Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

#Konsantrasyon

Bursa ve Bursaspor'dan en güncel haberler - Konsantrasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Konsantrasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kış aylarında artan halsizlik D vitamini eksikliğiyle ilişkili olabilir Haber

Kış aylarında artan halsizlik D vitamini eksikliğiyle ilişkili olabilir

Sonbahardan kış aylarına geçişle birlikte gün ışığından yararlanma süresinin azalması, vücudun biyolojik ritmini ve uyku düzenini etkileyebiliyor. Sabahları yataktan kalkmakta zorlanma, gün içinde sürekli yorgun hissetme, dikkat dağınıklığı ve uyku isteği gibi yakınmalar bu dönemde daha belirgin hâle gelebiliyor. Ancak mevsimsel değişimlere bağlanan bu şikâyetler, bazı kişilerde değerlendirilmesi gereken sağlık sorunlarının da belirtisi olabiliyor. Medicana Çamlıca Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, kış aylarında ortaya çıkan fiziksel ve ruhsal değişimlerin nedenlerine ilişkin önemli bilgiler verdi. Gün ışığının azalması biyolojik ritmi etkiliyor Gün ışığının vücudun uyku ve uyanıklık döngüsünün düzenlenmesinde önemli bir rol oynadığını belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, şu bilgileri paylaştı: "Kış aylarında günlerin kısalması ve güneş ışığından daha az yararlanmamız, vücudumuzun biyolojik ritmini etkileyebiliyor. Özellikle uyku düzeninin sağlanmasında görev alan melatonin ve ruh hâlinin düzenlenmesinde rol oynayan serotonin sistemleri, ışık ve karanlık döngüsüyle yakından ilişkili. Bu nedenle bazı kişiler kış aylarında kendilerini daha yorgun, uykulu ve isteksiz hissedebiliyor. Sabahları yataktan kalkmakta zorlanma, gün içinde enerji düşüklüğü yaşama ve konsantrasyon güçlüğü gibi şikayetler de bu dönemde belirginleşebiliyor. Ancak her yorgunluğu mevsim değişikliğine bağlamak doğru değil. Özellikle uzun süren ve günlük yaşamı etkilemeye başlayan şikâyetlerin nedeninin araştırılması gerekiyor." Daha fazla uyuma ve tatlı isteği mevsimsel depresyonun belirtisi olabilir Kış aylarında yaşanan ruh hali değişikliklerinin her zaman geçici bir keyifsizlikten ibaret olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, mevsimsel depresyonun bazı kişilerde belirgin fiziksel belirtilerle de ortaya çıkabildiğini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: "Mevsimsel depresyon, genellikle sonbahar ve kış aylarında başlayan, ilkbahar ve yaz aylarında belirtileri hafifleyen bir depresyon tablosudur. Bu kişilerde yalnızca mutsuzluk veya isteksizlik görülmez. Normalden daha fazla uyuma, buna rağmen dinlenmiş hissedememe, sürekli enerji düşüklüğü, dikkat toplamada güçlük ve özellikle tatlı ya da karbonhidratlı besinlere yönelme gibi belirtiler de ortaya çıkabilir. Bazı kişilerde iştah artışına kilo alımı da eşlik edebilir. Burada önemli olan belirtilerin ne kadar sürdüğü ve kişinin yaşamını ne ölçüde etkilediğidir. Sosyal ilişkileri, iş hayatını ve günlük aktiviteleri olumsuz etkileyen, süreklilik gösteren ruh hâli değişikliklerinin yalnızca 'kış geldi, normaldir' düşüncesiyle geçiştirilmemesi gerekir." D vitamini eksikliği kas ağrıları ve güçsüzlüğe yol açabilir Kış aylarında güneş ışığından yararlanma süresinin azalmasının D vitamini üretimini de etkileyebildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, D vitamininin özellikle kemik sağlığı ve kas fonksiyonları açısından önemli olduğunu belirtti. Tanyolaç, "D vitamininin temel görevlerinden biri, kalsiyum ve fosfor dengesinin düzenlenmesine katkıda bulunarak kemik sağlığını korumaktır. Aynı zamanda kasların normal fonksiyonlarını sürdürebilmesi açısından da önem taşır. Kış aylarında güneş ışınlarının geliş açısının değişmesi, günlerin kısalması ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi, ciltte D vitamini üretimini sınırlandırabilir. D vitamini eksikliği geliştiğinde bazı kişilerde kas güçsüzlüğü, kas ve kemik ağrıları gibi şikâyetler ortaya çıkabilir. Ancak halsizlik ve yorgunluk tek başına D vitamini eksikliğine özgü belirtiler değildir. Bu nedenle yalnızca kendini yorgun hisseden herkesin D vitamini eksikliği yaşadığını düşünmesi doğru olmaz" açıklaması yaptı. D vitamini ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiye de değinen Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, "D vitamini düzeyleri ile depresif belirtiler arasında ilişki bulunduğunu gösteren bilimsel çalışmalar mevcut. Ancak bu ilişki, D vitamini eksikliğinin doğrudan depresyona neden olduğu veya D vitamini takviyesi almanın depresyonu tedavi edeceği anlamına gelmiyor. Mevsimsel depresyonun ortaya çıkmasında biyolojik ritim, gün ışığındaki değişiklikler ve bireysel yatkınlık gibi birçok faktör rol oynayabiliyor. Bu nedenle D vitamini eksikliği ile mevsimsel depresyonu aynı sağlık sorunu olarak değerlendirmemek gerekiyor" şeklinde konuştu. Bilinçsiz D vitamini takviyesi sağlığı tehdit edebilir D vitamini eksikliğine ilişkin farkındalığın artmasıyla birlikte kontrolsüz takviye kullanımına da dikkat edilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Sinan Tanyolaç, şu uyarılarda bulundu: "D vitamini vücudumuz için gerekli olsa da ihtiyaçtan fazla alınması daha fazla yarar sağlayacağı anlamına gelmiyor. Özellikle yüksek dozda ve uzun süre kontrolsüz kullanılan D vitamini takviyeleri, kandaki kalsiyum düzeyinin yükselmesine neden olabilir. Bu durum böbrek taşı ve böbrek fonksiyonlarında bozulma gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Her bireyin D vitamini ihtiyacı aynı değildir. Yaş, mevcut hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve kişisel risk faktörleri dikkate alınarak takviye ihtiyacı hekim tarafından değerlendirilmelidir. Herhangi bir şikâyeti olmayan sağlıklı bireylerin tamamına rutin D vitamini testi yapılması da gerekli değildir. Önemli olan, eksiklik açısından risk taşıyan kişilerin uygun şekilde değerlendirilmesi ve gerektiğinde tedavi edilmesidir." Kış yorgunluğuna karşı günlük alışkanlıklarınızı gözden geçirin Kış aylarında fiziksel ve ruhsal sağlığı desteklemek için günlük yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çeken Tanyolaç, "Gün ışığından mümkün olduğunca yararlanmak, biyolojik ritmin korunmasına yardımcı olabilir. Hava kapalı olsa bile gündüz saatlerinde açık havada yürüyüş yapmak, düzenli fiziksel aktiviteyi sürdürmek ve uyku saatlerini mümkün olduğunca sabit tutmak önemlidir. D vitamini içeren yağlı balıklar ve yumurta sarısı gibi besinlere dengeli beslenme içerisinde yer verilebilir. Bununla birlikte beslenme veya güneş ışığından yararlanma konusunda herkese uygun tek bir yaklaşım bulunmadığını unutmamak gerekir. Kış aylarında sosyal ilişkilerin sürdürülmesi ve kişinin kendisini iyi hissettiren aktivitelere zaman ayırması da ruhsal iyilik halini destekleyebilir. Özellikle iki haftadan uzun süren düşük ruh hali, belirgin isteksizlik, uyku ve iştah değişiklikleri ya da günlük yaşamı olumsuz etkileyen yorgunluk durumunda profesyonel destek alınmalıdır. Kış aylarında yaşanan her değişim bir hastalığın belirtisi değildir; ancak vücudun verdiği sinyalleri sürekli olarak mevsime bağlamak da altta yatan bir sağlık sorununun gözden kaçmasına neden olabilir" önerilerinde bulundu.

OKUL ZİLİ ÇALMADAN ANNE BABALARA KRİTİK UYARILAR Haber

OKUL ZİLİ ÇALMADAN ANNE BABALARA KRİTİK UYARILAR

Yaz tatilinin sona ermesine kısa bir süre kala çocukların okul düzenine yeniden hazırlanması önem taşıyor. Medicabil Nilüfer Hastanesi Klinik Psikoloğu ve Psikoterapisti Görkem Polat, ekran kullanımından uyku düzenine, sorumluluklardan okul algısına kadar ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları anlattı. Yaz tatilinde çocukların günlük rutinlerinin değişmesiyle oyun ve hobiler için ayrılan zaman artarken, okulun başlamasıyla birlikte akademik sorumlulukların da yeniden gündeme gelmesi gerekiyor. Oyunun çocukların ruhsal gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Klinik Psikolog ve Psikoterapist Görkem Polat, oyun ve hobilerin çocukların kendilerini ifade etmeleri ve yaratıcılıklarını geliştirmeleri açısından önemli olduğunu söyledi. Görkem Polat, “Okulların açılmasına kısa bir süre kala çocukların akademik sorumlulukları ile oyun ve hobileri dengeleyebilecekleri bir düzene geçmeleri gerekiyor” dedi. Ekran ve uyku düzenine dikkat Tatil döneminde artabilen telefon ve tablet kullanımının okul başlamadan yaklaşık iki hafta önce kademeli olarak azaltılması gerektiğini belirten Polat, çocukların okul döneminde uygulanacak teknoloji kullanım düzenine önceden geçmelerinin uyumu kolaylaştıracağını ifade etti. Uyku düzeninin öğrenme süreçleri üzerinde önemli etkisi bulunduğunu vurgulayan Görkem Polat, tatilde bozulan uyku saatlerinin de okul başlamadan yaklaşık bir hafta önce okul düzenine göre ayarlanmasını önerdi. Çocukların yaşlarına uygun ev işlerinde sorumluluk almalarının ise hem sorumluluk bilincini hem de okul kurallarına uyumlarını desteklediğini kaydetti. “Yaramazsın” mesajından kaçının Ebeveynlerin okul öncesinde kullandıkları dilin çocukların okula bakışını etkileyebileceğine dikkat çeken Polat, negatif uyarılar yerine çocuğun geliştirdiği özelliklere ve yeni dönemde kazanacağı deneyimlere vurgu yapılmasını önerdi. Klinik Psikolog ve Psikoterapist Görkem Polat, “Çok hareketli bir çocuğa ‘Bu sene öğretmenlerini ve arkadaşlarını üzme, daha sakin ve akıllı ol’ demek, çocuğun kendisini ‘yaramaz’ olarak algılamasına neden olabilir. Bunun yerine önceki yıllarda geliştirdiği özellikleri hatırlatmak ve yeni beceriler kazanacağına vurgu yapmak daha sağlıklı olacaktır” diye konuştu. Öğretmen ve okulun korku veya ceza unsuru olarak kullanılmaması gerektiğini de belirten Polat, “Böyle yaparsan öğretmenin kızar”, “Öğretmenin seni sevmez” ya da “Müdür seni okuldan kovar” gibi ifadelerin çocukta okul kaygısını artırabileceğini söyledi. İlk kez okula başlayacak çocuklarda güven önemli Okula ilk kez başlayacak ve ailesinden ayrılmakta zorlanan çocuklarda öncelikle ebeveynlerin sakin olması gerektiğini ifade eden Polat, çocuğa okuldan sonra ne olacağının açıkça anlatılmasının güven duygusunu güçlendireceğini belirtti. Çocuğa kimin alacağı, eve nasıl döneceği ve ebeveyninin ne zaman geleceği konusunda bilgi verilmesinin belirsizliği azaltacağını söyledi. Öz bakım becerilerinin de okul uyumunda önemli olduğunu vurgulayan Polat, çocuğun zorlandığı becerilerin okul başlamadan önce desteklenmesi gerektiğini kaydetti. Haftada üç gün yürüyüş yapmanın da çocukların dikkat ve konsantrasyon özelliklerini destekleyebileceğini ifade etti. Çocuklar birbirleriyle kıyaslanmamalı Her çocuğun kendine özgü özellikleri bulunduğunu belirten Medicabil Nilüfer Hastanesi Klinik Psikoloğu ve Psikoterapisti Görkem Polat, çocukların arkadaşlarıyla kıyaslanmasının hem ruhsal hem de akademik gelişim açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Öğrenmenin yalnızca akademik başarıdan ibaret olmadığını vurgulayan Polat, çocukların hobi ve ilgi alanlarının desteklenmesinin öğrenme kültürlerinin gelişmesine katkı sağladığını söyledi. Ailelere çocuklarıyla iletişim kurarken yalnızca ders ve başarıya odaklanmamalarını öneren Polat, “Günün nasıl geçti, eğlendin mi?” sorusunun çocukla sağlıklı iletişim açısından önemli olduğunu ifade etti. Çocukların bağımsız bireyler olarak gelişebilmesi için sağlıklı sosyalleşmenin önemine de dikkat çeken Polat, öğretmenler ve oyun arkadaşlarıyla kurulan ilişkilerin bu süreçte önemli bir rol oynadığını belirterek, ailelerin çocuklarını yalnızca akademik açıdan değil, sosyal ve duygusal yönden de desteklemeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

Aşırı sıcaklar beyin fonksiyonlarını etkiliyor! Haber

Aşırı sıcaklar beyin fonksiyonlarını etkiliyor!

Uzun süreli sıcak maruziyetinin dikkat, konsantrasyon ve karar verme süreçlerinde yavaşlamaya yol açabildiğini aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Beyin, sıcak ortamda aynı anda hem bilişsel görevleri sürdürmeye hem de vücut ısısını dengelemeye çalışır. Bu durum bir anlamda sinir sisteminin kaynaklarını iki farklı göreve bölmesi anlamına gelir.” dedi. Sıcak çarpmasının ise ciddi nörolojik hasarlara kadar ilerleyebilen bir tabloya neden olabileceğine dikkat çeken Alp, düzenli sıvı tüketimi ve doğru önlemlerle sıcaklığın beyin üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılabileceğini vurguladı. Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, aşırı sıcakların beyin fonksiyonları, bilişsel performans, ruh hali ve nörolojik sağlık üzerindeki etkileri ve korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu. AŞIRI SICAKLAR BEYNE GİDEN KAN AKIMI VE OKSİJEN MİKTARINI AZALTABİLİYOR! Beynin, vücut ağırlığımızın yaklaşık yüzde 2'sini oluşturmasına rağmen toplam enerjinin yaklaşık yüzde 20'sini tüketen son derece hassas bir organ olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Yüksek sıcaklıklarda organizma öncelikle vücut ısısını sabit tutmaya çalışır. Bu süreçte cilt damarları genişler, terleme artar ve dolaşım sistemi yeniden düzenlenir.” dedi. Ancak aşırı sıcak koşullarda sıvı ve elektrolit kaybı ortaya çıktığında beyne ulaşan kan akımı ve oksijenlenmenin etkilenebileceğine işaret eden Alp, “Bunun sonucunda dikkat, karar verme, işlem hızı ve yürütücü işlevler gibi üst düzey bilişsel süreçlerde geçici bozulmalar görülebilir. Ayrıca sıcaklık artışı, sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan nörotransmitter sistemlerinin çalışma dengesini de etkileyebilir. Bu nedenle kişi kendisini daha yorgun, dalgın ve zihinsel olarak daha yavaş hissedebilir.” şeklinde konuştu. SICAK HAVA KARAR VERME SÜREÇLERİNİ YAVAŞLATABİLİR! Araştırmaların özellikle uzun süreli sıcak maruziyetinin dikkat, konsantrasyon, çalışma belleği ve problem çözme performansında azalmaya yol açabileceğini gösterdiğini dile getiren Zeynep Betül Alp, “Beyin, sıcak ortamda aynı anda hem bilişsel görevleri sürdürmeye hem de vücut ısısını dengelemeye çalışır. Bu durum bir anlamda sinir sisteminin kaynaklarını iki farklı göreve bölmesi anlamına gelir. Sonuç olarak zihinsel performans düşebilir, hata yapma olasılığı artabilir ve karar verme süreçleri yavaşlayabilir. Özellikle yaşlı bireyler, çocuklar, kronik hastalığı olan kişiler ve yoğun zihinsel performans gerektiren işlerde çalışanlar bu etkilerden daha fazla etkilenebilir.” ifadelerini kullandı. SUSUZLUK BEYİN FONKSİYONLARINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR! Dehidrasyonun, yani vücudun susuz kalmasının, beyin fonksiyonlarını doğrudan etkileyen önemli bir faktör olduğuna dikkat çeken Alp, şunları söyledi: “Beynin yaklaşık yüzde 75'i sudan oluşur ve sinir hücrelerinin sağlıklı çalışabilmesi için uygun sıvı-elektrolit dengesi gereklidir. Vücut sıvısı azaldığında kan hacmi düşer ve beynin beslenmesi zorlaşabilir. Bunun yanında sodyum ve potasyum gibi elektrolitlerdeki değişimler sinir hücrelerinin elektriksel iletişimini etkiler. Sonuç olarak dikkat azalması, zihinsel yavaşlama, unutkanlık hissi, baş ağrısı, reaksiyon süresinde uzama ve karar vermede güçlük görülebilir. Bazı çalışmalar, hafif düzeydeki sıvı kaybının bile bilişsel performansta ölçülebilir düşüşlere yol açabileceğini göstermektedir.” Sıcak çarpmasının tıbbi açıdan acil müdahale gerektiren ciddi bir durum olduğuna dikkat çeken Zeynep Betül Alp, “Vücut sıcaklığı aşırı yükseldiğinde beyindeki koruyucu mekanizmalar yetersiz kalmaya başlar.” dedi. Bu süreçte kan-beyin bariyerinin bütünlüğünün bozulabileceğini aktaran Alp, “Sinir hücrelerinde metabolik stres gelişebilir ve yaygın inflamatuvar yanıt ortaya çıkabilir. Aynı zamanda hücresel proteinler zarar görebilir, oksidatif stres artabilir ve bazı bölgelerde ödem gelişebilir. Klinik olarak bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, yönelim kaybı, davranış değişiklikleri, nöbetler ve ağır vakalarda koma görülebilir. Tedavi gecikirse kalıcı nörolojik hasar riski ortaya çıkabilir.” açıklamasını yaptı. Yüksek sıcaklıkların uyku kalitesini bozabileceğini, fiziksel rahatsızlık hissini artırabileceğini ve kişinin stres toleransını azaltabileceğini vurgulayan Alp, “Bunun psikolojik sonuçları olarak gerginlik ve tahammülsüzlük ortaya çıkabilir. Öte yandan sıcaklık, beyindeki serotonin, dopamin ve diğer nörotransmitter sistemlerini de etkileyebilir. Dehidrasyon ve yorgunluk da sinir sisteminin işleyişini değiştirerek irritabiliteyi artırabilir. Bu nedenle sıcak havalarda görülen sinirlilik, biyolojik ve psikolojik faktörlerin birlikte oluşturduğu bir tablo olarak değerlendirilmelidir.” diye konuştu. Beynimizi sıcak havanın olumsuz etkilerinden korumak için bazı önlemler alınabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Gün boyunca, susamayı beklemeden düzenli sıvı tüketmek, özellikle öğle saatlerinde uzun süre doğrudan güneş altında kalmamak, kapalı ortamların yeterli havalandırılmasını sağlamak, düzenli ve kaliteli uyku almak, yoğun fiziksel aktiviteleri günün daha serin saatlerine planlamak gerekir. Yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olan bireylerde sıcak stresine karşı daha dikkatli olunmalı. Terlemeyle kaybedilen sıvı ve elektrolitlerin dengeli biçimde yerine konmasına özen gösterilmeli. Beyin fonksiyonlarının sağlıklı sürdürülebilmesi için en kritik unsur, vücudun sıvı ve sıcaklık dengesinin korunmasıdır. Basit gibi görünen bu önlemler, sıcak havalarda bilişsel performansın korunmasına ve sıcaklığa bağlı nörolojik risklerin azalmasına önemli katkı sağlar.” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.