Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Kredi

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Kredi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kredi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

(ÖZEL) BWA Yay Sanayi AŞ CEO’su Ayşe Uğur: “Kadın ya da erkek fark etmez, çalışkan olduktan sonra her sektörde başarılı olunabilir” Haber

(ÖZEL) BWA Yay Sanayi AŞ CEO’su Ayşe Uğur: “Kadın ya da erkek fark etmez, çalışkan olduktan sonra her sektörde başarılı olunabilir”

“Bu sektöre ülke ekonomisine katkı sağlamak için girdim” Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Yay sektörünü tercih etmenizin ve kendi işinizi kurmanızın hikâyesini anlatır mısınız? 1976 Karaman doğumluyum, aslen Karamanlıyım. Uludağ Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunuyum. Yaklaşık 25 yıl bu sektörde çalıştım. Yay sektörü, özel bir alan ve maalesef bunun doğrudan bir okulu yok. Gerek imalat gerekse idari süreçler açısından büyük ölçüde tecrübeye dayalı bir sektör. Ben de yıllarca edindiğim deneyimin ardından kendi işimi yapmaya karar verdim. Türkiye’de 500’ün üzerinde yay üreticisi olmasına rağmen hâlâ yurt dışından yay ithal ediliyor. Ben de bu açığı bir nebze olsun kapatabilir miyim, hem kendimize hem çalışanlarımıza ekmek sağlayabilir miyiz, ülke ekonomisine katkımız olur mu düşüncesiyle bu işe girdim. Ağır sanayi olarak görülmesine rağmen bu sektörü tercih etmemin temel nedeni de buydu. Ben çalışkan olduktan sonra bu işin kadın veya erkek işi olduğunu düşünmüyorum. Yöneticilik söz konusu olduğunda bunun ağır sanayisi ya da hafif sanayisi olduğuna da inanmıyorum. Burada önemli olan kişinin bakış açısı, kişisel özellikleri, detaylara yaklaşımı ve çalışkanlığı. Başarabileceğimi düşündüğüm için bu sektöre girdim. Şimdilik başardığımızı da düşünüyorum. Şirketimiz 2018 yılında kuruldu ve şu anda iyi bir şekilde ilerliyoruz. “Sevdiğiniz ve başarılı olacağınıza inandığınız işi seçin” Kadın girişimci sayısının her geçen gün arttığını görüyoruz. Yeni girişimlerde bulunmak isteyen kadınlara ne önerirsiniz? Aslında kadın ya da erkek fark etmeksizin herkes için aynı şeyi öneriyorum: Ne yapmak istediğinizi doğru seçin. Hayatımızın çok büyük bir bölümü çalışarak geçiyor. Sevmediğimiz bir işi yaparak, sürekli şikâyet ederek yaşamak yerine sevdiğimiz ve kendimizi başarılı hissedeceğimiz bir alanı tercih etmeliyiz. Ancak bunun yanında tecrübenin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yeni mezun olmuş bir kişinin doğrudan böyle bir iş kurmasını önermem. Öncelikle bir altyapısının olması gerekiyor. Beni bugün bulunduğum noktaya getiren sadece mühendislik eğitimim değil. O sektörde geçirdiğim yıllar, satış, satın alma ve üretim alanlarında edindiğim deneyimler de çok önemliydi. Bütün bunları deneyimledikten, gözlemledikten ve kendime güven duyduktan sonra bu işi yapabileceğime inandım. Bu nedenle girişimcilik konusunda korkmamalarını öneriyorum. İnsan sevdiği, yapmak istediği ve başarılı olacağına inandığı bir iş kolunu seçtiğinde başarabileceği çok şey var. Özellikle kadınların iş hayatında daha fazla yer almasının önemli olduğunu düşünüyorum. Geçmişte kadınların önemli bir bölümü ev hanımlığı ve çocuk yetiştirme gibi sorumluluklarla daha fazla ilgileniyordu. Bugün ise kadınlar “Biz de iş dünyasındayız, biz de üretiyoruz, biz de eve ekmek getiriyoruz” diyerek iş hayatında daha fazla yer alıyor. Bence her işletmede mutlaka kadınlara yer verilmeli. Kurucu olabilirler, çalışan olabilirler ama kadınların iş hayatında bulunması gerektiğine inanıyorum. “Kadın girişimcilere ciddi destekler var” Devletin kadın girişimcilere yönelik sağladığı avantajlar konusunda neler söylemek istersiniz? Kadın girişimcilere yönelik çeşitli avantajlar ve destekler bulunuyor. Ben şirketi ilk kurduğum dönemde ortaklık yaptığım için bu desteklerden yararlanamadım. Ortaklığım yaklaşık bir yıl sürdü ve sonrasında da bu konuda herhangi bir başvurum olmadı. Ancak bir işi sıfırdan, tek başınıza kuracaksanız kadın girişimcilere yönelik desteklerden mutlaka faydalanmanızı tavsiye ederim. Hangi sektörde olursa olsun kadınların gösterdiği ekstra çabanın devlet tarafından da desteklendiğini düşünüyorum. Kadın girişimcilere yönelik bazı desteklerin erkek girişimcilere kıyasla daha yüksek olması, bu çabaya verilen ekstra katkı olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle girişimcilerin söz konusu desteklerden faydalanmasını öneriyorum. “Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri çalışan bulamamak” Yaklaşık sekiz yıllık girişimcilik serüveninizde birçok zorlukla karşılaştınız. Bir kadın, girişimci ve işveren olarak bu sorunlarla nasıl mücadele ettiniz? Ayrıca bu sektöre girmek isteyenlere ne önerirsiniz? Elbette çok fazla zorlukla karşılaşıyorsunuz. Bunların başında maddi zorluklar geliyor. Maddi sorunları banka kredileri ve devlet destekleriyle belirli ölçüde çözebilirsiniz. Ancak bugün sadece bizim sektörümüzün değil, tüm Türkiye’nin en büyük sorunlarından birinin çalışan bulmak olduğunu düşünüyorum. Çalışacak eleman bulamıyorsunuz. İnsanlar işe başlıyor ancak kısa bir süre sonra işi bırakabiliyor. Bizim sektörümüz zaten öğretmeye dayalı. Dediğim gibi yay sektörünün doğrudan bir okulu olmadığı için burada tecrübe çok önemli. Fakat maalesef eleman yetiştirmekte zorlanıyoruz. Aslında maddi sıkıntıları, müşteri sorunlarını, ihracat konusunda önümüze çıkan engelleri veya ihtiyaç duyduğumuz destekleri konuşmamız gerekirken bugün çalışan sorununu konuşuyoruz. Ben de işimi kurduğum dönemde ciddi maddi zorluklar yaşadım. Ortaklığım sona erdiğinde, üstelik pandemi döneminde bir makine almak için aylık cirom kadar geri ödemesi olan bir kredi çektim. Gerçekten çok korkarak aldığım bir karardı. Bugün dönüp baktığımda ise “Keşke bir tane daha alsaymışım” diyorum. Çünkü siz çalışkan olduğunuz, müşterinize dürüst davrandığınız, verdiğiniz sözleri tuttuğunuz ve kalitenizi bozmadığınız sürece iş var. Karşınızdaki müşteri de sonuçta bir insan ve emeğinizi, güvenilirliğinizi takdir ediyor. O dönemde çok korktuğum kredi ödemelerinde herhangi bir sorun yaşamadım. Çünkü kendime güveniyordum. “Ben verdiğim sözleri tutarım, kalitemi düşürmem, müşterilerimden daha fazla sipariş almaya çalışırım ve bunu birlikte çalışarak öderiz” diyerek kendimi motive ettim. İşe başladığımda sermayem çok fazla değildi. Hatta yeterli de değildi. Borçla, harçla bu işe girdim. Ama bugün geldiğimiz noktaya baktığımda doğru yolda ilerlediğimi düşünüyorum. Borçlarımızı ve kredilerimizi ödedik, üzerine yeni makineler ekledik. İlk başladığımızda 500 metrekarelik bir alandaydık. Bugün ise 2 bin metrekarelik bir alanda faaliyet gösteriyoruz. Bunun biraz da insanın kendine olan inancıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Elbette kişisel karakterin de etkisi var. Çok çabuk pes etmemek gerekiyor. İş hayatı maalesef “küstüm, oynamıyorum” diyebileceğiniz bir yer değil. Bunu üniversiteye girmek gibi düşünmek gerekiyor. Sınıfta kaldığınız zaman tekrar okuyorsunuz. “Olmadı” deyip bırakmıyorsunuz. İş hayatında da aynı şekilde sonuna kadar mücadele etmek gerekiyor. “Beni ayakta tutan en büyük faktörlerden biri çalışanlarım” Peki, hiç “Neden bu işe girdim?” dediğiniz oluyor mu? Elbette ara sıra “Niye bulaştım ki?” dediğim zamanlar oluyor. Ama bunun sadece iş hayatına özgü olduğunu düşünmüyorum. Gündelik hayatımızda da zaman zaman böyle düşünüyoruz. Önemli olan bu düşüncelerden daha kolay kurtulabilmek. Beni bu süreçte ayakta tutan en büyük faktörlerden biri ise çalışanlarımın sorumluluğu. Kendimden vazgeçsem, “Kazanmayayım, etmeyeyim, batarsa batsın” desem bile burada ekmek yiyen insanlar var. Bana güvenerek burada çalışan, aldığı maaşla kredi ödeyen, kira ödeyen, çocuğunu okutan insanlar var. Dolayısıyla aslında çok büyük bir sorumluluğunuz oluyor. Bu sorumluluk, ne olursa olsun işinizi ayakta tutmanız için sizi motive eden en önemli faktörlerden biri haline geliyor.

KOBİ’leri büyütme ekonomisine geçilmeli Haber

KOBİ’leri büyütme ekonomisine geçilmeli

Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, 27 Haziran Dünya KOBİ Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, KOBİ’lerin ekonomideki rolü ve yaşadıkları sorunlara dair değerlendirmelerde bulunurken çözüm önerilerini de paylaştı. KOBİ’lerde verimlilik açığı kapatılmadan yüksek istihdamın kalıcı refah artışına dönüşemeyeceğini vurgulayan Sönmez, yeni dönemin önceliğinin ölçek büyütme ve katma değer artışı olması gerektiğini kaydetti. “Çok iş, az değer üretiyoruz” Türkiye’deki KOBİ ağırlığının dünya ortalamasının üzerinde olduğunu söyleyen Sönmez, “KOBİ’ler dünyadaki işletmelerin yaklaşık %90’ını oluştururken istihdamın da %67’sini karşılıyor. Küresel hasılanın ise ancak yarısını üretebiliyorlar. Türkiye’ye baktığımızda ise %99,6’lık işletme sayısı ve %68,5’lik istihdam ile dünya ortalamasının üzerindeyiz. Buna rağmen konu katma değer üretimine geldiğinde, %41,2 ile küresel ortalamada işaret edilen GSYH’nin yarısı (%50) eşiğinin altında kalıyoruz. Dolayısıyla artık sormamız gereken soru, ‘Yeterince KOBİ var mı’ değil, ‘KOBİ’ler yeterince değer üretebiliyor mu’ olmalı. Bu veriler, ‘çok iş, az değer’ ürettiğimizi gösteriyor. İhracatta da benzer bir tablo var. Toplam ihracatın yalnızca %29,6’sı KOBİ’lerden geliyor. Özellikle son yıllarda yaşanan nakit akışı ve finansman sorunları, üretimi, katma değeri, yerel ekonomiyi ve neticede ülke ekonomisini etkiliyor” dedi. “Asıl açık verimlilikte” Kaynakların üretken firmalara yeterince akmamasının verimlilik sorununa yol açtığını belirten Sönmez, “KOBİ sayının yüksek olması Türk ekonomisinin gücüdür ama o çoğunluğun verimli olmaması büyük bir kırılganlık yaratıyor. Küresel zincirlere entegre büyük ihracatçılarımız, ortalama bir yurt içi firmaya kıyasla dört kat fazla istihdam sağlıyor ve çalışan başına iki kat daha üretken. Çalışan başına katma değer mikro ölçekte 175 bin TL iken orta ölçekte 969 bin TL’ye yani 5,5 katına çıkıyor. Bu da dinamik, kurumsallaşmış orta ölçekli firma katmanımızın yeterince kalın olmadığına işaret ediyor ve iktisatta ‘kayıp orta’ olarak tanımlanan sorunu yaşamamıza yol açıyor. Orta katmanın kalınlaşmamasının başlıca nedenlerini kayıt dışılığın sürmesi, finansal okuryazarlığın sınırlı kalması ve şeffaf bilanço hazırlama becerisinin eksikliği olarak sıralayabiliriz. Birçok KOBİ, finansal sistemin gözünde ‘riskli’ kategoride. Kurumsallaşma eksikliği hem banka kredisine hem de sermaye piyasalarına erişimi daraltıyor; bu da ölçeğe geçişi ‘finanse edilemez’ kılıyor. Verimlilik açığını kapatmanın yolu işletmeleri ölçek olarak büyütmekten geçiyor” diye konuştu. “Kredi çekip üretim yapmak matematik olarak mümkün değil” Kısa vadeli kredilerin yatırımları ve buna bağlı olarak verimliliği baltaladığını söyleyen Sönmez şöyle devam etti; “Politika faizi %37 düzeyinde, ticari kredi faizleri ise %45-55 bandında seyrediyor. Bu maliyetle kredi çekip üretim yapmak matematik olarak mümkün değil. Krediye erişim teknik olarak mümkün olsa da kullanılamıyor. Vadeler ise 36 ayda kalınca yatırım yerine günü kurtarmak için kullanılıyor. Bunun yanında bir de teminat meselesi var. Siparişe, ihracat potansiyeline, düzenli fatura akışına ve taşınır varlıklara dayalı KOBİ’ler, bilançosu büyük şirketler kadar güçlü olmadığı için sistemin dışında kalıyor. Bunun sonucunu konkordato başvuruları ve kapanan şirket sayılarında da görüyoruz. Kapanan her işletmeyle birlikte yılların ürettiği üretim bilgisi, tedarik ağı ve nitelikli iş gücü de kayboluyor.” “Para tek başına yeterli değil” KOBİ’lerin %78,8’inin düşük teknoloji sınıfında üretim yaptığını, yüksek teknolojide üretim yapan KOBİ oranının %1 civarında seyrettiğini hatırlatan Sönmez şunları söyledi; “KOBİ’lerin farkındalığı giderek artsa da öncelik nakit akışını yönetmek olunca, dijital ve yeşil dönüşüm yatırımları ‘gerekli ama ertelenebilir’ görülüyor; ertelendikçe de rekabetçilik açığı büyüyor. Yapay zeka çoğu işletmede deneme düzeyinde kalırken en büyük eksiklikler strateji, insan kaynağı, veri altyapısı ve finansman. Yani para tek başına verimlilik makasını kapatmıyor. Paranın kurumsallaşmaya, beceriye ve teknolojiye dönüşebilmesi gerekiyor.” Benzer durumun ihracat için de geçerli olduğunu belirten Sönmez, “İhracatçı KOBİ sayısını artırmanın yolu, ihracata başlama eşiğini düşürmekten geçiyor. Çünkü bugün birçok işletme kaliteli ürün üretiyor ama pazar bilgisine, alıcı bağlantılarına, sertifikasyona, lojistiğe veya finansmana erişemediği için başlayamıyor. Bu kapsamda önerimiz, Eximbank, KGF ve Nefes Kredisi gibi mekanizmaların KOBİ ölçeğine uygun tasarlanması. Ayrıca siparişe, fatura akışına ve ihracat performansına dayalı finansman modelleri ve fuar desteğinin yanına hedef ülke analizi, alıcı bulma, dijital pazarlama, e-ihracat, sertifikasyon ve regülasyon uyumu desteği de eklenmeli” dedi. 5 maddelik finansman reçetesi KOSGEB, KGF ve Merkez Bankası tarafında atılan adımların yönünün doğru olduğunu ancak bunların yetersiz kaldığını ifade eden Sönmez, “TÜRKONFED olarak beş başlıktan oluşan somut bir finansman reçetesi öneriyoruz: İlki, kredi mekanizmaları çeşitlendirilmeli ve KGF ile kalkınma bankaları daha aktif rol üstlenmeli. İkincisi, teminat yapısı esnetilerek sipariş, alacak ve ihracat potansiyeli gibi geleceğe dönük varlıklar kabul edilmeli. Üçüncüsü, finansal okuryazarlık ve kurumsallaşma desteği verilmeli. Dördüncüsü makroekonomik öngörülebilirlik. Son olarak, Anadolu ile büyük şehir arasındaki erişim farkını gözeten, sadeleştirilmiş bölgesel programlar uygulanmalı. Bunlara ek olarak üyelerimizden, kredi büyüme sınırlarının sektörel olarak yeniden kalibre edilmesi yönünde kritik bir talep alıyoruz. İhracat yapan, istihdam yaratan firma ile spekülatif kredi kullanımı aynı kefeye konulmamalı” açıklamasında bulundu. “Kriz geçici olabilir, güven kaybı kalıcıdır” “Önümüzdeki on yılın politika çerçevesini, KOBİ’yi yaşatma ekonomisinden büyütme ekonomisine geçiş belirleyecek” diyen Sönmez, sözlerini şöyle tamamladı; “TÜRKONFED olarak bunun ön koşulunu; makroekonomik öngörülebilirlik, iş dünyasına acil nefes alanı ve hukuk güvenliğinde görüyoruz. Dünya Bankası’nın da vurguladığı gibi sanayi politikası tek başına makro istikrarın ve kurumsal güvenin yerini tutmaz. Kriz geçici olabilir, güven kaybı kalıcıdır.”

KOBİ’leri büyütme ekonomisine geçilmeli Haber

KOBİ’leri büyütme ekonomisine geçilmeli

Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez, 27 Haziran Dünya KOBİ Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, KOBİ’lerin ekonomideki rolü ve yaşadıkları sorunlara dair değerlendirmelerde bulunurken çözüm önerilerini de paylaştı. KOBİ’lerde verimlilik açığı kapatılmadan yüksek istihdamın kalıcı refah artışına dönüşemeyeceğini vurgulayan Sönmez, yeni dönemin önceliğinin ölçek büyütme ve katma değer artışı olması gerektiğini kaydetti. “Çok iş, az değer üretiyoruz” Türkiye’deki KOBİ ağırlığının dünya ortalamasının üzerinde olduğunu söyleyen Sönmez, “KOBİ’ler dünyadaki işletmelerin yaklaşık %90’ını oluştururken istihdamın da %67’sini karşılıyor. Küresel hasılanın ise ancak yarısını üretebiliyorlar. Türkiye’ye baktığımızda ise %99,6’lık işletme sayısı ve %68,5’lik istihdam ile dünya ortalamasının üzerindeyiz. Buna rağmen konu katma değer üretimine geldiğinde, %41,2 ile küresel ortalamada işaret edilen GSYH’nin yarısı (%50) eşiğinin altında kalıyoruz. Dolayısıyla artık sormamız gereken soru, ‘Yeterince KOBİ var mı’ değil, ‘KOBİ’ler yeterince değer üretebiliyor mu’ olmalı. Bu veriler, ‘çok iş, az değer’ ürettiğimizi gösteriyor. İhracatta da benzer bir tablo var. Toplam ihracatın yalnızca %29,6’sı KOBİ’lerden geliyor. Özellikle son yıllarda yaşanan nakit akışı ve finansman sorunları, üretimi, katma değeri, yerel ekonomiyi ve neticede ülke ekonomisini etkiliyor” dedi. “Asıl açık verimlilikte” Kaynakların üretken firmalara yeterince akmamasının verimlilik sorununa yol açtığını belirten Sönmez, “KOBİ sayının yüksek olması Türk ekonomisinin gücüdür ama o çoğunluğun verimli olmaması büyük bir kırılganlık yaratıyor. Küresel zincirlere entegre büyük ihracatçılarımız, ortalama bir yurt içi firmaya kıyasla dört kat fazla istihdam sağlıyor ve çalışan başına iki kat daha üretken. Çalışan başına katma değer mikro ölçekte 175 bin TL iken orta ölçekte 969 bin TL’ye yani 5,5 katına çıkıyor. Bu da dinamik, kurumsallaşmış orta ölçekli firma katmanımızın yeterince kalın olmadığına işaret ediyor ve iktisatta ‘kayıp orta’ olarak tanımlanan sorunu yaşamamıza yol açıyor. Orta katmanın kalınlaşmamasının başlıca nedenlerini kayıt dışılığın sürmesi, finansal okuryazarlığın sınırlı kalması ve şeffaf bilanço hazırlama becerisinin eksikliği olarak sıralayabiliriz. Birçok KOBİ, finansal sistemin gözünde ‘riskli’ kategoride. Kurumsallaşma eksikliği hem banka kredisine hem de sermaye piyasalarına erişimi daraltıyor; bu da ölçeğe geçişi ‘finanse edilemez’ kılıyor. Verimlilik açığını kapatmanın yolu işletmeleri ölçek olarak büyütmekten geçiyor” diye konuştu. “Kredi çekip üretim yapmak matematik olarak mümkün değil” Kısa vadeli kredilerin yatırımları ve buna bağlı olarak verimliliği baltaladığını söyleyen Sönmez şöyle devam etti; “Politika faizi %37 düzeyinde, ticari kredi faizleri ise %45-55 bandında seyrediyor. Bu maliyetle kredi çekip üretim yapmak matematik olarak mümkün değil. Krediye erişim teknik olarak mümkün olsa da kullanılamıyor. Vadeler ise 36 ayda kalınca yatırım yerine günü kurtarmak için kullanılıyor. Bunun yanında bir de teminat meselesi var. Siparişe, ihracat potansiyeline, düzenli fatura akışına ve taşınır varlıklara dayalı KOBİ’ler, bilançosu büyük şirketler kadar güçlü olmadığı için sistemin dışında kalıyor. Bunun sonucunu konkordato başvuruları ve kapanan şirket sayılarında da görüyoruz. Kapanan her işletmeyle birlikte yılların ürettiği üretim bilgisi, tedarik ağı ve nitelikli iş gücü de kayboluyor.” “Para tek başına yeterli değil” KOBİ’lerin %78,8’inin düşük teknoloji sınıfında üretim yaptığını, yüksek teknolojide üretim yapan KOBİ oranının %1 civarında seyrettiğini hatırlatan Sönmez şunları söyledi; “KOBİ’lerin farkındalığı giderek artsa da öncelik nakit akışını yönetmek olunca, dijital ve yeşil dönüşüm yatırımları ‘gerekli ama ertelenebilir’ görülüyor; ertelendikçe de rekabetçilik açığı büyüyor. Yapay zeka çoğu işletmede deneme düzeyinde kalırken en büyük eksiklikler strateji, insan kaynağı, veri altyapısı ve finansman. Yani para tek başına verimlilik makasını kapatmıyor. Paranın kurumsallaşmaya, beceriye ve teknolojiye dönüşebilmesi gerekiyor.” Benzer durumun ihracat için de geçerli olduğunu belirten Sönmez, “İhracatçı KOBİ sayısını artırmanın yolu, ihracata başlama eşiğini düşürmekten geçiyor. Çünkü bugün birçok işletme kaliteli ürün üretiyor ama pazar bilgisine, alıcı bağlantılarına, sertifikasyona, lojistiğe veya finansmana erişemediği için başlayamıyor. Bu kapsamda önerimiz, Eximbank, KGF ve Nefes Kredisi gibi mekanizmaların KOBİ ölçeğine uygun tasarlanması. Ayrıca siparişe, fatura akışına ve ihracat performansına dayalı finansman modelleri ve fuar desteğinin yanına hedef ülke analizi, alıcı bulma, dijital pazarlama, e-ihracat, sertifikasyon ve regülasyon uyumu desteği de eklenmeli” dedi. 5 maddelik finansman reçetesi KOSGEB, KGF ve Merkez Bankası tarafında atılan adımların yönünün doğru olduğunu ancak bunların yetersiz kaldığını ifade eden Sönmez, “TÜRKONFED olarak beş başlıktan oluşan somut bir finansman reçetesi öneriyoruz: İlki, kredi mekanizmaları çeşitlendirilmeli ve KGF ile kalkınma bankaları daha aktif rol üstlenmeli. İkincisi, teminat yapısı esnetilerek sipariş, alacak ve ihracat potansiyeli gibi geleceğe dönük varlıklar kabul edilmeli. Üçüncüsü, finansal okuryazarlık ve kurumsallaşma desteği verilmeli. Dördüncüsü makroekonomik öngörülebilirlik. Son olarak, Anadolu ile büyük şehir arasındaki erişim farkını gözeten, sadeleştirilmiş bölgesel programlar uygulanmalı. Bunlara ek olarak üyelerimizden, kredi büyüme sınırlarının sektörel olarak yeniden kalibre edilmesi yönünde kritik bir talep alıyoruz. İhracat yapan, istihdam yaratan firma ile spekülatif kredi kullanımı aynı kefeye konulmamalı” açıklamasında bulundu. “Kriz geçici olabilir, güven kaybı kalıcıdır” “Önümüzdeki on yılın politika çerçevesini, KOBİ’yi yaşatma ekonomisinden büyütme ekonomisine geçiş belirleyecek” diyen Sönmez, sözlerini şöyle tamamladı; “TÜRKONFED olarak bunun ön koşulunu; makroekonomik öngörülebilirlik, iş dünyasına acil nefes alanı ve hukuk güvenliğinde görüyoruz. Dünya Bankası’nın da vurguladığı gibi sanayi politikası tek başına makro istikrarın ve kurumsal güvenin yerini tutmaz. Kriz geçici olabilir, güven kaybı kalıcıdır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.