Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Obezite

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Obezite haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Obezite haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Diyabet çalışmalarının öncüsü Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo İstanbul’da ağırlandı Haber

Diyabet çalışmalarının öncüsü Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo İstanbul’da ağırlandı

Atlas Üniversitesi’nde ağırlanan San Antonio Texas Sağlık Bilimleri Merkezi Diyabet Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, kendi isminin verildiği oditoryumda öğrencilerle buluştu. Diyabet araştırmalarının öncü ismi olarak kabul edilen ve insülin direnci kavramının gelişmesine katkı sağlayan Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, "Tip 2 Diyabet Tedavisinde Paradigma Değişimi: Glikoz Kontrolünden Patofizyoloji Temelli Tedaviye" başlığıyla konferans verdi. "Diyabete bağlı hasarları engellemek istiyoruz" Tip 2 diyabet tedavisinde amacın artık sadece kan şekerini düzenlemek olmadığını belirten ABD’li bilim insanı, "Daha öncesinde bizim hedefimiz kan şekeri kontrolüydü ama diyabet süreci bütün organlara hasar vermekte. Bizim hedefimiz bütün bu uç organ hasarlarını azaltmak. Bu nedenle sadece kan şekerini hedef almak yeterli değil. Diyabetin gözlerdeki, böbreklerdeki hasarlarını engellemeye yönelik tedavileri göz önünde bulunduruyoruz. Böbrek hasarını, kalp damar hastalıklarından ölümü ve Alzheimer’ı da engellemek istiyoruz" dedi. Yeni ilaç tedavileri için çalışmalar yürütülüyor Tip 2 diyabet tedavisi üzerine son ilaç çalışmalarını aktaran Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, "GLP-1 agonistleri yeni bir ilaç grubu. Kalp damar hastalıklarını azaltmakta ve böbreği korumakta birçok kanıtı oluşmakta. Ne yazık ki bugün ilaçların fiyatları yüksek. Ancak zaman içinde jenerik ilaçlar çıktıktan ve yeni ilaçlar peptitlerle birleştirilerek etkinliği artırıldıktan sonra bu tedavilerin daha yaygın kullanılmasını bekliyorum. İnsüline duyarlılığı artıran pioglitazon ilaç grubunun da tedavide önemli olduğunu düşünüyorum" diye konuştu. "Zayıflama iğneleri yüzde 20’ye varan oranlarda kilo kaybı sağlıyor" Zayıflama iğnelerinin Tip 2 diyabet hastalarında kilo kaybı konusundaki başarısına değinen Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo, bu ilaçların yaklaşık yüzde 20’ye varan oranlarda kilo kaybı sağladığını belirtti. Diyabetten korunmak için en önemli formülün kilo kontrolü olduğunun altını çizen Prof. DeFronzo, "ABD’de de Türkiye’de de fazla kilo ve obezite oranları çok yüksek. Hepsini birlikte düşünürsek yaklaşık olarak yüzde 60’lar civarında. Diyabetten korunmak için en önemli önerim kilo kontrolünün sağlanması" diyerek sözlerini noktaladı. "Ülkemizde iki kişiden biri ya diyabet hastası ya da diyabet hastası adayı" Atlas Üniversitesi DİMER Diyabet ve Obezite Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Kanat ise Türkiye’nin diyabet prevalansı açısından Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada olduğunu hatırlatarak, "Diyabet prevalansı Türkiye’de yaklaşık olarak yüzde 20 düzeyinde. Prediyabet trene binmiş gidiyor, son istasyon diyabet. Ülkemizde diyabet yaklaşık olarak yüzde 20, prediyabet ise yaklaşık yüzde 35 oranında. Topladığımızda yüzde 55’lere varan bir orana ulaşıyor. Yani, sokakta gezen 2 kişiden birisi ya diyabet hastası ya da diyabet adayı. 30 yıl önce diyabet prevalansı yüzde 7’ydi. 30 yılda yüzde 300’lük bir artıştan bahsediyoruz. Tek bir sebebi var: Obezite. Diyabeti domine eden iki önemli risk faktörü var: Birincisi genetik yatkınlık, ikincisi obezite. 30 yıl içerisinde genetik değişiklik beklediğimiz bir şey değil. Değişen şey, obezitenin çok fazla artması" ifadelerini kullandı. Üç madde ile diyabeti engellemek mümkün "Yapılan çalışmalar şunu gösteriyor; normal kilolu birey sayısı yüzde 15, yüzde 85’i kilolu ya da obez kategorisinde. Bu, Türkiye’deki diyabet pandemisinin bir numaralı sebebi. Bunu kontrol altına almadığımız müddetçe prediyabetik bireylerin diyabete dönüşme riski her geçen gün artıyor" diyen Prof. Dr. Mustafa Kanat, diyabetin önüne geçilmesi için yapılması gerekenleri şöyle anlattı: "Tip 2 diyabet engellenebilir bir hastalık. Yapılan tüm çalışmalar, eğer yaşam şekli düzgün yönetilebilirse tip 2 diyabetin engellenebileceğini gösteriyor. Bunun için birincisi; kilo verilecek, ikincisi; günlük 30 dakika, haftalık 150 dakika olacak şekilde düzenli egzersiz veya yürüyüş, üçüncüsü; yağlı yiyeceklerin tüketimi mümkün olduğunca azaltılmalı." DIMER Diabetes 2026 ile önemli isimler bir araya gelecek İstanbul’da düzenlenen DIMER Diabetes 2026 toplantısına da değinen Prof. Dr. Mustafa Kanat, "DİMER Diabetes 2026 toplantısı sadece diyabet alanında değil, tıp alanında yapılan bilimsel açıdan en üst toplantı. Çünkü katılan hekimler, dünyada diyabet alanında en önemli, diyabet tedavisine yön veren isimler. O nedenle bu toplantının ülkemizde düzenlenmesi hem Atlas Üniversitesi hem ülkemiz adına büyük bir onur, büyük bir prestij. Diyabet, Türkiye’de maalesef iyi yönetilen bir hastalık değil. O kadar sık görmemize rağmen diyabetik hastaların kontrolü son derece kötü. Bunda hekim olarak bizlerin de payı var. O nedenle bu organizasyon, toplantıya katılacak hekimlerin diyabet alanındaki eğitimlerinin güçlendirilmesi açısından büyük bir fırsat sağlayacaktır" dedi.

Bakan Tekin'den ailelere çağrı: "Biz aileleri de sürece dahil etmek istiyoruz" Haber

Bakan Tekin'den ailelere çağrı: "Biz aileleri de sürece dahil etmek istiyoruz"

Bakan Tekin, Güngören'deki Güneştepe İlkokulu'nda "Maarifin Kalbinde Oyun, Aile ve Çocuk Günü" programına katıldı. Güngören İlçe Kaymakamı Ayhan Terzi ile İlçe Milli Eğitim Müdürü Yusuf Aydoğdu'nun da bulunduğu etkinlikte Bakan Tekin, bahçedeki parkurlarda oynayan öğrencilere eşlik edip, fotoğraf çektirdi. Burada açıklama yapan Bakan Tekin, dönem değiştikçe zaman ilerledikçe eğitim materyallerinde, eğitim metodolojisinde değişiklikler yapmak gerektiğini belirterek, bu değişiklikleri yaptıklarını da kaydetti. Oyunun da yıllar boyunca eğitimde kullanılan önemli enstrümanlardan biri olduğunu belirten Bakan Tekin, "Milli Eğitim Bakanlığı olarak hem çocuklarımızın okulda eğlenerek öğrenmeleri açısından hem de oyunu geleneksel kültürün, ortak değerlerin, milli dayanışmanın, insanlık değerlerinin çocuklara aktarıldığı önemli bir unsur olarak görüyoruz. Bunun için 2023 yazında geleneksel çocuk oyunlarımızın, bu insani değerlerin bize ait olan milli değerlerin gelecek kuşakları aktarılması, çocuklarımızın bu değerleri oynayarak içselleştirmesi için 2023 yazındaki genelgemizde bir başlangıç yaptık. Okul bahçelerimizin yeniden geleneksel oyunların oynandığı yeniden şenlendiği olduğu ortamlar olması için bir süreç başlattık. Ardından 2024 yılında Türkiye Yüzyıl Maarif Modelini hayata geçirdik. Orada da oyunu öğrenmenin bir parçası olarak kabul ettiğimizi ifade ettik. Bu sadece öğrenmenin değil aynı zamanda çocuklarımızın obezite, hareketsizlik, dijital bağımlılık ve bunun gibi bir çok problemini ortadan kaldırabilecek bir enstrüman olarak değerlendirdik. Bu yıl eğitim ve öğretim başlarken de temel eğitim kurumlarımızda, tüm bu anlattığım çerçevede bu felsefeye uygun bir biçimde çocuklarımızın özellikle geleneksel oyunlarımızı oynadığı bir süreci başlatmak üzere Oyun Politika Belgesini yayınladık" dedi. "Biz aileleri de sürece dahil etmek istiyoruz" Bu sürece aileleri de dahil etmek istediklerini belirten Bakan Tekin, "Bu Oyun Politika Belgesinin bir başka artı boyutu daha var. Biz aileleri de süreç içine dahil etmek istiyoruz. Zamanı uygun olan, katılmak isteyen ailelerimizi de sürece dahil ettik. Şuna inanıyoruz. Aileler öğrenme süreçlerine, eğitim etkinliklerine daha yoğun katılım sağladıklarında hem çocukların akademik başarıları daha da artacak hem de velilerin ebeveyn olmaları anlamında toplumsal farkındalıkları artacak. Nihayetinde öğretmenizin emeği okullarımızdaki fedakarlıklar arzu ettiğimiz sonuçlara daha yakın bir noktada seyretmiş olacak" diye konuştu.

Pankreas kanserini işaret eden bu altı belirtiyi önemseyin Haber

Pankreas kanserini işaret eden bu altı belirtiyi önemseyin

Erken dönemde belirti vermeden ilerleyebilen pankreas kanseri çoğunlukla başka bir hastalık için doktora gidildiğinde ortaya çıkıyor. Genetik faktörler, ileri yaş ve sigara kullanımı kişide risk faktörünü artırabiliyor. En önemli belirtileri arasında sarılık, açıklanamayan kilo kaybı, karın ve sırt ağrısı bulunan pankreas tümörlerinde erken tanı tedavide önemli katkı sağlıyor. Tümörün evresine ve hastanın sağlık durumuna göre planlanan tedavilerde günümüzde uygulanmaya başlanan robotik cerrahi yöntemler erken iyileşme sağlayarak hastanın konforunu önemli ölçüde artırıyor. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Emin Köse, pankreas tümörlerinin türlerine, belirtilerine, risk faktörlerine ve güncel tedavi yöntemlerine yönelik bilgi verdi. Pankreas hem sindirim hem de kan şekeri kontrolünde görev alıyor Pankreasın vücuttaki işlevini anlatan Dr. Emin Köse, "Midenin arkasında, karın boşluğunun üst bölümünde yer alan pankreas, sindirim sisteminin ve hormon dengesinin önemli organlarından biridir. Pankreasın dış salgı işleviyle üretilen enzimler, besinlerin özellikle yağ, protein ve karbonhidratların sindirilmesine yardımcı olmaktadır. İç salgı işleviyle üretilen insülin ve glukagon gibi hormonlar ise kan şekeri düzeyinin düzenlenmesinde rol oynamaktadır. Pankreasta gelişen tümörler, hücrelerin kökenine ve özelliklerine göre farklı gruplara ayrılmaktadır. Ekzokrin tümörler, pankreasın sindirim enzimlerini üreten hücrelerinden veya kanallarından kaynaklanmaktadır ve pankreas kanserlerinin büyük bölümünü oluşturmaktadır" dedi. Çoğu zaman tesadüfen ortaya çıkıyor "Pankreasın karın boşluğunun derininde yer alması ve erken evrede belirgin şikâyetlere yol açmaması, hastalığın tanısını güçleştirebilmektedir. Belirtiler tümörün pankreasın baş, gövde veya kuyruk bölümünde yerleşmesine, büyüklüğüne ve çevre dokularla ilişkisine göre değişmektedir" diyen Köse, pankreas tümörlerinde dikkat edilmesi gereken başlıca belirtileri şöyle sıraladı: Sarılık: Ciltte ve göz aklarında sararma, idrar renginde koyulaşma, dışkı renginde açılma ve kaşıntı görülebilmektedir. Özellikle pankreasın baş kısmındaki tümörler safra kanalına baskı yaparak sarılığa neden olabilmektedir. Karın ve sırt ağrısı: Üst karın bölgesinde başlayan ve sırta yayılabilen, devamlılık gösteren veya giderek artan ağrılar ortaya çıkabilmektedir. İstem dışı kilo kaybı: Beslenme düzeninde belirgin bir değişiklik olmaksızın kilo kaybı ve iştahsızlık gelişebilmektedir. Sindirim sorunları: Şişkinlik, bulantı, hazımsızlık ve dışkılama alışkanlıklarında değişiklik görülebilmektedir. Halsizlik ve yorgunluk: Hastalığa eşlik eden metabolik değişiklikler ve beslenme sorunları kişinin günlük yaşamını etkileyebilmektedir. Kan şekeri değişiklikleri: Daha önce diyabet tanısı bulunmayan kişilerde yeni başlayan diyabet veya mevcut diyabette kan şekeri kontrolünün bozulması, özellikle başka belirtilerle birlikte ortaya çıktığında değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Sigara kullanımı ve ileri yaş pankreas kanseri riskini artırıyor Prof. Dr. Emin Köse, genetik faktörler, ileri yaş, yaşam tarzı ve sigara kullanımının kişide pankreas tümörü riskini artırdığını belirterek, "Ayrıca kronik pankreatit, obezite ve diyabet de riski artırmaktadır. Pankreas tümörlerinin tanı ve tedavi planlaması, hastanın şikâyetlerine ve tıbbi öyküsüne göre planlanmaktadır. Fizik muayene ve kan testlerinin ardından, klinik gereklilik doğrultusunda bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve endoskopik ultrasonografi gibi yöntemlerden yararlanılabilmektedir. Kan testleri, karaciğer ve safra yollarının durumunu değerlendirmeye yardımcı olurken bazı hastalarda CA 19-9 gibi tümör belirteçleri de incelenmelidir. Ancak bu belirteçler tek başına kanser tanısı koymak için yeterli değildir. Gerekli görülen durumlarda endoskopik ultrasonografi eşliğinde biyopsi yapılarak dokudan örnek alınabilmektedir. Tanı aşamasında yalnızca tümörün varlığının belirlenmesi değil, türünün, büyüklüğünün, çevre damarlarla ilişkisinin ve uzak organlara yayılımının değerlendirilmesi de önem taşımaktadır" şeklinde konuştu. Tümörün yerine göre farklı cerrahi yöntemler uygulanıyor Pankreas cerrahisinde uygulanacak ameliyatın tipi, tümörün pankreasın hangi bölümünde yer aldığına ve çevre dokularla ilişkisine göre belirlendiğini söyleyen Prof. Dr. Emin Köse, ameliyat yöntemlerini şöyle anlattı: "Pankreasın baş bölümündeki tümörlerde Whipple ameliyatı uygulanmaktadır. Bu işlemde pankreasın başı ile birlikte safra yolunun bir bölümü, onikiparmak bağırsağı ve gerekli görülen diğer komşu dokular çıkarılmaktadır. Pankreasın gövde veya kuyruk bölümündeki tümörlerde ise distal pankreatektomi adı verilen, pankreasın ilgili bölümünün çıkarılmasını içeren cerrahi yöntem tercih edilebilmektedir. Hastalığın özelliklerine göre dalağın alınması da gerekebilmektedir. Bazı özel durumlarda pankreasın tamamının çıkarılması, yani total pankreatektomi gündeme gelebilmektedir. Bu ameliyatın ardından insülin üretimi ve sindirim enzimi işlevleri için ömür boyu tıbbi destek gerekmektedir. Dolayısıyla cerrahi yöntemin belirlenmesinde tümörün tamamen çıkarılabilmesi kadar, ameliyat sonrasında hastanın yaşamını nasıl sürdüreceği de dikkate alınmaktadır. Bazı hastalarda tümörün çevre damarlarla ilişkisi nedeniyle doğrudan ameliyat mümkün olmayabilmektedir. Bu hastaların bir bölümünde, onkolojik ilaç tedavileri uygulandıktan sonra yeniden değerlendirme yapılarak cerrahi seçeneği tekrar ele alınabilmektedir. Ancak bu yaklaşım her hasta için uygun değildir; karar, hastalığın yaygınlığı ve tedaviye verdiği yanıt doğrultusunda verilmelidir." Hastaya özel uygulanan robotik cerrahi tedavi konforunu artırıyor "Geleneksel açık cerrahinin yanı sıra uygun hastalarda laparoskopik veya robotik cerrahi yöntemler kullanılabilmektedir. Robotik cerrahinin uygun hastalarda daha küçük kesilerle uygulanabilmesi; ameliyat sonrası ağrının azalmasına, iyileşme sürecinin kolaylaşmasına ve erken taburcu olma imkanı sunmaktadır" diyen Prof. Dr. Emin Köse, "Bununla birlikte, bu avantajlar hastanın durumuna ve uygulanan ameliyatın kapsamına göre değişmektedir. Robotik yöntem her pankreas tümöründe ve her merkezde uygulanamamakta; ameliyatın güvenliği, tümörün tamamen çıkarılabilmesi ve cerrahi ekibin deneyimi yöntem seçiminde belirleyici olmaktadır. Pankreas tümörlerinde cerrahi tedavinin temel hedefi, uygun hastalarda tümörün güvenli biçimde tamamen çıkarılması ve hastalığın kontrol altına alınmasına katkı sağlanmasıdır. Bu nedenle cerrahi yöntem seçilirken yalnızca teknolojik olanaklar değil, hastalığın biyolojik özellikleri, tedavinin olası yararları ve riskleri ile hastanın genel durumu birlikte değerlendirilmektedir. Dünyada sadece seçkin merkezlerde uygulanabilen robotik pankreas ameliyatları ülkemizde de uygulanabilmekte ve tecrübeli ekipler ile yüz güldürücü sonuçlara ulaşılmaktadır" diyerek sözlerini noktaladı.

İnsülin direnci ve meme kanseri arasındaki ilişkiye dikkat Haber

İnsülin direnci ve meme kanseri arasındaki ilişkiye dikkat

Ekim ayı meme kanserinde erken tanı ve farkındalığın artırılması amacıyla çeşitli çalışmaların yürütüldüğü önemli bir dönem olurken, hastalıkla ilişkili risk faktörleri arasında metabolik sağlık da öne çıkıyor. Medicana Çamlıca Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, insülin direnci, yüksek insülin düzeyleri ve metabolik bozuklukların meme kanseri riskiyle ilişkisine dikkat çekerek, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve metabolik değerlerin takip edilmesinin önemini vurguladı. İnsülin direnci ile meme kanseri arasındaki ilişkinin tek bir mekanizma üzerinden açıklanamayacağını belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, insülin ve insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) gibi metabolik sinyallerin hücrelerin büyüme ve çoğalma süreçlerinde rol oynadığını ifade etti. IGF-1 düzeyleri ile meme kanseri riski arasındaki ilişkiyi inceleyen geniş kapsamlı çalışmalar da bu biyolojik mekanizmaların meme kanseri açısından önem taşıyabileceğine işaret ediyor. Meme kanseri farkındalığı yalnızca taramadan ibaret değil Meme kanserinde erken tanının öneminin altını çizen Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, farkındalığın yalnızca meme kontrolleriyle sınırlı düşünülmemesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu: "Kadınların meme sağlığı konusunda tarama programlarına ve hekim kontrollerine gereken özeni göstermesi büyük önem taşıyor. Bunun yanında genel sağlık durumunun ve metabolik risklerin de göz ardı edilmemesi gerekiyor. Fazla kilo, abdominal yağlanma, fiziksel hareketsizlik ve metabolik bozukluklar yalnızca diyabet ve kalp-damar hastalıkları açısından değil, bazı kanser türleri açısından da önem taşıyan faktörler arasında değerlendiriliyor." Dünya Kanser Araştırma Fonu ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı tarafından değerlendirilen bilimsel veriler de metabolik açıdan sağlıksız obezite fenotipleri ile özellikle menopoz sonrası meme kanseri arasında ilişki bulunduğuna işaret ediyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları metabolik sağlığın temelini oluşturuyor İnsülin direncinin yönetiminde yaşam tarzı değişikliklerinin temel bir yere sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, yeterli uyku ve sağlıklı vücut ağırlığının korunmasının önemine dikkat çekti ve ekledi: "Düzenli fiziksel aktivite, özellikle aerobik egzersiz ile direnç egzersizlerinin birlikte uygulanması, insülin duyarlılığının desteklenmesine katkı sağlar. Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve sağlıklı yağ kaynaklarının öne çıktığı dengeli bir beslenme modeli; rafine şeker ve aşırı işlenmiş gıdaların sınırlandırılması da metabolik sağlık açısından önemlidir. Kilo fazlası bulunan bireylerde uygun ve sürdürülebilir kilo kaybı, insülin duyarlılığı başta olmak üzere pek çok metabolik göstergenin iyileşmesine katkı sağlayabilir." Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, kişilerin yalnızca kan şekeri değerlerine bakarak metabolik sağlıklarını değerlendirmemeleri gerektiğini belirterek "Kan şekeri normal olan bir kişinin de metabolik açıdan riskleri olabilir. Bu nedenle kilo, bel çevresi, kan şekeri, HbA1c, kan yağları ve kişinin genel sağlık öyküsü bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Hangi testlerin gerekli olduğuna ise kişinin yaşına, kilosuna, aile öyküsüne ve diğer risk faktörlerine göre hekimi karar vermelidir" ifadelerini kullandı. Meme kanseri farkındalık ayının, kadınların yalnızca meme sağlığı konusunda değil, genel sağlıkları konusunda da farkındalık kazanmaları için bir fırsat olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, "Erken tanı için önerilen meme kanseri taramalarını aksatmamak kadar, sağlıklı bir metabolizmayı korumak da uzun vadeli sağlık açısından önem taşıyor. Sağlığımızı korumak, tek bir organa değil, bütüncül olarak vücudumuza bakmayı gerektiriyor" dedi.

Türkiye'de ölümlerin yaklaşık yüzde 40'ı kalp ve damar hastalıklarından kaynaklı Haber

Türkiye'de ölümlerin yaklaşık yüzde 40'ı kalp ve damar hastalıklarından kaynaklı

Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine çalışanı Dr. Öğr. Üyesi Kardiyoloji Uzmanı Enes Çelik, kalp ve damar hastalıkları, dünyada olduğu gibi ülkemizde de en önemli ölüm ve hastalık nedenleri arasında yer almakta olduğunu söyledi. Çelik, "Bununla birlikte, bu hastalıkların büyük bir bölümü; sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesi ve etkili tedavi ile önlenebilmekte veya geciktirilebilmektedir. Kalp ve damar hastalıkları yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkan hastalıklar değildir. Sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, tütün kullanımı, aşırı tuz tüketimi, obezite, hipertansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol gibi risk faktörleri yaşamın erken dönemlerinden itibaren kalp sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Hipertansiyon başta olmak üzere birçok kardiyovasküler risk faktörü uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebilmektedir. Ayrıca göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, efor kapasitesinde azalma, ani gelişen güçsüzlük veya konuşma bozukluğu gibi belirtiler zamanında fark edilmediğinde kalp krizi, inme ve kalp yetersizliği gibi ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri ve erken tanı, kalp sağlığının korunmasında kritik öneme sahiptir" dedi. "Toplumun sağlık okuryazarlığının artırılmasına yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirilmektedir" Dr. Öğr. Üyesi Kardiyoloji Uzmanı Enes Çelik açıklamasının devamında, "Sağlık Bakanlığı olarak kardiyovasküler hastalıkların önlenmesine yönelik çalışmalarımızı koruyucu sağlık hizmetleri yaklaşımı doğrultusunda sürdürmekteyiz. Bu kapsamda; birinci basamak sağlık hizmetlerinde kardiyovasküler risk değerlendirmeleri yapılmakta, Hipertansiyon, diyabet ve dislipidemi gibi risk faktörlerinin erken tanısı ve etkin yönetimi desteklenmekte, tütün kullanımının önlenmesine yönelik kapsamlı mücadele yürütülmekte, sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite alışkanlıklarının geliştirilmesi teşvik edilmekte. Toplumun sağlık okuryazarlığının artırılmasına yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Kalp sağlığının korunması; yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi edilmesini değil, hastalık gelişmeden önce risklerin azaltılmasını esas alan bütüncül bir yaklaşım gerektirmektedir" dedi. "Unutulmamalıdır ki; kalp ve damar hastalıklarının önemli bir bölümü önlenebilir risk faktörlerinden kaynaklanmaktadır" Çelik son olarak, "Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi için her bir bireyin tütün ve tütün ürünlerinden uzak durması, sağlıklı ve dengeli beslenmesi, günlük yaşamda fiziksel aktiviteyi artırması, ideal vücut ağırlığını koruması, kan basıncı, kan şekeri ve kolesterol düzeylerini düzenli olarak kontrol ettirmesi. Hekim önerilerine uygun tedavi ve ilaçlarını aksatmadan kullanması, Aile Hekimine başvurarak kardiyovasküler risk değerlendirmesini yaptırması, Sağlıklı Hayat Merkezlerini ziyaret ederek sağlıklı hayat danışmanlığı alması, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı veya inme belirtileri geliştiğinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki; kalp ve damar hastalıklarının önemli bir bölümü önlenebilir risk faktörlerinden kaynaklanmaktadır. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesiyle hem bireysel yaşam kalitesi artırılabilir hem de toplumdaki hastalık yükü önemli ölçüde azaltılabilir" ifadelerine yer verdi.

Çocuklara üç altın tavsiye: Sağlıklı beslen, su iç, hareket et Haber

Çocuklara üç altın tavsiye: Sağlıklı beslen, su iç, hareket et

Çocukların sağlıklı olarak büyüyebilmesi için beslenmelerine, su içmelerine ve haraket etmelerine dikkat etmesi gerekiyor. Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası kapsamında, 'hayatın dengesi senin elinde' temasıyla çocukları buluştu. Etkinlikte çocuklar ve aileleri sağlıklı beslenme, yeterli su tüketimi ve hareketli yaşam konusunda bilgilendirilirken, sağlık mesajları oyun, müzik, egzersiz, resim ve kitaplarla eğlenceli bir deneyime dönüştürüldü. Çocukların hazırladığı resimler etkinlik alanında sergilenirken, sağlıklı yaşam mesajları gün boyunca çocukların aktif katılımıyla işlendi. Etkinlikte çocuklara verilen temel mesaj ise üç başlıkta toplandı: 'Sağlıklı beslen, yeterli su iç, hareketli kal'. Etkinlikte konuşan Türk Böbrek Vakı Başkanı Timur Erk, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının küçük yaşlarda kazanılmasının önemine dikkat çekerek, aşırı şeker tüketimi, paketli gıdalar ve şekerli içeceklerin sınırlandırılması gerektiğini vurguladı. Erk, özellikle çocukluk döneminde kazanılan alışkanlıkların ileriki yaşlarda sağlık açısından önem taşıdığına dikkat çekti. Ailelere de seslenen Erk, çocukluk çağında doğru beslenme ve hareketli yaşam alışkanlıklarının kazandırılmasının, ilerleyen yıllarda obezite ve kronik hastalıkların önlenmesine yönelik önemli bir adım olduğunu söyledi. Etkinlik kapsamında İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Olcay Evliyaoğlu, çocuklar ve ailelerle bir araya gelerek aşırı şeker tüketiminin çocuk sağlığı ve böbrekler üzerindeki etkilerine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Evliyaoğlu, "Esasında şeker vücudumuzun bir ihtiyacı. Hücrelerimizin çalışması için şekere ihtiyacı var ama bunu doğal yollarla besinlerden alabiliriz. Dolayısı ile burada besinlerden aldığımız şekeri kastetmiyoruz. Fazladan konulan şekerler, dışarıdan alınan şekerler, çikolatalar, paketli meyve suları ve paketli gıdalar esas gündeme getirmemiz gereken noktalar. Paketli gıdaların içinde hem fazladan şeker hem de koruyucu maddeler bulunuyor, bu nedenle paketli gıdaların içeriğini okumak, bilinçlenmek ve bunlardan uzak durmak oldukça önemli. Örneğin paketli olarak satılan hazır meyve suları yerine meyvenin kendisini tüketmek çok daha sağlıklı olacaktır. Çünkü fazla şeker tüketimi vücudumuzu yoruyor ve insülin hormonunun salgılanmasını artıyor. Bu da sonrasında insülin direncine ve ilerleyen dönemde de tip2 diyabete neden olabiliyor. Bu süreç ise bütün sağlığımızı etkiliyor. Bunların hepsini önlemek için yoğun hareketli yaşama geçerek fazla şeker tüketimini kısıtlamamız gerekiyor" dedi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Dr. Diyetisyen Didem Güneş Kaya ise ailelere sağlıklı ve dengeli beslenme, böbrek sağlığının korunması ve günlük yaşamda uygulanabilecek sağlıklı yaşam alışkanlıkları konusunda öneriler paylaştı. Etkinlikte "Böbrek Dede" kitaplarının yazarı Ayşe Onat da, çocukluk çağı obezitesi ve obeziteyle ilişkili kronik hastalıkların toplum sağlığı açısından önemli bir sorun olduğuna dikkat çekerek, gıda güvenliği, doğru beslenme tercihleri yapabilme, hareketliliği artırma ve ekran süresini azaltma gibi konuların günlük yaşamdan örneklerle aktarılmasının hedeflendiğini söyledi. Onat, doğru alışkanlıkların mümkün olduğunca erken yaşlarda kazandırılmasının, çocukların sağlıklı bir ergenlik ve yetişkinlik dönemi geçirmeleri açısından önem taşıdığını vurguladı.

3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri başlıyor Haber

3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri başlıyor

Nilüfer Belediye tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen "Nilüfer Halk Sağlığı Günleri", 3-4-5 Eylül tarihlerinde Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleşecek. Ücretsiz sağlık taramalarından bilgilendirici atölyelere, uzman söyleşilerinden çocuklar için eğitici etkinliklere kadar geniş bir program Bursalıları bekliyor. Nilüfer Belediyesi, koruyucu sağlık hizmetlerine dikkat çekmek ve toplumda sağlık bilincini güçlendirmek amacıyla "3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri"ni düzenliyor. 3-4-5 Eylül tarihlerinde düzenlenecek etkinlikler; Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde vatandaşlarla buluşacak. Her gün saat 10.00’da başlayacak programlar, 17.00’ye kadar devam edecek. Sağlıklı bir toplumun temelinin koruyucu hekimlik ve erken farkındalıktan geçtiğini belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, "Nilüfer’de herkesin eşit, nitelikli ve erişilebilir sağlık hizmetine ulaşabilmesini çok önemsiyoruz. Üç gün boyunca uzman hekimler ve sağlık çalışanları eşliğinde sunacağımız ücretsiz taramalar, atölyeler ve bilgilendirici söyleşilerle hemşehrilerimizin yaşam kalitesini artırmayı hedefliyoruz. Tüm vatandaşlarımızı Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde, Nilüfer Halk Sağlığı Günleri’ne bekliyoruz" dedi. Etkinlik boyunca alanda kurulacak sağlık noktalarında uzmanlar tarafından ücretsiz taramalar gerçekleştirilecek. Ziyaretçiler; göz ve işitme testleri, denge ve skolyoz kontrolleri, solunum fonksiyon testi, karbonmonoksit (CO) ölçümü, vücut kitle endeksi ile kan şekeri ve tansiyon ölçümlerini yaptırabilecek. Ayrıca Footbalance cihazı ile düz tabanlık ve duruş bozukluğu analizi, cilt analizi, diş muayenesi, basit fizik tedavi uygulamaları ve sigarayı bırakmak isteyenler için danışmanlık hizmeti sunulacak. 3. Nilüfer Halk Sağlığı Günleri kapsamında sağlıklı yaşam alışkanlıklarını pekiştirecek pratik atölyeler de düzenlenecek. Yetişkinler için paketli gıdalarda etiket okuma, detoks içecekleri hazırlama, pilates, sanat terapisi ve sinema gösterimleri yapılırken; çocuklar için de eğlenceli el yıkama, doğru diş fırçalama, sağlıklı beslenme tabağı hazırlama ve organları tanıma atölyeleri yer alacak. Katılımcılar ayrıca okçuluk ve cornhole gibi sportif aktiviteler de katılabilecek. Program dâhilinde düzenlenecek söyleşilerde ise uzman konuklar eşliğinde "Obezite ile Mücadele ve Sağlıklı Beslenme" ile "Estetik ile İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar" başlıkları ele alınacak. Etkinlik alanında sivil toplum kuruluşları ve Nilüfer Belediyesi’nin bilgilendirme stantları da yer alacak. Ziyaretçiler organ bağışı, Onkoday kanser bilgilendirmesi, Yeşilay, Çölyakla Yaşam Derneği, NİLKOOP, doğru ilaç ve prospektüs kullanımı gibi konularda bilgi alabilecek. Ayrıca Nilüfer Belediyesi’nin Anne Taksi, Gezici Sağlık Hizmeti, Evde Sağlık, Yeni Doğan ve Bebek Bakımı, Nilüfer95, Lions & Ercan Dikencik Alzheimer Hasta Konuk Evi, Olgun Gençlik Merkezi, Tekerlekli Sandalye Tamir Evi ve hayvan sahiplendirme gibi sosyal projeleri de vatandaşlara tanıtılacak.

Aşırı terleme kalp yetmezliğinin habercisi olabilir Haber

Aşırı terleme kalp yetmezliğinin habercisi olabilir

Terleme, vücudun sıcaklık dengesini korumak için gerçekleştirdiği doğal bir mekanizma olarak bilinirken, aşırı terleme bazı kişilerde günlük yaşamı ve sosyal hayatı olumsuz etkileyebilecek boyutlara ulaşabiliyor. Uzmanlara göre aşırı terleme, vücudun ısı düzenlemesi için ihtiyaç duyduğundan daha fazla ter üretmesiyle ortaya çıkıyor. Ter bezlerinin herhangi bir sıcak ortam, egzersiz veya belirgin bir neden olmaksızın aşırı çalışması durumunda kişiler kıyafet değiştirmek zorunda kalabiliyor, günlük aktivitelerinde zorluk yaşayabiliyor. Aşırı terlemenin en sık görüldüğü bölgeler arasında avuç içleri, ayak tabanları, koltuk altları ve yüz bölgesi yer alıyor. PEK ÇOK FARKLI NEDENİ OLABİLİR Aşırı terleme; genetik yatkınlık, enfeksiyonlar, diyabet, tiroit hastalıkları, obezite, kalp yetmezliği gibi sağlık sorunlarının yanı sıra menopoz ve hamilelik gibi hormonal değişimlere bağlı olarak da gelişebiliyor. Hastalıkla ilişkili olmayan primer bölgesel aşırı terleme ise genellikle stres, egzersiz, sıcaklık artışı ve genetik faktörlerle tetiklenebiliyor. Sekonder aşırı terleme olarak adlandırılan ve başka bir sağlık sorununa bağlı gelişen durumlarda ise diyabet, tiroit bozuklukları, sinir sistemi hastalıkları, alkol kullanımı, solunum ve kalp yetmezliği gibi nedenler araştırılıyor. Aşırı terleme belirtileri yaş gruplarına göre farklılık gösterebiliyor. Ciltte sürekli nem hissi, kıyafetlerde ter lekeleri, vücut kokusunda artış, cilt tahrişi ve enfeksiyon eğilimi sık görülen belirtiler arasında bulunuyor. Çocuklarda aşırı terleme; yazı yazarken kâğıdın ıslanması, bilgisayar klavyesi kullanırken zorlanma veya enstrüman çalmada güçlük gibi işlevsel problemlere neden olabilirken, yetişkinlerde daha çok sosyal yaşamı etkiliyor. Bazı kişiler el sıkışmaktan kaçınabiliyor veya sosyal ortamlarda rahatsızlık hissedebiliyor. İleri vakalarda eller silindikten kısa süre sonra yeniden yoğun terleme görülebilirken, nadiren ciltte renk değişikliği ve pullanma gibi dermatolojik bulgular da ortaya çıkabiliyor. TANI VE TEDAVİDE NEDEN ARAŞTIRILIYOR Aşırı terleme şikâyeti olan kişilerin öncelikle dahiliye veya dermatoloji uzmanlarına başvurması öneriliyor. Gerekli durumlarda endokrinoloji, nöroloji veya ilgili diğer branşlardan destek alınabiliyor. Tanı çoğunlukla hastanın öyküsü ve fizik muayene ile konulurken; kan testleri, tiroit fonksiyonları, kan şekeri ölçümleri ve hormonal incelemelerle altta yatan hastalıkların araştırılması sağlanıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Meral Maralcan, aşırı terleme tedavisinin hastalığın tipine, şiddetine, etkilenen bölgeye ve altta yatan nedene göre kişiye özel planlandığını söyledi. Maralcan, aşırı terlemenin yalnızca bir konfor problemi olmadığını, bazı durumlarda farklı sağlık sorunlarının belirtisi olabileceğini belirterek, yaşam kalitesini etkileyen yoğun terleme şikâyetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.