Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Nöroloji

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Nöroloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nöroloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Genç yaşta unutkanlık alarmı Haber

Genç yaşta unutkanlık alarmı

Teknolojinin hızla gelişmesi hayatı kolaylaştırsa da aşırı dijital kullanım, unutkanlık ve dikkat dağınıklığını tetiklediğini ifade eden uzmanlar, gençler arasında artan "dijital demans" riskine karşı uyardı. Günümüzde sadece ileri yaşlarda değil, genç bireylerde de unutkanlık şikâyetlerinde artış gözlendiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er, gençlerde görülen unutkanlığın nedenlerini, riskleri ve korunma yollarını paylaştı. Dr. Büşra Er, "Eskiden daha çok ileri yaş grubunda görülen unutkanlık yakınmalarının artık ergenlik döneminde bile karşımıza çıkabiliyor. Unutmak; bilgiyi geri çağırmada ya da kaydetmede yaşanan zorluk olarak tanımlanır. Uyku düzensizliği, kötü beslenme, dikkat eksikliği, depresyon gibi nedenlerin yanı sıra dijital medya kullanımı da bu tabloyu besliyor" dedi. Alman nörobilimci Manfred Spitzer’in dijital demans" kavramına atıfta bulunan Dr. Er, özellikle gençlerde artan ekran süresinin dikkat ve hafıza fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu vurguladı. "Sürekli uyarana maruz kalmak, bilgiye kolay erişim ve mavi ışığın uyku hormonlarını baskılaması, zihinsel tembelliğe neden oluyor" ifadelerini kullandı. İleri yaş grubunda en sık görülen unutkanlık nedeni olan Alzheimer hastalığına da değinen Dr. Büşra Er, toplumda yaygın bir yanlış anlama olduğuna dikkat çekti. Er, "Ailede Alzheimer hastası olması, genetik geçişi düşündürse de, Alzheimer vakaları tüm olguların yalnızca yüzde 1’inden azını oluşturuyor. Genetik testler rutin olarak önerilmemektedir. Unutkanlık şikâyetleri önlenebilir olduğu unutulmamalıdır. Dijital medya kullanım süresinin sınırlandırılması, düzenli uyku, sağlıklı beslenme, kitap okuma, bulmaca çözme, hafıza oyunları gibi zihinsel aktivitelerle beynin aktif tutulması unutkanlıkla mücadelede oldukça etkilidir" diye konuştu.

Beynimiz kaç yaşında Haber

Beynimiz kaç yaşında

Ortalama hayat süresi uzadıkça yaşa bağlı kronik ve bilişsel hastalıkların sıklığı artarken, tıp dünyası artık sadece ömrü uzatmaya değil, bedensel ve zihinsel yeterliliğin korunduğu sağlıklı bir yaşam sunmaya odaklanıyor. Burtom Biyofiz Tıp Merkezi Nöroloji Uzmanı Dr. Şule Karaarslan, beynin biyolojik yaşı ile takvim yaşının çoğu zaman aynı olmadığını, biyolojik yaşın beynin ve vücudun ne kadar sağlıklı yaş aldığının bir göstergesi olduğunu belirtti. Uzm. Dr. Karaarslan, ileri yaş grubunda olup merak eden, sürekli yeni bir şeyler öğrenen hatta aktif çalışan insanların biyolojik yaşı ile aynı yaşta olup evinden çıkmayan, sosyal iletişimi azalmış, kronik hastalıkları ile uğraşan günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan, başkalarının yardımına ihtiyaç duyan insanların biyolojik yaşlarının tamamen farklı olduğuna dikkat çekti. Beynin biyolojik yaşını değerlendirirken hem fonksiyonel hem de yapısal parametrelerin bir arada değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Şule Karaarslan, alzaymır ve bilişsel gerilemeye karşı erken tanı yöntemleri ve sağlıklı yaş almanın yollarıyla ilgili olarak şu bilgileri paylaştı: "Bilişsel değerlendirmede ilk adım; aile öyküsünü, bugüne kadarki sağlık sürecini ve rutin yaşam alışkanlıklarını sorgulamakla başlar. Ayrıntılı bir nörolojik muayene ile beraber hafıza testleri de yapılır. Hafıza testleri; dikkat, planlama, hafıza, görsel yapılandırma, hesaplama, soyut düşünce, karar verme, dil becerileri gibi yetileri değerlendirir. Bazen bu testlere depresyon değerlendirme testlerinin eklenmesi gerekir. Bu nöropsikolojik testler beynin farklı bölgelerini değerlendirmemize imkan sağlar ve nasıl çalıştığı hakkında bilgiler verir. Beyin MR görüntüleme ile beynin yapısal değişiklikleri, inme gibi hastalıklar ile ilgili damarsal yükler, hafıza merkezinin mevcut durumu ve yaşa uygunluğu, beyin volümü değerlendirilir. Kan tahlilleri; rutin kan testleri (Tam kan sayımı, kan şekeri, B grubu vitaminler (B12-folat vd), homosistein, vitamin D, tiroit fonksiyon testleri, demir, ferritin düzeyi gibi ) beynin ve vücudun sağlık durumu hakkında önemli bilgiler verir. Örneğin düşük troid hormon seviyelerinin ya da vitamin düzeylerinin düzeltilmesi ile bunlara bağlı bazı hafıza problemleri düzeltilebilir. Erken teşhiste kan testleri; daha önce alzaymır ile ilgili bel omurilik sıvısından yapılan özel biyolojik zarfların bir kısmı yakın zamanda kan tahlili ile de bakılabilmeye ve takip edilmeye başlandı. Bu önemli gelişmeler ve devam eden araştırmalar sayesinde hastalığı henüz çok erken safhalarda yakalama ve tedavi edebilme şansına sahibiz. Kan biyobelirteçlerin başında A42/40 oranı ve pTau217 gelmekte olup, tıp merkezimizde uygun hastalarda bu laboratuar testlerini başarıyla uygulayabilmekteyiz." Açıklamasında ileri görüntüleme yöntemleri ve genetik analizlerin de tanı algoritmalarında yerini aldığını kaydeden, biyolojik yaşlanmanın yaşam tarzı düzenlemeleri ile yavaşlatılabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Şule Karaarslan, zihinsel ve bedensel sağlığı korumak için şu tavsiyelerde bulundu: "Kaliteli uyku ve melatonin: Derin uyku sırasında beynimiz adeta yenilenme sürecine girer ve gün boyu oluşan atıklar beynimizden temizlenir. Uykumuzu düzenleyen melatonin hormonunun en yoğun salgılandığı 23.00 -03.00 saatleri arasında uykuda olmak gereklidir. Yatmadan 1-2 saat önce mavi ışık maruziyetinden (cep telefonu, bilgisayar, televizyon vb.’den) kaçınmak önemlidir. Düzenli egzersiz: Hareketsiz yaşam, kilo alımı, kas ve damar rahatsızlıklarının yanı sıra bilişsel gerilemeyi de tetikler. Düzenli egzersiz ve aktif olmak hem beden hem beyin sağlığını korumak için elzemdir. Sosyal bağlar ve sürekli öğrenme: Sosyal olmak yani çevremizle iletişim içinde olmak, arkadaşlar ile vakit geçirmek, yeni hobiler edinmek, üretmek, yeni şeyler öğrenmek zihin ve ruh sağlımız için çok önemlidir. Merak duygusunu kaybetmeyen, öğrenmeye hayatları boyunca devam insanların bilişsel fonksiyonları çok daha iyi korunur. Beslenme alışkanlıklarımız: Akdeniz diyeti gibi diyetler beden ve zihin sağlığını olumlu etkiler. Taze sebze, yeşillikler, tam tahıllar, antioksidan yükü fazla olan meyveler (nar, yaban mersini, pancar gibi), baklagiller ve sızma zeytinyağını, balık ağırlıklı beyaz eti önceleyen, sınırlı kırmızı et tüketimini temel alan bir yaşam tarzı uygulanmalıdır." Burtom Biyofiz Tıp Merkezi Nöroloji Uzmanı Dr. Şule Karaarslan, uzun yaşam ömrüne sahip toplumlar incelendiğinde bunların ortak özelliklerinin; sosyal, yardımlaşmayı ve iyilik yapmayı seven, üretken olan, sürekli hareket eden, beslenmesine dikkat eden insanlardan oluşmaları olduğunu kaydetti. Bütüncül sağlık takibi yapılmasının önemine değinen Uzman Dr. Şule Karaarslan, vitamin ve hormon eksikliklerini tamamlanması, görme ve işitme yetilerinin kontrolü, bağırsak sağlığını korunması; kabızlıktan kaçınılması, sigaradan uzak durulması, depresyon gibi ruhsal bozukluk ve travmalarda profesyonel destek alınmasının zihinsel ve bedensel zindeliğin ayrılmaz parçaları olduğunu kaydetti. Hedefin her zaman kendine yetebilen, bağımsız ve üreten bir beyin yapısını korumak olduğunu hatırlatan Dr. Şule Karaarslan, hafıza şikayetleri olan bireylerin şikayetlerini geçiştirmeyip erken tanı ve tedavi şansı için uzman bir nörologa başvurması gerektiğinin altını çizdi.

Bilinç bulanıklığı ve ani davranış değişiklikleri beyin iltihabının habercisi olabilir Haber

Bilinç bulanıklığı ve ani davranış değişiklikleri beyin iltihabının habercisi olabilir

Bilinç bulanıklığı, ani davranış değişiklikleri ve unutkanlık çoğu zaman stres ya da yorgunlukla ilişkilendirilse de bu belirtiler hayati risk taşıyan beyin iltihabının habercisi olabilir. Özellikle ateşle birlikte ortaya çıkan nörolojik bulguların acil değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Eren Toplutaş, "Gecikilen her saat hastalığın seyrini ağırlaştırabilir" dedi. Beyin iltihabı, hem ani başlayan ağır belirtilerle hem de haftalar içinde sinsi ilerleyen bulgularla ortaya çıkabilen ciddi bir hastalık olarak dikkat çekiyor. Özellikle davranış değişiklikleri ve bilinçte dalgalanma gibi belirtiler hafife alınmaması gerekiyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Eren Toplutaş, erken müdahalenin süreci farklı bir boyuta taşıdığının altını çizerek önemli uyarılarda bulundu. Ateş ve bilinç değişikliği birlikteyse dikkat Beyin iltihabının (ensefalit) en sık nedeninin enfeksiyonlar olduğunu belirten Dr. Toplutaş, "Virüsler ve bakteriler nedeniyle gelişen beyin iltihabı genellikle ani başlar ve yüksek ateş, bilinç değişikliği, davranış bozukluğu, konuşma güçlüğü ve motor kayıplarla kendini gösterir. Bu tablo acil müdahale gerektirir ve tedavi süreci acil servisten itibaren başlatılmalıdır" dedi. Hastalığın her yaş grubunda görülebildiğini vurgulayan Dr. Toplutaş, etkenin belirlenmesiyle birlikte antiviral veya antibiyotik tedavilerin hızla başlandığını ifade etti. Tedavi gecikirse kalıcı hasar bırakabilir Tedavide gecikmenin ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Dr. Toplutaş, "Bu hastalık tedavi edilmediğinde yalnızca ölüm riski oluşturmaz, aynı zamanda kalıcı nörolojik hasarlara, yani felç, konuşma bozukluğu ve bilişsel kayıplara da neden olabilir" diye konuştu. Bu nedenle belirtilerin erken fark edilmesinin ve hızlı müdahalenin hayati önem taşıdığını vurguladı. Beyin iltihabı yalnızca enfeksiyon kaynaklı olmadığını belirten Dr. Toplutaş, son yıllarda daha sık tanı konulan otoimmün ve paraneoplastik ensefalitlere dikkat çekti. "Bu grupta hastalık ani değil, haftalar hatta aylar içinde gelişir. Unutkanlık, davranış değişiklikleri, konuşma bozukluğu, dengesizlik ve epileptik nöbetler gibi belirtilerle ortaya çıkabilir" dedi. Bağışıklık sistemi ve kanser etkili olabilir Bu tür beyin iltihabı mikrobik bir etken bulunamadığını belirten Dr. Toplutaş, "Bazı durumlarda bağışıklık sisteminin aşırı çalışması beyin dokusuna zarar verebilir. Bazı hastalarda ise vücutta bulunan bir kanserin ürettiği anormal proteinler beyin iltihabına neden olabilir. Bu nedenle bu hastalarda altta yatan neden mutlaka araştırılmalıdır" ifadelerini kullandı. Beyin iltihabında erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Dr. Toplutaş, "Ani gelişen bilinç değişikliği, ateş, davranış bozukluğu veya nöbet gibi durumlarda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.

"Aşırı sıcaklar beyin sağlığını tehdit ediyor" Haber

"Aşırı sıcaklar beyin sağlığını tehdit ediyor"

Yüksek hava sıcaklıklarının yalnızca fiziksel performansı değil, beyin sağlığını da olumsuz etkilediğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Belma Doğan Güngen, "Sıcak havalarda gelişen sıvı ve elektrolit kaybı, beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir. Baş ağrısı, dikkat dağınıklığı, kafa karışıklığı ve bayılma gibi belirtiler görülebilir. İleri vakalarda ise sıcak çarpması kalıcı beyin hasarına hatta komaya neden olabilir" dedi. Yaz aylarında etkisini artıran sıcak hava dalgaları, yalnızca kalp ve damar sistemini değil beyni de ciddi şekilde etkiliyor. Vücut sıcaklığının yükselmesiyle birlikte beyin, ısı dengesini koruyabilmek için yoğun bir mücadele verirken, sıvı ve elektrolit kaybı sinir sistemi üzerinde önemli değişikliklere yol açabiliyor. İstinye Üniversitesi Liv Hospital Bahçeşehir Nöroloji Kliniği'nden Prof. Dr. Belma Doğan Güngen, aşırı sıcakların beyin sağlığı üzerindeki etkileri ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. "Yüksek sıcaklıklar beyni biyolojik strese sokuyor" Yüksek sıcaklıklarda vücudun öncelikle ısıyı düşürmek için damarları genişlettiğini ve terlemeyi artırdığına değinen Prof. Dr. Güngen, "Bu süreçte ciddi sıvı ve elektrolit kaybı yaşanır. Beyin ise vücut sıcaklığını sabit tutabilmek için yoğun şekilde çalışır. Ancak vücut ısısı kontrol altına alınamazsa sinir hücreleri biyolojik strese girer, beyni koruyan kan-beyin bariyerinde bozulma meydana gelebilir. Bu durum kafa karışıklığı, baş dönmesi, halsizlik ve bayılmaya yol açabilir. Müdahale edilmediğinde ise kalıcı beyin hasarı veya koma gelişebilir" diye konuştu. "Sıcak havalarda migren atakları artabiliyor" Sıcak havaların baş ağrısı ve migreni tetikleyebildiğini ifade eden Prof. Dr. Güngen, "Artan sıcaklık beyin damarlarında genişlemeye neden olurken, terlemeye bağlı gelişen sıvı ve elektrolit kaybı da baş ağrısını tetikleyebilir. Migren hastalarının beyni çevresel değişikliklere daha duyarlıdır. Ayrıca yaz aylarında uyku kalitesinin bozulması da migren ataklarının daha sık görülmesine neden olabilir" dedi. "Bilişsel performans düşüyor" Vücut sıcaklığındaki artışın beyin fonksiyonlarını doğrudan etkilediğine dikkat çeken Prof. Dr. Güngen, "Yüksek sıcaklık sinir hücreleri arasındaki iletişimi yavaşlatabilir. Hafıza, dikkat ve algı süreçlerinde yavaşlama görülebilir. Hareketlerde yavaşlama, aşırı yorgunluk, huzursuzluk ve sinirlilik de sıcak havalarda sık karşılaşılan belirtiler arasında yer alır" ifadelerini kullandı. "Sıcak çarpması kalıcı hasar bırakabilir" Sıcak çarpmasının tıbbi açıdan acil müdahale gerektiren bir tablo olduğunu kaydeden Prof. Dr. Güngen, "Vücut sıcaklığının 40 derecenin üzerine çıkmasıyla birlikte beyin artık kendini koruyamaz hale gelir. Sinir hücrelerinin yapısı bozulabilir, beyin ödemi gelişebilir ve kalıcı nörolojik hasarlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle sıcak çarpması belirtileri ciddiye alınmalıdır" diye konuştu. "Susuzluk dikkat ve hafızayı olumsuz etkiliyor" Dehidratasyonun beyin fonksiyonlarını yavaşlattığını belirten Prof. Dr. Güngen, "Susuz kalan beyinde hücreler büzüşür ve hücreler arasındaki iletişim zayıflar. Ayrıca vücut stres hormonu olan kortizolü daha fazla salgılar. Bu durum öğrenme, hafıza ve dikkat üzerinde olumsuz etkilere neden olur. Kişilerde odaklanma güçlüğü ve halk arasında 'beyin sisi' olarak tanımlanan zihinsel yorgunluk görülebilir" dedi. "Nörolojik hastalığı olanlar daha dikkatli olmalı" Sıcak havaların özellikle nörolojik hastalığı bulunan kişiler için daha büyük risk oluşturduğunu söyleyen Prof. Dr. Güngen, "Epilepsi hastalarında nöbet sıklığı artabilir. İnme öyküsü bulunan kişilerde tansiyon dengesinin bozulması yeni bir inme riskini artırabilir. Demans, Parkinson ve diğer nörolojik hastalıklarda ise kafa karışıklığı, huzursuzluk ve bilişsel bozulmalar daha belirgin hale gelebilir" ifadelerini kullandı. "Uyku bozukluğu da beyni olumsuz etkiliyor" Yaz aylarında sıcak nedeniyle uyku kalitesinin bozulmasının beyin sağlığını da etkilediğini dile getiren Prof. Dr. Güngen, "Beyin gün içerisinde oluşan zararlı atıkları derin uyku sırasında temizler. Yetersiz uyku bu süreci olumsuz etkiler. Bunun sonucunda ertesi gün baş ağrısı, dikkat azalması, unutkanlık, zihinsel yorgunluk ve duygu durum değişiklikleri görülebilir" diye konuştu. "Çocuklar ve yaşlılar daha fazla risk altında" Çocuklar ve yaşlıların sıcak havanın beyin üzerindeki etkilerine karşı daha hassas olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Güngen, "Yaşlılarda vücut ısısını düzenleyen mekanizmalar zayıflarken, çocuklarda ise terleme sistemi tam olarak gelişmediği için vücut sıcaklığı daha hızlı yükselir. Bu nedenle her iki yaş grubunda da sıcak çarpması ve nörolojik etkiler daha sık görülebilir" dedi. "Beyni korumak için basit önlemler alınmalı" Beyin sağlığını korumak için özellikle sıcak saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Güngen, "11.00-16.00 saatleri arasında güneşe maruz kalınmamalı, bol su tüketilmeli, açık renkli kıyafetler ve şapka tercih edilmelidir. Çok sıcak bir ortamdan aşırı soğuk klimalı ortamlara ani geçişlerden kaçınılmalıdır. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan kişiler sıcak havalarda daha dikkatli olmalıdır" diyerek sözlerini tamamladı.

Yaz sıcaklarında demans riski artıyor Haber

Yaz sıcaklarında demans riski artıyor

Demans, yalnızca unutkanlıkla sınırlı değil; bireyin hafıza, dikkat, dil, karar verme ve günlük yaşam becerilerini etkileyerek bağımsızlığını kaybetmesine yol açan klinik bir sendrom. Bu etkileriyle de hastaların ve bakımını üstlenen kişilerin yaşam kalitelerini ciddi şekilde düşürebiliyor. En yaygın nedeni Alzheimer olan demansta ilerleyen yaş, genetik yatkınlık ve aile öyküsü gibi değiştirilemeyen risk faktörlerinin yanı sıra yaşam tarzıyla ilişkili değiştirilebilir etkenler de önemli rol oynuyor. Acıbadem International Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında yaşam alışkanlıklarındaki bazı hataların demans riskini artırabileceği uyarısında bulunarak, “Yaz mevsiminde demans riskini artıran en önemli iki etken vücudun susuz kalması ve tansiyon dalgalanmalarıdır. Bu nedenle susama hissini beklemeden bol su tüketilmesi ve yüksek tansiyon hastalarının kan basıncını düzenli olarak kontrol etmeleri son derece önemlidir” diyor. Dr. Fikri Halaçoğlu, aslında değiştirilebilir risk faktörlerinin yaşam boyunca hedeflenmesiyle demans vakalarının yaklaşık yüzde 40’a varan oranda önlenebilir veya geciktirilebilir olabileceğine dikkat çekiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında demans riskini artıran etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. SUSUZ KALMAK Nöroloji Uzmanı Dr. Fikri Halaçoğlu, yaz aylarında sık tekrarlayan veya ciddi düzeydeki susuzluğun özellikle ileri yaştaki kişilerde demans açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurguluyor. Dr. Fikri Halaçoğlu, “Vücudun susuz kalması; idrar yolu enfeksiyonu, elektrolit bozukluğu, uyku bölünmesi ve tansiyon düzensizliği aracılığıyla zihinsel performansı hızla bozabilir. Bu durum doğrudan kalıcı demansa yol açmaktan çok, mevcut bilişsel kırılganlığı görünür hale getirebilir, deliryumu tetikleyebilir ve damar sağlığını olumsuz etkileyerek uzun vadede beyin rezervini azaltabilir. Bunların sonucunda başta damarsal (vasküler) demans olmak üzere Alzheimer tip demans riskinin de artmasına yol açabilir” diyor. Nasıl önlem almalı? Güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00 – 16.00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkmayın. Susamayı beklemeden düzenli olarak su tüketin.Koyu idrar, ateş ve ani dalgınlık gibi sorunlarda zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurun.

Aşırı terleme kalp yetmezliğinin habercisi olabilir Haber

Aşırı terleme kalp yetmezliğinin habercisi olabilir

Terleme, vücudun sıcaklık dengesini korumak için gerçekleştirdiği doğal bir mekanizma olarak bilinirken, aşırı terleme bazı kişilerde günlük yaşamı ve sosyal hayatı olumsuz etkileyebilecek boyutlara ulaşabiliyor. Uzmanlara göre aşırı terleme, vücudun ısı düzenlemesi için ihtiyaç duyduğundan daha fazla ter üretmesiyle ortaya çıkıyor. Ter bezlerinin herhangi bir sıcak ortam, egzersiz veya belirgin bir neden olmaksızın aşırı çalışması durumunda kişiler kıyafet değiştirmek zorunda kalabiliyor, günlük aktivitelerinde zorluk yaşayabiliyor. Aşırı terlemenin en sık görüldüğü bölgeler arasında avuç içleri, ayak tabanları, koltuk altları ve yüz bölgesi yer alıyor. PEK ÇOK FARKLI NEDENİ OLABİLİR Aşırı terleme; genetik yatkınlık, enfeksiyonlar, diyabet, tiroit hastalıkları, obezite, kalp yetmezliği gibi sağlık sorunlarının yanı sıra menopoz ve hamilelik gibi hormonal değişimlere bağlı olarak da gelişebiliyor. Hastalıkla ilişkili olmayan primer bölgesel aşırı terleme ise genellikle stres, egzersiz, sıcaklık artışı ve genetik faktörlerle tetiklenebiliyor. Sekonder aşırı terleme olarak adlandırılan ve başka bir sağlık sorununa bağlı gelişen durumlarda ise diyabet, tiroit bozuklukları, sinir sistemi hastalıkları, alkol kullanımı, solunum ve kalp yetmezliği gibi nedenler araştırılıyor. Aşırı terleme belirtileri yaş gruplarına göre farklılık gösterebiliyor. Ciltte sürekli nem hissi, kıyafetlerde ter lekeleri, vücut kokusunda artış, cilt tahrişi ve enfeksiyon eğilimi sık görülen belirtiler arasında bulunuyor. Çocuklarda aşırı terleme; yazı yazarken kâğıdın ıslanması, bilgisayar klavyesi kullanırken zorlanma veya enstrüman çalmada güçlük gibi işlevsel problemlere neden olabilirken, yetişkinlerde daha çok sosyal yaşamı etkiliyor. Bazı kişiler el sıkışmaktan kaçınabiliyor veya sosyal ortamlarda rahatsızlık hissedebiliyor. İleri vakalarda eller silindikten kısa süre sonra yeniden yoğun terleme görülebilirken, nadiren ciltte renk değişikliği ve pullanma gibi dermatolojik bulgular da ortaya çıkabiliyor. TANI VE TEDAVİDE NEDEN ARAŞTIRILIYOR Aşırı terleme şikâyeti olan kişilerin öncelikle dahiliye veya dermatoloji uzmanlarına başvurması öneriliyor. Gerekli durumlarda endokrinoloji, nöroloji veya ilgili diğer branşlardan destek alınabiliyor. Tanı çoğunlukla hastanın öyküsü ve fizik muayene ile konulurken; kan testleri, tiroit fonksiyonları, kan şekeri ölçümleri ve hormonal incelemelerle altta yatan hastalıkların araştırılması sağlanıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Meral Maralcan, aşırı terleme tedavisinin hastalığın tipine, şiddetine, etkilenen bölgeye ve altta yatan nedene göre kişiye özel planlandığını söyledi. Maralcan, aşırı terlemenin yalnızca bir konfor problemi olmadığını, bazı durumlarda farklı sağlık sorunlarının belirtisi olabileceğini belirterek, yaşam kalitesini etkileyen yoğun terleme şikâyetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekti.

Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi’nde yeni dönem Haber

Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi’nde yeni dönem

Yeni dönemde dernek; Alzheimer hastalığına yönelik toplumsal farkındalığı artırmak, hasta yakınlarına destek olmak, koruyucu bilinçlendirme çalışmaları yürütmek ve Bursa’ya yeni bir Alzheimer Yaşam Evi kazandırmak amacıyla kapsamlı projeleri hayata geçirmeye hazırlanıyor. Bursa Özlüce’de, Nilüfer Belediyesi katkılarıyla hizmet veren ve önemli bir sosyal sorumluluk modeli haline gelen Ercan Dikencik Alzheimer Evi, benzeri yeni bir merkezin daha Bursa’ya kazandırılması hedefleniyor. Yeni projede iş insanlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve yerel yönetimlerin desteğiyle Alzheimer hastalarının güvenli, sosyal ve destekleyici bir yaşam alanına kavuşması amaçlanıyor. Dernek yetkilileri, Alzheimer’ın yalnızca hastaları değil, tüm aileyi ve toplumu etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekerek; erken farkındalık, doğru bakım süreçleri ve toplumsal dayanışmanın büyük önem taşıdığını vurguladı. Yeni dönemde planlanan çalışmalar arasında: Alzheimer konusunda toplum farkındalığını artıracak seminerler, Hasta yakınlarına yönelik eğitim ve psikolojik destek programları, Gençleri ve gönüllüleri sürece dahil edecek sosyal sorumluluk projeleri, Belediyeler ve sağlık kuruluşlarıyla ortak çalışmalar, Hafıza sağlığı ve erken teşhis konusunda bilinçlendirme kampanyaları, Sosyal etkinlikler, sanat ve müzik terapisi uygulamaları, Yeni Alzheimer Yaşam Evi projesi için iş birliği ve kaynak oluşturma çalışmaları yer alıyor. Yeni Yönetim Kurulu Hacı Mustafa Bakar - Prof. Dr., Nöroloji Uzmanı Demet Yıldız - Doç. Dr., Nöroloji Uzmanı Nuran Özsöz - İletişim Uzmanı / Psikolojik Danışman Muzaffer Baran - Avukat Birgül Işık Şahin – Nilüfer Bld.Yaşlı Hiz. Srm. Gürkan Kaya - Diş Hekimi Emre Yalçıntaş - Doktor Emrah Aslan – Nilüfer Bld.Sosyal Hiz. Müdürü Yedek Yönetim Kurulu Güzin Asrak Ümit Sönmez – Doktor / Nöroloji Uzmanı Nilüfer Pekel - Doç. Dr., Nöroloji Uzmanı Betül Erdoğan - Psikolog Yaşar Kızılırmak - Doktor Yeni yönetim, Alzheimer hastalarının ve ailelerinin yaşam kalitesini artıracak çalışmalar için Bursa’daki tüm kurum ve kuruluşlarla iş birliğine açık olduklarını belirterek topluma şu çağrıda bulundu: “Alzheimer yalnızca bir hastalık değil; dayanışma, bilinç ve insanlık sınavıdır. Hep birlikte daha güçlü bir farkındalık oluşturabilir, hastalarımızın ve ailelerinin hayatına umut olabiliriz.” Türkiye Alzheimer Derneği Bursa Şubesi’nin önümüzdeki süreçte hayata geçireceği projelerin kamuoyuyla paylaşılmaya devam edeceği bildirildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.