Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Sağlık

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Sağlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Organ bağışı yaşama umut oluyor Haber

Organ bağışı yaşama umut oluyor

Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Uzm. Dr. Merlin Bozkurt, 3-9 Kasım Organ ve Doku Bağışı Haftası dolayısıyla organ bağışının hayati önemine dikkat çekti. Türkiye'de binlerce hastanın organ nakli beklediğini, bağış konusunda toplumsal farkındalığın artırılmasının büyük önem taşıdığını söyleyen Uzm. Dr. Merlin Bozkurt, “Sağlık Bakanlığımızın verilerine göre ülkemizde 32 bin 936 kişi organ nakli bekleme listesinde bulunuyor. Her rakamın arkasında bir yaşam mücadelesi bulunuyor. Tek bir bağışçı organlarıyla sekiz kişiye kadar hayat verebilir, doku ve kornea bağışıyla da çok sayıda insana umut olabilir” dedi. Organ nakli alanında Türkiye'nin önemli bir tıbbi altyapıya sahip olduğunu vurgulayan Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Uzm. Dr. Merlin Bozkurt, “Tıp dünyası organ nakli konusunda önemli başarılara imza atıyor. Ancak bu başarıların daha fazla hastaya ulaşabilmesi için organ bağışının yaygınlaşması gerekiyor. Bir bağış kararı, bir insanın yeniden yürüyebilmesi, görebilmesi ve sevdikleriyle daha uzun yıllar geçirebilmesi anlamına gelebilir” diye konuştu. En Doğru Karar, Önceden Verilen Karar Organ bağışı kararının aileler açısından en zor zamanlarda verilmek zorunda kalınabildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Merlin Bozkurt, bu konunun önceden aile bireyleriyle konuşulmasının önemine işaret etti. Yoğun bakım süreçlerinde ailelerin yaşadığı zorluklara tanıklık ettiklerini belirten Uzm. Dr. Merlin Bozkurt, “Sevdiklerini kaybetmenin acısıyla yüzleşirken bir de organ bağışı kararı vermek zorunda kalabiliyorlar. Bu süreci kolaylaştırmanın en önemli yolu, bağış kararını önceden vermek ve aileyle paylaşmaktır. Böylece karar, zor bir anda verilen bir tercih olmaktan çıkarak kişinin isteğinin yerine getirilmesine dönüşür” ifadelerini kullandı. Beyin Ölümü Kesin Bir Tıbbi Tanıdır Organ bağışı konusunda toplumda doğru bilinen yanlışların bulunduğunu belirten Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Uzm. Dr. Merlin Bozkurt, özellikle beyin ölümünün koma veya bitkisel hayatla karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. Beyin ölümünün bağımsız uzman hekimlerden oluşan bir kurul tarafından bilimsel kriterlerle belirlenen, geri dönüşü olmayan bir ölüm tanısı olduğunu hatırlattı. Organ bağışı sürecinin büyük bir hassasiyetle yürütüldüğünü ifade eden Uzm. Dr. Merlin Bozkurt, “Beyin ölümü tanısı konulduktan sonra da hastamız bizim hastamızdır. Organların alınması süreci ameliyat titizliğiyle gerçekleştirilir, vefat eden kişinin beden bütünlüğüne ve ailesinin hassasiyetlerine saygı gösterilir. Organ bağışı, kaybedilen bir yakına duyulan sevgiyi azaltmaz; onun iyiliğinin başka hayatlarda sürmesine vesile olur” dedi. Organ Bağışı İçin Bir Adım Yeterli Organ bağışının yaygınlaşmasında bireysel kararların ve aile içi iletişimin önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Merlin Bozkurt, vatandaşları bağış konusunda bilinçlenmeye ve kararlarını yakınlarıyla paylaşmaya davet etti. 18 yaşını doldurmuş ve ayırt etme gücüne sahip bireylerin organ bağışı iradelerini e-Devlet üzerinden veya hastanelerin organ nakli koordinasyon birimlerine başvurarak beyan edebildiğini hatırlatan Uzm. Dr. Merlin Bozkurt, bağış kararından vazgeçmenin de mümkün olduğunu ifade etti. 3-9 Kasım Organ ve Doku Bağışı Haftası'nın önemli bir farkındalık fırsatı olduğunu kaydeden Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Uzm. Dr. Merlin Bozkurt, “Organ bağışı, bir insanın hayatı sona ererken başka bir insanın yaşamına devam edebilmesi için sunabileceği en değerli armağanlardan biridir. Herkesi organ bağışı konusunda bilinçlenmeye, bu konuyu ailesiyle konuşmaya ve bağışçı olmayı değerlendirmeye davet ediyorum. Çünkü bir hayat sona erdiğinde sevgi bitmek zorunda değil” diye konuştu.

Diyabet çalışmalarının öncüsü Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo İstanbul’da ağırlandı Haber

Diyabet çalışmalarının öncüsü Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo İstanbul’da ağırlandı

Atlas Üniversitesi’nde ağırlanan San Antonio Texas Sağlık Bilimleri Merkezi Diyabet Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, kendi isminin verildiği oditoryumda öğrencilerle buluştu. Diyabet araştırmalarının öncü ismi olarak kabul edilen ve insülin direnci kavramının gelişmesine katkı sağlayan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, "Tip 2 Diyabet Tedavisinde Paradigma Değişimi: Glikoz Kontrolünden Patofizyoloji Temelli Tedaviye" başlığıyla konferans verdi. "Diyabete bağlı hasarları engellemek istiyoruz" Tip 2 diyabet tedavisinde amacın artık sadece kan şekerini düzenlemek olmadığını belirten ABD’li bilim insanı, "Daha öncesinde bizim hedefimiz kan şekeri kontrolüydü ama diyabet süreci bütün organlara hasar vermekte. Bizim hedefimiz bütün bu uç organ hasarlarını azaltmak. Bu nedenle sadece kan şekerini hedef almak yeterli değil. Diyabetin gözlerdeki, böbreklerdeki hasarlarını engellemeye yönelik tedavileri göz önünde bulunduruyoruz. Böbrek hasarını, kalp damar hastalıklarından ölümü ve Alzheimer’ı da engellemek istiyoruz" dedi. Yeni ilaç tedavileri için çalışmalar yürütülüyor Tip 2 diyabet tedavisi üzerine son ilaç çalışmalarını aktaran Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, "GLP-1 agonistleri yeni bir ilaç grubu. Kalp damar hastalıklarını azaltmakta ve böbreği korumakta birçok kanıtı oluşmakta. Ne yazık ki bugün ilaçların fiyatları yüksek. Ancak zaman içinde jenerik ilaçlar çıktıktan ve yeni ilaçlar peptitlerle birleştirilerek etkinliği artırıldıktan sonra bu tedavilerin daha yaygın kullanılmasını bekliyorum. İnsüline duyarlılığı artıran pioglitazon ilaç grubunun da tedavide önemli olduğunu düşünüyorum" diye konuştu. "Zayıflama iğneleri yüzde 20’ye varan oranlarda kilo kaybı sağlıyor" Zayıflama iğnelerinin Tip 2 diyabet hastalarında kilo kaybı konusundaki başarısına değinen Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, bu ilaçların yaklaşık yüzde 20’ye varan oranlarda kilo kaybı sağladığını belirtti. Diyabetten korunmak için en önemli formülün kilo kontrolü olduğunun altını çizen Prof. DeFronzo, "ABD’de de Türkiye’de de fazla kilo ve obezite oranları çok yüksek. Hepsini birlikte düşünürsek yaklaşık olarak yüzde 60’lar civarında. Diyabetten korunmak için en önemli önerim kilo kontrolünün sağlanması" diyerek sözlerini noktaladı. "Ülkemizde iki kişiden biri ya diyabet hastası ya da diyabet hastası adayı" Atlas Üniversitesi DİMER Diyabet ve Obezite Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Kanat ise Türkiye’nin diyabet prevalansı açısından Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada olduğunu hatırlatarak, "Diyabet prevalansı Türkiye’de yaklaşık olarak yüzde 20 düzeyinde. Prediyabet trene binmiş gidiyor, son istasyon diyabet. Ülkemizde diyabet yaklaşık olarak yüzde 20, prediyabet ise yaklaşık yüzde 35 oranında. Topladığımızda yüzde 55’lere varan bir orana ulaşıyor. Yani, sokakta gezen 2 kişiden birisi ya diyabet hastası ya da diyabet adayı. 30 yıl önce diyabet prevalansı yüzde 7’ydi. 30 yılda yüzde 300’lük bir artıştan bahsediyoruz. Tek bir sebebi var: Obezite. Diyabeti domine eden iki önemli risk faktörü var: Birincisi genetik yatkınlık, ikincisi obezite. 30 yıl içerisinde genetik değişiklik beklediğimiz bir şey değil. Değişen şey, obezitenin çok fazla artması" ifadelerini kullandı. Üç madde ile diyabeti engellemek mümkün "Yapılan çalışmalar şunu gösteriyor; normal kilolu birey sayısı yüzde 15, yüzde 85’i kilolu ya da obez kategorisinde. Bu, Türkiye’deki diyabet pandemisinin bir numaralı sebebi. Bunu kontrol altına almadığımız müddetçe prediyabetik bireylerin diyabete dönüşme riski her geçen gün artıyor" diyen Prof. Dr. Mustafa Kanat, diyabetin önüne geçilmesi için yapılması gerekenleri şöyle anlattı: "Tip 2 diyabet engellenebilir bir hastalık. Yapılan tüm çalışmalar, eğer yaşam şekli düzgün yönetilebilirse tip 2 diyabetin engellenebileceğini gösteriyor. Bunun için birincisi; kilo verilecek, ikincisi; günlük 30 dakika, haftalık 150 dakika olacak şekilde düzenli egzersiz veya yürüyüş, üçüncüsü; yağlı yiyeceklerin tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalı." DIMER Diabetes 2026 ile önemli isimler bir araya gelecek İstanbul’da düzenlenen DIMER Diabetes 2026 toplantısına da değinen Prof. Dr. Mustafa Kanat, "DİMER Diabetes 2026 toplantısı sadece diyabet alanında değil, tıp alanında yapılan bilimsel açıdan en üst toplantı. Çünkü katılan hekimler, dünyada diyabet alanında en önemli, diyabet tedavisine yön veren isimler. O nedenle bu toplantının ülkemizde düzenlenmesi hem Atlas Üniversitesi hem ülkemiz adına büyük bir onur, büyük bir prestij. Diyabet, Türkiye’de maalesef iyi yönetilen bir hastalık değil. O kadar sık görmemize rağmen diyabetik hastaların kontrolü son derece kötü. Bunda hekim olarak bizlerin de payı var. O nedenle bu organizasyon, toplantıya katılacak hekimlerin diyabet alanındaki eğitimlerinin güçlendirilmesi açısından büyük bir fırsat sağlayacaktır" dedi.

Sağlıkta yapay zekâ doğru sonuca yanlış nedenlerle ulaşabilir Haber

Sağlıkta yapay zekâ doğru sonuca yanlış nedenlerle ulaşabilir

Biruni Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Damla Övek Baydar, sağlık alanında kullanılan yapay zekâ sistemlerinde yüksek doğruluk oranlarının tek başına güvenilirlik anlamına gelmediğine dikkat çekti. Baydar, yapay zekânın kararlarını klinik olarak anlamlı olmayan özelliklere dayandırmasının farklı hasta gruplarında güvenilirliği etkileyebileceğini belirterek, modellerin karar süreçlerinin açıklanabilir olmasının önemini vurguladı. Yapay zekânın sağlık alanındaki kullanımının giderek yaygınlaştığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Damla Övek Baydar, tıbbi görüntülerin değerlendirilmesinden hastalık risklerinin tahminine, genomik verilerin analizinden klinik karar destek sistemlerine kadar pek çok alanda yapay zekâ modellerinin sağlık profesyonellerine yardımcı olabilecek sonuçlar ürettiğini söyledi. Yapay zekâ sistemlerinin başarısının çoğunlukla tahmin doğruluğuyla ölçüldüğüne dikkat çeken Baydar, "Bu gelişmeler çoğu zaman modellerin ne kadar yüksek doğrulukla tahmin yaptığı üzerinden değerlendiriliyor. Ancak sağlık gibi insan yaşamını doğrudan etkileyen bir alanda yalnızca doğru sonuca ulaşmak yeterli olmayabilir. Bir sistemin bu sonuca nasıl ulaştığını anlamak da önemlidir. Çünkü doğru tahmin ile güvenilir tahmin her zaman aynı şey değildir" dedi. "Modelin kararı nasıl verdiği önemli" Derin öğrenme modellerinin karar süreçlerinin anlaşılabilir olması gerektiğini vurgulayan Baydar, şu ifadeleri kullandı: "Genetik, ilaç keşfi ve hastalık araştırmalarında giderek daha fazla kullanılan derin öğrenme modelleri çoğu zaman ‘kara kutu’ olarak tanımlanır. Bu modeller çok miktarda veriden karmaşık örüntüler öğrenebilir, ancak hangi bilgilere dayanarak sonuca vardıkları her zaman kolayca görülemez.Bu nedenle derin öğrenme modellerinin yalnızca başarılı olması değil, karar süreçlerinin de mümkün olduğunca anlaşılabilir olması önem taşır. Bir model yüksek doğrulukla tahmin yapabilir. Ancak bu tahmini biyolojik ya da klinik olarak anlamlı bir işarete mi, yoksa verideki tesadüfi veya yanıltıcı bir örüntüye mi dayandırdığını bilmiyorsak sonuca güvenmek zorlaşır" Yapay zekânın sağlık alanındaki kararlarının yalnızca sonuç üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Baydar, "Örneğin bir derin öğrenme modeli bir tıbbi görüntüyü ‘yüksek riskli’ olarak sınıflandırabilir ya da belirli bir genetik varyantın biyolojik açıdan önemli olabileceğini öngörebilir. Fakat sağlık profesyoneli açısından yalnızca sonucun kendisi değil, bu sonucu destekleyen bilgiler de önemlidir. Model görüntünün hangi bölgesine odaklanmıştır? Hastaya ait hangi değişkenleri daha önemli kabul etmiştir? Genomik bir analizde DNA dizisinin hangi bölümleri tahmini etkilemiştir? Bu sorular açıklanabilir yapay zekâ olarak adlandırılan yaklaşımın temelini oluşturur" dedi. "Doğru cevap ile doğru nedene dayanan cevap aynı şey değildir" Yapay zekâ sistemlerinde açıklanabilirliğin hasta sağlığı açısından önemine dikkat çeken Baydar, şu değerlendirmelerde bulundu: "Açıklanabilirlik, yapay zekâ sistemlerinin karar süreçlerini insanlar için daha anlaşılır hâle getirmeyi amaçlar. Bunun sağlık alanında özellikle önemli olmasının nedenlerinden biri, modelin doğru sonuca doğru gerekçelerle ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmeye yardımcı olabilmesidir. Bir yapay zekâ modeli testlerde yüksek doğruluk gösterebilir; ancak kararını klinik olarak anlamlı olmayan özelliklere dayandırıyorsa, farklı hasta gruplarında veya farklı koşullarda güvenilir sonuçlar vermeyebilir. Sağlık alanında bu nedenle yalnızca tahminin doğru olması değil, modelin bu tahmine hangi bilgilere dayanarak ulaştığının anlaşılması da önemlidir. Bir model yüksek doğruluk oranına sahip olsa bile, karar verirken klinik olarak anlamlı olmayan bir örüntüden yararlanıyor olabilir. Eğitim verisindeki beklenmedik bir özellik, kullanılan cihazlar arasındaki farklılıklar ya da belirli bir hasta grubuna özgü yanlılıklar modelin tahminlerini etkileyebilir." "Yapay zekânın sunduğu her açıklama gerçek mekanizmayı göstermez" Yapay zekâ sistemlerinde açıklanabilirliğin hekimlerin karar süreçlerini destekleyebileceğini ancak bu açıklamaların da bilimsel açıdan değerlendirilmesi gerektiğini belirten Baydar, şu değerlendirmelerde bulundu: "Açıklanabilirlik aynı zamanda güven açısından da önemlidir. Bir hekimin karar destek sisteminin önerisini değerlendirebilmesi için yalnızca bir risk puanı görmesi çoğu zaman yeterli değildir. Sistemin hangi bulguların tahmini desteklediğine ilişkin anlamlı bilgiler sunması, yapay zekânın klinik karar sürecine daha kontrollü biçimde dahil edilmesine yardımcı olabilir. Yapay zekânın sunduğu her açıklamanın mutlaka gerçek biyolojik ya da klinik mekanizmayı göstermeyeceğini söyleyen Baydar, "Bir modelin hangi verilerden etkilendiğini görselleştirmek, hastalığın nedenini ortaya çıkardığı anlamına gelmez. Bu nedenle açıklanabilirlik yöntemlerinin sonuçları da eleştirel biçimde değerlendirilmeli ve mümkün olduğunda klinik bilgi, biyolojik kanıt ve bağımsız doğrulamalarla desteklenmelidir." "Açıklanabilirlik yeni sorulara da kapı aralayabilir" Açıklanabilir yapay zekâ yaklaşımlarının bilimsel araştırmalar açısından da önemli fırsatlar sunabileceğini ifade eden Baydar, şöyle konuştu: "Açıklanabilir yapay zekâ yaklaşımları yalnızca güven oluşturmakla kalmaz, yapay zekânın yeni biyolojik soruların ortaya çıkmasına katkı sağlamasına da imkân tanır. Modelin öğrendiği örüntülerin incelenmesi, daha önce fark edilmemiş biyolojik ilişkilere işaret edebilir ve araştırmacılara yeni hipotezler geliştirme fırsatı sunabilir. Modeli yalnızca bir tahmin makinesi olarak görmek yerine, hangi örüntüleri öğrendiğini anlamaya çalıştığımızda hem modeli geliştirebilir hem de biyoloji hakkında yeni sorular sorabiliriz." "Yapay zekâ, uzmanla birlikte kullanılmalı" Sağlık alanında yapay zekânın hekimlerin yerini alan bir sistem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Baydar, "Sağlık alanında yapay zekâyı, uzmanın yerini alan bağımsız bir karar mekanizmasından ziyade, karar süreçlerini destekleyen güçlü bir araç olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Bu açıdan bakıldığında, açıklanabilirlik daha da önemli hâle gelir. Amaç yalnızca yüksek performanslı modeller geliştirmek değil; güvenilir, denetlenebilir ve insan uzmanlığıyla birlikte kullanılabilecek sistemler oluşturmaktır." dedi. "Güvenilir yapay zekâ, sınırları bilinen yapay zekâdır" Sağlıkta yapay zekâ sistemlerinin güvenilirliğinin yalnızca başarı oranlarıyla değerlendirilemeyeceğini belirten Baydar, sözlerini şöyle tamamladı: "Sağlıkta yapay zekânın başarısını gelecekte yalnızca ulaştığı doğruluk oranı değil, verdiği kararları ne ölçüde açıklayabildiğimiz de belirleyecektir. Bu nedenle ‘Model ne kadar doğru?’ sorusunu sormak tek başına yeterli değildir. ‘Hangi verilerden öğrendi?’, ‘Hangi hasta gruplarında başarısız olabilir?’, ‘Kararını hangi özelliklere dayanarak verdi?’ ve ‘Bu açıklama klinik veya biyolojik olarak anlamlı mı?’ gibi sorular da doğruluk kadar önemlidir. Sağlıkta yapay zekânın güvenilir olması, yalnızca doğru tahmin yapan değil, sınırları bilinen ve kararları eleştirel biçimde değerlendirilebilen sistemlerin geliştirilmesine bağlıdır."

Eczacılar, Geleceğin E-hali'ni konuştu Haber

Eczacılar, Geleceğin E-hali'ni konuştu

Geleceğin E Hali 2026 Kongresi, Pharmetic Girişimci Eczacılar Derneği (PGED) tarafından İstanbul Kongre Merkezi’nde başladı. Üç gün sürecek kongrede, bilinçsiz ilaç ve takviye kullanımı, sahte ürün tehlikesi, antibiyotik direnci ve yapay zekânın sağlık alanındaki kullanımı gibi konular ele alınıyor. Değişen sağlık dinamikleri, dijitalleşen danışmanlık modelleri ve sürdürülebilir eczacılık yaklaşımları, üç gün boyunca Geleceğin E Hali çatısı altında ele alınacak. Kongrede 2 salonda eş zamanlı olarak 22 bilimsel oturum ve 18 firma oturumu gerçekleştirilecek. 85 konuşmacı ve moderatörün görev aldığı bilimsel programda; yeni nesil eczane yönetimi ve danışmanlık, koruyucu ve bütüncül sağlık ile sürdürülebilir ve büyüyen eczacılık başlıkları öne çıkıyor. Eczacıyı yalnızca bir ilaç tedarikçisi olarak değil, toplum sağlığının en erişilebilir birinci basamak danışmanı olarak konumlandıran kongre; entegre sağlık hizmetleri, biyoteknoloji, kişiselleştirilmiş eczacılık çözümleri ve akıllı eczane yönetimi gibi yenilikleri vitrine çıkarıyor. Eczacılık mesleğinin tarihi bir dönüşüm eşiğinde olduğu bilinciyle düzenlenen kongre, havanın geleneksel dokusunu çağın gerektirdiği yeni kodlarla yeniden yazmayı hedefliyor. Kongrenin bilimsel programı, Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu başkanlığında Prof. Dr. Saadettin Eskiçorapçı, Prof. Dr. M. Reşat Dabak, Prof. Dr. Mesut Sancar ve Prof. Dr. Barkın Berk’ten oluşan Bilimsel Kurul tarafından hazırlandı. GLP-1 ilaçları için hekim ve eczacı kontrolü uyarısı PGED Yönetim Kurulu Başkanı Ecz. Şule Dilek Yağçı Tüysüz, Tip-2 diyabet tedavisinde kullanılan GLP-1 grubu ilaçların kilo verme etkisi nedeniyle "mucize zayıflama iğnesi" olarak anılmasının bilinçsiz kullanıma zemin hazırladığına dikkat çekti. Reçetesiz ve denetimsiz ilaç temini ile sosyal medya üzerinden satılan sahte ürünlerin sağlık riski oluşturduğunu belirten Tüysüz, "Bu ilaçlar bir güzellik ya da hızlı zayıflama ürünü değil, hekim kontrolünde kullanılan bir tedavi aracıdır" dedi. İlaçların uygun koşullarda saklanmasının ve doğru dozda kullanılmasının önemini vurgulayan Tüysüz, hekim önerisi olmadan kullanımın bulantı, kusma ve ishalin yanı sıra pankreatit, safra kesesi sorunları ve mide boşalmasında yavaşlama gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini kaydetti. Eczacının ilaçların saklanması, kullanımı ve yan etkilerinin takibi konusunda önemli bir rol üstlendiğini ifade eden Tüysüz, "Bu ilaçların yalnızca reçeteyle, hekim ve eczacı kontrolünde kullanılması hayati önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "Bilinçsiz takviye kullanımı karaciğer ve böbrekleri yorabiliyor" PGED Yönetim Kurulu Üyesi Ecz. Aylin Özbey, uzun ve sağlıklı yaşam arzusuyla yaygınlaşan "longevity" trendi kapsamında vitamin, mineral ve bitkisel takviyelerin bilinçsizce kullanılmasının risk oluşturduğuna dikkat çekti. Birden fazla ürünün birlikte alınmasının yağda çözünen vitaminlerin vücutta birikmesine, bitkisel ürünlerin karaciğer üzerindeki yükünün artmasına ve böbreklerin gereğinden fazla çalışmasına yol açabileceğini belirten Özbey, "'Doğal' ibaresi taşıyan her ürünün güvenli olmadığı unutulmamalı" dedi. Takviyelerin kronik hastalıklar nedeniyle kullanılan ilaçlarla etkileşime girebileceğini de vurgulayan Özbey, ürün seçiminde kişiye özel değerlendirme yapılması gerektiğini kaydetti. Yaş, cinsiyet, beslenme alışkanlıkları, kronik hastalıklar ve laboratuvar sonuçlarının birlikte ele alınmasının önemine değinen Özbey, "Uzun yaşamın güvenli yolu, rastgele alınan ürünlerden değil; bilgiye dayanan, kişiye özel ve eczacı gözetiminde yürütülen bir yaklaşımdan geçiyor" ifadelerini kullandı. Yapay zekâ yanıtları tedavinin yerini alamıyor Sağlık alanındaki bilgi kirliliğine dikkat çeken eczacılar, sosyal medyada yayılan detoks kürleri, mucize karışımlar ve bilimsel dayanağı bulunmayan önerilerin yanlış sağlık kararlarına yol açabileceğini belirtti. Sağlıkla ilgili bilgilerin kaynağının sorgulanması ve kararların uzman görüşüyle verilmesi gerektiğini vurgulayan eczacılar, yapay zekâ destekli sohbet robotlarının yanıtlarının da tedavi amacıyla doğrudan uygulanmaması gerektiğini ifade etti. Yapay zekâ sistemlerinin kişilerin hastalıklarını, alerjilerini ve kullandıkları ilaçları her zaman doğru değerlendiremeyebileceğine işaret eden eczacılar, yanlış doz ve ilaç etkileşimi bilgilerinin ciddi sonuçlar doğurabileceğini kaydetti. Teknolojinin eczacılık mesleğine katkı sağlayabileceğini belirten eczacılar, "Yapay zekâya karşı değiliz; doğru kullanıldığında güçlü bir yardımcı olabileceğine inanıyoruz. Ancak tanı ve tedavi kararlarının yerini alamayacağını hatırlatmak istiyoruz" konusuna dikkat çekti. Antibiyotik direnci geleceğin tedavi seçeneklerini tehdit ediyor Bilinçsiz antibiyotik kullanımının gelecekteki tedavi seçeneklerini tehdit ettiğine dikkat çeken eczacılar, gereksiz ve yanlış kullanımın bakterilerin ilaçlara karşı direnç geliştirmesine neden olduğunu bildirdi. Hekim önerisi olmadan antibiyotik kullanılması, evde kalan ilaçların yeniden alınması ve tedavinin önerilen süre tamamlanmadan bırakılmasının direnç gelişiminde etkili olduğunu belirten eczacılar, antibiyotiklerin grip ve nezle gibi virüs kaynaklı hastalıklarda etkili olmadığını hatırlattı. Antibiyotiklerin doğru dozda ve önerilen süre boyunca kullanılması gerektiğini vurgulayan eczacılar, "Bugün atılan her doğru adım, yarının tedavi seçeneklerini korumak anlamına geliyor" ifadelerini kullandı. İnternetten alınan sahte ürünler sağlık riski oluşturuyor PGED Yönetim Kurulu Üyesi Ecz. Pelin Tuba Fotan Ersoy, internet siteleri ve sosyal medya hesapları üzerinden satılan ilaç ve dermokozmetik ürünlerin sahte, ruhsatsız veya uygun olmayan koşullarda saklanmış olabileceğine dikkat çekti. Özellikle soğuk zincir gerektiren ilaçların yanlış sıcaklıkta tutulmasının ürünün etkisini kaybetmesine yol açabileceğini belirten Ersoy, sahte dermokozmetik ürünlerin içeriğinde etikette belirtilmeyen zararlı maddeler bulunabileceğini kaydetti. İlaç ve dermokozmetik ürünlerin güvenilir tedarik zincirinden temin edilmesi gerektiğini vurgulayan Ersoy, vatandaşlara ürünlerin karekodlarını doğrulamaları ve kaynağı belirsiz tekliflere karşı dikkatli olmaları çağrısında bulundu. Ersoy, "Sağlık söz konusu olduğunda tasarruf, çoğu zaman en pahalı hataya dönüşebiliyor" dedi. Çocuklarda ekran süresi ve hareketsiz yaşam uyarısı Çocukların ekran başında geçirdiği sürenin artmasıyla fiziksel aktivitenin azalmasının çocukluk çağı obezitesi riskini artırdığına dikkat çeken eczacılar, hareketsiz yaşamın yalnızca kilo artışına değil, uyku sorunları, dikkat dağınıklığı ve kas-kemik gelişimine ilişkin problemlere de yol açabileceğini belirtti. Ailelerin çocukların ekran sürelerini sınırlandırması, günlük fiziksel aktivitelerini artırması, dengeli beslenmelerini ve yeterli uyumalarını sağlaması gerektiğini vurgulayan eczacılar, okul ve mahalle düzeyinde hareketli yaşamı destekleyen etkinliklerin önemine değindi. Eczacıların çocukların beslenme, vitamin kullanımı ve kilo takibi konusunda aileleri bilgilendirebileceğini belirten eczacılar, riskli durumlarda hekim yönlendirmesinin önemini kaydetti. Çocuklarda şiddet ve öfke davranışlarına bütünsel yaklaşım PGED Yönetim Kurulu Üyesi Ecz. Ayşem Jale Kıhtır, çocuklar arasında görülen şiddet olaylarının yalnızca bireysel davranışlar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Dijital dünyanın getirdiği aşırı uyarılma, sosyal izolasyon, duygusal yalnızlık ve yoğun stresin çocukların davranışlarına yansıyabileceğini belirten Kıhtır, kontrolsüz dijital oyunların ve şiddet içerikli film ve dizilerin de risk faktörleri arasında bulunduğunu ifade etti. Ailelerin çocukların yalnızca ekran sürelerini değil, izledikleri içerikleri de takip etmesi gerektiğini vurgulayan Kıhtır, çocukların fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişiminin birlikte değerlendirilmesinin önemine işaret etti. Beslenme, uyku ve çevresel koşulların çocukların davranışlarında rol oynayabileceğini kaydeden Kıhtır, "Bir çocuğu korumak, geleceği korumaktır" dedi.

BURTOM’dan “Meme Kanseri” mesajı Haber

BURTOM’dan “Meme Kanseri” mesajı

Sağlık alanındaki öncü çalışmaları ve toplumsal duyarlılığı ile adından söz ettiren BURTOM Sağlık Grubu, Ekim ayı “Meme Kanseri Farkındalık Ayı” nedeniyle bir farkındalık çalışmasına imza attı. Kanserle mücadelede en etkili yöntem olan "erken teşhis" bilincini yaygınlaştırmanın öncelikli misyonları arasında yer aldığını belirten BURTOM Sağlık Grubu, bu kapsamda bağlı birimlerin ve merkezlerin bulunduğu binaları pembe kurdelalarla donattı.Bursa’da sağlık hizmeti sunan merkezlerin dış cepheleri, meme kanseri farkındalığının simgesi olan pembe kurdela motifleriyle süslenerek dikkat çekici bir görünüme kavuşturuldu. Gerçekleştirilen bu görsel düzenleme ile hem merkeze başvuran hastaların hem de trafikte seyreden ve çevrede bulunan vatandaşların meme kanserine karşı bilinçlendirilmesi, konunun önemine dair toplumsal hassasiyetin artırılması hedefliyor. Erken Teşhis Hayat Kurtarır Uzmanlar, her 8 kadından birinde görülen meme kanserinin günümüzde genç yaşlarda da rastlanan en yaygın türlerden biri olduğuna dikkat çekiyor. Hastalığın hiçbir belirti göstermeden de gelişebileceğine işaret eden sağlık otoriteleri, düzenli kontrollerin ve modern tarama yöntemlerinin (tomosentezli mamaografi gibi) hayat kurtarıcı rolünü vurguluyor. BURTOM Sağlık Grubu, binalarında başlattığı görsel farkındalık çalışmasıyla, tüm kadınlara "kontrollerinizi ihmal etmeyin" çağrısında bulunarak Bursa’da erken tanının önemini güçlü bir şekilde vurguluyor.

Anadolu’nun sanat hafızası Bursa’da canlandı Haber

Anadolu’nun sanat hafızası Bursa’da canlandı

Programa, Birleşik Uluslararası Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Dernekleri Federasyonu (BUSADER) Yönetim Kurulu Başkanı Zerrin Özgüle, BUSADER Yönetim Kurulu Üyesi Tülin Günbatılı, Sanart BUSADER Yönetimi ve çok sayıda üye katılım gösterdi. Açılışta konuşan Sanart BUSADER Yönetim Kurulu Başkanı Sinem Uğurgün, “Bu çalışma döneminde önemli pek çok etkinlik gerçekleştireceğiz. Bu yılki etkinliklerimiz , Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesi ve Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerine sağlayacağımız burslar yararına gerçekleşecek. Bu sayede Sanart BUSADER olarak, sanatı kökünden beslemeyi ve desteklemeyi hedefliyoruz. Hepinize katılımınız için çok teşekkür ederim” ifadelerini kullandı. BUSADER Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Zerrin Özgüle de, “Sanart BUSADER’e çalışmaları ve birbirinden özel etkinlikleri için çok teşekkür ediyorum. An itibariyle bizim her derneğimizde hedeflediğimiz ‘üye sayısı kadar bursun da gerçekleştirilmiş olmasından dolayı da ayrıca teşekkür ederim. Sanat adına, birliktelik adına, güzel projelerle derneğimiz gün geçtikçe büyüyor. Bugün burada sizlere önemli bir duyuru yapmak istiyorum. 10.yılımıza girerken, 20 Kasım’da sağlık ve eğitim alanlarında başarı ödüllerini vereceğimiz, Işın Karaca’nın da sahne alacağı özel bir gece gerçekleştiriyoruz Sizlerin de bu ödüllerin kimlere verileceği konusunda katkılarınızı bekliyoruz” şeklinde konuştu. Ardından yeni üyelere hoş geldin seremonisi yapılarak rozet takıldı. Etkinlikte konuşan Ekip İşi Film’in kurucusu, farklı rotalarda mihmandarlık yapan Umut Tuncel ise, “Anadolu bir kültür mozaiği ve hemen her alanda bizler bir Anadolu mirasçısıyız. Anadolu sanatının kadim dönemlere dayanması ve bu bölgeye gelen her bir kültürün diğeriyle girdiği etkileşimin meyveleri, hala daha hissedilen bir sanatsal üst kimliğin oluşumuna olanak tanımıştır” dedi. Kültürel dokuyu özellikle mimari sanatı bu bağlamda incelemek üzere Türkiye’nin her yerini gezen Umut Tuncel, “Coğrafya hem insanların düşünce tarzında hem de sanata bakışında çok büyük bir öneme sahip. Bunu birinci elden gözlemlemek, en basitinden Toros’un iki farklı cephesindeki insanların bile birbirinden kültürel anlamda bu kadar uzak olup aynı çatı altında buluşabilmesini deneyimlemek benim için gerçekten büyük bir tecrübeydi. Aslında savaşlar, göçler bir kültürü silip diğerini getirmedi. Tam tersine hegemon kültürün diğer kültürle temasını ve ortaya çıkan melezlikle beraber, çok daha zengin bir yapıyı oluşturdu” ifadeleriyle konuşmasını sonlandırdı. Soru-cevapla devam eden etkinlikte sorulan ‘Türkiye’de Anadolu’nun sanatsal mozaiğini en iyi şekilde gösteren şehir hangisidir?’ soruya Umut Tuncel, “Şüphesiz Bursa’dır” şeklinde cevap vererek, Anadolu Sanatı’nda Bursa’nın yerini bir kez daha göstermiş oldu. Etkinliğin sonunda Sanart BUSADER Yönetim Kurulu Başkanı Sinem Uğurgün, Konuşmacı Umut Tuncel’e uluslararası ödüllü fotoğrafçı Bakri Omar’ın bir fotoğrafını takdim etti.

El yıkama tekniği, hastalıklardan korunmada etkili Haber

El yıkama tekniği, hastalıklardan korunmada etkili

Çevrenin ve insan vücudunun çok sayıda mikroorganizmayla çevrili olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Reşit Mıstık, bu mikroorganizmalarla temasın kaçınılmaz olduğunu söyledi. Günlük yaşamda pek çok yüzeye dokunan ellerin, farkında olmadan yüze, göze ve ağıza götürülmesiyle hastalık etkenlerinin vücuda taşınabildiğini kaydeden Mıstık, el hijyeninin sağlık açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. El hijyeninin su ve sabun, antiseptik içeren sabun veya alkol bazlı antiseptik solüsyonlarla ellerin uygun şekilde temizlenmesi olduğunu belirten Mıstık, uygulamanın yapılacağı ortama göre farklı el hijyeni yöntemlerinin bulunduğunu dile getirdi. El yıkamanın 3 farklı yöntemi var El hijyeninin sosyal, hijyenik ve cerrahi el yıkama olmak üzere üç farklı şekilde uygulandığını aktaran Mıstık, sosyal el yıkamanın ev ve sosyal alanlarda gerçekleştirildiğini, bu yöntemde ellerin 10-15 saniye yıkanmasının öngörüldüğünü belirtti. Hijyenik el yıkamanın antimikrobiyal sabunlar veya alkol bazlı antiseptiklerle yapıldığını ifade eden Mıstık, bu yöntemde temas süresinin en az 30 saniye olması gerektiğini ve özellikle hasta bakımında ve hastanelerde uygulandığını söyledi. Cerrahi el yıkamanın ise cerrahlar tarafından ameliyat ve girişimler öncesinde, özel teknikler kullanılarak gerçekleştirilen daha kapsamlı bir temizlik yöntemi olduğunu kaydetti. Nezle virüsü ellerle de bulaşıyor Eller aracılığıyla taşınan mikroorganizmaların çeşitli hastalıklara neden olabildiğini belirten Prof. Dr. Reşit Mıstık, tifo ve dizanteri gibi sindirim sistemi hastalıklarının yanı sıra nezle ve grip gibi solunum yolu enfeksiyonlarının da el hijyenine dikkat edilmediğinde bulaşabileceğini ifade etti. Öksürme ve aksırma sırasında çevreye yayılan virüslerin ellere bulaşabildiğini, ellerin daha sonra yüze, ağza, buruna ve göze götürülmesiyle enfeksiyon riskinin ortaya çıktığını anlatan Mıstık, nezle virüsünün sanılanın aksine yüzde 50 oranında eller aracılığıyla bulaştığına dikkat çekti. El yıkama alışkanlığı yeterli değil El yıkama alışkanlığına ilişkin oranlara da değinen Mıstık, el yıkamanın gerekli olduğu durumlarda uyum oranının kadınlarda yüzde 52, erkeklerde yüzde 48 olduğunu belirtti. Bu oranın çocuklarda yüzde 20’lere, genç erişkinlerde ise yüzde 30’lara kadar düşebildiğini ifade eden Mıstık, el hijyeninin günlük yaşamda yeterince uygulanmadığına işaret etti. Hastalık yapıcı mikroorganizmaların eller aracılığıyla yayılmasını önlemek için gerekli durumlarda ellerin uygun şekilde yıkanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Reşit Mıstık, el hijyeninin bulaşıcı hastalıklardan korunmada temel uygulamalardan biri olduğunu kaydetti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.