Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Metabolizma

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Metabolizma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Metabolizma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kış aylarında artan halsizlik D vitamini eksikliğiyle ilişkili olabilir Haber

Kış aylarında artan halsizlik D vitamini eksikliğiyle ilişkili olabilir

Sonbahardan kış aylarına geçişle birlikte gün ışığından yararlanma süresinin azalması, vücudun biyolojik ritmini ve uyku düzenini etkileyebiliyor. Sabahları yataktan kalkmakta zorlanma, gün içinde sürekli yorgun hissetme, dikkat dağınıklığı ve uyku isteği gibi yakınmalar bu dönemde daha belirgin hâle gelebiliyor. Ancak mevsimsel değişimlere bağlanan bu şikâyetler, bazı kişilerde değerlendirilmesi gereken sağlık sorunlarının da belirtisi olabiliyor. Medicana Çamlıca Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, kış aylarında ortaya çıkan fiziksel ve ruhsal değişimlerin nedenlerine ilişkin önemli bilgiler verdi. Gün ışığının azalması biyolojik ritmi etkiliyor Gün ışığının vücudun uyku ve uyanıklık döngüsünün düzenlenmesinde önemli bir rol oynadığını belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, şu bilgileri paylaştı: "Kış aylarında günlerin kısalması ve güneş ışığından daha az yararlanmamız, vücudumuzun biyolojik ritmini etkileyebiliyor. Özellikle uyku düzeninin sağlanmasında görev alan melatonin ve ruh hâlinin düzenlenmesinde rol oynayan serotonin sistemleri, ışık ve karanlık döngüsüyle yakından ilişkili. Bu nedenle bazı kişiler kış aylarında kendilerini daha yorgun, uykulu ve isteksiz hissedebiliyor. Sabahları yataktan kalkmakta zorlanma, gün içinde enerji düşüklüğü yaşama ve konsantrasyon güçlüğü gibi şikayetler de bu dönemde belirginleşebiliyor. Ancak her yorgunluğu mevsim değişikliğine bağlamak doğru değil. Özellikle uzun süren ve günlük yaşamı etkilemeye başlayan şikâyetlerin nedeninin araştırılması gerekiyor." Daha fazla uyuma ve tatlı isteği mevsimsel depresyonun belirtisi olabilir Kış aylarında yaşanan ruh hali değişikliklerinin her zaman geçici bir keyifsizlikten ibaret olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, mevsimsel depresyonun bazı kişilerde belirgin fiziksel belirtilerle de ortaya çıkabildiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: "Mevsimsel depresyon, genellikle sonbahar ve kış aylarında başlayan, ilkbahar ve yaz aylarında belirtileri hafifleyen bir depresyon tablosudur. Bu kişilerde yalnızca mutsuzluk veya isteksizlik görülmez. Normalden daha fazla uyuma, buna rağmen dinlenmiş hissedememe, sürekli enerji düşüklüğü, dikkat toplamada güçlük ve özellikle tatlı ya da karbonhidratlı besinlere yönelme gibi belirtiler de ortaya çıkabilir. Bazı kişilerde iştah artışına kilo alımı da eşlik edebilir. Burada önemli olan belirtilerin ne kadar sürdüğü ve kişinin yaşamını ne ölçüde etkilediğidir. Sosyal ilişkileri, iş hayatını ve günlük aktiviteleri olumsuz etkileyen, süreklilik gösteren ruh hâli değişikliklerinin yalnızca 'kış geldi, normaldir' düşüncesiyle geçiştirilmemesi gerekir." D vitamini eksikliği kas ağrıları ve güçsüzlüğe yol açabilir Kış aylarında güneş ışığından yararlanma süresinin azalmasının D vitamini üretimini de etkileyebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, D vitamininin özellikle kemik sağlığı ve kas fonksiyonları açısından önemli olduğunu belirtti. Tanyolaç, "D vitamininin temel görevlerinden biri, kalsiyum ve fosfor dengesinin düzenlenmesine katkıda bulunarak kemik sağlığını korumaktır. Aynı zamanda kasların normal fonksiyonlarını sürdürebilmesi açısından da önem taşır. Kış aylarında güneş ışınlarının geliş açısının değişmesi, günlerin kısalması ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi, ciltte D vitamini üretimini sınırlandırabilir. D vitamini eksikliği geliştiğinde bazı kişilerde kas güçsüzlüğü, kas ve kemik ağrıları gibi şikâyetler ortaya çıkabilir. Ancak halsizlik ve yorgunluk tek başına D vitamini eksikliğine özgü belirtiler değildir. Bu nedenle yalnızca kendini yorgun hisseden herkesin D vitamini eksikliği yaşadığını düşünmesi doğru olmaz" açıklaması yaptı. D vitamini ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiye de değinen Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, "D vitamini düzeyleri ile depresif belirtiler arasında ilişki bulunduğunu gösteren bilimsel çalışmalar mevcut. Ancak bu ilişki, D vitamini eksikliğinin doğrudan depresyona neden olduğu veya D vitamini takviyesi almanın depresyonu tedavi edeceği anlamına gelmiyor. Mevsimsel depresyonun ortaya çıkmasında biyolojik ritim, gün ışığındaki değişiklikler ve bireysel yatkınlık gibi birçok faktör rol oynayabiliyor. Bu nedenle D vitamini eksikliği ile mevsimsel depresyonu aynı sağlık sorunu olarak değerlendirmemek gerekiyor" şeklinde konuştu. Bilinçsiz D vitamini takviyesi sağlığı tehdit edebilir D vitamini eksikliğine ilişkin farkındalığın artmasıyla birlikte kontrolsüz takviye kullanımına da dikkat edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, şu uyarılarda bulundu: "D vitamini vücudumuz için gerekli olsa da ihtiyaçtan fazla alınması daha fazla yarar sağlayacağı anlamına gelmiyor. Özellikle yüksek dozda ve uzun süre kontrolsüz kullanılan D vitamini takviyeleri, kandaki kalsiyum düzeyinin yükselmesine neden olabilir. Bu durum böbrek taşı ve böbrek fonksiyonlarında bozulma gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Her bireyin D vitamini ihtiyacı aynı değildir. Yaş, mevcut hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve kişisel risk faktörleri dikkate alınarak takviye ihtiyacı hekim tarafından değerlendirilmelidir. Herhangi bir şikâyeti olmayan sağlıklı bireylerin tamamına rutin D vitamini testi yapılması da gerekli değildir. Önemli olan, eksiklik açısından risk taşıyan kişilerin uygun şekilde değerlendirilmesi ve gerektiğinde tedavi edilmesidir." Kış yorgunluğuna karşı günlük alışkanlıklarınızı gözden geçirin Kış aylarında fiziksel ve ruhsal sağlığı desteklemek için günlük yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çeken Tanyolaç, "Gün ışığından mümkün olduğunca yararlanmak, biyolojik ritmin korunmasına yardımcı olabilir. Hava kapalı olsa bile gündüz saatlerinde açık havada yürüyüş yapmak, düzenli fiziksel aktiviteyi sürdürmek ve uyku saatlerini mümkün olduğunca sabit tutmak önemlidir. D vitamini içeren yağlı balıklar ve yumurta sarısı gibi besinlere dengeli beslenme içerisinde yer verilebilir. Bununla birlikte beslenme veya güneş ışığından yararlanma konusunda herkese uygun tek bir yaklaşım bulunmadığını unutmamak gerekir. Kış aylarında sosyal ilişkilerin sürdürülmesi ve kişinin kendisini iyi hissettiren aktivitelere zaman ayırması da ruhsal iyilik halini destekleyebilir. Özellikle iki haftadan uzun süren düşük ruh hali, belirgin isteksizlik, uyku ve iştah değişiklikleri ya da günlük yaşamı olumsuz etkileyen yorgunluk durumunda profesyonel destek alınmalıdır. Kış aylarında yaşanan her değişim bir hastalığın belirtisi değildir; ancak vücudun verdiği sinyalleri sürekli olarak mevsime bağlamak da altta yatan bir sağlık sorununun gözden kaçmasına neden olabilir" önerilerinde bulundu.

Bir fincan kahvedeki gizli kalori Haber

Bir fincan kahvedeki gizli kalori

Uzmanlar, kahve tüketiminde fincan sayısından çok toplam kafein miktarına ve kişinin beslenme düzenine dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Günlük yaşamın vazgeçilmez içeceklerinden biri haline gelen kahve, kilo kontrolü yapanların da sıkça tercih ettiği seçenekler arasında yer alıyor. Ancak kahvenin yanında tüketilen tatlı, bisküvi ve benzeri yiyecekler fark edilmeden günlük kalori alımını artırabiliyor. Medicana Ataköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, kahve tüketiminin kişinin kafein duyarlılığı, beslenme düzeni, uyku alışkanlıkları ve sağlık durumuna göre değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Sade Türk kahvesinin kalorisi düşük "Kilo kontrolü açısından değerlendirildiğinde, şekersiz Türk kahvesi düşük kalorili bir içecek olarak beslenme planında yer alabilir" diyen Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Kahvenin enerji değerini asıl artıran unsurlar ise içerisine eklenen şeker ve yanında tüketilen yüksek kalorili yiyeceklerdir. Bu nedenle kilo verme sürecinde olan kişilerin kahveyi tamamen hayatından çıkarması gerekmeyebilir. Ancak kahve tüketiminin yanında farkında olmadan düzenli şekilde tatlı tüketilmesi, günlük enerji alımının yükselmesine neden olabilir" şeklinde görüş verdi. Lokum ya da çikolataya dikkat "Kahvenin kendisinden çok, kahve molasının nasıl değerlendirildiğine dikkat etmek gerekiyor" diyen Uzm. Dyt. Yılmaz, "Sade kahve ile birlikte her gün lokum, çikolata veya başka bir tatlı tüketmek zaman içerisinde fark edilenden daha fazla enerji alımına neden olabilir. Türk kahvesinin yanında lokum ikram edilmesi kültürel bir gelenek olsa da beslenme açısından kahvenin yanında mutlaka lokum tüketilmesi gerekmiyor. Özellikle kilo kontrolü hedefleyen kişilerin lokumu her kahve tüketiminde rutin haline getirmek yerine, porsiyon ve tüketim sıklığına dikkat etmesi önem taşıyor. Lokum tüketilecekse miktarın küçük tutulması ve bunun günlük beslenme düzeninin bütünü içerisinde değerlendirilmesi gerekiyor" dedi. Bitterse bile sınırsız yenmez Kahvenin yanında çikolata tüketmenin de tamamen yasaklanması gereken bir alışkanlık olmadığına değinen Uzm. Dyt. Yılmaz, "Yüksek kakao içeren bitter çikolata küçük porsiyonlarda tercih edilebilir. Bununla birlikte bitter çikolatanın da enerji içerdiği unutulmamalı. "Bitter" olması, sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmiyor. Kahvenin yanında tatlı tüketmek fizyolojik bir zorunluluk değil, çoğu zaman bir alışkanlıktır. Kişi bu alışkanlığın farkında olarak porsiyonunu kontrol edebilir. Örneğin küçük bir porsiyon çikolata ile yetinmek, büyük miktarlarda tatlı tüketmekten farklıdır" diye görüş verdi. Türk kahvesi doğrudan zayıflatmaz "Kahve ve özellikle kafein, metabolizma ve enerji harcaması üzerinde bazı etkiler oluşturabilse de Türk kahvesini doğrudan bir zayıflama veya yağ yakma yöntemi olarak görmek doğru değil" diyen Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Kilo kaybının temelini sürdürülebilir bir enerji dengesi, yeterli ve dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve kişinin yaşam tarzına uygun alışkanlıklar oluşturuyor. Bu nedenle kahveyi "yağ yakıcı" bir ürün gibi değerlendirmek yerine, dengeli beslenme düzeninin içerisinde uygun miktarda tüketilebilecek bir içecek olarak görmek gerekiyor" diye konuştu. Aç karnına kahve herkes için uygun olmayabilir Kahvenin aç veya tok karnına tüketilmesi konusunda herkes için geçerli tek bir kural bulunmadığını kaydeden Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz şöyle konuştu: "Ancak özellikle mide hassasiyeti, reflü veya kahve sonrasında mide yanması yaşayan kişilerin aç karnına kahve tüketmekten kaçınması gerekebilir. Kişide mide yanması, rahatsızlık, çarpıntı veya huzursuzluk gibi yakınmalar ortaya çıkıyorsa kahvenin miktarı ve tüketim zamanı yeniden değerlendirilmelidir. Kahvenin içerdiği kafein, bazı kişilerde uykuya dalmayı zorlaştırabilir veya uyku kalitesini etkileyebilir. Bu nedenle özellikle kafeine duyarlı kişilerin öğleden sonra ve akşam saatlerinde kahve tüketimine dikkat etmesi gerekiyor. Sağlıklı yetişkinlerde günlük toplam kafein miktarının değerlendirilmesi gerekiyor. Çünkü yalnızca Türk kahvesi değil; çay, filtre kahve, enerji içecekleri, kola ve kakao içeren bazı ürünler de günlük kafein alımına katkıda bulunabiliyor. Bu nedenle gün içerisindeki tüm kafein kaynaklarının birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor. Özellikle çarpıntı, huzursuzluk, titreme, mide rahatsızlığı veya uyku problemi yaşayan kişilerin kahve tüketimini azaltması ve kişisel toleranslarını dikkate alması gerekiyor." Kahvenin yanında su içilmeli mi Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Türk kahvesinin yanında su ikram edilmesi hem kültürel hem de pratik açıdan güzel bir alışkanlık. Ancak kahvenin vücudu "susuz bıraktığı" düşüncesi nedeniyle suyun yalnızca kahve içildiği için tüketilmesi gerektiği şeklinde kesin bir yaklaşım doğru değil. Günlük sıvı ihtiyacının temel kaynağı sudur ve kahve tüketen kişilerin gün boyunca yeterli su içmeye devam etmesi önemlidir. Ek olarak şekersiz kahve içemeyenler kahveye tarçın ekleyebilir. Tarçın kahveye aroma kazandırabilir ve şeker kullanımını azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak tarçını tek başına kan şekeri kontrolü veya kilo kaybı sağlayan bir yöntem olarak değerlendirmemek gerekir" şeklinde görüş verdi. Sağlıklı kahve molası nasıl olmalı "Türk kahvesinden keyif almak için yanında mutlaka tatlı tüketmek gerekmiyor" diyen Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Şekersiz bir Türk kahvesi, yanında su ve kişinin günlük beslenme planına uygun küçük bir eşlikçiyle birlikte tüketilebilir. Burada önemli olan kahveyi yasaklar veya faydalar üzerinden değerlendirmek yerine, miktarını, zamanını ve beraberindeki yiyecekleri dengeli şekilde planlamak. Özellikle kilo kontrolünde küçük görünen ancak sık tekrarlanan kahve yanı atıştırmalıkları toplam enerji alımını önemli ölçüde etkileyebilir" ifadelerini kullandı.

MENOPOZUN SİNSİ TEHLİKESİ: KAS KAYBI Haber

MENOPOZUN SİNSİ TEHLİKESİ: KAS KAYBI

Menopoz döneminde kadın metabolizmasında yaşanan değişimlere dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuray Kuzukıran, sürecin yalnızca hormonal bir evre olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Menopozla birlikte vücutta en çok gözden kaçan noktanın kas kütlesindeki azalma olduğunu ifade eden Dr. Kuzukıran, bu durumun fiziksel güçten kemik sağlığına, dengeden metabolizma hızına kadar tüm yaşam kalitesini doğrudan etkilediğini söyledi. “Menopoz Bir Günde Gelmiyor, Hazırlık 40’lı Yaşlarda Başlamalı” Pek çok kadının menopoza hazırlık için belirtilerin başlamasını beklediğini dile getiren Op. Dr. Nuray Kuzukıran, “Menopoz bir günde gelişen bir durum değildir, yıllar içinde hormonal değişimlerin etkisiyle vücutta kademeli dönüşümler yaşanır. Bilimsel veriler bize gösteriyor ki menopoza hazırlık aslında 40’lı yaşlarda, hatta daha erken dönemde başlamalıdır. Bu süreçte alınacak doğru önlemler, ilerleyen yıllardaki yaşam kalitesini belirleyen en büyük yatırımdır. Günümüzde kası sadece hareket etmemizi sağlayan bir yapı olarak değil, vücudun en önemli metabolik organlarından biri olarak kabul ediyoruz. Kaslarımız kan şekeri kontrolünden insülin duyarlılığına, enerji tüketiminden denge ve koordinasyona kadar pek çok vital işlevi üstlenir. Yaşla birlikte ortaya çıkan ve sarkopeni olarak adlandırılan kas kaybı, menopozda östrojen hormonundaki hızlı düşüşle birlikte çok daha belirgin bir hal alır” dedi. “Eskisi Kadar Yemiyorum Ama Kilo Alıyorum” Diyorsanız Nedeni Azalan Kaslar Östrojenin sadece bir kadınlık hormonu olmadığını, kas, kemik, kalp-damar ve beyin dokusu üzerinde koruyucu kalkan görevi üstlendiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Kuzukıran, östrojenin çekilmesiyle kas protein sentezinin yavaşladığını ve karın çevresinde yağlanmanın arttığını kaydetti. “Eskisi kadar yemiyorum ama yine de kilo alıyorum” şikayetinin temelinde bazal metabolizma hızının düşmesi ve azalan kas kütlesi olduğunu vurgulayan Op. Dr. Kuzukıran, bu dönemde sadece tartıdaki rakama odaklanmanın yanlış olduğunu, asıl hedefin vücudun yağ-kas dengesini muhafaza etmek olması gerektiğini altını çizdi. Osteoporoza Karşı En Etkili İlaç: Direnç Egzersizleri ve Protein Güçlü kasların güçlü kemikler anlamına geldiğini ifade eden Op. Dr. Nuray Kuzukıran, kemik yapımını uyarmak için kasların kemiklere mekanik yük uygulamasının şart olduğunu söyledi. Yalnızca kalsiyum takviyesi almanın menopozda yeterli gelmeyeceğini belirten Op. Dr. Kuzukıran, “Haftada en az 2-3 gün yapılacak ağırlık çalışmaları, direnç bantları, pilates, tempolu yürüyüş veya Tai Chi gibi denge egzersizleri kas kaybını yavaşlatmada en güçlü ilacımızdır. Bunun yanı sıra yaş ilerledikçe vücudun proteini işleme verimliliği düştüğü için yumurta, yoğurt, kefir, balık, baklagiller gibi kaliteli protein kaynaklarını gün içine dengeli dağıtarak tüketmek gerekir. Ayrıca kas onarımının gerçekleştiği kaliteli gece uykusu ve kortizolü dengeleyecek stres yönetimi de bu bütüncül yaklaşımın ayrılmaz birer parçasıdır” şeklinde konuştu. “Güçsüz Yaşlanmak Büyük Ölçüde Önlenebilir” Menopoz döneminde D ve B12 vitamini, demir depoları, tiroid, kan şekeri ve kemik mineral yoğunluğu ölçümlerinin düzenli yapılması gerektiğini hatırlatan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuray Kuzukıran açıklamasını “Menopozu korkulacak değil, doğru hazırlanılacak bir dönem olarak görmeliyiz. Asıl hedefimiz sadece yaşam süresini uzatmak değil, sağlıklı ve bağımsız kalınan süreyi artırmaktır. Yaş almak kaçınılmazdır ancak güçsüz yaşlanmak büyük ölçüde önlenebilir. Kas kütlesini korumak rahat yürüyebilmek, merdiven çıkabilmek, torunları kucağa alabilmek ve düşme riskinden uzak kalabilmek için şarttır. Menopoza hazırlanmanın en doğru zamanı yarın değil, bugündür” diyerek tamamladı.

Sahuru atlamayın, iftarı yavaş yapın Haber

Sahuru atlamayın, iftarı yavaş yapın

Ramazan döneminde sahura kalkmamak, karbonhidrat ağırlıklı beslenmek, kısa sürede aşırı su tüketmek ve kafeinli içeceklere yönelmek en sık yapılan hatalar arasında yer alıyor. Ümit Aktaş, bu alışkanlıkların kan şekeri dalgalanmalarına, gün içinde enerji düşüşüne ve susuzluk hissinin artmasına neden olduğunu söyledi. SAHURDA PROTEİN VE SAĞLIKLI YAĞ VURGUSU Dr. Aktaş, sahur öğününün mutlaka yapılması gerektiğini belirterek, “Sahur yapılmadan tutulan oruç ani kan şekeri düşüşlerine yol açabilir” dedi. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin daha çabuk acıkmaya neden olduğunu ifade eden Aktaş, unlu ve şekerli gıdaların kan şekerini hızla yükseltip düşürdüğünü, buna karşılık protein ve sağlıklı yağların uzun süre tokluk sağladığını dile getirdi. Sahurda yumurta, peynir, zeytin, fermente gıdalar ve sebzelerin tercih edilmesini öneren Aktaş, çay ve kahvenin sınırlı tüketilmesi gerektiğini, suyun ise iftardan sahura kadar zamana yayılarak içilmesinin daha doğru olacağını vurguladı. “İFTARI İKİYE BÖLÜN” Uzun süren açlığın ardından iftarda ağır ve hızlı yemek tüketmenin metabolizma üzerinde ani yük oluşturduğunu belirten Aktaş, iftarın aşamalı yapılması gerektiğini söyledi. “Orucu hurma veya zeytinle açıp bir kase çorba içtikten sonra yaklaşık 20 dakika ara vermek hem iştah kontrolünü sağlar hem de kan şekeri dengesini korur” diyen Aktaş, hızlı ve kontrolsüz beslenmenin kalp-damar sistemi açısından risk oluşturabileceği uyarısında bulundu. Ana öğünde kemikli et yemekleri, zeytinyağlı sebzeler, salata ve fermente gıdaların sindirim açısından daha uygun olduğunu belirten Aktaş, hamur işi ve yoğun tatlı tüketiminin ertesi gün susuzluk hissini artırabileceğini kaydetti. SU TÜKETİMİNDE ZAMANLAMA ÖNEMLİ İftardan sahura kadar düzenli aralıklarla su içilmesi gerektiğini hatırlatan Aktaş, kısa sürede aşırı su tüketmenin doğru olmadığını söyledi. “Bir anda alınan yüksek miktardaki su hızla atılır ve sindirimi zorlaştırabilir” diyen Aktaş, en doğru yöntemin iftardan sonra başlayarak sahura kadar her yarım saat ya da bir saat arayla bir bardak su içmek olduğunu ifade etti. Kafeinli içeceklerin diüretik etkisi nedeniyle vücuttan su atılımını artırdığını da sözlerine ekledi. TATLIDA ÖLÇÜ, SAĞLIKTA DENGE Şekerli gıdaların mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini belirten Aktaş, tercih edilecekse meyve bazlı ve küçük porsiyonlu tatlıların daha dengeli bir seçenek olacağını söyledi. Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, insülin kullanan diyabet hastaları, ciddi kalp-damar rahatsızlığı bulunanlar, kanser tedavisi görenler, hamileler ve yeni doğum yapmış annelerin oruç tutmadan önce mutlaka hekim görüşü alması gerektiğini vurguladı. Uzmanlara göre; sahuru atlamamak, protein ve sağlıklı yağ ağırlıklı beslenmek, iftarı kontrollü yapmak, suyu zamana yayarak tüketmek ve hafif fiziksel aktiviteyi sürdürmek Ramazan sürecinin daha rahat geçirilmesine katkı sağlıyor. Dr. Ümit Aktaş, bilinçli beslenme alışkanlıklarının yalnızca Ramazan’da değil, yıl boyunca sağlığın korunmasında belirleyici rol oynadığını ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.