Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Nefes Darlığı

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Nefes Darlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nefes Darlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çocuklarda yüksek ateş ve ateşli havaleye dikkat: "Ateşin yüksekliğinden çok çocuğun genel durumu önemli" Haber

Çocuklarda yüksek ateş ve ateşli havaleye dikkat: "Ateşin yüksekliğinden çok çocuğun genel durumu önemli"

Kurtköy Özel Ersoy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Elif Ruşen Vayvada, çocuklarda yüksek ateş ve ateşli havalenin hangi durumlarda doktor kontrolü gerektirdiğine ilişkin uyarılarda bulundu. Ateşin çoğu zaman vücudun doğal bir savunma mekanizması olduğunu belirten Vayvada, "Ateşin yüksekliğinden çok çocuğun genel durumu önem taşır. Yüksek ateş, havale, nefes darlığı veya bilinç değişikliği gibi belirtiler varsa zaman kaybetmeden uzmana başvurulmalıdır" dedi. Çocuklarda ateş, en sık karşılaşılan ve en çok endişe duyulan sağlık sorunlarından biri olarak ebeveynlerin karşısına çıkıyor. Özellikle ateşin yükselmesiyle birlikte havale geçirme korkusu, ebeveynlerde ciddi kaygıya neden olabiliyor. Bu noktada ateşin çoğu zaman vücudun enfeksiyonlara karşı verdiği doğal bir savunma yanıtı olduğunu hatırlatan Kurtköy Özel Ersoy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Elif Ruşen Vayvada, ateşin nedenini anlamanın ve hangi durumlarda doktora başvurulması gerektiğinin önemine dikkat çekti. "Ateşin yüksekliğinden çok çocuğun genel durumu önemli" Uzm. Dr. Elif Ruşen Vayvada, normal vücut sıcaklığının genellikle 36-37,5 derece arasında olduğunu ve ölçüm yerine göre değişmekle birlikte koltuk altından 37,2 derece üzeri, kulaktan 38 derece üzeri ve makattan 38 derecenin üzeri ölçümlerin ateş olarak kabul edildiğini aktardı. Vayvada, çocuklarda ateşin en sık nedenlerini ve ateş düşürme yöntemlerini şu şekilde ifade etti: "Üst solunum yolu enfeksiyonları, grip ve nezle, orta kulak iltihabı, boğaz enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, gastroenterit (ishal-kusma) ve bazı aşılar sonrası gelişen geçici reaksiyonlar özellikle kreşe veya okula başlayan çocuklarda enfeksiyonlara bağlı ateş sık görülür. Bu noktada ateşin yüksekliğinden çok çocuğun genel durumu önemlidir. Ancak 3 aydan küçük bebekte 38 derece ve üzeri ateş, 39 derecenin üzerinde seyreden ateş, ateşle birlikte havale geçirilmesi, nefes almada güçlük, bilinç bulanıklığı veya aşırı uyku hali, morarma, ense sertliği, sürekli kusma, sıvı alamama ve şiddetli halsizlik gibi belirtiler acil değerlendirme gerektiren durumlardır ve bu belirtiler varsa zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Ateşi tamamen yok etmeye çalışmak yerine çocuğun rahatlaması amaçlanmalıdır. Yapılması gerekenler çocuğu ince ve rahat kıyafetlerle giydirmek, oda sıcaklığını 22-24 derece civarında tutmak, bol sıvı verilmesini sağlamak, anne sütü alan bebeklerde emzirmeyi artırmak ve doktorun önerdiği ateş düşürücü ilaçları uygun dozda kullanmaktır. Yapılmaması gerekenler ise sirke sürmek, alkol ile silmek, buzlu su uygulamak ve kalın battaniyelere sarmaktır. Bu uygulamalar çocuğun durumunu kötüleştirebilir." "İlk kez havale geçiren her çocuk mutlaka bir çocuk doktoru tarafından değerlendirilmelidir" Ateşli havalede dikkat edilmesi gerekenleri ve önemli noktaları paylaşan Uzm. Dr. Vayvada, şu şekilde konuştu: "Ateşli havale (febril konvülziyon) genellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda ateşe bağlı olarak gelişen nöbetlerdir. Toplumda her 100 çocuğun yaklaşık 2-5'inde görülebilir. Çoğunlukla ateşin çok yüksek olmasından değil, ateşin hızlı yükselmesinden kaynaklanır. Ateşli havalenin belirtileri vücutta kasılma, kollarda ve bacaklarda sertleşme, gözlerin yukarı kayması, kısa süreli bilinç kaybı, çenede kilitlenme hissi ve nöbet sonrası uyku hali olabilir. Çoğu ateşli havale birkaç dakika içinde kendiliğinden sonlanır ancak ateşli havale sırasında neler yapılması gerektiğine dikkat edilmelidir. Doğru yaklaşım sakin olmak; çocuğu yan yatırmak, ağzındaki yiyecekleri temizlemek, etrafındaki sert cisimleri uzaklaştırmak ve süreyi takip etmektir. Kesinlikle yapılmaması gerekenler ise ağzını zorla açmaya çalışmak, ağzına kaşık, bez veya herhangi bir cisim koymak, su veya ilaç içirmeye çalışmak ve çocuğu sarsmaktır. Basit ateşli havalelerin büyük çoğunluğu kalıcı beyin hasarına yol açmaz ve çocuğun zekâ gelişimini etkilemez. Ancak ilk kez havale geçiren her çocuk mutlaka bir çocuk doktoru tarafından değerlendirilmelidir." "İlk kez havale geçirilmesi durumunda mutlaka doktor kontrolü gerekli" Uzm. Dr. Elif Ruşen Vayvada, doktora başvurulması gereken durumlar konusunda uyarılarda bulunarak, "İlk kez havale geçirilmesi, havalenin 5 dakikadan uzun sürmesi, havalenin tekrarlaması, 3 aydan küçük bebekte ateş olması, ateşin 72 saatten uzun sürmesi, nefes darlığı gelişmesi ve bilinç değişikliği görülmesi durumlarında vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır" dedi.

EN BÜYÜK RİSK YAŞLILAR, ÇOCUKLAR VE HAMİLELERDE Haber

EN BÜYÜK RİSK YAŞLILAR, ÇOCUKLAR VE HAMİLELERDE

65 yaş üstü bireyler, bebek ve küçük çocuklar, hamileler, kronik hastalığı bulunanlar ile açık alanda çalışanların sıcak havalardan en fazla etkilenen gruplar arasında yer aldığını belirten Uzm. Dr Elyesa Karaca, vücudun terleme yoluyla kendini soğutma mekanizmasının aşırı sıcak ve yüksek nem nedeniyle yetersiz kalabildiği, bu durumun sıcak bitkinliği ve sıcak çarpmasına kadar ilerleyebilen ciddi sağlık tablolarına neden olabileceğini vurguladı. Güneşin en dik geldiği saatlerde dışarı çıkmayın Özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmaması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr Elyesa Karaca, “Mecbur kalınması halinde ise açık renkli, ince ve bol kıyafetler tercih edilmeli, geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalı, güneş koruyucu ürünler ihmal edilmemeli ve gölgede kalınmaya özen gösterilmeli” dedi. Susamayı beklemeden su için Sıcak havalarda terleme ile birlikte vücudun önemli miktarda sıvı ve mineral kaybettiğini belirten Uzm. Dr Elyesa Karaca, susama hissi oluşmasını beklemeden gün boyunca düzenli su tüketilmesini tavsiye etti. Günlük en az 2,5-3 litre su içilmesi önerilirken, aşırı çay, kahve ve şekerli-gazlı içeceklerin tüketiminin sınırlandırılması gerektiği ifade etti. Aşırı sıcakların en fazla etkilediği grupların başında yaşlılar geldiğini hatırlatan Özel Medicabil Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Elyesa Karaca, özellikle kronik hastalığı bulunan yaşlıların gün içinde yakınları tarafından düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini vurguladı ve tansiyon, kalp ile böbrek hastalarının kullandıkları bazı ilaçların sıcak havalarda sıvı kaybını artırabileceği belirtilirken, ilaç kullanımında doktor önerisi dışında değişiklik yapılmaması gerektiği hatırlattı. Çocuklar ve hamileler daha dikkatli olmalı Bebekler ve küçük çocukların vücut ısılarını yetişkinler kadar kolay dengeleyemediğine dikkat çeken Uzm. Dr Elyesa Karaca, çocukların uzun süre güneş altında bırakılmaması, sık sık su içmelerinin sağlanması ve araç içerisinde kesinlikle yalnız bırakılmamaları gerektiğini belirtti. Hamile kadınların ise sıcak havalarda daha fazla sıvı tüketmeleri, uzun süre ayakta kalmamaları, güneş altında bulunmamaları ve aşırı yorgunluktan kaçınmaları öneren Uzm. Dr Elyesa Karaca, açıklamalarını şöyle tamamladı: “Yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, mide bulantısı, kusma, nefes darlığı, hızlı nabız ve bilinç kaybı sıcak çarpmasının önemli belirtileri arasındadır. Bu belirtiler görüldüğünde kişinin vakit kaybetmeden serin bir ortama alınması, üzerindeki fazla giysilerin çıkarılması, soğuk uygulama yapılması ve acil sağlık desteği istenmesi gerekebilir.”

Bahar ayında "Astım" şikayetleri! Haber

Bahar ayında "Astım" şikayetleri!

20.05.2026- Nev Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Seher Göktaş, astım hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi. Astımın, hava yollarının daralmasıyla oluşan alevlenmelerle seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Göktaş, hastalığın çoğunlukla alerjik nedenlerle ortaya çıktığını ancak alerjik olmayan astım türlerinin de bulunduğunu söyledi. “Astımın Belirtilerine Dikkat” Astımın en sık belirtilerinin nefes darlığı, öksürük, hırıltılı nefes alma ve göğüste sıkışma hissi olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, “Bazen hastalık sadece öksürük ile ortaya çıkabilir. Kriz şeklinde seyredebilir. Öksürük genellikle kurudur yani balgamsızdır. Şikayetler gün içinde olabildiği gibi özellikle gece artar. Sabaha karşı olan öksürük ve/veya nefes darlığı tipiktir. Bu belirtiler tekrarlayıcıdır” dedi “Sigara ve Alerjenler Riski Artırıyor” Astımda risk faktörlerine değinen Uzm. Dr. Göktaş, anne karnında bebeğin yetersiz beslenmesi ve düşük doğum ağırlığının risk oluşturduğunu belirtti. Anne ve babanın sigara içmesinin, özellikle gebelik döneminde annenin sigara kullanmasının astım gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayan Göktaş, ailede astım öyküsü bulunmasının da riski artırdığını söyledi. Bazı meslek gruplarında astımın daha sık görülebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, fırıncılık, marangozluk, mobilyacılık, dökümcülük, kaynakçılık, plastik ve kimya sanayi, ilaç endüstrisi, demiryolu işçiliği, çay ve tütün üretimi, itfaiyecilik, kuru temizleme, temizlik ve tekstil işçiliği gibi alanlarda çalışan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini dile getirdi. “Polen, Parfüm ve Sigara Dumanı Astımı Tetikleyebiliyor” Astımı tetikleyen en önemli faktörlerin başında alerjen maddelere maruz kalmanın geldiğini belirten Uzm. Dr. Göktaş, “Polen, ev tozu, evcil hayvanlar, küf mantarı, gribal enfeksiyonlar, stres, sigara dumanı, egzersiz, temizlik malzemeleri ve parfüm gibi yoğun kokular astımı tetikleyebilir. Ayrıca astım hastalarında reflü sıklığı da yüksektir” ifadelerinde bulundu. Mevsim geçişlerinin de astım hastaları için risk oluşturduğunu belirten Göktaş, özellikle bahar aylarında polen ve çimenlerin hastalığı alevlendirebildiğini söyledi. Hava kirliliği, soğuk hava ve mevsimsel gribal enfeksiyonların da astım şikayetlerini artırabileceğini kaydetti. “Astım Krizinde Erken Müdahale Önemli” Astım krizinin ani gelişen öksürük nöbetleri, nefes darlığı ve hırıltı ile kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, daha önce astım tanısı alan hastaların öncelikle nefes açıcı ilaçlarını kullanmaları gerektiğini söyledi. Göktaş, “Düzelme olmazsa şiddetine göre Göğüs Hastalıkları Polikliniği’ne veya acil servise başvurulmalıdır” dedi. “Astım Tamamen Geçmez Ancak Kontrol Altına Alınabilir” Astım tanısının; hasta öyküsü, fizik muayene, akciğer grafisi, kan tahlilleri, solunum fonksiyon testi ve alerji testleri ile konulduğunu ifade eden Uzm. Dr. Göktaş, hastalığın diyabet ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalık olduğunu ancak ilaçlarla kontrol altına alınabildiğini söyledi. Astım ilaçlarının bağımlılık yaptığı yönündeki yanlış inanışlara da değinen Göktaş, “Bu ilaçlar ağızdan kullanılan ilaçlara göre daha güvenlidir. Direkt akciğerlere etki eder. Dolaşıma katılımı çok azdır. Bağımlılık yapmaz. Hasta ihtiyacı olduğu için kullanılır” diye konuştu. “Ev Ortamı ve Günlük Yaşam Düzenlenmeli” Astım hastalarının yaşam alanlarına dikkat etmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, evde kedi, köpek ve kuş gibi evcil hayvanların beslenmesinin önerilmediğini söyledi. Halı, kitap ve toz tutabilecek eşyaların azaltılması gerektiğini ifade eden Göktaş, evin düzenli havalandırılmasının önemine dikkat çekti. Ayrıca parfümlü ve yoğun kokulu temizlik malzemelerinden uzak durulması gerektiğini vurguladı. Spor yapan astım hastalarının egzersiz öncesinde doktor önerisiyle nefes açıcı sprey kullanabileceğini belirten Göktaş, gerektiğinde egzersiz sonrasında da bu ilaçların kullanılabileceğini ifade etti. “Astım Hastanın Ömrünü Azaltmaz” Astım hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmasının büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, fiziksel yaşam alanlarının kişiye göre düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Hastalığın şiddetine göre tedavi planının değişebileceğini kaydeden Göktaş, bazı hastaların sürekli ilaç kullanması gerektiğini ifade etti. İlaçların bırakılmasının ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Göktaş, “Ara verdiklerinde bazen hafif astımı olan hastalar bile acile astım kriziyle gelebilmektedir. Bu durum ölümcül sonuçlar doğurabilir. Astım kontrol altına alınabilecek bir hastalıktır, hastanın ömrünü azaltmaz. Genel olarak ilerlemez ancak hasta kendine dikkat etmez ve sigara içerse ilerleyebilir” dedi.

Çocuklarda kalp hastalığı yaygınlaşıyor Haber

Çocuklarda kalp hastalığı yaygınlaşıyor

Türkiye'de son yıllarda çocuklarda kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Geçmişte sadece ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp hastalıkları, artık gençlerde de kapıyı çalıyor hatta çocuk yaşta kalp krizi vakalarıyla da karşılaşılabiliyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin genetik etkenlerin yanı sıra günlük yaşamda yapılan bazı hataların da kalbe ciddi zararlar verebildiğini belirterek “Çocuklarda kalp hastalıkları çoğu zaman sinsi ilerlemektedir. Özellikle çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, bayılma ve spor yaparken zorlanma gibi kalp hastalığının belirtileri olabilecek şikayetler varsa mutlaka Çocuk Kardiyolojisi uzmanına başvurulmalı, ‘büyüme döneminde olur’ gibi yanlış bir algıya kapılıp zaman kaybedilmemelidir” dedi. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin, günümüzde çocuk kalbini tehdit eden 9 etkeni, hatalı davranışları ve erken tanı için ailelerin dikkat etmeleri gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. HAZIR VE PAKETLİ GIDALARIN AŞIRI TÜKETİMİ Hazır gıdalar; yüksek tuz, şeker ve trans yağ içerdiklerinden çocukların damar yapısını olumsuz etkiler, zamanla damar sertliğine zemin hazırlayarak kalp hastalıklarının erken yaşta başlamasına neden olabilir. Bu tarz paketli ürünler, aşırı tuz içeriğinden dolayı çocukluk çağında da tansiyon yüksekliğine yol açabilmektedir. Bu nedenle çocuğa ev yapımı, doğal ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalı, paketli ürünler sınırlandırılmalıdır. Tablet, telefon ve bilgisayar başında uzun süre hareketsizlik kalbin yeterince çalışmamasına, dolaşım sisteminin zayıflamasına yol açar, obezite riskini artırır. Ayrıca hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle kardiyovasküler sistem ayarı kendini hep istirahatte gibi algıladığı için, ani hareketlerde baş dönmesi, göz kararması ve bayılma da görülebilmektedir. Çocukların açık havada her gün 60 dakika aktif hareket etmesi ve düzenli spor yapmaları desteklenmelidir. Fazla kilo, kalbin üzerine ekstra yük bindirir. Obez çocuklarda yüksek tansiyon, kolesterol ve insülin direnci gibi kalp hastalıklarını tetikleyen riskler daha erken ortaya çıkar. Çocukların sağlıklı ve dengeli beslenmesi, ekran süresinin azaltılması ve spora yönlendirilmeleriyle kilolarının olması gereken ideal seviyeye ulaşmaları sağlanmalıdır. AŞIRI TUZ TÜKETİMİ Yapılan bilimsel çalışmalar; fazla tuz tüketiminin çocuklarda da yüksek tansiyona neden olabileceğini, bu durumun uzun vadede kalp ve damar sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini gösteriyor. Yemeklere ekstra tuz eklenmemesi, hazır atıştırmalıkların tuz oranına dikkat edilmesi ve başta cips olmak üzere aşırı tuzlu atıştırmalıklardan uzak durulması konusunda bilinçlendirilmeleri çok önemlidir. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin “Çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı veya bayılma gibi belirtiler çoğu zaman ‘büyüme dönemi’ denilerek göz ardı edilebiliyor. Oysa bu belirtiler kalp hastalıklarının erken sinyalleri olabileceğinden, bu tür şikayetler mutlaka ciddiye alınmalı ve vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır” diyor. Yeterli ve kaliteli uyku çocukların kalp sağlığı için de kritik öneme sahiptir. Yetersiz uyku; stres hormonlarını artırarak kalp ritmini ve tansiyonu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca çok geç uyuma alışkanlığı olan çocuklarda, vücudun biyolojik ritmi bozulabilmektedir. Bu nedenle mutlaka çocuğun yaşına uygun düzenli uyku saatleri oluşturulmalı ve uyku hijyenine dikkat edilmelidir.

Hantavirüs salgına dönüşür mü? Haber

Hantavirüs salgına dönüşür mü?

Kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve tükürüğüyle temas sonucu bulaşabilen hantavirüs, ağır vakalarda solunum yetmezliği, böbrek sorunları ve can kayıplarına yol açabiliyor. Uzmanlar özellikle uzun süre kapalı kalan alanların temizliği sırasında dikkatli olunması gerektiğine dikkat çekiyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, hantavirüsün toplum içinde kolay yayılan bir enfeksiyon olmadığını belirterek, “İnsandan insana bulaş yalnızca Güney Amerika’da görülen Andes virüsü ile ilişkilendirilmiştir. Avrupa ve Asya’daki türlerde böyle bir bulaş kanıtlanmamıştır” dedi. GRİP BELİRTİLERİYLE KARIŞABİLİYOR Depo, ahır, kiler, bağ evi ve uzun süre kullanılmayan yazlıklar riskli alanlar arasında yer alıyor. Bu alanlarda temizlik yapılırken virüs içeren partiküllerin havaya karışması enfeksiyon riskinin artırılabileceğine dikkati çeken Dr. Öğretim Üyesi Saliha Ayan, "Hantavirüs belirtileri çoğu zaman grip ile karıştırılabiliyor. Hastalığın ilk döneminde ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik, bulantı ve kusma görülebiliyor. İlerleyen vakalarda ise nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi, tansiyon düşüklüğü ve böbrek yetmezliği gibi ağır tablolar gelişebiliyor" dedi. Uzmanlar, özellikle kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerde açıklanamayan ateş ve nefes darlığı görülmesi halinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguluyor. Hantavirüse karşı kesin etkili bir antiviral tedavi ya da yaygın kullanılan bir aşı bulunmuyor. Bu nedenle korunma yöntemleri büyük önem taşıyor. Uzmanlar, riskli alanların önce havalandırılması gerektiğini, kemirgen dışkısı bulunan bölgelerin süpürülmemesi ve nemlendirilerek temizlenmesi gerektiğini belirtiyor. Temizlik sırasında maske ve eldiven kullanılması, işlem sonrası ellerin mutlaka yıkanması öneriliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.