Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Protein

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Protein haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Protein haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kemik erimesi fark edilmeyen sinsi bir sağlık sorunu Haber

Kemik erimesi fark edilmeyen sinsi bir sağlık sorunu

İnsan ömrü uzadıkça, sağlıklı yaş almanın ve hayat kalitesini korumanın önemi her geçen gün daha da artıyor. Ancak yaşın ilerlemesiyle birlikte vücudumuzda kaçınılmaz biyolojik değişimler meydana geliyor. Bu değişimlerin en sessiz ve derinden ilerleyeni ise kemiklerin zamanla yoğunluğunu ve gücünü kaybetmesidir. Halk arasında "kemik erimesi" olarak bilinen osteoporoz, genellikle hiçbir belirti göstermeden ilerleyen ve ilk kırık oluşana kadar fark edilmeyen sinsi bir sağlık sorunudur. Medicana Bursa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Uğurcan Süner, yaşlanan nüfusla birlikte artış gösteren osteoporoz ve buna bağlı kemik kırıklarına karşı hayati uyarılarda bulundu. Kemik erimesinin, kemiğin iç mimarisini zayıflatarak en küçük travmalarda bile kırılma riski oluşturduğunu belirten Süner, özellikle ileri yaş grubundaki kalça kırıklarının ciddiyetine dikkat çekerek, "Osteoporoz nedeniyle zayıflayan kemikler, basit bir ev içi düşmede ya da hafif bir çarpmada bile kırılabilir. İleri yaş grubunda karşılaştığımız kalça kırıkları, tıbbi bir problem olmanın ötesinde, hastanın yaşam kalitesini doğrudan tehdit eden dinamik bir krizdir. Bu kırıklar; ani hareket kısıtlılığına, uzun süreli yatağa bağımlılığa ve dolayısıyla bireyin bağımsızlığını kaybetmesine yol açar. Bilimsel veriler ve klinik tecrübelerimiz gösteriyor ki, kalça kırıkları yaşlı bireylerde genel sağlık durumunu bozarak yaşam süresini dahi kısaltabilen ciddi sonuçlar doğurmaktadır" dedi. Kemik sağlığı dendiğinde akla ilk gelen unsur kalsiyum olsa da, kalsiyumun vücut tarafından kullanılabilmesi için D vitamininin şart olduğunu vurgulayan Süner, şunları aktardı: "D vitamini, kalsiyumun bağırsaklardan emilmesini sağlayarak kemik matrisini güçlendirir. Ancak işlevi bununla sınırlı değildir. D vitamini aynı zamanda kas gücünü ve nöromusküler dengeyi destekler. Klinik gözlemlerimizde, kırık şikayetiyle hastaneye başvuran ileri yaş tablosundaki hastaların çok büyük bir kısmında ciddi oranda D vitamini eksikliği tespit ediyoruz. D vitamini yetersiz olduğunda sadece kemikler zayıflamaz; kaslar güç kaybeder, denge bozulur ve refleksler yavaşlar. Bu durum da düşme sıklığını artırarak kırık riskini ikiye katlar." Toplumda sadece kalsiyum veya D vitamini takviyesi alarak kemik erimesinin önüne geçilebileceğine dair yanlış bir algı olduğunu belirten Op. Dr. Uğurcan Süner, korumanın çok yönlü olması gerektiğinin altını çizdi. Süner, "Tek başına vitamin ve mineral takviyeleri, kırıkları önlemede her zaman bir sonuç vermez. Kemik canlı bir dokudur ve uyarılmaya ihtiyaç duyar. Dolayısıyla bütüncül bir yaklaşım şarttır. Dengeli ve protein odaklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kontrollü güneş ışığı kullanımı ve eğer osteoporoz tanısı konmuşsa doktor kontrolünde yürütülen düzenli ilaç tedavisi bir bütün olarak uygulanmalıdır" dedi. Ortopedi ve travmatoloji kliniklerinde sıkça karşılaşılan en büyük eksikliklerden birinin, kırık sonrası kemik kalitesinin takipsiz bırakılması olduğunu söyleyen Op. Dr. Uğurcan Süner, "Maalesef kalça veya omurga kırığı gelişen hastalar, cerrahi olarak tedavi edildikten sonra işin ’kemik erimesi’ boyutu genellikle ihmal ediliyor. Oysa bir kez osteoporoza bağlı kırık yaşayan bir hastanın, ikinci bir kırık geçirme riski katlanarak artar. Kırık tedavisinin hemen ardından hastaların kemik yoğunluğu ölçülmeli, D vitamini ve kalsiyum seviyeleri rehberler eşliğinde optimize edilmeli ve mutlaka kişiye özel bir anti-osteoporotik tedavi planlanmalıdır" diye konuştu. Süner, yaş alma sürecinde kemik sağlığını korumak ve bağımsız bir yaşam sürmek için şu basit ama etkili önlemleri şöyle sıraladı: "Harekete Geçin: Kemik yoğunluğunu artırmak ve korumak için düzenli yürüyüşler ve vücut ağırlığıyla yapılan hafif egzersizleri yaşam tarzı haline getirin. Doğru Beslenin: Süt ve süt ürünleri, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kaliteli protein kaynaklarını sofranızdan eksik etmeyin. Güneşten Güvenli Şekilde Yararlanın: Cildin D vitamini sentezleyebilmesi için gün içinde koruyucu kullanmadan, kısa süreli (15-20 dakika) güneş ışığı alın. Ev İçindeki Düşme Risklerini Sıfırlayın: Evdeki kaygan halıları ve kilimleri kaldırın, yaşam alanlarında kesintisiz ve güçlü bir aydınlatma sağlayın, banyo ve tuvaletlere tutunma barları yerleştirin. Kontrollerinizi Aksatmayın: Özellikle 65 yaş üstü tüm bireyler, menopoz sonrasındaki kadınlar ve daha önce hafif bir travmayla kırık geçmişi olanlar mutlaka bir uzmana başvurarak kemik sağlığı taramalarını yaptırmalıdır." Op. Dr. Uğurcan Süner, erken dönemde alınacak küçük önlemlerin, ileri yaşta hareket özgürlüğünü ve hayatı kurtaracağını belirterek sözlerini tamamladı.

Ramazan ayında baş ağrısını önlemenin yolları Haber

Ramazan ayında baş ağrısını önlemenin yolları

Özellikle migren hastalarının Ramazan ayının ilk günlerinde daha sık ve şiddetli baş ağrısı yaşayabildiğini ancak bunun önlenmesinin de mümkün olabileceğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Uzar, "Ramazan ayında baş ağrısını azaltmak için beslenme ve sıvı tüketimine dikkat edilmesi gerekiyor. İftar ve sahurda protein içeren besinler tercih edilmeli. Katkı maddesi içeren gıdalardan uzak durulmalı. Daha önce baş ağrısını tetiklediği bilinen gıdalardan kaçınılmalı. İftar ile sahur arasında aralıklarla bol su tüketilmeli. Bu yaklaşık 2 litre veya üzeri olmalıdır. Sahur öğünü atlanmamalı ve uyku düzeni korunmalı. Baş ağrısını önlemek amacıyla sahurda ağrı kesici kullanımının yalnızca ilk günlerde sınırlı olarak düşünülebilir" dedi. Ramazan ayında baş ağrısı atakları sıklaşan migren hastalarında koruyucu tedavilerin uygulanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Uzar, "Ayda 7-8 günden fazla baş ağrısı yaşayan migren hastalarında botulinum toksin uygulamaları veya migren aşısı olarak bilinen önleyici tedaviler baş ağrısı sıklığını azaltmada etkili olabilmektedir. Ayrıca bazı hastalarda baş ve boyun bölgesindeki ağrılı noktalara yapılan lokal tedaviler ve destekleyici yöntemler de fayda sağlayabilir" diye konuştu. Prof. Dr. Ertuğrul Uzar, Ramazan ayında baş ağrısı yaşayan kişilerin yaşam tarzı düzenlemelerine dikkat etmeleri ve şikâyetlerin sıklaşması durumunda mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurmaları gerektiğini vurguladı.

Sahuru ihmal etme, uyuma! Haber

Sahuru ihmal etme, uyuma!

Özel Keşan Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Esra Meltem Karahan, Ramazan ayında sağlıklı beslenme konusunda açıklamada bulunurken, sahurun önemine dikkat çekti. Karahan, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Sahura kalkmak gün içerisindeki açlıktan ve sıvı kaybından en az etkilenmenizi ve daha enerjik bir gün geçirmenizi sağlayacaktır. Sakın uykuya yenilmeyin ve sahuru geçiştirmeyin. Ramazan ayında sahura kalkmadan oruç tutamayanlar, güzel sahur sofraları hazırlayanlar olduğu gibi, uykusundan vazgeçemeyip iftar ile ya da sadece sahurda su içerek oruç tutanların sayısı da azımsanmayacak kadar çok. Peki, uykudan az da olsa fedakârlık edip sahura kalkarak oruç tutmak gerçekten önemli mi? Evet. Bu 30 günlük sürede her gün aynı enerjiyle günü bitirmek, günlük aktiviteleri keyifle yerine getirmek, sağlığınızdan ödün vermemek istiyorsanız sahuru ihmal etmeyin. Günlük hayatınızdaki az ve sık beslenme kuralını uyarlayarak gün içerisinde alamadığınız besin öğesi ihtiyaçlarınızı dengeli bir şekilde sağlayabilirsiniz. Ramazanda sağlıklı beslenmeye giden yol az önce söylediğim gibi “sahur” dan geçiyor. Ortalama 13 saatlik bir sürede oruç tuttulduğu için gün içerisinde kan şekeri düşebiliyor. Eğer kişiler sahura da kalkmıyor ise kan şekerinin düşüşü günün erken saatlerinde başlayıp, daha düşük değerlere ulaşabiliyor. Bu da gün içerisinde halsizlik, yorgunluk, uyku hali ve enerji düşüklüğü ile sonuçlanabiliyor. Sahura kalkarak gün içerisindeki kan şekeri düşüklüğü, yorgunluk, halsizlik, sindirim zorlukları, mide ve bağırsaklarda aşırı gaz birikimi, ani tansiyon yükselmesi, vücudun susuz kalması gibi bir çok durumu engellemiş olursunuz. Sahurda tercih edilen yiyeceklerde en az sahura kalkmak kadar önemlidir. Genel olarak midede uzun süre kalarak tok kalmanızı sağlayacak, kan şekerinde ani değişiklik yaratmayacak ve sıvı dengesini sağlayacak besinler seçilmelidir. SAHUR SEÇİMLERİ NASIL OLMALI? Yeniden uykuya geçişe uygun olmalı, Gün boyu tok kalmanıza yardım etmeli, Tuz oranı yüksek olmamalı, Yeterli sıvıyı içermeli, Yeterli lifi sağlamalı, Protein, karbonhidrat ve yağ içeren besinlerden oluşmalı, Vitamin ve mineral alımını desteklemeli, Kolay hazırlanabilir ve pratik yenebilir olmalı. Sahurda yapılacak güzel bir kahvaltı, bir gün sonrasının orucuna hazırlık için idealdir. İftarda olduğu gibi sahurda da ağır ve yağlı yiyeceklerden kaçınmalıyız. Peynir, yumurta, süt, lifli gıdalar, ideal bir sahur sofrası için yeterlidir. Susuzluğu arttıracağı için sahurda zeytin yerine 4-5 ceviz veya 10-15 badem fındık gibi seçimler, 1-2 tatlı kaşığı zeytinyağı daha iyi bir tercih olarak karşımıza çıkar. Ana yemek tercih edilirse; kıymalı veya tavuklu sebze yemekleri, baklagiller, bulgur, kepekli makarna, mercimek ve bulgur eklenmiş tahıllı çorbalar tercih edilebilir. Sıvı desteği için; şekersiz komposto, ayran, bitki çayları, şekersiz limonata, bol su ve maden suyu seçilebilir. SAHUR İÇİN ÖRNEK MENÜLER Örnek Menü-1: 1 bardak süt, 1-2 dilim çavdar veya tam buğday ekmeği, 1 dilim az tuzlu peynir, 1 haşlanmış yumurta, yeşillik, 2-3 ceviz, 1 porsiyon meyve, 2-3 bardak su Örnek Menü-2: 1 kase sebze çorbası, 1 küçük tabak kıymalı makarna, 1 kase yoğurt, yeşillik, 1 porsiyon meyve, 2-3 bardak su. Örnek Menü-3: 1 bardak ayran, sebzeli menemen, 1-2 dilim çavdar veya tam buğday ekmeği, yeşillik, 1 porsiyon meyve, 10-15 tane badem-fındık, 2 -3 bardak su.”

Sahuru atlamayın, iftarı yavaş yapın Haber

Sahuru atlamayın, iftarı yavaş yapın

Ramazan döneminde sahura kalkmamak, karbonhidrat ağırlıklı beslenmek, kısa sürede aşırı su tüketmek ve kafeinli içeceklere yönelmek en sık yapılan hatalar arasında yer alıyor. Ümit Aktaş, bu alışkanlıkların kan şekeri dalgalanmalarına, gün içinde enerji düşüşüne ve susuzluk hissinin artmasına neden olduğunu söyledi. SAHURDA PROTEİN VE SAĞLIKLI YAĞ VURGUSU Dr. Aktaş, sahur öğününün mutlaka yapılması gerektiğini belirterek, “Sahur yapılmadan tutulan oruç ani kan şekeri düşüşlerine yol açabilir” dedi. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin daha çabuk acıkmaya neden olduğunu ifade eden Aktaş, unlu ve şekerli gıdaların kan şekerini hızla yükseltip düşürdüğünü, buna karşılık protein ve sağlıklı yağların uzun süre tokluk sağladığını dile getirdi. Sahurda yumurta, peynir, zeytin, fermente gıdalar ve sebzelerin tercih edilmesini öneren Aktaş, çay ve kahvenin sınırlı tüketilmesi gerektiğini, suyun ise iftardan sahura kadar zamana yayılarak içilmesinin daha doğru olacağını vurguladı. “İFTARI İKİYE BÖLÜN” Uzun süren açlığın ardından iftarda ağır ve hızlı yemek tüketmenin metabolizma üzerinde ani yük oluşturduğunu belirten Aktaş, iftarın aşamalı yapılması gerektiğini söyledi. “Orucu hurma veya zeytinle açıp bir kase çorba içtikten sonra yaklaşık 20 dakika ara vermek hem iştah kontrolünü sağlar hem de kan şekeri dengesini korur” diyen Aktaş, hızlı ve kontrolsüz beslenmenin kalp-damar sistemi açısından risk oluşturabileceği uyarısında bulundu. Ana öğünde kemikli et yemekleri, zeytinyağlı sebzeler, salata ve fermente gıdaların sindirim açısından daha uygun olduğunu belirten Aktaş, hamur işi ve yoğun tatlı tüketiminin ertesi gün susuzluk hissini artırabileceğini kaydetti. SU TÜKETİMİNDE ZAMANLAMA ÖNEMLİ İftardan sahura kadar düzenli aralıklarla su içilmesi gerektiğini hatırlatan Aktaş, kısa sürede aşırı su tüketmenin doğru olmadığını söyledi. “Bir anda alınan yüksek miktardaki su hızla atılır ve sindirimi zorlaştırabilir” diyen Aktaş, en doğru yöntemin iftardan sonra başlayarak sahura kadar her yarım saat ya da bir saat arayla bir bardak su içmek olduğunu ifade etti. Kafeinli içeceklerin diüretik etkisi nedeniyle vücuttan su atılımını artırdığını da sözlerine ekledi. TATLIDA ÖLÇÜ, SAĞLIKTA DENGE Şekerli gıdaların mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini belirten Aktaş, tercih edilecekse meyve bazlı ve küçük porsiyonlu tatlıların daha dengeli bir seçenek olacağını söyledi. Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, insülin kullanan diyabet hastaları, ciddi kalp-damar rahatsızlığı bulunanlar, kanser tedavisi görenler, hamileler ve yeni doğum yapmış annelerin oruç tutmadan önce mutlaka hekim görüşü alması gerektiğini vurguladı. Uzmanlara göre; sahuru atlamamak, protein ve sağlıklı yağ ağırlıklı beslenmek, iftarı kontrollü yapmak, suyu zamana yayarak tüketmek ve hafif fiziksel aktiviteyi sürdürmek Ramazan sürecinin daha rahat geçirilmesine katkı sağlıyor. Dr. Ümit Aktaş, bilinçli beslenme alışkanlıklarının yalnızca Ramazan’da değil, yıl boyunca sağlığın korunmasında belirleyici rol oynadığını ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.