Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Millet

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Millet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Millet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TBMM ikinci kez gazilik şerefini kazandı Haber

TBMM ikinci kez gazilik şerefini kazandı

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. 15 Temmuz 2016, aziz milletimizin hafızasına ihanetin karanlığıyla cesaretin aydınlığı arasında yaşanan ağır bir imtihan olarak kazındığını ifade eden Kurtulmuş, "O gece millet olma bilinci bir kez daha soyut bir fikir olmaktan çıktı; bu bilinç sokakta, meydanda, köprüde ve Meclis önünde can pahasına ortaya konan apaçık bir eyleme dönüştü. O gece, inançlarına, değerlerine ve ortak vatanlarına bağlılığı hayatının merkezine koyanlarla, kumpasın piyonları karşı karşıya geldiler ve 15 Temmuz, milletimizin millî hafızasına kazınmış büyük bir direniş destanı olarak tarihe geçti" dedi. 15 Temmuz 2016 gecesinin tarihinde ikinci kez gazilik şerefini kazanan Türkiye Büyük Millet Meclisinin açık tutulması ve tüm siyasi partilerden milletvekillerimizin aynı çatı altında yer alması, demokrasi tarihimizin müstesna sayfalarından biri olarak ayrıca kayda geçtiğğinin altını çizen Numan Kurtulmuş, mesajında, "15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü vesilesiyle aziz şehidlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve şükranla yâd ediyorum. O gece tanklara, kurşunlara göğsünü siper eden, meydanları doldurup demokrasi destanı yazan milletimize sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Cenab-ı Allah milletimize bir daha böylesi bir ihanet gecesi yaşatmasın" ifadelerine yer verdi.

15 Temmuz şehidi babası Ayanoğlu: "Ben bir evlat verdim, 10 bin evlat kazandım" Haber

15 Temmuz şehidi babası Ayanoğlu: "Ben bir evlat verdim, 10 bin evlat kazandım"

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tarafından 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen hain darbe girişiminin üzerinden tam on yıl geçmesine rağmen o karanlık gecenin izleri akıllarda tazeliğini koruyor. O akşam Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla milli iradesine sahip çıkan Türk Halkı, sokaklara ve meydanlara çıkarak darbeci hainlere karşı milli mücadele vermişti. O karanlık gecenin kahramanlarından şehit Onur Ensar Ayanoğlu ve kardeşi gazi Oğuz Ayanoğlu’nun babası İhsan Ayanoğlu, hain kalkışmada yaşadıklarını İhlas Haber Ajansı’na (İHA) anlattı. "15 Temmuz gecesi ben bir can bir kan verdim" O günün mübarek cuma günü olarak çok güzel başladığını belirten Ayanoğlu, "Akşamına, bu olayı yaşadık hep beraber milletçe. Ama gece saat 02.30-03.00’ten sonra olay tamamen tersine döndü. Ben hep geriye dönük düşündüğüm zaman bizim o gece millet olarak farkında olmadan yaptığımız, bir doğru bir iş vardı; halkımızın sokağa çıkmasıyla bu alçaklar geriden takviye mühimmat gelmediğinden mermileri bitti, ondan sonra teslim oldular. Kötü başlayan bir gece yarısından sabaha aydınlığa ulaştırdık hep beraber milletçe, ülkece, ulusça. 15 Temmuz gecesi ben bir can bir kan verdim bu ülkenin bekası için. Bilenlere kanımız da canımız da helal hoş olsun ama bilmeyenlere ne bu dünyada ne ahir alemde zinhar hakkımı helal etmiyorum" dedi. "Canlı olarak son kez saat 00.00’da Kısıklı’da Cumhurbaşkanımızın konutunun önünde gördüm" Akşam olaylar başladığında çocuklarını telefonla mahalleye getirdiğini söyleyen Ayanoğlu, "Akşam saat 20.30 gibi bu olaylar başladığında, ben çocuklarımı telefonla mahalleye kadar, telefonla getirdim. Saat 21.30 gibiydi, çocuklar mahalleye geldiler. Ben de evdeydim. saat 23.45’de rahmetli oğlum bana telefon açtı, ‘Baba bizim şarjlarımız bitiyor, bize şarj cihazı getirir misin?’ dedi. Oğlum siz neredesiniz ? dedim. ‘Baba biz Kısıklı’da, Cumhurbaşkanımızın konutunun önündeyiz.’ dedi. Saat tam 23.45’di. Tamam oğlum dedim. Demek ki, biz anlayamadık onu, bizi helalleşmeye çağırıyormuş. Eşim de bana refakat etti, beraber Kısıklı’ya çıktık. Orada şarj cihazını verdim, bana sarıldı, annesine sarıldı. Eniştesiyle teyzesi vardı, onlara da sarıldı. Şarj cihazını aldı, en son canlı olarak saat tam 00.00’da Kısıklı’da Cumhurbaşkanımızın konutunun önünde gördüm. Oradan sonra saat 01.30 gibi köprüde insanları vuruyorlarmış diye bir laf konuşuldu. Bizde köprüye gittik. Hiç tanımadığımız insanlarla köprüye gittiğimizde, tam Beylerbeyi metrobüs durağının çıkışına kadar ilerlediğimde oradan daha ileri gidemedik insan selinden. Oraya vardık, böyle 3-5 dakika "Ne oluyor, ne gidiyor?" anlamaya çalışırken silah sesleri duyduk. Herkes yerlere yattı. Ben inan yatmadım. 150 metreden gelecek bir mermi eğer beni hayatıma, yaşamıma sonlandıracaksa yaşamayayım dedim. O zaman nedendir, gene hala daha cevabını kendime bile veremiyorum" ifadelerini kullandı. "27 yaşındaki evladımı morgda, 25 yaşındaki evladımı da ameliyathanede buldum" Ateş açılmaya başlandığında hemen oğlunun aklına geldiğini dile getiren Ayanoğlu, "Aradığımda, ‘Efendim baba’ dedi. Oğlum neredesiniz? dedim. ‘Baba biz gişelerin önündeyiz gişelerin altındayız, kardeşimde yanımda dedi. Oğlum ben insandan gelemiyorum, bari siz geri gelin beraber olalım, olur ya bir şey olur, birbirimize sahip çıkarız dedim. Tamam baba dedi. Tamam dedikten 8 dakika sonra bir kıyamet ateşi başladı ki hepimiz canımızın derdine düştük. Hepimiz asfaltlara yapıştık. Orada asfaltta kaç dakika yattığımı hala daha bilemiyorum 5 dakika desem de yalan, 10 dakika desem de yalan. Böyle bir şuur kaybı yaşadım zannediyorum. Böyle bir silkelendiğimi hatırlıyorum. Kendime geldiğimde bir arabanın bagaj tarafına geçtim de oradan oğluma telefon ettiğimde oğlumun telefonuna başkası baktı. Onur dedim, ‘Amca ben Onur değilim, telefonun sahibi vuruldu. Yere fırlattı telefonu, ben açtım.’ dedi. Ben babasıyım, nerede oğlum dedim. ‘Amca onu polisler hastaneye götürdü ama nereye götürdüklerini bilmiyorum.’ dedi. Telefonu kapattım, küçüğünü aradım. İki defa telefon kapanıncaya kadar çaldı, telefona bakmadı. Ondan sonra arkadaşlarına ulaştım. Amca Onur vurulmuş, Başkent Hastanesi’ne gitmiş, biz oraya gidiyoruz, sen de oraya gel. dediler. Başkent Hastanesi’ne vardığımda saat gece, sabahın 03:00’e çeyrek kalasında, bir oğlumu, 27 yaşındaki evladımı morgda, 25 yaşındaki evladımı da ameliyathanede buldum. Ne yapalım, "Vatan sağ olsun." dedik. O gece bu hainlerin sevinçlerini dünyada bu işin arkasında olan tüm ülkelerin sevinçlerini kursaklarında bıraktığımız için ben bir baba olarak, bir Türk vatandaşı olarak, bir Müslüman olarak ben son derece sevinçliyim" diye konuştu. "7/24 devletimin ve milletimin emrindeyim. Bir ‘Alo’ denilmesi, bir ‘Sokağa çık’ denilmesi yeterli" 27 yaşındaki evladını kaybetmenin üzüntüsünün tarifini mümkün olmadığını aktaran Ayanoğlu, "Hüzün kadar gururu da var. Bu ülke için şehitlik makamı bizim inancımıza göre Peygamberlikten sonraki en yüce bir makam olduğuna inanmış bir milletiz. Evladımız cennete gitti. Bu ülke için, bu millet için 15 Temmuz gecesi bir can bir kan verdi. Onun için diyorum ki, bu işi bilenlere kanımız da canımız da helal hoş olsun. Bilmeyenlere de ne bu dünyada ne ahir alem de zinhar hakkımı helal etmiyorum. Hainler bitmez, bitmez derken de biz kabuğumuza çekilecek halimiz yok. Benim iki tane evladım var, bir de ben, kendi ailemden üç kişiyiz. 7/24 devletimin ve milletimin emrindeyim. Bir ‘Alo’ denilmesi, bir ‘Sokağa çık’ denilmesi yeterli. Bana bunu çok sordular. Bunlar bir daha yapmak isterler, öyle olur, böyle olur. Ben de o zaman şunu dedim, eğer cesaretleri varsa, mahallinde bedelini ödemeyi gözü alanlar varsa buyursunlar yapsınlar. O gece cebimizde bir tırnak çakısı bile yokken darbeye karşı darbe yaptı bu şerefli millet, bu aziz millet. Bundan sonra öyle darbe yapıyoruz bilmem ne, onlar fasa fiso. Bu saatten sonra öyle mahkeme, karakol, polis yok. Bedelini mahallinde ödemeyi gözü alanlar varsa buyursunlar çıksınlar. Hiç sıkıntı yok, hodri meydan!" şeklinde konuştu. "Ben bir evlat verdim, belki 10 bin evlat kazandım" Oğlunun kendi çapında ismini yaşatmaya çalıştığın anlatan Ayanoğlu şunları söyledi: "Camiye ismi verildi, bizim köyde Kastamonu Cide’de İmam Hatip’te ismi var. Kendi köyümde, limanda ismi var. İzmir Torbalı’da ilkokul ve ortaokulda ismi var. Geçen hatta futbol turnuvasında orada öğrenciler şampiyon olmuşlar, orada lokum dağıttım. İsmi her zaman yaşayacak. Dört tane beş tane okulda ismi var, camide ismi var. Erkek olan ilk torunuma da gene rahmetli oğlumun ismini verdim, Onur Ensar diye, hem normal ismi hem de soy ismi Onur Ensar Ayanoğlu. Vallahi ben bir evlat verdim, belki 10 bin evlat kazandım. Açık yüreklilikle söyleyeyim. Allah devletimize, milletimize zeval vermesin. Bizim gidecek başka ne bir vatanımız ne sığınacak bir devletimiz var. Buralarda bu topraklarda doğduk, bu topraklarda Rabbim nasip ettiyse ruhumuzu teslim edip ahir aleme göçeceğiz, ebedi aleme göçeceğiz. Bunun başka izahı yok. Onun için sizler de, ben de, hepimiz bu ülkeye, bu devlete, bu millete sahip çıkacağız. Başka bunun yolu yöntemi yok." Öte yandan, şehit Onur Ensar Ayanoğlu’nun ismi Kısıklı’da yaşadıkları evin hemen karşısında yer alan camiye verildi. Darbe girişiminin ardından yenilenen camii 10 Temmuz 2020’de Şehit Onur Ensar Ayanoğlu Camii adıyla yeniden ibadete açıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Bu soykırımın hesabı hiç şüphe yok ki sorulacak" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Bu soykırımın hesabı hiç şüphe yok ki sorulacak"

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sakarya’nın Sapanca ilçesinde "Çeyrek Asırlık Destan AK Parti" temasıyla düzenlenen 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın kapanışın töreninde açıklamalarda bulundu. Toplantının Türkiye, milet, parti ve demokrasi için hayırlara vesile olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Toplantımıza iştirak ederek fikirleriyle, tespitleriyle, tenkit ve teklifleriyle katkı sunan tüm arkadaşlarıma yürekte teşekkür ediyorum. Organizasyonun herhangi bir aksalık yaşanmadan planlandığı üzere gerçekleşmesinde emeği olan tüm arkadaşlarımı tebrik ediyorum. İki gün boyunca büyük bir gayret ve özveriyle bizlere yardımcı olan tesis personeline emekçi kardeşlerimin her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Aynı şekilde her zaman olduğu gibi görevlerini yüksek bir hassasiyetle icra eden emniyet birimlerimize sizlerin huzurunda tebriklerimi iletiyorum. Kameraları, mikrofonları, teknik ekipmanlarıyla milletimizin doğru, tarafsız, güvenilir habere erişebilmesi için fedakarca çalışan basın mensuplarımızı ayrıca kutluyorum. Bizleri samimiyetle bağrına basan Sapancalı, Sakaryalı vatandaşlarıma bu güzel ve kıymetli ev sahiplikleri için tek tek şükranlarımı sunuyorum" dedi. "AK Parti, Türk siyasetini pek çok yenilikle tanıştırdı" 14 Ağustos 2001’de AK Parti’yi kurarak Türkiye’de yepyeni bir sayfa açtıklarına dikkati çeken Erdoğan, "AK Parti, Türk siyasetini pek çok yenilikle tanıştırdı, Türkiye’yi dönüştürdü. Siyaset kurumuna yeni soluk, yeni ve özgün bir bakış açısı kazandırdı. Bilhassa istişareyi farklı yaklaşımla ele aldık ve siyasetimizin tam merkezine oturttuk. Kamplarımızın en önemli özelliği istişareyi geleneksel hale getirmesi, kurumsal zemine kavuşturmasıdır" diye konuştu. "Hep çok titiz davrandık, hiçbir detayı atlamadık, hiçbir boşluk bırakmadık" Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: "Şunu bir defa açıkça söylemek isterim, bugün her aşaması başarılarla dolu çeyrek asırlık bir destandan söz ediyorsak, bunda milletimizle inşa ettiğimiz gönül köprüleri kadar, meşverete verdiğimiz önemin de büyü payı vardır. Çeyrek asırlık bu destanın her sayfasında her türlü öneriye, her türlü yapıcı eleştiriye kapımızı açık tutmamız vardır. Millet hesaba çekmeden, kendimizi hesaba çekmeyi prensip edinmemiz vardır. Ak saçlılarımızın tecrübesiyle gençlerimizin dinamizmini aynı zeminde birleştirme, aynı potada eritme kabiliyetimiz vardır. Türkiye’nin bütün renklerini, partimizin çatısı altında buluşturma vasfımız vardır. AK Parti’nin dün de dediğim gibi, bir Türkiye kitabı olması vardır. 25 yıldır bu ilkelerimizden taviz vermedik. 25 yıldır farklı düşünce ve önerilere kapımızı kapatmadık. 25 yıldır kendimizi yenilemekten, ufkumuzu genişletmekten vazgeçmedik, 25 yıldır AK Parti kitabına yeni sayfalar, yeni hikayeler, yeni karakterler eklemekten geri durmadık. Artık kendi alanında ülkemizde ve dünyada bir markaya dönüşen istişare ve değerlendirme toplantılarımız en geniş katılımlı platform kimliğiyle her zaman özel bir konuma sahip oldu. Yer seçiminden hazırlık çalışmalarına, içeriğinden temasına, şarkısından poturumlarda ele alınacak konulara kadar hep çok titiz davrandık, hiçbir detayı atlamadık, hiçbir boşluk bırakmadık. En verimli, en doyurucu şekilde geçmesi için çok titiz bir çalışma yürüttük." "Sahadan gelen talep, öneri ve eleştirilere tek tek not ettik" Cumhurbaşkanı Erdoğan, 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı kapsamında, istişare mekanizmasını iki gün boyunca tüm unsurlarıyla çalıştırmaya gayret ettiklerini belirterek, "Dün merkez yönetme kurulu üyelerimiz ve yol arkadaşlarımız, partimizin temel politikaları ve stratejik vizyonu doğrultusunda kapsamlı fikir teatileri gerçekleştirdik. Parti politikaları oturumunda hem kurumsal hafızamız hem de geleceğe dönük hedeflerimiz ayrıntılı şekilde değerlendirildi. Gözden geçirildi, genel merkez çalışmalarımızın da ele alındığı bu oturumlardaki katkı ve önerilerin tamamını partimizin önümüzdeki döneme ilişkin yol haritasını oluştururken öncelikli surette göz önünde bulunduracağız. Güvenlik, kalkınma, ekonomi ve toplum gibi çeşitli başlıklarda tertiplenen ortak akıl oturumlarında ise bakan arkadaşlarımız ve genel başkan yardımcılarımız katılımcılarla mevcut çalışmalarını paylaştılar. Bakanlıklarımızın faaliyetlerine yönelik sahadan gelen talep, öneri ve eleştirilere tek tek not ettik. Sorulara ayrıntılı cevaplar verildi. Dün akşam 28. dönem milletvekillerimizin katılımıyla meclis parti grubu çalışmaları ve değerlendirmeleri oturumu son derece verimli ve amaca matuf şekilde başarıyla icra edildi. Bugün ise genel istişare ve değerlendirme oturumunda, katılımcılar kabine üyelerimize hem sorularını yönelttiler hem de temsil ettikleri şehirlerin sorunlarını ilettiler, hem de değerlendirmelerini samimiyetle dile getirdiler. Biz de bu süreçte arkadaşlarımızla arkadaşlarımızla görüşmelerimizi gerçekleştirdik. Sahadan aktardıkları geri bildirimleri aldık, milletimize nasıl daha iyi hizmet edebileceğimizi kendileriyle mütalaa ettik. Gerekli talimatları verdik. Allah’a hamd olsun her açısından dolu dolu 2 gün geçirdik. AK Parti’nin mutfağının Türkiye’ye yön verecek politika üretme, fikir ve paradigma üretme kapasitesine sahip sahip olduğunu bir kere daha gördük" ifadelerini kullandı. "Elbette çok ağır bedeller ödedik, çok büyük duvarlarla karşılaştık" Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Bundan 7,5 asır evvel Yunus Emre şöyle seslenmişti, ’Yol odur ki doğru vara; göz odur ki Hakk’ı göre; er odur ki alçakta dura; yüceden bakan göz değildir.’ Bizler de 25 sene önce millete hizmet yolculuğuna bu niyetlerle koyulduk. Biz bu yola revan olurken neye talip olduğumuzu bilerek çıktık. Çıkar birliği değil, kader birliği yaparak çıktık. Merhum üstadımız Necip Fazıl hani diyor ya; ’Perdenin ardı perde, perdenin ardı perde. Herkes siper aşıldıkça gaye öbür siperde.’ İşte bizde bir siperi aştığımızda önümüzde yeni ufuklar açıldı. Bir engeli aştığımızda önümüzde daha büyük hedefler belirdi. Elbette çok ağır bedeller ödedik, çok büyük duvarlarla karşılaştık ama her defasında önümüze çekilen setleri tek tek devirerek karşımıza çıkarılan bariyerlere tek tek yıkarak bugünlere geldik. Bu aziz millet bizlere 25 sene önce kutsal bir emanet yüklemişti. Bu millet bize yüreğine vermiş, kalbini vermiş, gönlünü vermiş, hepsinden önemlisi bu kadroya özlemlerini, hayallerini emanet etmişti. Allah’a hamd olsun o emanete bugüne kadar gölge düşürmedik. AK Parti olarak hep birlikte çeyrek asırda Cumhuriyet tarihinde başka hiçbir hükümete nasip olmayan büyük bir başarı hikayesine imza attık." "Bir kardeşiniz olarak ben siz kardeşlerimden razıyım" Çeyrek asırlık yolculukta, partililerle birlikte omuz omuza olmaktan, birlikte ter dökmekten, en çetin mücadelelere birlikte girmekten duyduğu memnuniyeti ifade eden Erdoğan, "Böyle bir hareketin neferi olduğum için, böyle bir partinin genel başkanı olduğum için, çeyrek asırlık destanın parçası olduğum için hep şeref duydum, kıvanç duydum. Aldığım her nefeste Rabbim’e hamd ettim. Bilmenizi isterim ki, bir kardeşiniz olarak ben siz kardeşlerimden razıyım, inanıyorum ki bu millet de sizlerden razıdır. Millet için, memleket için, Türkiye’nin genç nesilleri, gözleri umutla parlayan çocukları için çıktığımız bu yolda, sizlerle birlikte kol kola, yürek yüreğe daha niceler yürümeye inşallah devam edeceğiz" şeklinde konuştu. "Dış politikada Türkiye’yi dünyaya açtık" ’Rabbim kadro olarak bizlere, bu ülkeye ve millete hizmet etme bahtiyarlığı nasip etti’ ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "25 yıl önce milletin umudu olarak yola çıkmıştık ama bugün sınırlarımız dışında yaşayan 100 milyonlarında umut kaynağı haline geldik. Başbakanlık ve cumhurbaşkanlığımız sırasında sizlerle birlikte ülkemizin 81 vilayetini defalarca ziyaret ettik. Daha önce hiçbir siyasetçinin gitmediği ilçelere, beldelere, köylere beraberce gittik. Uzak yakın demedik, yağmur çamur demedik, güneş yaz, ayaz demedik. Türkiye’yi bir baştan diğer başa pek çok kez dolaştık. Sadece Türkiye’de değil, bölgemizden başlayarak Avrupa’dan Asya’ya, Afrika’dan Latin Amerika’ya, Orta Doğu’dan Türk dünyasına, dünyanın dört bir yanına ziyaretler gerçekleştirdik. Aynı şekilde bunlarında önemli bir kısmı daha önce hiç gidilmeyen, hiç ziyaret edilmeyen yerlerdi. En sıkıntılı zamanlarında Somalili kardeşlerimizi yalnız bırakmadık. Arakan’daki kardeşlerimizin yürek dağlayan dramını dünyaya duyurduk. Sel felaketiyle sarsılan Pakistan halkının zor günlerinde yanında olduk. İsrail’in devlet terörü karşısında Filistinli kardeşlerimize destek verdik. Biz gidemezsek ailemiz gitti, arkadaşlarımız gitti, diplomatlarımız, resmi kurumlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, özel temsilcilerimiz gitti. İç siyasette Ankara’yı Türkiye’ye açtığımız gibi, dış politikada da Türkiye’yi dünyaya açtık. Yıllarca ihmal edilmiş, yok sayılmış, yıllarca Türkiye’nin kapsama alanı dışında bırakılmış kardeş coğrafyalarla kucaklaştık. Mazlumlara el uzattık, nerede bir haksızlık, hukuksuzluk varsa, nerede Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duyuluyorsa, Türk nerede bekleniyorsa, yolu nerede gözleniyorsa tüm imkanlarımızla orada olmaya gayret ettik. Nasıl Türkiye Türkiye’den daha büyükse, AK Parti’de mensuplarından çok daha büyük bir harekettir" dedi. "Bizim mazlumlara verdiğimiz sözler vardır, ödenecek borcumuz vardır" AK kadrolar olarak, 86 milyonun umudu olduklarının altını çizen Erdoğan, "Hepimiz elbette 86 milyonun umuduyuz ama bu teşkilat, bu parti, bu hareket sadece 86 milyonun değil, aynı zamanda ümmetin de umududur. Emin olunuz, Gazze’nin yegane umudu sizlersiniz, ayağa kalkmakta olan Şam’ın umudu sizlersiniz, küllerinden yeniden doğan Halep’in umudu sizlersiniz. Mogadişu’nun, Hartum’un, Beyrut’un, Trablusşam’ın, umudu sizlersiniz. Unutmayın, Lefkoşe size bakıyor, Bakü size bakıyor, Saraybosna, Üsküp, Prizren, Bağdat, Basra size bakıyor. Unutmayın, biz sadece kendi insanımızın değil, gönül coğrafyamızdaki yüz milyonlarca kardeşimizin duasını alan, desteğini alan bir hareketiz. Kim ki şahsi hırslarına yenik düşer, bilsin ki aziz milletimizin de, kardeş coğrafyaların da, ümmetin de vebali üzerindedir. Bizim mazlumlara verdiğimiz sözler vardır, ödenecek borcumuz vardır, mazlumlara karşı mesuliyetimiz vardır" ifadelerini kullandı. "Bu soykırımın hesabı hiç şüphe yok ki sorulacak" Konuşmasında, Gazze’de yaşanan soykırıma da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Gazze’de bir arabada yakınlarının cesetleri arasında sıkışmış halde ambulans bekleyen, bu sırada sağlık çalışanıyla birlikte dua eden Kur’an okuyan Hind Recep yavrumuzu kasten öldürdüler. Annesinin emzirdiği bebeği nişan olarak kasten öldürdüler, parklarda, okullarda, hastanelerde, küvözlerde masum yavruları kasten öldürdüler. Dünyayı daha tanımadan daha ne olup bittiğini anlamadan binlerce bebeği, ağzı süt kokan binlerce sabiyi şehit ettiler. Orada Gazze’de soykırım yaşandı, halen de saldırılar devam ediyor. Bu soykırımın hesabı hiç şüphe yok ki sorulacak, sorulacak, sorulacak...Bunu ihmal edemeyiz. Bu soykırımın hesabını Allah izin verirse bu kadro soracak. Tüm kalbimle söylüyorum, yükünüz çok ağır ama siz bu yükün altına bilerek, isteyerek, gönüllü olarak girdiniz. Yaptığınız ve yapacağınız her işte, atacağınız her adımda Hind Receb’in o güzel gözleri, o masum gözleri gözünüzün önüne gelsin. Eren Bülbül’ü hatırlayın, Aybüke Yalçın’ı hatırlayın, Ayşenur Alkan’ı hatırlayın, Mehmet Selim Kiraz’ı hatırlayın, Ömer Halis Demir’i, Halil Kantarcı’yı hatırlayın. Şehit Mustafa Canbaz’ı hatırlayın. 15 Temmuz gecesi kurşunların hedefi olan yol arkadaşlarımızı hatırlayın. Onların henüz 16-17 yaşındayken acımasızca hayattan kopartılan evlatlarını, kardeşlerimizi hatırlayın. Bu kadro, bu aziz kadro; bugüne kadar Hazreti Peygamber Efendimizin (aleyhissalatü vesselam), Ehl-i Beyt’in, evliyanın, ulemanın, ecdadımızın, şehitlerimizin, gazilerimizin, din, vatan ve bayrak uğruna can veren kahramanlarımızın ve mazlumların hatırasına sahip çıkmıştır; sahip çıkmaya da devam edecektir." "Caddeyi, sokağı asla boş bırakmayacağız" Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, sözlerini şöyle noktaladı: "Yapmanız gereken davanıza dört elle sarılmak, üzerinizdeki emanetin hakkını vermek, daha çok çalışmak ve gayret etmektir. Yorulan varsa buyursun kenara gelsin, dinlensin. Kenara gelmeyen de meydanın hakkını versin. Boşa harcayacak tek bir saniyemiz yok. Caddeyi, sokağı asla boş bırakmayacağız. Her büyükşehirde, ilde, ilçede, beldede, köyde teşkilatımızın en az bir üyesiyle tokalaşmayan, konuşmayan, tanışmayan kimse kalmayacak. Medya tamam, sosyal medya tamam ama bizim hareketimiz muhabbet üzerine kuruludur. Unutmayın, muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl. Biz gönüller yaparak, kazanarak bugünlere geldik. Teşkilatımız her an vatandaşımızla hemhal olacak. Bize geleni başımızın tacı edeceğiz, bize gelmeyeni gidip arayıp, bulup hal hatır soracak, derdini dinleyeceğiz. Tebrik ve takdirler kadar, onlardan daha da fazla eleştirilere kulak vereceğiz. Kibirden özellikle uzak duracağız, tevazuyu elden bırakmayacağız. İktidar partisi demek demek, hacet kapısı, dert kapısı, derman kapısı demektir. Vatandaşlarımızın ilettiği sorunlara bigane kalmayacak, çare bulmaya çalışacak, çare bulamıyorsak imkanlarımızı daha da zorlayacağız. Allah’ın izniyle çeyrek asırlık destana yeni zaferler eklemeye hep birlikte devam edeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun."

Bahçeli: ''Trump ve Netanyahu telafisi zor bir hata yapmışlardır'' Haber

Bahçeli: ''Trump ve Netanyahu telafisi zor bir hata yapmışlardır''

Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları: Aziz dava arkadaşlarım, muhterem milletvekilleri, saygıdeğer hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın kıymetli temsilcileri, yurt içinde ve yurt dışında, gönül ve kültür coğrafyamızın her köşesinde bizleri takip eden aziz vatandaşlarımızı en kalbi duygularımla, sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantımız vesilesiyle bir kez daha sizlerle aynı çatı altında bulunmaktan memnuniyet duyuyor, her birinizi hürmetle, vefayla ve kardeşlik duygularımla selamlıyorum. Değerli dava arkadaşlarım, Türk milletinin müşterek hafızasında silinmez izler bırakan, fikirleriyle çağları aşan, mücadelesiyle Türk milletinin davasını milletimizin ruh göklerine nakşeden merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’i ebediyete irtihalinin 29. yıl dönümünde rahmet ve minnetle yâd ediyoruz. Türkeş Bey, Türk milliyetçiliğini teorik bir çerçeveden çıkarıp sosyolojik bir gerçeklik ve tarihsel bir süreklilik içinde milletin vicdanında kökleştiren, onu bir ahlak nizamı, bir aksiyon disiplini ve bir medeniyet iddiası hâline getiren müstesna bir devlet ve dava adamıdır. Merhum Türkeş Bey, hayatının her safhasında millî aklı esas almış, devleti ebed müddet şuuruyla kavramış, milleti merkeze yerleştiren bir siyaset anlayışını tavizsiz şekilde temsil etmiştir. O zor zamanların adamıydı. Fırtınalı dönemlerin sarsılmaz iradesiydi. Karanlık senaryoların karşısında yakılmış bir meşaleydi. Ne tehditlere boyun eğmiş ne de menfaat kapılarında eğilip bükülmüştür. İnandığı değerleri her şart altında savunmuş, Türk milletinin birliğini, dirliğini ve bekasını her türlü siyasi hesabın üstünde tutmuştur. Onun hayalini kurduğu ve bizlere emanet ettiği Türk Birliği ve Turan ülküsü Allah’ın izniyle mutlaka hayat bulacaktır. Gerçeğe dönüşecektir. Çünkü büyük Türk milleti geçmişinden aldığı kudretle geleceğini inşa edecek iradeye sahiptir. Bu duygu ve düşüncelerle merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’i ebediyete irtihalinin 29. yıl dönümünde bir kez daha saygı ve rahmetle yâd ediyorum. Değerli dava arkadaşlarım, dünyada değerler sisteminin çöktüğü, büyük anlatıların iflas ettiği tarihi bir dönemde olduğumuz herkesin malumudur. Eski düzenin kurgulanmış ve inşa etmiş olduğu anlam kodları ortadan kalkmış, lakin yeni egemenlik formları ise tasavvur şeklinde bulunduğu için yürürlüğe girmemiştir. Küresel düzenin derin bir şekilde sarsıldığı ve anlam sisteminin bozulduğu bu dönemde kararlarımızı bu gerçeği göz önünde bulundurarak ortak bir sorumlulukla almak durumundayız. Tarihin çeşitli kırılma ve kopuş anlarında en etkili güvenlik, milli birlik ve beraberlik içerisinde ortak iradeye dayanan güvenliktir. Ve bu durum hepimizin ortak aklı, ahlaki ve vicdani sorumluluğudur. Bugün tanık olduğumuz küresel ve bölgesel istikrarsızlık, yaşanılan çatışmalar, eskinin tam olarak öldüğünün, yeninin ise henüz doğmamış olduğunun göstergesidir. Bu da kelimenin tek anlamıyla bir kriz durumudur. Kriz ise sorunların ne olduğunu bilmemek değil, çözümlerin ne olduğunu bilmemektir. Lakin her kriz dönemi diğer taraftan bir eşiktir. Cumhur İttifakı ile beraber Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurmuş olduğu yapıcı ilişkiler inşallah bu eşiği bölgenin istikrarı için varılacak bir hedefe dönüştürecektir. Zira dünya düzeni içerisinde İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurumsallaştığını düşündüğümüz küresel örgütler işlevselliğini yitirmiş, ortak bir akılla krizlere karşı çözüm üretme kabiliyetlerini de kaybetmişlerdir. Küresel ölçekte sağlanmış olan hegemonya, ahlaki ve ideolojik referans kalıplarını kaybetmiş, rıza üretme anlayışı ortadan kalkmış, bu durum ise haklının güçlü olduğunu değil, güçlünün haklı olduğu anlayışına evrilip huzursuzluğun ortaya çıkmasına, şiddetin normalleşmesine neden olmuştur. Trump ve Netanyahu rıza üretmeyi bir kenara bırakarak zora dayalı hegemonyanın sürdürülemez olduğunu göz ardı etmiş ve tarih dışı bir tutumla telafisi zor bir hata yapmışlardır. İbretlik bir biçimde de bu hatalarına ısrarla devam ettikleri gözlemlenmektedir. Çünkü onları bir araya getiren değerler manzumesi ve insanlığın ortak düşüncesinin birikimine dayalı söz varlığı tükenmiş, Batılı akıl için anlam sistemi açısından yolun sonu görünmüştür. Başta Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Trump karşıtı yürüyüşler ve savaş karşıtı yüksek rütbeli askerî çevrelerdeki tartışmalar olmak üzere Batı kamuoyunun halk ve bürokrasi bazında vicdanının sesini dinlemeye devam etmesi hâlinde Trump yönetimi bu gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Benzer bir şekilde geçen hafta da ifade ettiğim gibi sağduyulu dünya Yahudilerinin Netanyahu’nun siyonist ideolojik zihniyetine karşı itirazlarını yüksek sesle dile getirmeleri beklenilmektedir. İşte bu nedenlerden dolayı her konuyu derinlemesine incelemek ve gerçeğe en yakın şekilde sonuçlar çıkarmak bir mecburiyettir. Milletimize karşı ilkeli ve tutarlı bir siyasetin gereği de budur. Geçen 20 yıl içinde ayak seslerini duyduğumuz birçok konunun içeriğini oluşturan yeni dünya düzeni bugün bir nizam değil, bir kaos olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kaos insanlığı etkilemekte, masum insanlar ölmekte, bir istikrarsızlık dünyayı derinden sarsmaktadır. Modern düşünürlerin ifadesiyle bugünkü dünya durumu deyim yerindeyse bir fetret dönemini andırmakta, bir gelecek tasavvurundan ziyade geçmişin acı dolu, çatışmacı günlerine götürmektedir. Nitekim bu tespiti doğrularcasına küresel ölçekte yaşanan gerilimler ve sıcak çatışmalar her geçen gün daha da derinleşmektedir. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail-İran savaşı 39. gününde de karşılıklı saldırılarla devam etmekte, meşruiyetten yoksun, insan onuru, haysiyeti ve şerefini askıya alan bu saldırıların süreceği de maalesef görünmektedir. İran’a karşı yapılan saldırılar her geçen gün hem can kaybını artırmakta hem de altyapının tahribatını giderek büyütmektedir. İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yıkıcı gücüyle bir çıkmaza sürüklenmek istenmektedir. Tüm bu çok yönlü baskı ve kuşatma girişimlerine rağmen İran halkının mukavemeti, kararlılığı, dayanıklılığı ve toplumsal refleksi dünya kamuoyunun dikkatini üzerine çekmiştir. Bu direniş iradesi uluslararası çevrelerde şaşkınlıkla karşılanmış, başta Trump olmak üzere birçok siyasi aktörün öngörülerini de boşa çıkarmıştır. Özellikle Hürmüz Boğazı’na odaklı çatışma dünyada bir taraftan enerji krizini beslemekte, diğer taraftan da tedarik zincirlerini etkilemekte, her geçen gün bu sorunu karanlık ve belirsiz bir geleceğe doğru sürüklemektedir. Dünyada öngörülemez bir istikrarsızlığı derinleştirecek nitelik arz eden bu savaş, uluslararası örgütlerin işlevselliğini ve kalıcı bir barış için arabuluculuk yapmakta aciz olduklarını da göstermektedir. Sayın milletvekilleri, değerli dava arkadaşlarım, zaman, mekân ve insandan söz ettiğimiz her durumda aslında insanın tarihsel varlığından söz ediyoruz. İnsan tarihsel bir varlıktır. Çünkü atalarımızın aldığı kararlar bugün bizim yaşadıklarımızın genel çerçevesini oluşturmaktadır. Tarihsel hafızaya dayanarak bizim alacağımız kararlar da milletimizin geleceğine istikamet verecektir. Bu gerçeğin idrakiyle, böylesi bir millî şuurla, böylesi bir millî duyguyla bugünkü dünya durumunun semptomlarını dikkatli bir şekilde çözümlemek ve bunları akıl yoluyla incelemek kuşkusuz siyaset yapıyorum diyen herkesin ortak sorumluluğudur. İçinden geçtiğimiz zaman diliminde her zamankinden daha çok üzerimizde tarihî ve ahlaki bir sorumluluk vardır. Çünkü bugün biz aldığımız kararlarla gelecek nesillerimizin hayatını tayin edecek, onlara ya mutlu ve huzurlu bir geleceği tesis edeceğiz ya da başa çıkmakta zorlandıkları meşgaleler olarak kötü bir miras bırakacağız. Tarihin tecrübesi içinden damıtılarak gelen millî kültürümüz bize şunu temin etmektedir. Her türlü başarının, her nevi kuvvetin ve kudretin hakiki kaynağı milletin ta kendisidir. İşte bunun içindir ki saatin akrep ve yelkovanı ile birlikte yürüdüğü gibi devlet ve millet hayatımızı da ahenkle yürütmeliyiz. 20. yüzyılın başında Orta Doğu’nun sınırları yeniden şekillendirilirken kurulan oyunları bozan, saf ve duru bir iradeyle Cumhuriyeti inşa eden akıl, bugün emperyalizmin farklı maskelerle yeniden ortaya çıktığı bir dönemde de Türk ve Türkiye Yüzyılı’nda aynı kararlılık ve bilinçle her türlü oyunu bozacak güçlü bir terkip ile daha güçlü bir Cumhuriyet iradesi olarak varlığını sürdürmektedir. Fikir ve dava adamı Dündar Taşer’in ifadesiyle çok büyük felaketler geçirmiş, çok feci belalara uğramış, bütün bunlara karşı çok üstün yaşama azmi ve direnci göstermiş bir milletiz. Bu yaşama azmi ve direnci bizim geleceğe ümitle bakmamızı emreder. Hem dünyada hem bölgede gerçekleşen her türlü hadiseyi düzenli bir şekilde çözümlemek, bunları akıl yoluyla incelemek hepimizin ortak sorumluluğudur. Lakin böylesi bir gerçeklik durumunda bile bugünkü muhalefetin koç başını çeken Cumhuriyet Halk Partisi siyaset yerine laf üretmekte, sorunların çözümüne katkı sunmak yerine basit ve çıkarcı bir tutumla hareket etmektedir. Millet için en değerlisinin ne olduğunun idrakinden yoksun bulunmakta, çeşitli küresel odaklara sığınmakta, yanlış adreste doğru kişiyi aramaktadırlar. Gerçekle arasına mesafe koymuş olan bu anlayış köklerle değil yapraklarla uğraşmakta, gerçeğe sırtını dönüp sanala ömrünü tamamlamış bir söylemle sosyalist enternasyonale teslim olmaktadır. Düşünceleri aklın mayasıyla yoğurma kabiliyetini kaybeden anlayış, ülke, bölge ve dünya gündemini basit çıkarları doğrultusunda değerlendirmekte, devletten, milletten ve gerçekliklerden kopmuş bir görüntü vermektedir. Öte yandan son günlerde Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetini temsil eden bazı belediye başkanlarının çürümenin had safhasına ulaşmış olmalarını ve milletin kendilerine emanet ettiği makamları her açıdan istismar ettiklerini görmekten büyük üzüntü duymaktayız. Milletimizin içinden geçtiği bu tarihsel dönemde yalnızca teşhis koymak kolaycılıktan ibarettir. Asıl olan çare üretmek ve sorumluluk almaktır ki Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim ortaya koyduğumuz yaklaşım da tam olarak budur. Nitekim sadece tehditleri sıralamak için politikacı gömleğini giymeye dahi gerek yoktur. Sayın milletvekilleri, değerli dava arkadaşlarım, hepimizin çok iyi bildiği gibi Milliyetçi Hareket Partisi “önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben” derken slogan değil, fikir ifade eder. Hamasete dayalı propaganda değil sağduyu ifade eder. Değerler alanına savaş açmaz, değerlere dayalı politika üretir, sorunlardan beslenmez, sorunlara çözüm üretmek için gayret eder. Ortak kültüre dayanan bir sosyal yapı olarak millet ve bunun dili olarak milliyetçilik, Milliyetçi Hareket Partisi’nin temel felsefesi, dayanağı ve ilkesel olarak değişmeyecek çizgisidir. Bu nedenle açıkça ve kararlılıkla ifade etmek gerekir ki bu zorunluluğun yüklediği tarihî misyon sebebiyle Milliyetçi Hareket Partisi, hadiseleri günübirlik gelişmelerin dar kalıpları içinde değerlendiren bir anlayışın çok ötesindedir. Bizim bakışımız tarih şuuru ile yoğrulmuş, millî hafızayla şekillenmiş ve devletin bekasını esas alan bir bakıştır. Biz gelişmelere sıradan olaylar zinciri olarak bakmayız. Bize göre her hadise Türk milletinin kader çizgisine temas eden bir mahiyet taşır. Görünenin ötesine bakar, perde arkasındaki niyetleri, hedefleri ve stratejik sonuçları okumaya çalışırız. Milliyetçi Hareket Partisi’nin nazarında dünya, güç çekişmesinin sertleştiği, dengelerin hızla değiştiği ve yeni bir küresel yapılanmanın sancılarının yaşandığı bir mücadele alanıdır. Türkiye’nin yeri tesadüflere değil, tarihî sorumlulukla jeopolitik hakikatlere ve millî iradeye göre tayin edilmektedir. Bizim için esas olan milletin birliği, devletin bekası ve vatanın bölünmez bütünlüğüdür. Bu üç temel sütunu hedef alan her girişim hangi kılıfa bürünürse bürünsün karşısında Milliyetçi Hareket Partisi’ni bulacaktır. Burada altı özellikle çizilmelidir ki Milliyetçi Hareket Partisi gelişmeleri yalnızca izleyen bir siyasi yapı değildir. Gerektiğinde yön veren, gerektiğinde uyaran, gerektiğinde ise millî duruşu en net şekilde ortaya koyan bir iradenin adıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı, Türk milletinin birliği ve millî değerlerin muhafazası bizim için tartışmaya kapalı bir hakikattir. Siyaset bizim nazarımızda geleceği inşa etme sorumluluğudur. Bizim kurduğumuz her cümlenin öznesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Nesnesi Türk milletidir. Yüklemi devlet ve milletin bekasıdır. Kavgamız bunun içindir. Adanmışlığımız da bu nedenledir. Asla tereddüt yaşamayız. Ölüm kapımızı çalsa da katiyen vazgeçmeyiz. Kıymetli dava arkadaşlarım. Küresel rekabetin kızıştığı, jeopolitik fay hatlarının çatırdadığı, milletlerin ve devletlerin geleceklerini yeniden tayin etmek zorunda kaldığı bir dönemde Türkiye’nin önünü görecek sağlam bir vizyona, millî bir yönelişe, güçlü bir kararlılığa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Etrafımızda gelişen çatışmalar ne kadar diri, dinamik ve tecrübeye dayalı bir akılla hareket etmemiz gerektiğini göstermektedir. Gücünü kaybeden aktörlerle yükselen güçlerin rekabet alanına dönüşen bu coğrafyada Türkiye sahip olduğu istikrar, güvenlik ve kurumsal kapasite ile bölgede diğer aktörlerden ayrışan bir konumdadır. Bu durum ülkemizi yalnızca krizlerden görece uzak tutmakla kalmamakta, aynı zamanda bölgesel aktörler açısından güvenilir bir çekim merkezi hâline getirmektedir. Türkiye’nin bu konumu tarihsel derinliği, insan kaynağı, köklü devlet geleneği ve özellikle son yıllarda önemli bir dönüşüm geçiren caydırıcı askerî ve teknoloji gücü ile de doğrudan ilişkilidir. Nitekim sahada güç üreten bir Türkiye’nin diplomasi masasında da etkili bir aktör olarak öne çıkması kaçınılmaz olmuştur. Rusya-Ukrayna Savaşı’nda üstlenilen arabuluculuk rolü bu kapasitenin somut bir göstergesi olmuş, benzer şekilde bölgesel gerilimlerde Türkiye’nin denge kurucu rolü daha görünür hâle gelmiştir. Bu çerçevede Türkiye krizleri yönetebilen ve yönlendirebilen bir aktör olarak konumlanmaktadır. Nitekim bölgemizdeki son gelişmelerde de yoğun diplomatik girişimlerle süreci nihai bir sonuca ulaştırma çabasını yine etkin biçimde devreye soktuğu görülmektedir. Değerli dava arkadaşlarım. Öte yandan hayatın her alanının enerjiyle şekillendiği gerçeği göz ardı edilemez. Enerji evlerimizi aydınlatan, şehirlerimizi diri tutan, sanayimizi ayakta tutan, teknolojiyi ileriye taşıyan görünmez bir kuvvettir. Üretimin sürekliliğini sağlayan, kalkınmanın hızını belirleyen, millî güvenliğin stratejik temelini oluşturan ve toplumsal refahın seviyesini tayin eden başlıca unsurdur. Enerji, tarladaki bereketten fabrikadaki üretime, hastanelerdeki hizmetten savunma sistemlerine kadar hayatın her noktasında varlığını hissettiren, düzeni kuran ve sürdüren asli kaynaktır. Kısacası enerji hayatın kendisini mümkün kılan ana damar, milletlerin gücünü belirleyen stratejik bir omurgadır. İşte bu hakikatten hareketle bugün dünyada yaşanan gelişmeler çok açık bir gerçeği ortaya koymuştur. Küresel enerji sistemi ciddi bir risk altındadır ve bu risk sınır tanımadan tüm ülkeleri etkileyebilecek bir seviyeye ulaşmıştır. Artık mesele sadece enerjiye ulaşmak değildir. Asıl mesele enerjiyi mümkün kılan yapının bütünüyle tehdit altında olmasıdır.

Yıldırım, 7 yılda 23 spor tesisine kavuştu Haber

Yıldırım, 7 yılda 23 spor tesisine kavuştu

Yıldırım ilçesinde spor yatırımları tüm hızıyla devam ediyor. İlçeye yeni spor tesisleri kazandıran ve mevcut tesislerde de renovasyon çalışmaları gerçekleştiren Yıldırım Belediyesi, ilçede sporu yaygınlaştırmak için eğitim çalışmalarını da sürdürüyor. Yıldırım’da sporu tabana yaymak için önemli projeleri hayata geçiren Yıldırım Belediyesi, ilçenin dört bir yanına 5 yıldızlı spor tesisleri kazandırdı. Bursa'nın en büyük spor kompleksi olan ‘Naim Süleymanoğlu Spor Kompleksi’ni hizmete açan Yıldırım Belediyesi; Yıldırım Gençlik ve Spor Merkezi’ni de ilçeye kazandırdı. Mimar Sinan Spor Tesisi’ni de baştan sona yenileyen Yıldırım Belediyesi, eski tesisi modern ve donanımlı bir spor kompleksine dönüştürerek hizmete açtı. İhtiyaçlara cevap veremeyen Dr. Sadık Ahmet Spor Tesisi’ni de yıkan Yıldırım Belediyesi, yerine donanımlı ve çok yönlü bir gençlik ve spor merkezi inşa etti. Sıracevizler Mahallesi’ne, bölgeye hizmet veren İlyas Kader Spor Merkezi’ni kazandıran Yıldırım Belediyesi, Fidyekızık Spor Tesisi’ni de sil baştan yeniledi. Çınarönü ve Sakarya Spor tesislerini hizmete açan Yıldırım Belediyesi; Akçağlayan, İsabey, Yiğitler, Beyazıt, Talimhane, Samanlı ve Siteler spor sahalarını da ilçeye kazandırdı. Demetler, Arabayatağı, Değirmenlikızık, Erikli, Fidyekızık ve Vakıfspor sahaları ise yenilenerek kullanıma açıldı. KADINLARA ÖZEL MERKEZLER Hizmete açtığı onlarca tesisin yanı sıra yeni spor alanlarını da ilçeye kazandırmak için çalışmalarını sürdüren Yıldırım Belediyesi; Piremir Spor Tesisi’nde sona yaklaşırken, Kaplıkaya Tenis Kortları ve Şükraniye Spor Tesisi’nin ise projelendirme işlerini tamamladı. Bursa’da bir ilk olarak; kadınlara özel spor merkezleri projesini hayata geçiren Yıldırım Belediyesi, Ulus Kadın Spor Merkezi, 75. Yıl Kadın Spor Merkezi, Bağlaraltı Kadın Spor Merkezi, Dr. Sadık Ahmet Kadın Spor Merkezi, Sıracevizler Kadın Spor Merkezi ve Millet Kadın Spor Merkezi’ni ilçeye kazandırarak kadınların hizmetine sundu. Modern ver donanımlı kadın spor merkezlerinde spor yapan kadınlar, kişiye özel hazırlanan beslenme ve egzersiz programları ile hem fiziksel hem de sosyal açıdan güçleniyorlar. 384 BİN KİŞİ SPORLA BULUŞTU Yıldırım Belediyesi ilçeye kazandırdığı spor tesisleri ile son 7 yılda; yaz kış spor okullarında 254 bin çocuk, sosyal sorumluluk projeleri ile 40 bin çocuk, kadın spor merkezleri ile 84 bin kadın, erkek spor merkezleri ile 2 bin 500 erkek, özel eğitim çalışmaları kapsamında da 3 bin 500 özel gereksinimli çocuk ve ailesine olmak üzere toplam 384 bin vatandaşa spor eğitim ve hizmeti verdi. Yıldırım Belediyesi, tesisleşme ve spor eğitimi konularında yaptığı yatırımların meyvelerini de topluyor. Yıldırımlı sporcular, katıldıkları ulusal ve uluslararası müsabakalarda bugüne kadar 4 bin 548 madalya ve 225 kupa kazandı. ‘SPORA ERİŞİMİ KOLAYLAŞTIRDIK’ Yıldırım’ı sporda marka kent yapmak hedefiyle çalıştıklarını vurgulayan Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz; “Spor, sadece fiziksel gelişimi destekleyen bir faaliyet değil aynı zamanda sağlıklı nesiller yetiştiren, gençlerimizi kötü alışkanlıklardan uzak tutan bir yaşam kültürüdür. Biz de Yıldırım Belediyesi olarak ilçemizi her yönüyle güçlü bir spor kenti haline getirmek için yoğun bir gayret içerisindeyiz. Son 7 yılda kazandırdığımız modern spor tesisleri, gençlik ve spor merkezleri ile spor alanlarını ilçemizin dört bir yanına yayarak vatandaşlarımızın spora erişimini kolaylaştırdık. Geldiğimiz noktada Yıldırım; spor yatırımları ve yetiştirdiği başarılı sporcularıyla örnek bir ilçe haline gelmiştir. Amacımız; çocuklarımızın, gençlerimizin ve tüm hemşehrilerimizin sporla iç içe olduğu bir Yıldırım inşa etmek. Bu doğrultuda yatırımlarımızı artırarak Yıldırım’ın ‘spor kenti’ kimliğini daha da güçlendirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan "İran savaşında tavrımız net" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan "İran savaşında tavrımız net"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde AK Parti Önceki Dönem Milletvekilleri, MYK Üyeleri ve Grup ile İftar Programı’na katıldı. Erdoğan, Türk milletinin ve İslam aleminin Ramazan-ı Şerif’ini canı gönülden tebrik ettiğini söyleyerek, son 10 günü idrak edilen bu günlerin mağfirete, rahmete ve berekete vesile olmasını diledi. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan, ebediyete uğurlanan Karaman Milletvekili Zeki Ünal’ı, Samsun Milletvekili Mustafa Demir’i, Manisa Milletvekili İsmail Bilen’i, Muğla Milletvekili Ali Boğa’yı, Kocaeli Milletvekili Cemalettin Kaflı’yı, Giresun Milletvekili Cemal Öztürk’ü, Uşak Milletvekili Mehmet Altay’ı ve rahmete kavuşan yol arkadaşlarını şükranla yad etti. "Bugün Türkiye, her zamankinden daha zengin, daha özgür, daha çoğulcu, demokrasisi, daha güçlü bir ülkedir" Yegane amaçlarının binlerce yıllık bir medeniyete, köklü bir devlet geleneğine ve muazzam bir hayat bilgisine sahip olan Türk milletine hayırlı hizmetlerde bulunmak olduğunu aktaran Erdoğan, "Bismillah deyip yola çıktığımız ilk günden beri hep bu anlayışla çalıştık. ‘Halka hizmet hakka hizmettir’ düsturuyla hiçbir ayrım yapmadan aziz milletimizin hizmetkarı olduk. Karşılaştığımız bütün zorlukları milletimizin desteği ve duası sayesinde beraber aştık. ‘Yeter, söz de karar da milletin’ diyerek sözü de kararı da asıl ve asil sahibine yani milletimize tebliğ ettik. Demokrasiye, milli iradeye, hak ve özgürlükler üzerine düşen gölgeleri sizlerle beraber kaldırdık. Gezi kalkışmasından 17-25 emniyet yargı kumpasına, 15 Temmuz darbe ve ihanet teşebbüsüne milletin iradesini ve istikbalini hedef alan saldırıları aynı şekilde beraber savuşturduk. Eğitimden ulaşıma, sağlıktan emniyete, savunma sanayiinden adalete her biri sessiz devrim niteliğindeki dev adımları sizlerle beraber atlattık. Milletimizin her bir ferdinin bu devletin eşit ve onurlu bireyleri olarak kendilerini özgürce ifade edebildiği bir Türkiye’yi sizlerle beraber inşa ettik. Türkiye’yi şaha kaldırdık. Bu ülkeyi sizlerle birlikte kanatlandırdık. Varsın birileri halen görmemekte ısrar etsin. Ortak çabalarımızla bugün Türkiye her zamankinden daha zengin, daha özgür, daha çoğulcu, demokrasisi, daha güçlü bir ülkedir" diye konuştu. "Terörsüz Türkiye hedefimizi de çağa damgamızı vuracağımız Türkiye Yüzyılı vizyonumuzu da milletimizle hayata geçireceğiz" Günümüzde Türkiye’nin bölgesinde istikrar adası olarak günden güne yıldızı parlayan bir ülke olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "‘Bu yol Türkiye’nin yolu, bu yol milletimizin yolu’ diyerek çıktığımız, merkezinde eser ve hizmet siyaseti olan kutlu yolu yaklaşık yirmi beş yıldır birlikte yürüyoruz. Hem ülkemizin hem bölgemizin önünde kardeşlikle huzurla ve istikrarla dolu bembeyaz bir sayfa açacağımız ‘terörsüz Türkiye’ hedefimizi de çağa damgamızı vuracağımız Türkiye Yüzyılı vizyonumuzu da inşallah yine sizlerle ve milletimizle birlikte hayata geçireceğiz" ifadelerini kullandı. Yorulmadan, yılmadan, rehavete kapılmadan yola devam edeceklerine dikkat çeken Erdoğan, ‘aşkla koşan yorulmaz’ düsturuyla Türk milleti için geceyi gündüz etmeyi sürdüreceklerini sözlerine ekledi. "Bu çatı altında küslüğün, dargınlığın, kırgınlığın yeri yoktur ve olamaz" Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’nin her şeyden önce bir dava hareketi olduğunu ve dava adamının emeklisinin olmayacağını kaydederek, "Dava adamı her zaman sahadadır. Aklıyla, gönlüyle, çalışmalarıyla yol ve mücadele arkadaşlarının yanındadır. Bu çatı altında küslüğün, dargınlığın, kırgınlığın yeri yoktur ve olamaz. Biz yalnızca günü kurtaran günü birlik politika üreten bir kadro değiliz. Biz ortaya eser koyan, hizmet koyan, vizyon koyan, geleceğe dönük projeksiyonu olan bir erdemliler hareketiyiz. Sizler her biriniz benim yol ve dava arkadaşım olduğunuz kadar aynı zamanda bu partinin kendisi, omurgası ve ortak aklısınız. Sizler aynı zamanda çok köklü bir tecrübenin sahiplerisiniz. Bu tecrübeyi partimizin farklı kademelerinde görev alan genç kardeşlerimize aktarmanız, bilginizle, deneyiminizle onlara adeta siyasi koçluk yapmanız onlara yol göstermeniz çok çok önemlidir. İç cephemizin tahkim edilmesinde ahdimizin, kavlimizin, kardeşliğimizin güçlendirilmesinde sizlere önemli görevler düşüyor. Aynı şekilde yeni kuşaklarla köprü kurmak, üye sayısı on bir buçuk milyonu aşan AK Parti ailesini daha da genişletmek noktasında sizlerden katkı beklediğimin altını özellikle çizmek istiyorum. Yeni Türkiye’yi sizlerle birlikte kurduk. Türkiye yüzyılını da yine inşallah sizlerle ve gençlerimizle birlikte hem de tüm cephelerde en üstü şekliyle hayata geçireceğiz" açıklamasında bulundu. "Coğrafyamız kibir sendromuna kapılmış bir katliam şebekesinin elinde yavaş yavaş felakete doğru sürüklenmektedir" Bölgeyi kana ve gözyaşına boğan sarsıntıların şiddetinin 28 Şubat’ta başlayan İran’a yönelik saldırılarla daha da arttığını vurgulayan Erdoğan, "Bölgeyi terörize ederek güvenliğini sağlayacağını düşünen İsrail, bir yandan Gazze’de zaten uymadığı ateşkesi hiçe sayarak saldırılarını yoğunlaştırırken, diğer yandan da Lübnan’ı işgal girişimine başlamıştır. Coğrafyamız kibir sendromuna kapılmış bir katliam şebekesinin elinde yavaş yavaş felakete doğru sürüklenmektedir. Her geceyi sığınaklarda geçiren İsrail halkı bile Holokost’tan sonra başlarına gelen en büyük felaketin Netanyahu olduğunu artık açıkça dile getirmektedir. Dalga boyu giderek artan bu sarsıntıların etkilerine sadece coğrafyamızda değil ekonomiden, ticarete, turizmden, enerjiye, birçok alanda tüm dünyada şahit oluyoruz" dedi. "Türkiye her zaman savaşın değil, barışın yanındadır" Küresel ekonominin Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ardından en belirsiz günlerini yaşadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Savaşın uzaması durumunda dünyanın nereye savrulacağını tam olarak kimse kestiremiyor. Başkasının zararını kendi karımız olarak asla göremeyiz. Başkalarının açısından rant devşirmek gibi bir hesabın içinde olmayız. Bizim, İran krizindeki tavrımız gayet berraktır ve nettir. Türkiye her zaman savaşın değil, barışın yanındadır. Çatışmanın değil, diplomasinin tarafındadır. Kaos ve kargaşanın değil, huzur ve istikrarın safındadır. Düşmanlaştırmanın değil, yakınlaştırmanın peşindedir. Artık bölgemizde gözyaşları dinsin, çatışmalar dursun, sulhu sükun hakim olsun istiyoruz. Türkiye olarak ellerin tetikten çekilmesi, ateşkesin sağlanması, müzakere masasına tekrar dönülmesi için yoğun gayret sarf ediyoruz. Alev daha fazla büyümeden, ateş çemberi daha fazla genişlemeden, daha fazla can yanmadan, kan dökülmeden yangını söndürmenin derdindeyiz. Ana muhalefetin başındaki zat ve avanesi gözlerini hakikatlere kapatsa da, başta milletimiz olmak üzere tüm insanlık Türkiye’nin samimi gayretlerini görmekte, çabalarımızın devamı noktasında bizleri yüreklendirmektedir. Müslümanlar olarak şuna da tüm kalbimizle inanıyoruz; Cenab-ı Hak, şerleri hayır eyler. Herkesin bir hesabı varsa, Allah’ın da mutlaka bir hesabı vardır. İnşallah yaşadığımız bu sıkıntılar geçecek, en çok masum çocukları ve sivilleri vuran bu fırtına dinecek, bölgemizin önünde çok farklı bir ufuk belirecek, çok daha aydınlık bir şafak sökecektir. Şimdiye kadar karşılaştığımız krizlerde hem millet, hem de teşkilat olarak birliğimiz, beraberliğimiz, kardeşliğimiz bizim tüm süreçlerden salimen çıkmamızı sağlayan en büyük değerlerimiz olmuştu. Allah’ın izniyle bu türbülanstan da yine birlik ve beraberliğimize sarılarak çıkacağız."

Erdoğan: "Her oyunu bozacak, her komployu boşa çıkaracak hazırlığımız var" Haber

Erdoğan: "Her oyunu bozacak, her komployu boşa çıkaracak hazırlığımız var"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Polis, Jandarma, Sahil Güvenlik Personeli ve Güvenlik Korucuları İle İftar Programında bir araya geldi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde düzenlenen programda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada her gün yeni bir sorunun ortaya çıktığını ancak Türkiye’nin bu sorunları çözecek planlara sahip olduğunu söyledi. "Ucunda şehadet olsa bile hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan dirliğimizi ve birliğimizi koruyan sizlersiniz" Bugüne kadar devletin huzuru, birliği, dirliği için şehit düşen tüm kahramanları rahmetle yad ederek sözlerine başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şehadet ve gaza bilincini adeta hayatının merkezine koyarak, çocuklarını ‘ya şehit ol ya gazi’ duasıyla göreve uğurlayan anne babaları şükranla anıyor bu ruhu halen diri tutan tüm anne babaların ellerinden öpüyorum. Burada bulunan siz kardeşlerimin yanı sıra şu anda vatanımızın dört bir köşesinde hudut bölgelerimizde dağlarda, denizlerde ve yurt dışı misyonlarımızda görev yapan, nöbet tutan gerektiğinde vatanı ve milleti için fedai can eylemeyi cana minnet bilen güvenlik birimlerimizin tüm mensuplarına şahsım, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Allah yar ve yardımcınız olsun. Rabbim sizlere her türlü tehditten her türlü saldırıdan muhafaza etsin diye dua ediyorum. Güvenlik kuvvetlerimizin değerli mensupları çok kıymetli kardeşlerim atalarımızın altın değerindeki hikmetli sözlerinden biri de dirlik olmadan birlik olmaz manifestosudur. Milletimizin dirliği aynı zamanda milletimizin birliğidir. Ucunda şehadet olsa bile hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan dirliğimizi ve birliğimizi koruyan sizlersiniz. Bugün Türkiye dünyada ve bölgesinde gıptayla izlenen bir huzur, güven ve istikrar adasına dönüşmüşse bu başarı da aslan payı sizlerindir" diye konuştu. "Emniyet güçlerimiz, maruz kaldığı sayısız itibar suikastine rağmen devletimize yönelik her saldırıyı, istiklalimize yönelik her oyunu hamdolsun boşa çıkarmıştır" Emniyet güçlerinin birçok saldırıya karşı dirayetli bir mücadele verdiğini söyleyen Erdoğan, "Emniyet güçlerimiz yakın tarihimizde başka ülkelerle karşılaştırılmayacak ölçüde çetin mücadeleler vermiş büyük sınavlardan başarıyla geçmiş, maruz kaldığı sayısız itibar suikastine rağmen devletimize yönelik her saldırıyı, istiklalimize yönelik her oyunu hamdolsun boşa çıkarmıştır. Hiçbir ayrım yapmadan terör örgütleriyle mücadelede destanlar yazan sizlersiniz. Organize suç örgütlerine nefes aldırmayan sizlersiniz. Zehir tüccarlarına, çetelere, kendini devletten ve kanundan üstün gören küstahlara göz açtırmayan sizlersiniz. Gezi olaylarında olduğu gibi Türkiye’yi istikrarsız hale getirmeye yönelik kökü dışarıda kalkışmaları bertaraf eden sizlersiniz. Bukalemun gibi sürekli renk değiştiren, girdiği kabın şeklini alan omurgasız vatan hainlerinin 15 Temmuz gecesi demokrasimize kastetmesine geçit vermeyen sizlersiniz. İnsan kaçakçılarının, göçmen tacirlerinin planını bozan yine sizlersiniz. Denizlerimizde yaşanan can pazarında binlerce hayatı kurtaran sizlersiniz. İnsanlık tarihinin en zengin hazinelerini barındıran ülkemizde yağmacılara ve talancılara aman vermeyen sizlersiniz. Aidiyetine, inancına, uyruğuna, kimliğine bakmadan gadre uğrayanların imdadına koşan, suçluları adeta adalete teslim etmeden gözüne uyku girmeyen halkımızın huzuru için fedakarca çalışan sizlersiniz. Polisiyle, bekçisiyle, jandarmasıyla, sahil güvenliğiyle, güvenlik korucusuyla İçişleri Bakanlığımızın tüm mensuplarını özellikle canı gönülden tebrik ediyorum" ifadelerini kullandı. "İnsanımızın huzurunu kim bozarsa, devletimizin güvenliğine kim el uzatırsa, özgürlüklerimize ve demokrasimize kim saldırırsa tepelerine binmeye devam edeceğiz" Türkiye Cumhurbaşkanı olarak güvenlik güçlerinin her biriyle her zaman gurur duyacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İnsanımızın huzurunu kim bozarsa, devletimizin güvenliğine kim el uzatırsa, özgürlüklerimize ve demokrasimize kim saldırırsa tepelerine binmeye devam edeceğiz. 23 yıldır olduğu gibi bundan sonra da güvenlik birimlerimizin vazifelerini rahatça ifade edebilmeleri için üzerimize ne düşüyorsa yapacak sizleri her açıdan desteklemeyi inşallah sürdüreceğiz. Biz tarih boyunca birilerinin gölgesinde kalmayı, birilerinin gölgesine sığınmayı zül addetmiş, hür doğmuş hür yaşamış hür olarak emaneti teslim etmeyi her şeyden aziz görmüş bir milletiz. Gölge olarak sadece ay yıldızlı al bayrağın gölgesini bilir ve tanırız. Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya bakınız ne güzel ifade ediyor; ‘Savaş bizi karlı çıkardığı gün kızıllığında ısındık. Dağlardan çöllere düşürdüğü gün gölgene sığındık. Şimdi süzgün rüzgarlarla dalgalı barışın güvercini savaşın kartalı yüksek yerlerde açan çiçeğim. Senin dibinde doğduğum senin dibinde öleceğim.’ 86 milyonun her bir ferdi için yeryüzünde en güvenli yer ay yıldızlı al bayrağımızın huzur veren gölgesidir. Allah’ın izniyle sizlerin de gayretiyle inşallah bu gölgede huzursuzluk, istikrarsızlık, kargaşa ve kaos çıkarılmasına izin vermeyeceğiz" ifadelerini kullandı. "Her hesaba karşı unutmayın bizim de hesabımız var. Her oyunu bozacak, her komployu boşa çıkaracak hazırlığımız var" Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada her gün yeni bir sorunun ortaya çıktığını ancak Türkiye’nin bu sorunları çözecek planlara sahip olduğunu söyleyen Erdoğan, "Hemen her gün yeni bir krizin ve gerilimin baş gösterdiği coğrafyamızda her hamlemizi incelikle planlıyor, her adımımızı dikkatle atıyoruz. Şunu sizin ve ailelerinizin çok iyi bilmesini arzu ediyorum; Her hesaba karşı unutmayın bizim de hesabımız var. Her oyunu bozacak, her komployu boşa çıkaracak hazırlığımız var. Ne yapıyorsak 23 yılın tecrübesiyle ince bir siyasetle çok iyi planlanmış bir stratejiyle yapıyoruz. Her detayını adım adım belirlediğimiz stratejilerimizi sabırla, sükunetle ve kararlılıkla hayata geçiriyoruz. Dostlarımız kadar hasımlarımızın da çok iyi gördüğü ve kabul ettiği üzere Türkiye bugün yakın tarihinde hiç olmadığı kadar güçlüdür, müteakkızdır, muktedirdir, inisiyatif ve irade sahibidir. Yeniden şekillenen dünya sisteminde bölgesinin kutup başı olarak yerini pekiştiren bir Türkiye’yi süratle inşa ediyoruz" ifadelerine yer verdi. "Yıllarca terör tehdidi sebebiyle gidilemeyen yerlerde artık çobanlar koyun otlatıyor" Türkiye’de huzur ve emniyet hakim olduğunu ve Türkiye’nin batısı ne kadar güvenliyse doğusunun da o kadar güvenli olduğunun altını çizen Erdoğan, "Yıllarca terör tehdidi sebebiyle gidilemeyen yerlerde artık çobanlar koyun otlatıyor. Yerli yabancı turistler geziyor. Güven ortamı güçlendikçe buna paralel olarak yatırım artıyor, istihdam artıyor. Esnafın, tüccarın, çiftçinin yüzü gülüyor. Gabar’da olduğu gibi yıllarca atıl kalan petrolümüzün, doğal gazımızın ekonomiye kazandırılmasıyla 86 milyonun tamamının refah seviyesi yükseliyor. Yaklaşık yarım asır boyunca yürüyüşümüzün sekteye uğradığı milletimizin kardeşliğini zehirleyen, ekonomimize iki trilyon doları aşan ağır bir fatura yükleyen terör riski ortadan kalktıkça Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni fark etmeksizin aziz milletimizin bütün fertleri kazanıyor" dedi. "Hayatının baharındaki fidanların vakitsiz kırılmadığı, ocaklara ateşlerin düşmediği bir Türkiye’yi inşallah birlikte inşa edeceğiz" Türkiye’nin artık farklı bir ligin oyuncusu haline geldiğini söyleyen ve Terörsüz Türkiye süreci hakkında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: "Şimdi Terörsüz Türkiye süreciyle inşallah tüm bu başarıları bir adım ileri taşıyor ülkemizin kazanç hanesine silinmeyecek bir şekilde yazdırıyoruz. Bir yanda askeri, polisi, jandarması, istihbaratçısı, güvenlik korucusuyla devletimizin güvenlik kuvvetleri. Diğer yanda milli iradenin tecelligahı olan Gazi Meclisimiz. Öte yanda dayanışma içinde hareket eden Cumhur İttifakımız ve elbette attığımız her adımda bizleri hayır duasıyla yalnız bırakmayan aziz milletimizle birlikte bu süreci ilmek ilmek dokuyoruz. Küllerinden yeniden doğan ve bin yıllık tarihinde nice zorluğun üstesinden gelen bir millet olarak hedefimize ulaşacağımıza yürekten inanıyorum. Anaların ağlamadığı, hayatının baharındaki fidanların vakitsiz kırılmadığı, ocaklara ateşlerin düşmediği bir Türkiye’yi inşallah birlikte inşa edeceğiz. Şunu tüm samimiyetimle burada bir kere daha dile getirmek isterim. Terörsüz Türkiye sürecinde varılan nokta sizlerin kahramanlığı, gazilerimizin cesareti ve kalbimizin en mutena köşesinde hatıralarını yaşattığımız aziz şehitlerimizin destansı mücadelesinin eseridir. Kahramanlar şairin dediği gibi ‘yurdu yaşatmak için’ vardır ve bir milletin bekası kahramanlarının varlığına bağlıdır. Kahramanlarımız, gazilerimiz ve şehitlerimizin omuzları üzerine yükselen bu devlet bundan sonra da sonsuza kadar kahramanlarıyla var olacak, masum ve mazlumların umut adresi olmaya devam edecektir. Türkiye Yüzyılı vizyonunda anlamını bulan büyük ve güçlü Türkiye’ye inşallah beraberce vasıl olacağız. Rabbim yolumuzu bahtımıza açık etsin diyorum."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.