeniyle ilk kez karşılaşmalarının bunda önemli rol oynadığını dile getirdi. Bu nedenle okulun ilk döneminde geçirilen her nezle veya öksürüğün "Çocuğumun bağışıklığı çok düşük" şeklinde değerlendirilmesinin doğru olmadığını vurgulayan Kaşlı, buradaki asıl hedefin çocuğun hiç hastalanmaması değil; sağlıklı gelişimini desteklemek, hastalandığında doğru şekilde takip etmek ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak olduğunu belirtti. "Bağışıklık güçlendirici" yerine sağlıklı yaşam Ailelerin en çok merak ettiği konulardan birinin de bağışıklığı güçlendirdiği söylenen vitaminler ve takviyeler olduğunu hatırlatan Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Onur Kaşlı, çocukların bağışıklık sistemi için yapılabilecek en temel şeylerin yeterli uyku, dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve yeterli sıvı tüketimi olduğunu kaydetti. Her çocuğun rutin olarak çok sayıda vitamin veya takviye kullanmasına gerek olmadığını ifade eden Kaşlı; D vitamini, demir veya diğer desteklerin çocuğun yaşı, beslenmesi, büyüme ve gelişmesi ile ihtiyaçları değerlendirilerek planlanması gerektiğini belirtti. Aşı karnesini kontrol etmeyi unutmayın Okul başlangıcının çocukların aşılarını yeniden gözden geçirmek için güzel bir fırsat olduğuna dikkat çeken Dr. Kaşlı, öncelikle ulusal aşı takvimindeki aşıların tamamlanmış olmasının önemine işaret etti. Uzm. Dr. Kaşlı, bunun yanında çocuğun yaşı, sağlık durumu ve risk faktörlerine göre mevsimsel influenza (grip) aşısı gibi ek aşı seçeneklerinin de çocuk hekimiyle birlikte değerlendirilebileceğini aktardı. Uyku, sandığımızdan daha önemli Yaz tatilinde uyku saatlerinin değişmesinin neredeyse kaçınılmaz olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Kaşlı, okul başladığında çocukların bir anda erken yatıp erken kalkmasını beklemenin her zaman kolay olmadığını söyledi. Yetersiz uykunun yalnızca çocuğun gün içerisinde yorgun olmasına neden olmayacağını belirten Uzm. Dr. Kaşlı; bunun dikkatini, öğrenmesini, davranışlarını ve genel iyilik hâlini de etkileyebileceğini vurguladı. Uzm. Dr. Kaşlı, bu nedenle okul döneminde düzenli ve yaşına uygun sürelerde uykunun, sağlıklı beslenme kadar önem verilmesi gereken bir konu olduğunu ekledi. Kahvaltı ve beslenme çantasına küçük bir dokunuş Çocukların güne mümkün olduğunca kahvaltıyla başlamalarını önerdiklerini dile getiren Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Onur Kaşlı, okul beslenmesinde mükemmel bir menü hazırlamaya çalışmak yerine sürdürülebilir ve dengeli seçimler yapmanın daha önemli olduğunu söyledi. Meyve, süt ve süt ürünleri, yumurta, tam tahıllı ürünler ve yaşa uygun sağlıklı atıştırmalıkların iyi seçenekler olduğunu belirten Uzm. Dr. Kaşlı; şekerli içecekler ile yoğun işlenmiş ve paketli gıdaların tüketiminin ise mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğine dikkat çekti. Çoğu zaman unutulan basit bir konunun da su içmek olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Kaşlı, çocukların okulda da düzenli su içmelerinin teşvik edilmesi gerektiğini ifade etti. Okul öncesi çocuk sağlığı kontrolü Okul öncesinde yapılan çocuk sağlığı değerlendirmesini yalnızca "Bir hastalığı var mı?" kontrolü olarak görmemek gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Kaşlı; boy ve kilo gelişiminin değerlendirilmesi, büyüme eğrisinin gözden geçirilmesi, aşıların kontrolü, beslenme ve uyku alışkanlıklarının konuşulması ve gerektiğinde görme veya işitme açısından ileri değerlendirme planlanmasının bu kontrolün önemli parçaları olduğunu kaydetti. Ailelere her zaman çocuğun okul başarısının temelinde öncelikle sağlıklı olması ve kendini iyi hissetmesinin yattığını hatırlattığını belirten Uzm. Dr. Kaşlı, çocukların hiç hastalanmadığı bir okul yılı hedeflemenin gerçekçi olmayabileceğini yineledi. Uzm. Dr. Kaşlı, sağlıklı alışkanlıklar kazandırarak, aşıları takip ederek ve gerektiğinde çocuk hekimine başvurarak bu dönemin daha sağlıklı ve keyifli geçirilmesine yardımcı olunabileceğini sözlerine ekledi. Uzm. Dr. Onur Kaşlı, yeni eğitim döneminin tüm çocuklar için sağlıklı, mutlu ve başarılı geçmesini dileyerek açıklamasını tamamladı.

Genç yaşta unutkanlık alarmı Haber

Genç yaşta unutkanlık alarmı

Teknolojinin hızla gelişmesi hayatı kolaylaştırsa da aşırı dijital kullanım, unutkanlık ve dikkat dağınıklığını tetiklediğini ifade eden uzmanlar, gençler arasında artan "dijital demans" riskine karşı uyardı. Günümüzde sadece ileri yaşlarda değil, genç bireylerde de unutkanlık şikâyetlerinde artış gözlendiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er, gençlerde görülen unutkanlığın nedenlerini, riskleri ve korunma yollarını paylaştı. Dr. Büşra Er, "Eskiden daha çok ileri yaş grubunda görülen unutkanlık yakınmalarının artık ergenlik döneminde bile karşımıza çıkabiliyor. Unutmak; bilgiyi geri çağırmada ya da kaydetmede yaşanan zorluk olarak tanımlanır. Uyku düzensizliği, kötü beslenme, dikkat eksikliği, depresyon gibi nedenlerin yanı sıra dijital medya kullanımı da bu tabloyu besliyor" dedi. Alman nörobilimci Manfred Spitzer’in dijital demans" kavramına atıfta bulunan Dr. Er, özellikle gençlerde artan ekran süresinin dikkat ve hafıza fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu vurguladı. "Sürekli uyarana maruz kalmak, bilgiye kolay erişim ve mavi ışığın uyku hormonlarını baskılaması, zihinsel tembelliğe neden oluyor" ifadelerini kullandı. İleri yaş grubunda en sık görülen unutkanlık nedeni olan Alzheimer hastalığına da değinen Dr. Büşra Er, toplumda yaygın bir yanlış anlama olduğuna dikkat çekti. Er, "Ailede Alzheimer hastası olması, genetik geçişi düşündürse de, Alzheimer vakaları tüm olguların yalnızca yüzde 1’inden azını oluşturuyor. Genetik testler rutin olarak önerilmemektedir. Unutkanlık şikâyetleri önlenebilir olduğu unutulmamalıdır. Dijital medya kullanım süresinin sınırlandırılması, düzenli uyku, sağlıklı beslenme, kitap okuma, bulmaca çözme, hafıza oyunları gibi zihinsel aktivitelerle beynin aktif tutulması unutkanlıkla mücadelede oldukça etkilidir" diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.