Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Öksürük

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Öksürük haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Öksürük haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Küçük önlemler boğaz ağrısını önleyebilir Haber

Küçük önlemler boğaz ağrısını önleyebilir

Bu dönemde görülme sıklığı artan boğaz ağrısı, viral veya bakteriyel kaynaklı olarak ortaya çıkabiliyor. Enfeksiyonların yol açtığı boğaz ağrısına zaman zaman ateş, öksürük, burun akıntısı, hapşırma, bulantı ve baş ağrısının eşlik ettiğini dile getiren Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, "Boğaz ağrısına, virüslerin varlığı, bakteriyel enfeksiyonlar ve diğer dış etkenler sebep olabilir. Viral enfeksiyonların sebep olduğu boğaz ağrısı, tıbbi tedavi uygulanmakla beraber, bazen de kendiliğinden düzelen bir durumdur. Bakteriyel enfeksiyonlardan kaynaklanan boğaz ağrısı ise antibiyotik ilaçlar veya besinler yardımıyla tedavi edilmektedir. Bunun haricinde yeteri kadar dinlenmek, uyumak, yüksek sesle konuşmamak da boğaz ağrısıyla başa çıkmanın yolları arasındadır" dedi. En güçlü doğal antibiyotik Uzm. Dyt. Veysel Ciğerli, boğaz ağrısının doğal yollarla da tedavi edilebildiğini belirterek ağrı ve tahrişe iyi gelen çözümlerini şöyle anlattı: "Sık sık su içmek, boğazın kurumasını ve tahriş olmasını önleyebilir. Sabahları zencefil ve 1 tatlı kaşığı bal karıştırılarak tüketilebilir. Asetik asit içeriğinden dolayı sirke de boğazdaki bakterileri etkisiz hale getirmeye yardımcı olur. 1 çay bardağı ılık suya 2 çorba kaşığı sirke ekleyerek gargara yapmak yeterli olacaktır. İyotsuz tuz ile yapılan gargara da bakteriler ile savaşmada etkilidir. 1 fincan ılık suya 1 çay kaşığı iyotsuz tuz atılarak gargara hazırlanabilir." Ihlamur iltihaplanmayı önlemeye yardımcı olur Antienflamatuvar özelliğiyle ıhlamurun iltihaplanmayı önlemeye destek olduğunu vurgulayan Uzm. Dyt. Ciğerli, "Ihlamur, iltihaplanmayı önler ve doğal antienflamatuvar özellik gösterir. Ihlamur çayı içmek de boğaz enfeksiyonlarıyla başa çıkmada etkili olacaktır. Soğan ve sarımsak da en güçlü doğal antibiyotik kaynaklarındandır. Bu besinlerin tüketimi hem viral hem de bakteriyel enfeksiyonlarla başa çıkmada son derece önemlidir" ifadelerini kullandı.

Çocuğunuzun öksürüğü geçmiyorsa sebep yatağı olabilir Haber

Çocuğunuzun öksürüğü geçmiyorsa sebep yatağı olabilir

Sonbaharla birlikte havaların serinlemesi ve nem oranının artması, ev tozu akarlarına bağlı alerjik belirtileri de belirginleşmesine neden olabiliyor. Özellikle kapalı alanlarda daha fazla zaman geçirilmesiyle birlikte burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma ve burun kaşıntısı gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Çocuklarda ise bu şikayetlere uzun süren öksürük ve hırıltı eşlik edebiliyor. Medipol Sağlık Grubu’ndan Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serdar Al, ev tozu akarlarının özellikle İstanbul gibi nem oranının yüksek olduğu bölgelerde sık görüldüğünü belirterek, belirtilerin özellikle sonbahar aylarında artabileceğine dikkat çekti. Evimizin içinde gözle göremediğimiz ancak çocuklarda alerjik şikayetleri tetikleyebilen mikroskobik canlılar bulunuyor. Ev tozu akarları; özellikle yatak, yorgan, yastık, koltuk ve kanepelerde yoğunlaşabiliyor. Sonbaharla birlikte nem oranının yükselmesi ve kapalı alanların daha az havalandırılması ise bu canlılara bağlı alerjilerin belirginleşmesine neden olabiliyor. Burun akıntısı, tıkanıklık ve hapşırmanın yanı sıra haftalarca geçmeyen öksürük ve hırıltı da ev tozu akarı alerjisinin habercisi olabiliyor. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Serdar Al, özellikle yatağa girildiğinde artan şikâyetlerin ev tozu akarı alerjisi açısından önemli bir ipucu olduğunu belirtti. Bir gram tozda binlerce ev tozu akarı bulunabiliyor Ev tozu akarlarının gözle görülemeyecek kadar küçük mikroskobik canlılar olduğunu belirten Doç. Dr. Serdar Al, bu canlıların özellikle kapalı alanlarda yaygın olarak bulunduğunu söyledi. Ev tozu akarlarının dışkısı, tükürüğü, idrarı ve kendilerinin de alerjik reaksiyonlara neden olabildiğini ifade eden Doç. Dr. Al, "Elektrik süpürgesiyle alınan tozların bir gramında yaklaşık 20 bin tane toz akarı olabiliyor" dedi. İstanbul’da nem seviyesinin yüksek olması nedeniyle ev tozu akarı alerjisini sık gördüklerini belirten Doç. Dr. Al, özellikle eylül ayından itibaren nemin artması ve evlerin daha az havalandırılmasıyla birlikte şikâyetlerin belirginleşebildiğini kaydetti. Gece ve sabah öksürüğüne dikkat Ev tozu akarına bağlı alerjilerde en sık görülen belirtilerin burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma ve burunda kaşıntı olduğunu belirten Doç. Dr. Al, bazı çocuklarda bu tablonun astımı da tetikleyebildiğini söyledi. Özellikle gece, yatağa yatarken veya sabah uyandığında ortaya çıkan öksürüğün önemli bir belirti olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Al, koşarken, gülerken veya ağlarken ortaya çıkan öksürüğün de dikkate alınması gerektiğini belirtti. Alerjik çocuklarda öksürüğün normal enfeksiyon öksürüğünden daha uzun sürebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Al, "Grip gibi enfeksiyonlarda öksürükler 5-7 gün sürerken, alerjik çocuklarda bir ayı, bir buçuk ayı, hatta iki ayı bulabiliyor" dedi. Bazı çocuklarda hışıltı ve ötme sesi şeklinde solunum seslerinin de görülebileceğini belirten Doç. Dr. Al, bu belirtilerin astım açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Ev tozu akarları yatak ve koltuklarda birikebiliyor Ev temizliğinin alerjenlerin azaltılması açısından önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Al, özellikle HEPA 13 filtreli elektrik süpürgelerinin ev tozu ve toz kalıntılarının toplanmasında fayda sağlayabildiğini ifade etti. Ev tozu akarlarının insanların ve diğer canlıların deri parçalarıyla beslendiğini belirten Doç. Dr. Al, bu nedenle yatakların akarların en fazla bulunduğu alanlardan biri olduğunu söyledi. Uzun süre kullanılan koltuk ve kanepelerde de akarların birikebildiğini belirten Doç. Dr. Al, yün, kuş tüyü ve kaz tüyü gibi hayvansal kaynaklı organik materyallerden üretilen yatak, yorgan ve yastıklarda da akarların fazla bulunabildiğine dikkat çekti. Özellikle yatağa yatıldığında şikâyetlerin artmasının ev tozu akarı alerjisi açısından önemli bir ipucu olabileceğini belirtti. Alerji aşısıyla şikayetler kontrol altına alınabiliyor Ev tozu akarı alerjisinde belirtileri azaltmaya yönelik tedavilerin yanı sıra alerjen immünoterapisinin de uygulanabildiğini belirten Doç. Dr. Al, yaklaşık 100 yıldır kullanılan alerji aşısının çocuklarda da etkili bir tedavi seçeneği olduğunu söyledi. Uygulamanın alerji doktorlarının kontrolünde yapılması gerektiğini ifade eden, iğne sonrasında yaklaşık 30 dakika gözlem yapılmasının önemine dikkat çekerek, nadir de olsa anafilaksi gibi ciddi alerjik reaksiyonların görülebileceğini belirtti. Alerjen immünoterapisinin alerjik burun şikâyetlerini ve astımla ilişkili belirtileri azaltabildiğini, ev tozu akarı alerjisinin uzun vadede kontrol altına alınmasına katkı sağlayabildiğini kaydeden Doç. Dr. Al, tedavinin yaklaşık 4 yıl boyunca aylık enjeksiyonlar şeklinde uygulanabildiğini söyledi. Çocuklarda tedaviye yanıt oranlarının yüzde 90’ın üzerinde olabildiğini belirten Doç. Dr. Al, ev tozu akarı alerjisi belirtileri bulunan çocukların ve yetişkinlerin alerji hekimlerine başvurmalarının önemli olduğunu vurguladı.

Sonbahar enfeksiyonuna dikkat Haber

Sonbahar enfeksiyonuna dikkat

Güneşin etkisini kaybetmeye başladığı ve sıcaklığın bir yükselip bir azaldığı sonbahar aylarında enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığı arttığını belirten Op. Dr. İdil Öztürk, sonbaharın solunum yolu enfeksiyonlarına da zemin oluşturduğunu söyledi. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının, doktora başvurmanın önde gelen sebepleri arasında yer aldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İdil Öztürk, "Mevsim geçişlerinde yaşanan ısı değişimleri birçok hastalık gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına da zemin hazırlıyor. Zayıflayan bağışıklık sistemiyle birlikte vücut direncinin düşmesi, bu dönemlerde üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşanmasına neden oluyor" diye konuştu. Kalabalık ortamlar risk Enfeksiyona yatkınlığı artıran unsurları da anlatan Öztürk, "Alerjik bünyeye sahip olma, burun kemiği eğriliği veya konka büyüklüğü gibi anatomik sorunlar nedeniyle ağızdan nefes alıp verme, sigara içme, düzensiz beslenme gibi faktörler de üst solunum yolu enfeksiyonuna yatkınlığı artırır. Bu hastalıklar mevsim geçişlerinde ve kalabalık ortamlarda sık görülürler. Damlacık enfeksiyonu biçiminde ortaya çıkarlar, yani yakın mesafeden konuşma, öpme, öksürme sonucunda bulaşırlar. Bulunulan ortamda havalandırmanın yetersiz olması da bulaşmalarını kolaylaştırır. yüzeylere temas sonrası ellerin yıkanmaması ile de bulaşır" ifadelerini kullandı. En sık görülen enfeksiyonlar Erişkinlerde sık olarak görülenlerden üst solunum yolu enfeksiyonlarını sıralayan Op. Dr. İdil Öztürk, "Bunlardan birincisi nezle, ikincisi grip enfeksiyonudur. Bunların yanında orta kulak iltihabı da en sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarındandır" diye konuştu. Op. Dr. İdil Öztürk, erişkinlerde sıkça görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarını şöyle sıraladı: "Nezle birden çok virüsün yol açtığı, kişiden kişiye bulaşan, üst solunum yollarını tutan hafif seyirli bir hastalıktır. Üşütme, soğuk algınlığı olarak da bilinir. Soğuk mevsimlerde daha sıktır. Sigara içenlerde daha sık görülmez fakat ağır seyreder. Bir insan, ömrü boyunca yaklaşık olarak 300 defa nezle olur. 5 yaşın altındaki çocuklar yılda ortalama 8-10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirir. İnfluenza virüslerinin yol açtığı üst solunum yolu enfeksiyonudur. Virüsün 3 tipi vardır. Tip A insanlar, domuzlar ve kümes hayvanlarında, Tip B sadece insanlarda hastalık yapar. Tip C ise insanlarda çok hafif belirtilere yol açar. Sıklıkla ani başlayan yüksek ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ve kas ağrıları, bitkinlik, burun akıntısı veya tıkanıklığı ile kendini gösterir. Ateş genellikle 5 gün ya da 1 hafta sürer. Tedavide dinlenme çok önemlidir. Ateş düşürücüler, bol sıvı tüketimi ve iyi beslenme önemlidir. Viral bir hastalık olduğu için antibiyotik verilmez ancak orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürre gibi ikincil enfeksiyon, komplikasyon olarak eklenmiş ise antibiyotik kullanılır. Yutak ve bademciklerin ani başlayan enfeksiyonudur. Virüs veya bakteriyel kaynaklı olabileceği için etkene göre tedavi metodu değişiklik gösterir. Belirtileri yüksek ateş, boğaz ağrısı-yutkunma zorluğu, halsizlik-kırgınlık, baş-eklem-kas ağrıları, öksürük ve bazen de boyunda lenf bezlerinin şişmesidir. Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu daha sık görülür. Sıklıkla nezle, grip gibi enfeksiyonları takiben gelişen ikincil bakteriyel enfeksiyon şeklindedir. En sık 6-18 ay asındaki çocukları etkiler. 6 yaşından sonra hastalık sıklığında bariz azalma görülür. Yüz kemiklerinin içerisinde sinüs adı verilen hava boşluklarının iltihabına sinüzit adı verilir. Yine sıklıkla viral üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben gelişir. Vira enfeksiyonlardan sonra 7-10 günde tam iyileşme beklenirken genellikle burun doluluğu ve öksürük artışı olur. Büyük çocuklar ve erişkinlerde baş ve yüz ağrıları görülebilir. Antibiyotik tedavisi gerekebilir." KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Öztürk, söz konusu bu üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için hijyene ve el yıkamaya özen gösterilmesi, kalabalık ortamlardan uzak durulması, kalabalık ortamların sık sık havalandırılması, hasta kişilere mümkünse maske taktırılması ve fazla yaklaştırılmaması, yaşa uygun ve dengeli beslenilmesi, mevsime uygun giyinilmesi gerektiğini söyledi.

Okullar açıldı, enfeksiyonlar arttı: Uzmanı salgın endişesine açıklık getirdi Haber

Okullar açıldı, enfeksiyonlar arttı: Uzmanı salgın endişesine açıklık getirdi

Okulların açılmasıyla çocuklarda boğaz ağrısı, ateş, öksürük, kusma, ishal ve döküntü gibi şikâyetlerle seyreden enfeksiyonlarda artış görülürken, uzmanlar bu durumun tek başına yeni bir salgın anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nafiz Koçak, çocukların kalabalık ve kapalı ortamlarda daha fazla bir arada bulunmasının bulaşıcı hastalıkların yayılımını kolaylaştırdığını belirterek, salgın değerlendirmesi için epidemiyolojik veriler ve sürveyans sonuçlarının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Medicana Çamlıca Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nafiz Koçak, okulların açılmasıyla çocuklarda enfeksiyon görülme sıklığının artmasının tek başına yeni bir salgın göstergesi olmadığını belirtti. Çocukların kalabalık ve kapalı ortamlarda daha uzun süre bir arada bulunmasının bulaşıcı hastalıkların yayılımını kolaylaştırdığını ifade eden Koçak, "Okulların açılmasıyla çocukların kalabalık ve kapalı ortamlarda daha uzun süre bir arada bulunması, bulaşıcı hastalıkların yayılımını kolaylaştırıyor. Bu dönemde farklı virüslerin aynı anda dolaşımda olması nedeniyle çocuklarda hastalıkların arttığını görmek olağandır" açıklaması yaptı. Okul ortamı enfeksiyonların yayılması için uygun zemin oluşturuyor Çocukların uzun saatler boyunca aynı sınıfta, serviste, oyun alanlarında ve ortak kullanım alanlarında bulunmasının enfeksiyonların kişiden kişiye geçişini kolaylaştırabildiğini belirten Prof. Dr. Koçak, özellikle havalandırması yetersiz ve kalabalık kapalı ortamlarda solunum yoluyla bulaşan virüslerin yayılma riskinin arttığını söyledi. Prof. Dr. Koçak, "Bir çocuğun okula başlamasıyla birlikte yalnızca kendi enfeksiyon riski değil, ev içerisinde kardeşlerine ve ebeveynlerine bulaştırma ihtimali de artıyor. Bu nedenle okul dönemindeki enfeksiyonları yalnızca çocukların hastalanması olarak değerlendirmemek gerekiyor. Çocuğun hastalanması, aile içerisinde bakım yükü ve iş gücü kaybı gibi sonuçları da beraberinde getirebiliyor. Solunum yolu enfeksiyonlarının yayılımında kapalı ve kalabalık ortamların önemli bir rol oynadığı biliniyor" dedi. TOBB İklimlendirme Meclisi'nin İstanbul, Ankara, İzmir ve Erzurum'da yaptığı ölçümlerde sınıflardaki karbondioksit seviyelerinin 5 bin ppm'e kadar çıktığının tespit edildiğini belirten Koçak, kabul edilebilir seviyenin 750-1000 ppm olduğunu ifade etti. Koçak, "CO2 seviyesinin 1000 ppm'in üzerinde olması karar verme performansının orta derecede azalmasına, 2 bin 500 ppm'in üzerine çıkması ise yüksek derecede düşmesine neden oluyor. Bu ortamlar hem çocukların dersi anlamalarını olumsuz etkiliyor hem de yakın mesafe nedeniyle karşılarındaki kişinin üst solunum yolu mikrobiyotasından etkilenerek daha fazla enfeksiyon etkenine maruz kalmalarına neden olabiliyor. Bu nedenle en azından sınıfların teneffüslerde düzenli olarak havalandırılması gerekiyor. El hijyeni ve hastalık belirtileri gösteren çocukların mümkün olduğunca diğer çocuklardan uzak tutulması da bulaşın azaltılması açısından önem taşıyor" ifadelerini kullandı. El-ayak-ağız hastalığı bu dönemde daha sık görülüyor Son dönemde özellikle küçük çocuklarda dikkat çeken hastalıklardan birinin de el-ayak-ağız hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Koçak, enterovirüslerin neden olduğu bu enfeksiyonun çocukluk çağında sık görüldüğünü söyledi. Hastalığın ılıman iklimlerde yaz sonu ve sonbahar başında daha fazla görülebildiğini belirten Koçak, "Hastalık genellikle ateş, halsizlik, iştahsızlık ve boğaz ağrısıyla başlayabiliyor. Ardından ağız içerisinde ağrılı yaralar ile el ve ayaklarda, bazen de diz, dirsek, kalça ve gövde gibi bölgelerde döküntüler ortaya çıkabiliyor. Ancak hastalığın ismine rağmen her çocukta el, ayak ve ağız bölgesinin tamamında döküntü görülmeyebiliyor" dedi. El-ayak-ağız hastalığının yeni ortaya çıkmış bir hastalık olmadığını vurgulayan Koçak, "Çocukluk çağında sık gördüğümüz viral enfeksiyonlardan biri. Özellikle kreş ve okul gibi çocukların yakın temas halinde olduğu ortamlarda daha kolay yayılabiliyor. Hastalığın yaz sonu ve sonbahar döneminde görülmesi de olağandışı bir durum değil" diye konuştu. Boğaz ağrısı ve kusma her zaman aynı enfeksiyonu göstermiyor Okul döneminde çocuklarda aynı anda farklı enfeksiyon etkenlerinin görülebildiğini belirten Prof. Dr. Koçak, boğaz ağrısı, ateş, kusma veya halsizlik gibi tek bir belirtiden yola çıkarak hastalığın hangi etkenden kaynaklandığının belirlenemeyeceğini ifade etti. Soğuk algınlığına çok sayıda farklı solunum yolu virüsünün neden olabildiğini kaydeden Koçak, influenza enfeksiyonunun ise özellikle kuzey yarımkürede kış aylarında daha belirgin hale geldiğini söyledi. Çocuklarda influenza sırasında bulantı, kusma ve ishal gibi gastrointestinal belirtilerin yetişkinlere kıyasla daha sık görülebildiğini belirtti. Prof. Dr. Koçak, "Boğaz ağrısı olan her çocuk grip değildir; kusan her çocukta da aynı etken söz konusu değildir. Viral üst solunum yolu enfeksiyonlarından gastroenteritlere, streptokok kaynaklı boğaz enfeksiyonlarından el-ayak-ağız hastalığına kadar farklı tablolar benzer başlangıç belirtileri gösterebilir. Bu nedenle özellikle ateşin yüksek veya uzun sürmesi, çocuğun genel durumunun bozulması ya da sıvı alamaması gibi durumlarda çocuğun hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir" açıklamasında bulundu. Havaların soğuması bulaş açısından uygun şartlar oluşturabilir Son günlerde hava sıcaklıklarının kısa sürede düşmesiyle birlikte velilerin "Soğuk hava çocukları hasta ediyor mu?" sorusunu gündeme getirdiğini belirten Prof. Dr. Koçak, tek başına havanın soğumasının enfeksiyona neden olmadığını söyledi. Koçak, "Enfeksiyonların nedeni virüs ve bakteriler gibi mikroorganizmalardır. Ancak mevsim değişikliğiyle birlikte insanların daha fazla kapalı ortamlarda bulunması, pencerelerin daha az açılması ve çocukların uzun süre kalabalık ortamlarda bir arada bulunması bulaş açısından uygun şartlar oluşturabilir" dedi. Solunum yolu virüslerinin kapalı ve kalabalık ortamlarda daha kolay yayılabildiğini ifade eden Koçak, bu nedenle havaların soğumasıyla birlikte sınıf ve evlerin düzenli olarak havalandırılmasının önem kazandığını söyledi. Çocuğu hastalanan velilerin dikkat etmesi gerekenler Çocuklarda enfeksiyonların kontrolünde ailelerin yanı sıra okulların yaklaşımının da önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Koçak, ateş, belirgin halsizlik, aktif kusma veya ishal, yoğun öksürük ya da bulaşıcı bir hastalığa işaret eden döküntüleri bulunan çocukların diğer çocuklarla yakın temasının sınırlandırılması gerektiğini ifade etti. El-ayak-ağız hastalığında yakın temas, tükürük ve solunum salgıları, dışkı ve döküntü sıvıları aracılığıyla bulaş gerçekleşebildiğini belirten Koçak, el yıkama, ortak kullanılan eşyaların temizliği ve hasta çocukla yakın temasın azaltılmasının önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Koçak, "Çocuğun okula gönderilip gönderilmeyeceği yalnızca ateşin olup olmamasına göre değerlendirilmemeli. Çocuğun genel durumu, hastalığın türü, bulaştırıcılık dönemi ve okulun uyguladığı sağlık politikaları birlikte göz önünde bulundurulmalı. Özellikle aktif kusma ve ishal, yüksek ateş, belirgin halsizlik veya yaygın döküntü gibi durumlarda çocuğun evde istirahat etmesi ve hekim değerlendirmesi uygun olacaktır" dedi. El hijyeni ve havalandırma en basit ama etkili önlemler arasında Okul döneminde enfeksiyonların yayılımını azaltmak için çocuklara küçük yaşlardan itibaren el hijyeni alışkanlığı kazandırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Koçak, özellikle tuvalet sonrası, yemeklerden önce ve okuldan eve geldikten sonra ellerin su ve sabunla yıkanmasının önem taşıdığını söyledi. Sınıfların düzenli havalandırılması, ortak kullanılan yüzeylerin temizliği, kişisel eşyaların paylaşılmaması ve öksürme-hapşırma sırasında ağız ve burnun kapatılması gibi temel hijyen uygulamalarının da bulaş riskinin azaltılmasına katkı sağlayacağını ifade eden Koçak son olarak şunları söyledi: "Okulların açılmasıyla çocuklarda enfeksiyonların artması her yıl karşılaştığımız bir durum. Burada önemli olan paniğe kapılmak değil, bulaş zincirini azaltacak doğru alışkanlıkları günlük hayatın bir parçası haline getirmek. Hasta çocuğun dinlenmesi, gerektiğinde hekim tarafından değerlendirilmesi ve bulaşıcı olduğu dönemde diğer çocuklarla temasının azaltılması hem kendi sağlığı hem de okul topluluğunun korunması açısından önemlidir."

Bahar ayında "Astım" şikayetleri! Haber

Bahar ayında "Astım" şikayetleri!

20.05.2026- Nev Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Seher Göktaş, astım hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi. Astımın, hava yollarının daralmasıyla oluşan alevlenmelerle seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Göktaş, hastalığın çoğunlukla alerjik nedenlerle ortaya çıktığını ancak alerjik olmayan astım türlerinin de bulunduğunu söyledi. “Astımın Belirtilerine Dikkat” Astımın en sık belirtilerinin nefes darlığı, öksürük, hırıltılı nefes alma ve göğüste sıkışma hissi olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, “Bazen hastalık sadece öksürük ile ortaya çıkabilir. Kriz şeklinde seyredebilir. Öksürük genellikle kurudur yani balgamsızdır. Şikayetler gün içinde olabildiği gibi özellikle gece artar. Sabaha karşı olan öksürük ve/veya nefes darlığı tipiktir. Bu belirtiler tekrarlayıcıdır” dedi “Sigara ve Alerjenler Riski Artırıyor” Astımda risk faktörlerine değinen Uzm. Dr. Göktaş, anne karnında bebeğin yetersiz beslenmesi ve düşük doğum ağırlığının risk oluşturduğunu belirtti. Anne ve babanın sigara içmesinin, özellikle gebelik döneminde annenin sigara kullanmasının astım gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayan Göktaş, ailede astım öyküsü bulunmasının da riski artırdığını söyledi. Bazı meslek gruplarında astımın daha sık görülebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, fırıncılık, marangozluk, mobilyacılık, dökümcülük, kaynakçılık, plastik ve kimya sanayi, ilaç endüstrisi, demiryolu işçiliği, çay ve tütün üretimi, itfaiyecilik, kuru temizleme, temizlik ve tekstil işçiliği gibi alanlarda çalışan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini dile getirdi. “Polen, Parfüm ve Sigara Dumanı Astımı Tetikleyebiliyor” Astımı tetikleyen en önemli faktörlerin başında alerjen maddelere maruz kalmanın geldiğini belirten Uzm. Dr. Göktaş, “Polen, ev tozu, evcil hayvanlar, küf mantarı, gribal enfeksiyonlar, stres, sigara dumanı, egzersiz, temizlik malzemeleri ve parfüm gibi yoğun kokular astımı tetikleyebilir. Ayrıca astım hastalarında reflü sıklığı da yüksektir” ifadelerinde bulundu. Mevsim geçişlerinin de astım hastaları için risk oluşturduğunu belirten Göktaş, özellikle bahar aylarında polen ve çimenlerin hastalığı alevlendirebildiğini söyledi. Hava kirliliği, soğuk hava ve mevsimsel gribal enfeksiyonların da astım şikayetlerini artırabileceğini kaydetti. “Astım Krizinde Erken Müdahale Önemli” Astım krizinin ani gelişen öksürük nöbetleri, nefes darlığı ve hırıltı ile kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, daha önce astım tanısı alan hastaların öncelikle nefes açıcı ilaçlarını kullanmaları gerektiğini söyledi. Göktaş, “Düzelme olmazsa şiddetine göre Göğüs Hastalıkları Polikliniği’ne veya acil servise başvurulmalıdır” dedi. “Astım Tamamen Geçmez Ancak Kontrol Altına Alınabilir” Astım tanısının; hasta öyküsü, fizik muayene, akciğer grafisi, kan tahlilleri, solunum fonksiyon testi ve alerji testleri ile konulduğunu ifade eden Uzm. Dr. Göktaş, hastalığın diyabet ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalık olduğunu ancak ilaçlarla kontrol altına alınabildiğini söyledi. Astım ilaçlarının bağımlılık yaptığı yönündeki yanlış inanışlara da değinen Göktaş, “Bu ilaçlar ağızdan kullanılan ilaçlara göre daha güvenlidir. Direkt akciğerlere etki eder. Dolaşıma katılımı çok azdır. Bağımlılık yapmaz. Hasta ihtiyacı olduğu için kullanılır” diye konuştu. “Ev Ortamı ve Günlük Yaşam Düzenlenmeli” Astım hastalarının yaşam alanlarına dikkat etmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, evde kedi, köpek ve kuş gibi evcil hayvanların beslenmesinin önerilmediğini söyledi. Halı, kitap ve toz tutabilecek eşyaların azaltılması gerektiğini ifade eden Göktaş, evin düzenli havalandırılmasının önemine dikkat çekti. Ayrıca parfümlü ve yoğun kokulu temizlik malzemelerinden uzak durulması gerektiğini vurguladı. Spor yapan astım hastalarının egzersiz öncesinde doktor önerisiyle nefes açıcı sprey kullanabileceğini belirten Göktaş, gerektiğinde egzersiz sonrasında da bu ilaçların kullanılabileceğini ifade etti. “Astım Hastanın Ömrünü Azaltmaz” Astım hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmasının büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, fiziksel yaşam alanlarının kişiye göre düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Hastalığın şiddetine göre tedavi planının değişebileceğini kaydeden Göktaş, bazı hastaların sürekli ilaç kullanması gerektiğini ifade etti. İlaçların bırakılmasının ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Göktaş, “Ara verdiklerinde bazen hafif astımı olan hastalar bile acile astım kriziyle gelebilmektedir. Bu durum ölümcül sonuçlar doğurabilir. Astım kontrol altına alınabilecek bir hastalıktır, hastanın ömrünü azaltmaz. Genel olarak ilerlemez ancak hasta kendine dikkat etmez ve sigara içerse ilerleyebilir” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.