Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Nöroloji

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Nöroloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nöroloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

"Ağrı kesicilerin çok sık kullanımı baş ağrısını kronikleştirebilir" Haber

"Ağrı kesicilerin çok sık kullanımı baş ağrısını kronikleştirebilir"

Migren, yalnızca baş ağrısıyla sınırlı kalmayıp bulantı, ışık ve ses hassasiyeti gibi belirtilerle günlük yaşamı da etkileyebiliyor. Bazı kişilerde atak öncesinde farklı belirtiler görülebilirken, baş ağrısının türünü doğru belirlemek ve tedaviyi kişiye özel planlamak önem taşıyor. "Migren atağı başlamadan saatler önce sinyal verebilir" Migren atağından saatler, bazen günler önce yorgunluk, sık esneme, dikkat dağınıklığı, ruh hâli değişiklikleri ve boyun tutulması gibi belirtiler görülebileceğini dile getiren Medical Park Bahçelievler Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Ersel Dağ, "Bu öncü belirtiler herkeste görülmez ve tek başına migren tanısı koydurmaz. Bazı kişilerde ışık çakmaları ve uyuşma gibi aura belirtileri de yaşanabilir. Kişinin bu belirtileri tanıması, ataklarını yönetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. "Her baş ağrısı migren değildir" Baş ağrısının farklı nedenlerden kaynaklanabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Dağ, "Migren genellikle orta veya şiddetli, zonklayıcı ve sıklıkla başın bir tarafında hissedilen bir ağrıyla seyreder. Bulantı, kusma, ışık ve ses hassasiyeti eşlik edebilir; yürüme gibi olağan fiziksel hareketler ağrıyı artırabilir. Gerilim tipi baş ağrısı ise çoğunlukla başın iki tarafında baskı veya sıkışma şeklinde hissedilir. Baş ağrısının türünü belirlemek için hastanın öyküsü, ağrının özellikleri ve nörolojik muayene birlikte değerlendirilir. Her hastada görüntüleme yapılması gerekmeyebilir" ifadelerini kullandı. "Uyku düzensizliği, stres ve açlık migren ataklarını tetikleyebilir" Migren ataklarını tetikleyen etkenlerin kişiden kişiye değişebildiğini belirten Doç. Dr. Dağ, "Yetersiz uyku, uyku saatlerinin değişmesi, uzun süre aç kalmak, susuzluk, stres ve stres sonrasındaki gevşeme bazı kişilerde migren atağını tetikleyebilir. Hormonal dalgalanmalar ve hava değişimleri de etkili olabilir. Ancak tetikleyiciler kişiye özeldir; bu nedenle belirli yiyecekleri herkese yasaklamak doğru değildir. Baş ağrısı günlüğü tutarak ağrı günlerini, uyku düzenini, öğünleri ve kullanılan ilaçları kaydetmek, kişiye özgü tetikleyicileri belirlemeye yardımcı olabilir" dedi. "Sık baş ağrısı yaşayanlar nöroloji uzmanına başvurmalı" Baş ağrılarının sıklığının ve günlük yaşama etkisinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Dağ, "Kronik migren, genellikle üç aydan uzun süre boyunca ayda en az 15 gün baş ağrısı yaşanması ve bu günlerin en az 8'inde migren özelliklerinin bulunması durumunda düşünülmelidir. Baş ağrıları sıklaşıyor, iş ve aile yaşamını aksatıyor veya ilaç ihtiyacı giderek artıyorsa nöroloji uzmanına başvurulmalıdır. Baş ağrısı günlüğü, tanı sürecinde ve tedavinin etkinliğini değerlendirmede önemli bir yardımcıdır" şeklinde konuştu. "Sık ağrı kesici kullanımı baş ağrısını kronikleştirebilir" Ağrı kesicilerin sık kullanımının baş ağrılarını artırabileceğini kaydeden Doç. Dr. Dağ, "Basit ağrı kesicilerin ayda 15 gün veya daha fazla, triptanların ya da bazı kombine ilaçların ise ayda 10 gün veya daha fazla kullanılması risk oluşturabilir. Bu durumun üç aydan uzun sürmesi, ilaç aşırı kullanımına bağlı baş ağrısına yol açabilir. İlaç kullanımını kendi kendine artırmak yerine hekime danışmak ve gerektiğinde koruyucu tedavileri değerlendirmek önemlidir" dedi. "Migren tedavisinde yeni nesil koruyucu yöntemler kullanılabiliyor" Migren tedavisinde klasik ilaçların yanı sıra hastalığın biyolojik mekanizmasını hedefleyen yeni nesil seçeneklerin de bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Dağ, "CGRP (Kalsitonin Gen İlişkili Peptit) yolunu hedefleyen tedaviler, migren ataklarını önlemek amacıyla kullanılabilen koruyucu tedavi seçenekleri arasındadır. Özellikle sık atak yaşayan, yaşam kalitesi belirgin şekilde etkilenen veya klasik koruyucu tedavilerden yeterli yarar görmeyen uygun hastalarda değerlendirilebilir. Atak tedavisi ağrı başladığında belirtileri azaltmayı amaçlarken koruyucu tedavi atakların sıklığını ve şiddetini düşürmeyi hedefler. Tedavi seçimi hastanın sağlık durumu, atak sıklığı ve önceki tedavilere yanıtına göre kişiselleştirilmelidir" dedi. "Ani ve şiddetli baş ağrısı ihmal edilmemeli" Bazı baş ağrılarının acil değerlendirme gerektiren sağlık sorunlarının belirtisi olabileceğini belirten Doç. Dr. Dağ, "Saniyeler veya dakikalar içinde en şiddetli düzeye ulaşan, kişinin alışık olduğu ağrılardan belirgin şekilde farklı olan baş ağrıları acil olarak değerlendirilmelidir. Baş ağrısına güç kaybı, yüzde kayma, konuşma bozukluğu, bilinç değişikliği, nöbet, ateş ve ense sertliği ya da görme kaybı eşlik etmesi de önemli uyarı işaretleridir. Bu tür belirtilerde yalnızca ağrı kesici almak yerine acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır" açıklamasında bulundu. "Düzenli uyku ve beslenme migren yönetimini destekliyor" Migren yönetiminde sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarının önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Dağ, "Her gün benzer saatlerde yatıp kalkmak, düzenli beslenmek, yeterli su içmek ve kişiye uygun fiziksel aktivite yapmak migren ataklarının yönetilmesine yardımcı olabilir. Kafein tüketiminde aşırıya kaçmamak, stres yönetimine zaman ayırmak ve baş ağrısı günlüğü tutmak da yararlı olabilir. Bu kayıtlar hem olası tetikleyicileri fark etmeye hem de tedavinin işe yarayıp yaramadığını değerlendirmeye yardımcı olur" ifadelerini kullandı.

"İnme artık sadece yaşlıların hastalığı değil" Haber

"İnme artık sadece yaşlıların hastalığı değil"

İnmenin beynin bir bölgesine kan akışının aniden kesilmesi veya beyin damarlarından birinin kanaması sonucunda ortaya çıkan, acil müdahale gerektiren ciddi bir hastalık olduğunu söyleyen İstinye Üniversitesi Liv Hospital Bahçeşehir Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hatice Yelda Yıldız, 29 Ekim Dünya İnme Günü nedeniyle uyarılarda bulundu. "Her yıl dünyada yaklaşık 12 milyon kişi inme geçiriyor" Beyin hücrelerinin yeterli oksijen alamadığında kısa sürede hasar görmeye başladığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Yıldız, inmenin yaygın bir sağlık sorunu olduğunu vurgulayarak, "Dünya genelinde her yıl yaklaşık 12 milyon yeni inme vakası görülmektedir. Araştırmalar, 25 yaş üzerindeki her dört kişiden birinin yaşamı boyunca inme geçirme riski taşıdığını göstermektedir" ifadelerine yer verdi. "Risk faktörlerinden uzak durulmalı" Risk faktörlerinin zamanında belirlenip kontrol altına alınmasıyla çok sayıda vakanın önüne geçilebileceğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Yıldız, inmenin en önemli risk faktörlerini şöyle sıraladı: "Yüksek tansiyon: İnmenin en önemli ve kontrol edilebilir risk faktörü yüksek tansiyondur. Uzun süre yüksek seyreden kan basıncı, beyin damarlarının yapısını bozarak hem damar tıkanıklığına hem de beyin kanamasına neden olabilir. Diyabet: Diyabet, damar duvarında hasara ve damar sertliğinin hızlanmasına yol açar. Kolesterol: Özellikle kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterolün yüksekliği, damarlarda plak oluşumunu artırarak tıkanıklığa zemin hazırlar. Yüksek tansiyon ve kolesterol yıllarca belirti vermeden damar sağlığını bozabilir. Sigara: Damar yapısını bozmasının yanı sıra kanın pıhtılaşma eğilimini de artırır. Kalp ritim bozuklukları: Özellikle atriyal fibrilasyon, kalpte oluşan pıhtıların beyin damarlarına ulaşmasına neden olabilir. Bu faktörler bir arada bulunduğunda tehlike katlanır. Kişinin kendisini iyi hissetmesi risk taşımadığı anlamına gelmez." "Yüzde ani kayma ve konuşma bozukluklarına dikkat" İnme belirtileri konusunda bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Yıldız, "İnme sırasında beynin bir bölgesi yeterli kan ve oksijen alamaz. Kan akımı sağlanamadığı sürece hasar ilerleyebilir. Bu yüzden inme tedavisinde kullandığımız çok önemli bir ifade vardır: Zaman beyindir. Yüzde ani kayma, kol veya bacakta güç kaybı, konuşmanın bozulması ya da söylenenleri anlayamama en önemli uyarı işaretleridir. Ayrıca ani görme kaybı, şiddetli dengesizlik ve yürüme güçlüğü de inme belirtisi olabilir. Bu bulguların temel özelliği, genellikle aniden ortaya çıkmalarıdır. Belirtilerin geçmesini beklemek, hastayı uyutmak veya evde müdahale etmeye çalışmak çok değerli zamanın kaybedilmesine yol açar. Tek bir belirtinin bile aniden görülmesi, derhal 112'nin aranması için yeterli bir gerekçedir" diye konuştu. "İlk 4.5 saat içinde uygulanacak pıhtı eritici tedavi hayati önemde" Dr. Öğr. Üyesi Yıldız, ilk saatlerde uygulanan tedavilerin hayat kurtarıcı rolü hakkında şu bilgileri paylaştı: "İnme tedavisinde başarıyı belirleyen en önemli faktör, hastanın ne kadar erken tedaviye ulaşabildiğidir. Beyin damarının pıhtıyla tıkandığı iskemik inmelerde, uygun hastalara ilk 4,5 saat içerisinde damar yoluyla pıhtı eritici tedavi uygulanabilir. Ayrıca büyük beyin damarlarının tıkanıklığında, anjiyografi yöntemiyle damarın içindeki pıhtının çıkarılmasını sağlayan mekanik trombektomi tedavisi yapılabilir." "Tedavi ne kadar erken uygulanırsa, kalıcı sakatlık riski o derece azalır" Gelişmiş görüntüleme yöntemleri sayesinde seçilmiş hastalarda bu tedavilerin daha geç saatlerde de uygulanabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Yıldız, "Mekanik trombektomi için uygun hastalarda 24 saate kadar uzanan tedavi olanakları bulunmaktadır. Ancak bu durum kesinlikle beklenebileceği anlamına gelmez. Tedavi ne kadar erken uygulanırsa, beyin dokusunu koruma ve kalıcı sakatlığı önleme şansı o kadar yükselir" dedi. "Şikayetler geçse bile yine de hastaneye başvurun" Toplumda yanlış bilinen bir noktaya değinen Dr. Öğr. Üyesi Yıldız, "İnme geçiren bir kişinin belirtileri kısa sürede düzelse bile acil olarak sağlık kuruluşuna başvurması şarttır. Bazen beyin damarındaki kan akımı kısa süreli olarak bozulur; kişinin konuşma bozukluğu, güçsüzlüğü veya görme kaybı birkaç dakika içerisinde tamamen düzelebilir. Bu tablo ‘geçici iskemik atak' olarak adlandırılır. Ancak belirtilerin düzelmesi tehlikenin geçtiği anlamına gelmez. Geçici iskemik atak geçiren kişilerde özellikle ilk 24-48 saat içerisinde tekrar inme riski oldukça yüksektir. Bu yüzden belirtiler tamamen kaybolsa dahi acil değerlendirme için hastaneye başvurulmalıdır" uyarısında bulundu. "İnme vakalarının yüzde 15'i, 15-49 yaş arasında görülüyor" Araştırmalara göre yeni inme vakalarının yaklaşık yüzde 15'inin 15-49 yaş grubunda görüldüğünü belirten Dr. Öğr. Üyesi Yıldız, "İnme riskinin yaşla arttığı doğrudur; ancak gençlerde de tansiyon, sigara, diyabet, obezite ve kolesterol yüksekliği önemli tehditlerdir. Bunun yanında boyun damarlarında yırtılma, kalp hastalıkları, doğuştan gelen kalp açıklıkları ve pıhtılaşma bozuklukları da inmeye yol açabilir. Genç olmak koruyucu bir kalkan değildir. Dolayısıyla genç bir kişide ortaya çıkan ani konuşma bozukluğu, kol veya bacak güçsüzlüğü de aynı ciddiyetle ele alınmalıdır" dedi. "Rehabilitasyona erken başlanması ihmal edilmemeli" İnmenin yaygın inanışın aksine rehabilitasyon edilebilen ve kaybedilen işlevlerin yeniden kazanılabildiği bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Yıldız, "Zaman beyindir yaklaşımı, yalnızca ilk saatlerdeki tedavilerin değil, iyileşme sürecinde zamanın doğru yönetilmesinin de önemini hatırlatır. Hastanın tıbbi durumu elverdiğinde rehabilitasyona erken başlanması, fonksiyonların geri kazanılmasında kritik rol oynar. Günümüzde geleneksel fizik tedavi yöntemlerinin yanı sıra robotik rehabilitasyon, teknoloji destekli uygulamalar ve beyin uyarım yöntemlerinden yararlanılabilmektedir. Artık hastaların kendiliğinden iyileşmesini beklemiyoruz; Beynin yeniden öğrenme ve kendini yeniden düzenleme kapasitesinden yararlanarak iyileşmeyi aktif biçimde desteklemeyi hedefliyoruz. Bu nedenle rehabilitasyon, inme tedavisinin ayrılmaz bir parçasıdır" ifadelerini kullandı. "Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapın" İnmeden korunmanın en etkili yolunun risk faktörlerini kontrol altına almak olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Yıldız, "Öncelikle tansiyon düzenli aralıklarla ölçtürülmeli; hipertansiyon, diyabet ya da kolesterol yüksekliği varsa tedaviler aksatılmamalıdır. Haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş gibi orta yoğunlukta fiziksel aktivite damar sağlığını korumaya yardımcı olur. Beslenmede sebze, meyve, tam tahıl, baklagiller, balık ve zeytinyağından zengin Akdeniz tipi diyet benimsenmeli; tuz kısıtlanmalıdır. Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durulmalı, kilo kontrolü sağlanmalı ve kalp ritim bozuklukları ihmal edilmemelidir. İnme aniden ortaya çıksa da zemin hazırlayan faktörler yıllar içerisinde gelişir. Bu yüzden korunma, hastalandığımızda değil sağlıklıyken başlar" diyerek sözlerini noktaladı.

Unutkanlık ne zaman ciddiye alınmalı? Haber

Unutkanlık ne zaman ciddiye alınmalı?

Anahtarın yerini kısa süreliğine unutmak ya da birinin adını hatırlamakta zorlanmak çoğu zaman yorgunluk ve dikkat dağınıklığıyla ilişkili olabilir. Ancak Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, az önce yapılan bir konuşmayı hatırlayamamak, aynı soruyu kısa aralıklarla tekrar sormak veya iyi bilinen bir yerde yönünü bulamamak gibi durumların göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. Şalçini’ye göre önemli noktalardan biri, bilginin sonradan hatırlanıp hatırlanmadığı. Bununla birlikte bu ayrım tek başına tanı koydurmuyor; unutkanlığın günlük yaşama etkisi ve zaman içindeki seyri de değerlendirilmesi gereken unsurlar arasında yer alıyor. GÜNLÜK YAŞAMI ETKİLEYEN UNUTKANLIK ÖNEMSENMELİ Yaşla birlikte isimleri daha geç hatırlamak ya da yeni bilgileri öğrenirken daha fazla zamana ihtiyaç duymak görülebilir. Ancak unutkanlık kişinin fatura ödeme, yemek yapma, ocak kullanma veya kişisel bakım gibi günlük işlerini aksatıyorsa bunun yalnızca yaşlanmaya bağlanmaması gerektiğini söyleyen Şalçini, nörolojik değerlendirme önerdi. Eşyaları alışılmadık yerlere koyma gibi davranışların da unutkanlıkla birlikte ortaya çıkması hâlinde dikkate alınması gerektiğini belirten Şalçini, erken değerlendirmeyle olası nedenlerin araştırılabileceğine işaret etti. STRES VE UYKUSUZLUK HAFIZAYI ETKİLEYEBİLİR Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, yoğun ve uzun süreli stresin yanı sıra yetersiz uykunun da dikkat ve hafıza üzerinde etkili olabileceğini kaydetti. Stres sırasında salgılanan kortizolün hafıza süreçlerini etkileyebileceğini belirten Şalçini, uyku sırasında gün içinde edinilen bilgilerin işlendiğini ve yeterli, kaliteli uyku alınmadığında odaklanma ile kelime bulma güçlüğü yaşanabileceğini ifade etti. BEYİN SİSİ İLE HAFIZA KAYBI AYNI ŞEY DEĞİL Şalçini, beyin sisi yaşayan kişinin dikkatini toplamakta zorlanabileceğini; bazen ipucu verildiğinde aradığı bilgiyi hatırlayabildiğini söyledi. Demansla ilişkili hafıza sorunlarında ise unutkanlık günlük yaşamı daha belirgin biçimde etkileyebilir. Ancak beyin sisi ile demansı yalnızca bu örneklerle ayırt etmek veya tanı koymak mümkün değil. Şalçini, yakın geçmişi hatırlayamama ya da günlük işlerde belirgin zorlanma gibi durumlarda bir uzmana başvurulması gerektiğini vurguladı.

Avcılarlı 68 yaşındaki ‘Forrest Gump’ 6 yıldır günde 30 kilometre yürüyor Haber

Avcılarlı 68 yaşındaki ‘Forrest Gump’ 6 yıldır günde 30 kilometre yürüyor

Doktorunun ömür boyu tansiyon ilacı kullanması gerektiğini söylemesi üzerine sigara ve alkolü bırakan Demirkol, yürüyüşe başladı. Başlangıçta günde 1 saat yürüyen Demirkol, zamanla yürüyüş süresini 6 saate çıkardı. Şimdi ise yaz-kış demeden her gün yaklaşık 30 kilometre yol yürüyor. Yollarda atletle yaptığı uzun yürüyüşlerle dikkat çeken Demirkol, çevredekiler tarafından Tom Hanks’in canlandırdığı ‘Forrest Gump’ karakterine benzetiliyor. Avcılar ve Beylikdüzü’nde her gün kilometrelerce yürüyen Demirkol, 6 yıldır sürdürdüğü yaşamını anlattı. Yürüyüşe başlamasının nedeninin yüksek tansiyon olduğunu belirten Demirkol, doktorunun kendisine ömür boyu ilaç kullanması gerektiğini söylediğini ifade etti. "Doktor ‘Ölene kadar kullanacaksın’ dedi, ben de yürümeye başladım" Tansiyon ilacı kullanmak istemediğini belirten Demirkol, "Yıllar önce tansiyon rahatsızlığım vardı. Doktor tansiyon ilacı verdi. Kendisine ne kadar kullanacağımı sorduğumda, ‘Ölene kadar kullanacaksın’ dedi. Bu durum da beni rahatsız etti. Sigarayı bıraktım, içkiyi bıraktım. Ardından yürümeye başladım. 2020 yılından beri yürüyorum. İlk başlarda az yürüyordum. Sonra düşüp bileğimi kırdım. 90’lı kilolardaydım. Kendi kendime ‘Bu kilo ile olmaz’ dedim. Ondan sonra yürümeye başladım. Önceleri bir saat yürüyordum, kilo veremedim. Ardından süreyi artırdım" dedi. Yürüyüşün yanı sıra beslenmesine de dikkat ettiğini söyleyen Demirkol, "Yiyeceği de biraz kısmak lazım. Günde bir öğün yiyorum. Ben emekliyim, muhasebeden emekli oldum. Şu an eşimle yalnızız. Her gün 6 saat yürüyorum. Ortalama 30 kilometre yürüyorum" diye konuştu. "Her gün 17-18 olan tansiyonum düştü" Yürüyüşe başladıktan sonra tansiyonunun düştüğünü ifade eden Demirkol, "Daha bu sabah ölçtüm tansiyonumu, 11’e 6 çıktı. Her gün 17-18 olan tansiyonum düştü. Sadece tansiyonum düşmedi. Her türlü organ inanılmaz düzgün çalışıyor. Ben 68 yaşındayım. 62 yaşından beri yürüyorum" dedi. Bir süre önce geçici hafıza kaybı yaşadığını ve bu nedenle nöroloji bölümüne götürüldüğünü belirten Demirkol, "Beni şimdi nörolojiye götürüyorlar. Geçici olarak bir dönem hafızamı kaybettim. Tabii ilk defa başıma geldi. Bana artık, ‘Seni götürmek farz oldu’ diyorlar" ifadelerini kullandı. "Laf atan, taş atan, su atan oluyor" Her gün uzun mesafeler yürümesinin çevrede farklı tepkilere neden olduğunu anlatan Demirkol, "Spor yapsınlar. Bizim Türkiye’de obez çok. Bana da anormal bakıyorlar. Laf atan, taş atan, su atan oluyor. Anormal karşılıyorlar. Spor yapacaklar. Nerede hareket, orada bereket var. Eğer hareket yoksa orada doktor var, hastane var" diye konuştu.

Genç yaşta unutkanlık alarmı Haber

Genç yaşta unutkanlık alarmı

Teknolojinin hızla gelişmesi hayatı kolaylaştırsa da aşırı dijital kullanım, unutkanlık ve dikkat dağınıklığını tetiklediğini ifade eden uzmanlar, gençler arasında artan "dijital demans" riskine karşı uyardı. Günümüzde sadece ileri yaşlarda değil, genç bireylerde de unutkanlık şikâyetlerinde artış gözlendiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er, gençlerde görülen unutkanlığın nedenlerini, riskleri ve korunma yollarını paylaştı. Dr. Büşra Er, "Eskiden daha çok ileri yaş grubunda görülen unutkanlık yakınmalarının artık ergenlik döneminde bile karşımıza çıkabiliyor. Unutmak; bilgiyi geri çağırmada ya da kaydetmede yaşanan zorluk olarak tanımlanır. Uyku düzensizliği, kötü beslenme, dikkat eksikliği, depresyon gibi nedenlerin yanı sıra dijital medya kullanımı da bu tabloyu besliyor" dedi. Alman nörobilimci Manfred Spitzer’in dijital demans" kavramına atıfta bulunan Dr. Er, özellikle gençlerde artan ekran süresinin dikkat ve hafıza fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu vurguladı. "Sürekli uyarana maruz kalmak, bilgiye kolay erişim ve mavi ışığın uyku hormonlarını baskılaması, zihinsel tembelliğe neden oluyor" ifadelerini kullandı. İleri yaş grubunda en sık görülen unutkanlık nedeni olan Alzheimer hastalığına da değinen Dr. Büşra Er, toplumda yaygın bir yanlış anlama olduğuna dikkat çekti. Er, "Ailede Alzheimer hastası olması, genetik geçişi düşündürse de, Alzheimer vakaları tüm olguların yalnızca yüzde 1’inden azını oluşturuyor. Genetik testler rutin olarak önerilmemektedir. Unutkanlık şikâyetleri önlenebilir olduğu unutulmamalıdır. Dijital medya kullanım süresinin sınırlandırılması, düzenli uyku, sağlıklı beslenme, kitap okuma, bulmaca çözme, hafıza oyunları gibi zihinsel aktivitelerle beynin aktif tutulması unutkanlıkla mücadelede oldukça etkilidir" diye konuştu.

Beynimiz kaç yaşında Haber

Beynimiz kaç yaşında

Ortalama hayat süresi uzadıkça yaşa bağlı kronik ve bilişsel hastalıkların sıklığı artarken, tıp dünyası artık sadece ömrü uzatmaya değil, bedensel ve zihinsel yeterliliğin korunduğu sağlıklı bir yaşam sunmaya odaklanıyor. Burtom Biyofiz Tıp Merkezi Nöroloji Uzmanı Dr. Şule Karaarslan, beynin biyolojik yaşı ile takvim yaşının çoğu zaman aynı olmadığını, biyolojik yaşın beynin ve vücudun ne kadar sağlıklı yaş aldığının bir göstergesi olduğunu belirtti. Uzm. Dr. Karaarslan, ileri yaş grubunda olup merak eden, sürekli yeni bir şeyler öğrenen hatta aktif çalışan insanların biyolojik yaşı ile aynı yaşta olup evinden çıkmayan, sosyal iletişimi azalmış, kronik hastalıkları ile uğraşan günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan, başkalarının yardımına ihtiyaç duyan insanların biyolojik yaşlarının tamamen farklı olduğuna dikkat çekti. Beynin biyolojik yaşını değerlendirirken hem fonksiyonel hem de yapısal parametrelerin bir arada değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Şule Karaarslan, alzaymır ve bilişsel gerilemeye karşı erken tanı yöntemleri ve sağlıklı yaş almanın yollarıyla ilgili olarak şu bilgileri paylaştı: "Bilişsel değerlendirmede ilk adım; aile öyküsünü, bugüne kadarki sağlık sürecini ve rutin yaşam alışkanlıklarını sorgulamakla başlar. Ayrıntılı bir nörolojik muayene ile beraber hafıza testleri de yapılır. Hafıza testleri; dikkat, planlama, hafıza, görsel yapılandırma, hesaplama, soyut düşünce, karar verme, dil becerileri gibi yetileri değerlendirir. Bazen bu testlere depresyon değerlendirme testlerinin eklenmesi gerekir. Bu nöropsikolojik testler beynin farklı bölgelerini değerlendirmemize imkan sağlar ve nasıl çalıştığı hakkında bilgiler verir. Beyin MR görüntüleme ile beynin yapısal değişiklikleri, inme gibi hastalıklar ile ilgili damarsal yükler, hafıza merkezinin mevcut durumu ve yaşa uygunluğu, beyin volümü değerlendirilir. Kan tahlilleri; rutin kan testleri (Tam kan sayımı, kan şekeri, B grubu vitaminler (B12-folat vd), homosistein, vitamin D, tiroit fonksiyon testleri, demir, ferritin düzeyi gibi ) beynin ve vücudun sağlık durumu hakkında önemli bilgiler verir. Örneğin düşük troid hormon seviyelerinin ya da vitamin düzeylerinin düzeltilmesi ile bunlara bağlı bazı hafıza problemleri düzeltilebilir. Erken teşhiste kan testleri; daha önce alzaymır ile ilgili bel omurilik sıvısından yapılan özel biyolojik zarfların bir kısmı yakın zamanda kan tahlili ile de bakılabilmeye ve takip edilmeye başlandı. Bu önemli gelişmeler ve devam eden araştırmalar sayesinde hastalığı henüz çok erken safhalarda yakalama ve tedavi edebilme şansına sahibiz. Kan biyobelirteçlerin başında A42/40 oranı ve pTau217 gelmekte olup, tıp merkezimizde uygun hastalarda bu laboratuar testlerini başarıyla uygulayabilmekteyiz." Açıklamasında ileri görüntüleme yöntemleri ve genetik analizlerin de tanı algoritmalarında yerini aldığını kaydeden, biyolojik yaşlanmanın yaşam tarzı düzenlemeleri ile yavaşlatılabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Şule Karaarslan, zihinsel ve bedensel sağlığı korumak için şu tavsiyelerde bulundu: "Kaliteli uyku ve melatonin: Derin uyku sırasında beynimiz adeta yenilenme sürecine girer ve gün boyu oluşan atıklar beynimizden temizlenir. Uykumuzu düzenleyen melatonin hormonunun en yoğun salgılandığı 23.00 -03.00 saatleri arasında uykuda olmak gereklidir. Yatmadan 1-2 saat önce mavi ışık maruziyetinden (cep telefonu, bilgisayar, televizyon vb.’den) kaçınmak önemlidir. Düzenli egzersiz: Hareketsiz yaşam, kilo alımı, kas ve damar rahatsızlıklarının yanı sıra bilişsel gerilemeyi de tetikler. Düzenli egzersiz ve aktif olmak hem beden hem beyin sağlığını korumak için elzemdir. Sosyal bağlar ve sürekli öğrenme: Sosyal olmak yani çevremizle iletişim içinde olmak, arkadaşlar ile vakit geçirmek, yeni hobiler edinmek, üretmek, yeni şeyler öğrenmek zihin ve ruh sağlımız için çok önemlidir. Merak duygusunu kaybetmeyen, öğrenmeye hayatları boyunca devam insanların bilişsel fonksiyonları çok daha iyi korunur. Beslenme alışkanlıklarımız: Akdeniz diyeti gibi diyetler beden ve zihin sağlığını olumlu etkiler. Taze sebze, yeşillikler, tam tahıllar, antioksidan yükü fazla olan meyveler (nar, yaban mersini, pancar gibi), baklagiller ve sızma zeytinyağını, balık ağırlıklı beyaz eti önceleyen, sınırlı kırmızı et tüketimini temel alan bir yaşam tarzı uygulanmalıdır." Burtom Biyofiz Tıp Merkezi Nöroloji Uzmanı Dr. Şule Karaarslan, uzun yaşam ömrüne sahip toplumlar incelendiğinde bunların ortak özelliklerinin; sosyal, yardımlaşmayı ve iyilik yapmayı seven, üretken olan, sürekli hareket eden, beslenmesine dikkat eden insanlardan oluşmaları olduğunu kaydetti. Bütüncül sağlık takibi yapılmasının önemine değinen Uzman Dr. Şule Karaarslan, vitamin ve hormon eksikliklerini tamamlanması, görme ve işitme yetilerinin kontrolü, bağırsak sağlığını korunması; kabızlıktan kaçınılması, sigaradan uzak durulması, depresyon gibi ruhsal bozukluk ve travmalarda profesyonel destek alınmasının zihinsel ve bedensel zindeliğin ayrılmaz parçaları olduğunu kaydetti. Hedefin her zaman kendine yetebilen, bağımsız ve üreten bir beyin yapısını korumak olduğunu hatırlatan Dr. Şule Karaarslan, hafıza şikayetleri olan bireylerin şikayetlerini geçiştirmeyip erken tanı ve tedavi şansı için uzman bir nörologa başvurması gerektiğinin altını çizdi.

Bilinç bulanıklığı ve ani davranış değişiklikleri beyin iltihabının habercisi olabilir Haber

Bilinç bulanıklığı ve ani davranış değişiklikleri beyin iltihabının habercisi olabilir

Bilinç bulanıklığı, ani davranış değişiklikleri ve unutkanlık çoğu zaman stres ya da yorgunlukla ilişkilendirilse de bu belirtiler hayati risk taşıyan beyin iltihabının habercisi olabilir. Özellikle ateşle birlikte ortaya çıkan nörolojik bulguların acil değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Eren Toplutaş, "Gecikilen her saat hastalığın seyrini ağırlaştırabilir" dedi. Beyin iltihabı, hem ani başlayan ağır belirtilerle hem de haftalar içinde sinsi ilerleyen bulgularla ortaya çıkabilen ciddi bir hastalık olarak dikkat çekiyor. Özellikle davranış değişiklikleri ve bilinçte dalgalanma gibi belirtiler hafife alınmaması gerekiyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Eren Toplutaş, erken müdahalenin süreci farklı bir boyuta taşıdığının altını çizerek önemli uyarılarda bulundu. Ateş ve bilinç değişikliği birlikteyse dikkat Beyin iltihabının (ensefalit) en sık nedeninin enfeksiyonlar olduğunu belirten Dr. Toplutaş, "Virüsler ve bakteriler nedeniyle gelişen beyin iltihabı genellikle ani başlar ve yüksek ateş, bilinç değişikliği, davranış bozukluğu, konuşma güçlüğü ve motor kayıplarla kendini gösterir. Bu tablo acil müdahale gerektirir ve tedavi süreci acil servisten itibaren başlatılmalıdır" dedi. Hastalığın her yaş grubunda görülebildiğini vurgulayan Dr. Toplutaş, etkenin belirlenmesiyle birlikte antiviral veya antibiyotik tedavilerin hızla başlandığını ifade etti. Tedavi gecikirse kalıcı hasar bırakabilir Tedavide gecikmenin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Dr. Toplutaş, "Bu hastalık tedavi edilmediğinde yalnızca ölüm riski oluşturmaz, aynı zamanda kalıcı nörolojik hasarlara, yani felç, konuşma bozukluğu ve bilişsel kayıplara da neden olabilir" diye konuştu. Bu nedenle belirtilerin erken fark edilmesinin ve hızlı müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı. Beyin iltihabı yalnızca enfeksiyon kaynaklı olmadığını belirten Dr. Toplutaş, son yıllarda daha sık tanı konulan otoimmün ve paraneoplastik ensefalitlere dikkat çekti. "Bu grupta hastalık ani değil, haftalar hatta aylar içinde gelişir. Unutkanlık, davranış değişiklikleri, konuşma bozukluğu, dengesizlik ve epileptik nöbetler gibi belirtilerle ortaya çıkabilir" dedi. Bağışıklık sistemi ve kanser etkili olabilir Bu tür beyin iltihabı mikrobik bir etken bulunamadığını belirten Dr. Toplutaş, "Bazı durumlarda bağışıklık sisteminin aşırı çalışması beyin dokusuna zarar verebilir. Bazı hastalarda ise vücutta bulunan bir kanserin ürettiği anormal proteinler beyin iltihabına neden olabilir. Bu nedenle bu hastalarda altta yatan neden mutlaka araştırılmalıdır" ifadelerini kullandı. Beyin iltihabında erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dr. Toplutaş, "Ani gelişen bilinç değişikliği, ateş, davranış bozukluğu veya nöbet gibi durumlarda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.

"Aşırı sıcaklar beyin sağlığını tehdit ediyor" Haber

"Aşırı sıcaklar beyin sağlığını tehdit ediyor"

Yüksek hava sıcaklıklarının yalnızca fiziksel performansı değil, beyin sağlığını da olumsuz etkilediğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Belma Doğan Güngen, "Sıcak havalarda gelişen sıvı ve elektrolit kaybı, beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir. Baş ağrısı, dikkat dağınıklığı, kafa karışıklığı ve bayılma gibi belirtiler görülebilir. İleri vakalarda ise sıcak çarpması kalıcı beyin hasarına hatta komaya neden olabilir" dedi. Yaz aylarında etkisini artıran sıcak hava dalgaları, yalnızca kalp ve damar sistemini değil beyni de ciddi şekilde etkiliyor. Vücut sıcaklığının yükselmesiyle birlikte beyin, ısı dengesini koruyabilmek için yoğun bir mücadele verirken, sıvı ve elektrolit kaybı sinir sistemi üzerinde önemli değişikliklere yol açabiliyor. İstinye Üniversitesi Liv Hospital Bahçeşehir Nöroloji Kliniği'nden Prof. Dr. Belma Doğan Güngen, aşırı sıcakların beyin sağlığı üzerindeki etkileri ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. "Yüksek sıcaklıklar beyni biyolojik strese sokuyor" Yüksek sıcaklıklarda vücudun öncelikle ısıyı düşürmek için damarları genişlettiğini ve terlemeyi artırdığına değinen Prof. Dr. Güngen, "Bu süreçte ciddi sıvı ve elektrolit kaybı yaşanır. Beyin ise vücut sıcaklığını sabit tutabilmek için yoğun şekilde çalışır. Ancak vücut ısısı kontrol altına alınamazsa sinir hücreleri biyolojik strese girer, beyni koruyan kan-beyin bariyerinde bozulma meydana gelebilir. Bu durum kafa karışıklığı, baş dönmesi, halsizlik ve bayılmaya yol açabilir. Müdahale edilmediğinde ise kalıcı beyin hasarı veya koma gelişebilir" diye konuştu. "Sıcak havalarda migren atakları artabiliyor" Sıcak havaların baş ağrısı ve migreni tetikleyebildiğini ifade eden Prof. Dr. Güngen, "Artan sıcaklık beyin damarlarında genişlemeye neden olurken, terlemeye bağlı gelişen sıvı ve elektrolit kaybı da baş ağrısını tetikleyebilir. Migren hastalarının beyni çevresel değişikliklere daha duyarlıdır. Ayrıca yaz aylarında uyku kalitesinin bozulması da migren ataklarının daha sık görülmesine neden olabilir" dedi. "Bilişsel performans düşüyor" Vücut sıcaklığındaki artışın beyin fonksiyonlarını doğrudan etkilediğine dikkat çeken Prof. Dr. Güngen, "Yüksek sıcaklık sinir hücreleri arasındaki iletişimi yavaşlatabilir. Hafıza, dikkat ve algı süreçlerinde yavaşlama görülebilir. Hareketlerde yavaşlama, aşırı yorgunluk, huzursuzluk ve sinirlilik de sıcak havalarda sık karşılaşılan belirtiler arasında yer alır" ifadelerini kullandı. "Sıcak çarpması kalıcı hasar bırakabilir" Sıcak çarpmasının tıbbi açıdan acil müdahale gerektiren bir tablo olduğunu kaydeden Prof. Dr. Güngen, "Vücut sıcaklığının 40 derecenin üzerine çıkmasıyla birlikte beyin artık kendini koruyamaz hale gelir. Sinir hücrelerinin yapısı bozulabilir, beyin ödemi gelişebilir ve kalıcı nörolojik hasarlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle sıcak çarpması belirtileri ciddiye alınmalıdır" diye konuştu. "Susuzluk dikkat ve hafızayı olumsuz etkiliyor" Dehidratasyonun beyin fonksiyonlarını yavaşlattığını belirten Prof. Dr. Güngen, "Susuz kalan beyinde hücreler büzüşür ve hücreler arasındaki iletişim zayıflar. Ayrıca vücut stres hormonu olan kortizolü daha fazla salgılar. Bu durum öğrenme, hafıza ve dikkat üzerinde olumsuz etkilere neden olur. Kişilerde odaklanma güçlüğü ve halk arasında 'beyin sisi' olarak tanımlanan zihinsel yorgunluk görülebilir" dedi. "Nörolojik hastalığı olanlar daha dikkatli olmalı" Sıcak havaların özellikle nörolojik hastalığı bulunan kişiler için daha büyük risk oluşturduğunu söyleyen Prof. Dr. Güngen, "Epilepsi hastalarında nöbet sıklığı artabilir. İnme öyküsü bulunan kişilerde tansiyon dengesinin bozulması yeni bir inme riskini artırabilir. Demans, Parkinson ve diğer nörolojik hastalıklarda ise kafa karışıklığı, huzursuzluk ve bilişsel bozulmalar daha belirgin hale gelebilir" ifadelerini kullandı. "Uyku bozukluğu da beyni olumsuz etkiliyor" Yaz aylarında sıcak nedeniyle uyku kalitesinin bozulmasının beyin sağlığını da etkilediğini dile getiren Prof. Dr. Güngen, "Beyin gün içerisinde oluşan zararlı atıkları derin uyku sırasında temizler. Yetersiz uyku bu süreci olumsuz etkiler. Bunun sonucunda ertesi gün baş ağrısı, dikkat azalması, unutkanlık, zihinsel yorgunluk ve duygu durum değişiklikleri görülebilir" diye konuştu. "Çocuklar ve yaşlılar daha fazla risk altında" Çocuklar ve yaşlıların sıcak havanın beyin üzerindeki etkilerine karşı daha hassas olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngen, "Yaşlılarda vücut ısısını düzenleyen mekanizmalar zayıflarken, çocuklarda ise terleme sistemi tam olarak gelişmediği için vücut sıcaklığı daha hızlı yükselir. Bu nedenle her iki yaş grubunda da sıcak çarpması ve nörolojik etkiler daha sık görülebilir" dedi. "Beyni korumak için basit önlemler alınmalı" Beyin sağlığını korumak için özellikle sıcak saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Güngen, "11.00-16.00 saatleri arasında güneşe maruz kalınmamalı, bol su tüketilmeli, açık renkli kıyafetler ve şapka tercih edilmelidir. Çok sıcak bir ortamdan aşırı soğuk klimalı ortamlara ani geçişlerden kaçınılmalıdır. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan kişiler sıcak havalarda daha dikkatli olmalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.

Yaz sıcaklarında demans riski artıyor Haber

Yaz sıcaklarında demans riski artıyor

Demans, yalnızca unutkanlıkla sınırlı değil; bireyin hafıza, dikkat, dil, karar verme ve günlük yaşam becerilerini etkileyerek bağımsızlığını kaybetmesine yol açan klinik bir sendrom. Bu etkileriyle de hastaların ve bakımını üstlenen kişilerin yaşam kalitelerini ciddi şekilde düşürebiliyor. En yaygın nedeni Alzheimer olan demansta ilerleyen yaş, genetik yatkınlık ve aile öyküsü gibi değiştirilemeyen risk faktörlerinin yanı sıra yaşam tarzıyla ilişkili değiştirilebilir etkenler de önemli rol oynuyor. Acıbadem International Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında yaşam alışkanlıklarındaki bazı hataların demans riskini artırabileceği uyarısında bulunarak, “Yaz mevsiminde demans riskini artıran en önemli iki etken vücudun susuz kalması ve tansiyon dalgalanmalarıdır. Bu nedenle susama hissini beklemeden bol su tüketilmesi ve yüksek tansiyon hastalarının kan basıncını düzenli olarak kontrol etmeleri son derece önemlidir” diyor. Dr. Fikri Halaçoğlu, aslında değiştirilebilir risk faktörlerinin yaşam boyunca hedeflenmesiyle demans vakalarının yaklaşık yüzde 40’a varan oranda önlenebilir veya geciktirilebilir olabileceğine dikkat çekiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında demans riskini artıran etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. SUSUZ KALMAK Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında sık tekrarlayan veya ciddi düzeydeki susuzluğun özellikle ileri yaştaki kişilerde demans açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurguluyor. Dr. Fikri Halaçoğlu, “Vücudun susuz kalması; idrar yolu enfeksiyonu, elektrolit bozukluğu, uyku bölünmesi ve tansiyon düzensizliği aracılığıyla zihinsel performansı hızla bozabilir. Bu durum doğrudan kalıcı demansa yol açmaktan çok, mevcut bilişsel kırılganlığı görünür hale getirebilir, deliryumu tetikleyebilir ve damar sağlığını olumsuz etkileyerek uzun vadede beyin rezervini azaltabilir. Bunların sonucunda başta damarsal (vasküler) demans olmak üzere Alzheimer tip demans riskinin de artmasına yol açabilir” diyor. Nasıl önlem almalı? Güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00 – 16.00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkmayın. Susamayı beklemeden düzenli olarak su tüketin.Koyu idrar, ateş ve ani dalgınlık gibi sorunlarda zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurun.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.