Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Nefes Darlığı

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Nefes Darlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nefes Darlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye'de ölümlerin yaklaşık yüzde 40'ı kalp ve damar hastalıklarından kaynaklı Haber

Türkiye'de ölümlerin yaklaşık yüzde 40'ı kalp ve damar hastalıklarından kaynaklı

Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine çalışanı Dr. Öğr. Üyesi Kardiyoloji Uzmanı Enes Çelik, kalp ve damar hastalıkları, dünyada olduğu gibi ülkemizde de en önemli ölüm ve hastalık nedenleri arasında yer almakta olduğunu söyledi. Çelik, "Bununla birlikte, bu hastalıkların büyük bir bölümü; sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi, risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesi ve etkili tedavi ile önlenebilmekte veya geciktirilebilmektedir. Kalp ve damar hastalıkları yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkan hastalıklar değildir. Sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, tütün kullanımı, aşırı tuz tüketimi, obezite, hipertansiyon, diyabet ve yüksek kolesterol gibi risk faktörleri yaşamın erken dönemlerinden itibaren kalp sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Hipertansiyon başta olmak üzere birçok kardiyovasküler risk faktörü uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebilmektedir. Ayrıca göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, efor kapasitesinde azalma, ani gelişen güçsüzlük veya konuşma bozukluğu gibi belirtiler zamanında fark edilmediğinde kalp krizi, inme ve kalp yetersizliği gibi ciddi sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri ve erken tanı, kalp sağlığının korunmasında kritik öneme sahiptir" dedi. "Toplumun sağlık okuryazarlığının artırılmasına yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirilmektedir" Dr. Öğr. Üyesi Kardiyoloji Uzmanı Enes Çelik açıklamasının devamında, "Sağlık Bakanlığı olarak kardiyovasküler hastalıkların önlenmesine yönelik çalışmalarımızı koruyucu sağlık hizmetleri yaklaşımı doğrultusunda sürdürmekteyiz. Bu kapsamda; birinci basamak sağlık hizmetlerinde kardiyovasküler risk değerlendirmeleri yapılmakta, Hipertansiyon, diyabet ve dislipidemi gibi risk faktörlerinin erken tanısı ve etkin yönetimi desteklenmekte, tütün kullanımının önlenmesine yönelik kapsamlı mücadele yürütülmekte, sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite alışkanlıklarının geliştirilmesi teşvik edilmekte. Toplumun sağlık okuryazarlığının artırılmasına yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Kalp sağlığının korunması; yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi edilmesini değil, hastalık gelişmeden önce risklerin azaltılmasını esas alan bütüncül bir yaklaşım gerektirmektedir" dedi. "Unutulmamalıdır ki; kalp ve damar hastalıklarının önemli bir bölümü önlenebilir risk faktörlerinden kaynaklanmaktadır" Çelik son olarak, "Kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi için her bir bireyin tütün ve tütün ürünlerinden uzak durması, sağlıklı ve dengeli beslenmesi, günlük yaşamda fiziksel aktiviteyi artırması, ideal vücut ağırlığını koruması, kan basıncı, kan şekeri ve kolesterol düzeylerini düzenli olarak kontrol ettirmesi. Hekim önerilerine uygun tedavi ve ilaçlarını aksatmadan kullanması, Aile Hekimine başvurarak kardiyovasküler risk değerlendirmesini yaptırması, Sağlıklı Hayat Merkezlerini ziyaret ederek sağlıklı hayat danışmanlığı alması, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı veya inme belirtileri geliştiğinde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki; kalp ve damar hastalıklarının önemli bir bölümü önlenebilir risk faktörlerinden kaynaklanmaktadır. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesiyle hem bireysel yaşam kalitesi artırılabilir hem de toplumdaki hastalık yükü önemli ölçüde azaltılabilir" ifadelerine yer verdi.

Kalp hastalığı bazen ilk olarak yorgunlukla kapınızı çalıyor Haber

Kalp hastalığı bazen ilk olarak yorgunlukla kapınızı çalıyor

Kalp hastalıklarının ilk belirtilerinden birinin günlük yaşamda fark edilen efor kapasitesi kaybı olabileceğini belirten Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Göksel Güz, daha önce rahatlıkla çıkılan merdivenlerin zor gelmesi, kısa yürüyüşlerde nefes nefese kalınması ve basit ev işlerinde bile belirgin yorgunluk hissedilmesinin önemsenmesi gerektiğini söyledi. Bu değişimin her zaman yaş alma veya kondisyon eksikliğiyle açıklanamayacağını ifade eden Güz, kalbin vücudun ihtiyaç duyduğu oksijenli kanı yeterince dolaşıma veremediği durumlarda efor kapasitesinin azalabileceğini belirtti. Özellikle daha önce bulunmayan ve giderek artan nefes darlığı ile çabuk yorulmanın, kişinin yaşam kalitesini etkilemeden önce değerlendirilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Güz, "Yeni başlayan efor kaybı, kalp açısından mutlaka değerlendirilmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor" dedi. Göğüs dışındaki ağrılar da kalpten kaynaklanabilir Kalp kaynaklı ağrının yalnızca göğüs bölgesinde hissedilmediğini belirten Doç. Dr. Göksel Güz, bazı hastalarda ağrının çene, sırt, omuz veya sol kola yayılabildiğini söyledi. Özellikle fiziksel aktivite sırasında başlayan ve dinlenmeyle hafifleyen ağrıların kalp damar hastalıkları açısından önem taşıdığına dikkat çeken Güz, mide bulantısı, soğuk terleme ve açıklanamayan halsizlik gibi belirtilerin de tabloya eşlik edebileceğini ifade etti. Bu tür yakınmaların tek başına kalp hastalığı anlamına gelmediğini ancak birlikte değerlendirildiğinde önemli ipuçları sunabileceğini belirten Güz, "Ağrının yeri kadar hangi şartlarda başladığı ve beraberindeki belirtiler de tanı açısından yol göstericidir" dedi. Kadınlarda belirtiler daha farklı seyredebiliyor Kadınlarda kalp hastalıklarının erkeklerde görülen klasik tabloyla her zaman benzer şekilde ortaya çıkmadığını belirten Doç. Dr. Göksel Güz, nefes darlığı, olağandışı yorgunluk, bulantı ve sırt ağrısının kadınlarda daha belirgin olabildiğini söyledi. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmaların, kadınlarda kalp krizinin farklı belirtilerle başlayabileceğini ortaya koyduğunu ifade eden Güz, bu nedenle belirtilerin yalnızca göğüs ağrısına indirgenmemesi gerektiğini vurguladı. Özellikle diyabet, hipertansiyon veya ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan kadınlarda bu yakınmaların stres ya da yoğun çalışma temposuna bağlanmaması gerektiğini söyleyen Güz, "Belirtilerin kişiye özgü değerlendirilmesi, kalp hastalıklarının daha erken fark edilmesine katkı sağlayabilir" dedi. Tansiyon ve kolesterol sessiz ilerleyebiliyor Yüksek tansiyon ve yüksek kolesterolün en önemli özelliklerinden birinin uzun yıllar hiçbir belirti vermeden ilerleyebilmesi olduğunu belirten Doç. Dr. Göksel Güz, kişinin kendisini iyi hissetmesinin kalp-damar riskinin düşük olduğu anlamına gelmediğini söyledi. Kontrolsüz tansiyonun damar yapısını zaman içerisinde olumsuz etkileyebileceğini, yüksek kolesterolün ise damar duvarında plak oluşumuna katkıda bulunabileceğini ifade eden Güz, bu değişimlerin yıllar içinde kalp krizi ve inme riskini artırabildiğini belirtti. Düzenli ölçüm ve hekim kontrolünün, henüz şikâyet oluşmadan risklerin belirlenmesine yardımcı olduğunu vurgulayan Güz, "Rutin tansiyon ve kolesterol kontrolleri, kalp sağlığını korumanın en önemli basamaklarından biridir" dedi. Risk değerlendirmesinde tek bir sonuç yeterli değil Kalp-damar hastalığı riskinin yalnızca kolesterol değerine bakılarak değerlendirilemeyeceğini belirten Doç. Dr. Göksel Güz, yaş, tansiyon, diyabet, sigara kullanımı, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü ve yaşam alışkanlıklarının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Bazı kişilerde laboratuvar değerleri normal sınırlarda görünse bile birden fazla risk faktörünün bir araya gelmesinin toplam kardiyovasküler riski artırabileceğini ifade eden Güz, risk değerlendirmesinin kişiye özel yapılmasının doğru koruyucu yaklaşım açısından büyük önem taşıdığını belirtti. "Kalp sağlığını değerlendirirken yalnızca tek bir kan sonucuna değil, kişinin bütün risk profiline bakıyoruz" dedi. Kalbi korumak günlük alışkanlıklarla başlıyor Kalp-damar hastalıklarının önemli bir bölümünün yaşam tarzıyla ilişkili risk faktörlerinin kontrol altına alınmasıyla önlenebileceğini belirten Doç. Dr. Göksel Güz, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, tütün ürünlerinden uzak durma, sağlıklı kilo ve yeterli uykunun kalp sağlığını destekleyen temel alışkanlıklar arasında yer aldığını söyledi. Gün içerisinde uzun süre hareketsiz kalmak yerine düzenli yürüyüş yapmak, sebze ve liften zengin beslenmek, tansiyon ve kan şekeri kontrolünü ihmal etmemek gibi küçük değişikliklerin uzun vadede kalp sağlığı üzerinde önemli etkileri bulunduğunu ifade eden Güz, "Kalbi korumak yalnızca hastalık ortaya çıktığında tedavi olmak değildir. Düzenli kontrolleri ihmal etmemek, risk faktörlerini bilmek ve günlük yaşamda hareketi artırmak kalp sağlığını korumanın en etkili yollarındandır" diyerek sözlerini tamamladı.

Uzmanından Dünya Kalp Gününde önemli tavsiyeler Haber

Uzmanından Dünya Kalp Gününde önemli tavsiyeler

Dünyada ve Türkiye'de önemli bir sağlık yükü oluşturan kalp-damar hastalıklarının önemli bir bölümü; düzenli kontroller, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve risk faktörlerinin erken dönemde yönetilmesiyle önlenebiliyor. Liv Hospital Ulus Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, 29 Eylül Dünya Kalp Günü kapsamında kalp ve damar hastalıklarına karşı korunmada erken farkındalığın önemine dikkat çekti. "Kalp hastalıkları belirti vermeden ilerleyebilir" Kalp-damar hastalıklarında en önemli risklerden birinin, kişinin kendisini sağlıklı hissetmesine rağmen bazı risk faktörlerinin yıllar içinde damar yapısını olumsuz etkilemesi olduğunu belirten Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, "Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, fazla kilo, hareketsizlik ve aile öyküsü kalp-damar hastalıkları açısından önemli risk faktörleridir. Özellikle hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği uzun süre herhangi bir belirti vermeden ilerleyebilir. Bu nedenle kişinin yalnızca şikâyeti olduğunda değil, risk durumuna göre düzenli sağlık kontrollerini yaptırması büyük önem taşır" dedi. "Göğüs ağrısı her zaman göz ardı edilmemeli" Kalp sağlığı açısından bazı belirtilerin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çatakoğlu, "Göğüste baskı, sıkışma veya ağrı; nefes darlığı; eforla ortaya çıkan çabuk yorulma; soğuk terleme; bulantı ve özellikle göğüsten kola, sırta, boyuna veya çeneye yayılan ağrı kalp-damar hastalıklarının habercisi olabilir. Bu belirtiler yeni başladıysa, şiddetliyse veya dinlenmekle geçmiyorsa vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme yapılmalıdır" ifadelerini kullandı. "Kalp sağlığı günlük yaşam alışkanlıklarıyla korunabilir" Kalp sağlığını korumanın yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra alınacak önlemlerle sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, "Kalp sağlığı için dengeli beslenmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, ideal vücut ağırlığını korumak, sigaradan uzak durmak, tansiyon ve kolesterol değerlerini takip etmek ve diyabet varsa kan şekeri kontrolünü sağlamak temel adımlardır. Bunun yanında uyku düzeni ve stres yönetimi de sağlıklı yaşamın önemli parçalarıdır. Küçük ama sürdürülebilir değişiklikler, uzun vadede kalp sağlığı açısından önemli kazanımlar sağlayabilir" dedi. "Kalp sağlığında kişiye özel risk değerlendirmesi önemli" Her bireyin kalp-damar hastalığı açısından riskinin aynı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Çatakoğlu, "Yaş, aile öyküsü, mevcut hastalıklar, tansiyon, kolesterol, kan şekeri, sigara kullanımı ve yaşam tarzı birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle ailesinde erken yaşta kalp-damar hastalığı bulunan, hipertansiyon, diyabet veya kolesterol yüksekliği olan kişilerin risklerini hekimleriyle değerlendirmeleri önemlidir. Dünya Kalp Günü, kalbimizin sağlığını yalnızca bir gün değil, hayatımız boyunca korumamız gerektiğini hatırlatmak için önemli bir fırsattır. 29 Eylül Dünya Kalp Günü'nde mesaj net: Kalbinizi korumak için belirtileri beklemeyin, risklerinizi bilin ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını hayatınızın bir parçası haline getirin" ifadelerini kullandı.

Bolu’da sinek ilacı kokusu hastanelik etti: 2’si sağlık çalışanı 3 kişi fenalaştı Haber

Bolu’da sinek ilacı kokusu hastanelik etti: 2’si sağlık çalışanı 3 kişi fenalaştı

Bolu’da sinek ilaçlamasının ardından kokudan etkilendiği değerlendirilen astım hastası 76 yaşındaki kadın ile yaşlı kadına müdahale etmek için apartmana giren 2 sağlık çalışanı hastaneye kaldırıldı. Olay, gece saatlerinde Karamanlı Mahallesi Işıklı Sokak’ta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, sokakta araçla sinek ilaçlaması yapıldı. İlaçlama çalışmasının ardından saat 01.00 sıralarında astım hastası olduğu belirtilen 76 yaşındaki S.U., nefes darlığı yaşamaya başladı. Yakınlarının ihbarı üzerine adrese sağlık ekibi sevk edildi. Sağlık çalışanları da fenalaştı S.U.’nun bulunduğu daireye ulaşmak için apartmana giren 2 sağlık çalışanı da fenalaştı. Bunun üzerine bölgeye takviye sağlık ekiplerinin yanı sıra polis, AFAD ve itfaiye ekipleri sevk edildi. İlk müdahaleleri olay yerinde yapılan S.U. ile 2 sağlık çalışanı, sinek ilacı kokusundan etkilenme şüphesiyle ambulanslarla Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi Köroğlu Ünitesi’ne kaldırıldı. "Annem kokudan nefes almakta zorlandı" AFAD ekipleri, S.U.’nun yaşadığı dairede inceleme yaptı. İlk kontrollerde herhangi bir olumsuz bulguya rastlanmadığı öğrenildi. S.U.’nun kızı Z.Ç., annesinin astım ve bronşit rahatsızlığı bulunduğunu belirterek, "Annemin zaten astımı ve bronşiti var. İlaçlama kokusunun ardından nefes almakta zorlandı. Ambulansı aradık. Sağlık çalışanları da apartmana geldiklerinde kokudan etkilendi. Her akşam ilaçlama yapılıyor. Camlarımız açıktı. Annem kokunun ardından fenalaştı" dedi. Olayla ilgili inceleme sürüyor.

Kalp kapağında ezber bozan operasyon Haber

Kalp kapağında ezber bozan operasyon

Bursa’da daha önce iki kez kalp kapak ameliyatı geçiren ve üçüncü bir açık kalp operasyonu yüksek risk taşıyan 76 yaşındaki Şükran Can’a, dünyada sınırlı sayıda uygulanan Türkiye’de ilk kez uygulanan özel bir yöntemle müdahale edildi. İzmir’de yaşayan Şükran Can’ın kalp hastalığıyla uzun yıllardır mücadele ediyordu. Daha önce iki kez kapak operasyonu geçiren Can’ın hem aort hem de mitral kapağına metalik protez kapak yerleştirildi. Hastaya ilerleyen süreçte kalp pili de takıldı. Son dönemde nefes darlığı, halsizlik ve çabuk yorulma şikayetleri yaşayan Can, tedavi için Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniğine başvurdu. Yapılan değerlendirmelerde mevcut mekanik aort kapağında ciddi düzeyde darlık ve işlev bozukluğu tespit edildi. Üçüncü ameliyat yerine farklı yöntem tercih edildi Hastanın daha önce geçirdiği operasyonlar, mevcut sağlık sorunları ve akciğer kapasitesinin yetersiz olması nedeniyle üçüncü kez açık kalp ameliyatına alınmasının yüksek risk taşıdığı değerlendirildi. Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bursa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Arı’nın öncülüğünde, Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi Konseyi tarafından hastanın durumu değerlendirildi. Yapılan değerlendirme sonucunda, daha önce biyoprotez kapaklarda uygulanan "valve-in-valve" yönteminin bu kez metalik aort kapak içerisinde uygulanmasına karar verildi. Türkiye’de ilk kez uygulandı Yaklaşık 1 saat süren yüksek riskli işlem, kardiyoloji, kalp ve damar cerrahisi ile anestezi ekiplerinin ortak çalışmasıyla gerçekleştirildi. Hastanın mevcut metalik aort kapağının içerisine kateter yöntemiyle yeni biyoprotez kapak yerleştirildi. Operasyonu gerçekleştiren Prof. Dr. Hasan Arı, hastanın üçüncü kez ameliyat edilmesinin ciddi risk taşıdığını belirterek, uygulanan yöntemin dünyada da oldukça sınırlı sayıda hastada gerçekleştirildiğini söyledi. Arı, "Kardiyoloji kliniğinde yaklaşık 25 yıldır Yüksek İhtisas’ta görev yapıyorum. Son hastamız 76 yaşında kadın hasta. Daha önce iki defa kapak operasyonu geçirilmiş. Hem aort hem mitral kapağına metalik kapak takılmış. Hastanın aort kapağında ciddi işlev bozukluğu ve darlık vardı. Üçüncü operasyonun yüksek risk taşıması nedeniyle farklı bir yönteme başvurduk. Hastaya üçüncü defa operasyon yapılacak. Ancak hasta çok uzun süre hastanelerde yatmış ve çok fazla komorbid durumu var. Akciğer kapasitesi yeterli olmayan bir hasta. Bu hastanın üçüncü bir operasyonunun çok yüksek riskli olacağı Kardiyoloji-Kalp Cerrahisi Konseyi’nde görüşüldü" diye konuştu. "İşlemi ekip olarak başarıyla gerçekleştirdik" Arı, daha önce biyoprotez kapaklarda uygulanan yöntemin bu kez metalik aort kapak içerisinde gerçekleştirildiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu hastaya farklı bir teknik ile daha önce biyoprotez kapaklar için uyguladığımız valve-in-valve TAVI işleminin metalik aort kapak içerisinde valve-in-valve şeklinde uygulanmasına karar verdik. Bu işlemi ekip olarak başarıyla gerçekleştirdik. İşlemin ardından hasta iki gün yoğun bakımda takip edildi." Uzun yıllardır kalp hastalığı nedeniyle tedavi gören Şükran Can ise Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gördüğü ilgiden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Can, sağlık durumunun iyi olduğunu belirterek, doktorlarına ve hastane çalışanlarına teşekkür etti.

"Dede çok pis kokuyorsun" sözü sigarayı bıraktırdı Haber

"Dede çok pis kokuyorsun" sözü sigarayı bıraktırdı

Yeşilyurt İlçe Sağlık Müdürlüğü Sigara Bırakma Polikliniği’ne başvuran Akgeyik, aldığı destek ve kendi iradesiyle yaklaşık 10 aydır sigara kullanmıyor. Yeşilyurt İlçe Sağlık Müdürlüğü’nde memur olarak görev yapan Yasin Akgeyik, uzun yıllar kullandığı sigaranın zaman içerisinde sağlığını ve günlük yaşamını olumsuz etkilediğini söyledi. Astım şikayetlerinin başladığını ve özellikle merdiven çıkarken nefes darlığı yaşadığını belirten Akgeyik, torununun kendisine söylediği sözün sigarayı bırakma kararında önemli bir etken olduğunu ifade etti. 35 yıllık sigara alışkanlığını bırakma sürecini anlatan Akgeyik, "Uzun süredir 35 yıldır sigara kullanıyorum. Her geçen gün sigara beni rahatsız etmeye, tıkamaya başladı. Astım rahatsızlığı başladı ve astım ilacı kullanmaya başladım. Eve gittiğimde kızım veya torunum bana sarıldığında, ‘Dede çok pis kokuyorsun, sigara çok kokuyorsun’ diyorlardı. Bu da beni çok etkiledi. İki kat yukarı çıkamıyordum, merdiven çıkamıyordum, tıkanıyordum. O yüzden sigarayı bırakmaya karar verdim" dedi. Yeşilyurt İlçe Sağlık Müdürlüğü Sigara Bırakma Polikliniği’ne başvurduğunu kaydeden Akgeyik, burada kendisine uygun tedavi uygulandığını belirterek, "Eyüp Hocam ile görüştük, bana uygun ilacı verdi. İlacı düzenli bir şekilde kullandım. Yaklaşık 10 aydır sigara içmiyorum. Bir kere zorlandığım anlar oldu ama iradeye sahip çıkmak önemli. Kendimi tanıdığım kadarıyla bir tane içsem devamı gelecekti. O yüzden hiç sigaraya tenezzül etmedim. Şu an hiç aklıma bile gelmiyor" ifadelerini kullandı. Sigarayı bıraktıktan sonra nefes almasının ve yürüme kapasitesinin arttığını kaydeden Akgeyik, en büyük mutluluğunun ise torununun artık kendisine "temiz kokuyorsun" demesi olduğunu söyledi.Akgeyik, "İki kat çıktığımda nefesim daralıyordu, şimdi biraz daha rahat çıkabiliyorum. Yürüyüş mesafem uzadı, yürüyebiliyorum. En azından eve gittiğimde torunum bana sarılıp ‘Dede, temiz kokuyorsun’ dediğinde çok mutlu oluyorum. Sigarayı bırakma kararımda en etkili olan şey torunumun ‘pis kokuyorsun’ demesiydi" dedi. Çarmuzu Sağlıklı Hayat Merkezi Sigara Bırakma Polikliniği’nde görev yapan Dr. Eyüp Kaplan ise yaklaşık bir yıldır sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara destek verdiklerini söyledi.Hastaların karbonmonoksit düzeyleri ile nikotin bağımlılık seviyelerini ölçtüklerini belirten Kaplan, "Hastalarımıza uygun bir bırakma planı düzenliyoruz. Uygun olmaları durumunda psikososyal destek ve ilaç tedavisi düzenliyoruz" diye konuştu.

"Frank işareti tek başına kalp hastalığı belirtisi değildir" Haber

"Frank işareti tek başına kalp hastalığı belirtisi değildir"

Komedyen Cem Yılmaz'ın yaşadığı sağlık sorunlarının ardından, kalp krizi belirtilerini önemseyerek vakit kaybetmeden hastaneye başvurmanın önemi yeniden gündeme geldi. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Güngören, belirtiler konusunda vatandaşları uyarırken, kalp krizi habercisi olabileceği iddia edilen ‘Frank işareti'ne dair bilgiler verdi. Kalp hastalıkları, tüm dünyada ölümlerin başlıca sebepleri arasında yer alıyor. Dikkate alınmayan kalp krizi belirtileri, ölümle sonuçlanabiliyor. Medicana Ataköy Hastanesi'nden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Güngören, kalp krizinde ilk belirtilerin hastadan hastaya değiştiğini ifade etti. Doç. Dr. Güngören, "Bazı hastalarda ilk belirti göğüs ağrısı iken bazı hastalarda nefes darlığı, bazı hastalarda ise bayılma, çarpıntı hissi olabiliyor. Büyük çoğunlukla hastalarda göğüs ağrısıyla başvuruları görüyoruz. Ama bazı yaşlı hastalar, şeker hastaları ve fiziksel nörolojik problemleri olan hastalarda bu ilk belirti kendini nefes darlığı ya da genel durumda birden bozulma şeklinde gösterebiliyor" dedi. "Gerekli görülürse en geç 2 saat içinde anjiyo uyguluyoruz" Hastaların çoğunlukla göğsün ön bölgesinden başlayarak kola veya sırta yayılabilen ağrıyla acile başvurduğunu belirten Doç. Dr. Fatih Güngören, "EKG'lerini değerlendiriyoruz. EKG'de ST elevasyonu dediğimiz bir durum görürsek, bu hastaların acil olarak anjiyografiye alınması ve sorumlu damardaki tıkanıklığa müdahale edilmesi gerekiyor. Bu süreçte hedef, hastanın mümkün olan en kısa sürede, ideal olarak ilk tıbbi temastan itibaren 120 dakika içinde uygun tedaviye ulaştırılmasıdır. Bazı hasta gruplarında ise EKG'de bu değişikliği göremeyebiliyoruz. Bu hastalarda klinik değerlendirme, seri EKG ve kan testleriyle takip süreci yürütülebiliyor" şeklinde konuştu. "Farklı bir ağrı varsa bir an önce 112 aranmalı" Kalp krizi belirtilerinin her zamankinden farklı ve yoğun şekillerde kendini gösterdiğini belirten Doç. Dr. Güngören, "Kalp krizinde hasta her zamankinden farklı bir durumda kendini hisseder. Bu ağrı her zamankinden farklı bir ağrı, göğüs ön bölgesinde yanma, göğse bir şey oturuyormuş gibi ya da sıkıştırma gibi bir his olabilir. Her zamankinden çok daha farklı bir ağrı, beraberinde terleme, bulantı hissi, kusma hissi olabiliyor. Hastalar yolunda gitmeyen bir şeyi kendinde fark ettiğinde bir an önce 112'yi araması ya da bir an önce hastaneye başvurarak tam bir temas kurması gerekiyor" dedi. "Frank işaretiyle birlikte diğer belirtilere de bakmak gerekiyor" Özellikle sosyal medyada sıkça gündeme gelen, kulak memesindeki çizginin kalp hastalığı habercisi olabileceği yönündeki iddialara da değinen Doç. Dr. Fatih Güngören, "Frank işareti" olarak adlandırılan bu çizgiyle ilgili şu bilgileri verdi: "Yapılan bazı çalışmalarda, kalp damar hastalığı bulunan kişilerde kulak memesindeki ‘Frank işareti' olarak adlandırılan diagonal çizginin daha sık görüldüğüne ilişkin bir korelasyon ortaya konmuş. Bu nedenle özellikle Frank işareti bulunan kişilerin, ‘Kalp-damar problemim var mı?' veya ‘İleride kalp-damar problemi yaşar mıyım' endişesiyle bir kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesinde fayda olabilir. Ancak her Frank işareti bulunan hastanın kalp damarlarında problem olduğu sonucunu çıkarmak doğru değil. Hasta bu nedenle başvurduğunda, eşlik eden hastalıklarını ve diğer risk faktörlerini bir bütün olarak değerlendiriyoruz. Bunun sonucunda ileri bir damar görüntüleme yöntemine ihtiyaç olup olmadığına karar veriyoruz. Her Frank işareti bulunan hastaya anjiyo ya da koroner BT anjiyografi yapılması gerektiğini söylemek doğru bir yaklaşım değil. Öncelikle kişinin kardiyovasküler risklerini ortaya koymak gerekiyor." Hareketsiz yaşam, sigara ve alkol tüketimi önemli risk faktörleri Kalp-damar hastalıklarında risk faktörlerinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Fatih Güngören, hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve ailede genç yaşta kalp krizi öyküsünün önemli risk faktörleri arasında bulunduğunu söyledi. Sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi ve sedanter yaşam tarzının da kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebildiğini belirten Güngören, "Bunların hepsi bizim için önemli risk faktörleri. Kalp-damar hastalığı bulunan kişilerde bu risk faktörlerini daha sık görebiliyoruz. Dolayısıyla kişinin toplam kardiyovasküler riskini değerlendirirken bütün bu faktörleri birlikte ele almak gerekiyor" dedi. "Stres hormonları kalp krizine yatkınlığı artırabiliyor" Stresin kalp sağlığı üzerindeki etkisine de değinen Güngören, "Stres günlük hayatın bir parçası haline geldi. Stresin damarlar üzerindeki etkileri ve stres hormonlarının vücuttaki etkileri önemli. Adrenalin ve kortizol gibi stres hormonları tansiyonumuzu yükseltebilir, nabız sayımızı artırabilir. Damarlarımızda aterosklerotik bir plak varsa, yoğun stres ve buna eşlik eden fizyolojik değişiklikler bazı durumlarda plağın yırtılması ve pıhtı oluşumu gibi süreçlere katkıda bulunabilir. Bu nedenle stresi yönetmek kalp-damar sağlığı açısından da önemli" diye konuştu. "Erkekler 40 yaşından sonra, kadınlar menopoz döneminde kontrollere başlamalı" Düzenli kalp sağlığı kontrollerinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Fatih Güngören, "Genel olarak önerimiz şu şekilde: Eğer ailede genç yaşta kalp krizi gibi bir risk öyküsü varsa bu kişileri 40 yaşını beklemeden değerlendirmek isteyebiliriz. Özellikle erken yaşta kalp-damar hastalığı öyküsü veya ailevi hiperkolesterolemi gibi durumlarda daha erken yaşlarda kontrol yapılması gerekiyor. Erkekler için genel olarak 40 yaşından sonra kardiyovasküler risk değerlendirmesi yapılmasını öneriyoruz. Kadınlarda ise menopoz dönemi ve sonrasında kalp-damar hastalıkları açısından risk faktörlerinin yeniden değerlendirilmesi önem taşıyor" diyerek sözlerini noktaladı.

"Ritim bozuklukları inme ve kalp yetersizliği riskini artırabilir" Haber

"Ritim bozuklukları inme ve kalp yetersizliği riskini artırabilir"

Prof. Dr. Enis Oğuz, tekrarlayan çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi, halsizlik veya bayılma gibi şikâyetlerin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekerek, "Kalbin düzensiz atması her zaman masum bir durum değildir" dedi. Kalbin normalden hızlı, yavaş veya düzensiz çalışmasıyla ortaya çıkan ritim bozuklukları, toplumda sık görülmesine rağmen çoğu zaman basit bir çarpıntı olarak değerlendirilebiliyor. Oysa özellikle atriyal fibrilasyon gibi ritim bozuklukları, tedavi edilmediğinde kalp yetersizliği ve inme gibi ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkma riskini artırabiliyor. Liv Hospital Ulus Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Enis Oğuz, tekrarlayan çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi, halsizlik veya bayılma gibi şikâyetlerin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. "Çarpıntının nedenini ortaya koymak önemli" Ritim bozukluklarının her hastada aynı şekilde ortaya çıkmadığını belirten Prof. Dr. Enis Oğuz, "Bazı hastalar kalbin düzensiz attığını veya göğüste çırpınma hissini fark ederken, bazı hastalarda ritim bozukluğu herhangi bir belirti vermeden de ilerleyebilir. Özellikle çarpıntının tekrarlaması, beraberinde nefes darlığı, göğüs rahatsızlığı, baş dönmesi veya bayılma gibi belirtilerin bulunması durumunda kardiyolojik değerlendirme yapılması gerekir. Elektrokardiyografi, ritim takibi ve gerekli görülen ileri incelemelerle ritim bozukluğunun tipi ve tedavi gereksinimi belirlenebilir" dedi. "Atriyal fibrilasyonda tedavi kişiye özel planlanıyor" En sık görülen ritim bozukluklarından biri olan atriyal fibrilasyonun, kalbin kulakçıklarının düzensiz çalışmasına neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Oğuz, bu durumun yalnızca çarpıntıya yol açmadığını, bazı hastalarda pıhtı ve inme riskini de artırabildiğini belirtti. Prof. Dr. Enis Oğuz, "Atriyal fibrilasyon tedavisinde hastanın yaşı, eşlik eden hastalıkları, ritim bozukluğunun süresi ve kalp fonksiyonları birlikte değerlendirilir. İlaç tedavilerinin yanı sıra uygun hastalarda elektrofizyolojik inceleme ve kateter ablasyon gibi girişimsel tedaviler de gündeme gelebilir. Atriyal fibrilasyon ablasyonunda amaç, ritim bozukluğuna yol açan elektriksel odakların kontrol altına alınması ve kalbin normal ritminin korunmasına yardımcı olmaktır" diye konuştu. "Kalp pili yalnızca kalbi yavaş atan hastalar için kullanılmıyor" Kalp pili uygulamalarının da ritim bozukluklarının tedavisinde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Oğuz, "Kalp pili denildiğinde yalnızca kalp hızının yavaşlaması akla gelmemeli. Bazı hastalarda kalbin elektriksel sistemindeki bozukluklar nedeniyle kalp pili tedavisi gerekebilir. Bunun yanında kalp yetersizliği bulunan ve kalbin odacıkları arasındaki kasılma uyumunun bozulduğu uygun hastalarda kardiyak resenkronizasyon tedavisi uygulanarak kalbin daha koordineli çalışması hedeflenebilir" ifadelerini kullandı. "Kalp sağlığında erken değerlendirme hayat kurtarabilir" Kalp çarpıntısı veya ritim düzensizliği yaşayan kişilerin şikâyetlerini ertelememesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Oğuz, "Kalp ritmindeki değişikliklerin nedeni basit bir tetikleyici olabileceği gibi daha ciddi bir kalp hastalığının belirtisi de olabilir. Özellikle yeni başlayan, uzun süren veya tekrarlayan çarpıntılarda altta yatan nedenin ortaya çıkarılması önemlidir. Erken tanı ve hastaya uygun tedavi yaklaşımı, hem yaşam kalitesinin korunmasına hem de olası komplikasyonların önlenmesine katkı sağlayabilir" dedi.

Kadınlarda kalp krizinin 8 işareti Haber

Kadınlarda kalp krizinin 8 işareti

Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt Koçaş, kadınlarda kalp krizinin her zaman şiddetli göğüs ağrısıyla ortaya çıkmayabileceğine dikkat çekerek; aşırı yorgunluk, hazımsızlık, çene ve sırt ağrısı, göğüste yanma, nefes darlığı, kol ağrısı ve bulantı gibi belirtilerin de önemsenmesi gerektiğini belirtti. Kalp krizinin belirtilerinin kişiden kişiye farklılık gösterebildiğini belirten Prof. Dr. Cüneyt Koçaş, özellikle kadınlarda bazı şikâyetlerin günlük yaşamda sık karşılaşılan sağlık sorunlarıyla karıştırılabildiğini söyledi. Koçaş, "Kalp krizi denildiğinde ilk akla gelen belirti göğüs ağrısı olsa da kadınlarda tablo her zaman bu kadar belirgin olmayabilir. Bazen aşırı yorgunluk, nefes darlığı, hazımsızlık veya sırt ağrısı gibi daha farklı yakınmalar ön plana çıkabilir. Bu nedenle ani başlayan ve kişinin alışık olmadığı belirtileri göz ardı etmemek önemlidir" dedi. Prof. Dr. Koçaş, kadınlarda kalp krizinin 8 belirtisini de sıraladı: 1. Aşırı yorgunluk: Günlük yoğunluğun ardından ortaya çıkan normal yorgunluk ile açıklanamayan ve kişinin günlük işlerini yapmakta zorlanmasına neden olan yoğun halsizliğin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Koçaş, özellikle kas güçsüzlüğü, nefes darlığı veya diğer belirtilerle birlikte görülen aşırı yorgunluğun dikkate alınması gerektiğini ifade etti. 2. Hazımsızlık: Kalp krizinin bazı kadınlarda mide rahatsızlığı veya hazımsızlık hissiyle ortaya çıkabileceğini belirten Koçaş, göğüs bölgesindeki yanma ve rahatsızlığın mide kaynaklı bir sorunla karıştırılabileceğini söyledi. Normalden daha şiddetli, uzun süren veya kişinin alışık olmadığı hazımsızlık benzeri şikâyetlerin önemsenmesi gerektiğini vurguladı. 3. Çene ve sırt ağrısı: Kalp kaynaklı ağrının yalnızca göğüs bölgesinde hissedilmediğine dikkat çeken Koçaş, ağrının çeneye, sırta, omuzlara ve bazen dişlere kadar yayılabileceğini belirtti. Özellikle ani başlayan ve belirgin bir nedeni bulunmayan çene veya sırt ağrısına başka belirtilerin eşlik etmesi durumunda dikkatli olunması gerektiğini söyledi. 4. Göğüste yanma hissi: Kalp krizi sırasında oluşan rahatsızlığın bazı kişilerde reflüveya mide yanmasıyla karıştırılabileceğini ifade eden Koçaş, daha önce yaşanmamış şekilde aniden ortaya çıkan, dinlenmekle geçmeyen veya devam eden göğüste yanma ve baskı hissinin kalp kaynaklı olabileceğine dikkat çekti. 5. Nefes darlığı: Dinlenme sırasında ortaya çıkan nefes darlığının önemli bir uyarı işareti olabileceğini belirten Koçaş, "Bir kişi daha önce rahatlıkla yaptığı günlük aktivitelerde aniden nefes nefese kalmaya başladıysa veya otururken bile nefes almakta zorlanıyorsa bu durumu önemsemelidir. Nefes darlığı, göğüs ağrısı olmadan da kalp krizinde görülebilir" dedi. 6. Kol ağrısı: Kalp krizinde ağrının göğüsten kola doğru yayılabileceğini ifade eden Koçaş, sol kolda daha sık görülmekle birlikte her iki kolun da etkilenebileceğini söyledi. Ani başlayan, nedeni açıklanamayan kol ağrısının özellikle göğüste baskı, nefes darlığı veya bulantı gibi şikâyetlerle birlikte ortaya çıkması durumunda değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. 7. Bulantı: Bulantının da kadınlarda kalp krizine eşlik edebilen belirtiler arasında yer aldığını söyleyen Koçaş, soğuk terleme, baş dönmesi ve sersemlik hissinin de tabloya eşlik edebileceğini ifade etti. Bu yakınmaların mide-bağırsak sorunlarıyla karıştırılabildiğini ancak diğer belirtilerle birlikte ve ani şekilde ortaya çıktığında dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. 8. Göğüs ağrısı ve sıkışma: Göğüs ağrısının kalp krizinin en bilinen belirtisi olduğunu belirten Prof. Dr. Koçaş, bu şikâyetin her zaman keskin bir ağrı şeklinde hissedilmediğinin altını çizdi. Göğüste baskı, sıkışma, ağırlık veya gerginlik hissinin de kalp krizinin habercisi olabileceğini söyledi. Prof. Dr. Cüneyt Koçaş, "Özellikle ani başlayan göğüs ağrısı veya baskı, nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı ya da kola, çeneye ve sırta yayılan ağrı gibi belirtilerin birkaçının bir arada görülmesi durumunda zaman kaybedilmemeli. Kalp krizinde erken müdahale, kalp kasında oluşabilecek hasarın sınırlandırılması açısından büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.