Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Recep Tayyip Erdoğan

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Recep Tayyip Erdoğan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Recep Tayyip Erdoğan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Başkan Erol: "14 Ağustos 2001'den Türkiye Yüzyılı'na: 25 yıllık imza" Haber

Başkan Erol: "14 Ağustos 2001'den Türkiye Yüzyılı'na: 25 yıllık imza"

Kestel Belediye Başkanı Ferhat Erol, 14 Ağustos 2001'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde kurulan AK Parti'nin 25'inci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla mesaj yayımladı. Başkan Erol, "Geride kalan çeyrek asrın yalnızca bir siyasi partinin değil, Türkiye'nin değişim ve dönüşüm yolculuğunun da önemli bir dönemi" dedi. Kestel Belediye Başkanı Ferhat Erol, AK Parti'nin 25'inci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda, 25 yıllık süreci siyasi mücadele, teşkilat birlikteliği, hizmet anlayışı ve Türkiye'nin geçirdiği değişim ekseninde değerlendirdi. Başkan Erol: "25 yıldır tek gaye: güçlü devlet, güçlü Türkiye" AK Parti'nin 25 yıllık siyasi geçmişinin yalnızca seçim başarıları üzerinden değerlendirilemeyeceğini ifade eden Başkan Erol, geride kalan dönemde Türkiye'nin ve AK Parti'nin çok sayıda kritik süreçten geçtiğine dikkat çekti. Başkan Erol, "Bu dava kolaylıkla bugünlere gelmedi. 2001'den bugüne ülkemizin ve milletimizin iradesini hedef alan pek çok engelle, siyasi ve ekonomik sınamayla karşı karşıya kaldık. Türkiye'nin geleceğine ilişkin ümidimizi hiçbir zaman kaybetmedik. Her güçlük karşısında milletimize güvendik, birlik ve beraberliğimize daha sıkı sarıldık. Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın azmi, kararlılığı ve güçlü liderliğiyle başladığımız yolculuğa aynı inançla devam ettik" ifadelerini kullandı. 25 yıllık AK Parti vizyonu Kestel'in geleceğine yön veriyor Türkiye'nin son 25 yılda yaşadığı değişim ve dönüşüm, yerel yönetimlerde hayata geçirilen çalışmalarla da şehirlerin geleceğine taşınıyor. Kestel Belediyesi de bu süreçte ilçenin ihtiyaçları ve gelecekteki gelişimini merkeze alan yatırımlarını sürdürüyor. Kentsel dönüşümden yeni yaşam alanlarına, ulaşımdan sosyal desteklere, eğitimden çevre düzenlemelerine kadar birçok alanda yürütülen çalışmalarla Kestel'in yaşam kalitesinin artırılması ve ilçenin geleceğe daha güçlü hazırlanıyoruz. "Liderimize yol arkadaşı, birbirimize dava arkadaşı, gönül arkadaşı ve hizmet arkadaşı olduk" AK Parti'nin çeyrek asırlık siyasi mücadelesinin temelinde güçlü teşkilat yapısının bulunduğunu kaydeden Başkan Erol, partinin farklı kademelerinde görev üstlenenlerin ortak bir sorumluluk anlayışıyla hareket ettiğini belirtti. Başkan Erol, "Bu 25 yıllık yolculuk boyunca Bakanlarımız, Milletvekillerimiz, Belediye Başkanlarımız ve teşkilatlarımızın her kademesinde görev yapan dava arkadaşlarımızla büyük bir sorumluluğu birlikte taşıdık. Liderimize yol arkadaşı, birbirimize dava arkadaşı, gönül arkadaşı ve hizmet arkadaşı olduk. Görevlerimiz ve makamlarımız değişse de bizi bir arada tutan milletimize hizmet etme idealimiz hiçbir zaman değişmedi" dedi. Türkiye'nin ulaşımdan sağlığa, eğitimden enerjiye, savunma sanayiinden sosyal politikalara kadar birçok alanda önemli bir dönüşüm yaşadığını belirten Başkan Erol, 25 yıllık siyasi yolculuğun eser ve hizmetlerle birlikte okunması gerektiğini söyledi. Başkan Erol, Türkiye'nin geçirdiği dönüşüme ilişkin, AK Parti'nin 25 yıllık hikâyesini Türkiye'nin son çeyrek asrından ayrı düşünmek mümkün olmadığını ifade ederek, "Milletimizin yıllarca beklediği yatırımlar birer birer hayata geçirildi. Yapılamaz denilen projeler tamamlandı, Türkiye kendi teknolojisini geliştiren, kendi savunma sistemlerini üreten ve bölgesinde güçlü bir irade ortaya koyan bir ülke hâline geldi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlılığı ve liderliği, Türkiye'nin önüne konulan engeller karşısında bizlere her zaman daha fazla çalışma sorumluluğu yükledi" diye konuştu. "Birliğimize ve beraberliğimize sımsıkı sarılarak devletimizin ve milletimizin gücüne güç katacağız" Siyasetin ve yerel yönetimlerin kendileri için bir makam alanı değil, millete karşı üstlenilmiş bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Başkan Erol, görev yaptıkları her alanda bu anlayışla hareket ettiklerini belirtti. Başkan Erol, "Bizlere verilen her görevi milletimizin emaneti olarak gördük. Bulunduğumuz makamların yüklediği vebali biliyoruz. Bu vebalin altında kalmamak için gece gündüz çalışmayı, daha fazla sorumluluk almayı kendimize görev bildik. Zor zamanlarda yük olmayacağız, yük alacağız. Dert olmayacağız, derman olacağız. Birliğimize ve beraberliğimize sımsıkı sarılarak devletimizin ve milletimizin gücüne güç katacağız" ifadelerini kullandı. AK Parti'nin 25 yılda Türkiye siyasetinin yanı sıra devlet yönetimi ve toplumsal hayat üzerinde de kalıcı bir iz bıraktığını ifade eden Başkan Erol, siyasi hareketin geleceğe ilişkin sorumluluğunun geçmişten daha az olmadığını söyledi. Başkan Erol, "Bu hareket, 25 yıldır milletinin talebini siyasetin merkezinde tutmuş, karşılaştığı her zorluğa rağmen Türkiye'nin büyüme ve güçlenme iradesinden vazgeçmemiştir. Bugün önümüzde yeni hedefler ve taşıdığımız daha büyük sorumluluklar var. Geçmişte elde edilen başarılarla yetinmeden Türkiye'nin yarınları için daha fazla çalışmak zorundayız" dedi. "Gönlü AK, vicdanı AK, geleceği AK olan tüm dava arkadaşlarıma selamlarımı sunuyorum" AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümünün aynı zamanda yeni bir dönemin başlangıcı olduğuna işaret eden Başkan Erol, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "14 Ağustos 2001'de milletimize güvenerek çıkılan bu yolun bugün 25. yıl dönümünü kutluyoruz. Çeyrek asır boyunca bu davaya omuz veren, teşkilatlarımızın her kademesinde sorumluluk üstlenen, emeğini ve gönlünü ortaya koyan bütün dava arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Gönlü AK, vicdanı AK, geleceği AK olan tüm dava arkadaşlarıma selamlarımı sunuyorum. Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, milletimizden aldığımız güçle ilk günkü heyecanımızı kaybetmeden ikinci çeyrek asrımıza yürüyoruz. Birliğimizi koruyacak, sorumluluğumuzu büyütecek, milletimiz için çalışmaya ve Türkiye'nin geleceğine eser bırakmaya devam edeceğiz. AK Partimizin 25. kuruluş yıl dönümü kutlu olsun."

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz" Haber

"Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Londra merkezli Şarku’l Avsat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ghassan Charbel’e mülakat verdi. İngilizce ve Arapça olarak yayımlanan mülakatta Mekke Ortak Savunma Anlaşması hakkında da konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgenin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açık olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, üçlü Mekke Anlaşması fikrinin nasıl ortaya çıktığı ve bu anlaşmaya giden süreçte hangi gelişmelerin etkili olduğu yönündeki soruya şöyle cevap verdi: "Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikri, bölgemizde yaşanan gelişmeler karşısında ortaya çıkan yeni şartların ve ortak sorumluluk anlayışının bir neticesidir. Biz her zaman bölge meselelerinin bölge ülkelerince sahiplenilmesi ve çözüme kavuşturulmasından yana olduk. Bizim temel yaklaşımımız hep buydu. Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmeliydi, bunun ilk adımını attık diyebiliriz. Son dönemde yaşananlar, kardeş ve dost ülkeler arasındaki dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Türkiye olarak, anlaşmazlıkların derinleşmesini değil, diyalog ve istişare kanallarının güçlendirilmesini savunduk. Çünkü biliyoruz ki kalıcı barış, sadece çatışmaların sona ermesiyle değil; karşılıklı güven, siyasi irade ve ortak gelecek perspektifi ile mümkün. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da işte bu anlayışın bir sonucu. Burada üç ülkenin bir araya gelmesinin ötesinde bölgemizin istikrarı, kardeş halkların huzuru bakımından tarihî bir sorumluluk üstlendik. Şunu da özellikle vurgulamak isterim ki bu anlaşma bölgemizde huzur ve istikrar isteyen tüm kardeş ülkelere de açık. Türkiye olarak biz, geçmişte olduğu gibi bugün de barıştan, istikrardan ve kardeşlikten yana tavır koymaya devam ediyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da bu iradenin somut bir tezahürü olarak görüyor ve taraf ülke sayısını artırmaktan da çekinmiyoruz. İnşallah Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye olarak bölgemizde yeni bir iş birliği ve dayanışma döneminin kapısını araladık. Bu kapıyı hep açık tutmak, barış ve istikrarın güçlenmesine katkıda bulunmak iradesine sahip ülkeleriz." "Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır" Anlaşmanın ABD ile İran arasındaki gerilimin seyriyle bağlantılı olup olmadığı sorusunu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan şu şekilde yanıtladı: "ABD ile İran arasındaki gerilimin seyri elbette bölgesel gelişmeler bakımından önemli. Ancak Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur. BM Şartı’nın 51’inci maddesinde tanımlanan savunma hakkını da teyit eden anlaşma, hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan bütün kardeş ülkelerin katılımına açıktır. Nitekim bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır. Bu, bölgeye kalıcı istikrarı getirecek en önemli adım olacaktır. Bugün attığımız adımın da evveliyatı elbette vardır. Çok uzun zamandan beri bu anlaşma, birlikte imza attığımız ortaklar ve diğer bölge ülkeleriyle görüşmelerimizde ele aldığımız konulardan birisini oluşturmuştur. Bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için ilgili ülkelerin düzenli istişare içerisinde olması gerektiğini uzun zamandır ifade ediyoruz ve buna göre hareket ediyoruz. Çünkü bölgenin meselelerinin çözümünde dışarıdan dayatılan reçetelerin ne gibi felaketlere yol açtığını biliyoruz. Bu yüzden de Türkiye olarak her zaman bölge ülkelerinin kendi iradesi ve ortak aklı belirleyici kılma yönünde politika yürütüyoruz. Dolayısıyla Mekke’de ortaya çıkan üçlü mekanizmayı, günübirlik gelişmelere verilmiş bir tepki olarak göremeyiz. Attığımız adım değişen bölgesel şartlar karşısında ortaya konulan stratejik bir iradedir. Türkiye olarak her zaman gerilimin değil diplomasinin, çatışmanın değil diyaloğun, ayrışmanın değil bölgesel iş birliğinin güç kazanmasından yana olduk. Biz, bütün taraflarla konuşabilen ve gerektiğinde zor meselelerde sorumluluk üstlenebilen bir ülke olarak, bölgemizde kalıcı barış ve istikrarın tesisi için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz." "Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz" Anlaşmanın savunma niteliği taşımakla birlikte taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırının üç tarafa birden yapılmış sayılacağı maddesinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Evet Mekke Ortak Savunma Anlaşması, isminden de anlaşılacağı üzere ortak bir savunma yaklaşımını temel almakta. Mekke-i Mükerreme’de kardeş ülkeler olarak böyle bir anlaşmaya imza atmış olmanın ayrıca bir önemi var ve bunun mutluluğunu yaşıyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel alan bir anlaşma. Güvenlik ve savunma iş birliğimizi ilerletecek, savunma sanayiinde ortak projeler geliştirecek ve terörizmle mücadelede bizlere güç verecek bir anlaşma. Bu anlaşma ile hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz, amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı. Anlaşma maddelerinde de açık, net ifade edildiği gibi burada esas olan, taraflardan herhangi birinin güvenliğine yönelik bir tehdidin diğer taraflarca da ortak bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilmesidir. Ancak bunu yalnızca askerî bir hüküm şeklinde değerlendirmemek gerekir. Anlaşmanın asıl amacı caydırıcılığı güçlendirmek, tarafların güvenliğini karşılıklı dayanışma anlayışı içerisinde tahkim etmek ve bölgesel istikrarı korumaktır. Türkiye’nin son yıllarda savunma ve güvenlik alanındaki hamleleri herkes tarafından takdir ediliyor. Bunları yaparken de kardeş ve dost ülkelerle iş birliklerimizi, anlaşmalarımızı yaparak, bölgenin barış ve istikrarını güçlendiren bir mahiyet kazandırıyoruz. Aynı zamanda, bu ittifaka imza atan ülkeler olarak birbirimize tehdit teşkil etmeyeceğimiz, aksine birbirimizin güvenliğini garanti etme taahhüdünde bulunduğumuz ve içeride birbirimizle dayanışma hâlinde olduğumuz mesajını veriyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın mesajı gayet açıktır, birimizin güvenliği hepimizin güvenliğidir. Bu anlayışı bölgemizde kapsayıcı bir yaklaşımla hayata geçirdiğimiz takdirde kalıcı barış, istikrar ve refah ortamını hepimizin faydasına olacak şekilde hayata geçireceğimize inanıyoruz." "Bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez" "Orta Doğu’daki bölgesel güçlerin daha önce büyük güçlerle sınırlı görülen güvenlik ve istikrarı sağlama sorumluluğunu üstlenmeye karar verdikleri söylenebilir mi?" şeklindeki soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Artık bölge ülkeleri kendi güvenlikleri, kendi istikrarları ve kendi geleceklerinin sorumluluğunu daha fazla üstlenmek durumundalar. Bizim öteden beri savunduğumuz yaklaşım da zaten aynen budur. Bölgenin meselelerini en iyi bilenler, o bölgenin ülkeleri ve halklarıdır. Bölgemizde yaşanan gelişmeler elbette küresel etki oluşturacak sonuçlara yol açabilmektedir. Bölgesel sahiplenmenin, bölgesel dayanışmanın ve ortak iradenin güçlendirilmesi küresel istikrarın güçlenmesine de katkıda bulunacaktır. Türkiye olarak, bölge ülkelerinin kendi aralarında daha güçlü mekanizmalar kurmasını, güvenlik ve istikrarı birlikte tesis etmesini son derece önemli buluyoruz. Biz bölge ülkelerinin hemen hemen hepsiyle çok iyi düzeyde ilişkiler yürütmekteyiz. Bununla birlikte, bölge ülkeleriyle mevcut iş birliklerimizi daha kalıcı hâle getirmenin faydalı olduğu düşüncesi içindeyiz. Bu çerçevede, bölge ülkelerinin kendi güvenlik ve ekonomik istikrarlarını kendi aralarında kurumsal hâle getirecek ilişkiler vasıtasıyla garanti altına almaları gerektiğine inanıyoruz. Bugün ortaya çıkan tablonun en net gösterdiği durum da şu, bölgenin geleceği, bölge ülkelerinin iradesinden bağımsız olarak şekillendirilemez. Bizim hedefimiz, dışlayıcı bloklaşmalar değil, egemenliğe ve toprak bütünlüğüne saygıya, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel iş birliği düzenidir. Türkiye bu anlayışla hareket etmeye, gerektiğinde sorumluluk almaya ve bölgemizde barışın, istikrarın ve güvenliğin güçlendirilmesi için diplomatik girişimlerini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: "Mekke Anlaşması’nın Körfez bölgesinde güvenliğin güçlendirilmesine katkı sağlayacağına inanıyorum, inanıyoruz. En başından beri ifade ettiğim üzere bölgenin refahına, huzuruna ve güvenliğine hizmet edecek bir anlaşmaya imza attık. Körfez bölgesinin güvenliği yalnızca bölge ülkeleri açısından değil, küresel ekonomi ve uluslararası ticaret bakımından da büyük önem taşıyor. Enerji arz güvenliğinden deniz yollarının emniyetine, ticaretin sürekliliğinden küresel ekonomik istikrara kadar pek çok başlık doğrudan bu bölgenin huzuruyla bağlantılı. Bu teorik bir ifade değildir, son birkaç ayda yaşanan gelişmeler bize bunu gösterdi. Dolayısıyla Körfez’de güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine yönelik her adımı, yalnızca bölgesel değil, küresel barış ve refah bakımından da değerli buluyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın, bölgenin ortak güvenlik ve dayanışma anlayışına büyük katkı sağlayacağına ve bölgede paradigmayı değiştireceğine inanıyoruz. Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı düşünülemez. Siyasi istikrar ve ekonomik kalkınmanın da at başı ilerlediğini hep ifade etmişimdir. Avrupa yaşadığı büyük savaşların ardından önce birlikte istikrar ve güvenlik sonra ekonomik entegrasyon ve refah noktasına geldi, biz bu kadar acıyı yaşamadan bu noktaya birlikte gidebiliriz. Huzurun olmadığı yerde ticaretin, yatırımın ve refahın sürdürülebilir olması mümkün değil. Körfez’in istikrarı, aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki ekonomik bağlantıların güvenliği bakımından da stratejik bir meseledir. Körfez’in barış ve istikrarını kendi güvenlik ve bölgesel barış perspektifimizden ayrı görmüyoruz. Bu nedenle üzerimize düşen her türlü sorumluluğu almaya ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz." "Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri" Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hürmüz Boğazı’ndaki durumla ilgili bir soruya cevaben şunları aktardı: "Hürmüz Boğazı, bölgesel değil küresel önemi haiz bir nokta. Küresel enerji arzı ve uluslararası ticaret bakımından da son derece stratejik bir geçiş noktası. Dolayısıyla burada yaşanabilecek herhangi bir gerilimin, etkileri itibarıyla yalnızca bölge ülkeleriyle sınırlı kalmadığını petrol fiyatlarıyla tüm dünya gördü, hissetti. Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin adeta atar damarlarından biri olduğunu kanıtladı. Bizim temennimiz ve beklentimiz, mevcut gerilimin bir an önce sona ermesi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli, istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde uluslararası ticarete hizmet etmesi yönünde. Bunun da gerçekleşmesi, tarafların sağduyulu davranmasına ve diplomasi kanallarının açık tutulmasına bağlı. Hiçbir zaman gerilimin tırmanmasından yana olmadık, aksine bütün taraflarla diyalog kurarak sorunların müzakere yoluyla çözülmesini savunduk. Tarafları aynı masada buluşturmaya gayret ettik. Çünkü biliyoruz ki Hürmüz’de ya da Ukrayna’da, Filistin’de kalıcı çözümün yolu çatışmadan değil, diplomasiden geçiyor. Böylesine kritik bir su yolunun güvenliği konusunda bölge ülkelerinin sorumluluğu büyük. Biz, bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nın istikrarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Hedef, Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli ve istikrarlı normal seyrine dönmesi ve bunun kalıcı hâle gelmesi olmalıdır." Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ile ilişkilerle ilgili olarak, "Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi ortak tarihimizin, kardeşlik bağlarımızın ve karşılıklı çıkarlarımızın şekillendirdiği stratejik bir ilişki olarak değerlendiriyoruz. Türkiye ile Suudi Arabistan, yalnızca dost ve kardeş değil, aynı zamanda bölgesel barış, istikrar ve refah bakımından önemli sorumluluklar taşıyan iki ülkedir. Son dönemde ilişkilerimizde yakaladığımız ivmeden memnuniyet duyuyoruz. Siyasi diyaloğumuzu güçlendirirken, ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayii, enerji ve turizm başta olmak üzere pek çok alanda iş birliğimizi de geliştiriyoruz. Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi dönemsel gelişmelerin ötesinde, uzun vadeli ortak menfaatler ve karşılıklı saygı temelinde ele alıyoruz. Bölgemizin çok ciddi sınamalardan geçtiği bir dönemde, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki yakın istişare ve iş birliği daha da önem kazanmış durumda. Mekke Anlaşması’nın, savunma iş birliği başta olmak üzere, ilişkilerimizin birçok alanda daha da güçlenmesine vesile olacağına inanıyoruz. Bölgemizin huzuru ve istikrarı bakımından ortak sorumluluklarımızın bilincindeyiz ve ona göre hareket ediyoruz. Türkiye olarak, Suudi Arabistan’ın ve bölgedeki diğer ülkelerin istikrarını ve güvenliğini önemsiyoruz. Zira bölgemizdeki en ufak bir krizin başta göç ve terör olmak üzere oluşturduğu etkileri tüm bölge ülkeleri hissediyor. Önümüzdeki dönemde de iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha ileri seviyelere taşıyacak adımlar atacağımıza inanıyorum" dedi. "Arzumuz, Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşmasıdır" Lübnan’daki son gelişmelere ilişkin görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları ifade etti: "Lübnan, bizim için yalnızca coğrafi olarak yakın bir ülke değil, tarihi bağlarımızın da bulunduğu dost ve kardeş bir ülkedir. Lübnan’ın huzuru, güvenliği ve istikrarı, bütün bölgemizin istikrarı bakımından büyük önem taşımaktadır. Bölgenin diğer ülkeleri gibi Lübnan’ın egemenliğinin, siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün de korunması gerekmektedir. Lübnan’ın iç meselelerinin dış müdahaleler veya askerî yöntemlerle daha da karmaşık hale getirilmesine, ülkenin dış güçlerin rekabet alanına dönüştürülmesine de karşıyız. Ülkenin geleceğine ilişkin kararları Lübnanlıların kendi iradeleriyle alabilmesi gerektiğine inanıyoruz. Saldırgan ve yayılmacı politikaları bölgedeki temel sorunu teşkil eden İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ivedilikle sona erdirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, Lübnan’da ateşkesin temin edilmesi için devam eden görüşmeleri olumlu buluyoruz. Lübnan’ın güvenliği ve istikrarı bölgesel barıştan ayrı düşünülemez. Orta Doğu’nun kaderi sürekli çatışmalarla, yıkımlarla ve acılarla yazılmamalı. Bu bölge, barışı, huzuru ve refahı da hak ediyor. Türkiye olarak bizim bütün diplomatik çabalarımızın merkezinde de bu anlayış yatıyor. Bölgemiz uzun yıllardır savaşla, göz yaşıyla anılıyor. Bunun değiştirilmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Bizim arzumuz, tabiatıyla, Lübnan’ın yeniden istikrara kavuşması, kurumlarının güçlenmesi ve halkının güven içerisinde geleceğine bakabilmesinden yana. Bu çerçevede, her türlü teknik desteği sağlamaya ve iş birliğini tesis etmeye hazırız. Bu yöndeki irademizi yakın zamanda ülkemizde konuk ettiğimiz Sayın Cumhurbaşkanı Aoun ile Sayın Başbakan Selam’a da ifade ettik." Cumhurbaşkanı Erdoğan "Suriye’deki değişim sürecini bugüne kadar nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki soruya ise şu cevabı verdi: "Suriye’de yaşanan değişim sürecini, Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi bakımından tarihî bir dönüm noktası olarak değerlendiriyoruz. Türkiye olarak en başından beri Suriye’nin toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini ve egemenliğini savunduk. Suriye’nin maruz kaldığı savaş, terör ve istikrarsızlık, bütün bölgeye ağır bedeller ödetti. Şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Bu dönemin kalıcı barışa, istikrara ve yeniden imara vesile olması en büyük temennimiz. Suriye’nin kuzeyinde veya başka herhangi bir bölgesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek yapılara da müsaade etmeyeceğiz. Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse, Türkiye’nin millî güvenliği de o derece önemli. Sürecin en başından beri arzumuz, Suriyeli kardeşlerimizin kendi ülkelerinde güven ve huzur içerisinde yaşayabilmesidir. Suriye, esasen Aralık 2024’ten bu yana ülkede güvenlik şartlarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınma zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşının tesisi sürecinde önemli mesafe katetmiştir. Bu sonucun alınmasında tabiatıyla bölgesel sahiplenmenin ve Suriye Hükûmetinin arkasında tesis edilen bölgesel desteğin önemli rolü olmuştur. Bölgesel ve uluslararası toplumla iyi ilişkiler geliştirmiş olan Suriye Hükûmeti, sürdürülebilir istikrar ve güvenlik gündemine odaklanmak suretiyle ilave çatışmaların dışında kalma maharetini de göstermektedir. Bugün Suriye’nin normalleşmesi esasen tüm bölge açısından stratejik önem taşıyan bir konu hâline gelmiştir. İstikrarsızlık kaynağı olmaktan ziyade Suriye’nin adı artık bağlantısallık ve kalkınma projeleri ile anılmaya başlamıştır. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye’nin istikrarı, yeniden ayağa kalkması ve bölgesel barışın güçlenmesi için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edecektir. Bu istikamette Türkiye bölgesel ve uluslararası ortaklarla iş birliği içinde hareket etme iradesine de sahiptir. Suriye’de yeni bir sayfa açılmışken, bu sayfanın yeni acılarla değil, barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek anlayışıyla yazılması gerekir."

Prof. Dr. İzzet Özgenç: "İhanet Yasası'dır." Haber

Prof. Dr. İzzet Özgenç: "İhanet Yasası'dır."

TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanun Teklifi, 467 oyla kabul edilerek yasalaştı. Oylamada 87 ret, 7 çekimser oy kullanıldı. TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanvekili Celal Adan başkanlığında Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi görüşmeleri için saat 11.00'de toplandı. Görüşmeleri yaklaşık 12 saat süren düzenleme sırasında kanun teklifinin maddeleri tek tek görüşüldü. Maddelerin görüşülmesinin ardından kanun teklifi için oylama işlemine geçildi. Düzenleme, 467 "kabul", 87 "ret", 7 "çekimser" oyla kabul edilerek yasalaştı. Kanunla PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakip yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi hedefleniyor. Kanun, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma ve veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'da düzenlenen suçları kapsayacak. Kanun çerçevesinde örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2025 tarihinden önce işlenen ve müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsam dışında tutulacak. Kapsam dahilindeki suçlardan üst sınır 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 10 yıl süreyle ertelenecek. Ayrıca erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemeyecek. Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde erteleme kararı kaldırılarak, soruşturma ve kovuşturmaya devam edilecek. Mahkumiyet halinde verilen cezanın infazı, düzenlemenin buna yönelik hükmü kapsamında ertelenmeyecek ve mahkumiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğacak. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilecek. Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hakimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilecek. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacak. Erteleme kararlarının takibi cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılacak. Takip, koordinasyon ve uygulama Kanun kapsamında faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi için Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında kurul oluşturulacak. Yılmaz'ın yanı sıra Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri de kurulun içerisinde yer alacak. Kurul, süreç boyunca yapılan çalışmalar hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni düzenli olarak bilgilendirecek. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca da bu kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere de bir İzleme Komisyonu kurulacak. İzleme Komisyonu, Kanun kapsamındaki faaliyetleri izleyecek ve tavsiyelerde bulunabilecek. Silah ve malzemelerin teslimi Yasalaşan kanun kapsamında örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınacak. Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı'nın Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben 6 ay içinde bu düzenleme hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanacak. TBMM Başkanvekili Celal Adan, kanun teklifine ilişkin yaptığı konuşmada, "Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi, milletimizin huzuru, devletimizin bekası için gösterdiği sarsılmaz irade ve kararlılıkla Terörsüz Türkiye idealinin mimarı olmuştur. Bu vesileyle emperyalist senaryolar bozulmuş, Türk ve Türkiye Yüzyılı fikriyatı hayata geçmiştir. Allah, Türkmen Bey'imizi başımızdan eksik etmesin. Bu tarihi eşiğin bir devlet politikası haline gelmesini sağlayan ve sürecin başarılı olmasının önemli aktörü olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a da en derin şükranlarımı sunuyorum. Yine TBMM'nin Terörsüz Türkiye idealine yönelik tarihi katkılar sağladığını özellikle ifade etmek isterim. Bu vesileyle TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş başta olmak üzere grup başkanı ve başkanvekillerimizi, aziz milletimizin temsilcileri olan tüm milletvekillerimizi de ayrıca tebrik ediyorum. Kanun'un, milletimizin birliğine, devletimizin yüceliğine vesile olmasını diliyorum" dedi. Teklifin kabul edilerek yasalaşmasının ardından TBMM Başkanvekili Celal Adan, birleşimi 1 Ekim Perşembe saat 14.00'te toplanmak üzere kapattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 32 yıl önceki konuşması gün yüzüne çıktı Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 32 yıl önceki konuşması gün yüzüne çıktı

Baba vasiyetiyle gün yüzüne çıkarılan Gemlik TV arşivinden tarihi görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın ilk aylarında yaptığı konuşmayı yeniden gündeme taşıdı. Yaklaşık 32 yıl önce dile getirilen "rüşvet, israf, kardeşlik ve barış" vurguları, Türkiye'nin bugün yaşadığı siyasi gelişmeler ve toplumsal gündem açısından büyük önem taşıyor. Erdoğan oradaki konuşmasında da, "Türkiye her zamankinden daha fazla barışa, sevgiye, kardeşliğe muhtaç" ifadelerine yer veriyor Bursa'nın Gemlik ilçesinde 1993-1995 yılları arasında karasal vericilerle yayın yapan yerel televizyon kanalı Gemlik TV'ye ait görüntü arşivi, yaklaşık 33 yıl sonra dijital ortama aktarılarak yeniden kamuoyunun erişimine açıldı. Merhum Elektronik ve Haberleşme Mühendisi Mustafa Demirok'un büyük emeklerle oluşturduğu arşivde yer alan tarihi kayıtlar arasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine seçilmesinden kısa süre sonra, canlı yayında Gemlik halkına hitaben yaptığı konuşma da bulunuyor. Ailesinin, Mustafa Demirok'un vasiyetini yerine getirmek amacıyla başlattığı çalışmalar sonucunda, yıllarca uygun olmayan şartlarda depoda muhafaza edilen yüzlerce video kaseti tek tek incelendi. Fiziksel deformasyona uğrayan çok sayıda kayıt kurtarılamazken, korunabilen görüntüler titiz bir restorasyon ve dijitalleştirme sürecinin ardından yeniden izlenebilir hale getirildi. "Gemlik TV Nostalji Kuşağı" adıyla oluşturulan dijital platform üzerinden yayınlanmaya başlanan görüntüler, Gemlik'in sosyal ve kültürel hafızası ile birlikte, Türkiye'nin yakın siyasi tarihine ışık tutan önemli kayıtları da gün yüzüne çıkardı. Kayıtlarda yer alan ve dönemin siyasi aktörlerinden; bakan, milletvekili, siyasi parti genel başkanı ve belediye başkanı gibi figürlerin katıldığı programlar büyük ilgi gördü. Arşivin en önemli bölümlerinden biri ise Eylül 1994 tarihinde dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın canlı yayında Gemliklilere hitap ettiği görüntüler oldu. Henüz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine yeni başlayan Recep Tayyip Erdoğan'ın Gemlik halkına gönderdiği görüntülü mesajda dile getirdiği değerlendirmeler, aradan geçen yaklaşık 32 yıla rağmen güncelliğini koruyan birçok başlığı içeriyor. Dürüst Belediyecilik ve Kamu Hakkı Vurgusu Konuşmasında göreve geldiklerinde karşılaştıkları tabloyu anlatan Erdoğan, su yatırımlarından mali disipline, gelir artışından tasarruf politikalarına kadar birçok konuda yürüttükleri çalışmaları rakamlarla anlatıyor. İSKİ'de sağlanan gelir artışlarını ve gerçekleştirilen tasarrufları örnek gösteren Erdoğan, kamu kaynaklarının etkin ve şeffaf kullanılmasının belediyeciliğin temel ilkelerinden biri olduğunu vurguluyor. Konuşmasında yer alan; "Kimse Refahlı yönetimler için 'bunlar rüşvetçidir, suiistimalcidir, soyguncudur' diyemiyor." ve "Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemeyecek ve yedirtmeyeceğiz" ifadeleri ise konuşmanın en dikkat çeken bölümleri arasında yer alıyor. Yaklaşık otuz iki yıl önce dile getirilen bu mesajlar, bugün Türkiye'de bazı belediyeler hakkında yürütülen yolsuzluk ve usulsüzlük soruşturmalarının kamuoyunda geniş şekilde tartışıldığı bir dönemde yeniden gündeme geliyor. Erdoğan'ın o yıllarda dile getirdiği şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu hakkının korunmasına ilişkin vurgular, aradan geçen yıllara rağmen güncelliğini koruyan ilkeler olarak değerlendiriliyor. İstanbul'dan Cumhurbaşkanlığına uzanan yolculuğun ilk izleri 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini üstlenen Recep Tayyip Erdoğan, belediyecilik alanında ortaya koyduğu yönetim anlayışıyla sonraki yıllarda Türkiye siyasetinin en önemli aktörlerinden biri haline geldi. 2003 yılında Başbakanlık görevini üstlenen Erdoğan, 10 Ağustos 2014 tarihinde gerçekleştirilen seçimde halkın doğrudan oyuyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı olarak Türk demokrasi tarihinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Bu yıl 10 Ağustos'ta söz konusu seçimin yıl dönümü idrak edilirken, Gemlik TV arşivinden çıkan bu görüntüler, Erdoğan'ın siyasi yolculuğunun henüz ilk yıllarında dile getirdiği temel yönetim anlayışını ve önceliklerini yeniden hatırlatıyor. "Türkiye Her Zamankinden Daha Fazla Barışa, Sevgiye ve Kardeşliğe Muhtaç" Konuşmanın en dikkat çeken bölümlerinden biri de toplumsal birlik mesajları oldu. Erdoğan, "Ülkemiz her günden daha fazla, her zamankinden daha fazla barışa, sevgiye, kardeşliğe muhtaç" sözleriyle Türkiye'nin ortak değerler etrafında kenetlenmesi gerektiğini vurguladı. "Babamızın vasiyetini yerine getirdiğimiz için çok mutluyuz" Demirok Ailesi adına arşiv çalışmalarını yürüten Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Yüksek İstişare Kurulu Üyesi gazeteci Ömer Faruk Demirok ise yürütülen çalışmanın yalnızca babalarının vasiyetini yerine getirmekten ibaret olmadığını belirtti. Demirok, yıllarca büyük emeklerle oluşturulan görüntülerin Türkiye'nin yakın tarihine ait önemli belgeler niteliği taşıdığını ifade ederek şunları söyledi: "Babamız merhum Mustafa Demirok, Gemlik'in hafızasını oluşturacak çok kıymetli kayıtlar bıraktı. Onun vefat etmeden önce hasta yatağında bizlerden en büyük arzusu, bu görüntülerin kaybolmaması ve gelecek kuşaklara ulaşmasıydı. Biz de aile olarak bu emanete sahip çıktık. Babamızın vasiyetini yerine getirdiğimiz için çok mutluyuz. Rahmetli babamız da keşke hayatta iken bu arşivin yayınlandığını görebilseydi. Yayınlanan görüntülerle ilgili yüzlerce geri dönüş ve teşekkür mesajı aldık. Bu da bizi çok mutlu etti. Dijital ortama aktardığımız kayıtlar arasındaki en önemli görüntü ise Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde Gemlik halkına hitaben, stüdyolarımızdan canlı yayında yaptığı konuşma oldu. Bu programa ait özel bir fotoğrafı imkan doğması halinde ailemiz adına Sayın Cumhurbaşkanımıza takdim etmeyi arzu ediyoruz."

Meclis’te kritik gün Haber

Meclis’te kritik gün

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “iç cepheyi güçlendirme” çağrısı ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” mesajlarıyla şekillenen süreçte kritik aşamaya gelindi. “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek. “Terörsüz Türkiye” sürecinin yasal altyapısını oluşturması beklenen kanun teklifinde gözler bugün saat 11.00'de gerçekleşecek TBMM Genel Kurulu’na çevrildi. Adalet Komisyonu’nda yaklaşık 17,5 saat süren görüşmelerin ardından kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, Genel Kurul gündemine geliyor. Teklif, AK Parti, MHP, DEM Parti, CHP, HÜDAPAR, Yeni Yol ve bağımsız milletvekillerinin imzasıyla toplam 367 milletvekilinin desteğiyle Meclis Başkanlığı’na sunuldu. YAKLAŞIK 400 OY BEKLENİYOR Genel Kurul görüşmelerinde teklifin geniş bir siyasi destekle kabul edilmesi bekleniyor. Meclis’te grubu bulunan partilerin yanı sıra diğer milletvekillerinden gelecek desteklerle teklifin yaklaşık 400 oyla yasalaşabileceği değerlendiriliyor. Düzenleme, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “iç cepheyi güçlendirme” çağrısıyla başlayan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusundaki açıklamalarıyla siyasi gündemin merkezine oturan sürecin yasal çerçevesi açısından önem taşıyor. Genel Kurul’daki görüşmelerin ardından teklifin kabul edilmesi halinde, “Terörsüz Türkiye” sürecinde Meclis ayağında önemli bir eşik daha aşılmış olacak. Teklifin Genel Kurul görüşmelerinde siyasi partilerin vereceği mesajlar ve yapılacak değerlendirmeler de sürecin bundan sonraki aşamasına ilişkin önemli ipuçları verecek.

Marmaris’te firari FETÖ’cü... Haber

Marmaris’te firari FETÖ’cü...

Muğla’nın Marmaris ilçesinde, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konakladığı otele saldırı düzenleyen suikast timinde yer alan ve 10 yıl firari olarak saklandıktan sonra Afyonkarahisar’da yakalanan Burkay Karatepe, Marmaris’te geniş güvenlik önlemleri altında yer gösterme faaliyetlerine katıldı. Cumhuriyet savcısı nezaretinde Muğla İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürlüğü ekipleri sabahın erken saatlerinden itibaren başlatılan çalışmalarda, Marmaris’te çoğunluğu dağlık alanlardan oluşan 8 farklı noktada arama ve inceleme gerçekleştirildi. Arama çalışmalarına 155 personel, 23 dedektör katıldı. Ekipler, Burkay Karatepe’nin tarif ettiği bölgelerde uzun namlulu silah, tabanca ve mühimmatın bulunmasına yönelik arama-tarama çalışmalarını sürdürüyor. Karatepe’nin 69 sayfalık ifadesinde, Marmaris’in Armutalan ve İçmeler mahallelerinde uzun namlulu silah, tabanca ve mühimmat gömdüğünü öne sürmesi üzerine başlatılan çalışmalarda, ekipler gösterilen bölgelerde dedektörlerle tarama yaptı. Arama faaliyetlerinin gün boyunca sürdüğü öğrenildi. Yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleştirilen yer gösterme faaliyetinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik suikast girişiminin yaşandığı otelin arka yolu, firar ettiği sırada şort ve tişört satın aldığı belirtilen mağaza ile kaçış güzergâhı olarak değerlendirilen dağlık alanlar da incelemeye alındı. Karatepe, toplam 8 farklı noktada güvenlik güçlerine yer gösterdi. Emniyet Müdürlüğüne bağlı ekipler yer gösterilen alanlarda geniş çaplı araştırmalara devam ediyor.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında ortak savunma anlaşması imzalandı Haber

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında ortak savunma anlaşması imzalandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in gerçekleştirdiği zirvede, 3 ülke arasında ortak savunma anlaşması imzalandığı duyuruldu. Anlaşmaya göre 3 ülkeden birine yönelik saldırı, hepsine saldırı kabul edilecek. Pakistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in Mekke'deki El-Safa Sarayı'nda bir araya geldiği ifade edildi. Görüşme kapsamında "Mekke Ortak Savunma Zirvesi" gerçekleştirildiği, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki ilişkilerin gözden geçirildiği, ayrıca ortak ilgi alanına giren çeşitli konuların ele alındığı aktarıldı. 3 ülke arasında ortak savunma anlaşması imzalandı Açıklamada, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın ortak savunma anlaşması imzaladığı belirtildi. Açıklamada, "Üç devlet arasındaki köklü tarihi bağlardan, kardeşlik ve İslami dayanışma temelindeki kalıcı ilişkilerden hareketle, ortak stratejik çıkarları ve uzun yıllara dayanan savunma iş birliğini daha da ileri taşımak amacıyla Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve PakistanBaşbakanı Şahbaz Şerif, üç devletin ortak güvenliklerini daha da güçlendirme, bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etme konusundaki ortak kararlılıklarını yansıtan Mekke Ortak Savunma Anlaşmasını imzalamıştır. Bu anlaşma, güvenli ve müreffeh bir gelecek hedefi doğrultusunda atılmış bir adımdır" ifadeleri kullanıldı. "3 ülkeden birine saldırı, hepsine saldırı kabul edilecek" Açıklamada, "Anlaşma, her türlü saldırı eylemine karşı ortak caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlamakta ve 3 devletten herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, hepsine yapılmış bir saldırı olarak kabul edileceğini hükme bağlamaktadır. Ayrıca anlaşma, 3 ülke arasındaki savunma iş birliğinin tüm alanlarda geliştirilmesini öngörmektedir" denildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.