Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Lübnan

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Lübnan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Lübnan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

MSB Açıkladı: "Ateşkesin tesis edilmesinden memnuniyet duyuyoruz" Haber

MSB Açıkladı: "Ateşkesin tesis edilmesinden memnuniyet duyuyoruz"

Mavi Vatan-2026 Tatbikatı’nın Fiili Atış Safhası münasebetiyle Antalya Körfezi’nde bulunan TCG Anadolu’da icra edilen Milli Savunma Bakanlığı Haftalık Basın Bilgilendirme Toplantısı gerçekleştirildi. MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, haftalık basın bilgilendirme toplantısında eğitim ve tatbikat faaliyetlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Mavi Vatan Tatbikatı, Deniz Kuvvetlerinin harekatı sevk ve idare etkinliğinin değerlendirilmesi, tatbikata katılan unsurların çok tehditli ortamda muhakeme, öngörü ve karar verme yeteneklerinin geliştirilmesi, diğer Kuvvet Komutanlıkları ile müşterek çalışabilirlik usullerinin denenmesi amacıyla 3-9 Nisan tarihleri arasında Karadeniz, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de gerçekleştirildi. Tatbikat kapsamında; harekata hazırlık eğitimleri, fiili silah atışları, lojistik bütünleme faaliyetleri ile çok tehditli ortamda harekat eğitimleri icra edildiğini belirten Aktürk, "Deniz Kuvvetlerinin yanı sıra Kara ve Hava Kuvvetleri ile Sahil Güvenlik Komutanlığından toplam 120 gemi, 50 hava aracı ve 15 bin personelin yer aldığı Mavi Vatan Tatbikatı’nda; TCG Anadolu’dan kalkan TB-3 SİHA ile bir kamikaze insansız deniz aracı (KİDA) ilk kez imha edildi. Milli üretim ‘AKYA Ağır Sınıf Harp Torpidosu’ Sakarya denizaltısından ilk kez ateşlendi" açıklamasında bulundu. Aktürk, tatbikata ve daha sonra gerçekleşecek tatbikatlara ilişkin şu ifadelere yer verdi: "Deniz Kuvvetlerimiz; sahip olduğu modern, yüzer, dalar ve uçar unsurlarıyla, başta Mavi Vatanımız olmak üzere sınırlarımızın ötesinde ve dünya denizlerinde; hak ve menfaatlerimizin korunması, etkinliğimizin sürdürülmesi ve caydırıcılığımızın pekiştirilmesi amacıyla azim, kararlılık ve üstün bir görev anlayışıyla faaliyetlerine kesintisiz devam edecektir. Diğer yandan, 23 Mart-3 Nisan tarihleri arasında Karadeniz’de icra edilen Sea Shield Tatbikatı’na katılan TCG Üsteğmen Arif Ekmekçi ve TCG Ayvalık gemilerimiz aynı tarih aralığında Mayın Karşı Tedbirleri Karadeniz (MCM BLACK SEA) Görev Grubu 9’uncu aktivasyon faaliyetini başarıyla tamamlamıştır. 29 Mart-10 Nisan tarihleri arasında Isparta ve Ankara’da Türkiye-Pakistan Ortak Komando ve Özel Kuvvet (Cinnah-13), 2-22 Nisan tarih aralığında Kars’ta Türkiye-Azerbaycan Haydar Aliyev Fiili Atışlı Müşterek Tabur Görev Kuvveti, 6-17 Nisan tarihleri arasında Konya’da Uluslararası Anadolu Ankası tatbikatları icra edilmektedir. 11-17 Nisan arasında, İstanbul ve İzmir’de EFES-2026 Birleşik Müşterek Harekat Tatbikatı’nın Bilgisayar Destekli Komuta Yeri Safhası, 15-21 Nisan tarihleri arasında Doğu Akdeniz’de Dynamic Minotaur/Kurtaran Denizaltı Arama-Kurtarma tatbikatlarının icra edilmesi, 13 Nisan-1 Mayıs tarih aralığında ise Libya ve Fildişi Sahili’nde Flintlock Tabikatı’na katılım sağlanması planlanmaktadır. Yabancı askeri gemilerin limanlarımızı ziyaretlerine ilişkin olarak; NATO Daimi Deniz Görev Grubu-2 (SNMG-2) görevi kapsamında 9-12 Nisan tarihleri arasında Arnavutluk Deniz Kuvvetleri unsuru Oriku tarafından İzmir’e liman ziyareti yapılmakta, 10-15 Nisan tarihleri arasında İtalya Deniz Kuvvetlerine ait Andrea Doria ile 13-17 Nisan tarihleri arasında Fransa Deniz Kuvvetleri unsuru Provence tarafından Antalya’ya, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) görevi kapsamında, Bangladeş Deniz Kuvvetlerine ait Sangram tarafından 14 Nisan-5 Mayıs tarihleri arasında Mersin’e, liman ziyaretleri gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Somali Deniz Görev Grubu faaliyetleri kapsamında; TCG Gaziantep, TCG Bayraktar, TCG Bartın ve TCG Yzb.Güngör Durmuş ile Çağrı Bey Sondaj Gemisi ve beraberindeki destek gemilerinin yarın (10 Nisan) Mogadişu/Somali’ye ulaşması planlanmaktadır. 7 Nisan’da, Malezya Hava Kuvvetleri Komutan Yardımcısı ve beraberindeki heyet Hava Kuvvetleri Komutanlığımızı ziyaret etmiştir. Türkiye-Suudi Arabistan Deniz Kuvvetleri İş Birliği Toplantısı, 13-17 Nisan tarihleri arasında ülkemizde gerçekleştirilecektir. 14 Nisan’da NATO Müttefik Hava Komutanlığınca Artırılmış Teyakkuz Faaliyetleri bünyesinde yürütülmekte olan Esnek Caydırıcılık Seçenekleri kapsamında, Romanya hava sahasında icra edilecek Meydan Taarruzu Eğitimi’ne 2 adet F-16 uçağımız ile katılım sağlanması planlanmaktadır. Hava Kuvvetleri Komutanlığı bandomuz tarafından ‘Dünya Otizm Farkındalık Etkinlikleri’ kapsamında Sincan/Ankara’da bugün, Devlet Opera ve Balesi tarafından Tarihin İzinde ‘Mitolojik Kahramanlar’ adlı müze konseri, Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı/İstanbul’da 11 Nisan’da icra edilecektir." "10 PKK’lı terörist daha teslim oldu" Terörle mücadele konusuna ilişkin açıklamalarda bulunan Aktürk, sayısı ve kapsamı her geçen yıl artan tatbikatlarla karada, denizde, havada ve siber alandaki etkinlik ve caydırıcılığını daha da artıran Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, beka ve güvenliğine yönelen risk ve tehdit unsurları ile mücadelesini de kararlılıkla sürdürdüğünü belirterek şöyle konuştu: "Devam eden operasyon ve arama-tarama faaliyetleri kapsamında hafta içerisinde; 10 PKK’lı terörist daha teslim olmuş, kalıcı güvenliği tesis etmek amacıyla sınırlarımızda ve ötesinde mayın ve el yapımı patlayıcı ile mağara, sığınak ve barınak tespit ve imha çalışmalarına devam edilmiştir. Terör örgütü tarafından kullanılan tünel sistemlerinin imhasına yönelik çalışmaların başarıyla devam ettiği Suriye Harekat Alanlarında ise Menbic bölgesinde imha edilen 1 kilometrelik tünelle birlikte imha edilen tünel uzunluğu 768 kilometreye ulaşmıştır." "Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı 19 bin 992 olmuştur" Kesintisiz devam eden hudut güvenliği faaliyetleri çerçevesinde son bir haftada; sınırlardan yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 2’si terör örgütü mensubu olmak üzere 127 şahsın yakalandığını vurgulayan Aktürk, bin 95 şahsın ise hududu geçemeden engellendiğini söyledi. Aktürk, "Böylece, yıl içerisinde sınırlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı bin 822, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 19 bin 992 olmuştur" ifadelerini kullandı. Aktürk, ABD/İsrail-İran Savaşı’nda ateşkes ilan edilmesine dair de konuşarak, "Bölgemizde bir ayı aşkın süredir devam eden savaşta geçici ateşkes tesis edilmesinden memnuniyet duyuyoruz. Temennimiz, ateşkes şartlarının harfiyen uygulanması ve bu iki haftalık geçici ateşkes süresinin yapıcı adımlar ile değerlendirilerek kalıcı ateşkese ve barışa evrilmesi, bölgede istikrar, huzur ve güvenliğin tesis edilmesidir. Öte yandan İsrail’in, Lübnan’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal eden ve bölgedeki istikrarsızlığı derinleştiren saldırılarının da derhal durdurulmasını bekliyoruz. Ayrıca İsrail’in yöneticileri tarafından Mescid-i Aksa’ya yapılan baskınları kınıyor, Mescid-i Aksa’nın ibadete açılması ve Kudüs’te ibadet özgürlüğünü engelleyen tüm kısıtlamaların kaldırılması gerektiğini vurguluyoruz" ifadelerini kullandı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güçlü, modern ve etkin savunma kapasitesinin yerli ve milli savunma sanayi ürünleriyle geliştirilmesi çalışmalarına da devam edildiğini aktaran Aktürk, şu ifadelere yer verdi: "Bu kapsamda; Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca muhtelif miktarda, TB-3 SİHA ile ilk kez olmak üzere Elektronik Devreli El Yapımı Patlayıcı Düzeneklerini Tespit ve Zararsız Hale Getirme Sistemi, Hava Kuvvetleri Komutanlığımızca ise; çeşitli miktarda Aksungur ve Akıncı insansız hava araçları ile CATS Elektro-Optik/Kızılötesi Kamera Sistemi, muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanarak envantere alınmıştır. 8 adet temin edilmesi planlanan ‘Yeni Tip Çıkarma Gemisi Projesi’ kapsamında 3 Nisan’da ikinci gemi hizmete alınmış, üçüncü geminin liman kabul testleri tamamlanmıştır. Makine ve Kimya Endüstrisi Anonim Şirketimiz (MKE) ile ASFAT tarafından 7-12 Nisan tarihleri arasında Şili’de düzenlenen Uluslararası Hava ve Uzay Fuarı’na (FIDAE) katılım sağlanmaktadır."

Cumhurbaşkanı Erdoğan: 5G Türkiye'ye yepyeni sayfa açacak Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: 5G Türkiye'ye yepyeni sayfa açacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5G teknolojisinin Türkiye için dijital egemenlik ve millî güvenlik meselesi olduğunu belirterek, bu alandaki gelişmeleri hızla takip ettiklerini ve 5G altyapısının ülkenin her köşesine yayılmasını sağladıklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, günümüz dünyasında egemenliğin artık sadece coğrafya temelli olmadığını, teknolojik ve dijital alanların da bu rekabetin önemli bir parçası haline geldiğini ifade etti. Küresel güç rekabetinin dijitalleşme ile birlikte şekillendiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Artık güçlü olmak, caydırıcı olmak, dünyada söz, etki ve itibar sahibi olmak istiyorsanız, siber uzay çalışmalarınızı hızlandırmak, siber güvenlik tedbirlerinizi almak ve siber teknolojinizi geliştirmek zorundasınız" dedi. Erdoğan, veri güvenliğinin dijital dünyada kritik bir rol oynadığını vurgulayarak, verilerin toplanması, işlenmesi ve analiz edilmesinin yanı sıra, bu verilerin güvenliğinin temin edilmesinin de büyük önem taşıdığını söyledi. Son dönemdeki Lübnan, Gazze ve İran gibi bölgesel çatışmaların, siber güvenliğin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdiğine dikkat çekti. "5G, DİJİTAL EGEMENLİK VE MİLLÎ GÜVENLİK MESELESİDİR" Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 5G teknolojisinde attığı adımları değerlendirdi ve bu teknolojinin dijital egemenlik ve millî güvenlik açısından çok önemli olduğunu belirtti. Erdoğan, "Dijital çağda jeopolitik üstünlüğün belirleyici aktörü, sadece toprağı kontrol edenler değil, veriyi yönetenler olacaktır" ifadelerini kullandı. Türkiye'nin 5G hazırlıklarının 2016 yılında başladığını, 2018’de ilk testlerin yapıldığını, 2019’dan sonra ise bu teknolojinin çeşitli alanlarda pilot uygulamalarla kullanıma sunulduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, 5G altyapısının kısa süre içinde Türkiye'nin dört bir yanına yayılacağını açıkladı. "YERLİ VE MİLLÎ ÜRÜN KULLANIMI HEDEFLENİYOR" 5G altyapısında yerli ve millî ürün kullanımının önemine de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, başlangıçta, 81 il merkezimizde devreye alacakları 5G’yi, 2 yıl içinde ülkemizin her karışında hizmete sunacaklarını söyledi. Şebeke altyapımızda mümkün olan en yüksek seviyede yerli ve millî ürün kullanımını hedeflediklerini kaydeden Erdoğan, işletmecilerin ilk etapta yüzde 60 oranında yerli malı, yüzde 30 oranında millî haberleşme ürünü kullanacaklarını duyurdu. 5G teknolojisinin güvenlik alanında da önemli avantajlar sağlayacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yeni nesil altyapımızın şebeke dilimleme özelliğiyle farklı kullanım alanlarına mahsus güvenlik politikalarını uygulama imkânı bulacağız" ifadelerini kullandı. Ayrıca, 'Uç Bilişim Yaklaşımı' ile verinin kaynağa yakın işlenmesi sayesinde, siber risklerin daha da azaltılacağını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 5G altyapısının kolluk kuvvetlerinin sahada daha etkin ve hızlı bir şekilde çalışmasını sağlayacağını, suçla mücadelede kullanılan sistemlerin işlevselliğinin artacağını ifade etti. 5G teknolojisinin Türkiye’ye kazandıracağı olumlu etkileri sıralayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, çok geniş bir yelpazede olumlu etkilerini görecekleri 5G’nin ülkemize ve milletimize hayırlı-uğurlu olmasını diledi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi: "NPT'den çekilme teklifi Meclis'te değerlendiriliyor" Haber

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi: "NPT'den çekilme teklifi Meclis'te değerlendiriliyor"

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, düzenlediği haftalık basın toplantısında ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları, bölgesel gelişmeler, Türkiye'nin tutumu, ABD ile müzakere iddiaları ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran'daki altyapılara yönelik saldırılara tepki gösteren Bekayi, "Herkesin bağlı olduğu altyapılar hedef alınıyor. Dün gece bir elektrik trafo merkezine düzenlenen saldırı sonucu Tahran ve Kerec'in bazı bölgelerinde elektrik kesintisi yaşandı. Tüm bu olayları sürekli olarak belgeliyoruz. Gelecekte halkımızın, İran'a yardım edildiğine dair ortaya atılan iddiaların aslında bir aldatmacadan ibaret olduğunu bilmesi gerekiyor. Açıklamalarında da görüldüğü üzere İran'ın tarih ve kültürüyle uğraşıyorlar. Saldırıları meşrulaştırmak için geçmişe atıfta bulunarak hakaretlerde bulunuyorlar. Ancak İran, köklü ve dinamik bir medeniyet olarak düşmanlarıyla nasıl başa çıkacağını çok iyi bilmektedir" dedi. "Gazetecilere yönelik saldırılar savaş suçudur" İsmail Bekayi, İsrail'in gazetecilere yönelik saldırılarına da değinerek, "Dün El Arabiya kanalının ofisine yönelik saldırıya tanık olduk. Ondan bir gün önce Lübnan'da saldırı düzenlendi ve El Meyadin ile El Menar muhabirleri hayatını kaybetti. Son üç yılda hayatını kaybeden gazetecilerin uzun bir listesi bulunmaktadır. Görünüşe göre, siyonist rejim özellikle haber alanını kendisine düşman olarak görmektedir. Oysa uluslararası anlaşmalar gazetecilerin korunmasına ilişkin açık hükümler içermektedir. Gazetecilere yönelik her türlü saldırı savaş suçu sayılmaktadır. Buna rağmen rejim bu kuralları dikkate almamakta ve çok sayıda gazeteciyi hedef almaktadır" ifadelerini kullandı. "İran'ın tek yaptığı kendini savunmaktır" Bekayi, "Biz bölgedeki tüm ülkelerle komşuyuz ve komşu olmaya da devam edeceğiz. Bu yüzden sağduyu, gelip geçici olanlarla kalıcı olanları ayırt etmeyi gerektirir. Biz hiçbir zaman bölge ülkelerini düşman olarak görmedik. Defalarca İran'ın operasyonlarının doğrudan ABD üslerini hedef aldığını vurguladık. İran'ın tutumu meşru müdafaa hakkı ve ahlaki ilkeler çerçevesindedir. İran halkı saldırı altındayken silahlı kuvvetlerin sessiz kalması düşünülemez. Bu, Birleşmiş Milletler Şartı kapsamında tanınan doğal bir haktır. Savaşın tarafı olmadığını söylemek tek başına yeterli değildir. Her ülke, kendi topraklarının başka devletler tarafından kullanılmasına izin vermenin uluslararası hukuka aykırı olduğunu bilir. Düşman, bölgedeki üsler üzerinden saldırılarını sürdürüyor. Komşu ülkelerin toprakları ise kimi zaman isteyerek, kimi zaman da farkında olmadan İran'a karşı kullanılıyor. İran'ın yaptığı tek şey kendini savunmaktır" dedi. "Komşu ülkelerden beklentimiz komşuluk ilkelerine bağlı kalınmasıdır" İran'ın komşu ülkelerden beklentilerini dile getiren Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, "Beklentimiz, kardeşlik ve iyi komşuluk ilkelerine bağlı kalınmasıdır. Bu savaş yalnızca İran'a karşı değil, ileride daha geniş çaplı istikrarsızlıklara da yol açabilecek bir süreçtir. İran'dan tek taraflı bir itidal beklenmesi gerçekçi değildir. İran, iki ayrı rejim tarafından hedef alınmış durumda ve bu güçler, bölgedeki bazı ülkelerin topraklarını kullanarak saldırılarını sürdürmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri'nde İranlıların bu ülkenin gelişiminde ne kadar etkili olduğunu gördük. Bu yüzden İran vatandaşlarına yönelik yaklaşımın, geleceği gözeten bir anlayışla belirlenmesi gerekir" şeklinde konuştu. "Türkiye ile ilişkilerimiz her zaman örnek gösterilen bir düzeyde olmuştur" Türkiye'nin girişimlerine ilişkin konuşan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "Türkiye ile ilişkilerimiz her zaman örnek gösterilen bir düzeyde olmuştur. Türkiye'nin saldırıyı kınaması ve hem üst düzeyde hem de halk nezdinde ortaya koyduğu dayanışma takdire şayandır. Bu tutum, Türkiye'nin iyi komşuluk anlayışını benimsediğini ve aynı zamanda bu savaşın nedenleri ile bölgeye muhtemel etkilerinin farkında olduğunu gösteriyor. Türk yetkililer de defalarca siyonist rejimin bölgesel güvenlik açısından en büyük tehdit olduğunu dile getirdi. Türkiye başta olmak üzere diğer ülkelerin girişimleri, bölgesel barış konusundaki kaygılarını ortaya koyuyor. Gerilimin daha fazla tırmanmaması için arabuluculuk yapmak isteyen tüm ülkelerin dengeli ve gerçekçi bir yaklaşım sergilemesini bekliyoruz" ifadelerine yer verdi. "ABD ile doğrudan müzakere gerçekleştirmedik" Bekayi, arabuluculuk girişimleri ve diplomatik temas iddialarına ilişkin de konuşarak, "Şu ana kadar ABD ile hiçbir doğrudan müzakere gerçekleştirmedik. Gündeme gelen konular, ABD'nin müzakere talebine ilişkin olarak aracı ülkeler üzerinden bize iletilen mesajlardan ibaret. ABD tarafından diplomasi söylemi gündeme getirildiğinde herkesin dikkatli olması gerekir. Açıkçası, ABD'de kaç kişinin bu diplomasi iddialarını ciddiye aldığını bilmiyorum. Bizim tutumumuz ise en başından beri net. Karşı taraf sürekli pozisyon değiştirirken, biz hangi çerçevede hareket ettiğimizi biliyoruz. Ancak bize iletilen taleplerin önemli bir kısmı aşırı ve gerçeklikten uzak" dedi. "Yalnızca bir taraftan itidal beklenmesi doğru değil" İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, bölge ülkelerinin savaşın sona ermesine yönelik çabalarına değinerek, "Pakistan'ın düzenlediği toplantılar, kendi oluşturduğu bir çerçeve olup bizim bu sürece herhangi bir katılımımız olmadı. Endişeler anlaşılabilir, ancak herkesin bu savaşın kim tarafından başlatıldığını unutmaması gerekir. Tek taraflı olarak yalnızca bir taraftan itidal beklenmesi doğru değildir. Bu savaşı İran başlatmadı, İran saldırıya uğradı. İran, sorumlu bir aktör olarak diyalog sürecine dahil oldu ancak ABD her iki seferde de müzakere masasını ortadan kaldırdı. Biz ne istediğimizi ve hangi konuların bizim için kabul edilemez olduğunu çok iyi biliyoruz" diye konuştu. "Ajans ve Grossi'nin kayıtsızlığı üzüntü verici" Bekayi, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile UAEA Başkanı Rafael Grossi'nin yaklaşımını eleştirerek, "ABD ve siyonist rejimin nükleer tesislere yönelik saldırıları açıkça suçtur. Ajansın kendi tüzüğüne göre de bu eylemler suç kapsamındadır. Ancak daha da üzücü olan, Ajans ile Grossi'nin bu konudaki sessizliğidir. Grossi bir kez daha son derece hatalı bir tutum sergilemiş, saldırganları kınamak yerine yaptığı açıklamalarla süreci daha da karmaşık hale getirmiştir. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'ndan (NPT) sorumlu bir makamın bu tür ihtimalleri dile getirmesi kabul edilemez. Ne yazık ki Grossi, son iki yılda savunulabilir bir performans ortaya koyamamıştır. Bu durum hem saldırıları kınamaması hem de tarafsızlığını koruyamamasıyla ilgilidir. Böyle bir tabloda Ajans'ın yapması gereken ilk şey saldırıları açıkça kınamaktır. Ancak bu yönde bir tutum görmedik. Biz kendi sorumluluğumuzu yerine getirmeye devam edeceğiz, gerekli temasları yürüttük ancak taleplerimiz geçerliliğini korumaktadır" ifadelerini kullandı. "Buşehr Nükleer Enerji Santrali faaliyetini sürdürüyor" İsmail Bekayi, ABD ve İsrail'in hava saldırılarında üç kez hedef alınan Buşehr Nükleer Enerji Santrali'nin durumuna ilişkin yaptığı açıklamada, "Bildiğim kadarıyla santral faaliyetini sürdürüyor. Gerçekleştirilen saldırılar son derece tehlikeli ve ABD ile Siyonist rejimin saldırgan tutumda hiçbir sınır gözetmediğini açıkça ortaya koyuyor. Bu noktada Birleşmiş Milletler ile UAEA'nın sorumluluğu son derece açıktır" şeklinde konuştu. "Misket bombası iddiaları gündem saptırma çabasıdır" İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, İran'ın misket bombası kullandığı yönündeki iddialara da sert tepki göstererek, "Bu son derece küstah bir iddiadır. Bir yandan insancıl hukukun tüm kurallarını ihlal ederken, diğer yandan mağduriyet algısı oluşturarak İran'ın bu kuralları ihlal ettiğini öne sürüyorlar. Bu iddialar kesinlikle gerçeği yansıtmıyor. İran, işlev ve etki bakımından misket bombasından farklı olan çoklu savaş başlıklı füzeler kullanmaktadır. Bu tür iddialar, daha çok gündemi saptırma çabasıdır. Minab'daki okul saldırısı, Fars eyaletine bağlı Lamerd kentinde yeni tip füzelerle gerçekleştirilen saldırılar, elektrik altyapısı ve üniversitelerin hedef alınması, çevreyi tahrip eden silahların kullanılması ve Lübnan'da fosfor bombası kullanımı bu saldırılara örnek teşkil etmektedir. Savaşın kendisi zaten hukuka aykırı ve saldırgan bir nitelik taşımaktadır. Ayrıca, savaş dışı şartlarda komutanlarımıza yönelik saldırılar da savaş suçu kapsamına girmektedir" dedi. "NPT'den çekilme teklifi Meclis'te değerlendiriliyor" İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması'ndan (NPT) çekilmeye yönelik Meclis teklifine ilişkin de açıklamada bulunarak, "NPT'den çekilme teklifi Meclis'te değerlendiriliyor. Kamuoyunda da temel soru şu: Güçlü ülkelerin, anlaşmanın tanıdığı hakların kullanılmasına izin vermediği bir yapıya üye olmanın ne anlamı var? Eğer üyelik sadece kağıt üzerinde kalacak ve bu haklardan yararlanamayacaksak, bunun bize ne faydası olacak? Biz hala bu anlaşmanın tarafıyız ve taraf olduğumuz sürece yükümlülüklerimize bağlı kalıyoruz. Tutumumuz net. Her türlü kitle imha silahına karşıyız. Ancak UAEA'nın sorumsuz yaklaşımı ve ABD'nin yıkıcı tutumu, bu tartışmaların gündeme gelmesine neden oluyor" şeklinde konuştu.

Bakan Fidan: "Bir numaralı hedefimiz savaşın durmasıdır" Haber

Bakan Fidan: "Bir numaralı hedefimiz savaşın durmasıdır"

Dışişleri Bakanı Fidan, özel bir televizyon kanalında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Bakan Fidan, İran’daki savaşa ilişkin, "Maalesef bu savaş bütün dünyanın gözü önünde cereyan etmektedir. Hem bölgemize hem de küresel politikaya çok ciddi yıkıcı etkileri olmaktadır. Maalesef Amerika’nın ve İsrail’in hukuksuz, uluslararası hukuka aykırı olarak başlattığı bu savaş, giderek daha da bölgesel yayılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Biz tabii Türkiye olarak başından beri kendimize birkaç tane ana hedef koymuştuk. Birincisi, yani mümkünse savaşın çıkmaması; ancak çıktıysa savaşı durdurmaktır. İkincisi savaşın daha genişlemesini ve yayılmasını önlemek; üçüncüsü ise Türkiye’yi bu savaşın dışında tutmaktır" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savaş konusunda ortaya koyduğu vizyondan bahseden Bakan Fidan, "Cumhurbaşkanımız bu konularda çok net bir vizyon ortaya koydular. Tabii biz de günlük politikaları uygularken, temaslarımızı yaparken ve inisiyatiflerimizi geliştirirken bu çerçeve içerisinde hareket ediyoruz. Esas itibarıyla Türkiye’nin savaştan çok önceki bölgesel vizyonu; bölgede aslında iş birliğini, çatışmaların çözümünü ve bölgesel sahiplenmeyi esas alan yaklaşımı tam da bu türden tehditleri öngördüğü için kıymetliydi. O yolda ciddi adımlar atılmaktaydı; ama mazisi çok önceki yıllara da dayanan, özellikle nükleer mesele ve diğer konulardan kaynaklanan bu birikmiş enerji, bir savaş halinde ortaya çıktı. Tabii bizim dediğimiz gibi savaş çıkar çıkmaz, aslında bu durum 12 Gün Savaşı’nda da gerçekleşti; o zaman da öncesinde, sonrasında ve esnasında geçen sene çok çalışmamız olmuştu. Bu sene de çok çalışmamız vardır" diye konuştu. "Bir numaralı hedefimiz savaşın durmasıdır" Bir numaralı hedeflerinin savaşın durması olduğunu vurgulayan Fidan, "Bir numaralı hedefimiz savaşın durmasıdır. Bunu yaparken savaşın daha büyük bir yaygınlık göstermemesi bizim için önemlidir. Burada savaşın diğer ülkelere sıçramaması, bölgede kalıcı düşmanlıkların ve istikrarsızlıkların oluşmaması önem arz etmektedir. Çünkü bu savaş inşallah öyle veya böyle bir noktada biter; ama nükleer bomba atılmış gibi hani 30-40 sene bir yerde bitki bitmiyorsa, bölgesel istikrarsızlık da böyledir. Bazı yerlerde savaş olunca toplumlar ve kültürler arasında çok ciddi husumetler oluşuyor ve ülkeler arasında bu durum yıllarca devam ediyor. Orada artık iş birliğini, kalkınmayı ve refahı esas alacak bir ortam kuramıyorsunuz. Biz bunun olmamasını istiyoruz; yani bütün çabamız aslında bunu önlemeye yöneliktir" şeklinde konuştu. "Savaşın ortaya koyduğu tehdidi diğer aktörler de görmüş durumdadır" Savaşın ortaya koyduğu tehdidi bütün aktörlerin gördüğünü vurgulayan Bakan Fidan, şunları kaydetti: "Savaşın aslında ortaya koyduğu tehdidi diğer aktörler de görmüş durumdadır. Şimdi müzakerelerde bir aşamaya gelindi. Yani en azından müzakereler başladı; Pakistan üzerinden mesaj aktarımı vardır. Bunu hani Amerikalılar bizimle de koordine ediyorlar, biz de onlarla konuşuyoruz. İranlıları da bu konuda bilgilendiriyoruz. Bugün yine hem diğer tarafla hem de İranlılarla uzun görüşmelerimiz oldu. Tarafların nerede durduğunu, neler beklediğini ve hangi türden beklentiler içerisinde olduğunu daha rahat anlamaya çalışarak uygun mesajları vermeye çalışıyoruz. Ancak detaylara girmeden şunu söyleyebilirim ki şu anki müzakere pozisyonları, ister istemez iki tarafın da savaş öncesi müzakere pozisyonlarından farklıdır. Hele İranlılarınki çok daha farklı olacaktır; çünkü savaştan önce İran, tam da bu durumun yaşanmaması için müzakereye giriyordu. Şimdi aslında savaş epey bir noktaya geldi ve İran üzerinde de belli bir yıkım oluştu. Artık müzakereden talep edilenler tabii ki daha farklı olacaktır. Bu durum da aradaki arabulucuların işini biraz daha zorlaştırmaktadır. Ama inşallah umudumuzu kaybetmeden çalışmaya devam edeceğiz." "İran, Amerika’ya karşı haklı olarak inanılmaz bir güven kaybı içerisindedir" İran’ın Amerika’ya karşı haklı olarak güven kaybı içinde olduğunu ifade eden Bakan Fidan, "Bence müzakerelerde bir açılış pozisyonu vardır. Burada haliyle ilk pozisyonlar, daha sonra müzakeresi yapılsın diye biraz yukarıdan tutulur. Bence bazı taleplerin yukarıdan tutulması aslında burada alışılmadık bir durum değildir. Yani bu yönetilebilir bir alandır. İran da buna vereceği cevapta o da pozisyonunu yukarıdan tutacaktır. Benim iki tarafa da ifadem şudur: Yani bu açılış pozisyonlarını çok fazla ciddiye almayın; eğer iki tarafta da gerçek bir niyet varsa, onlar muhakkak bir yerde buluşturulabilir. Yani burada önemli olan müzakerenin devam etmesi, tarafların müzakereden çekinmemesi, sahici olması ve birbirlerine güvenmeleridir. Tabii İran, Amerika’ya karşı haklı olarak inanılmaz bir güven kaybı içerisindedir" diye konuştu. "Bizim üzüldüğümüz nokta bölgenin İsrail’in senaryosunu yazdığı bir oyunun içine çekilmekte olmasıdır" Bölgenin adım adım İsrail’in yazdığı bir senaryoya doğru gittiğine dikkati çeken Fidan, "Şimdi tabii bizim üzüldüğümüz nokta, maalesef bölgenin adım adım İsrail’in senaryosunu yazdığı bir oyunun içine çekilmekte olmasıdır. Özellikle hatırlayacak olursak 7 Ekim’den hemen sonra biliyorsunuz İsrail’in ilk zamanlarda dillendirdiği ancak sonra vazgeçtiği bir politikası vardı. Yani özellikle Gazze meselesini hallettikten sonra Lübnan’ı, Suriye’yi, arkasından İran’ı ve Irak’ı hedef alan eylemler yapacağını bir müddet deklare etmişti. Sonra o tarafta sessizliğe büründü ve bunları birebir uygulamaya başladı. Şimdi geldiğimiz noktada aslında İran’a savaş açılırken, İsrail yayılmacılığı üzerinden bölgede çok kalıcı bir fitne tohumunun atıldığını görüyoruz. Bu tohum, bölgedeki Müslümanların artık bir daha bir araya gelmesini neredeyse çok zor hale getirecektir. Bizim Türkiye olarak bir numaralı hedefimiz, bir defa bu fitnenin ortaya çıkmasını önlemektir" dedi.

İran Dışişleri Bakanı Arakçi: "Minab'daki okul saldırısı savaş suçudur" Haber

İran Dışişleri Bakanı Arakçi: "Minab'daki okul saldırısı savaş suçudur"

Arakçi, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi'nin acil oturumunda yaptığı konuşmada, ABD'nin 28 Şubat'ta Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentindeki Şeceretü't-Tayyibe Kız İlkokulu'na düzenlenen saldırıya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Arakçi, "İran, ABD ve İsrail tarafından kendisine dayatılan yasa dışı bir savaşın ortasındadır. Bu saldırgan savaşın hiçbir meşruiyeti yoktur ve son derece acımasızdır. Bu saldırıyı İran ile ABD'nin nükleer programa ilişkin iddia edilen endişeleri çözmek amacıyla yürüttüğü diplomatik süreç devam ederken başlattılar ve 9 ay içinde 2'nci kez müzakere masasını bozarak diplomasiye ihanet ettiler" dedi. "175'ten fazla öğrenci ve öğretmen acımasız bir şekilde katledildi" Arakçi, söz konusu saldırının kasıtlı ve planlı olduğunu belirterek, "Bu saldırının en çarpıcı ve en ağır örneklerinden biri, Şeceretü't-Tayyibe Kız İlkokulu'na yönelik gerçekleştirilen planlı ve aşamalı saldırıdır. Bu saldırıda 175'ten fazla öğrenci ve öğretmen tamamen kasıtlı ve acımasız bir şekilde katledildi. Bu vahşi saldırı aslında çok daha büyük bir buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Zira yüzeyin altında, insan hakları ve insancıl hukukun en ağır ihlallerinin normalleştirildiği ve tam bir cezasızlık ortamında çok daha vahim suçların işlendiği bir tablo gizlidir" ifadelerini kullandı. "İlkokul saldırısı ne gerekçelendirilebilir ne de gizlenebilir" Arakçi, "ABD'li ve İsrailli saldırganların kendi iddialarına göre en gelişmiş teknolojiye ve en hassas askeri ile veri sistemlerine sahip olduğu bir dönemde bu okulun hedef alınması bir savaş suçu ile insanlığa karşı suçtur. Bu, herkes tarafından açık ve şartsız biçimde kınanması ve faillerinin net ve açık şekilde hesap vermesi gereken bir suçtur. Bu felaket ne gerekçelendirilebilir ne de gizlenebilir. Sessizlik ve kayıtsızlıkla da karşılanamaz. Bu okula yönelik saldırı sıradan bir olay ve hesap hatası değildir. ABD'nin bu suçu meşrulaştırmaya yönelik çelişkili açıklamaları ise sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Doğası gereği sivil olan masum insanların eğitim gördüğü bir yere yönelik bu tür acımasız bir saldırıyı kınamak yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, aynı zamanda ahlaki ve insani bir zorunluluktur. Vicdanımız, her türlü mahkemeden daha derin bir şekilde bizi yargılayacaktır" şeklinde konuştu. "Saldırganların niyeti soykırımdır" Arakçi, son 27 günde İran genelinde 600'den fazla okulun yıkıldığını veya hasar gördüğünü, binden fazla öğrenci ve öğretmenin hayatını kaybettiğini ya da yaralandığını belirterek, "Uluslararası insan hakları saldırganlar tarafından geniş çapta, sistematik ve benzeri görülmemiş bir şekilde ihlal edilmiştir. Hiçbir merhamet ve mühlet yoktur şeklinde kibirli söylemler kullanan ve İran'ı hayati altyapıları hedef almakla tehdit eden saldırganlar, savaş hukukuna ve insanlığın temel ilkelerine hiçbir şekilde riayet etmeksizin sivilleri ve sivil altyapıları hedef almaktadır. Savaş suçu ve insanlığa karşı suç gibi tanımlar, işlenen felaketlerin büyüklüğünü anlatmakta yetersiz kalmaktadır. Saldırganların hedef alma biçimi ve kullandıkları söylemler ise niyetlerinin soykırım olduğuna dair neredeyse hiçbir şüphe bırakmamaktadır" dedi. Uluslararası topluma "Sessizlik hiçbir zaman barış ve güvenlik getirmez" çağrısı Uluslararası topluma çağrıda bulunan Arakçi, "ABD ve İsrail'in İran halkına karşı yürüttüğü bu haksız ve keyfi savaş, işgal altındaki Filistin, Lübnan ve diğer bölgelerdeki hukuk ihlalleri ve suçlara karşı gösterilen sessizliğin doğrudan sonucudur. Adaletsizlik karşısındaki kayıtsızlık ve sessizlik, hiçbir zaman barış ve güvenlik getirmez, aksine daha fazla güvensizlik ve daha geniş ihlallere yol açar. Birleşmiş Milletler ve temsil ettiği temel değerler ile insan hakları sistemi ciddi bir tehdit altındadır. Hepiniz saldırganları açıkça kınamalı ve devletler topluluğunun ile insanlığın ortak vicdanının, İran halkına karşı işlenen korkunç suçlar nedeniyle onları sorumlu tuttuğunu göstermelisiniz. İran hiçbir zaman savaş arayışında olmamıştır. Ancak buna rağmen hiçbir sınır tanımayan saldırganlara karşı kendini savunma konusunda tam ve sarsılmaz bir irade göstermektedir ve bu savunma gerektiği sürece devam edecektir" ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan'dan İran'a: "Sabrımız sınırsız değil" Haber

Suudi Arabistan'dan İran'a: "Sabrımız sınırsız değil"

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud, İran'ın ülke topraklarına düzenlediği saldırılara, Riyad'da Arap ve İslam ülkelerinin dışişleri bakanlarının katıldığı toplantının ardından sert tepki gösterdi. Faysal bin Ferhan Al Suud saldırılara ilişkin yaptığı açıklamada, Tahran yönetimini stratejisini derhal "yeniden hesaplamaya" çağırarak, İran'ın bölgesel komşularını hedef alma stratejisini dikkatle planladığını söyledi. Suudi Bakan Al Suud, "Bu hedeflemelerin bazılarındaki doğruluk seviyesi, bunu hem komşularımızda hem de krallıkta görebilirsiniz, önceden tasarlanmış, planlanmış, organize edilmiş ve iyi düşünülmüş bir şey olduğunu gösteriyor. Krallığın hangi durumlarda savunma amaçlı bir eyleme geçeceğini ya da geçmeyeceğini açıklamayacağım, çünkü bunun İranlılara sinyal vermek açısından akıllıca bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Ancak İranlıların, krallığın ve saldırıya uğrayan ortaklarının ve diğerlerinin, bunu yapmayı seçmeleri halinde kullanabilecekleri çok önemli kapasite ve kabiliyetlere sahip olduğunu anlamalarının önemli olduğunu düşünüyorum" dedi. "Bu savaş sona erdiğinde, güvenin yeniden inşa edilebilmesi için çok uzun zaman gerekecek" İran'a gözdağı niteliğinde mesaj yollayan Faysal bin Ferhan Al Suud, "Gösterilen sabır sınırsız değil. Onların bir günü mü var, iki gün mü, bir hafta mı? Bunu önceden bildirmeyeceğim. Umarım bugün yapılan toplantının mesajını anlarlar, hızlıca yeniden değerlendirme yaparlar ve komşularına saldırmayı bırakırlar. Ancak bu bilgeliklerinin olduğundan şüpheliyim" ifadelerini kullandı. Savaşın bir gün sona ereceğini, ancak İran ile ilişkilerin yeniden kurulmasının çok daha uzun süreceğini söyleyen Faysal bin Ferhan Al Suud, "İran'ın bu stratejiyi son 10 yılda ve daha öncesinde inşa ettiğini kesin olarak biliyoruz. Bu, İran'ın gelişen bir duruma tepki olarak doğaçlama yaptığı bir şey değil. Bu, savaş planlamalarının içine yerleştirilmiş: komşularını hedef almak ve bunu uluslararası topluma baskı uygulamak için kullanmak. Dolayısıyla bu savaş nihayet sona erdiğinde, güvenin yeniden inşa edilebilmesi için çok uzun zaman gerekecek. Ve şunu söylemeliyim ki, eğer İran derhal durmazsa, o güveni yeniden tesis edebilecek neredeyse hiçbir şey kalmayacaktır" şeklinde konuştu. İran, Katar, Suudi Arabistan ve BAE'ye saldırmıştı İran Devrim Muhafızları Ordusu dün Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) petrol ve gaz tesislerini, İsrail'in İran'ın Güney Pars gaz sahasına yönelik saldırısına misilleme olarak hedef almıştı. Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, hava savunma sistemlerinin Riyad'ı hedef alan 4 İran balistik füzesini ve ülkenin doğu bölgesine yönlendirilen 2 füzeyi engellediğini açıklamıştı. BAE Savunma Bakanlığı ise ülkenin hava savunma sistemleri 13 balistik füze ve 27 insansız hava aracını etkisiz hale getirdiklerini bildirmiş, ayrıca başarılı bir füze önleme sonrasında düşen enkazın yol açtığı olaylara müdahale edilirken Habşan gaz tesisindeki operasyonların askıya alındığını aktarmıştı. Katar Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada da başkent Doha'nın 80 km kuzeydoğusunda bulunan ve dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) üretim tesisi olan, küresel LNG arzının yaklaşık yüzde 20'sini üreten Ras Laffan Sanayi Şehri'ni hedef alan "İran saldırısının güçlü bir şekilde kınandığı" ifade edilmişti. Riyad'da gündem toplantısı düzenlenmişti Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da gece saatlerinde bölgesel son gelişmelerin ele alındığı toplantı düzenlenmişti. Toplantıya Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Suudi Arabistan, Azerbaycan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Pakistan, Suriye, Katar, Kuveyt, Lübnan, Mısır dışişleri bakanları ve temsilcileri katılmıştı. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, İran'ın gerginliği tırmandırmasını ele almak ve bölgenin istikrarını korumak amacıyla bölgesel koordinasyonu güçlendirmek üzere düzenlenen toplantıda İran'ın füze ve insansız hava aracı saldırılarının, "egemenlik hakkının ve uluslararası hukukun ihlali" olduğu belirtilerek şiddetle kınanmıştı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.