Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Ruh Sağlığı

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Ruh Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ruh Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. İbrahim Taymur: "Ruh sağlığını korumak, hayat şartlarını iyileştirmekle de mümkün" Haber

Prof. Dr. İbrahim Taymur: "Ruh sağlığını korumak, hayat şartlarını iyileştirmekle de mümkün"

Ruh sağlığının korunması ve ruhsal sorunların önlenmesine yönelik çalışmalar hakkında bilgi veren Medicana Bursa Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Taymur, ruh sağlığının biyolojik özellikler, kişisel deneyimler ve toplumsal şartların etkileşimiyle şekillendiğini belirterek önleyici çalışmaların yalnızca tedavi hizmetleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti. "Ruh sağlığını yalnızca bireyin sorumluluğu olarak göremeyiz" Ruh sağlığının kişinin duygularını yönetebilmesi, güçlüklerle baş edebilmesi, ilişkilerini sürdürebilmesi ve günlük yaşama katılabilmesiyle yakından ilişkili olduğunu belirten Prof. Dr. Taymur, bireyin içinde bulunduğu şartların da bu süreçte önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı Taymur, "Genetik yatkınlıklar ve biyolojik süreçler ruh sağlığında önemli bir yere sahiptir. Ancak kişinin yaşam deneyimleri, sosyal çevresi ve ekonomik şartları da ruhsal iyilik hâlini etkiler. Uzun süreli işsizlik, ekonomik güçlükler, güvensiz barınma şartları, ayrımcılık ve şiddet, bireyin ruhsal açı-dan zorlanmasına neden olabilir. Bu nedenle ruh sağlığını korumayı yalnızca kişinin kendi çabasıyla açıklamak yeterli değildir" dedi. Ruh sağlığını desteklemek için bireysel baş etme becerilerinin geliştirilmesinin yanında insanların güvenli ve destekleyici yaşam şartlarına sahip olmasının da önem taşıdığını belirten Taymur, eğitim imkanlarının güçlendirilmesi, çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştırılmasının koruyucu yaklaşımın önemli parçaları olduğunu kaydetti. Çocukluk dönemindeki deneyimlerin ruh sağlığının gelişiminde önemli bir rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Taymur, güvenli aile ortamının, destekleyici ilişkilerin ve çocuğun kendisini kabul edilmiş hissetmesinin koruyucu etkenler arasında yer aldığını söyledi. İhmal, istismar, zorbalık, sürekli baskı ve dışlanmanın çocukların ruhsal iyilik hâlini olumsuz etkile-yebileceğine dikkat çeken Taymur, erken dönemde sunulan desteğin önemini vurguladı. Taymur, "Çocuklukta yaşanan olumsuz deneyimler kişinin geleceğini kaçınılmaz biçimde belirlemez. Güvenilir bir yetişkinin desteği, öğretmenlerle kurulan sağlıklı ilişkiler, kabul gördüğü bir sosyal çevre ve gerektiğinde alınan profesyonel yardım önemli koruyucu kaynaklardır. Bu nedenle çocukları korumak kadar aileleri ve çocuklarla çalışan eğitimcileri desteklemek de önemlidir" diye konuştu. Ruh sağlığının korunmasının çocuklukla sınırlı olmadığını belirten Taymur, ergenlikten yetişkinliğe ve ileri yaşlara kadar her dönemin kendine özgü ihtiyaçları bulunduğunu ifade etti. Yalnızlık, kayıplar, yaşam değişiklikleri ve sosyal ilişkilerin zayıflamasının farklı yaş gruplarında destek ihtiyacını artırabileceğini kaydetti. Ruhsal sorunların erken fark edilmesinin ve ihtiyaç duyan kişilerin uygun desteğe ulaşmasının önemine değinen Prof. Dr. Taymur, önleyici çalışmaların sorunların ortaya çıkma riskini azaltmanın yanı sıra mevcut sorunların ağırlaşmasını ve tekrarlamasını önlemeyi de kapsadığını belirtti. Okullarda zorbalıkla mücadele edilmesi, işyerlerinde aşırı stresin azaltılması, ruh sağlığı konusunda doğru bilgilendirme yapılması ve psikolojik destek hizmetlerinin erişilebilir hâle getirilmesinin bu açıdan önem taşıdığını ifade eden Taymur, koruyucu çalışmaların farklı kurumların iş birliğiyle yürü-tülmesi gerektiğini söyledi. Taymur, "Ruhsal sorunların tamamını önlemek mümkün olmayabilir. Ancak riskleri azaltmak, sorun-ları erken fark etmek ve kişilerin zamanında destek almasını sağlamak mümkündür. Burada önemli olan, yalnızca sorun yaşayan kişinin yardım istemesini beklemek değil, ihtiyaç duyan kişilerin hiz-metlere ulaşmasını kolaylaştırmaktır" ifadelerini kullandı. Ruh sağlığı konusunda toplumda hâlâ önyargılarla karşılaşılabildiğini belirten Taymur, kullanılan dilin ve toplumsal tutumların kişilerin yardım arama davranışını etkileyebildiğine dikkat çekti. Ruhsal sıkıntı yaşayan kişilerin yargılanmadan dinlenmesi, yaşadıklarının küçümsenmemesi ve gerek-tiğinde profesyonel desteğe yönlendirilmelerinin önemini vurgulayan Taymur, ruh sağlığıyla ilgili tanıların alay veya hakaret amacıyla kullanılmasının damgalamayı güçlendirebileceğini belirtti. Taymur, ruhsal sorunların yalnızca biyolojik süreçler üzerinden değerlendirilmesinin de kişinin yaşam öyküsünü ve içinde bulunduğu şartları anlamak açısından yetersiz kalabileceğini ifade ederek bü-tüncül bir yaklaşımın gerekliliğine işaret etti. Ruh sağlığının korunması toplumsal sorumluluk gerekti-riyor Düzenli uyku, fiziksel aktivite ve destekleyici sosyal ilişkilerin ruhsal iyilik hâline katkı sağlayabileceğini belirten Prof. Dr. Taymur, bu alışkanlıkların yanı sıra toplumsal destek mekanizmalarının güçlendirilmesinin de gerekli olduğunu söyledi. Taymur, "Ruh sağlığını korumak; bilimsel bilgiye dayalı uygulamaları, zamanında ve nitelikli sağlık hizmetlerini, güvenli yaşam alanlarını ve destekleyici sosyal ilişkileri birlikte ele almayı gerektirir. Aileler, okullar, işyerleri, sağlık kurumları ve yerel yönetimler bu sürecin önemli paydaşlarıdır" dedi. Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün yalnızca farkındalık oluşturmakla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Taymur, ruh sağlığını korumaya yönelik çalışmaların yıl boyunca sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Taymur, bireylerin yaşam şartlarını iyileştiren, ihtiyaç duyan kişilerin desteğe erişimini kolaylaştıran ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren adımların ruh sağlığının korunmasına katkı sağlayacağını belirtti.

Stresle baş etmek mümkün Haber

Stresle baş etmek mümkün

Açıklamasında stresin, insan sağlığını ve yaşam kalitesini çeşitli şekillerde önemli ölçüde etkileyebileceğini ifade eden Dr. Yavuzcan, "Stres, fiziksel sağlığı kardiyovasküler sorunlar, bağışıklık sistemi sorunları, sindirim ve uyku bozuklukları olarak olumsuz etkiler. Stres kan basıncını ve kalp atış hızını artırarak kalp hastalığı riskinin artmasına neden olabilir. Kronik stres bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyon ve hastalıklarla mücadeleyi zorlaştırabilir. Stres, irritabl bağırsak sendromu (IBS), ülser ve diğer gastrointestinal problemler gibi sorunlara neden olabilir. Stres genellikle uykusuzluğa veya kalitesiz uykuya yol açar, bu da fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarını daha da kötüleştirebilir" dedi. Dr. Bekir Uğur Yavuzcan, stresin ruh sağlığı ve fonksiyonlar üzerindeki olumsuz yansımalarına da dikkat çekti : "Uzun süreli stres, anksiyete bozuklukları ve depresyon gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Stres hafızayı, konsantrasyonu ve karar verme becerilerini bozabilir. Kronik stres bunalma, sinirlilik ve duygusal dengesizlik duygularına yol açabilir." Stresin sosyal ilişkiler ve genel refah üzerindeki etkilerini de değerlendiren Dr. Yavuzcan, stresin aile, arkadaşlar ve meslektaşlarla ilişkileri zorlayabileceğini, üretkenliği, iş tatminini ve işteki genel performansı etkileyebileceğini, hayattan alınan keyfi azaltarak genel bir memnuniyetsizlik ve mutsuzluk hissine yol açabileceğini ifade etti. Dr. Yavuzcan, bazı gıdaların psikolojik açıdan insan üzerinde olumlu etkiye neden olduğunu kaydetti : "Magnezyum, özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler ve yeşillikler ile kuruyemişlerde bol miktarlarda bulunan vücudumuz ve sinir sistemi için en gerekli minerallerin başında gelmektedir. Sağlıklı bir beyin ve uyku düzeni için vazgeçilmez olarak konumlandırabiliriz. Balık (somon ve uskumru gibi), keten tohumu ve cevizde bulunan omega-3'ler depresyon ve anksiyete belirtilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Glutensiz yulaf, kinoa, keten tohumu gibi gıdalar kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur ve enerji sağlar. Meyveler ve sebzeler, vitaminler, mineraller ve antioksidanlar açısından zengin olup, genel beyin sağlığını destekler ve oksidatif stresi azaltır. Probiyotikler, yoğurt, pancar suyu, kombucha çayı ve lahana turşusu gibi fermente gıdalar bağırsak sağlığını destekler, bu da ruh halinin iyileşmesi ve stresin azalmasıyla bağlantılıdır. Ölçülü olarak, bitter çikolata stres hormonlarını azaltabilir ve hızlı bir ruh hali artışı sağlayabilir." Ruh sağlığını ve psikolojiyi güçlendiren yaşam tarzı alternatiflerini sıralayan Dr. Yavuzcan, sözlerini şöyle tamamladı: "Düzenli fiziksel aktivite stres hormonlarını azaltabilir ve ruh halini iyileştiren endorfin salınımını tetikleyebilir. Kuvvet antrenmanı egzersizleri ile birlikte her hafta en az 150 dakika orta şiddette aerobik aktivite veya 75 dakika şiddetli aktivite hedefleyin. Farkındalık meditasyonu, yoga ve derin nefes egzersizleri gibi uygulamalar stresi yönetmeye ve zihinsel berraklığı artırmaya yardımcı olabilir. Gece başına 7-9 saat kaliteli uyku almak stres yönetimi için çok önemlidir. Güçlü ilişkiler sürdürmek ve bir destek sistemine sahip olmak strese karşı tampon görevi görebilir ve duygusal refahı artırabilir. Etkili zaman yönetimi, bunalmışlık hissini azaltabilir ve hayatın çeşitli yönlerini dengelemeye yardımcı olabilir. Keyif aldığınız aktivitelerle uğraşmak stresten uzaklaşmanızı sağlayabilir ve genel mutluluğunuzu artırabilir."

Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı: "Şiddetin önlenmesinde aile ve sosyal çevre desteği etkili oluyor" Haber

Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı: "Şiddetin önlenmesinde aile ve sosyal çevre desteği etkili oluyor"

Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir lise önünde 11 öğrencinin yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırının ardından ergenlik döneminde şiddete yönelimin nedenleri yeniden gündeme geldi. Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, şiddetin önlenmesinde aile ve sosyal çevreden sağlanan destek ile zamanında sunulan psikososyal müdahalelerin koruyucu rol oynadığını belirtti. Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, ergenlik döneminde görülen şiddetin nedenleri ve önlenmesine ilişkin değerlendirmede bulundu. Ergenlik döneminde kimlik arayışı, bağımsızlaşma, akran kabulü ve sosyal statüye verilen önem artarken, dürtü kontrolü ve davranışların sonuçlarını değerlendirme gibi bilişsel süreçlerin gelişiminin devam ettiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, ancak bu özelliklerin şiddet davranışını kaçınılmaz hale getirmediğini belirterek bireysel, ilişkisel ve toplumsal risklerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bir çatışmanın ağır bir haksızlık, aşağılanma, reddedilme veya statü kaybı olarak algılanmasının yoğun öfkeye yol açabileceğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, olayın zihinde sürekli yeniden değerlendirilmesi ve intikam düşüncelerinin güçlenmesiyle bazı durumlarda alternatif çözüm yollarının daralabileceğine dikkat çekti. Silaha kolay erişimin ise kriz anlarında sonuçları ağırlaştırabilecek kritik bir risk faktörü olduğunu vurguladı. Zorbalık ve dışlanma dikkate alınmalı Sürekli dışlanma, aşağılanma veya zorbalığa maruz kalmanın bazı gençlerde öfke, değersizlik ve yabancılaşma duygularını artırabileceğini belirten Koçanlı, Türkiye’de yapılan araştırmalarda sürekli öfke, yabancılaşma ve akran zorbalığının şiddet eğilimiyle ilişkili bulunduğunu aktardı. Ancak zorbalığa maruz kalan gençlerin büyük çoğunluğunun şiddete başvurmadığının altını çizen Koçanlı, zorbalığın tek başına doğrudan neden olarak görülmemesi gerektiğini, diğer risk faktörleriyle birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığını söyledi. Aile ve okul, koruyucu rol oynuyor Aile içi çatışmalar, şiddete tanıklık edilmesi, sert veya tutarsız disiplin, yetersiz ebeveyn denetimi ve sağlıklı iletişim eksikliğinin risk oluşturabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, travmatik deneyimlerin de bazı çocuk ve ergenlerde güven duygusu ile öfke düzenleme becerilerini etkileyebileceğini ifade etti. Bununla birlikte travmatik bir geçmişin gelecekte şiddet davranışı sergileneceği anlamına gelmediğini vurgulayan Koçanlı, aile ve sosyal çevreden sağlanan destek ile zamanında sunulan psikososyal müdahalelerin koruyucu rol oynadığını belirtti. Okul ortamındaki güven duygusu önemli Okul ortamının da kritik bir role sahip olduğunu kaydeden Koçanlı, "Okul, yalnızca örgün eğitimin sunulduğu bir kurum değil, aynı zamanda bireyin aidiyet duygusu kazandığı ve sosyal kimliğinin biçimlendiği temel sosyalleşme alanlarından biridir. Öğrencinin okul ortamında kendini değerli ve güvende hissetmesi, öğretmenleriyle güvene dayalı bir ilişki geliştirmesi ve zorbalık durumlarında destek alabileceğine inanması koruyucu bir etki oluşturmaktadır. Buna karşılık, okuldan ve akran grubundan yabancılaşma, sürekli akran reddi ve sosyal destek mekanizmalarına yönelik güvensizlik veya bu mekanizmalara erişim eksikliği mevcut sorunları daha da şiddetlendirebilir" dedi. Siber zorbalık, psikososyal sorunları şiddetlendirebilir Şiddet içerikli videolar, dijital oyunlar veya sosyal medya kullanımının tek başına şiddet davranışına yol açtığını söylemenin doğru olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, "Ancak siber zorbalık, çevrim içi aşağılama ve tehditler ile şiddet ve intikam içerikleri, mevcut psikososyal sorunları şiddetlendirebilir. Türkiye’de çocuk ve ergenler üzerinde gerçekleştirilen sistematik derleme ve meta-analiz çalışmaları, siber zorbalığın önemli bir psikososyal risk alanı olduğunu ortaya koymaktadır" uyarısında bulundu. Davranış değişiklikleri dikkate alınmalı Bir bireyin gelecekte şiddet eylemlerinde bulunacağını kesin olarak öngören tek bir kişilik özelliği veya davranış kalıbının olmadığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, yalnızlık yaşayan, içe kapanık veya öfkeli bir gencin "potansiyel saldırgan" olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. Gencin hangi desteğe ihtiyacı olduğu iyi anlaşılmalı Belirli kişilere yönelik tekrarlayan tehditler, yoğun intikam söylemleri, zarar verme planlarına dair ifadeler, saldırı hazırlığını ima eden paylaşımlar, silaha erişim konusunda olağandışı girişimler ve ciddi bir çatışma sonrası belirgin davranış değişikliklerinin mutlaka dikkate alınması gerektiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, "Ailelerin ve eğitimcilerin temel sorusu ‘Bu birey saldırgan olabilir mi?’ değil, ‘Bu bireyin davranışındaki değişim hangi nedenlere dayanıyor ve hangi desteğe ihtiyaç duyuyor?’ olmalıdır" dedi. Şiddetin önlenmesinde aile, okul, sağlık ve sosyal hizmet birimlerinin koordinasyon içinde çalışması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı; güvenli bildirim mekanizmaları, zorbalığın erken tespiti, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerine zamanında erişim ile sosyal, sportif ve kültürel faaliyetlerin desteklenmesinin önemine dikkat çekti. Koçanlı, ateşli silah bulunan evlerde silahların çocukların ve yetkisiz kişilerin erişemeyeceği şekilde güvenli biçimde muhafaza edilmesinin de kritik olduğunu vurguladı. Olaya tanıklık eden çocuklara destek verilmeli Silahlı olaya doğrudan tanıklık eden çocuklarda korku, uyku bozuklukları, kâbuslar, öfke, dikkat dağınıklığı ve okula gitmek istememe gibi belirtiler görülebileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, sosyal medyada olay görüntülerinin tekrar tekrar izlenmesinin ve doğrulanmamış bilgilerin takip edilmesinin de tehdit algısını artırabileceğini söyledi. Ebeveynlerin çocuklarıyla olay hakkında konuşmaktan kaçınmaması gerektiğini ifade eden Koçanlı, ancak yaşa uygun ve doğrulanmış bilgiler verilmesi, görsel maruziyetin sınırlandırılması ve günlük rutinin mümkün olduğunca korunması gerektiğini belirtti. Belirtilerin devam etmesi ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemesi halinde profesyonel destek alınmasını önerdi. Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, sözlerini şöyle tamamladı: "Ergen şiddeti; bireysel psikolojik süreçler ile aile, akran grubu, okul, sosyal dışlanma, dijital çevre ve silaha erişim gibi birçok etkenin kesiştiği çok boyutlu bir olgudur. Temel mesele, şiddet ortaya çıktıktan sonra yalnızca faili ve nedeni belirlemek değil; öfke, dışlanma, mağduriyet ve çaresizlik duygularının şiddete dönüşmesini engellemek amacıyla çocuğa zamanında ulaşabilmektir."

AB'den "Çocuklar Yasası": 15 yaşın altında kişisel hesap yok Haber

AB'den "Çocuklar Yasası": 15 yaşın altında kişisel hesap yok

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Komisyonu'nun Teknolojiden Sorumlu Üyesi Henna Virkkunen, AB Çocuklar Yasası'nın detaylarına ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Basın açıklamasına Avrupa'da sosyal medya kullanımına ilişkin istatistiklerle başlayan Ursula von der Leyen, "Temmuz ayı verilerine göre Avrupalıların yüzde 92'si çocukların ve gençlerin çevrim içi ortamda korunmasını güçlendirmemiz gerektiğini düşünüyor. Yaklaşık yüzde 70'i ise siber zorbalık, taviz ve çocukların çevrim içi ortamda cinsel amaçlarla kandırılması konularında endişeli" dedi. Avrupa'da gençlerin günde 4 ila 6 saati ekran başında geçirdiğini de ifade eden Leyen, "Bu, sosyal medyayı 10 yaşından önce kullanmaya başlayanlarda daha da fazla. Günde yaklaşık 7-8 saati çevrim içi geçiriyorlar. Her gün. Bu neredeyse bir yetişkinin tam bir iş gününe denk" diye konuştu. Sosyal medyanın çocukların refahı ve gelişimi göz önünde bulundurularak geliştirilmediğini ve algoritmaların dikkat çekmek üzere tasarlandıklarını ifade eden AB Komisyonu Başkanı, "Bağımlılığa yol açan özellikler, doğudan iş modellerinin bir parçası. Amaç, çocukları çevrim içi tutmak ve onların dikkatleri üzerinden para kazanmak" ifadelerini kullandı. "AB Çocuklar Yasası dijital dünyada da açık sınırlar belirleyecek" Sosyal medyanın gelişmekte olan beyne ve kişilik üzerindeki zararlarına ilişkin güçlü kanıtlar bulunduğunu kaydeden Ursula von der Leyen, "Sonuçlar, hepimizin malumu. Uykusuzluk, depresyon, kaygı, kendine zarar verme, bağımlılık davranışları ve trajik biçimde intihar. Anne babalar, algoritmalarla rekabet edemez ya da onlara yetişemez. Bunu yapmak zorunda da olmamalılar" şeklinde konuştu. Bu nedenle bu konuda adım atan ülkelere bakarak harekete geçtiklerini ifade eden Ursula von der Leyen, "AB Çocuklar Yasası, gerçek dünyada günlük yaşamda yaptığımız gibi dijital dünyada da açık sınırlar belirleyecek" dedi. AB Çocuklar Yasası'nın bugün komisyon üyeleri tarafından onaylanarak resmen yasama sürecine sunulduğunu açıklayan Leyen, "Her yaş grubunun kendine özel koruma düzeyi olacak. 13 yaş altında sosyal medya yok. 15 yaşın altında kişisel hesap yok. 13 yaşında bir çocuk, 15 yaşına girene kadar ebeveynler veya vasiler tarafından oluşturulan ve denetlenen mini hesaplar kullanabilecek. Günlük süresi de en fazla bir saat ile sınırlandırılacak. 15 ile 18 yaş arasında ise platformlar için güvenli tasarım zorunluluğu olacak" diye konuştu. "Sosyal medya platformları, güvenli olduklarını bize kanıtlamak zorunda kalacaklar" Ursula von der Leyen, "Sosyal medya platformları, çocuklarımızın ruh sağlığı konusunda fazlasıyla sorumsuz davrandı. Şimdi, ispat yükümlülüğünü tersine çeviriyoruz. Artık, sosyal medya platformları, güvenli olduklarını bize kanıtlamak zorunda kalacaklar. Bu nedenle platformların, 18 yaşın altındaki herkes için ‘tasarım yoluyla güvenlik' prensibine uyması gerekecek. Toksik ve bağımlılığa yol açan özellikler olmayacak, tuzaklar olmayacak ve benzeri uygulamalara izin verilmeyecek" ifadelerini kullandı. Kullanıcıların yaşlarının AB tarafından sertifikalandırılmış araçlar tarafından teyit edileceğini de açıklayan Leyen, "Bu düzenleme, kontrolü anne babalara geri veriyor. Güvenli olduğunu kanıtlama yükünü ise olması gereken yere, yani platformların sırtına yüklüyor" şeklinde konuştu. "Çocukların yalnızca anne babaların gerçekten tanıdığı arkadaşları olacak" Basın toplantısında yeni sistemde anne babaların rolüne ilişkin bir soruya cevap veren AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, "Kademeli bir yaklaşım benimsedik ve aşamalı bir geçiş öngörüyoruz. 13 yaşın altındaki çocuklar için kurallar gayet açık. 13 ile 15 yaş arasında kullanılabilecek mini sosyal medya hesapları ise anne baba veya vasi tarafından oluşturulabilecek. Çocuklar bu şekilde, sınırlı özelliklerle ve sınırlı sayıda arkadaşla sosyal medya dünyasını keşfetmeye başlayacaklar. Çocukların binlerce değil, yalnızca anne babaların gerçekten tanıdığı ve çocuklarının bağlantı kurmasını onayladığı arkadaşları olacak. Bu, son derece hassas oldukları yaşta çocuklara eşlik etmek anlamına geliyor" dedi. Ursula von der Leyen, "Birkaç yıl önce sosyal medyanın zararları konusunda bugün bildiklerimi bilmiyordum. Bu bilgi, görüş oluşturmama ve neler olup bittiğini anlamama büyük ölçüde yardımcı oldu. Tıp alanından giderek artan kanıtlarla birlikte beyinde neler olduğunu ve kişilik gelişiminde neler yaşandığını anlamak mümkün oldu. Bu da Avrupa'nın tamamına hatta bütün dünyaya yaymamız gereken bir bilgi" diye konuştu. "Yabancılar, çocuklara mesaj gönderemeyecek" Basın toplantısında AB'nin Teknolojiden Sorumlu Komisyon Üyesi Henna Virkkunen ise Çocuklar Yasası'na ilişkin daha fazla detay vererek, "AB Çocuklar Yasası, artık dijital hizmetler için yapılması ve yapılmaması gerekenlerin açık bir listesini içeriyor ve bu, 18 yaş altındaki tüm kullanıcılar için geçerli. Örneğin, yabancılar çocuklara mesaj gönderemeyecek. Çocuklar, kişiselleştirilmiş reklamlar veya geçmiş faaliyetlerine dayalı algoritmalara hedef olmayacak. Artık bağımlılığa yol açan özellikler olmayacak" ifadelerini kullandı. Virkkunen, "Sosyal medya platformları, video paylaşım platformları, yapay zeka arkadaşları ve yapay zeka sohbet botları, ayrıca çevrim içi video oyunlarının tamamı güvenlik yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda. ‘Tasarım yoluyla güvenlik' konusunda bir örnek verecek olursak, AB Çocuklar Yasası ile birlikte yapay zeka sohbet botları ve yapay zeka arkadaşları, artık çocukları duygusal olarak kendilerine bağımlı hale getirecek biçimde, insan arkadaşlar gibi davranamayacak. Önceki sohbet geçmişlerini, sonraki konuşmalara taşıyamayacaklar. Kullanıma sunulmadan önce de riskler bakımından test edilmeleri ve izlenmeleri gerekecek" şeklinde konuştu.Virkkunen, "Çocuklarımızın günlerini nasıl geçireceğine büyük teknoloji şirketleri karar veremez" dedi. Komisyon tarafından sunulan düzenlemenin kabul edilmesi için Avrupa Parlamentosu ve üye devletler tarafından onaylanması gerekecek.

ABD, USS George Washington uçak gemisini Orta Doğu'ya konuşlandırdı Haber

ABD, USS George Washington uçak gemisini Orta Doğu'ya konuşlandırdı

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), USS George Washington uçak gemisinin Orta Doğu'ya konuşlandırıldığını bildirdi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Orta Doğu'da görev yapan USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki sorunların basına yansımasının ardından yeni bir adım attı. CENTCOM, USS George Washington uçak gemisinin Orta Doğu'ya konuşlandırıldığını belirterek, "George Washington Uçak Gemisi Saldırı Grubu, dün CENTCOM'un operasyon bölgesine ulaştıktan sonra planlı bir görev kapsamında Orta Doğu'da faaliyet gösteriyor" ifadelerini kullandı. USS Abraham Lincoln uçak gemisinin durumuna ilişkin ise henüz açıklama yapılmadı. USS Abraham Lincoln'de görevli personelin ruh sağlığının kötüleştiği basına yansımıştı ABD basınında geçen hafta yer alan haberlerde, USS George Washington uçak gemisinin İran yakınlarında konuşlu USS Abraham Lincoln'ün yerine konuşlandırılacağı öne sürülmüştü. Haberlerde, USS Abraham Lincoln'de görev yapan askeri personelin gemideki temel ihtiyaçların eksikliği ve giderek kötüleşen ruh sağlığına ilişkin şikayetlerde bulunduğu belirtilmişti. ABD'li Senatör Richard Blumenthal, geçen kasım ayında göreve başlayan USS Abraham Lincoln'ün yaklaşık 200 gün boyunca limana uğramadan görev yaptığını ve bunun bir rekora işaret ettiğini belirtmişti. Blumenthal, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ve ABD Donanması Sekreteri Vekili Hung Cao'ya gönderdiği mektupta, uçak gemisindeki şartlara ilişkin iddialara dikkati çekmişti. Blumenthal, mektubunda, "Temel ihtiyaç malzemelerinde eksiklik, su kirliliği, tesisat sorunları, kötüleşen ruh sağlığı, güverte güvenliğine ilişkin endişeler ve gemiye gönderilen kargoların aylar boyunca kaybolmasına neden olan posta sistemindeki aksaklıklara ilişkin yaygın şikayetler bulunuyor" ifadelerini kullanmışt

SGK’dan SUT'ta kapsamlı değişiklik Haber

SGK’dan SUT'ta kapsamlı değişiklik

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Sağlık Uygulama Tebliği'nde kapsamlı değişiklikler yaptı. Resmi Gazete'de yayımlanan tebliğle birlikte sağlık hizmetlerinin geri ödeme koşulları yeniden düzenlenirken, bazı tedavi ve ilaçlara ilişkin önemli kriterler de güncellendi. Düzenlemenin en dikkat çeken başlıklarından biri obezite cerrahisi oldu. Buna göre, SGK'nın obezite ameliyatı ödemelerinde uygulanacak şartlar netleştirildi. Vücut kitle indeksi (VKİ) 40'ın üzerinde olan hastalar için sağlık kurulu raporu zorunlu tutulurken, VKİ 35-40 arasında olup ek hastalığı bulunan kişilerde ise en az 6 aylık yaşam tarzı değişikliği veya medikal tedaviye rağmen kilo verilemediğinin belgelenmesi gerekecek. Ameliyatların yalnızca Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş merkezlerde gerçekleştirilebileceği hükme bağlandı. Tebliğle birlikte ilk kez pulmoner rehabilitasyon tedavisi ayrı bir başlık altında düzenlendi. KOAH, amfizem, astım, bronşektazi, kronik solunum yetmezliği ve akciğer nakli öncesi veya sonrası gibi birçok hastalıkta uygulanacak rehabilitasyon hizmetleri SGK tarafından karşılanacak. Hastalar için yılda 30 seansa kadar tedavi ödenirken, tıbbi gereklilik halinde belirli şartlarla ilave 30 seans daha karşılanabilecek. Kanser tedavilerinde de önemli yenilikler yer aldı. Prostat kanserinde kullanılan Actinyum-225 PSMA tedavisi ilk kez geri ödeme kapsamına alınırken, bu tedavinin yalnızca üçüncü basamak kamu sağlık kuruluşlarında ve belirlenen klinik kriterleri taşıyan hastalara uygulanması şartı getirildi. Nadir hastalıkların tedavisinde kullanılan ravulizumab etken maddeli ilacın geri ödeme kapsamı da genişletildi. İlaç; Paroksismal Noktürnal Hemoglobinüri (PNH) ve belirli kriterleri sağlayan Nöromiyelitis Optika Spektrum Bozukluğu (NMOSB) hastalarının tedavisinde SGK tarafından karşılanacak. Tedavi öncesinde meningokok aşısının tamamlanması şartı da getirildi. Öte yandan, spinal musküler atrofi (SMA) hastalarında tek seferlik uygulanan gen tedavisinin ardından nusinersen veya risdiplam kullanımının SGK tarafından artık karşılanmayacağı hüküm altına alındı. Tebliğle ayrıca toplum ruh sağlığı merkezleri, çocuk ve genç ruh sağlığı merkezleri, evde sunulan diş tedavileri, fizik tedavi uygulamaları ile çok sayıda tıbbi malzeme ve ilaç listesinde de güncellemeye gidildi. Düzenlemenin bazı hükümleri Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girerken, fizik tedavi, pulmoner rehabilitasyon ve bazı işlem kodlarına ilişkin değişiklikler ise 5, 10 ve 30 iş günü içinde kademeli olarak uygulanmaya başlanacağı kaydedildi.

Sanal kumar gençler arasında hızla yayılıyor Haber

Sanal kumar gençler arasında hızla yayılıyor

Akıllı telefonlar ve dijital platformlar üzerinden saniyeler içinde erişilebilen sanal bahis ve kumar uygulamaları, gençler arasında giderek büyüyen bir bağımlılık sorununa dönüşüyor. Uzmanlar, ekonomik kaygılar ve kısa yoldan kazanç elde etme isteğinin gençleri bu platformlara yönlendirdiğini, başlangıçtaki küçük kazançların ise bağımlılık döngüsünü tetiklediğini belirtiyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi, Bağımlılık Akademisi ve İstanbul Kent Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen 2. Bağımlılık ve İyileşme Sempozyumu’nda konuşan Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Kültegein Ögel, sanal kumarın Türkiye’de en hızlı yayılan bağımlılık türlerinden biri haline geldiğini söyledi. Kumarın artık fiziksel mekânlarla sınırlı olmadığını vurgulayan Ögel, cep telefonları üzerinden günün her saatinde erişilebilen dijital platformların riski daha da artırdığını ifade etti. Ögel, “Sanal kumar yeni neslin karşı karşıya olduğu en önemli bağımlılık alanlarından biri haline geldi” dedi. Dijital bahis platformlarının kullanıcıyı sistemde tutmak için çeşitli yöntemler kullandığını belirten Ögel, renkli tasarımlar, anlık bildirimler ve hızlı geri dönüş mekanizmalarının özellikle başlangıçta güven oluşturduğunu, ancak kayıpların ardından “geri kazanma” düşüncesiyle kullanıcıların sistemde kalmaya devam ettiğini söyledi. Bağımlılığın yalnızca kumarla sınırlı olmadığını dile getiren Ögel, sosyal medya ve çevrimiçi platformların da benzer mekanizmalarla kullanıcıları ekranda tuttuğunu belirterek, dijital dünyanın yeni bağımlılık biçimleri ürettiğine dikkat çekti. Sempozyumda konuşan Klinik Psikolog Yusuf Babacan ise bağımlılığın bir irade sorunu değil, beyin hastalığı olduğunu vurguladı. Babacan, kumar ve benzeri bağımlılıkların beynin ödül ve kontrol merkezlerinde işlev bozukluğuna yol açtığını ifade etti. Özellikle gençler arasında online bahis sistemlerinin hızla yayıldığını belirten Babacan, kısa yoldan zengin olma hayalinin gençleri kumara yönlendirdiğini söyledi. Ailelere de uyarılarda bulunan Babacan, bağımlılık sürecinde borçların kapatılmasının davranışı durdurmak yerine pekiştirebildiğini belirterek, profesyonel destek çağrısında bulundu. Uzmanlar, sanal kumarın yalnızca ekonomik kayıplara değil; aile ilişkileri, eğitim hayatı ve ruh sağlığı üzerinde de ciddi ve kalıcı etkiler oluşturduğunu vurguluyor. Bağımlılığın, dijital çağın en önemli halk sağlığı sorunlarından biri haline geldiği ifade ediliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.