Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Nörolojik Muayene

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Nörolojik Muayene haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nörolojik Muayene haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

"Ağrı kesicilerin çok sık kullanımı baş ağrısını kronikleştirebilir" Haber

"Ağrı kesicilerin çok sık kullanımı baş ağrısını kronikleştirebilir"

Migren, yalnızca baş ağrısıyla sınırlı kalmayıp bulantı, ışık ve ses hassasiyeti gibi belirtilerle günlük yaşamı da etkileyebiliyor. Bazı kişilerde atak öncesinde farklı belirtiler görülebilirken, baş ağrısının türünü doğru belirlemek ve tedaviyi kişiye özel planlamak önem taşıyor. "Migren atağı başlamadan saatler önce sinyal verebilir" Migren atağından saatler, bazen günler önce yorgunluk, sık esneme, dikkat dağınıklığı, ruh hâli değişiklikleri ve boyun tutulması gibi belirtiler görülebileceğini dile getiren Medical Park Bahçelievler Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Ersel Dağ, "Bu öncü belirtiler herkeste görülmez ve tek başına migren tanısı koydurmaz. Bazı kişilerde ışık çakmaları ve uyuşma gibi aura belirtileri de yaşanabilir. Kişinin bu belirtileri tanıması, ataklarını yönetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. "Her baş ağrısı migren değildir" Baş ağrısının farklı nedenlerden kaynaklanabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Dağ, "Migren genellikle orta veya şiddetli, zonklayıcı ve sıklıkla başın bir tarafında hissedilen bir ağrıyla seyreder. Bulantı, kusma, ışık ve ses hassasiyeti eşlik edebilir; yürüme gibi olağan fiziksel hareketler ağrıyı artırabilir. Gerilim tipi baş ağrısı ise çoğunlukla başın iki tarafında baskı veya sıkışma şeklinde hissedilir. Baş ağrısının türünü belirlemek için hastanın öyküsü, ağrının özellikleri ve nörolojik muayene birlikte değerlendirilir. Her hastada görüntüleme yapılması gerekmeyebilir" ifadelerini kullandı. "Uyku düzensizliği, stres ve açlık migren ataklarını tetikleyebilir" Migren ataklarını tetikleyen etkenlerin kişiden kişiye değişebildiğini belirten Doç. Dr. Dağ, "Yetersiz uyku, uyku saatlerinin değişmesi, uzun süre aç kalmak, susuzluk, stres ve stres sonrasındaki gevşeme bazı kişilerde migren atağını tetikleyebilir. Hormonal dalgalanmalar ve hava değişimleri de etkili olabilir. Ancak tetikleyiciler kişiye özeldir; bu nedenle belirli yiyecekleri herkese yasaklamak doğru değildir. Baş ağrısı günlüğü tutarak ağrı günlerini, uyku düzenini, öğünleri ve kullanılan ilaçları kaydetmek, kişiye özgü tetikleyicileri belirlemeye yardımcı olabilir" dedi. "Sık baş ağrısı yaşayanlar nöroloji uzmanına başvurmalı" Baş ağrılarının sıklığının ve günlük yaşama etkisinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Dağ, "Kronik migren, genellikle üç aydan uzun süre boyunca ayda en az 15 gün baş ağrısı yaşanması ve bu günlerin en az 8'inde migren özelliklerinin bulunması durumunda düşünülmelidir. Baş ağrıları sıklaşıyor, iş ve aile yaşamını aksatıyor veya ilaç ihtiyacı giderek artıyorsa nöroloji uzmanına başvurulmalıdır. Baş ağrısı günlüğü, tanı sürecinde ve tedavinin etkinliğini değerlendirmede önemli bir yardımcıdır" şeklinde konuştu. "Sık ağrı kesici kullanımı baş ağrısını kronikleştirebilir" Ağrı kesicilerin sık kullanımının baş ağrılarını artırabileceğini kaydeden Doç. Dr. Dağ, "Basit ağrı kesicilerin ayda 15 gün veya daha fazla, triptanların ya da bazı kombine ilaçların ise ayda 10 gün veya daha fazla kullanılması risk oluşturabilir. Bu durumun üç aydan uzun sürmesi, ilaç aşırı kullanımına bağlı baş ağrısına yol açabilir. İlaç kullanımını kendi kendine artırmak yerine hekime danışmak ve gerektiğinde koruyucu tedavileri değerlendirmek önemlidir" dedi. "Migren tedavisinde yeni nesil koruyucu yöntemler kullanılabiliyor" Migren tedavisinde klasik ilaçların yanı sıra hastalığın biyolojik mekanizmasını hedefleyen yeni nesil seçeneklerin de bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Dağ, "CGRP (Kalsitonin Gen İlişkili Peptit) yolunu hedefleyen tedaviler, migren ataklarını önlemek amacıyla kullanılabilen koruyucu tedavi seçenekleri arasındadır. Özellikle sık atak yaşayan, yaşam kalitesi belirgin şekilde etkilenen veya klasik koruyucu tedavilerden yeterli yarar görmeyen uygun hastalarda değerlendirilebilir. Atak tedavisi ağrı başladığında belirtileri azaltmayı amaçlarken koruyucu tedavi atakların sıklığını ve şiddetini düşürmeyi hedefler. Tedavi seçimi hastanın sağlık durumu, atak sıklığı ve önceki tedavilere yanıtına göre kişiselleştirilmelidir" dedi. "Ani ve şiddetli baş ağrısı ihmal edilmemeli" Bazı baş ağrılarının acil değerlendirme gerektiren sağlık sorunlarının belirtisi olabileceğini belirten Doç. Dr. Dağ, "Saniyeler veya dakikalar içinde en şiddetli düzeye ulaşan, kişinin alışık olduğu ağrılardan belirgin şekilde farklı olan baş ağrıları acil olarak değerlendirilmelidir. Baş ağrısına güç kaybı, yüzde kayma, konuşma bozukluğu, bilinç değişikliği, nöbet, ateş ve ense sertliği ya da görme kaybı eşlik etmesi de önemli uyarı işaretleridir. Bu tür belirtilerde yalnızca ağrı kesici almak yerine acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır" açıklamasında bulundu. "Düzenli uyku ve beslenme migren yönetimini destekliyor" Migren yönetiminde sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarının önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Dağ, "Her gün benzer saatlerde yatıp kalkmak, düzenli beslenmek, yeterli su içmek ve kişiye uygun fiziksel aktivite yapmak migren ataklarının yönetilmesine yardımcı olabilir. Kafein tüketiminde aşırıya kaçmamak, stres yönetimine zaman ayırmak ve baş ağrısı günlüğü tutmak da yararlı olabilir. Bu kayıtlar hem olası tetikleyicileri fark etmeye hem de tedavinin işe yarayıp yaramadığını değerlendirmeye yardımcı olur" ifadelerini kullandı.

Uzmanından inme uyarısı: "İlk 4,5 saat hayati önem taşıyor" Haber

Uzmanından inme uyarısı: "İlk 4,5 saat hayati önem taşıyor"

İnme vakalarının büyük bölümü damar tıkanıklığından kaynaklanıyor İnmenin beyni besleyen damarlardan birinin tıkanması veya yırtılması sonucu ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. İpek Midi, tıkayıcı inmenin görülme oranının yüzde 80-85, kanamalı inmenin ise yüzde 10-15 civarında olduğunu söyledi. İnmenin gençlerde de görülebildiğini kaydeden Midi, her 10 vakadan birinin genç yaş grubunda ortaya çıkabildiğini ve özellikle 50 yaş altında da dikkatli olunması gerektiğini ifade etti. "Belirtilerde hemen 112'yi arayın" Yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, his kaybı ve konuşma bozukluğunun önemli belirtiler olduğunu vurgulayan Midi, bu durumlarda vakit kaybetmeden 112'nin aranması gerektiğini belirtti. Hastaların uygun inme merkezlerine yönlendirildiğini kaydeden Midi, nörolojik muayene ve beyin görüntülemelerinin ardından gerekli tedavilerin hızla başlatıldığını söyledi. Tedavide ilk 4,5 saat hayati önem taşıyor İnmede zamanında müdahalenin önemine dikkat çeken Midi, "İlk 4,5 saat içerisinde damardan uyguladığımız pıhtı eritici bir tedavi var. Hasta bu süre içerisinde gelirse tedaviden yararlanma şansına sahip oluyor. Ne kadar erken müdahale edilirse hastada oluşabilecek engellilik de o kadar azaltılabiliyor" dedi. Tansiyon, kolesterol ve beslenmeye dikkat Hipertansiyon, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, kalp ritim bozuklukları ve ailede inme öyküsünün önemli risk faktörleri arasında bulunduğunu belirten Midi, bu durumların doktor kontrolünde takip edilmesi gerektiğini ifade etti. Tansiyonun düzenli ölçülmesi, kolesterol yüksekliğinin tedavi edilmesi ve kan şekerinin kontrol altında tutulmasının önemini vurgulayan Midi, diyabet hastalarında üç aylık kan şekeri ortalamasını gösteren HbA1c değerinin de takip edilmesi gerektiğini söyledi. Düzenli egzersiz yapılmasının, katı yağlardan kaçınılmasının ve Akdeniz diyeti ağırlıklı beslenmenin de risk faktörlerini kontrol altına almada önemli olduğunu belirten Midi, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının inmeden korunmada etkili olduğunu kaydetti. "İnme yüzde 90 oranında önlenebilir" İnmenin önlenmesinde düzenli sağlık kontrollerinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. İpek Midi, vatandaşlara tansiyon, kan şekeri ve kolesterol ölçümlerini ihmal etmemeleri çağrısında bulundu. Midi, "İnme, gerekli önlemler alındığında önlenebilen bir hastalık. Tansiyon, kolesterol ve şeker kontrolleri düzenli yapılır, kalpte ritim problemi varsa buna yönelik tedaviler uygulanırsa inmeden korunmak mümkün. Değerlerde yükseklik tespit edildiğinde aile hekimine başvurulmalı. Risk faktörleri kontrol edildiğinde inme yüzde 90 oranında önlenebilir" diye konuştu.

Alzheimer tanısında kan testi dönemi Haber

Alzheimer tanısında kan testi dönemi

Alzheimer tanısında kan biyobelirteçleri kullanımı giderek yaygınlaşırken, özellikle p-tau217 ölçen testler hastalık biyolojisinin belirlenmesine yardımcı oluyor. Uzmanlar, testlerin her unutkanlık şikayeti olan kişiye uygulanmaması gerektiğine dikkat çekiyor. Alzheimer hastalığında tanı sürecinde kullanılan yöntemler gelişirken, beyindeki hastalık biyolojisini gösteren kan testleri de tanıya destek oluyor. Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü'nden Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında hastalığın belirtileri, tanı yöntemleri ve yeni tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi. Tanıdık bir yerde kaybolmak Alzheimer belirtisi olabilir Demansın; hafıza, dil, dikkat, yön bulma ve karar verme gibi bilişsel işlevlerin kişinin günlük yaşamını bozacak ölçüde gerilemesiyle ortaya çıkan klinik bir tablo olduğunu belirten Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer, demansın en sık nedeninin Alzheimer hastalığı olduğunu söyledi. Yaşla zaman zaman isim unutmak veya bir eşyanın nereye konulduğunu hatırlayamamanın tek başına demans anlamına gelmediğini belirten Tunçer, asıl dikkat edilmesi gereken durumun unutkanlığın giderek artması ve günlük yaşamı etkilemesi olduğunu ifade etti. Tunçer, aynı soruyu kısa aralıklarla tekrar etmek, yakın zamanda yaşanan olayları unutmak, tanıdık bir yerde kaybolmak, para veya ilaç yönetiminde zorlanmak, belirgin kelime bulma güçlüğü yaşamak ya da kişilik ve davranış değişiklikleri geliştirmenin değerlendirme gerektiren belirtiler arasında yer aldığını kaydetti. Ani başlayan bilinç bulanıklığının ise enfeksiyon, ilaç yan etkisi, metabolik sorun veya inme gibi acil nedenleri düşündürebileceğini belirten Tunçer, bu tür durumlarda hızlı değerlendirme gerektiğini söyledi. Kişilik ve davranış değişiklikleri de belirti olabilir Demans tanısının ayrıntılı hasta öyküsü, yakınlarından alınan bilgiler, nörolojik muayene ve bilişsel değerlendirme ile başladığını belirten Tunçer, gerektiğinde bilişsel testler, kan tahlilleri ve beyin MR görüntülemesinden yararlanıldığını ifade etti. Bu incelemelerin Alzheimer hastalığının yanı sıra unutkanlığa neden olabilecek diğer hastalıkların belirlenmesine yardımcı olduğunu aktaran Tunçer, son yıllarda Alzheimer tanısında kan biyobelirteçlerinin önemli ilerleme sağladığını söyledi. Özellikle fosforile tau proteinlerini -başta p-tau217 olmak üzere- ölçen testlerin beyindeki Alzheimer patolojisinin belirlenmesine yardımcı olabildiğini belirten Tunçer, ancak tüm kan testlerinin tanısal doğruluğunun aynı olmadığını vurguladı. Bu testlerin herkese uygulanacak bir Alzheimer taraması olmadığının altını çizen Tunçer, sonuçların hastanın şikayetleri ve muayene bulgularıyla birlikte uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Yeterli tanısal doğruluğu gösterilmiş bazı kan testlerinin uygun hastalarda tanı sürecinde kullanılabileceğini belirten Tunçer, bazı hastalarda ise PET veya beyin-omurilik sıvısı incelemesi gibi ek yöntemlere ihtiyaç duyulabileceğini ifade etti. Yeni tedaviler hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı hedefliyor Alzheimer tedavisinde uzun yıllardır kullanılan ilaçların, uygun hastalarda bilişsel belirtileri ve günlük yaşam işlevlerini destekleyebildiğini belirten Tunçer, bunun yanında hastalığın biyolojik sürecini hedefleyen yeni tedavilerin de erken evredeki uygun hastalarda kullanılmaya başlandığını söyledi. Anti-amiloid tedaviler olarak adlandırılan bu yaklaşımların, beyinde biriken amiloid proteinlerini hedefleyerek hastalığın ilerlemesini mütevazı fakat ölçülebilir biçimde yavaşlatmayı amaçladığını aktaran Tunçer, bu tedavilerin hastalığı tamamen ortadan kaldırmadığını, kaybedilmiş belleği geri getirmediğini ve her Alzheimer hastası için uygun olmadığını vurguladı. Yeni tedavilerin Alzheimer hastalığına bağlı hafif bilişsel bozukluk veya hafif demans evresindeki, hastalık biyolojisi doğrulanmış uygun hastalarda değerlendirildiğini belirten Tunçer, bu tedavilerin onay ve erişim şartlarının ülkelere göre değişebildiğini söyledi. Tedavi öncesinde beyin MR görüntülemesi, beyindeki kanama riski ve özellikle antikoagülan olarak adlandırılan bazı kan sulandırıcı ilaçların kullanımı gibi faktörlerin gözden geçirildiğini ifade eden Tunçer, tedavi sırasında belirli aralıklarla MR takibi yapıldığını kaydetti. Bunun nedeninin, tedavi sırasında beyinde ödem veya küçük kanamalarla seyredebilen ARIA adı verilen değişikliklerin görülebilmesi olduğunu belirten Tunçer, baş ağrısı, bilinç değişikliği, görme bozukluğu veya yeni nörolojik belirti gelişmesi durumunda hızlı değerlendirme gerektiğini söyledi. Alzheimer'dan korunmada damar sağlığı önem taşıyor Demans riskini tamamen ortadan kaldıran bir yöntem bulunmadığını belirten Tunçer, bununla birlikte hipertansiyon, yüksek LDL kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, obezite ve fiziksel hareketsizlik gibi risk faktörlerinin kontrol altında tutulmasının beyin sağlığı açısından önem taşıdığını ifade etti. İşitme ve görme sorunlarının tedavi edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, sosyal ve zihinsel olarak aktif bir yaşam sürdürülmesinin de korunma açısından önem taşıyan adımlar arasında yer aldığını belirten Tunçer, 2024 Lancet Demans Komisyonu'nun yaşam boyunca müdahale edilebilir 14 risk faktörünün dünya genelindeki demans vakalarının yaklaşık yüzde 45'i ile ilişkili olabileceğini bildirdiğini aktardı. Bu oranın, demans riskinin azaltılmasında değiştirilebilir faktörlerin önemli bir payı olabileceğine işaret ettiğini kaydeden Tunçer, beyni koruyan tek bir vitamin aramak yerine damar sağlığına dikkat etmek, düzenli hareket etmek, sigaradan uzak durmak ve sosyal yaşamı sürdürmenin daha güçlü kanıta dayanan bir yaklaşım olduğunu belirtti. Alzheimer hastalığında erken tanının yalnızca hastalığa daha erken bir isim koymak anlamına gelmediğini ifade eden Tunçer, unutkanlığın diğer nedenlerini ayırt etmek, hastalık biyolojisini gerektiğinde doğrulamak ve kişinin yarar görebileceği tedaviyi güvenli biçimde seçmek açısından erken tanının önem taşıdığını söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.